… Hân. Bu dârü'ş-şifâ eyle bir kân-ı devâ-yı hevâdârdır kim bi-emrillâh üç günde
hasta
şifâ bulur. Ve gâyetü'l-gâye üstâd-ı kâmil fassâd-ı âmil hukemâ ve cerrâhları v …
Andan bîmâristân-ı Süleymân Hân. Bu dârü'ş-şifâ eyle bir kân-ı devâ-yı hevâdârdır kim bi-emrillâh üç günde hasta şifâ bulur. Ve gâyetü'l-gâye üstâd-ı kâmil fassâd-ı âmil hukemâ ve cerrâhları var. Bu dâr-ı menâsın evsâfında lisân kâsırdır. Ammâ Bâyezîd Hân ve Selîm Hân'ın bîmârhâneleri yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 93a ·
metinde göster ·
… -i pür-envârın içinde medfûndur. Hâlâ ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır. Bir kerre bir
hasta
ziyâret etse bi-emrillâhi Ta‘âlâ şifâ bulur. Zîrâ Orhân Gâzî gibi ve Sultân Mus …
Mevlûdları Trabuzon'da vâkı‘ olup sene (---) târîhinde İslâmbol'da cülûs edüp müddet-i saltanatları 32 sene oldu ve ömr-i azîzleri 57 sene olup sene 918 târîhinde terk-i fânî etdikleri Edirne kurbünde Havsa kasabasında vâkı‘ olmuşdur. Andan na‘ş-ı şerîfin İslâmbol'a getirüp câmi‘inin mihrâbı önündeki ravza-i Rıdvân içre olan kubbe-i pür-envârın içinde medfûndur. Hâlâ ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır. Bir kerre bir hasta ziyâret etse bi-emrillâhi Ta‘âlâ şifâ bulur. Zîrâ Orhân Gâzî gibi ve Sultân Mustafâ Hân gibi hâl sâhibi pâdişâh idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 99a ·
metinde göster ·
… evkâf tarafından harc-ı râh verüp mahâfe ve tahtırevânlar götürüp râh-ı gazâda
hasta
olanlara hidmet eder bir alay pâk ü pâkîze sulehâ-yı ümmetden kimesnelerdir. Bu …
Esnâf-ı huddâm-ı bîmâristân [u] mûristân: Beş tımârhânede huddâm 700, bunların pîri Ashâb-ı güzînden (---), Selmân-ı Pâk belin bağladı. Kabri ma‘lûmum değildir. Bu tâ’ife niçe tahtırevânlar üzre haste-hâllere tîmâr ve ta‘âm ve devâ vererek ubûr ederler. Bunlara cümle evkâf tarafından harc-ı râh verüp mahâfe ve tahtırevânlar götürüp râh-ı gazâda hasta olanlara hidmet eder bir alay pâk ü pâkîze sulehâ-yı ümmetden kimesnelerdir. Bu hastaların mâbeyninde hekîmbaşı ve cerrâhbaşı halîfeleri pür-silâh olup alayköşkü dibinden ubûr edüp sekizer kat mehterhâne çalarak ubûr ederler. (---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 158b ·
metinde göster ·
… htimâli yokdur. Ammâ her dânesi birer dirhem gelir gûyâ la‘l-i Bedahşândır. Bir
hasta
bir dânesin tenâvül etse ol ân hayât-ı câvidân bulur.
Ve Avretbâzârı kurbünde bir hâtûnun bâğçesinde lüffân nârları olur kim her biri bi-emrillâh birer buçuk vukıyye gelüp pâdişâha hedâyâ içün dânesin ikişer altundan bir mankır eksiğe vermek ihtimâli yokdur. Ammâ her dânesi birer dirhem gelir gûyâ la‘l-i Bedahşândır. Bir hasta bir dânesin tenâvül etse ol ân hayât-ı câvidân bulur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 180b ·
metinde göster ·
Hadîs-i Sahîh'den ihrâc olunmuşdur. Bu nehr-i Furât'a niçe nühûrlar mahlût olup kankı diyârlara uğraduğu bâlâda Erzurûm evsâfında tahrîr olunmuşdur. Terkîme bu mahalde ihtiyâc yokdur. Lâkin bu nehr-i zülâle Erzurûm sancaklarından Kiğı nâm livânın kûhlarında me‘âdin-i hadîd olup top güllesi dökerler, ol kûh-ı bâlâlardan niçe yüz uyûn-ı câriyeleri demir ma‘denlerine uğrayup andan âb-ı zülâl-i nehr-i Furât'a mahlût olup sehl ta‘amına ve lezzetine halel verir. Ammâ mezkûr Dumlu Sultân Kayası'ndan tulû‘ edüp tâ Kiğı sancağına varınca âb-ı hayâtdan nişân verir bir Kevser-i ıllıyyîndir. Üç kerre hasta kimesne nûş etse bi-emrillah şifâ bulur. Anınçün ahâlî-i Erzurûm cümle ten-dürüstdür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 326b ·
metinde göster ·
… şân yanında iki add ekmekler âşkâredir. Bu hammâm bu gûne ziyâretgâh-ı azîmdir.
Hasta
girse bu hammâma bi-emrillah şifâ bulur. Netîce-i merâm bu hammâm-ı dilküşânın …
Menâkıb-ı Pîr Dede: Ebü'l-feth Gâzî pederi Murâd Hân-ı Sânî, bu Merzifon şehrinde câmi‘ ve hân [ve] medrese binâ ederken münâfıkîn ve münkirînler, Pîr Dede Sultân'ı Murâd Hân'a geçüp pâdişâhı "Pîr De[de] nisvânlar ile hammâma girüp ba‘zı hâtûnlara kîse ve sabun sürüp gûnâ-gûn hizmetler edüp 'Bu senin karnındaki erkekdir ve bu senin karnındaki dişicedir. Kızım olsun ismini Râbi‘a ko' deyü muğayyebât-ı hamsdan dem urup böyle kâfir ve zındîk ve mülhid ve bî-mezheb cevlâkî ışıkdır", deyü ol kadar iftirâ-yı mahzlar ederler kim hemân Murâd Hân gazab-âlûd olup niyyetü'l-gazâ deyüp kılıç kuşanup bu hammâmda Pîr Dede Sultânı hammâmı içre futa kuşanmış görür. Ammâ taşrada şallâk u mallâk ve uryân gezer bir mecâzibûndan er kimesne imiş. Murâd Hân eydür: "Bre mel‘ûn ışık! Sen niçün bu kadar ümmeti Muhammedin nâ-mahrem havâtînleriyle hammâma girüp niçe nisvân-ı sâhib-ısyâna kîse sürersin" didikde "Beğim! Ben dîn-i mübîn-i a‘lâ çobanının hizmetkârıyım. Ol hâtûnlar dîn [ü] îmân damızlığıdır. Anlardan kibâr-ı kümmelîn ve ulemâ-yı müfessirînler müştak olur. Ben anlara seyislik edüp timar etmeğiçün hammâma girmek değil, eben böyle kârgîr hammâm dîvârına girerim" deyü Bismillah ile hammâmın cânib-i şarkîsinde olan dîvâra girer. Hâlâ mübârek arkası dîvâra gömülüp te’sîr etdüğü yer zâhir ü bâhirdir. Sultân Murâd eydür "Dede! Ben seni şu kılıç ile şer‘-i Resûl üzre katl 347a etmeğe geldim" deyü Dede üzre kılıç çekerek De[de] eydür "Murâd Beğ! Şer‘ ile zâhir edâ-yı hizmet etdin, ammâ bu işe me’mûr değilsin. Sığala oğlu elinden kâfirler İzmir kal‘asın aldı. Timur-leng alamamışken Firenk ile Urum istîlâ edüp {aldı}. Var halâs edüp fâtih-i İzmir ol ve şu ekmeği ye" deyü hammâmın iki kıt‘a beyâz mermerin zemînden koparup mermeri hamîr gibi yoğurup ramazân pidesi gibi iki ekmeği söbüce edüp tırnak ile tırnaklayup birin Murâd Hân'a verir, "Var İzmir'i feth eyle" der. Birin Şehzâde Ebü'l-feth'e verüp "İkinci hılâfetde Mehemmed İslâmbol'u feth edüp bu etmeği İslâmbol'da ye" deyü Şehzâde Ebü'l-feth'e İslâmbol'un fethin dahi tebşîr etdükde Murâd Hân, Dede Pîr Sultân'ın pâyine yüz sürüp ba‘dehû mu‘tekid-i tâmmı olup İzmir'i feth eder. Yigirmi altı seneden sonra Ebü'l-feth İslâmbol'u feth edüp babası Murâd Hân ve Ebü'l-feth Hân, Pîr Dede Sultân'ın âsitânesine üç yüz altmış altı pâre kurâ vakf ederler. Ve bu Merzifon şehri de ol sultânın evkâfıdır. Dârü's-sa‘âde ağaları nâzırıdır. Her sene birer mütevellîsi gelüp evkâf kurâların üç yüz atlı ile zabt edüp imâretin ve âyende vü revendeye ni‘meti ve şa‘îrin ve üç yüz du‘â-gûyân ve müsebbihîn ve mu‘arrifîne vazîfe-i mu‘ayyenelerin verir. Hâlâ ol mezkûr beyâz mermer ekmekler Pîr Dede Sultân arkasıyla dîvâra girdiği nişân yanında iki add ekmekler âşkâredir. Bu hammâm bu gûne ziyâretgâh-ı azîmdir. Hasta girse bu hammâma bi-emrillah şifâ bulur. Netîce-i merâm bu hammâm-ı dilküşânın medhinde cemî‘î şâirler âcizlerdir. İlm-i sîm[y]â ile Ebu Alî Sînâ hakîmin binâ etdüğü hammâma mu‘âdil bir hammâm-ı ziyâretgâh-ı cân-sitândır. Andan bu şehr-i rûşen-âbâdın cemî‘î hânelerinin şâhnişîn ve derveze ve revzenleri kıble cânibine sahrâ-yı Merzifon'a nâzırdır. Bâd-ı sabâ rîhı bu şehr içre deverân etdüğünden cemî‘î ahâlîsi tendürüstlerdir. Niçe bigi ehl [u] iyâliyle Merzifon'un ensesindeki Deşan dağı yaylağına çıkup altı ayda anda Türkmân kabîleleriyle yayla fasılları ederler. Bu yaylanın vasfında lisân-ı meddâhân kâsırlardır. Bu yayla tâ kadîm-i evvelde Âl-i Dânişmendiyân ile diyâr-ı Mâhân-ı Horâsân'dan gelüp bu diyârı feth idelden beri bu yayla Deşan oğullarına temlîken kayd-ı hayât ile an-anhü ile mülk-i mevrûslarıdır. Deşan oğulları Seydî Beğ nâm bir benâmın hâlâ mülküdür. Yayla hakkın niçe yüz bin devâbâtdan alır. Ve bu yayladan niçe yüz âb-ı hayâtlar cereyân edüp nısfı Merzifon şehrinin bâğ u bâğçelerin saky eder. Ve cümle nevâhî kurâlarının mezra‘a yerlerin reyy eder. Bu Merzifon diyârının hâli oldur kim bârân-ı rahmet ne kadar nâzil olsa elbette yine Deşan dağlarının âb-ı revânlarıyla mezra‘alarını reyy etmeseler mahsûl vermez. Ammâ hubûbâtı ol kadar vefret üzre olur kim Arapça nassı üzre bir buğday dânesinden yigirmi ve on beş karındaş çıkup her sünbülde yüzer dâne olduğu hînde bir kilesi seksen kile mahsûl verir, arz-ı mahsûldârdır. Elbette mezra‘aları susuz olmaz. Anınçün bu Merzifon'da Deşan yaylasından cereyân eden uyûn-ı zülâllerin mîrâv ağası vardır. Deşan oğulları da andan hâsıl ola[n] mâl-ı firâvândan hisse verirler, yahşi ağalıkdır. Bu nehirler üzre ağalar olmasa Merzifon halkı birbirlerini katl ederlerdi. Yine el’ân niçe gavgalar olur. Ve Deşan yaylasından cereyân eden uyûn-ı câriyelerin bir fırkası Köprü şehrine akup bâğ ve besâtîn ve mezâri‘âtların saky eder. Ve bir fırkası Lâdik şehri ovasında Kavza kadılığı nâhiyesine akar. Ve bir bölük nehri cânib-i şimâle Osmâncık tarafında ovalara akup cemî‘î bâğları ve besâtînleri reyy eder. Böyle bir kûh-ı azîm ve yaylağ-ı kadîm Deşan dağıdır kim şehr-i Merzifon'a hayât veren bu Deşan dağı uyûnlarıdır. Ve bu şehr-i Merzifon bayırlı yerlere vâkı‘ olup arkasın Deşan dağına vermişdir ve Amasiyye bu şehrin kıblesinde on beş sâ‘atdir. Ve şehr-i Lâdik on iki sâ‘at yerdir ve Osmâncık on altı sâ‘at yerdir ve Gümüş şehri on sâ‘at yerdir ve kasaba-i Gergerân sekiz sâ‘atlik ve Deşan dağının şimâl cânib-i eteğinde Koca kal‘ası Köprü şehrine nâzırdır. Ol kal‘aya varınca (---) sâ‘at yerdir. Ve Merzifon'dan çıkup Deşan dağın aşup şimâle (---) sâ‘at gidüp şehr-i Köprü'dür ve yine Merzifon'dan üç menzilde cânib-i şimâle kal‘a-i Samsun'a varılır, Merzifon'un iskelesidir. Ba‘zılar Sinop iskelesine giderler, ammâ Samsun Merzifon'a karîbdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 346b–347a ·
metinde göster ·
… r. Âb [u] hevâsı latîf olduğundan Kılıç Arslan oğlu Ya‘kûb Mirza'yı ve niçe yüz
hasta
çorluları bu şehre gönderüp ifâkat bulduklarından Çorum nâmıyla müsemmâ bir şeh …
Kavm-i İslâm binâsıdır, ammâ Allahu a‘lem Selçûkiyân'dan Kılıç Arslan Şâh binâsıdır. Âb [u] hevâsı latîf olduğundan Kılıç Arslan oğlu Ya‘kûb Mirza'yı ve niçe yüz hasta çorluları bu şehre gönderüp ifâkat bulduklarından Çorum nâmıyla müsemmâ bir şehr-i ma‘mûrdur. Ammâ a‘yân-ı ulemâ-yı vilâyet hüsn-i tevcîh edüp "Cûr-ı Rûm"dan galat "Çorum" derler deyü hüsn-i ta‘bîr ederler. Âl-i Dânişmendiyye destine girmişdir. Anlardan sene (---) târîhinde Yıldırım Hân istîlâ eylemişdir. Sivas eyâletinde sancak beği tahtıdır. Beğinin taraf-ı pâdişâhîden hâss-ı hümâyûnı 300.000, ze‘âmet 19 ve timar 310 ve alaybeğisi ve çeribaşısı ve yüz elli akçe kazâdır. Ve (---) nâhiyedir. Senevî kazâsından beş kîse hâsıl olur. Şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve a‘yân [u] eşrâfı ve kal‘a dizdârı ve neferâtları ve kapan emîni ve muhtesibi ve şehir nâ’ibi ve şehir subaşısı vardır. Ve sipâh kethüdâyeri beğine mu‘âdil kerr u fer sâhibi hâkimdir. Ve kapukulu serdârı dahi müte‘azzım âdemler olur. Zîrâ bu Çorum sancâğında askerî tâ’ifesi gâyet çokdur ve eşkıyâ ve zorba yeridir. Hattâ bizim paşayı bu şehre kondurmak istemediler. Mâbeyne muslihîn girüp mahkeme-i şer‘de yâfteler verüp cümle şehr hânelerinde üç gün meks etmek fermân olundu. Bu şehr cümle kırk iki mahalle ve kırk iki mihrâbdır. Ve cümle dörd bin üç yüz bâğlı ve bâğçeli kiremitli ve hâk-i amber-i pâk ile mestûr hâne-i ma‘mûrlardır. Ve cümle tokuz hutbedir. Cümleden ma‘mûr selâtîn-i selef Sultân Murâd Câmi‘i, kurşum kubbeli câmi‘-i rûşendir. Lâkin bir minârelidir. Anı dahi yıldırım urup münhedim etmişdir. {Ammâ Sultân Alâeddîn Câmi‘in Süleymân Hân ta‘mîr etmişdir. Be-dest-i Mi‘mâr Sinân Ağa} Ammâ bu câmi‘ çârsû içinde vâkı‘ olmağıla cemâ‘ati çokdur. Ve Tahılbâzârı Câmi‘i ve Beğ Câmi‘i ve Defterdâr Câmi‘i ve Medrese Câmi‘i ve Ağa Câmi‘i. Ammâ Murâd Hân Câmi‘i'nden mükellef kurşumlu câmi‘ yokdur. Mâ‘adâ mesâcidlerdir. Yeni hammâm gâyet latîfdir. 350b(---)(---)(---) câmi‘ine
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 350a–350b ·
metinde göster ·
… mamın alâmetidir. Ve gemim fırtına-i azîme uğraduğu hâlâ vücûdum zevrakı râygân
hasta
olduğumdur. Ve sehel kaldı ki gemi gark olayazdı dedikleri bir iki gün mukaddem …
Ve Sarâyburnu'ndan bostâncıbaşı geldüğü ve gemi direğin kesdüğü pâdişâh tarafından bir bostâncı hasekisi gelüp mevtim haberine muntazır olup amûd-ı devletimden bir âdemim öldüğün görmesi işâretidir. Direk kesilüp fırtına teskîn olması bir ulu âdemim ölünce ben halâs olmamın alâmetidir. Ve gemim fırtına-i azîme uğraduğu hâlâ vücûdum zevrakı râygân hasta olduğumdur. Ve sehel kaldı ki gemi gark olayazdı dedikleri bir iki gün mukaddem vücûdumda sedd-i ramak kaldığı idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 144b ·
metinde göster ·
… r semiz at eti yiyüp ve kımız nâm at südü içüp ve peynirli Çerkes pasdası yeyüp
hasta
oldu. Bu ta‘âmlar ise cümle kabızdır.
Bu azîmetden sonra üç kerre sûre-i Mu‘avvizeteyn'i tilâvet edüp 173b Mehemmed Paşa'nın vechine ve endâmına üfleyüp ba‘de'd-du‘â ve's-senâ yerimizde sâkin olduk. Biemrillahi Te'alâ ağzının yârı ve sâlyarı akmayup sehel ifâkat buldum, deyüp bu hakîre bir kafa kürk-i semmûr ve bir kîse guruş ihsân etdi. Netîce bu uslûb-ı sâbık üzre yedi gün müdâvemet edüp azîmetler kırâ’at ederdim. Ol gün paşa efendimiz Mehemmed Paşa'dan müfârakat edüp doğru sa‘âdetlü pâdişâha varup sadrıa‘zam ahvâlin i‘lâm eyledikde pâdişâh-ı zîşân kızlarağasıyla sadrıa‘zama vâfir hedâyâlar gönderüp hâl [ü] hâtırdan su‘âl etdiler. Anlar dahi "Ben sâhib-i firâş oldum. Umûr-ı müslimîn mu‘attal olmasun içün karındâşımız Melek Ahmed Paşa'yı kâ’im-i makâm eylen" deyü ricâ edüp dârüssa‘âde ağasıyla telhîs eyledi. Ve arzı hayyiz-i kabûlde vâki‘ olup sene (---) târîhinin mâh-ı (---) günü efendimiz Melek Ahmed Paşa, Bıyıklı Çerkes Mehemmed Paşa'nın yerine emâneten kâ’im-i makâm-ı âlîşân olup sa‘âdetlü pâdişâhdan bir semmûr hil‘at-i fâhire giyüp umûr-ı müslimîne takayyüd eyleyüp her bâr yine Dervîş Mehemmed Paşa selâmına varup hâl ü hâtır soruşup sâhib-i firâş iken yine cümle umûr-ı mu‘azzama ve azl ü nasb anların re‘y [u] tedbîriyle idi. Tâ altı ay bu minvâl üzre Dervîş Mehemmed Paşa sâhib-i firâş sadrıa‘zam, Melek Ahmed Paşa kâ’im-i makâm-ı mu‘azzam olup elbette üç ay gurresinde mevâcib çıkmak mukarrer idi. Ve tershâne mühimmât [u] levâzımâtı her cihetden âmâde idi. Ve cezîre-i Girid'e üç bin asker-i imdâd ve hazîne elbette giderdi. Bu mâbeynde sadrıa‘zam kâh hoş-hâl kâh mizâcı pür-melâl olup hikmet-i Hudâ sehel ifâkat bulmuşken Çerkes âdemîsi olup Tatar ile üsdiğinden bir semiz at eti yiyüp ve kımız nâm at südü içüp ve peynirli Çerkes pasdası yeyüp hasta oldu. Bu ta‘âmlar ise cümle kabızdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 173a–173b ·
metinde göster ·
girse bi-emrillah şifâ bulur. Bir havz-ı kebîri vardır ve âb u hevâsı latîf ham …
Evvelâ cümleden Rûmiyye Şeyhi hammâmı, binâ-yı azîm ve ziyâretgâh-ı kadîmdir. Ekseriyyâ hasta girse bi-emrillah şifâ bulur. Bir havz-ı kebîri vardır ve âb u hevâsı latîf hammâm-ı rûşenâdır ve hammâm-ı Kelenter, bu dahi zîbâ hammâm-ı hûbdur ve dellâkleri mahbûbdur ve Daroğa hammâmı ve Korkud Hân hammâmı bunlar cümle havzlı hammâmlardır, ammâ niçe yüz hânedân hammâmları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 294b ·
metinde göster ·
… ş. Ancak kendüleri el-Melikü'l-Mansûr-ı Devvânıkî nâm pâdişâhın mahpeshânesinde
hasta
iken vasiyyet edüp kazâ kabûl etmediğiyçün hapisde {80 yaşında} merhûm olup hal …
Sene 941 târîhinde bizzât Sultân Süleymân Hân aleyhi'r-rahmeti ve'r-rıdvân hazretlerinin binâ-yı müteberrikesidir. Hattâ mukaddemâ Kızılbaş Bağdâd'a istîlâ etmezden mukaddem kal‘a-i Bağdâd Sünnniyândan Uzun Hasan-ı Bayındırî destinde iken ol asırda İmâm-ı A‘zam'ın bir Sünnî türbedârının vâkı‘asına İmâm-ı hümâm girüp "Benim kabrim üzre sandûkamı filân mahaldeki mezâra koy kim anda azâb-ı nâra müstahak bir kefere medfûndur" dedikde türbedâr hâbdan bîdâr olup İmâmın ta‘lîmi gibi eder. Meğer ol asırda İmâmın kabr-i münevveresinde kıbâb u hübâb u tekellüfden bir şey yok imiş. Ancak kendüleri el-Melikü'l-Mansûr-ı Devvânıkî nâm pâdişâhın mahpeshânesinde hasta iken vasiyyet edüp kazâ kabûl etmediğiyçün hapisde {80 yaşında} merhûm olup halîfeleri kendüyi sünnet üzre defn ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 343b ·
metinde göster ·
"İlahî bu halvete giren hasta girse şifâ bula" buyurmuşlar. İlâ hâze'l-ân ol halvete marîz girse bi-emrillâhi Te‘âlâ şifâ bulur. Çârsû içinde Eski hammâm dahi havâsı ve binâsı hûb u müferrah ü dil-küşâdır. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 169a ·
metinde göster ·
… -i garbı ve cenûbu ve kıblesi tarafında olan dağlar ve bâğlar içre Sivas vezîri
Hasta
Ken‘ân Paşa ve Mar‘ayş vezîri Sührâb Mehemmed Paşa ve Çatrapatrazâde Ali Paşa v …
Cemî‘i kâfiristânda eyle meşhûrdur kim "Bu Budin altındaki sahrâ âdem deryâsıyla leb-ber-leb olup kîle gibi dolarsa ol askere mukâ[ve]met olmaz" derler. "Eğer Kile sahrâsı dolmaz ise ol asker ile mukâvemet mümkündür" deyü bu sahrâya anıniçün Kile sahrâsı derler, ammâ Hudâ âlimdir bu sene-i mübârekede bu Gerz İlyâs dağından bu ordu-yı İslâmı temâşâ etdiğimde Hudâ'ya ayândır, Kile sahrâsı çet-a-çet tınâb tınâba âdem deryâsı meks etdiğinden mâ‘adâ bu sahrâ-yı bî-pâyânın cânib-i garbı ve cenûbu ve kıblesi tarafında olan dağlar ve bâğlar içre Sivas vezîri Hasta Ken‘ân Paşa ve Mar‘ayş vezîri Sührâb Mehemmed Paşa ve Çatrapatrazâde Ali Paşa ve Cân Arslan Paşa 89b ve Kurd Paşa ve bizim efendimiz Kadızâde İbrâhîm Paşa ve niçe mîr-i mîrânlar ve gayri sâde ümerâlar mezkûr Kile sahrâsında bir tengetir haymecik kuracak yer bulmayup yer götürmez askerleriyle cümle mezkûr mîr-i mîrânlar Kile sahrâsı hâricinde dağlar ve bâğlar içre meks edüp cânib-i erba‘alarına karavullar ta‘yîn eylediler. Tâ bu mertebe asâkir-i İslâm'ın kesret [ü] vefreti var idi, zâdekâllâhu Ta‘âlâ.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 89a–89b ·
metinde göster ·
… nıma gelmek isterler, ammâ aslâ yanıma uğratmadım, zîrâ niçe kerre olmuşdur kim
hasta
ve mecrûh şekilli âdemler âdemi atından yıkup atına binüp firâr eder, zîrâ atal …
Hemân ormanlar içre pinhân olmuş âdemlerin cümlesi mecrûh meydân-ı mahabbete çıkup niçe piyâde bîçâre ve âvâreler yanıma gelmek isterler, ammâ aslâ yanıma uğratmadım, zîrâ niçe kerre olmuşdur kim hasta ve mecrûh şekilli âdemler âdemi atından yıkup atına binüp firâr eder, zîrâ atalardan kalmış sözdür, "At binenin, kılıç kuşananın" demişler, ammâ ba‘zı yaralulara "Gayret eylen şehbâzım" deyü tesellî-i hâtır vererek ve sergüzeşt [ü] serencâmımızı birbirlerimize nakl ederek ileri ve gerü bakarak giderken hemân bizim mukaddemâ firâr eden Tatar askerinden iki bin mikdârı çatal atlı Tatar dostlarımız gelüp, Hudâ cümlesin yarlığasın, gerçi Tatar-ı adû-şikâr, tîz-firâr bî-karârlardır, ammâ bize karîb gelüp hakîr cümlesine ricâ edüp asker-i İslâm'ın mecrûh olanların cümle boş atlarına bindirüp cümle koş kol yedekler olup cümle altı yüzden mütecâviz mecrûh ve meksûru'l-bâl ve bî-mecâl yiğitler atlar üzre huzûr ile giderken kâmil iki sâ‘at yer gidüp câ-be-câ şühedâlarımız cümle başsız ve zekerlerinin sünnet yeri nâhunları kesilmiş ve bu taraflarda dahi niçe mecrûhlar gelüp cümle Tatar atlarına bindirüp giderken on bin kadar salt atlı ve çatal atlı âdemler henüz bizim münhezim olup tav tavlanmış ve sav savlanmış olan cenge henim imdâda giderler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 125b ·
metinde göster ·
… hi üzre sâzende mehterbaşı bir fasl-ı kasîr ederken hemân Kuzu Ali Ağa kendünün
hasta
eli gibi za‘ferânlı sarımtırak elini Süleymân Hân'ın sakalına yapışup tarak ist …
"Ve aleykümü's-selâm pâdişâhım, yaşın uzun olsun ve devletin dâ’im olsun. Tanrı pâdişâhımıza çok yıllar ömürler versin" dedikde 174a Sokollu'nun tenbîhi üzre sâzende mehterbaşı bir fasl-ı kasîr ederken hemân Kuzu Ali Ağa kendünün hasta eli gibi za‘ferânlı sarımtırak elini Süleymân Hân'ın sakalına yapışup tarak ister işâreti eder şekilli hareket edince hemân Silihdâr Ca‘fer Ağa tarak verüp Ali Ağa tarağı alup Süleymân Hân'ın sakalın hasta harekâtı eder gibi hareket ederek tararken cümle guzât,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 173b–174a ·
metinde göster ·
… mân Silihdâr Ca‘fer Ağa tarak verüp Ali Ağa tarağı alup Süleymân Hân'ın sakalın
hasta
harekâtı eder gibi hareket ederek tararken cümle guzât,
"Ve aleykümü's-selâm pâdişâhım, yaşın uzun olsun ve devletin dâ’im olsun. Tanrı pâdişâhımıza çok yıllar ömürler versin" dedikde 174a Sokollu'nun tenbîhi üzre sâzende mehterbaşı bir fasl-ı kasîr ederken hemân Kuzu Ali Ağa kendünün hasta eli gibi za‘ferânlı sarımtırak elini Süleymân Hân'ın sakalına yapışup tarak ister işâreti eder şekilli hareket edince hemân Silihdâr Ca‘fer Ağa tarak verüp Ali Ağa tarağı alup Süleymân Hân'ın sakalın hasta harekâtı eder gibi hareket ederek tararken cümle guzât,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 173b–174a ·
metinde göster ·
… Görün âdemler, ben bu sinn-i sâlde bir pîr-i fânî bir ihtiyâr vezîr olam. Bakın
hasta
dediğiniz pâdişâhım beni ne hâle koyup sarığım boğazıma geçirüp yüzüm gözüm kan …
"Görün âdemler, ben bu sinn-i sâlde bir pîr-i fânî bir ihtiyâr vezîr olam. Bakın hasta dediğiniz pâdişâhım beni ne hâle koyup sarığım boğazıma geçirüp yüzüm gözüm kan etdi. ‘Bire mel‘ûn, bu kal‘a niçün bu zamâna dek feth olmadı, işte kılıç gibi kış geliyor. Benim kullarım kışa niçün kalır, tîz cellâd’ deyüp beni musâhibleri ricâ edüp, ‘Elbette kal‘aya yürüyüş eyle, yohsa seni de ve gayri vezîrleri ve ser-i kârda olanları kırarım’ deyü yemîn etdi. İmdi benim cânım pâdişâh beni öldürmeden ben sizi evvel kırarım ve illâ kal‘aya yürüyüş edüp bi-emrillâh feth edelim, pâdişâh kılıcından halâs olalım. Ölürsek kal‘a altınd[a] şehîd olalım" dedikde cümle vüzerâ vü vükelâ ve erbâb-ı dîvân Sokollu'nun sarığı boğazında ve yüzü gözü kan görünce hemân cümlesi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 174a ·
metinde göster ·
… fterdâr Ahmed Paşa defter ile kendü tevâbi‘ u levâhıklarına bezl etdi. Ve cümle
hasta
ve mecrûhları defterdâr ile dündâra (---) teslîm edüp bu mahalde 23b yeniçeri …
"Bire devletli vezîr, yakın yol selâmet istersen cümleden yakın ve selâmet Ustolni-Belgrad'dir. Gerçi kâfir içidir, ammâ selâmete doğrudur ve geri kaçmayup ileri kâfiristân sökerek çıkmış oluruz. Ve eğer Üstürgon'a ve Uğvar'a giderseniz ve Budin'e çıkarsanız cümle şâhrâh yoldur ve ol yola gitdiğimizden düşman dahi havf edüp ‘Türk belki Yanık kal‘asına gider, yâ Tata yâ Papa kal‘alarına yâ Pirestpirim veyâ Senmartin kal‘asına gider’ mülâhazasıyla küffâr havfe düşüp görürsüz. Elbette elçiyi çıkar" dediklerinde bu müşâvere cümlenin makbûlü ve pesendîdesi olup hadîs-i şerîfi tilâvet edüp Arapça deyü Fâtiha-i şerîfe tilâvet olunup Tatar Hânzâde Ahmed Geray Hân Sultân'ı Sadrıa‘zam huzuruna çağırup bir hil‘at-i fâhire ihsân edüp üç bin at toplara koşmak içün Tatar askerine yevmiyye üçer bin altun ücret verdiler ve yigirmi kerre yüz bin ok ve yedi bin aded yay Tatar askerine ihsân olunup hakîr bu mahalde Tatar ile konup göçerdim ve cebehâneden ba‘zı sakîl eşyâları ihrâk bi'n-nâr edüp üç bin gülleleri Defterdâr Ahmed Paşa defter ile kendü tevâbi‘ u levâhıklarına bezl etdi. Ve cümle hasta ve mecrûhları defterdâr ile dündâra (---) teslîm edüp bu mahalde 23b yeniçeri ağalığı mahlûlden Siyâvuş Paşa kethudâsı Muharrem Ağa'ya ihsân olundu. (---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 23a–23b ·
metinde göster ·
… hâkim merd nazar etmeyüp anlar gelmeğe cân atdılar, ammâ cümlesin küffâr gerüde
hasta
kalanları kırdılar.
Ve bu menzilde tûl-ı dırâz yol olmak ile niçe yüz mecrûh ve za‘îf ve bî-dermân hüddâmân-ı ehl-i îmân hıyâbân-ı çengelistân içre kaldılar. Anlara bir hâkim merd nazar etmeyüp anlar gelmeğe cân atdılar, ammâ cümlesin küffâr gerüde hasta kalanları kırdılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 24b ·
metinde göster ·
… r olmağile cemî‘i Âl-i Osmân askerinin bay u gedâsına ve pîr [u] cüvânlarına ve
hasta
vü mecrûhlarına mâlları ve cânları ve başlarıyla hidmet edüp var makdûrların sa …
Ve niçe bin asker Ustolni'ye geldiklerinde gûyâ kâlıb-ı bî-rûh âdemler âb [u] hevâsı latîf şehre girince çoğu mevtâya cân gelir gibi oldular, hayât-ı tâze ve sürûr-i dilnüvâze döndüler, zîrâ Ustolni'nin halkı gâyet garîb-dost âdemler olmağile cemî‘i Âl-i Osmân askerinin bay u gedâsına ve pîr [u] cüvânlarına ve hasta vü mecrûhlarına mâlları ve cânları ve başlarıyla hidmet edüp var makdûrların sarf etdiler. Hudâ cümlesinden râzî ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 27b ·
metinde göster ·
… bâf yorkanlı ve çârşâflı bu İstifani kenîsesinin tîmârhânesidir kim bizzât kral
hasta
olsa bu dâru'ş-şifâya gelir, zîrâ bu deyrde Eflâtûn ve Bokrât u Sokrât ve Batlî …
Cümle bu şehr-i ebharün kenârelerinde yedi yerde bîmârhâne vardır, ammâ cümleden ma‘mûr u müzeyyen sündüs ü istebrak misilli câme-hâbları cümle dîbâ vü şîb ü zerbâf yorkanlı ve çârşâflı bu İstifani kenîsesinin tîmârhânesidir kim bizzât kral hasta olsa bu dâru'ş-şifâya gelir, zîrâ bu deyrde Eflâtûn ve Bokrât u Sokrât ve Batlîmûs ve Feylekos u Feylesûf misilli hukemâlar bundadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 62a ·
metinde göster ·
… eri, Seğitvar kal‘ası altında sizin ığrando pâdişâhınız Süleymân Opol Kostantin
hasta
olup ölmüş. Biz size bu kal‘ayı verenlerden değiliz" deyü kal‘adan bu gûne sözl …
"Ey Türk askeri, Seğitvar kal‘ası altında sizin ığrando pâdişâhınız Süleymân Opol Kostantin hasta olup ölmüş. Biz size bu kal‘ayı verenlerden değiliz" deyü kal‘adan bu gûne sözler söylerler imiş. Pertev Paşa-yı âkıl tefekkür edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 83a ·
metinde göster ·
… Kalmık askeri bile idi. Sonra Edil suyu kenârında Moyinçak Şâh nâm pâdişâhları
hasta
olup babası olan Taysı Şâh, ‘Oğlum hastadır, seferi bırağup gelesiz’ deyü Kalmı …
"Belî, evvel iki kerre yüz bin Kalmık askeri bile idi. Sonra Edil suyu kenârında Moyinçak Şâh nâm pâdişâhları hasta olup babası olan Taysı Şâh, ‘Oğlum hastadır, seferi bırağup gelesiz’ deyü Kalmığ'a haber gelince Kalmık dahi Şeremet Ban'dan izin istediklerinde izin vermeyüp mâl istediler mâl dahi vermeyüp inâd-ı muhâlefet etdiği ecilden Kalmık dahi Şeremet Ban'a küsüp yedi gündür Heyhât sahrâsına gitdiler" deyü Hân'a şâfî haber verdiklerinde derhâl bu kâfirlerin yigirmisin de dendân-ı tîğ ile murâdlarına ergirdiler, cân-ı habîslerini nîrâna gönderdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 112b ·
metinde göster ·
Der-makâm-ı dâru’ş-şifâ-yı bîmâristân: Gerçi her hânda
hasta
ve sâhib-firâş olanları hânedân sâhibleri gözedirler, ammâ bu kavm-i Tatar tâ‘û …
Der-makâm-ı dâru’ş-şifâ-yı bîmâristân: Gerçi her hânda hasta ve sâhib-firâş olanları hânedân sâhibleri gözedirler, ammâ bu kavm-i Tatar tâ‘ûndan havf edüp firâr ederler. Ol ecilden Sâhib Geray Hân câmi‘i kurbunda bir iki hücre bîmârhâne vardır, {hasta} gözedirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 128a ·
metinde göster ·
… ler. Ol ecilden Sâhib Geray Hân câmi‘i kurbunda bir iki hücre bîmârhâne vardır,
{hasta}
gözedirler.
Der-makâm-ı dâru’ş-şifâ-yı bîmâristân: Gerçi her hânda hasta ve sâhib-firâş olanları hânedân sâhibleri gözedirler, ammâ bu kavm-i Tatar tâ‘ûndan havf edüp firâr ederler. Ol ecilden Sâhib Geray Hân câmi‘i kurbunda bir iki hücre bîmârhâne vardır, {hasta} gözedirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 128a ·
metinde göster ·
… temâşâ-yı ibret-nümâ-yı azîm: Bu diyârda aslâ tâ‘ûn olmaz. Hemân bir âdem sehel
hasta
olsa hod olmasa kara konco[lo]z geceleri olunca oburlar bir kabakda veyâhûd bir …
Diğer temâşâ-yı ibret-nümâ-yı azîm: Bu diyârda aslâ tâ‘ûn olmaz. Hemân bir âdem sehel hasta olsa hod olmasa kara konco[lo]z geceleri olunca oburlar bir kabakda veyâhûd bir pişkövde istediği hastanın yâhûd sağ âdemin kanın içüp öldürüp obur oburluğundan halâs olur, ammâ gözlerinde obur alâmeti elbette kalur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 152a ·
metinde göster ·
… r ol kimesnenin bir kimesneci[ği] olmayup obur tanıtıcı bulmazsa ol kanı emilüp
hasta
olan âdem hakîkat üzre mürd olup gider.
Hemân mel‘ûn oburun lâşe-i murdârın gûrundan çıkarup böğürdlen nâm çalının kazığını oburun göbeğine kakup yere saplayup bi-emrillâhi te‘âlâ oburun sihri bâtıl olup kalır. Ve kanı içilüp merhûm olan âdem bi-emrillâhi te‘âlâ ölümden halâs olur. Eğer ol kimesnenin bir kimesneci[ği] olmayup obur tanıtıcı bulmazsa ol kanı emilüp hasta olan âdem hakîkat üzre mürd olup gider.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 152a ·
metinde göster ·
olup bire meded beni obur döğdü ve kulağımdan kanım içdi, deyü haber edüp obur …
Hemân ol âdem günden güne hasta olup bire meded beni obur döğdü ve kulağımdan kanım içdi, deyü haber edüp obur tanıtıcılara mâl verüp tanıtıcılar şehr-i pişkövleri ve kabakları gezerken görürler kim âdem kanı içmeden obur olup gözleri tâs-ı pür-hûna dönmüş. Anı dutup birkaç gün zencîrler ile bağlayup ve boğazına ve ayaklarına hasır ipleri bağlarlar, zîrâ gayri bâğ ve badrık dutmazlar. Üç günde haps iken oburluğu günden güne zâhir olup "Fülân âdemin kanın ben içdim. İştde kulağım ardında kanı vardır. Bana sürdüm ki obur dedelerimin ve obur atalarımın yanına gömüldüğüm zamân vücûdum çürümeyüp yine birkaç kerre dirilüp gök yüzünde ceng etmek içün ve çok yaşamak içün etdim" dedikde cümlenin icâzetiyle bu oburun göbeğine yine böğürtlen kazığı saplayup kanından hasta olup kanı içilen âdemin yüzüne gözüne obur kanın sürünce bi-emrillâhi te‘âlâ hasta şifâ bulup oburu âteşe yakarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 152a ·
metinde göster ·
… cümlenin icâzetiyle bu oburun göbeğine yine böğürtlen kazığı saplayup kanından
hasta
olup kanı içilen âdemin yüzüne gözüne obur kanın sürünce bi-emrillâhi te‘âlâ ha …
Hemân ol âdem günden güne hasta olup bire meded beni obur döğdü ve kulağımdan kanım içdi, deyü haber edüp obur tanıtıcılara mâl verüp tanıtıcılar şehr-i pişkövleri ve kabakları gezerken görürler kim âdem kanı içmeden obur olup gözleri tâs-ı pür-hûna dönmüş. Anı dutup birkaç gün zencîrler ile bağlayup ve boğazına ve ayaklarına hasır ipleri bağlarlar, zîrâ gayri bâğ ve badrık dutmazlar. Üç günde haps iken oburluğu günden güne zâhir olup "Fülân âdemin kanın ben içdim. İştde kulağım ardında kanı vardır. Bana sürdüm ki obur dedelerimin ve obur atalarımın yanına gömüldüğüm zamân vücûdum çürümeyüp yine birkaç kerre dirilüp gök yüzünde ceng etmek içün ve çok yaşamak içün etdim" dedikde cümlenin icâzetiyle bu oburun göbeğine yine böğürtlen kazığı saplayup kanından hasta olup kanı içilen âdemin yüzüne gözüne obur kanın sürünce bi-emrillâhi te‘âlâ hasta şifâ bulup oburu âteşe yakarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 152a ·
metinde göster ·
… ta olup kanı içilen âdemin yüzüne gözüne obur kanın sürünce bi-emrillâhi te‘âlâ
hasta
şifâ bulup oburu âteşe yakarlar.
Hemân ol âdem günden güne hasta olup bire meded beni obur döğdü ve kulağımdan kanım içdi, deyü haber edüp obur tanıtıcılara mâl verüp tanıtıcılar şehr-i pişkövleri ve kabakları gezerken görürler kim âdem kanı içmeden obur olup gözleri tâs-ı pür-hûna dönmüş. Anı dutup birkaç gün zencîrler ile bağlayup ve boğazına ve ayaklarına hasır ipleri bağlarlar, zîrâ gayri bâğ ve badrık dutmazlar. Üç günde haps iken oburluğu günden güne zâhir olup "Fülân âdemin kanın ben içdim. İştde kulağım ardında kanı vardır. Bana sürdüm ki obur dedelerimin ve obur atalarımın yanına gömüldüğüm zamân vücûdum çürümeyüp yine birkaç kerre dirilüp gök yüzünde ceng etmek içün ve çok yaşamak içün etdim" dedikde cümlenin icâzetiyle bu oburun göbeğine yine böğürtlen kazığı saplayup kanından hasta olup kanı içilen âdemin yüzüne gözüne obur kanın sürünce bi-emrillâhi te‘âlâ hasta şifâ bulup oburu âteşe yakarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 152a ·
metinde göster ·
… r. Bir beği yâhûd bir büyük âdemleri yâhûd birkaç âdemleri sık sık kabaklarında
hasta
olsa ve ölseler yâhûd odunlu dağları ırakda kalsa bu kabak uğursuzdur deyü bıra …
Anıniçün bu Çerkes tâ’ifeleri bir kabakda ve bir pişkövde on yıl oturmak ihtimâlleri yokdur. Bir beği yâhûd bir büyük âdemleri yâhûd birkaç âdemleri sık sık kabaklarında hasta olsa ve ölseler yâhûd odunlu dağları ırakda kalsa bu kabak uğursuzdur deyü bırağup bir gayri dağlık ve ormanlık içinde bir yeni kal‘a-misâl kabak yapup eski kabakların cümle âteşe ururlar. Anıniçün bu Çerkez diyârının Abaza vilâyeti gibi bâğ u bâğçeleri ve sâbit-kadem pişkövleri ve kabakları yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 152b ·
metinde göster ·
Bu Pomahaykirmân'da bir gün meks ederken mukaddemâ
hasta
olan gulâmım hakîri yanına kığırup vasiyyetler edüp dâğ-ı derûnumdan niçe gûne …
Bu Pomahaykirmân'da bir gün meks ederken mukaddemâ hasta olan gulâmım hakîri yanına kığırup vasiyyetler edüp dâğ-ı derûnumdan niçe gûne elfâz-ı dürerbârların tahrîr etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 182b ·
metinde göster ·
… ar Kâsım Paşa câmi‘i kurbunda ve Şeyh Hortaç câmi‘i kurbuna garîbü'd-diyâr olup
hasta
olanlara vakıf hücreler ile hüddâmlar ta‘yîn edüp gözedirler.
Der-beyân-ı dârü'ş-şifâ-yı bîmâristân: Bu şehir içre Edirne ve Bursa ve İslâmbol gibi bîmârhâne-i azîmler yokdur, ammâ sâhibü'l-hayrâtlar Kâsım Paşa câmi‘i kurbunda ve Şeyh Hortaç câmi‘i kurbuna garîbü'd-diyâr olup hasta olanlara vakıf hücreler ile hüddâmlar ta‘yîn edüp gözedirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 228b ·
metinde göster ·
… yevminâ hâzâ âteş-i germâ-germ ile meshûn bir germâ-yı nazargâhdır. Lâkin yine
hasta
girse bi-emri Hudâ şifâ bulur. Hattâ bu hakîrin Kâzım nâm bir gulâmı gâyet müşe …
Bir köşesinde dahi bir demir kandîl içinde şîr-i revgan memlû olup bir gûne mülebbes ve mülemma‘ ve musanna‘ fitil ile bir kandîl-i çerâğân iken benî âdemlerin nazarları bu kandîldâna ta‘alluk edince yâhûd rîh-ı akîm isâbet edince kandîl sönüp ve yedi aded taşların âteşleri de teskîn olup hammâm-ı kudret buzhâne gibi olup ilâ yevminâ hâzâ âteş-i germâ-germ ile meshûn bir germâ-yı nazargâhdır. Lâkin yine hasta girse bi-emri Hudâ şifâ bulur. Hattâ bu hakîrin Kâzım nâm bir gulâmı gâyet müşevveşü'l-hâl iken bu humma-i nazargâha girüp tendürüst oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 230b ·
metinde göster ·
… mu‘amberîn ta‘âmları 302a yeyince bir kaçı ishâle uğrayup fesâd-ı ma‘îde ile
hasta
olup kal‘aya gitdiler.
Kaplan Paşa ve Haleb vâlîsi Ebü'l-hayr İbrâhîm Paşa Göllük'den Sadrıa‘zam koluna gelüp Yeniçeri Ağası Abdurrahmân Paşa ile Kulkethudâsı Zülfikâr Ağa sarâyları ortasındaki meydânda kefereler içün bir çetr-i mülemma‘ kurup anda kondurup rûz merre ellişer aded nertebânî ta‘âm-ı mümessek sükkerî taşıyup aç köpekler gibi yerlerdi. Hattâ açlıkdan çıkmış küffârlar böyle mümessek ve mu‘amberîn ta‘âmları 302a yeyince bir kaçı ishâle uğrayup fesâd-ı ma‘îde ile hasta olup kal‘aya gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 301b–302a ·
metinde göster ·
… ında bir âb-ı hayât kaynak suyu vardır. Mûsâ Baba'nın nazargâhıdır. Bi-emrillâh
hasta
nûş etse şifâ bulur. Ve bu meydânın bir tarafında yigirmi anbârdır. İçi gûnâ-gû …
Ve fukarâ meydânı önünde bir çemenzâr meydânda cereyân eden aynın iki cânibinde gûnâ-gûn bîd-i sernigûn ve çınâr ve kavak ile (bir) müzeyyen bir çemenzâr mekân-ı dervîşândır. Ve anda bir namazgâh köşkü var, tahta örtülü sivri kubbedir. Ve altında bir âb-ı hayât kaynak suyu vardır. Mûsâ Baba'nın nazargâhıdır. Bi-emrillâh hasta nûş etse şifâ bulur. Ve bu meydânın bir tarafında yigirmi anbârdır. İçi gûnâ-gûn mahsûlât ile leb-ber-lebdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y129b ·
metinde göster ·
… tmişler. Ve bunların herbiri birer diyârdan gelmişdir kim âlem-i tufeyleliğinde
hasta
olup babaları,
Ermeni avretlerinin manastırı: Bu dahi vâcibü's-seyr budur kim ol kadar pençe-i âfitâbe merâlî ve gazâlî mukehhal gözlü ve şîrîn sözlü duhter-i pâkîze-ahterler var kim herbiri sûret-i Meryem ve Züleyhâ'dan nişân verir. Cümle üç yüz Mığdisiyye bikirler vardır. Ba‘zıları yüze çıkmış sinni yüze bâlig fertûte-i zâl-i zamâne bâkireler var, bu deyrde ifnâ-yı vücûd etmişler. Ve bunların herbiri birer diyârdan gelmişdir kim âlem-i tufeyleliğinde hasta olup babaları,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y224b ·
metinde göster ·
… lâh hammâmı aceb tarz-ı garîb binâ-yı enbiyâdır ki mu‘cize ile bünyâd olmuşdur.
Hasta
girse bi-emrillâh şifâ bulur. Âb [u] hevâsı latîf u rûşenâ hammâm-ı ferah-fezâd …
Ve iki tekye ve üç hammâmı var. Ammâ Halîlullâh hammâmı aceb tarz-ı garîb binâ-yı enbiyâdır ki mu‘cize ile bünyâd olmuşdur. Hasta girse bi-emrillâh şifâ bulur. Âb [u] hevâsı latîf u rûşenâ hammâm-ı ferah-fezâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y231b ·
metinde göster ·
… istirâhat etmişlerdir. [[(---) (---) (---)]] niyyetine hâb-ı râhata varan eğer
hasta
ve bî-dermân sıhhat [u] selâmet bulup tendürüst olur.
Ve bu eşme kenârında bir mescid var. Ancak beş âdem alur, gâyet küçükdür. Bizzât Hazret-i Risâlet anda ibâdet edüp istirâhat etmişlerdir. [[(---) (---) (---)]] niyyetine hâb-ı râhata varan eğer hasta ve bî-dermân sıhhat [u] selâmet bulup tendürüst olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y267a ·
metinde göster ·
… mücâhidün fî-sebîlillâh olup Hicret'in sene 55 Medîne kurbunda Akîk nâm mahalde
hasta
olup seksen yaşında anda merhûm olup na‘şın bu mahalle getirdiler. Bunlar dahi …
Ve ana Q 123b karîb Hazret-i Sa‘d bin Ebî Vakkâs. Mevlûd-ı Nebî'nin sene 22 Mekke'de tevellüd eyleyüp (---)(---)(---)(---) ve Hazret-i Osmân vak‘asın görüp tîr [ü] kemânın ele alup hayli savaş eyledi. Gördü kim cümle Sahâbe-i kirâm kime tîr [ü] kemânın çeksin. Bilâhire sehm [ü] kavsıyla Medîne'den çıkup terk-i diyâr edüp gazâdan gazâya mücâhidün fî-sebîlillâh olup Hicret'in sene 55 Medîne kurbunda Akîk nâm mahalde hasta olup seksen yaşında anda merhûm olup na‘şın bu mahalle getirdiler. Bunlar dahi Aşere-i Mübeşşere'dendirler. Râvî-i hadîsdir ve ehl-i Cennet olduklarına hadîs-i sahîh vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y299a ·
metinde göster ·
Bu cengde küffârın inhizâmın Mekke'de Ebû Leheb lâ’in işidüp derdinden
hasta
olup ol hâl-i bed-fi‘âl-i pür-melâl ile bed-hânesine odun getirirken bir seng ü …
Bu cengde küffârın inhizâmın Mekke'de Ebû Leheb lâ’in işidüp derdinden hasta olup ol hâl-i bed-fi‘âl-i pür-melâl ile bed-hânesine odun getirirken bir seng üzre teneffüs içün odunu koyam zann edüp derhâl arkasından odun taşın ardına devrilüp oduna bağlı olan ip boğazında kalup Ebû Leheb boğulup mürd oldu. Hakkında sûre-i Tebbet nâzil olup âye[t]:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y306b ·
metinde göster ·