… fel-i şerîfe bî-sütûn bir nerdübân-ı ibret-nümûn etmiş kim âdem üzerine basmağa
havf eder
, zîrâ bu nerdübânın bir tarafında sütûnları yokdur. Hemân kûh-ı bî-sütûn mânend …
Cümle pesendîde ma‘rifetlerinden biri bu mahfel-i şerîfe bî-sütûn bir nerdübân-ı ibret-nümûn etmiş kim âdem üzerine basmağa havf eder, zîrâ bu nerdübânın bir tarafında sütûnları yokdur. Hemân kûh-ı bî-sütûn mânend bir nerdübân-ı bî-mânend musanna‘ taş nerdübândır kim her kademe taşların birer uçları câmi‘ dîvârına muttasıldır. Mâ‘adâ basamak yerleri cümle mu‘allakdır. Ve bu nerdübânın câmi‘ içi tarafına bir demir parmaklık etmiş kim nerdübâna bu demir parmaklık dahi bir metânet verüp üstâd-ı haddâdı bunda dahi yed-i tûlâsın ayân etmiş kim ol dahi makdûr-ı beşer değildir. Ve bu mahfel-i münîfin kenârelerine üstâd-ı harrâtîn ahşâbât-ı palasanta ve sindiyân ve âbinûş ve çemşîr ve servî haşeblerinden müşebbek korkuluk revzenler ve kafesler eylemiş kim gören âdemin aklı enderûn-ı kafes-i tende dem-beste olur. Ve revzen-i zîbâlarında hod ol kadar müşebbek ve murakka‘ ve murassa‘ fusûskârî pençere kubâbları var kim vasfında cihân meddâhları lâl [ü] bî-zebândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 95a ·
metinde göster ·
Ve nehr-i Neretva içinde hammâm kubbesi gibi taşlar vardır ve gayet dîvâne ve taşkın ve coşkun dîvâne akup niçe yerinde buruntu girdâbları olup yıldırım-vâr şakıyup ve ra‘d-vâr gürleyüp böyle bir dâne suya kendüyi atmak zehî cür’et-i benî Âdemdir. Ammâ el-hâsıl hemân îmân etmişlerdir. Evvel alçak kayalardan atlayup dahi âlîden pertâb ede ede idmân bulup cisrden aşağı atılırlar. Ammâ bir cür’et dahi bu şehrin ehl-i hıref sıbyânları hânelerinden üstâdlarının dükkânlarına ta‘âm getirirken iki elinde ta‘âmlar ve başı üzre nân-pâreler ve gayri eşyâlar var iken niçe gulâm-ı sâhib-cür’etler bu kadar bâr-ı sakîller ile cisir ortasında gitmeyüp cisrin iki tarafında olan ensiz korkuluğu üzre gâyetü'l-gâye sür‘at üzre seğirderek ubûr eder cerî sıbyânları var. Aklı olan âdem bu cisrin kenârına varmağa havf eder, ammâ nâ-resîde püserânlar cisrin korkulukları üzre seğirderek geçerler, garîb ü acîb temâşâlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 165a ·
metinde göster ·
… ları yokdur, hemân cemapur askeri gibi giderler. Ammâ küffâr bu askerden ziyâde
havf eder
, zîrâ bunlar düşmana amân u zamân vermeyüp ve sefere gitmeleri zamânında olmayu …
Ve dahi gayri karaçı halkı mâbeynlerinde bir ankâ mirza baş olup iki üç bin batır yiğitler ile bir top olup beşbaşa giderler. Bunlar niçe olursa giderler, tapkır hisâbları yokdur, hemân cemapur askeri gibi giderler. Ammâ küffâr bu askerden ziyâde havf eder, zîrâ bunlar düşmana amân u zamân vermeyüp ve sefere gitmeleri zamânında olmayup biri biri ardları sıra araları kesilmeyüp kâfiristâna bir beşbaşı gider. Biri dahi bir gayri yoldan gider. Anıniçün küffâr bu kavimden gâyet havf eder, zîrâ küffâr ne dağlara ve ormanlara odun kesmeğe ve tarlalara ekin ekmeğe ve köylerinde oturmağa râhatları yokdur. Gûyâ kâfire bu kavm-i Tatar tâ‘ûn askeridir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 112b ·
metinde göster ·
… başı gider. Biri dahi bir gayri yoldan gider. Anıniçün küffâr bu kavimden gâyet
havf eder
, zîrâ küffâr ne dağlara ve ormanlara odun kesmeğe ve tarlalara ekin ekmeğe ve k …
Ve dahi gayri karaçı halkı mâbeynlerinde bir ankâ mirza baş olup iki üç bin batır yiğitler ile bir top olup beşbaşa giderler. Bunlar niçe olursa giderler, tapkır hisâbları yokdur, hemân cemapur askeri gibi giderler. Ammâ küffâr bu askerden ziyâde havf eder, zîrâ bunlar düşmana amân u zamân vermeyüp ve sefere gitmeleri zamânında olmayup biri biri ardları sıra araları kesilmeyüp kâfiristâna bir beşbaşı gider. Biri dahi bir gayri yoldan gider. Anıniçün küffâr bu kavimden gâyet havf eder, zîrâ küffâr ne dağlara ve ormanlara odun kesmeğe ve tarlalara ekin ekmeğe ve köylerinde oturmağa râhatları yokdur. Gûyâ kâfire bu kavm-i Tatar tâ‘ûn askeridir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 112b ·
metinde göster ·
… niçe yerleri kar saçağı gibi aşağı sarkmış kayalardır kim altından âdem geçmeğe
havf eder
. Eyle mücellâ ve musaykal kayalardır kim bir kuş tırnağı ilişecek yeri yokdur. …
Bu kayaların niçe yerleri kar saçağı gibi aşağı sarkmış kayalardır kim altından âdem geçmeğe havf eder. Eyle mücellâ ve musaykal kayalardır kim bir kuş tırnağı ilişecek yeri yokdur. Ve her mağâranın içlerinde Arslan Beğ Noğayları birer otak hayvânâtlarıyla sâkin olup yerim tar demezler. Tâ bu mertebe vâsi‘ gâr-ı yetîmânlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 158a ·
metinde göster ·
… im kaddi kâmil elli arşındır ve gâyet ensiz cisirdir kim üzerinden âdem geçmeğe
havf eder
, zîrâ bir kulaç enlidir. Âdem aşağı bakmağa cür’et edemez. Altından nehr-i Reva …
Cisr-i Roğoz: Bir göz bir pül-i ra‘nâdır ammâ Hersek 345b sancağında Mosdar köprüsünden sehel alçakdır kim kaddi kâmil elli arşındır ve gâyet ensiz cisirdir kim üzerinden âdem geçmeğe havf eder, zîrâ bir kulaç enlidir. Âdem aşağı bakmağa cür’et edemez. Altından nehr-i Revani cereyân eder, tâ şehr-i Yanya ve şehr-i Aydonat dağlarından gelüp Pireveze deryâsına mahlût olur, ammâ kırk arşın derin olup gâyet deli cereyân eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 345a–345b ·
metinde göster ·
… sâl ve kimi burc [u] bârûlu kal‘a-misâl ba‘zısı aşağı sernigûndur, âdem bakmağa
havf eder
kim (---)(---) görenler yanından acele ile güzer ederler. Ve ba‘zıları ejderhâ …
Ve bu harâbe şehirlerin sahrâsı etrâfında sun‘-ı Hudâ ve ibret-nümâ kayalar var kim misli ne Kürdistân'da ne Hakkâri ve Nahcivân'da ve ne Manya ve Alman'da böyle bir sun‘-ı aceb ibret-nümâ-yı garîb dağlar görmedim. (---)(---)(---) "Sübhâne'l-Hallâk" deyü engüşt ber-dehen eder. Zîrâ bu dağların kimisi servi gibi serâmed kimi evc-i semâya ser çekmiş ve kimi surâhî kabak-misâl ve kimi burc [u] bârûlu kal‘a-misâl ba‘zısı aşağı sernigûndur, âdem bakmağa havf eder kim (---)(---) görenler yanından acele ile güzer ederler. Ve ba‘zıları ejderhâ-misâl ve kimi esed-misâl ve kimi keştî ve niçesi kûh-ı Bîsütûn gibi altı boş asker geçer ammâ âdemin aklı gider. Gûyâ bir mu‘allak sahra-i mu‘allâkdır. Ve kimi hücre hücre ve kimi göz göz Tâk-ı Kisrâ'dan nişân verir. Ve ba‘zısı fîl hortumu gibi birbirlerine uzanmış ammâ mâbeynlerinde bir vâsi‘ fezâ var, altından ubûr eder. Hâsıl-ı kelâm bu kûh-ı ibret- Y 271b nümûnlara im‘ân-ı nazarile nazar eylesen Hallâk-ı (...) âlî âlem ne idüğin fehm ederdin. Ve bu cibâllerin zemîni sâfî sâ‘at kumudur Q 113a ve gâyet rakîkdir. Hikmet-i Hudâ bu rimâl içre deryâya müta‘allık olan hayvânâtlardan balık kemikleri ve yengeç ve kerevit ve pağurya ve ıstakoz ve midye ve istiridye kabukları vardır. Bu ecnâs-ı mahlûkât ise deryâda olur. Bundan anlanan oldur kim zamân-ı kadîmde bu mahaller deryâ imiş. Hattâ hakîr bir tevârîh-i Yûnâniyân'da gördüm İskender-i Zülkarneyn Sebte boğazın açmazdan evvel bu şâm ve Mekke ve Medîne çölleri cümle deryâ imiş. İskender Sebte boğazın kat‘ edicek Bahr-i Rûm Bahr-i Muhît'e akup bu mahaller çölistân olmuşdur. Ve akla mülâyimdir kim bu kayalara temevvüc-i deryâ ura ura hâk-i amber-fâmı gidüp yalçın kayalar kalduğu deryâ tellatumu alâmetidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y271a–Y271b ·
metinde göster ·
… ‘ mahfildir. Mermer sütûnları kol kalınlığı olduğundan mahfil üzre âdem çıkmağa
havf eder
.
Ve mü’ezzin mahfili dörd aded nahîf mermer mevzûn sütûnlar üzre gâyet musanna‘ mahfildir. Mermer sütûnları kol kalınlığı olduğundan mahfil üzre âdem çıkmağa havf eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y306a ·
metinde göster ·
… gûnâ-gûn ecnâs-ı mahlûkâtlar ve zişt(ü)rû câdûlar timsâli var kim âdem bakmağa
havf eder
. Cehennem deresi derler, bu vâdîde hakîkatü'l-hâl yine Cehennem deresidir. İki …
İki cânibi Q 331bP 328b evce ser çekmiş kayalar içre yine taşdan inşâ olunmuş yılan ve çıyan ve akreb ve zebânîler ucbe-likâ bir ayaklı ve bir elli gûnâ-gûn ecnâs-ı mahlûkâtlar ve zişt(ü)rû câdûlar timsâli var kim âdem bakmağa havf eder. Cehennem deresi derler, bu vâdîde hakîkatü'l-hâl yine Cehennem deresidir. İki kaya mâbeyninde helâk olayazdık. Ve hisâbın Cenâb-ı Bârî bilür ankerek yılanları ve katır yılanı ve akrebler var kim şiddet-i hârda bu askerin hengâmelerin görünce herbiri birer su‘bâna dönüp bir Berberî za‘îfi ve bir hımâr-ı nahîfi sokup der-ân cân verüp cânsız kaldılar. Anı ubûr edüp dereden taşra çıkınca tâze cân bulup ana karîb yine bir vâdî-i ferahşâd içre,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y428b ·
metinde göster ·