Hemân hûnkâr eyitdi: "Bre nöbetçi kim idi?" dedi. Deli Hüseyin Paşa, "Nöbetçi silâhdâr ağa idi, ammâ fakîri dutarak dutup anın cân havli derdinde iken pâdişâhımın câme-hâbı sehel yanmış." dedikde Murâd Hân eyitdi: "Behey deli! Ben âteş-i Nemrûd içinde kaldım. Tîz silâhdâr kâfiri sar‘a dutarsa da getirin. Kal‘adan aşağı atayım ki bir silâhdâra dahi ibret olsun." deyince hemân Musâhib silâhdâr-ı sâbık Mustafâ Paşa ve gayrı musâhibler ricâ edüp fakîr silâhdârı âzâd etdirüp taşra nefy etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 260a ·
metinde göster ·
ile baş kurtarmak içün her gemiye tahammülünden ziyâde binüp "Beri otur ve öte …
Bu kerre evdeki hisâb bâzâra uymayup "El-abdü yüdebbiru vallâhu yukaddiru". fehvâsınca tedbîrleri takdîre mutâbık gelmeyüp cân havli ile baş kurtarmak içün her gemiye tahammülünden ziyâde binüp "Beri otur ve öte otur" deyü yüklerin dahi ziyâde yükledüp gemileri yokuş yukaruya te’enniyle giderken karadan guzât-ı müslimînler bunlara yetişüp dalyan tüfengler ile bunlara kurşumu bârân-ı la‘net gibi yağdırup kayıkları içre sığınacak yer yok. Bu kerre kürek çeker kimse de kurşumdan görünmez. Âhir gemileri der-kenâr olup kimisi kendüyi nehr-i Özü'ye atup çoğu gark-ı âb olup kimin Özü'den kayıklar ile değşirüp ve niçe yüzü kayıklara girmeden mest kâfirler cân korkusundan kendüyi Özü nehrine urup gark oldu. Ve ba‘zı kayıklar kâfir ile Karadeniz'e nehr-i Özü akındısıyla akup giderken boğaz ağzında Küçük Hasan Paşa ve Kılburun kal‘ası sekdirme gülleler atup gemilerin gark edüp mâlları gemileriyle kenâra çıkup ganîmet olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 61a ·
metinde göster ·
kuvvet ve kudret ve nusret senindir. Bu taşıdığım Kur’ân-ı azîmin ve Furkân-ı m …
"İlâhî havl-i kuvvet ve kudret ve nusret senindir. Bu taşıdığım Kur’ân-ı azîmin ve Furkân-ı mecîdin kâfire nasîb etme ve Kelâm-ı kadîmin yüzü suyuna beni kâfire esîr etme ve bu varta-i kübrâdan murg-ı cânı kafes-i tenden uçurmadan maskıt-ı re’simize sâlimîn ü gânimîn vâsıl eyle" deyü derûn-ı dilden ve cân u gönülden yüz yigirmi dörd bin peygamberi şefî‘ dutup ve yetmiş yedi bin kibâr-ı kümmelînlerin rûhâniyyetlerinden istimdâd taleb edüp bu gûne derûnî teveccühler edüp bir çemenzâr-ı hâmûn-ı ibret-nümûnda serserî gezüp cân-ı cinden nâm u nişân yok, ammâ yine karşu ma‘reke meydânında câ-be-câ tüfeng sadâsı istimâ‘ olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 125a ·
metinde göster ·
… ğup derenin bir mürtefi‘ yerine çıkup bize aları aları bakarken fakîr câmûs cân
havli
ile ayağa kalkup giderken yine yıkıldı.
Ve bu dağlarda kaplan çokdur, zîrâ gâyet sarp taşlı ve ormanlı dağlardır. Hattâ hakîr "Âyâ, bu gece nereye konsak?" deyü serserî gezerken bir dere içre bir câmûsu bir kaplan sayd edüp ibtidâ ciğerin çıkarup yerken biz dahi üzerine varınca hemân şikârın bırağup derenin bir mürtefi‘ yerine çıkup bize aları aları bakarken fakîr câmûs cân havli ile ayağa kalkup giderken yine yıkıldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y137b ·
metinde göster ·
… üp andan Basra'ya gelüp şattı'l-arab ile baş yukarı Bağdâd'a gelüp anı dahi cân
havli
ile fakîr balık ubûr ederek tâ Musul'a gelüp garîb balık gayri gitmeğe dermânı …
Hemân sâ‘at bir balık Hazret-i Yûnus'u yudunca zâhir bir mürsel peygamber anın karnında olunca başına kıyâmet kopup Akdeniz'i yedi kerre devr edüp Sebte boğazından taşra çıkup Bahr-i Okyunus'u ve Bahr-i Muhît'i ve Bahr-i Çîn'i hulâsa-i kelâm yedi deryâyı seyrân ederek Lahsa deryâsından içeri girüp andan Basra'ya gelüp şattı'l-arab ile baş yukarı Bağdâd'a gelüp anı dahi cân havli ile fakîr balık ubûr ederek tâ Musul'a gelüp garîb balık gayri gitmeğe dermânı olmayup bunda Hazret-i Yûnus'u çıkarup balık dahi bâr-ı sakîlden halâs olup Hazret-i Yûnus'u ümmetleri görüp bin bin hamd-i Yezdân ederler. Münkirînden niçe bin âdem bu hâli görüp insâfâ gelüp İslâm ile müşerref olur. Yüz yıl bunda nübüvvet ile mu‘ammer olup bunda medfûndur." deyü nakl edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y192b ·
metinde göster ·
ile pur putur olup cevelân ederken dıraht sâyesindeki [[(---)(---)(---)(---) …
Hayye-i evren dahi cân havli ile pur putur olup cevelân ederken dıraht sâyesindeki [[(---) (---) (---) (---)]] hayye bîdâr olup gördü kim Amr bir hayye ile ceng edüp katl etmiş. Ol âdem Amr'a su’âl edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y12b ·
metinde göster ·
… ile kuyruklarından bağlayup mezkûr ipe asup ale't-tertîb zeyn etdi. Cümlesi cân
havli
ile cabalayarak birbirlerin sokarak ince beyâz yılanlar kol kalınlığı kadar olu …
Ba‘dehu hekîmbaşı ol beyâz Y 125b yılanların cümlesin birer birer kırmızı ibrîşim ile kuyruklarından bağlayup mezkûr ipe asup ale't-tertîb zeyn etdi. Cümlesi cân havli ile cabalayarak birbirlerin sokarak ince beyâz yılanlar kol kalınlığı kadar olup kapuları ve hücrenin menfezlerin cümle kapayup taşra çıkdılar. Kırk günden sonra yine hücreyi açup Safî yılanları ince sicim gibi olmuş ve cümlesinin içlerinde kemikleri bile kakule dânesi gibi siyâh siyâh dâne dâne dârû-yı hûşber olmuş, kokusundan âdemin aklı gidüp sermest [ü] medhûş olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y125a–Y125b ·
metinde göster ·
ile kendüyi minâre kaddi kasırdan Nîl'e atup halâs olur. Selîm Hân hâs odalılar …
Ammâ fâtih-i Mısır Selîm Hân bu kasır'da bir gece hâb-âlûd iken Çerâkese tarafından bir fidâyî da‘vâ-yı merd ile bir cerime süvâr olup Nîl üzre cereyân ederek Mikyâs dibine yanaşup cerimin direğine fidâyî nâm âsî çıkup serenden kasrın kubbesine, kubbeden Selîm Hân'ın câmehâbına nüzûl edüp tîğ-ı Dahhâk'dan nişân verir tîğ ile Selîm Hân'ı şehîd edem derken hemân Hazret-i Risâlet Selîm Hân'ı hâbdan bîdâr edince hemân fidâyî cân havli ile kendüyi minâre kaddi kasırdan Nîl'e atup halâs olur. Selîm Hân hâs odalılara itâb edüp cümlesine Mısır beğliği ihsân edüp ve ahd-i emân ile kasd eden fidâyîyi getirdüp İslâmbol'a götürüp i‘zâz [u] ikrâm etdüği bâlâda tahrîr olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y149b ·
metinde göster ·
ile taşra (---) çıkup helâk olur. Anıniçün sevâhil-i Nîl'de sâkin olan fellâhîn …
Kaçan kim karnı pek acıksa timsâhı bir hîle ile yer kim âdem hayrân olur. Evvelâ timsâh olduğu yerlerde bu kelb Nîl'den taşra çıkup çamura enüp Nîl kenârında güneşe karşu yatır. Timsâh-ı bî-felâh bunu görüp bir şikâr sanup kuyruğuyla çalup alup yudar. Derhâl kelb timsâhın karnında ciğerin yeyüp karnın yarup taşra çıkar, timsâh dahi cân havli ile taşra (---) çıkup helâk olur. Anıniçün sevâhil-i Nîl'de sâkin olan fellâhîn kavmi bu mâ’ü'l-kelbin bir uzvun bile götürüp timsâh şerrinden emîn olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y164b ·
metinde göster ·
ile boğazlanmış tavuk gibi Kürd lisânı üzre pur putur olurken anları bağlarlar, …
Kethudâ İbrâhîm Paşa hedâyâ içün yüzer ikişer yüz kara Arabcıkları kesdirmişdi. Hakîr an-kasd varup temâşâ etdim. Allâhümme âfinâ, kimi cân havli ile boğazlanmış tavuk gibi Kürd lisânı üzre pur putur olurken anları bağlarlar, kimi şüst endâm yatır, kimi birkaç günden merhûm olur. Böyle cellâd-ı bî-rahm [ü] bî-emân cellâbelerdir. Bu dahi Mısır'a mahsûsdur. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y178b ·
metinde göster ·
ile hammâm kubbesi üzre firâr edem, derken ol mülahham u mücesseme hâtûn hammâm …
Sultân Aybeğ et-Türkmânî oldur kim hâlâ Ka‘be-i şerîfin siyâh harîr kisvesini vakf eden şecerüddür nâm hâtûnun ehlidir. Bir kerre şecerüddür Hâtûn pâdişâh yerine geçüp melike oldu. Azîmü'ş-şân melike idi. Hikmet-i Hudâ yerine Aybeğ et-Türkmânî ehli gulû-yı âm ile halîfe olur. Bir gün şecerüddür Aybeğ et-Türkmânî'ye hâtırmânde olup Aybeğ hammâmda gusül ederken şecerüddür fursat ganîmetdir, deyüp câriyelere emr edüp Aybeğ'i hammâmda gâfil bulup câriyeler Aybeğ'e kılıç üşürüp birkaç yerden mecrûh ederlerken şecerüddür meğer gâyetü'l-gâye mülahhama ve müşahhama hâtûn-ı muhibb-i hûn idi, hammâmın kubbesi üzre câm deliğinden Aybeğ'in ceng [ü] cidâlin temâşâ ederken meğer koca Aybeğ et-Türkmânî cür’et sâhibi imiş, hemân câriyenin birinin elinden uryân kılıcı alup uryân Türkmân dalyarak olup hammâmda câriyelere yarak ururken şecerüddür görse kim Aybeğ yaraklanup câriyelere yarak urmada kudurup halâs oluyor, hemân şecerüddür cân havli ile hammâm kubbesi üzre firâr edem, derken ol mülahham u mücesseme hâtûn hammâm kubbesiyle bile aşağı çöküp hikmet-i Hudâ Aybeğ et-Türkmânî önüne düşüp mecrûh olur. Derhâl Aybeğ şecerüddürr'ü,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y265b ·
metinde göster ·
ile taşra çıkınca gayrı kuşlar anı döğe döğe gâra korlar, yine çıkarsa minkârla …
Ba‘dehu bu kuşlar ale's-sabâh ki vakt-i şâfi‘î ki olur, el-azametullâh, mâbeynlerinde bir feza‘ u çeza‘ ve gırîv [ü] feryâd kopar kim istimâ‘ edene bir vehm ârız olur. Vakt-i seher ki olur, bu cebelde bir gâr-ı azîm vardır, ol gâr-ı azîm üzre cemî‘i murgân sayha-i şedîd urarak ber-havâ olup pervâz ederek yedi kerre sayha-i âlî ile bu gârı cevelân deverân ederek tavâf edüp yine gârın önünde kat-ender-kat meks edüp gûyâ bir meşveret ederler. Ba‘dehu her ecnâs-ı tuyûrun içinden birer murg gârın içine girüp artık çıkmazlar. Tâ ol murg gâr-ı muzlim içinde cân vermeyince cemî‘i kuşlar tayerân etmezler. Ba‘zı içeri gâra giren kuşlar cân havli ile taşra çıkınca gayrı kuşlar anı döğe döğe gâra korlar, yine çıkarsa minkârları ile katl Y 370a edüp gayrısın korlar. Tâ ki şems-i âteş-tâb burcundan çıkdıkda ibtidâ turna kalkar, andan murg-ı kemâzâr kerkes, andan karakuş, andan çaylak ve andan laklak.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y369b–Y370a ·
metinde göster ·
… lim ukkâb bu fîl yavrusunun gözlerin oyup bir hayli yerinden yemiş. Ol dahi cân
havli
ile ol fezâda serserî gezüp kaldı. Ve biz yine azm-ı râh etdik. Bir mesâfe alar …
Fîl-pîçenin yanına vardık. Zâlim ukkâb bu fîl yavrusunun gözlerin oyup bir hayli yerinden yemiş. Ol dahi cân havli ile ol fezâda serserî gezüp kaldı. Ve biz yine azm-ı râh etdik. Bir mesâfe alarka olunca hemân ukkâb semâdan süzülüp fîlin yavrusun minkârına alup bî-pâk havâya çıkarup yere bırakdı ve fîl yavrusu pâre pâre olup üzerine meks edüp tenâvül etmeğe başladı. Anı ubûr edüp vakt-i gurûbda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y433a ·
metinde göster ·
… le Benî Harâm mesrûr [u] handân oldular. Ammâ münhedim olan Sâlihiyye kavmi cân
havli
ile at boynuna düşüp bizim asker içine gelürken bizim asker dahi, "Anları urdu …
Bu Sâlihiyye kavmi bu hâli görüp eğer esb-süvâr ve eğer piyâdeleri at boynuna düşüp Benî Harâm'ın akîbince kova kova bâğlarından ve evlerinden bir sâ‘at yer çöle çıkınca derhâl Benî Harâm fi'l-hâl gerüye avdet eyleyüp ac kurd koyuna girir gibi girüp bu Sâlihiyye kavmin domuz balığı gibi hıştlayup ve eslihalayup sürü sürü kıra kıra tarfetü'l-ayn içre bin sekiz yüz âdemi yalman-ı cıdadan geçirüp cümle küheylân kısrakları ve sâyir mâl-ı ganâyim ile Benî Harâm mesrûr [u] handân oldular. Ammâ münhedim olan Sâlihiyye kavmi cân havli ile at boynuna düşüp bizim asker içine gelürken bizim asker dahi, "Anları urdu urmağa geldiler" zann edüp ileri gelenden elli mikdârı âdem Sâlihiyyeliden hâke düşdü. Âhir bizim askerden,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·
Hemân hakîr cân havli ile Allâh Allâh sadâsına derûn-ı dilden rehâ buldurup sadâmız evce peyveste olup cümle refîklerimiz piyâde oldular. Hakîr zann etdim ki piyâde olup bâğçeler dîvârları dibinde ve cümmeyz şecerleri dibinde siperlenüp ceng etseler gerek. Meğer bunlar Urbân havfından uryân olmağa enmişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·