… âvet ederek elli mil deryâya çıkup eyyâm mayna edüp deryâ süd liman olup âlem-i
hayretde kaldık
. Şi‘r:
(---) nâhiyesidir. Nâ’ib oturur ve subaşısı Bursa beği tarafındandır. Kasabası bir düz sahrâda bâğlı ve bâğçeli ve dağı ve taşı emrûd şecerleri ile müzeyyen bir rabta-i ma‘mûrdur. Anınçün Armudlu derler. Cümle üç yüz hâne-i ma‘mûrları serâpâ kiremit ile mestûrdır. Bir câmi‘i ve bir hammamı ve üç mesâcidi ve bir hânı ve 241a on aded dükkânı vardır. Ve âb [u] hevâsı gâyet latîfdir. Bir gice mihmân olup ale's-sabâh keştîbânlar haber edüp ale'l-acele sâhil-i bahre gelüp yine keştîye süvâr olup hamd-i Hudâ sehl inbât rüzgârı esüp hamd-i Hudâ Bozburun girdâbından halâs olup cümle keştîler bâdbânların küşâde kılup Katırlı nâm dağın dibinde Bababurnu nâm mahalde Baba Sultân rûhuna Fâtiha tilâvet ederek elli mil deryâya çıkup eyyâm mayna edüp deryâ süd liman olup âlem-i hayretde kaldık. Şi‘r:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 240b–241a ·
metinde göster ·
… yedi sâ‘at kâmil ceng [ü] cidâli ve harb [u] kıtâli seyr [u] temâşâ edüp âlem-i
hayretde kaldık
. Eğer bu rüsvâ-yı âmlığı ve bu gûne fezâhat u bed-nâmlığı tahrîr eylesek başka …
mazmûnunca İpşir Paşa hîle ve hud‘aya sâlik olup Varvar Alî Paşa askerine hâb [u] hargûş verüp ale'l-gafle basup ömürleri kemânın yasup Varvar askerin kırmağa başladılar. Ammâ Varvar nefsinde hayli bahâdır, dilâver, server-i hünerver [ve] merd-i meydân gürbüz er idi. Bu hâli görüp üç yüz iç ağalarıyla Allah deyüp İpşir askerinin bir cânibinden kılıç urup koyuldu. Ammâ çi-fâ’ide, ba‘de harâbu'l-Basra der-ceng-i evvel gâfilâne cümle kafadâr serdârları ve cengâver erleri sa‘îd ü şehîd ve kimi cânib-i erba‘aya mûr-ı mâr-misâl târumâr olup Varvar, İpşir askeri içinde deryâda katre ve güneşde zerre-misâl kalup yine var kuvveti bâzûya getirüp ura kıra kırılarak, İpşirliyi allak bullak ederek bir siyâh kaytas at-ı sâfinât ile İpşir askerin söküp kendünün târumâr olmuş ordusu içinden çıkup ânî gördük bu hakirin olduğu dağa doğru at boynuna düşüp gelerek karârı firâra mübeddel ederek gelmede. Hemân İpşir askeri Varvar'ın akabine düşdüler ve Çerkeş ensesindeki dağda yetişüp Varvar'ın başına üşdüler. Fakir Varvar ol mahalde dahi urba kuşak ile beyâz sâde giymiş dal kılıç olup niçesin atdan aktardılar. Âhir bir mel‘ûn bir hışt urup mecrûhan atdan yıkup atın aldılar ve bir kaç tevâbi‘in paşa üzre ceng ederken şehîd etdiler. Âhir paşayı bir gayrı ata bindirüp İpşir Paşa huzûruna götürmede. Varvar'ın askerin İpşirli kovmada ve kırmada ve yağma ve alan ve talân etmede ve soymada ve katl etmede. Gûyâ ol gün mahşerden bir nişân oldu. Ânî gördük, bir niçe yüz Varvar askeri kümelenüp bizim temâşâ etdiğimiz dağ cânibine doğru firâr edüp gelirler. Akîblerince İpşirli kovup gelirler. Hemân hakîr "Bre meded! İki asker mâbeyninde kalırız, bre yârânlar aşağı şehre inelim" deyü Çerkeş ahâlîsinin a‘yân [u] kudâtıyla atlarımıza süvâr olup aşağı indik. Çerkeş hânının cânib-i erba‘asında leş leşe çitilmiş kimin soyarlar ve kimin kırarlar, bir vâveylâ ve mâtem "Bre meded mahkemeye varalım" deyüp mahkemeye geldikde kadı mahkeme kapusun sedd edüp bizi mahkemeye komak istemez. Hele mukaddemâ içerde emânet duran huddâmlarımız "Bizim Efendi geldi" deyü kadıya haber edüp Kadı Nesîmî Efendi, havfinden kendüsü kapuya gelüp "Evliyâ Efendi, birâder-i cân-berâberim, siz misiz?" deyince "Belî, biziz" deyüp güç ile kapuyu açup mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübîne girüp hıfz [u] emânda olup mahkeme pencerelerinden bu Çerkeş sahrâsında olan hengâme yedi sâ‘at kâmil ceng [ü] cidâli ve harb [u] kıtâli seyr [u] temâşâ edüp âlem-i hayretde kaldık. Eğer bu rüsvâ-yı âmlığı ve bu gûne fezâhat u bed-nâmlığı tahrîr eylesek başka bir sergüzeştnâme olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 365a ·
metinde göster ·
… e bir yaylım cemî‘i toplara âteşler edüp cihânı velvelenâk edüp cümlemiz âlem-i
hayretde kaldık
. Bu kerre sa‘âdetlü hünkâr buyurdular kim,
Ve bu Anadolu kal‘ası gülleleri karşu Rûmeli Hisârı dağlarının tâ zirve-i a‘lâsına çıkup yine gerü yuvarlanarak deryâya düşerdi. Bu mahalde dûd-ı siyâh havâya münkalib olunca kal‘ateyn gûyâ şeb-i zulmetden rûz-ı münevvere çıkar gibi göründükde iki kal‘anın cemî‘i burc [u] bârûları ve dendân-ı bedenlerin şukka-i alemler ile ve filandıra ve sancağ ve bayrağ ve livâlarla zeyn edüp cümle kal‘a neferâtları dendân-ı bedenlerde tezyîn olup bir kat gülbâng-ı Muhammedî ile sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup ardı sıra bir yaylım tüfeng ve yine bir yaylım cemî‘i toplara âteşler edüp cihânı velvelenâk edüp cümlemiz âlem-i hayretde kaldık. Bu kerre sa‘âdetlü hünkâr buyurdular kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 90b ·
metinde göster ·
Hemân cümlemizin akılları perîşân olup necâtdan el çeküp âlem-i
hayretde kaldık
. Hemân ân arabalar içinde ve taşrada olan esîrlerimiz bir ağızdan feryâd etdile …
Hemân cümlemizin akılları perîşân olup necâtdan el çeküp âlem-i hayretde kaldık. Hemân ân arabalar içinde ve taşrada olan esîrlerimiz bir ağızdan feryâd etdiler. Hemân cümlemizin akılları başımıza gelüp bildik ki neye uğradık hemân hemân cümle mâl-ı ganâ’imden geçüp feryâd eden esîrlere derhâl bir sâtûr-ı Muhammedî urup bizi ol mahalle getiren kâfirlerin kellelerin dahi kesüp feryâd [ü] figânlar dahi kesildi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 4a ·
metinde göster ·
… ile dest-ber-kafâ on ikisini dahi kayd-ı bend edüp mâl-ı ganâ’imin almağa şaşup
hayretde kaldık
.
Ve hakîr yedi yiğit ile bir sarâya girdim ve kapuların berk etdim. Yukaru şâhnişînlerine vardık, dahi henüz câme-i hâblarında hâb-ı nâz içre nâzenîn gılmân [u] bintânlardan nûr-ender-nûr sîm-endâm duhter [u] gılmânların esbâbların hüddâmları gibi geydirüp kuşadup analarıyla bile dest-ber-kafâ on ikisini dahi kayd-ı bend edüp mâl-ı ganâ’imin almağa şaşup hayretde kaldık.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 22a ·
metinde göster ·
… nnûrun çıkarup o[n] kerre sûr ile gûnâ-gûn zemzeme ve ferdâşlar etdi kim âlem-i
hayretde kaldık
.
"Aşk ola Melek Hân aşk ola" deyüp destûr dileyüp belinden tennûrun çıkarup o[n] kerre sûr ile gûnâ-gûn zemzeme ve ferdâşlar etdi kim âlem-i hayretde kaldık.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 44b ·
metinde göster ·
… n toplar atup "Yajuj Yajuj" sadâsı Venedik şehrin yakdı, yıkdı zann edüp âlem-i
hayretde kaldık
.
Ammâ bir hoş vâkıf-ı esrâr olmayup bir hayli zamân bu üslûb üzre feryâd u fiğân ederek serserî gezerlerdi. "Âyâ, bu ne garîb temâşâdır" derken bir zamândan sonra cümle küffâr şenlik ve şâdumânlıklar eyleyüp gûnâ-gûn hırâmânî reftâr edüp raks edüp horalar deperek "Pişkindos pişkindos" deyü feryâd etmeğe başladılar ve niçe yüz bin tüfeng ü fişeng ve niçe bin toplar atup "Yajuj Yajuj" sadâsı Venedik şehrin yakdı, yıkdı zann edüp âlem-i hayretde kaldık.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 152a ·
metinde göster ·
… n kat-ender-kat bağlu hâzır ve müheyyâ durur görüp engüşt ber-dehen edüp âlem-i
hayretde kaldık
. Mel‘ûn küffâr zîr-i zemînde köstebek sıçanı gibi şinâverlik edermiş.
Ve bu ulu handakdan taşra olan on iki aded mezkûr tabya-i azîmlerin altlarında cümle üç bin iki yüz aded çatal çatal yollu lağımlardır kim yollarına niçe yârânlar ile meş‘aller ve fânûslar ve yel mûmları yakup geze geze gâ’ib olayazup bîm ü haşyetden gerüye dönüp cümle küffârın lağımât hazînelerin kat-ender-kat bağlu hâzır ve müheyyâ durur görüp engüşt ber-dehen edüp âlem-i hayretde kaldık. Mel‘ûn küffâr zîr-i zemînde köstebek sıçanı gibi şinâverlik edermiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 311b ·
metinde göster ·