bey‘ ü şirâ olunurdu. Ve sâhil-i bahreynde kırk bin dalyan-ı mâhî var idi. Ve Y …
Ve bir hâne-i kefere bir milyon hazîneye bey‘ ü şirâ olunurdu. Ve sâhil-i bahreynde kırk bin dalyan-ı mâhî var idi. Ve Yedikulle'den tâ Sarâyburnu'na gelince niçe sayyâd-ı mâhîler ığrıb ve şebeke ve tor ve ağ ve serpme ve kafas ve düzenleri deryâya döküp gûnâ-gûn mâ’ideler ve hayvânât-ı bahrîler sayd edüp kifâflanırlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 14b ·
metinde göster ·
… âm zî-kıymet eşyâları bu tekyeye vakf eder. Ba‘dehu bu şeyleri zorbalar asrında
hazîneye
alup sofra ile bir şeftâlû çekirdeğinden bir dervîşân keşkülü kalmışdır kim gar …
Süleymân Hân bu tekyenin deryâya nâzır bir köşesinde sâkin olup teferrüc ederken Hindûstân pâdişâhından hedâyâlar gelüp bir nakş-ı bûkalemûn telâtîn derisinden bir ta‘âm sofrası ve yüz Hıtâyî münebbid tabaklar ve yüz aded kâseyi ve niçe âlât-ı ta‘âm zî-kıymet eşyâları bu tekyeye vakf eder. Ba‘dehu bu şeyleri zorbalar asrında hazîneye alup sofra ile bir şeftâlû çekirdeğinden bir dervîşân keşkülü kalmışdır kim garâyibdir. Hindûstân'da hâsıl olmuş şeftâlû çekirdeğinin nısfıdır. Hâlâ iki vukıyye su alır. Kenâreleri altun dîvâre ve sîm halhâllar ile bir ibret-nümâ sun‘-ı Hudâ'dır. Nısfı hâlâ hazînededir. Selîm-i Sânî bu keşkülden bilâ cur‘a bâde nûş etmişdir. Hakkâ ki yek-merdî kâse değil penc-merdî kâseden ziyâde bâde alur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 123a ·
metinde göster ·
Sultân Bâyezîd-i Velî ile ceng-i azîm edüp âhir-i kâr münhedim olup on bir sene Mekke ve Medîne ve Yemen ve Aden'de seyâhat edüp andan Mısır'a gelüp andan İslâmbol'a gelmek sadediyle Rodos'da Malta ceneraline uğrayup anlar bir gemiye koyup "Seni İslâmbol'a götürsünler" deyü hîle edüp Cem Şâh'ı doğru Fransa'ya götürüp anasının anası Fransa kralının avreti idi. Cem Şâh'ı ana teslim edüp cümle tevabi‘iyle Cem Şah'a bir sarây-ı âlî ihsân edüp başka bir hükûmet yer verüp sayd [u] şikârda pâdişâhâne zevk [u] safâlar edüp şeb [u] rûz huzûrunda on sekiz ban oğlu ban el kavşırup çâker bendesi gibi hizmetinde olurlardı. Âhir bu ahvâl Cem Şâh karındaşı Sultân Bâyezîd'e mün‘akis olup bir nâme ile Fransa kralından Cem Şâh'ın kayd-bend ile der-i devlete gelmesin ricâ etdiler. Fransa kralı dahi Cem Şâh'ı zehirli ustura ile tırâş etdirüp Yemen ve Aden seyyâhı iken Cem Şâh diyâr-ı ademe gidüp Bâyezîd Hân izniyle na‘şın Bursa'da Koca Murâd-ı Sânî cenbinde başka bir kubbe içinde âsûdedir. Muhallefâtından Cem Şâh Sa‘dîsi "câm-ı cem" dedikleri câmdır kim bâdesin nûş edüp yine câm kendiden leb-ber-leb olurdu. Ve bir satranç bâz meymûn ve bir beyâz tûtî Cem Sa‘dîsi'ni siyâha boyayup Arapça âyetin ve "Pâdişâh sağ olsun" lafzın Sa‘dî öğredüp Bâyezîd Hân muhallefâtı gördükde "Câm ol câm ammâ Cem'i yok" Ol câmı hazîneye korlar. "Kanı beyâz tûtî" deyü sü’âl ederler. Hemân tûtî-i gûyâ zebâna gelüp "Pâdişâh sağ olsun, efendim gitdiğine siyâh mâtem donu giydim" der. Ammâ Fransalar zu‘mınca 237a "Zehirli ustura ile Cem Şâh'a müşâbih bir asfaru'l-levn bir âdemi tırâş edüp reng-i rû-yı pecmürde ve kendi dahi mürde olup "Na‘ş-ı Cem'dir" deyü Bâyezîd Hân'a gönderdik. Anlar da Cem'dir deyü Bursa'da cedleri yanına gömerken cem şekilli herîfi yer kabûl etmeyüp gayrı yire defn etmişler. Yohsa bize gelüp sığınan kızımız evlâdı olan Cem'i vermeyüp ba‘dehû taşra Fransa vilâyetine Cem'i kral eyledik. Hâlâ krallarımız Cem Şâh neslindendir. Anınçün Cem tarafından ve vâlide tarafından Fransa'nın Âl-i Osmân'a karâbeti vardır" derler. Ammâ hâsıl-ı kelâm ve'l-meâl bu hakîr yetmiş dört târîhinde Alman diyârında Beç ve Pırak ve Loncat nâm şehr-i azîmleri seyâhat ederken niçe âlûfte ricâl bıtrîkler ile ülfet edüp Cem Şâh ahvâlin söylediğimizde Cem Şah'ın vâlidesin Ebü'l-feth İslâmbol'u feth ederken Sarâyburnu'nda niçe alup Bâyezîd ve Cem Şâh ol kızdan olup Cem Şah'ın Mısır'a ve Mekke ve Medîne ve Yemen ve Aden'de ve İşpaniye ve Fransa'da seyâhat edüp dış Fransa kralı olduğun bir bir tevârihlerinde tilâvet etdiler. Târîh-i fevt-i Cem Şâh ibn Ebü'l-feth.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 236b–237a ·
metinde göster ·
… kılıcı var kim üç zirâ‘ gelir. Sultân Ahmed bir zirâ‘ mikdârın kesüp teberrüken
hazîneye
götürmüşdür.
Andan ziyâret-i hazîne-i ilm [u] hikmet, yegâne-i hilm u ısmet; şeref-i ubbâd, bi-nefsihi zühhâd eş-Şeyh Hazret-i Abdâl Murâd: Horâsân erenlerinden olup Bursa fethinde bulunmuşlardır. Mecâzibûndan muzınna-yı kerâme kimesne idi. Bursa'nın cenûbu tarafında şehre hâ’il bir tekye-i hıyâbân içinde medfûndur. Ahâlî-i Bursa'nın teferrücgâhıdır ve seyyâhân-ı berr u bihârın dahi mesîregâh-ı geh-gâh'ıdır ve türbe-i pür-envârı içre bir kılıcı var kim üç zirâ‘ gelir. Sultân Ahmed bir zirâ‘ mikdârın kesüp teberrüken hazîneye götürmüşdür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 237b ·
metinde göster ·
… ıkmayup ol altun direk keçe ile sarılmış, dedikleri bir taş yerakânî direk idi.
Hazîneye
koyup hılâf-ı inhâ edenlerin dünyevî [ve] uhrevî yüzleri kara oldu. Ba‘dehû ol …
Bağğâz ve hasûd-ı münâfıkîn pâdişâha Yûsuf Paşa'yı gamz edüp "Pâdişâhım Yûsuf Paşa lalan, Hanya hazînesinden üç Husrevânî küp altun ve üç milyon mâl-ı Kârûn ve bir altun direk keçelerle sarılmış pâdişâhıma deryâda katre ve güneşde zerre vermeyüp anları hıfz etdi" derler. Ba‘de'l-katl 273b mâl [u] menâldan bir şey çıkmayup ol altun direk keçe ile sarılmış, dedikleri bir taş yerakânî direk idi. Hazîneye koyup hılâf-ı inhâ edenlerin dünyevî [ve] uhrevî yüzleri kara oldu. Ba‘dehû ol altun dedikleri sarı amûdı Mehemmed Hân-ı Râbî‘in vâlidesinin binâ etdüğü câmi‘in hünkâr mahfili altına sütun etdiler. Ammâ hakkâ kim bir sun‘-ı Hudâ ve ibret-nümâ bir seng-i asferdir kim altun ve cevâhir anın yanında ne şeydir. Bir âdem sarılık marazına mübtelâ olsa ol amûdı üç kerre üç cum‘a ertesinde ale's-sabah yalasa bi-emrillah şifâ bulur. Eyle bir seng-i Hudâ'dır kim Yûsuf Paşa'nın sebeb-i katli olmuşdur. Hikmet-i Hudâ "el-abdu yüdebbiru vallahu yukaddiru" ve "elsinetü'l-halk aklamu'l-ha(l)kdır". Kaçan kim Sultân İbrâhîm Hân Sarâyburnu'nda Yûsuf Paşa ile Girid müşâveresin edüp "Hanya'yı feth etdikden sonra inşâallah sâlimîn ve gânimîn geldikde sâna ıvazın ederim" deyü yemin etdüğü meğer "şehîd ederim" demek imiş. Hakîkatü'l-hâl Hanya kal‘ası gibi bir hısn-ı hasînin ve sedd-i metinin fethi bir kerb-i azîm idi. Ammâ feth olunmasına sebeb Cenâb-ı Bârî yârî kılup küffâr-ı hâksârın donanma-yı nâ-mübâreki gelmeden Gâzî Yûsuf Paşa cidd ü cehd edüp Feyyâz-ı Mutlak'ın inâyet-i ezelîsi ve avn-i aliyyesi ve esrâr-ı hafiyyesi olup feth oldu. Yohsa bu Hanya gibi sedd-i İskenderin fethi {bir vechile} mümkün değil idi. Ve eyle kal‘a-i üstüvârın fethine ıvaz bir şey ile olmazdı, illâ şehâdet ola. Yûsuf Paşa-yı merhûm ve mağfûr, mahbûb-ı Hudâ imiş kim hem feth ve ba‘de'l-feth şehâdet müyesser oldu. Hamd-i Hudâ bu hakîr Evliyâ-yı pür-riyâ böyle gazâ-yı ekberde bulunup sâlimîn ve gânimîn vatanımıza gelüp peder u mâder-i azîz ve azîzelerimizle müşerref olup dest-i şerîflerin bûs edüp "Ber-hurdâr-ı ömr ol oğul! Vekâletimiz eyleyüp Girid fethinde bulundun. Bizim varmamıza muhtaç etmedin" deyü buyurdular. Hakir eyitdim: "Benim peder-i azîzim, sultânım! Siz şimden gerü ihtiyâr oldunuz. Süleymân Hân asrından berü yetmiş gazâda bulundunuz. Bu ciğer-kûşenize hemân hayr du‘â edin. Niçe gazâlarda bulunup cenâb-ı şerîfinize sevâb-ı cezîl ola" deyü dest-bûs edüp hayr du‘âların alıp bu hikâyeye âğâze eyledi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 273a–273b ·
metinde göster ·
… râ taraf-ı mülûkdan havf ederler kim selâtînler haberdâr olurlarsa ol makramayı
hazîneye
alırlar deyü ihtirâz edüp hıfz ederler. Şehir a‘yânlarının bile bu destmâl-i İs …
Şehr-i Urfa içre Halîlü'r-rahmân âsitânesi kurbunda Çanlı Kenîse derler binâ-yı kadîm bir musanna‘ deyr-i azîmdir. Hazret-i Mesîh mübârek vech-i şerîflerin sildiği makrama andadır kim ol deyrin hazînesinde gâyet mahfûzdur. Zîrâ taraf-ı mülûkdan havf ederler kim selâtînler haberdâr olurlarsa ol makramayı hazîneye alırlar deyü ihtirâz edüp hıfz ederler. Şehir a‘yânlarının bile bu destmâl-i İsâ'dan haberleri yokdur, ammâ bu hakîr Rûmlar ile çok ihtilât edüp anların Yanvan Târîhlerin istimâ‘ etmek ile bu hakîr Bağdâd'a giderken bu Urfa içre ol deyre girüp ruhbânlardan makramayı görmeğe ricâ etdim. "Bizim deyrimizde ol gûne makrama yokdur" deyü inkâr etdiler. Hakîr İncîl'lerine ve Hazret-i İsâ hakkına yemîn edüp kimesneye ol makramayı ahvâlin keşf-i râz etmeyim deyü ta‘ahhüd eylediğimde hakîri bir muzlim gâra götürüp taşrada huddâmlarım kalup ol gâr içre on iki cevâhir kandîl çerâgân olup bir dollâbdan bir sandûka ve ol sandûkadan bir cevâhirli kutu çıkardılar, gûnâ-gûn bükâ vü nâlişler ile cevâhir kutuyu küşâde edüp müşk ü amber-i hâm râyihası dimâğımı mu‘attar edüp destmâl-i şerîf manzûrumuz olmuşdur. Çâr-kûşe bir aselî levn makramadır. Tûlen ve arzen iki zirâ‘ gelir. Hurmâ-yı Mekke lîfinden gazl olunup dokunmuş. Hazret-i İsâ Tûr-ı Sînâ'ya tecellî-yi cemâl-i Rabbü'l-izzet içün urûc etdükde kendüye tecellî müyesser olup hicâb-ı Rabbü'l-izzet'den İsâ Nebî arak-âlûd olduklarında bu destmâl ile vech-i şerîflerin Mesîh Nebî mesh etdiklerinde bi-emrillâhi Te‘âlâ vech-i şerîflerinin şekl-i münevveri makramaya te’sîr edüp yed-i kudret ile tahrîr olunmuş bir sihr-i mübîn-âsâ sûret-i İsâ demdir kim gören anı zî-rûh zann eder. Hemân bir deme muhtâc sûret-i Mesîh-enfâsdır kim füsûn-i işve ve nazarda tebessümde gûyâ hayatdadır. Hele bu hakîrin şübhesi kalmadı kim eşkâl-i te’sîr-i Hazret-i İsâ'dır. Ve hakîr bu kadar erbâb-ı ma‘ârif ile ihtilâtımızda ve bu seyâhat-ı tek-â-pûmızda niçe bin sihr-i i‘câz mertebesi hayâl-pesend ma‘rifetler gördüm, bu dahi anlar gibi bir rûhî boya ile Frenk Mânî kalemi olmasın deyü bu im‘ân-nazar ile bu eşkâle dikkat-ı tâmm edüp nazar etdim, ammâ ilme'l-yakîn ve hakka'l-yakîn hâsıl etdim ki hemân bu makramadaki eşkâl-i mehîb sûret-i Hazret-i İsâ'dır. Zirâ benî Âdem gördükde vücûduna lerzân hâsıl olup âdemi dehşet alur. Bu gûne bir makramadır. Teberrüken bu hakîr sağ elimle makramayı mesh edüp yüzüme sürüp bu makrama bu gûne temâşâ etdim. Ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 57b ·
metinde göster ·
… asen deynleri edâ ederdi. Hâlâ hâs-ı sadrıa‘zam ve kalemiyye-i vezîr-i mu‘azzam
hazîneye
dâhil olmak kânûn-ı Melek Paşa akıdıldı.
Tedbîr-i Sânî: Paşa cümle yetmiş yük akçe hâsı avâ’idden ve gayri aklâmlardan hâsıl olan kalemiyye fevâ’idin bi't-temâm ve'l-kemâl pâdişâh hazînesine koyup aldığı karz-ı hasen deynleri edâ ederdi. Hâlâ hâs-ı sadrıa‘zam ve kalemiyye-i vezîr-i mu‘azzam hazîneye dâhil olmak kânûn-ı Melek Paşa akıdıldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 96b ·
metinde göster ·
… m-ı selâtîndir kim misli meğer İslâmbol'da Yeni Sarây'da gılmân-ı hâssalar içre
hazîneye
muttasıl hammâm içinde hammâm-ı ibret-encâm ola. Lâkin bu Edirne şehri içre man …
Ancak Hünkâr Sarâyı hammâmı bir tarh-ı bedî‘ ve bir resm-i garîb üzre mebnî bir hammâm-ı selâtîndir kim misli meğer İslâmbol'da Yeni Sarây'da gılmân-ı hâssalar içre hazîneye muttasıl hammâm içinde hammâm-ı ibret-encâm ola. Lâkin bu Edirne şehri içre manzûrumuz olan ebniye-i hayrât-ı selâtînlerden mâ‘adâ niçe bin ebniye-i âliye ve imârât-ı sâmiye ve esvâk-ı âmireleri bî-hadd u bî-pâyândır. Ammâ bu hakîr ihtisâr üzre tahrîr etdik. Zîrâ imârât-i bi-nefsihîsi tahrîr etdiğimizden bin kez o kadar ekserü min en-yühsâdır. Seyecîü mahalliyle yazılır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 164a ·
metinde göster ·
… ıyâbânda gûnâ-gûn ibret-nümâ vâcibü's-seyr kasr-ı âlîler var kim her biri birer
hazîneye
olmaz mülûkâne kasr-ı Havernaklar vardır. Hatta bir kasrın tarz-ı tavrı bir kas …
Hânın bu bâğ sarâyının haremi tarafında bir tirkeş oku menzili tûlen ve arzen bir hadîka-i Rıdvân var kim eğer deryâlar mürekkeb ve cemî‘i ağaçlar kalem ve cemî‘i hattâtlar cem‘ olup bu bâğın tavsîf [u] temdîhinde deryâda katre ve güneşde zerre kadar tahrîr edemeyeler. Ancak cemî‘i eşcâr-ı müsmirrâtları tertîb üzre dikilüp cümlesi meyân-beste dilber gibi bâd-ı sabâ te’sîrinden hırâmânî hırâmânî hareket ederler. Hemân hurma ve hummeyz ve muz ve serv yokdur. Yohsa cemî‘i eşcârât-ı gûnâ-gûn mevcûddur. Hatta ba‘zı pûçe ve kûşelerde limon ve turunc fidanları vardır. Vakt-i şitâda keçeler ile pinhân ederler. Ve bu hıyâbânda gûnâ-gûn ibret-nümâ vâcibü's-seyr kasr-ı âlîler var kim her biri birer hazîneye olmaz mülûkâne kasr-ı Havernaklar vardır. Hatta bir kasrın tarz-ı tavrı bir kasırda yokdur. Her biri birer diyârın üstâdları kârıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 229a ·
metinde göster ·
… il kral olup bir haftada iki bin kîse, ki üç sene bâkî kalan harâcı tahsîl edüp
hazîneye
teslîm edüp bâkî kalan bin kîse mâl-ı pâdişâhîyi vermeğe zâmin oldu. Hakkâ ki b …
Bu sefer-i meserret gûyâ yeni kral içün oldu, zîrâ rakîbi Kemen Yanoş mürd oldu ve kral bundan sonra müstakil kral olup bir haftada iki bin kîse, ki üç sene bâkî kalan harâcı tahsîl edüp hazîneye teslîm edüp bâkî kalan bin kîse mâl-ı pâdişâhîyi vermeğe zâmin oldu. Hakkâ ki bu re’y [ü] tedbîr cümle Serdâr-ı Ekrem Ali Paşa'nın âkıbet-endîş dûrbîn-fikrin re’y-i ahseniyle ve Melek Ahmed Paşa'nın du‘â-yı hayr berekâtıyla olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 26a ·
metinde göster ·
… tilâvet etdikde cümle ocak ağaları ve Hüseyin Paşa Kethudâsı Hüseyin Ağa doğru
hazîneye
ve cebehâneye varup gördüler kim kal‘a kapusunun ve cebehâne ve hazînenin miftâ …
"Amân el-amân ey güzîde-i Âl-i Osmân-ı gâziyân" deyü feryâd ü fiğân ederek kal‘a-i Litre'nin Uyvar kapusu üzre Hüseyin Paşa'ya mukâbil beyâz amân bayrakları diküp kal‘adan taşra kapudanı ve birovları ve gorofları ve bin mikdârı Nemse küffârları piyâde olup cümle 5.000 aded {küffâr kal‘adan} taşra avret ve oğlanlarıyla çıkup varoşda üç yüz mikdârı arabalarına binüp Şimatorna beği ve Budun gönüllü gâzîleri bu küffârları selâmetle Ma‘den kal‘alarına götürmeğe me’mûr olup gitdiklerinde hemân kapukulu yeniçerileri kal‘a-i Litre içine dâhil olunca hemân hakîr-i fakîr kal‘a-i Litre'nin Uyvar kapusu üzre urûc edüp elime dal tîğ-i uryânım alup bir kerre derûn-ı dilden i‘lân-ı Muhammedî zafer-âyât ezânın tilâvet etdikde cümle ocak ağaları ve Hüseyin Paşa Kethudâsı Hüseyin Ağa doğru hazîneye ve cebehâneye varup gördüler kim kal‘a kapusunun ve cebehâne ve hazînenin miftâhları iki yüz yaşında bir papas elinde imiş. "Hoş geldiniz" deyü 123a cümle miftâhları Hüseyin kethudâsına teslîm edüp mezkûr papas kal‘adaki deyrinde kalmağı ricâ etdikde hemân Hüseyin Ağa-yı müdebbir "Sen bu kal‘ada durdukça bu kal‘a fitneden hâlî olmaz" deyü kal‘adan taşra papas-ı hannâsı çıkarup hazîne ve cebehâneyi zabt etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 122b–123a ·
metinde göster ·
… ed tahtânî ve fevkânî kârgîr binâ sarây-ı azîmler var kim her biri birer milyon
hazîneye
olmaz müzeyyen nev binâ dâr-ı menhûslardır kim baş konsarın nakli üzre,
Ammâ bu şehrin kal‘ası yokdur, hemân nehr-i Tuna'dan sehel ba‘îd bir vâsi‘ fezâda ve cenûb tarafı Beç dağları dâmeninde bir şehr-i azîmdir 51a kim serâpâ tahta örtülü üç bin aded tahtânî ve fevkânî kârgîr binâ sarây-ı azîmler var kim her biri birer milyon hazîneye olmaz müzeyyen nev binâ dâr-ı menhûslardır kim baş konsarın nakli üzre,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 50b–51a ·
metinde göster ·
verüp yerine çil akçe aldılar. Hâlâ Kabarti beğlerinin hazînelerinde gön akçe ç …
Kabak-ı Dodorkay: Bu dahi Kabarti köyüdür ve gâyet ma‘mûrdur. Bu vilâyetlerin seyâhati gâyet müşkildir. Bir makrame ve bir soğan içün âdemi katl ederler, zîrâ metâ‘ bulunmaz. Yılda bir kerre etrâflarında bâzâr olur, ammâ akçe pul dahi yokdur. Hattâ Özdemiroğlu Osmân Paşa bu diyârda yedi sene kışlayup Acem ile Şirvân ve Şamâhî'da ceng etdikde akçe olmadığından gönden akçe kesüp yürüdüp geçindiler. Ba‘dehu cümle asker Der-i devlete gelüp gön akçeleri hazîneye verüp yerine çil akçe aldılar. Hâlâ Kabarti beğlerinin hazînelerinde gön akçe çokdur. Hattâ beş on dâne hakîrde de vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 156b ·
metinde göster ·
… bir yoldaşlarının da‘vâsı olsa bunların ma‘rifetiyle görülür. Yolları hacca yâ
hazîneye
serdâr olup kul kethudâsı olup andan sancak beği olur.
Andan aşağı hükûmet tercümânbaşınındır. Bu dahi şakîlerin azruhâllerin alup paşa huzûruna getürüp müdde‘[î] ve müdde‘[â] aleyh da‘vâ ederken bu tercümânlık eder. Kânûn üzre müteferrikabaşı olur. Elli tevâbi‘e mâlikdir. Ve yeniçeri ocağından başçavuşları ve azebân ocağından başçavuşları beş dîvânda mevcûd bulunup ocaklarına müte‘allık bir yoldaşlarının da‘vâsı olsa bunların ma‘rifetiyle görülür. Yolları hacca yâ hazîneye serdâr olup kul kethudâsı olup andan sancak beği olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y62a ·
metinde göster ·
Paşa ol gece istirâhat edüp ale's-sabâh summât-ı dîvânî olup üç bin sahan ta‘âm haftada iki kerre kânûn-ı Selîm Hân'dır, paşa etmeyüp anı hazîneye yâhûd kendüye korsa hîn-i azilde paşadan muhâsebesin isteyüp her summâtı ikişer kîse hisâb edüp senede toksan iki kîse paşadan taleb ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y190a ·
metinde göster ·
"Selefimiz filân paşa zimmetinde şu kadar bakâyâ mâl-ı pâdişâhî kalup
hazîneye
noksân üzre vâsıl olmak îcâb eder. Fermân pâdişâhımındır" deyü arzları gönderir …
"Selefimiz filân paşa zimmetinde şu kadar bakâyâ mâl-ı pâdişâhî kalup hazîneye noksân üzre vâsıl olmak îcâb eder. Fermân pâdişâhımındır" deyü arzları gönderir. Kırk elli günde bir emr-i pâdişâhî ile bir kapucubaşı veyâhûd bir salahor gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y191a ·
metinde göster ·
… lar evâmir-i pâdişâhî ile gelüp terakkî isterler. Ve hacca giden ve İslâmbol'da
hazîneye
giden ve doğan ile giden ve Mekke ve Medîne'den neccâblığile gelenlere ve sefer …
Ve gelen mahlûlâtı fürûht etmeyüp zabt ede. Zîrâ Âsitâne tarafından hatt-ı şerîfler ile mu‘tâk Dârü's-sa‘âde ağaları ve gayrılar evâmir-i pâdişâhî ile gelüp terakkî isterler. Ve hacca giden ve İslâmbol'da hazîneye giden ve doğan ile giden ve Mekke ve Medîne'den neccâblığile gelenlere ve sefere gidenlere ve ceb harclığına gidenlere ve baş dil getirenlere ve cebel müjdecilerine ve bunların emsâli niçe kimesnelere terakkî lâzımdır. Mahlûlât zabt etmek gerekdir kim senevî yedi bin akçe terakkî vermek kânûn-ı Selîm Hân'dır, cümle paşadan matlûbdur. Ekseriyyâ Mısır vezîrleri bu tarafından ve anbâr-ı Yûsuf'dan ve rûznâme kaleminden ve meksûr u müflis keşşâflara kâşiflik vermeden mezmûm u müttehem olurlar. Ve hîn-i azilde mâl-ı pâdişâhî ve terakkîler paşadan matlûbdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y192a ·
metinde göster ·
… bayrakdârlar ile (---)(---)(---)(---)(---)Q 230bP 227b Ve'l-hâsıl bu
hazîneye
me’mûr olanlardan yetmiş iki nefer kimesneler hil‘at-ı pâdişâhî ile dilşâd olup …
Ardı sıra yeniçeri ocağından kethudâlığa yolu gelmiş birin yeniçeri ağası (---)(---)(---) münâsib ve beş bölükden dahi birer yolu Y 194b gelmiş mün‘im ihtiyârları ve birer çavuşlar ve birer bayrakdârlar ile (---)(---)(---)(---)(---)Q 230bP 227b Ve'l-hâsıl bu hazîneye me’mûr olanlardan yetmiş iki nefer kimesneler hil‘at-ı pâdişâhî ile dilşâd olup âmâde olurlar. Tâ ki mâh-ı Recebü'l-müreccebin gurresi ki oldu bir azîm summât-ı dîvânî olup cemî‘-i erbâb-ı dîvân ve cümle ulemâ ve sulehâ ve kadıasker ve nâ’ib-i dîvân ve şâhidân, kâtibân, sicilhân meydân-ı mahabbete gelüp dîvânhânede dağlar gibi yığılan sandûkları paşa kethudâsı birer birer paşa ve ulemâ ve sulehâ ve hazîne beği huzûrunda ad edüp hazîne beğine ve yedi ocak serdârlarına teslîm ederler. Ol mahalde paşa hazîne beğine hitâb edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y194a–Y194b ·
metinde göster ·
… edüp pür-silâh olup kol dolaşarak Mısır'ı beklemek yeniçerilerin direğidir. Ve
hazîneye
me’mûr olan neferâtlar birer yıllık peşin ulûfelerin alırlar. Ve hazîne beği ka …
Bu mahalle hazîne çıkınca Sebîl-i Allâm beğine ve Kalyûb kâşifine ve şehir subaşısına fermânlar gidüp cümle askerleri ile hazîne askerin Âdiliyye sahrâsında ortaya alup niçe yüz meş‘aller ve kanâdîller ile askerin cânib-i erba‘asın çerâğân edüp beklerler. Ve şehir subaşısı Âdiliyyeyi bekledüği hâtırıyçün dîvdâr askeri şehri beklemeğe kifâyet etmeyüp yeniçeri kul kethudâsı her gece Gavriyye altında bin iki bin yeniçeri ile pür-silâh sabâha dek ayş [u] işret edüp niçe yüz hânende ve sâzendeler ile sabâha dek sohbet edüp pür-silâh olup kol dolaşarak Mısır'ı beklemek yeniçerilerin direğidir. Ve hazîneye me’mûr olan neferâtlar birer yıllık peşin ulûfelerin alırlar. Ve hazîne beği kalkacağı gün Kalyûb kâşifine fermân vârid olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y195a ·
metinde göster ·
… s onu bir dirhem gelmek üzre kesilir, ortası halkalı sîm-i hâlisden kesilir. Bu
hazîneye
mahsûb değildir, paşanın kendi kîsesindendir, cümle (---) kîse-i Mısrîdir.
Evvelâ büyük hazîne şâm-ı şerîfe varup vâsıl olduğu müjdesi hazîne beği ve ocak ağaları mektûbları neccâblarla gelüp paşa mesrûr [u] dilşâd olup mâh-ı şa‘bânın gurresinde ceb harclığı hazînesi bağlanmağa başlar. Bunda Mısır beğlerinden me’mûr olmaz, ancak paşa ağalarından bir vaka‘ [u] vakâr sâhibi ve bir kerr ü ferr u dârât ve katâr sâhibini paşa serdâr edüp Tatar ve deli ve gönüllü ve müteferrika ve gayrı ocaklardan pür-silâh mu‘temed yiğitlere ihsân [u] in‘âm edüp üç yüz âdem paşalıdan ve üç yüz âdem dahi Mısır'ın yedi ocağından atına silâhına kâdir salt yiğitleri birer akçe terakkî ile yazarlar. Zîrâ bunlar ılgar ile gidüp büyük hazîneyi ubûr edüp on beş Y 196a yigirmi gün evvel der-i devlete varsalar gerekdir. Iyd-ı şerîfde pâdişâha ceb harclığıdır, darbhânede mahsûs onu bir dirhem gelmek üzre kesilir, ortası halkalı sîm-i hâlisden kesilir. Bu hazîneye mahsûb değildir, paşanın kendi kîsesindendir, cümle (---) kîse-i Mısrîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y195b–Y196a ·
metinde göster ·
karşılık üç yüz kîselik dahi Hind ü Sind ve Acem ve Yemen ü Habeş tefârûklarınd …
Ve bu hazîneye karşılık üç yüz kîselik dahi Hind ü Sind ve Acem ve Yemen ü Habeş tefârûklarından zî-kıymet akmişe-i fâhireler ile yüz yetmiş boğça metâ‘ bağlanır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y196a ·
metinde göster ·