Ve cemî‘i papas ve kıssîs [ve] bıtrîkler ol cünd-i cünüblerin cenge terğîb edüp
her bir
kefereye birer lât-ı melât-ı mühmelât va‘desi ederlerdi. Ve ilm-i nücûm ile kal …
Ve cemî‘i papas ve kıssîs [ve] bıtrîkler ol cünd-i cünüblerin cenge terğîb edüp her bir kefereye birer lât-ı melât-ı mühmelât va‘desi ederlerdi. Ve ilm-i nücûm ile kal‘anın tâli‘-i kuvvetin bu yüzden buldular kim;
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 25b ·
metinde göster ·
… kebîri üstâd-ı bennâ çâr-pâye-i metîn ve çâr-tâk-ı Kisrâ üzre binâ etmişdir kim
her bir
tâkı tâk-ı Havernakdan 35b ve tâk-ı Kaydefâ'dan ve tâk-ı Kâfdan ve {tâk-ı} Şe …
Ve bu kubbe-i kebîri üstâd-ı bennâ çâr-pâye-i metîn ve çâr-tâk-ı Kisrâ üzre binâ etmişdir kim her bir tâkı tâk-ı Havernakdan 35b ve tâk-ı Kaydefâ'dan ve tâk-ı Kâfdan ve {tâk-ı} Şeddâd'dan nişân verüp dördü dahi kudret kemeri olan kehkeşân-âsâ semâya ser-çeküp zirve-i evc-i a‘lâya kemend salmışdır. Mezkûr kemerlerin bir pâyeden bir pâyeye vus‘atı hakîr'in orta ayak mestiyle (---) ayak vâsi‘dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 35a–35b ·
metinde göster ·
… pâ beşer altışar zirâ‘ çâr-kûşe mücellâ ebrî hacerâtlar ile kaplı bir câmi‘dir.
Her bir
taşda bi-emrillâh gûnâ-gûn eşkâl-i garîbeler ve şükûfeler yazılmışdır ve kenârl …
Ve bu câmi‘in iç yüzü rû-yı dîvârında serâpâ beşer altışar zirâ‘ çâr-kûşe mücellâ ebrî hacerâtlar ile kaplı bir câmi‘dir. Her bir taşda bi-emrillâh gûnâ-gûn eşkâl-i garîbeler ve şükûfeler yazılmışdır ve kenârlarında elvân ezhârlar kazılmışdır 36a ve her amûdların kürsî-i âlîlerinde ve kemerleri etrâfındaki zıhlar kirişmelerinde ol kadar üstâd-ı mermer-bür san‘at harc etmişdir kim hâlâ cihân üstâdları ana bir tîşe urmağa kâdir [de]ğildir. Ammâ mihrâbı ve minberi beyâz mermerden sâde güzelidir. Ammâ gâyet musanna‘dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 35b–36a ·
metinde göster ·
hücreden bir gûne güneş ziyâ verüp çeşm-i benî âdem bakmağa tâkat getiremez. ⟦3 …
Temâşâgâh-ı hücerât-ı pür-envâr: Yine tabaka-i âlînin cânib-i şarkîsinde beş altı kıt‘a rakîk gûnâ-gûn tahta biçilmiş taşlar vardır. Âfitâb-ı âlem-tâb kulle-i felekden tulû‘ etdükde pertevi bu hücerât-ı gûnâ-gûnlara pertev urdukda her bir hücreden bir gûne güneş ziyâ verüp çeşm-i benî âdem bakmağa tâkat getiremez. 39b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 39a–39b ·
metinde göster ·
… m kasabada nehr-i Sakarya üzre on dörd göz bir cisr-i azîm inşâ etdirmişdir kim
her bir
tâkı tâk-ı kehkeşândan nişân verir bir kantara-i metîndir.
Andan Bâyezîd-i Velî İzmit sancağında Geyve nâm kasabada nehr-i Sakarya üzre on dörd göz bir cisr-i azîm inşâ etdirmişdir kim her bir tâkı tâk-ı kehkeşândan nişân verir bir kantara-i metîndir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 41b ·
metinde göster ·
… üzûl olunur. Ammâ bu harem-i hâs, mermer-i beyâz ile mefrûş bir ak yayladır kim
her bir
kıt‘a mermeri birer halîçe kıt‘asında mücellâ ve musaykal ve hem-vâr döşenmiş b …
Evsâf-ı harem-i beyâz: Câmi‘-i şerîfin mezkûr bâb-ı sa‘âdetlerine ve harem-i latîfin üç aded der-i mu‘allâsına (---) kademe taş nerdübân ile urûc [u] nüzûl olunur. Ammâ bu harem-i hâs, mermer-i beyâz ile mefrûş bir ak yayladır kim her bir kıt‘a mermeri birer halîçe kıt‘asında mücellâ ve musaykal ve hem-vâr döşenmiş billûr-misâl vâdîdir. Tûlen ve arzen çâr-kûşe vâkı‘ olup yan soffalar ile bile (---) ayakdır. Ammâ derûn-ı câmi‘ bu haremden büyükdür. Kıble kapusundan tâ mihrâba varınca (---) ayakdır. Arzı (---) ayakdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 44a ·
metinde göster ·
Ve bu haremin cânib-i erba‘asına nâzır cümle (---) aded pençerelerdir kim her bir şebeke-i hadîdi bâzû kalınlığı âhen pençerelerdir. Üstâd-ı hadîd-kûp san‘at-ı Dâvûdî icrâ edüp eyle sûhân urmuş kim ile'l-ân cilâsına bir gird-i gubâr te’sîr etmeyüp pûlâd-ı Nahçıvânî gibi mücellâ revzenlerdir. Ve bu pençereler üzre cümle (---) câmlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 44a ·
metinde göster ·
… r ihtirâ‘ etmişdir kim görenin aklı vâlih olur. Zîrâ bu câmi‘ altıncı câmi‘dir.
Her bir
câmi‘den birer zerâfet ü nezâfet serîka edüp binâ olunmuşdur.
Ve bu câmi‘in yemîn [ü] yesârında iki minâre-i mevzûnları ikişer şerîfeli serâmed bâng-i Muhammedî makâmıdır kim İslâmbol ve Bursa ve Edirne'de misli bünyâd olunmamış eyle münakkaş ibret-nümûn minârelerdir kim Koca Mi‘mâr bu minârelerde ve câmi‘de yed-i tûlâ-yı mi‘mârîsin ayân etmişdir. Her minâre on sekizer hâne köşe tarh olunmuşdur. Her tarhında serâpâ kat-ender-kat zıhlar içre gûnâ-gûn kitâbe ve mutahhıl türünce ve islimî nakışları ve her tabakada ibret-nümâ kirişme mukarnas ve medeneler ihtirâ‘ etmişdir kim görenin aklı vâlih olur. Zîrâ bu câmi‘ altıncı câmi‘dir. Her bir câmi‘den birer zerâfet ü nezâfet serîka edüp binâ olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 47a ·
metinde göster ·
… Süleymân üzr[e] altısın dahi mücevher altun zencîrler ile âvîze etmişlerdir kim
her bir
kandîl altışar vukıyye gelir birer kâse-i müdevver kadar vardır ve her birinde …
Hattâ cümleden biri hünkâr mahfili üzre Habeş vezîri Ca‘fer Paşa altı aded zümürrüd kandîller hedâyâ gönderüp bir mühr-i Süleymân üzr[e] altısın dahi mücevher altun zencîrler ile âvîze etmişlerdir kim her bir kandîl altışar vukıyye gelir birer kâse-i müdevver kadar vardır ve her birinde mücevher altun ayaklar ile kâr-ı zer-kâr ile mînâ olmuş kanâdîl-i sebiz-gûndur. Ehl-i hurdedân, her biri birer Rûm harâcı değer deyü tahmîn etmişler. Ve buna mânend niçe zî-kıymet âvîze-i bî-mânendler ile ârâste ve pîrâste olmuş huld-ı berîn maksûrelerinden nişân verir bir tarh [u] tarz-ı acîb ü girân-bahâ bir câmi‘-i garîbdir kim vasfında cemî‘i vassâflar âcizdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 60a ·
metinde göster ·
… p defterleri mûcebince cümlesine hidmetler verilüp ol defter Murâd Hân'da kalup
her bir
zorba bir diyârda hidmetde iken bunları beşer onar kıra kıra yedi seneye dek zo …
Ve'l-hâsıl cümle zorbalar zûr-ı bâzûları ile veledeş ve gulâmiyyeler isteyüp defterleri mûcebince cümlesine hidmetler verilüp ol defter Murâd Hân'da kalup her bir zorba bir diyârda hidmetde iken bunları beşer onar kıra kıra yedi seneye dek zorbaların zoru kesilmeyüp câ-be-câ nihânîce var idi. Ammâ Murâd Hân bir ferd-i âferîdenin hâsılı hareminden bir dâne-i direm dermedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 63b ·
metinde göster ·
… â Paşa'ya ve Çerkes Kadrî Paşa'ya ve Vâlî-i Haleb Dutsak Alî Paşa'ya dahl düşüp
her bir
vezîri birer sarâya i‘zâz [u] ikrâm ile kondurup cürmlerinden afv olunmak içün …
İnhizâm-ı Serdâr Murtazâ Paşa der-sahrâ-yı Ilgın be-dest-i Celâlî Hasan Paşa: Ba‘dehu Murtazâ Paşa münhezimen kal‘a-i Haleb'e varup Kara Hasan Paşa'nın dahi cânib-i erba‘asın cümle re‘âyâ ve berâyâ çevirüp şiddet-i şitâ dahi gelüp mâbeynlerinde kaht-ı azîm olup âhir Kara Hasan Paşa sekbân ve sarıca haşerâtı derdinden Haleb'de Murtazâ Paşa'ya ve Çerkes Kadrî Paşa'ya ve Vâlî-i Haleb Dutsak Alî Paşa'ya dahl düşüp her bir vezîri birer sarâya i‘zâz [u] ikrâm ile kondurup cürmlerinden afv olunmak içün Der-i devlete arz [u] mahzarlar ile Murtazâ Paşa ve Kadrî Paşa'nın âdemleri ile Abaza Hasan Paşa'nın ve gayrı celâlî paşaların nihânîce yarar âdemleri gitdi. Ammâ bunların Haleb kal‘asına dahl yüzünden girmelerinde bir şeytanatları vardır deyü bir günde cümlesin Haleb içre hânelerinde katl edüp ser-i bî-devletlerin Der-i devlete yollayup sene (---) târîhinde vâsıl olup Köpürlü,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 85a ·
metinde göster ·
… i‘lerde değil belki cümle diyâr-ı İslâm cevâmi‘lerinde olmadığı muhakkakdır kim
her bir
âvîze birer pâdişâh ve birer vezîr hedâyâ göndermişdir. Ve cümle pençerelerin v …
Ve bu câmi‘ içinde olan maslûbât-ı zî-kıymet âvîzeler İslâmbol'da câmi‘lerde değil belki cümle diyâr-ı İslâm cevâmi‘lerinde olmadığı muhakkakdır kim her bir âvîze birer pâdişâh ve birer vezîr hedâyâ göndermişdir. Ve cümle pençerelerin ve bâbların kapakları serâpâ sadefkârîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 87b ·
metinde göster ·
Ulûm-i dîniyyeyi terğîb ü ta‘zîm ve ahâlîsini ikrâm ü tefhîm içün numûne-i Heşt Behişt-i cihân medâris-i Semân binâ etdi ki levâyih-i ulûm-ı nefîse ile her bir medresenin sahnı bir hadîka-i bâğ-ı Rıdvân'dır. Miyân-ı ulemâda pâyesi (---) âlîdir. Ve Harîm-i kebîrin kıble kapusu dibinde sıbyân-ı müslimîn içün bir dârü't-ta‘lîm-i Kur’ân binâ etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 91a ·
metinde göster ·
… âne gözlerin eyle ma‘mûr edüp her birinin tâkları tâk-ı kehkeşândan nişân verüp
her bir
göze birer dîdebân ve San Pavla zindânına üç yüz azebistân nevbetci her şeb ta‘ …
Ve (---) aded tershâne gözlerin eyle ma‘mûr edüp her birinin tâkları tâk-ı kehkeşândan nişân verüp her bir göze birer dîdebân ve San Pavla zindânına üç yüz azebistân nevbetci her şeb ta‘yîn edüp tershâne kapudanlarının otuz beşi tershâne gözlerinde sabâha dek kol dolaşalar ve otuz beş kapudanı askerleriyle şehirde kol dolaşalar. Zîrâ Süleymân Hân asrında Galata Kullesi ve Tershâne zindânlarında otuz bir bin ecnâs-ı mahlûkât kefere-i fecereden esîr var idi {kim dâ’imâ pây-beste ve dil-haste esîrlerdir, dîdebânları ve vardiyanları destinde girîbânları beste ve giryân ve hayrân ü nâlân esîrlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 125a ·
metinde göster ·
Ve kabr-i Sürûrî Çelebi: Gelibolu'da Hoca Şa‘bân nâm bir tâcirin oğludur.
Her bir
ulûmda tekmîl-i fünûn etmiş bir zû-fünûn idi. Yüz elli pâre mücelled te’lîfâtla …
Ve kabr-i Sürûrî Çelebi: Gelibolu'da Hoca Şa‘bân nâm bir tâcirin oğludur. Her bir ulûmda tekmîl-i fünûn etmiş bir zû-fünûn idi. Yüz elli pâre mücelled te’lîfâtları vardır kim her biri cihân-ârâdır. Bi'z-zarûrî Sürûrî güm-nâm-ı uzlet olup vâsıl-ı cinân oldu. Kabri Kâsımpaşa'da binâ etdüği mescidin sâhasında medfûndur. Târîh:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 127b ·
metinde göster ·
… ûr etdükde {rû-yı deryâya sekdirme gülleler atılup her biri karakuş gibi seker.
Her bir
top bu minvâl üzre kırkar ellişer kerre atıldıkda} ejder-i heft-ser-misâl gıjgı …
Ve Süleymân Hân topları ve Ebü'l-feth topları ve Bâyezîd Hân topları ve üç ağızlı top ve şeşhâne top ve burma top ve Fransa topları ve kırk karış küpeli topu ve Alî Balı ve Ese Balı ve Hamza Balı ve Çuldutmaz ve Kundak dutmaz ve Dîv Balı ve Seki Balı ve Kara Balı ve Ajder Balı ve Kırkmîl Balı ve Şakî Balı ve Palamarkıran ve Deli top nâmân ibret-nümâ toplar var kim her biri birer kal‘a değer toplardır kim rûz-ı ıydeynde ve sürûr [u] şâdumân günlerinde ve pâdişâh ubûr etdükde {rû-yı deryâya sekdirme gülleler atılup her biri karakuş gibi seker. Her bir top bu minvâl üzre kırkar ellişer kerre atıldıkda} ejder-i heft-ser-misâl gıjgırdıklarında âdemin zehresi çâk olup {zemîn [u] âsumân dir dir ditreyüp cemî‘i düşmen ru‘b u haşyet çekerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 132a ·
metinde göster ·
… üz pâre gemi eksik değildir. Zîrâ eyyâm-ı muvâfık olmasın gözedüp eyyâm oldukda
her bir
keştî bir cânibe revâne olurlar. Dağlarının kestânesi ve ahlât emrûdu meşhûrdur …
Ve limanında şitâ ve sayfda iki yüz, üç yüz pâre gemi eksik değildir. Zîrâ eyyâm-ı muvâfık olmasın gözedüp eyyâm oldukda her bir keştî bir cânibe revâne olurlar. Dağlarının kestânesi ve ahlât emrûdu meşhûrdur. Ve bu şehrin şimâlî cânibindeki Yoroz dağında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 139a ·
metinde göster ·
enbiyâ bir ma‘rifete pîr olmuşdu. Ve her peygamber mu‘cize ile niçe yüz san‘at …
Bu bâlâdâ tahrîr olunan peygamberlerin her biri fermân-ı Rabbi'l-izzet ile birer ma‘rifetleri var idi kim cümlesine Hazret-i Cibrîl-i Emîn ta‘lîm edüp cümle benî âdeme anlardan ma‘rifet şâyi‘ olup her bir enbiyâ bir ma‘rifete pîr olmuşdu. Ve her peygamber mu‘cize ile niçe yüz san‘at ızhâr etmişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 147a ·
metinde göster ·
… ların gümüş meblağlarla tarafeynde duran temâşâcılara ma‘cûn bezl ederler. Ammâ
her bir
dilber bir nezâketle ma‘cûnu lebine sürüp yâhûd gerdeni altından geçirüp şîvekâ …
Esnâf-ı ma‘âcinciyân: Dükkân 200, neferât 500, kadîm-i evvelde pîrleri Hazret-i Fisagores-i Tevhîdî idi. {Ammâ} Hazret-i Risâlet asrında pîr-i hakîkîleri Hazret-i Ubeyd-i Attâr'dır, Selmân-ı Pâris belin bağladı. Hazret-i Hamza ile şehîd olup Cebel-i Uhud zeylinde medfûndur. Bu ma‘cûncu tâ’ifesi tahtırevânlar üzre dükkânların ma‘âcin humları ve hokkaları ve gümüş hokkaları ve gümüş meblağlarla dükkânların zeyn edüp halîfeleri tuç havânlar içre besbâse ve kebâbe ve darçın ve dâr-ı fülfül ve kakule ve havlân ve havlıncân ve ûdü'l-kahr ve zencebîl makûlesi edviyeleri döğüp ba‘zı pençe-i âfitâb-ı dilberânları gümüş hokkalar içre nûşdârû-yı devâ-yı misk ve dilber-lebi ma‘cûnların gümüş meblağlarla tarafeynde duran temâşâcılara ma‘cûn bezl ederler. Ammâ her bir dilber bir nezâketle ma‘cûnu lebine sürüp yâhûd gerdeni altından geçirüp şîvekârlıklar ederek dilber-lebi ma‘cûnun ihsân ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 158a ·
metinde göster ·
… r-tîmârhâneci gülâbîler al aşağı edüp deyenek çalup sille-i pehlivânîler urarak
her bir
dîvâne ejder-misâl zencîr kırarak herbiri birer evzâ‘ [u] etvâr ile kimi uryân …
Esnâf-ı tîmârhâneciyân: Pîrleri Dîvâne Hurûm'dur, Selmân-ı Pâk nazar-gerdesidir, Hazret-i Hamza yâr-ı gârlarıdır. Kabri (---) medfûndur. İslâmbol içre beş aded tîmârhânenin ne kadar dîvâneleri var ise iki yüz aded bîmârhâneciler iki üç yüz yeri göğü bilmez dîvâne zir-zop bel-hop dîvâneleri altun ve gümüş yaldızlı demir zencîrler ile hekîmbaşı halîfeleri ellerinde şîşeler içre mecnûnlara devâ olacak eşribeler verüp ba‘zısın ser-tîmârhâneci gülâbîler al aşağı edüp deyenek çalup sille-i pehlivânîler urarak her bir dîvâne ejder-misâl zencîr kırarak herbiri birer evzâ‘ [u] etvâr ile kimi uryân ve kimi giryân ve kimi nâlân ve kimi handân olup halt-ı kelâm ederek seyirciler üzre hücûm edüp halkı gürûh gürûh kaçırarak kimi na‘ra urarak âdem ejderhâsı-misâl ubûr ederler. Eğer bunların evsâfların ol alay gününde tahrîr etsek bir mücelled olur. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 158b ·
metinde göster ·
… adîka-i ravza-i cinân, bâğ [u] bostândır kim gûyâ her biri İremezâtü'l-imâddır.
Her bir
bâğda birer âdemden kırk üç bin {tokuz yüz} elli âdem eder. Ammâ ba‘zı bâğda be …
Esnâf-ı bâğbân: Dörd mevleviyyet yerde cümle bâğ u bâğçe ve besâtîn aded 43950, hadîka-i ravza-i cinân, bâğ [u] bostândır kim gûyâ her biri İremezâtü'l-imâddır. Her bir bâğda birer âdemden kırk üç bin {tokuz yüz} elli âdem eder. Ammâ ba‘zı bâğda beşer onar âdem vardır. Bunların dükkân [ve] dezgâhları olmayup cümlesi terekecibaşı ma‘rifetiyle kırk bin asker-i pür-silâh ellerinde gûnâ-gûn kazmalar ve çapalar ve yabalar ve beller ve başlarında teller ve çapa taraklar ve tırmıklar ve küsküler ve aşlama destereleri ve keserler ve gûnâ-gûn bâğbânân âletleri ve niçe bin kınalı bostân dollâbları sığırların tezyîn edüp "Oha diha babam" diyüp "Allâh Allâh rahmet ver yâ Mevlâ, bereket ver yâ Mevlâ, kuvvet ver yâ Mevlâ" deyü feryâd [ü] figân edüp her bir bâğbânın ellerinde ve başlarında ucbe-likâ tâcları üzre gûnâ-gûn şükûfe ve ezhârlar ile donanup tarafeynde duran temâşâcılara şükûfe bezl ederler kim bir azîm ecnâs-ı mahlûk askerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 159a ·
metinde göster ·
… yâ Mevlâ, bereket ver yâ Mevlâ, kuvvet ver yâ Mevlâ" deyü feryâd [ü] figân edüp
her bir
bâğbânın ellerinde ve başlarında ucbe-likâ tâcları üzre gûnâ-gûn şükûfe ve ezhâ …
Esnâf-ı bâğbân: Dörd mevleviyyet yerde cümle bâğ u bâğçe ve besâtîn aded 43950, hadîka-i ravza-i cinân, bâğ [u] bostândır kim gûyâ her biri İremezâtü'l-imâddır. Her bir bâğda birer âdemden kırk üç bin {tokuz yüz} elli âdem eder. Ammâ ba‘zı bâğda beşer onar âdem vardır. Bunların dükkân [ve] dezgâhları olmayup cümlesi terekecibaşı ma‘rifetiyle kırk bin asker-i pür-silâh ellerinde gûnâ-gûn kazmalar ve çapalar ve yabalar ve beller ve başlarında teller ve çapa taraklar ve tırmıklar ve küsküler ve aşlama destereleri ve keserler ve gûnâ-gûn bâğbânân âletleri ve niçe bin kınalı bostân dollâbları sığırların tezyîn edüp "Oha diha babam" diyüp "Allâh Allâh rahmet ver yâ Mevlâ, bereket ver yâ Mevlâ, kuvvet ver yâ Mevlâ" deyü feryâd [ü] figân edüp her bir bâğbânın ellerinde ve başlarında ucbe-likâ tâcları üzre gûnâ-gûn şükûfe ve ezhârlar ile donanup tarafeynde duran temâşâcılara şükûfe bezl ederler kim bir azîm ecnâs-ı mahlûk askerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 159a ·
metinde göster ·
… ti taşraya bıragınca tarfetü'l-ayn içre dühn-i zeyt rû-yı deryâya müstevlî olup
her bir
zeyt yağı katresi birer hûrşîd-i dırahşân olur, zîrâ ol zeytlere şems-i cihânın …
Bunlar ağızlarına zeyt yağı 163b alup yetmiş kulaç ka‘r-ı deryâya dalup ağzındaki zeyti taşraya bıragınca tarfetü'l-ayn içre dühn-i zeyt rû-yı deryâya müstevlî olup her bir zeyt yağı katresi birer hûrşîd-i dırahşân olur, zîrâ ol zeytlere şems-i cihânın tâbı urup her katre-i zeyt kevâkib-i Süreyyâ gibi ka‘r-ı deryâyı münevver edüp bir sûzen ve bir derâhim olsa bulup gavvâslar ka‘r-ı deryâya bir püşt-i pâ urup tarfetü'l-ayn içre taşra çıkar. Yetmiş kulaç yere talup bir ân dura ve yetmiş kulaç dahi çıka, mu‘cize-misâl bir ma‘rifetdir kim makdûr-ı beşer değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 163a–163b ·
metinde göster ·
"Ey mola, ya mola" sadâsı evc-i âsumâne peyveste olarak ve her bir galyoncuklarda mahbûb pençe-i âfitâblar zer-ender-zere müstağrak muçolar gemilerde dayılara hidmet edüp her dayıların ellerinde câmlar ile ayş [u] işret edüp her gemide gûnâ-gûn sâz [u] söz fasılları ve cümle gemilerin direkleri ve küreklerin cevâhire gark edüp dîbâ ve şîb [u] zerbâf bâdbânlar edüp ve ibrîşim çarmıhlar ve direk başlarında ikişer üçer mahbûblar "Ala vere" diyüp silisre çalarak cemî‘i keştîbân dayılar âlât-ı silâha müstağrak olup sekiz bin pür-silâh dalyan Cezâyir tüfengli Berberîçe kırmızı fesli dayılar ve kışlakcı ve yelkenci ve dülekci ve çördekçi ve ablici ve kazlıcı ve istinkacı ve gomanacı ve komanyacı nâm niçe bin müdebbir dayılar hükm [ü] hükûmât ederek "tiramola, orsa ve poca ve duna foga" diyerek niçe bin ıstılâh-ı keştîbân ile Allâh deyüp ubûr ederek alayköşkü dibine vardıkları mahalde gûyâ beş on pâre kâfir gemisine râst gelüp birbirlerine sarmaşup Freng gemileri "ki parlar" deyüp müselmânlar "Paralamazız bütün alırız" 165a deyüp huzûr-ı padîşâhîde top u tüfeng atarak bir ceng-i azîm ederler kim gûyâ ceng-i deryâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 164b–165a ·
metinde göster ·
… sırmadan balık ağları gibi urup ve kılabdanları deste deste âvîzeler edüp gûyâ
her bir
dükkân nigârhâne-i Çîn gibi müzeyyen ubûr ederler. Bu esnâf sırmakeşândır ammâ,
Bu tâ’ife tahtırevânlar üzre dükkânların külçe külçe sırmaları ve kılabdanları dükkânlarının yüzüne sırmadan balık ağları gibi urup ve kılabdanları deste deste âvîzeler edüp gûyâ her bir dükkân nigârhâne-i Çîn gibi müzeyyen ubûr ederler. Bu esnâf sırmakeşândır ammâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 175b ·
metinde göster ·
… aban âdemleri yapmışlar kim Allâhümme âfinâ gören âdemlerin zehreleri çâk olur.
Her bir
yaban âdemleri beşer ve altışar pranka zencîrler ile bağlayup her birin beşer a …
Bir fırkası dahi yine hayvânât derilerine sarılmış yaban âdemleri yapmışlar kim Allâhümme âfinâ gören âdemlerin zehreleri çâk olur. Her bir yaban âdemleri beşer ve altışar pranka zencîrler ile bağlayup her birin beşer altışar âdem keşân-ber-keşân çekerken yaban âdemleri seyirci olan âdemlerin üstüne hücûm etdikce ol ucbe-likâlar havfından halk içre bir hây-hû kopar kim ta‘bîr olunmaz. Ve niçe yüz gûnâ-gûn dîv ve perîler sûretleri edüp ayakları hevâda başı ser-nigûn ammâ yine zemînde iki ayağıyla yürüyüp halk üzre hücûm ederler. Ve niçe eşkâl-i acîbe cinler ederler kim bu alayı görmeyen âdem gördükde aklı perîşân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 193a ·
metinde göster ·
… ) (---)(---)(---)(---), bunlar başka bir fırkadır, zîrâ sarrâclar zümresinde
herkes bir
kâr ile güzer eder. Bunlar tavla yularlarıyla ubûr ederler.
Esnâf-ı yularciyân: Dükkân 40, neferât 100, pîrleri (---)(---)(---)(---)(---), bunlar başka bir fırkadır, zîrâ sarrâclar zümresinde herkes bir kâr ile güzer eder. Bunlar tavla yularlarıyla ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 194b ·
metinde göster ·
… rak olup hüssân-ı sâfinâtü'l-ciyâd misilli atlara yedi pâre âlât-ı silâhlarıyla
her bir
pehlivânların sûretlerin mehâbet [u] salâbetleriyle yazarlar kim gören ümmî âde …
Ve Hamza-i bâ-safânın yüz yetmiş sandaliyye sâhibi Hazret-i Sa‘d u Sa‘îd'i ve Hâlid ibn Velîd'i ve Ubeydetü'l-Cerrâh'ı ve Şeyh Sârî'yi ve Ma‘dî-Kereb'i ve Dîvâne Hurûm'u ve Lenduhâ ibn Sa‘dân'ı ve Sâhib-kırân Bedî‘üzzamân Veliyyü'l-akrân'ı ve Kâsım-ı la‘leyn-i Kubâ'yı ve teber-i müslimîsi elinde Hazret-i Peyk-i Resûl Baba Amr Ümeyye-i Zamîrî ve niçe yüz sâhib-kırânları zırh [u] zireh-külâh ve cebe ve cevşene müstağrak olup hüssân-ı sâfinâtü'l-ciyâd misilli atlara yedi pâre âlât-ı silâhlarıyla her bir pehlivânların sûretlerin mehâbet [u] salâbetleriyle yazarlar kim gören ümmî âdemler hamd-i Hudâ ümmet-i Muhammed'den böyle sâhib-kırânlar var imiş deyü kendüleri cenge mahabbet edüp mücâhidün fî-sebîlillâh olmağa bâ‘is olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 199b ·
metinde göster ·
… sâzendegân, nefîr [u] sûrcıyân cümlesi bir perde olup, boruda peşrev olmaz ammâ
her bir
fırkası birbirlerine peyrev olup {makâm-ı rehâvî sûznâk} faslı ile ubûr etdikle …
Bu bâlâdâ tahrîr olunan on aded sâzendegân, nefîr [u] sûrcıyân cümlesi bir perde olup, boruda peşrev olmaz ammâ her bir fırkası birbirlerine peyrev olup {makâm-ı rehâvî sûznâk} faslı ile ubûr etdiklerinde âdeme dehşet hâsıl olup vücûd-ı insâna bir lerzân hâsıl olup dem-beste ve hayrân olur gûyiyâ sûr-ı İsrâfîl işitmişlerdir. Ammâ cümle borulardan torompete ve erganûn ve luturyan ve İngilis borularının vakt-i seherde savt-ı hazînleri âdemi mest [ü] medhûş bî-hûş eder. Bu üstâd-ı kâmiller dahi bu yüzden arz-ı ma‘rifetle güzer ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 208b ·
metinde göster ·
… ek cümle dilberleri zer-ender-zerdûza gark olup gûnâ-gûn rakslar ve şakalar ile
her bir
kol birer san‘at icrâ ederek Hüseyin Baykara fasılları edüp alay köşkü dibinden …
Hâsıl-ı kelâm bâlâda zikr olunan on iki çengi kolları, var kuvvetlerin bâzûya getirüp birbirlerinin kollarına tağallüben gûnâ-gûn arz-ı mahâretler ederek cümle dilberleri zer-ender-zerdûza gark olup gûnâ-gûn rakslar ve şakalar ile her bir kol birer san‘at icrâ ederek Hüseyin Baykara fasılları edüp alay köşkü dibinden cümle ubûr ederler. Âl-i Osmân devletinde değil hübût-ı Âdem'den berü bu bâlâda tahrîr olunan hânende ve sâzendelere ve bu çengilere bir mülûk mâlik olmamışdır, illâ zamân-ı Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘de olmuşdur kim her bir esnâfı birer bilâdın yegâne-i asrlarıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 210a ·
metinde göster ·
… ir mülûk mâlik olmamışdır, illâ zamân-ı Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘de olmuşdur kim
her bir
esnâfı birer bilâdın yegâne-i asrlarıdır.
Hâsıl-ı kelâm bâlâda zikr olunan on iki çengi kolları, var kuvvetlerin bâzûya getirüp birbirlerinin kollarına tağallüben gûnâ-gûn arz-ı mahâretler ederek cümle dilberleri zer-ender-zerdûza gark olup gûnâ-gûn rakslar ve şakalar ile her bir kol birer san‘at icrâ ederek Hüseyin Baykara fasılları edüp alay köşkü dibinden cümle ubûr ederler. Âl-i Osmân devletinde değil hübût-ı Âdem'den berü bu bâlâda tahrîr olunan hânende ve sâzendelere ve bu çengilere bir mülûk mâlik olmamışdır, illâ zamân-ı Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘de olmuşdur kim her bir esnâfı birer bilâdın yegâne-i asrlarıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 210a ·
metinde göster ·
… mbol içre üç yüz gûne mükeyyifâtlar vardır. Erbâb-ı müdâmîlerinin mâbeynlerinde
her bir
bâdehânenin birer gûne esmâları vardır, erbâblarına nihân değildir, ammâ bizler …
Bu bâlâda tahrîr olunan kırk beş aded meşrûbât [ü] münkibâtdan gayrı İslâmbol içre üç yüz gûne mükeyyifâtlar vardır. Erbâb-ı müdâmîlerinin mâbeynlerinde her bir bâdehânenin birer gûne esmâları vardır, erbâblarına nihân değildir, ammâ bizlere genc-i nihân gibi pinhândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 214b ·
metinde göster ·
… ler ile ol kadar mâhîler sayd edüp tereyağlar ile tabh edüp tenâvül etdik. Gûyâ
her bir
mâhîsi Mâ’ide-i Mûsâ'dır. Osmân Gâzî'nin kırk bin koyununun dölünden hâsıl olan …
Menzil-i Sobran: Bu dahi bir öz içre kestâne ormanlı yayla-yı azîmdir, bunun göllerinde dolu alabalıklar vardır. Ol gün şebekeler ile ol kadar mâhîler sayd edüp tereyağlar ile tabh edüp tenâvül etdik. Gûyâ her bir mâhîsi Mâ’ide-i Mûsâ'dır. Osmân Gâzî'nin kırk bin koyununun dölünden hâsıl olan niçe yüz bin koyun bunda yaylalanır. Yürük tâyifesi çobanları vardır. Bir kaç erkeç koyunlar hedâyâ getirüp kebâb fasılları edüp bir gice dahi anda mihmân olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 230a ·
metinde göster ·
… kaysısı ve âbdâr kirazı ve kestânesi rub‘-ı meskûnda olmak ihtimâli yokdur kim
her bir
dânesi kırkar dirhem gelir. Kirde kebâbıyla kestâneyi yarup şişde kebâb ile piş …
Evvelâ kırk gûne emrûdu "Sicill-i şer‘-i şerîf"de mestûrdur. Ve âbdâr engür-i gûnâ-gûnu ve kaysısı ve âbdâr kirazı ve kestânesi rub‘-ı meskûnda olmak ihtimâli yokdur kim her bir dânesi kırkar dirhem gelir. Kirde kebâbıyla kestâneyi yarup şişde kebâb ile pişüp kebâb yağıyla mülemma‘ olup nevr olur, âdem yemeden doymayup şehîd olur demek mertebesi lezîz kestânesi vardır. Ve yedi gûne dudu meşhûr-ı âfâkdır ve dud bâğları vardır kim Filedâr sahrâsını zeyn etmişdir. Zîrâ Bursa'nın mahsûl-i azîmi ipekdir. Bu diyârda olan ipek, Acem diyârının Lahîcan'ında ve Şirvân'ında olımazdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 231b ·
metinde göster ·
tahta ve kabak [ve] varul ve fıçı şekilli eşyâları ellerine almağa başladılar. …
mazmûnunca rüzigâr, rûzgâr[ı] şiddet üzre ele alup azametu'llâh bin elli (---) Safer'inin dördüncü günü bizi temevvüc-i deryâ döğmeğe başlayup üç gün üç gice ra‘d u berk, zifoz ve salıntı ve kırıntı ve şimşek ve yıldırım ve yağmur ile mahlût, kar ve dipi ve boran çekmeden mellâhların gemi üstünde durmağa iktidârları olmayup her biri geminin birer küncinde genc bulmuş gibi pinhân oldular. Yolcular hod evvelen-bi't-tarîk kimi istifrâ‘ etmede kimi istiğfâr edüp kurbânlar ve tasadduk-ı nezerâtlar etmede. Hakîr eyitdim "Ey İbâdullah, gelin sizinle ale'l-umum İhlâs-ı şerîfe müdâvemet edelim. Ola kim Cenâb-ı İzzet âyet-i İhlâs hürmetine cümlemiz halâs ide" dedim. Hemân cümle hâzırûn, derûn-ı dilden 265a İhlâs-ı şerîfe müdâvemet edince bi-emrillahi Te‘âlâ ân-ı vâhidde zulumât-ı semâ ref‘ olup hevâ küşâde olur, ra‘d u berk dahi münkatı‘ oldu. Ammâ yine deryânın temevvüci ârâm etmeyüp yedişerleme ta‘bîr etdikleri kum aslâ amân vermeyüp kâh evc-i âsumâna çıkup bulutlara geminin sütûnu dokunurdu; kâh ka‘r-ı deryâya inüp gûyâ Gayyâ deresi ve derk-i esfele inmiş olup cânib-i erba‘amızda Bahr-i siyâh, kûh-i bî-sütûn-misâl nümâyân olurdu. Âhir anbarın kapağın küşâde edüp anbardan metâ‘-ı sakîlleri cümle deryâya ilkâ eyledik, yine emân bulmadık. Anı gördük, geminin kıçından dümen iğneciği kırılup dümen deryâya düşünce cümle keştîbânlar ellerin dizlerine urup pes-i perdeden birbirleriyle helâlleşmeğe başladılar. Hemân bu mahalde cânı başı zinde, yarar ve bahâdır gemiciler ellerine baltalar alup ibtidâ gemi çarmıhları iplerini kesüp andan gemi direğine balta üşürüp ân-ı vâhidde direği kat‘, direk deryâya düşerken on bir âdemi ezüp helâk etdi. Ol merhûmların meyyitlerin deryâya atınca gemi içre bir gıriv [u] feryâd kopup herkes hayâtdan me’yûs olup cân bâzârına düşdüler. Bu mahalde bir sağanak dahi gelüp gemiyi baştan tarafa iki pâre edince anbâr içinde pinhân olan cümle yolcular ve üsârâlar anbârdan taşra çıkup fez‘ u ez‘a başlayınca niçe âdemler helâlleşüp ba‘zı keştîbânlar uryân olmağa başlayup herkes bir tahta ve kabak [ve] varul ve fıçı şekilli eşyâları ellerine almağa başladılar. Hakîrin dahi hâli ol hâlde dîr-gûn olup Yâsîn-i şerîfe müdâvemet edüp bu kadar memâlîk u mâl [u] erzak aslâ hâtıra hutûr etmeyüp derûn-ı dilden cümle umûrum Cenâb-ı İzzet'e tefvîz edüp âyet Arapça âyetin, âyet
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 264b–265a ·
metinde göster ·
… h-ı bülendlerdir. Kayalarda şahin ve zağanos ve miskî kartal âşiyânları var kim
her bir
kartal birer koyun kadar vardır. Ba‘zı âdemler tekyede kurbânlar edüp miskî kar …
Bu tekyenin yemîn u yesârında kayalar üzre niçe yüz kuyu delikleri vardır. Bu cümle kayalar evc-i âsumâna çıkmak ile kûh-ı bî-sütûn-misâl altları serâpâ boşdur. Deryâ döğer limânlardır. Yüzer arşın alabur direğiyle gemiler kayaların altına girüp demir bırağup yatarlar. Bu gemi re’isleri kayalar üzre olan kuyu ağızlarında re‘âyâlardan arabalar ile arpa ve buğdayı alup kuyulara döküp aşağıda gemi anbârlarına dökülüp buğday ile mâl-â-mâl olur. Bu kuyuları zamân-ı kadîmde Ferhâd-vâr kefereler kazup gemiler yanaşır garîb ve acîb temâşâgâhdır kim bir diyâra mahsûs değildir. Zîrâ bu gemilere çuvallar ile arpa ve buğday ve gayrı metâ‘ indirmek mümkün değildir. Her tarafdan üçer dörder sâ‘at ba‘îd yolları vardır. Anlardan dahi piyâde âdem keçi gibi tırmaşup sarmaşup çıkmağa muhtâcdır. Karadeniz sahilinde dâiren-mâdâr böyle evc-i semâya ser çekmiş kûh-i bî-sütûn-misâl kayalar yokdur. Lodos rûzgârı ve kıble ve gün doğusu fırtınası bu kayalara urdukda ra‘d-vâr gürleyüp Silistre kurbunda Afalatar ve Alhanlar bir konak yerdir, gürüldüsü tâ Alhanlar'da istimâ‘ olunur, böyle kehkeşân-âsâ semâya ser çekmiş kûh-ı bülendlerdir. Kayalarda şahin ve zağanos ve miskî kartal âşiyânları var kim her bir kartal birer koyun kadar vardır. Ba‘zı âdemler tekyede kurbânlar edüp miskî kartallara bezl ederler. Ba‘zı âdemlerin kurbânın yerler, hâcet kabûl derler ba‘zı kurbânları aslâ yemezler kabûl olmadı derler, efvâh-ı âlemde böyle şâyi‘dir. Ve bu Keliğra Sultân'ın niçe yüz menâkıbı vardır ammâ ihtisar üzre tahrîr etdik. Ve bu tekyeye karîb,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 267b ·
metinde göster ·
… id'i be-dest-i Yûsuf Paşa feth etdi. Ve babası huzûrunda kardaşlarıyla oynarken
her bir
karındaşına birer top urup yıkdığı, anlar merhûm olup meydân-ı hılâfet kendüye …
Ey oğul! Bu sırr-ı İlâhîleri, Sultân Ahmed huzûrunda Üsküdarî Mahmûd Efendi ve zikr olunan niçe kîbâr-ı evliyâullahlar ile temâşâ edüp cezîre-i Girid'in ibtidâ gazâsına bu yüzden şürû‘ ve du‘â ve senâ ve nefes olunup şeb [u] rûz müterakkib idik kim ayâ bu cezîre-i Girid'in fethi kaçan zuhûrât-ı İlâhî ile zâhir ola derken hamd-i Hudâ Koca Sultân İbrâhîm Hân âlem-i sabâvetinde babası huzûrunda Girid'in fethini deruhde etdüğü üzre ahd-i vefâ edüp Girid'i be-dest-i Yûsuf Paşa feth etdi. Ve babası huzûrunda kardaşlarıyla oynarken her bir karındaşına birer top urup yıkdığı, anlar merhûm olup meydân-ı hılâfet kendüye münhasır olması işâreti idi. Ve karındaşlarının atdıkları topu zabt u rabt etdüğü inkırâzu'd-devrân Devlet-i Âl-i Osmân anın evlad-ı evlâd-zabtında olması işâreti idi. Hamd-i Hudâ bu hakîr-i pür-taksîr baban ol Girid cezîresi feth olması du‘asında bulunup sen benim ciğer-kûşem olmağıla sen benim yerime gazâ edüp cezîre-i Girid'de Hanya fethinde bulundun. İnşâallahu Te‘âlâ cezîre-i Girid'in dâiren-mâdâr fethinde dahi bulunursun. Hak Te‘âlâ, oğul sana sıhhat u selâmet vere," deyü bu Girid'in ibtidâ fethi du‘âsın ve şehzâdegânların ahvâl-i pür-melâllerin pederimiz Dervîş Mehemmed ser-zergerân-ı dergâh-ı âlî ve Muhâsib-i şehriyârî bu gûne hikâyet ederdi. Rahmetullahi aleyhi rahmeten vâsi‘â.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 275b ·
metinde göster ·
… hasenâtından vâcibü's-seyr, memdûh-ı âlem olmuş on tokuz göz cisr-i azîmdir kim
her bir
kemerleri kavs-ı kuzahdan ve kehkeşân-ı semâdan ve kudret kemerinden ve tâk-i k …
Ziyâret-i Burhân Dede: Niçe yüz keşf [ü] kerâmeti zuhûr etmiş ulu sultândır. Bu cisr dahi Sultân Bâyezîd-i Velî'nin hayrât [u] hasenâtından vâcibü's-seyr, memdûh-ı âlem olmuş on tokuz göz cisr-i azîmdir kim her bir kemerleri kavs-ı kuzahdan ve kehkeşân-ı semâdan ve kudret kemerinden ve tâk-i kisrâdan nişân verir kantara-i azîmdir. Bir başından bir başına dörd yüz elli adımdır. Böyle dîvâne cereyân eder nehr-i azîm üzre üstad-ı mi‘mâr, bennâ bir sırât inşâ etmiş kim inşâ‘allah diyâr-ı Anadolu'da misli yokdur kim garîb ve acîb cisr-i metîndir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 280a ·
metinde göster ·
… kin olup kâr u kesb edüp kifâflanırlar. Başka bevvâbları ve odabaşıları vardır.
Her bir
odalar birer câmi‘in evkâfı hayrâtlarıdır.
Evsâf-ı hân-ı mücerredân: Cümle on bir aded odalardır. Cemî‘î erbâb-ı ma‘ârif garîbü'd-diyârlar sâkin olup kâr u kesb edüp kifâflanırlar. Başka bevvâbları ve odabaşıları vardır. Her bir odalar birer câmi‘in evkâfı hayrâtlarıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 287b ·
metinde göster ·
… dükde yahşi görünür. Vücûdunun cüsse-i arzı iki yüz adımdır. Dörd ayağı vardır.
Her bir
pây-ı haceri onar adım kalındır, kuyruğu minâre kalınlığıdır. Sultân Selîm-i Ev …
İbret-nümâ-yı sü‘bân-ı azîm: Yine bu Eğerlidağ'ın dâmeninde Hazret-i Resûl-i Ekrem'in alemdârı Abdurrahmân Gâzî medfûndur. Anın tekyesinin kıblesi tarafına yokuş yukarı Eğerlidağ'ı bir tarafına iki bin adımda çıkup ol cebelin zirve-i a‘lâsında bir çemenzâr ve lâle-‘ızâr ve müşk-bûlu bir fezâda bi-emrillahi Te‘âlâ bir başlı bir ejdehâ kara taş olmuşdur. Başından kuyruğuna varınca yedi yüz yetmiş adımdır. Başı Erzurûm sahrâsına nâzır, kuyruğu Malazgird kal‘ası yoluna vâki‘ olmuşdur. Paşa sarâyından dağları kar bürüdükde yahşi görünür. Vücûdunun cüsse-i arzı iki yüz adımdır. Dörd ayağı vardır. Her bir pây-ı haceri onar adım kalındır, kuyruğu minâre kalınlığıdır. Sultân Selîm-i Evvel asrına dek bu ejdehâ dörd ayağ üzre durup ağzını cânib-i şimâle açup durur imiş. Ol zamân bir zelzele-i azîm olup zelzeleden ejdehâ münhedim olup pâre pâre çemenzâr üzre olup yatar. Hatta kubbe-misâl kellesinin haceri iki şakk olup gözünün bir bebeği kellesinden çıkup cânib-i kıbleye, Malazgird yoluna galtân olup küçük hammâm kubbesi kadar müdevver ve mücellâ ve muşa‘şa olup yatar. Gûyâ çarhdan çıkma bir müdevver ayn-ı sü‘bândır. Ammâ sol gözünün bebeği yine kellesinde durur. Hikmet-i Hudâ bu sü‘bânın hacerleri kar yağdıkda kara siyâh katrân gibi taşı gâyet ayân u beyân temâşâ olunur. Zîrâ kar yağdıkda bu ejder taşları üzre aslâ kar karâr etmeyüp mahv oldukda cânib-i erba‘ası beyâz kar ortasında siyâh taşdan başı ve ağzı ve burnu ve dili ve kulakları ve dörd ayakları ve endam-ı vücûdu ve kuyruğu ayân u beyân nümâyândır. Hikmet bu kim şiddet-i şitâda kara taşı âteş gibi ıssı olup alev ber-alev buhârı zâhir olur. Ammâ temmûzda buz pâre olup misk yılanı râyihası-misâl bir hoş-bûsu şemm olunur. Acîb u garîb sırr-ı Hudâdır. Taş olması sebebi oldur kim kaçan Risâlet-penâh Dâr-ı bâkîye intikâl etdiklerinde alemdârı böyle bir Resûl-i Kevneyn'den cüdâ düşdüm deyü terk-i yâr-ı gâr [u] ashâb-ı güzîn edüp bu Erzurûm dağında bir gâr içre bakıyye-i ömr-i girân-mâyesin tâ‘at u ibâdet ile geçirirken bir sabâh savma‘asından çıkup görse dağdan bir büyük 289b ejdehâ ra‘d-vâr gürleyüp gelir. Hemân dem şeyh "Kıf yâ sü‘bân, kabr-i râhdır. Bi-emrillah ejder lisân-ı hâl ile "Erzurûm halkı yiyüp Van deryâsı kenarında Sübhân dağı gârlarında yavrularım vardır, anlara nafaka götürsem gerek" deyince hemân şeyh "Üskün bi-iznillahi misli'l-hacer ve imsek yâ cibâle Sübhân zürriyete sü‘bân" deyü gazâb-âlûd olup emr edince bi-emrillah bu ejder taş olur ve Van deryâsı kenarındaki Sübhân dağında ejderin evlâdları habs olup kâhîce niçe kerre zâhir olduğu inşallah mahalliyle tahrir olunur. Bir sırr-ı İlâhî ejderhâdır kim Erzurûm halkının ma‘lûmlarıdır, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 289a–289b ·
metinde göster ·
… lar. Ve atlarımız haymeler önünde yonca ve tırfil ve ayrık ve firye yidiler kim
her bir
hussânın karnı hum-ı Husrevânî-misâl oldular. Ve bu nehr-i Zengî cânib-i kıbled …
Menzil-i nehr-i azîm Zengî: Kenarında haymelerimizle meks etdikde azamet-i Hudâ bu sahrânın cânib-i erba‘asında olan kendlerin ahâlîlerinden Osmânlı gelmiş deyü ol kadar âdemler hedâyâlarıyla gelüp bî-hisâb me’kûlât [ü] meşrûbâtlar getirüp mihmândârlıklar etdiler kim huddâmlarımız ma‘dîkerb-vâr sâhib-i şikem oldular. Ve atlarımız haymeler önünde yonca ve tırfil ve ayrık ve firye yidiler kim her bir hussânın karnı hum-ı Husrevânî-misâl oldular. Ve bu nehr-i Zengî cânib-i kıblede Hârân dağlarından cem‘ 294b olup cânib-i şimâle cereyân edüp niçe bin pâre kendleri reyy edüp iner. Nehr-i Araz'a, Araz Kür'e, Kür bahr-i Gîlân'a mahlût olur. Andan yine cânib-i şarka ma‘mûristân kendlerin sahrâlarında sayd [u] şikârlarımız hargûş olup 10 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 294a–294b ·
metinde göster ·
… in meydâna getirdiklerinde azametullah halkdan bir gırîv u feryâd u figân kopup
herkese bir
vecd hâleti el vurup mest [ü] medhûş olurlar. Bu mahalde niçe yüz Selmânî berbe …
Mesîregâh-ı ibret-nümâ-yı acîbe ve garîbe: Her sene mâh-ı Muharremü'l-Harâm'ın onuncu gün yevm-i Âşûr olunca bu Çevgân Meydânı'na cümle a‘yân [u] eşrâf, sığâr u kibâr hayme ve hargâhlarıyla çıkup meks edüp üç gün üç gice sohbet-i hâsu'l-hâs edüp ervâh-ı şehîdân-ı Deşt-i Kerbelâ içün niçe yüz bin kazgan âşûrâsı tabh edüp bây u gedâ-yı hâs u âmma bezl edüp sevâbın şehîdân-ı Kerbelâ rûhuna hîbe ederler kim deşt-i Yezîd'de rûz-ı aşurada şehîd olmuşlardır, deyü ol gün bu fezâda şükür şerbetleri bezl olunup sakkâlar billûr ve necef ve moran ve çam u tihtâb taslar içre akîk-i Yemenî ve pîrûze-i balgamî taslara koyup üzerine kırbalardan şerbetler ve âb-ı rakîk zülâller koyup atşâna âb-ı hayâtlar bezl ederken nûş edenler 301a bu mısra‘ı terennüm ederler "Hüseyn-i Kerbelâ aşkına sahhâ" der. Ba‘zısına Arapça der, ba‘zıları Arapça der. Ve niçe a‘yân-ı kibâr bu günde gerdenine kırbasın bend kılup âr [u] nâmûsu terk edüp rûh-ı Hüseyn içün su bezl eder. Ammâ temâşâ-yı azîm, elbette Tebrîz hânı bu arsagâhda çetr-i mülemma‘ın ve serâperde-i münakkaşın kurup cemî‘î a‘yân-ı Tebrîz çıt-â-çıt zânû-be-zânû olup Maktelü'l-Hüseyni, Rum'da kürsî üzre Mevlûd-i Nebî okur gibi tilâvet ederler. Cümle muhibb-i hânedânlar süst-endâm olup hulû‘ [u] huşû‘ ile sâmi‘înden olup âh [u] enîn-i ciğer-sûz çekerek dinlerler. Tâ ki "Mazlûm Hazret-i İmâm Hüseyn'i Şibr-i zâlîm [u] la‘în böyle şehîd etdi" deyince hemân maktelü'l-Hüseyn kırâ‘at edenin ardındaki perde ardından başı ve gövdesi başka bir beyâz teni meydân-ı muhabbete getirüp kanları cereyân ederek serâperde meydânına bırağup sâ’ir evlâd-ı İmâm şeklinde susuz merhûm olmuş ma‘sûm-ı pâk cesedlerin meydâna getirdiklerinde azametullah halkdan bir gırîv u feryâd u figân kopup herkese bir vecd hâleti el vurup mest [ü] medhûş olurlar. Bu mahalde niçe yüz Selmânî berberler âşıkân [u] sâdıkânlar içre girüp ellerinde usturalar ile ol gün Hüseyn aşkına kan akıtmak murâd edinen kimesnelerin sînesine ve kollarına aşk-ı Hüseyn deyü ol kadar şerha çeküp kanlar akıdırlar kim zemîn-i sebze-zâr, hûn-alûd olup lâle-zâr olur. Niçe bin aşıkân kellesi üzre teslîm-i dâğî ve bâzûlarına Hasanî ve Hüseynî ve Ukaylî dâğları yakup kollarına be-aşk-ı Hüseyn na‘ller kesüp kanlar akıdırlar. Ba‘dehû ol İmâm Hüseyn vücûdu şeklin meydân-ı muhabbetden kaldırup yüz bin bükâ ile tevhîd [u] tezkîrler ile Maktelü'l-Hüseyn'i tamâm edüp âşûrâlar tenâvül olunup üç gün üç gice cân sohbetleri olur. Böyle bir çemenzâr ve mesîregâh-ı zemîn teferrücgâhdır. Ve bu şehrin âb [u] hevâsının letâfetinden bâğ u bâğçe-i gülistânı hisâba gelmez, mesîregâh-ı İreme zâtü'l-imâd misillü bir şehr-i rûşen-âbâddır ki her teferrücgâhı bâğ-ı Merâm'dan ve bâğ-ı Aspozu'dan veya Sudak'dan nişân verir. Tarz-ı Acemâne musanna‘ kâh-ı Şîrînler ve kâ‘a-i Vâmık u Azrâlar var kim henüz dillerde dâstândır. Hattâ sâkin olduğumuz Kelenter bâğı kasrının hatt-ı Kutbeddîn Muhammed Yezdî ile târîhi budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 300b–301a ·
metinde göster ·
… c-ı râh verdi ve tevâbi‘ ve levâhıkımız içün 307a yigirmi tümen akçe verdi ve
her bir
refîklerime birer Keşân katîfesi ve üç Gücerât atlâs ve üç aded destâr-ı Muhamm …
Mesîregâh-ı Ayn-ı Alî nâm mahalle varup ol hıyâbân [u] kûyâhda bir ziyâfet-i it‘âm etmişdir kim diller ile ta‘bîr olunmaz. Bu cây-ı teferrücgâhda dahi beş tümen Abbâsî hakîre harc-ı râh verdi ve tevâbi‘ ve levâhıkımız içün 307a yigirmi tümen akçe verdi ve her bir refîklerime birer Keşân katîfesi ve üç Gücerât atlâs ve üç aded destâr-ı Muhammedî ihsân edüp üç yüz aded yekke-süvâr âdemler ile bir yasavul ağasın hakîre vesîle verip eydür kim "Ey yasavul akası! Menim birâderim Evliyâ Akamı Kayser-zemîn şâhı Murâd Hân-ı Râbi‘ Revân'dan Tebrîz'e geldüğü âbâdân yollar ile götüresin ve kârbânların hoş kondurup göçüresin" deyü tenbîh edüp yine atına süvâr olup nîm sâ‘at bile gidüp andan birbirimizle vedâlaşup öpüşüp görüşüp anlar cânib-i Tebrîz'e, biz cümle ta‘allukâtımızla iki aydan sonra
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 306b–307a ·
metinde göster ·