… demi zehirli ustura ile trâş edüp vechinin reng-i rûyı müteğayyir olup ma‘nûkan
herîfi
katl edüp Cem Şâh Sa‘dîsi muhallefâtlarından meşhûr-ı âfâk olan câm-ı Cem kim b …
Âhir Âl-i Osmân'dan karındaşı Sultân Bâyezîd Fransa kıralına elçi gönderüp Cem Şâh'ı taleb etdüklerinde Freng-i bed-reng hîle edüp Cem Şâh'a müşâbih bir sarışın âdemi zehirli ustura ile trâş edüp vechinin reng-i rûyı müteğayyir olup ma‘nûkan herîfi katl edüp Cem Şâh Sa‘dîsi muhallefâtlarından meşhûr-ı âfâk olan câm-ı Cem kim bâdesin nûş edüp sâkî eline câmı tehî verince yine leb-ber-leb olur bir mutalsam câm idi, anı ve beyâz tûtî ve sadrancbâz maymunu ve niçe bin zî-kıymet gûnâ-gûnu ve niçe bin mücelled kütüb-i mu‘tebereleri na‘ş-ı Cem ile Sa‘dî Çelebi ve Haydar Çelebi'ye teslîm edüp Sultân Bâyezîd'e gönderdiler. Cem Sa‘dîsi bir ârif nüktedân, sâhib-i iz‘ân kimesne idi. Beyâz tûtîyi siyâha boyayup Arapça pâdişâh sağ olsun kelimâtların ta‘lîm edüp Cem [Sa‘dîsi] huzûr-ı pâdişâhîye na‘ş-ı Cem ile vardıkda cemî‘i muhallefâtların arz edüp der-hazîne etdiler. Ammâ Bâyezîd-i Velî;
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 29a ·
metinde göster ·
… irin dahi salb ederken hemân Gülâbî Ağa'nın karârı kalmayup huzûr-ı şeyhe varup
herîfi
ricâ edüp afv ederler. Hemân yeniçeri Gülâbî Ağa'nın girîbânından yapışup yerin …
Andan yine bir âdem önünden bir oğlancık zâhir olup ardı sıra kurd ma‘sûmu kovarken seccâde-nişîn âdemin biri önündeki oku yayı alup kurda bir ok urup helâk eder. Ba‘dehu ma‘sûm bir köşede gâ’ib olur. Gülâbî Ağa şükr eder. Hemân karşu tarafdan üç âdem zâhir olup ikisini şeyhin izniyle salb edüp birin dahi salb ederken hemân Gülâbî Ağa'nın karârı kalmayup huzûr-ı şeyhe varup herîfi ricâ edüp afv ederler. Hemân yeniçeri Gülâbî Ağa'nın girîbânından yapışup yerinde oturdup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 38a ·
metinde göster ·
Hikmet-i Hudâ vakt-i seherde pederi merhûm olup ol zamândan berü bu Dîvâne Çelebi'ye "Sabâh sabâh" dediklerinde başını taşdan taşa urdukda Hudâ âlimdir, başı Adana kabağı gibi küt küt öter. Ve bir sâhib-i minkârdır kim gûyâ Minkârîzâde kendiler kaçan bir âdeme gazab etse burnundan "pof" deyüp bir konralı(?) lakoz balgam çıkarup atdıkda fakîr-i herîf-i zarîfin üstü sandalozlu balgam olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 115a ·
metinde göster ·
… a gönderdik. Anlar da Cem'dir deyü Bursa'da cedleri yanına gömerken cem şekilli
herîfi
yer kabûl etmeyüp gayrı yire defn etmişler. Yohsa bize gelüp sığınan kızımız ev …
Sultân Bâyezîd-i Velî ile ceng-i azîm edüp âhir-i kâr münhedim olup on bir sene Mekke ve Medîne ve Yemen ve Aden'de seyâhat edüp andan Mısır'a gelüp andan İslâmbol'a gelmek sadediyle Rodos'da Malta ceneraline uğrayup anlar bir gemiye koyup "Seni İslâmbol'a götürsünler" deyü hîle edüp Cem Şâh'ı doğru Fransa'ya götürüp anasının anası Fransa kralının avreti idi. Cem Şâh'ı ana teslim edüp cümle tevabi‘iyle Cem Şah'a bir sarây-ı âlî ihsân edüp başka bir hükûmet yer verüp sayd [u] şikârda pâdişâhâne zevk [u] safâlar edüp şeb [u] rûz huzûrunda on sekiz ban oğlu ban el kavşırup çâker bendesi gibi hizmetinde olurlardı. Âhir bu ahvâl Cem Şâh karındaşı Sultân Bâyezîd'e mün‘akis olup bir nâme ile Fransa kralından Cem Şâh'ın kayd-bend ile der-i devlete gelmesin ricâ etdiler. Fransa kralı dahi Cem Şâh'ı zehirli ustura ile tırâş etdirüp Yemen ve Aden seyyâhı iken Cem Şâh diyâr-ı ademe gidüp Bâyezîd Hân izniyle na‘şın Bursa'da Koca Murâd-ı Sânî cenbinde başka bir kubbe içinde âsûdedir. Muhallefâtından Cem Şâh Sa‘dîsi "câm-ı cem" dedikleri câmdır kim bâdesin nûş edüp yine câm kendiden leb-ber-leb olurdu. Ve bir satranç bâz meymûn ve bir beyâz tûtî Cem Sa‘dîsi'ni siyâha boyayup Arapça âyetin ve "Pâdişâh sağ olsun" lafzın Sa‘dî öğredüp Bâyezîd Hân muhallefâtı gördükde "Câm ol câm ammâ Cem'i yok" Ol câmı hazîneye korlar. "Kanı beyâz tûtî" deyü sü’âl ederler. Hemân tûtî-i gûyâ zebâna gelüp "Pâdişâh sağ olsun, efendim gitdiğine siyâh mâtem donu giydim" der. Ammâ Fransalar zu‘mınca 237a "Zehirli ustura ile Cem Şâh'a müşâbih bir asfaru'l-levn bir âdemi tırâş edüp reng-i rû-yı pecmürde ve kendi dahi mürde olup "Na‘ş-ı Cem'dir" deyü Bâyezîd Hân'a gönderdik. Anlar da Cem'dir deyü Bursa'da cedleri yanına gömerken cem şekilli herîfi yer kabûl etmeyüp gayrı yire defn etmişler. Yohsa bize gelüp sığınan kızımız evlâdı olan Cem'i vermeyüp ba‘dehû taşra Fransa vilâyetine Cem'i kral eyledik. Hâlâ krallarımız Cem Şâh neslindendir. Anınçün Cem tarafından ve vâlide tarafından Fransa'nın Âl-i Osmân'a karâbeti vardır" derler. Ammâ hâsıl-ı kelâm ve'l-meâl bu hakîr yetmiş dört târîhinde Alman diyârında Beç ve Pırak ve Loncat nâm şehr-i azîmleri seyâhat ederken niçe âlûfte ricâl bıtrîkler ile ülfet edüp Cem Şâh ahvâlin söylediğimizde Cem Şah'ın vâlidesin Ebü'l-feth İslâmbol'u feth ederken Sarâyburnu'nda niçe alup Bâyezîd ve Cem Şâh ol kızdan olup Cem Şah'ın Mısır'a ve Mekke ve Medîne ve Yemen ve Aden'de ve İşpaniye ve Fransa'da seyâhat edüp dış Fransa kralı olduğun bir bir tevârihlerinde tilâvet etdiler. Târîh-i fevt-i Cem Şâh ibn Ebü'l-feth.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 236b–237a ·
metinde göster ·
… zann-ı gâlibin var mı ki böyle evlâd sulbünden vücûda gelmişdir" dedim. 344a
Herîf-i
zarîf eyitdi: "Vallahi oğlum! Bir gün bu ma‘sûmun vâlidesiyle dağa odun kesmeğe …
Hakîr bu ma‘sûmu görüp âlem-i hayretde kalup gulâmın babasına eyitdim "Ey peder! Bu ma‘sûmun vâlidesi sağ mıdır?" dedim. "Belî hâlâ hayâttadır ve yine hâmiledir" dedi. Hakîr eyitdim: "Eğer hâmile ise karnındaki birâderini bek bağlan, belki vâlidesi masdarından müddeti tamâm olmadan düşe. Zirâ böyle kelle ile mâsdardan sâdır olunca haylice kabîh masdar olmak var" dedim. Pederi meğer ârif imiş. "Oğul! Cevâbın anladım. Murâdın latîfedir ammâ vâlidesi bu ma‘sûmu doğurdukda "Aslâ haberim olmadı. Bî-renc ü bî-anâ ve bî-zahmet, larkkadak doğurdum" deyü hamd eder" deyü ma‘sûmun pederi vâlidesinin ağzından bu gûne nakl etdi. Hakîr eyitdim "Cânım baba! Bu ne hikmetdir kim benî Âdemde böyle kelleli ve bu gûne çehreli ve dişli ve başlı benî Âdem bu karîbü'l-ahdde halk olunmamışdır. Eyâ hiç zann-ı gâlibin var mı ki böyle evlâd sulbünden vücûda gelmişdir" dedim. 344a Herîf-i zarîf eyitdi: "Vallahi oğlum! Bir gün bu ma‘sûmun vâlidesiyle dağa odun kesmeğe gitdiğimizde rücûliyyetdir, vecd-i hâlet-i merdân tokana gelüp ehlim ile dağda bir güleş edüp ehlim beni ben ehlimi yenüp cân sohbeti etdik. Ehlim altımdan kalkup bir dıraht-ı müntehânın sâyesinde istirâhat edüp ben odun keserken hemân ehlim bir feryâd u feza‘ u ceza‘ ederek firâr edüp yanıma geldi. Ânî gördüm, başı serâmed çam ağaçlarına berâber başı büyük, kolları çınâr-pâre-misâl zeker-i dırâzı elinde bizi kova kova firâr edüp hânemize gelüp ehlim bir ay havfinden haste-hâl olup günden güne karnı şişüp hamli âşikâre olup kâmil bir seneden sonra bu ma‘sûm vücûda bu eşkâl ile gelüp günden güne başı büyümededir. Hâlâ tokuz yaşındadır. Bundan gayrı ne hâl olduğun bilmedik. Vâlidesi eydür: "Ol herîfi görüp nefsi nefsime geldiğinden gayrı bilmem ne hâl oldu", deyü ser-güzeşt [u] ser-encâmı ve ehlinin gül-fâmından geçeni bu ta‘bîr ile takrîr etdi. Hakîr eyitdim: "Ey imdi baba! İnşâallah bu ma‘sûm büyüdükçe kellesi büyürse seninle bu evlâdın İslâmbol'a götürelim, cemî‘î vüzerâ ve vükelâya ve a‘yân-ı kibâra temâşâ etdirelim. Bir yılda iki bin guruş senin ve iki bin guruş benim" deyü bu gûne bir latîfe edüp bu ma‘sûmu bu gûne temâşâ etdik, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 343b–344a ·
metinde göster ·
… âlâ tokuz yaşındadır. Bundan gayrı ne hâl olduğun bilmedik. Vâlidesi eydür: "Ol
herîfi
görüp nefsi nefsime geldiğinden gayrı bilmem ne hâl oldu", deyü ser-güzeşt [u] …
Hakîr bu ma‘sûmu görüp âlem-i hayretde kalup gulâmın babasına eyitdim "Ey peder! Bu ma‘sûmun vâlidesi sağ mıdır?" dedim. "Belî hâlâ hayâttadır ve yine hâmiledir" dedi. Hakîr eyitdim: "Eğer hâmile ise karnındaki birâderini bek bağlan, belki vâlidesi masdarından müddeti tamâm olmadan düşe. Zirâ böyle kelle ile mâsdardan sâdır olunca haylice kabîh masdar olmak var" dedim. Pederi meğer ârif imiş. "Oğul! Cevâbın anladım. Murâdın latîfedir ammâ vâlidesi bu ma‘sûmu doğurdukda "Aslâ haberim olmadı. Bî-renc ü bî-anâ ve bî-zahmet, larkkadak doğurdum" deyü hamd eder" deyü ma‘sûmun pederi vâlidesinin ağzından bu gûne nakl etdi. Hakîr eyitdim "Cânım baba! Bu ne hikmetdir kim benî Âdemde böyle kelleli ve bu gûne çehreli ve dişli ve başlı benî Âdem bu karîbü'l-ahdde halk olunmamışdır. Eyâ hiç zann-ı gâlibin var mı ki böyle evlâd sulbünden vücûda gelmişdir" dedim. 344a Herîf-i zarîf eyitdi: "Vallahi oğlum! Bir gün bu ma‘sûmun vâlidesiyle dağa odun kesmeğe gitdiğimizde rücûliyyetdir, vecd-i hâlet-i merdân tokana gelüp ehlim ile dağda bir güleş edüp ehlim beni ben ehlimi yenüp cân sohbeti etdik. Ehlim altımdan kalkup bir dıraht-ı müntehânın sâyesinde istirâhat edüp ben odun keserken hemân ehlim bir feryâd u feza‘ u ceza‘ ederek firâr edüp yanıma geldi. Ânî gördüm, başı serâmed çam ağaçlarına berâber başı büyük, kolları çınâr-pâre-misâl zeker-i dırâzı elinde bizi kova kova firâr edüp hânemize gelüp ehlim bir ay havfinden haste-hâl olup günden güne karnı şişüp hamli âşikâre olup kâmil bir seneden sonra bu ma‘sûm vücûda bu eşkâl ile gelüp günden güne başı büyümededir. Hâlâ tokuz yaşındadır. Bundan gayrı ne hâl olduğun bilmedik. Vâlidesi eydür: "Ol herîfi görüp nefsi nefsime geldiğinden gayrı bilmem ne hâl oldu", deyü ser-güzeşt [u] ser-encâmı ve ehlinin gül-fâmından geçeni bu ta‘bîr ile takrîr etdi. Hakîr eyitdim: "Ey imdi baba! İnşâallah bu ma‘sûm büyüdükçe kellesi büyürse seninle bu evlâdın İslâmbol'a götürelim, cemî‘î vüzerâ ve vükelâya ve a‘yân-ı kibâra temâşâ etdirelim. Bir yılda iki bin guruş senin ve iki bin guruş benim" deyü bu gûne bir latîfe edüp bu ma‘sûmu bu gûne temâşâ etdik, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 343b–344a ·
metinde göster ·
… edüp "Alıkon şu gidiyi" deyüp yedi bayrak bölükbaşılar cümle atlanup haber eden
herîfi
kulağız edüp ol gün ılgar edüp ale's-seher Bahşılı nâm bir karye kurbuna vardık …
Menzil-i karye-i Merece {ve sebeb-i katl-i Varvar Re’isi Halîl Efendi}: Beğpâzârı nâhiyesinde yüz hâneli kurâdır. Bunda bir çarıklı Etrâk gelüp "Müjde sultânım! İpşir Paşa bölükleri Varvar Alî Paşa'nın dîvân efendisi Halîl Efendi'yi kova kova bu mahalle getirdiler. İşte Sakarya suyu kenarına kaçıyor" deyü haber etdiklerinde müjde eden âdeme ihsânlar edüp "Alıkon şu gidiyi" deyüp yedi bayrak bölükbaşılar cümle atlanup haber eden herîfi kulağız edüp ol gün ılgar edüp ale's-seher Bahşılı nâm bir karye kurbuna vardıklarında köyden bir Etrâk gelüp "Bre ağalar! Şu köyde Varvar Alî Paşa'nın bozulmuş celâlî bayrakları vardır. İpşir Paşa haklarına nefir-i âm emirleri vermişdir. Hemân basın" deyince bizim bayraklar köyü ale'l-gafle basup ceng ederken anlar köy içinden feryâd edüp "Bre biz İpşir Paşa bayraklarıyuz" derler. Bizim bayraklar i‘timâd etmeyüp cenge âheng edüp niçesin tu‘me-i şimşîr ve niçesi firâr edüp cümlesinin atları ve katarların alup bu kadar mâl-ı ganâ’imle paşaya geldiler. Yine on bayrak asker seçilüp Varvar dîvân efendisi üzre gidüp nehr-i Sakarya kenarında yetişirler. Bir sa‘b yerde olmağıla ceng-i azîm edüp âhir Halîl Efendi kendüyi atıyla nehr-i Sakarya'ya ururken bir yiğit dahi ardı sıra suya at sürüp bir hışt ile Niksârlı Halîl Efendi atdan yıkup su içinden taşra çıkarup dest ber-kafa kayd-bend ederler. Ol mahalde yedi katar katır ve beş katar-ı deve mâl [u] erzâkı zabt [u] rabt etdükleri mahalde paşa ile iç ağaları yetişüp fakîr Halîl Efendi['yi] paşa huzûruna getirdiklerinde bî-tâb u tüvân gelüp eydür: "Sultânım! Niksârda Erzurûm'a giderken ve gelirken hâneme konup mümkün olduğu mertebe ni‘metim yiyüp sultânıma hizmet etmişim. Evlâdın Mustafâ başiyçün olsun mâlımı alup kuşça cânım âzâd eyle" dedikde dahi "Nerede mâlın vardır", "İşte bunda kırk üç bin altunum ve yedi kisem vardır ve Engürü'de Mütevellî Hasan Ağa'da on bin altun ve kırk kîse vardır ve bu kadar mâl [u] menâlim vardır" deyü hazînedârında olan pusulayı alup cellâd deyüp nehr-i Sakarya kenarında fakîr Halîl Efendi'nin ve Çıplak Alî Ağa'nın ve hazînedârının kelleleri kesilüp Emîr-i ahûr (---) Ağa ile der-i devlete ser-i bî-devletleri gönderilüp Alacaatlı Hasan Ağa ile hakîri Halîl Efendi kâ’imesi mûcebiyle Mütevellî Hasan Ağa'dan tahsîl olunmak kayd-bendine emirler tahrîr edüp üç yüz yiğit ile cânib-i kıbleye Sakarya nehri kenarından (---) sâ‘atde kasaba-i Ayaş nâhiyesinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 366b ·
metinde göster ·
… a kapanup kalmış" deyince der-akab Hasan Ağa cümle askeriyle atlanup müjde eden
herîfi
bir ata bindirüp ol gün ol gice ılgarup mezkûr köyde Kara Haydaroğlu âteş başın …
[1058] fehvâsınca cihân âsûde olmağiçün Sultân Mehemmed Hân'ın ibtida katl-i benî Âdem hakkına hatt-ı şerîfi Atmeydânı cengi ve sâniyen bu Kara Haydaroğlu hakkına sâdır olmuşdur. Bu hatt-ı şerîf sâbıkan Türkmân Ağası Hasan Ağa'ya vardıkda tekrâr ol dahi "Benem diğer nîst" diyen iki bin bahâdır yiğitler ile vilâyet vilâyet gezüp büleyde ve kılâ‘ ve şehr-i azîmlerde nâmdâr iş erleri ve nâmdâr pîrleri başına cem‘ edüp müşâvereler ile re’y [ü] tedbîrler ederek Kara Haydaroğlu nâm harâmiyi (---)(---) mahalde haber alup cümle ahâlî-i vilâyete haber edüp ve ârâm etmeyüp harâmîler üzre gitdi. Zîrâ Abaza tâ’ifesinden niçe şecî‘ ve bahâdır âdemler gördük ammâ Hasan Ağa gibi bir gayûr ve server-i, hünerver ve bâzû-yı devlete mağrûr bir er oğlu er görmemişdik. Cümle askerin çifte atlar ile hâzırlayup iki gün iki gicede ılgar edüp haber olduğu köye varup vakt-i seherde âlem ağyârdan bî-haber iken Kara Haydaroğlu'nun askeriyle sâkin olduğu karyeyi muhâsara edüp Hasan Ağa askeri cüst [ü] cûda iken Kara Haydaroğlu atına süvâr olup iki yüz mel‘ûn yiğitleriyle asker-i İslâm'ı yararak köyden taşra hâh-nâ-hâh meydân-ı savaşa çıkup Oynağanlıoğlu ile ikisi dilîrâne ve rüstemâne hamleler edüp Hasan Ağa üzre hücûmlar edüp üç sâ‘at cengde Hasan Ağa'dan kırk üç âdem şehîd olup anlardan yedi mel‘ûn hâk-ı mezellete düşüp tâ vakt-i asra varınca sâbit-kadem olup tarafeynden ceng-i azîmler olur. Âhir Kara Haydaroğlu'nun altındaki esb-i tâzîsi bî-tâb u bî-mecâl olup Kara Memi nâm şakîsi gayrı at yetişdirüp bir atdan bir ata süvâr olurken Hasan Ağa tarafından Kara Haydaroğlu'nun uyluğuna bir kurşum isâbet edüp böyle zahm-âlûd iken kudurmuş yılana dönüp tokuz yiğit dahi şehîd edüp âhir kendüyü zahm bî-mecâl edüp vakt-i gurûb olup âlem-i şeb-i zulmete varup çeşm-i pür-hûnlar nâ-bînâ olup ol mahalde Kara Haydaroğlu firâr edüp nâ-peydâ olur. Kara Hasan Ağa'nın askeri dahi bî-dermân olup Kara Haydaroğlun ele getiremeyüp hâ’ib ü hâsir bir köyde mihmân olup ertesi ale's-sabâh il'e vilâyete nefîr-i âm fermânlar edüp "Her kim Kara Haydaroğlu'ndan nâm [u] nişân getürürse beş at ve beş kîse veririm" deyü yemîn billahlar ve re‘âyâya gûnâ-gûn va‘deler edüp "Her kimde pinhân ise ol köyü cümle âdemleriyle ihrâk-bi'n-nâr ederim" deyü bu sıyt [u] sadâ velvele-ârâ olup üçünci günde bir Türk "Müjde Sultânım! Kara Haydaroğlu kurşum yarasından Birgü (---) köyde kalup cümle Katırcıoğlu ve Akyakalı ve Oynağanlıoğulları nâm haşerâtları kaçup kendüsü üç âdemiyle bir damda kapanup kalmış" deyince der-akab Hasan Ağa cümle askeriyle atlanup müjde eden herîfi bir ata bindirüp ol gün ol gice ılgarup mezkûr köyde Kara Haydaroğlu âteş başında otururken basup içeri girenlerden tabancalı tüfenkler ile yatduğu yerden yedi yiğit şehîd edüp âhir âlât-ı silâha iktidârı kalmayup cümle silâhların elinden alup bağlamadan zabt ederler. Zîrâ ol arbede mahallinde uyluğuna kurşum râst gelüp budunda kurşum kalır. Kurşumu çıkarmak içün bî-âkil mel‘ûn bir kamış içine barud koyup kurşum girdiği delikden kamışı sokup kamışa gerüden âteş edince kamış içre barud uyluğun pâre pâre edüp uyluğu tiftik tiftik olur. Ol ecilden bî-dermân kalup Hasan Ağa kendüye cerrâhlar ta‘yîn edüp Âsitâne-i sa‘âdete getirdiği gün hikmet-i Hudâ bu Murtazâ Paşa efendimizle Şâm'a gitmek içün Üsküdar sahrâsında Ağa Tekyesi çayırında hayme ve hargâhlarımızla meks etdiğimiz mahalde "Bre Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'nu kayd-bend ile getirirmiş" deyü İslâmbol ve Üsküdar'dan yüz bin asker Üsküdar bâğlarına Kara Haydaroğlu temâşâsına çıkup Hasan Ağa alay-ı azîm ile bin aded güzîde ve müsellah askeriyle Murtazâ Paşa ordusundan geçirüp bu hakirin haymesi mukâbelesinde Ağa Tekyesine Hasan Ağa inüp Kara Haydaroğlu 374a iki bârgîr üzre taht-ı revân salı üzre bindirüp başında sarı harîr hatm sarınup bir sırtında yeşil alaca kürk giyüp gâyet za‘îf ve nahîf olmuş iki cânibine selâm vererek anı dahi Ağa Tekyesi'nde bir hücreye indirüp hemân Türkmân Ağası Abaza Hasan Ağa-yı müdebbir, sadrıa‘zama âdem gönderüp "Kara Haydaroğlu hâ’ini devletinizde hâlâ der-i devlete kayd-bend ile getirdik. Ale's-sabah huzûr-ı devlete niçe getürelim ve ne gûne dîvân-ı pâdişâhîye varalım?" deyüp sadrıa‘zama danışmağa âdemler gönderüp kendüsü Murtazâ Paşa efendimize gelüp buluşdukda Murtazâ Paşa "Koca âdem! Gazân kutlu olsun. Kılıcın arşa asup yed-i tûlânını ayân eyledin. Hattâ pâdişâhım şimdi bana Şâm eyâletin ihsân etdükde 'Göreyim seni, bana Kara Haydaroğlu'nu yolun üzre ele getirüp huccâc-ı müslimînin yolun emn [u] emân idesin' deyü fermân etmiş idi. Hamd-i Hudâ ol vâcibînin giriftâr olması sana muvaffak imiş" dediklerinde Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'yla ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl etdiklerin bir bir takrîr eyleyüp Haydaroğlu'nun ve Katırcıoğlu'nun ve Akyakalıoğlu'nun şecâ‘at ve mahâret [ve] salâbet ü fetâlıkların medh eyledi. Ba‘dehû hakîr Hasan Ağa'ya buluşup "Sultânım! Bizim Haydarzâde "Beğefendimizi hamd-i Huda ele getirmişsiz" dediğimde hamd edüp eydür "Eğer Evliyâ, Haydaroğlu'yla âşinâlığın var ise yürü gidelim. Kendüsine buluşup tesellî-i hâtır ver. Anı katl etdirtmeyüp Girid cezîresine Deli Hüseyin Paşa'ya göndertmeğe ta‘ahhüd edüp halâs olmasın kendüye bildir" deyü Hasan Ağa hakîre vâfir ta‘lîmler edüp Hasan Ağa ile Haydarzâde'ye buluşup hakîr "Esselâmü aleyküm beğim! Hoş geldin safâ geldin" dediğimde hemân Kara Haydaroğlu eyitdi: "Bre hây cân kurtaran Evliyâ Çelebim! Sen de hoş geldin ve safâ geldin. Ammâ ben nâ-hoş gelüp işte siyâset meydânına geldim" dedikde hakîr ve Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'nun yanına oturup niçe esnâ-yı kelâmlarda kendüye tesliyet-i hâtırlar verüp musâhabetler etdik. Kara Haydaroğlu eydür: "Evliyâm! Bilir misin Engürü vilâyeti yanında Balıkhisâr köyünde ol kış günü bizi basdığın zamân senden aceb cân kurtardık, aceb gâfil idik. Avretler gibi âteş başında otururduk. Ol zamân senden cân kurtardık ammâ şimdi bu Hasan Ağa devletinde cân kuşu uça gibi Evliyâ Efendi" dedi. Hasan Ağa eyitdi: "Ya beğim! Bizim Evliyâ Çelebi'yi bilir misin" dedikde Haydaroğlu eydür: "Engürü yanında bir gün on iki atlı ile bir köyde âteş başında otururduk. Bunlar elli atlı bizi basup Allah'a şükür bunlar el kaldırmadılar. Aklımız başımızdan gidüp bir gice bunlar ile cân sohbetleri edüp Evliyâ Çelebi'ye çakmaklı tüfenk ve üç yüz altun verüp ol gice safâlar etdik" deyü Haydaroğlu ağladı. "Ne ağlarsın beğim! Hemân pâdişâh huzûruna vardıkda 'pâdişâhım kuş cânıma kıyma. Beni Girid'e Deli Hüseyin Paşa'ya gönder. Dîn uğuruna anda kâfire kılıç urarak şehîd olayım' di" dedim. Kara Haydaroğlu eydür: "Behey Evliyâm! Ölüm ölüm oldukdan sonra hızlamak ne boyına borç ola. Ben bir cân içün minnet mi ederim" dedi. "Be, hele beğim! Girid fethinde bulunup anda bir sancak beği ol. Bir zaman anda dîn düşmanlarına kılıç çal. Benim işitdiğim budur. Eğer sen böyle dersen sa‘âdetlü pâdişâh hazz edüp seni Girid'e gönderirler" dediğimde Kara Haydaroğlu eydür: "Gel Evliyâm! Senin ağzın öpeyim. Sen iyi dersin ammâ Evliyâ Efendim, ben bana etdim, ben bana" deyüp uyluğunda kurşum yarasın açınca ânî gördüm, parmak kalınlığı kurdlar. Yara çürüyüp uyluğu pâre pâre olup râyihasından yanına âdem varamaz. "Evliyâm! Bana yine tesellî-i hâtır verdin. Allah senden râzî ola" deyüp Hemân koynundan bir altun mînâ zarflı sâ‘at çıkarup "Şu kendü bâğın koruğu halvasıdır. Yine sana nasîb oldu" deyü bir sâ‘at ihsân edince Hudâ âlimdir kim yigirmi bir yıl mukaddem bu hakîr Şâm'a giderken İshaklı nâm kasaba kurbunda Kara Haydar kendüsü bizi urup kırup hakîrin bu kadar mâlın alup yetmiş yedi gün kendüleriyle ma‘an dağlarda yatup kalktığımız zamân bu sâ‘at ol zamân bu Kara Haydar oğluna değmişdi. Kaya Sultân ihsânı bir musanna‘ sâ‘at idi. "Bre beğim! Bu sâ‘at zamân ile benim idi" dedim. Haydaroğlu eyitdi "Gerçekdir. Baba merhûm senin mâlından bana vermişdi. Yine sana nasîb 374b oldu. Ve 'İşte Hasan Ağa'ya sor, şimdi yollarda gelirken bu sâ‘at sebebiyle her bâr seni anup Melek Ahmed Paşalı Evliyâ Çelebi sâ‘atidir' deyü seninle dağlarda ve bellerde gezdiğimiz anardık" deyü tâ ahşama varınca niçe bin kelimâtlar edüp hemân kendüye netîce-i kelâmlarım cümle tesellî-i hâtır-gûne kelimâtlar idi. Ertesi gün ale's-sabâh Üsküdar'dan bir cerrâh-ı kâmil gelüp yarasın seksen yıllık şarâb-ı nâb ile yıkayup cümle çürük etlerin çıkarup meğer uyluğu kemiği de hûrd olmuş. Cerrâh "Bu iflâh olmaz" deyü yarasına merhemler sarup sarmalayup alay-ı azîm ile Üsküdar'dan İslâmbol'a Koca Vezîria‘zam'a götürdüklerinde hakîr yine seyr [u] temâşâ içün bile gidüp Sadrıa‘zamzâde Süleymân Beğ yanında idim. Koca Mevlevî Sadrıa‘zam Mehemmed Paşa, huzûrunda Haydaroğlun söyledüp "Niçün bu kadar zamândan berü harâmîlik edüp ibâdullahı katl-i nefs ederdin" dedikde Haydaroğlu Vezîria‘zamı Mevlevî külâhıyla görünce eydür: "Cânım Dede Efendi! Kurd oğlu kurd idim. Kişi aldığına göre satar ve baba ve dedesinden gördüğünü eder. El-hükmü lillah" dedi. Vezîria‘zam cerrâha su’âl etdi. Cerrâh dahi "ılâc-pezîr değildir" dedikde Hasan Ağa eydür: "Girid'e gönderin sultânım" dedikde Vezîria‘zam "Nola şimdi gönderelim" deyüp Hasan Ağa'ya ve kırk nefer âdemlerine hil‘at-i fâhireler ihsân olunup kayd-ı hayât ile hizmeti mukâbelesinde Türkmân ağalığı ihsân olunup Vezîria‘zam eydür: "Bre Kara Haydaroğlu! Niçün Kütahiyye vezîri Küçük Çavuş Paşa gibi bir vezîri bozup katl etdiniz?" dedikde Haydaroğlu eydür: "Ceng hâlidir, eyle olur. Benim huzûruma kayd-bend ile getirdiklerinde alem-i Resûlullah'ı taşır bir Âl-i Osmân vezîrinin ırzları vardır, deyü niçe mâl [u] menâlin ve cümle mahbûb içgulâmların kendüye verüp âzâd etdim. Sonra Katırcıoğlu ardınca taşra yetişüp şehîd etmiş. Benim andan haberim yokdur" dedi. Paşa eyitdi: "Yâ şehîd etdiniz ise tûğ ve tabl [u] alemi ve mâl-ı hazâ’ini niçe oldu ve bu kadar sene baban harâmî idi. Anın tahsîl etdiği mâl ve senin bu kadar zamândan berü tahsîl etdüğün mâl [ü] menâl kangı dağlarda medfûndur ve kankı şehirlerdeki yataklarında mahfûzdur" dedikde Haydaroğlu eydür: "Yâ bunun sonu mahşer su’âline çıkdıya bir cânım içün bu kadar ibâdullahı ele verüp âteşe yakup anlarda olan, bellerde medfûn olan mâllarım bir bir diyemem. Hemân Koca Vezîr, gün ahşamlıdır, dün doğdum bugün ölürüm, hemân iş gör" dedikde Vezîria‘zam "N'ola baş üstüne" deyüp asesbaşıya buyurdu verüp "Parmakkapu'da salb edin" deyü fermân edüp Haydarzâde'yi bir hammâl bârgîri üzre tahmîl edüp alay-ı azîm ile bârgîr üzre iki yanına kağan arslan gibi ileri ileri nigerân ederek Parmakkapu'ya götürürken hakîr dahi atına süvâr olup alarkadan gidüp Parmakkapu dibine vardıkda boğazına ipi geçirüp habl-i metînin ucun kayd-bend edüp altından hammâl bârgîrlerin çeküp bâr-ı gîr-i bârgirân çekmeden halâs olup Haydaroğlu dahi rûh teslîm edüp beynehu beynallah gidüp niçe ihsân [u] in‘âmların görüp niçe zamân bir yerde ta‘âm yiyüp nân u nemek hakkı vardır. Rahmetullahi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 373b–374b ·
metinde göster ·
Hikmet-i diğer: Bu âsitâne-i Halîlullah'da olan mâhîleri sayd etmek memnû‘dur. Bir kerre bir herîf bu mâhîlere semmü's-semek ya‘nî balık otu döküp niçe bin balıklar zehirlenüp helâk oldukda herîf-i zarîf-i bed-fi‘âl semekleri futasına pür eyleyüp hânesinde tabh edüp tenâvül etdükde balıklardaki zehir herîfe ve ehl [u] ıyâline te’sîr edüp yedi nefer âdem mesmûmen merhûm olurlar. Karîbü'l-ahd olmağıla meşhûr-ı afâkdır, ammâ âsitâne-i İbrâhîm Nebî hâricinde mâhîler şikâr olunsa aslâ zarar etmez. Bu dahi bir sırr-ı Hudâ'dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 58a ·
metinde göster ·
… alar verüp hammâma koyup buna bir ilac etmişdir kim vasfında lisân kâsırdır. Bu
herîf-i
zarîf tâze cân bulup üç günde ter ü tâze la‘l-gûn tabekânî elma yanaklı bir âde …
Zîrâ anlar evvel asrın benî Âdemine göre hukemâlar idi. Ammâ bu hân asrın za‘îf ve nahîf âdemlerinin tabî‘atine göre nabz-şinâs-ı hâzık ve fassâd-ı kâmildir. Hatta seksen yıllık bir za‘îf ü nahîf lades kemiğine dönmüş bir berş-nâk ve afyon esîri herîfe muklalar verüp hammâma koyup buna bir ilac etmişdir kim vasfında lisân kâsırdır. Bu herîf-i zarîf tâze cân bulup üç günde ter ü tâze la‘l-gûn tabekânî elma yanaklı bir âdem oldu. Niçe bin bunun emsâli kimesnelere Mesîh-âsâ hayât verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 227b ·
metinde göster ·
… ıkda hân beri tarafda ol mili emüp buhardan hâsıl olmuş kara suyu cümle çıkarup
herîf-i
alîlin gözleri bi-emrillah münevver olur. Ve ak nâzil olan gözlere dehc-i hindî …
Ve kehhâllıkda ol kadar mahâreti vardır kim kırk yıldan berü gözüne perde ve kara su inüp alîl olmuş âdemin gözünün bınarı tarafından bir eğrice içi boş mili sokup gözünün ardına ol mil vardıkda hân beri tarafda ol mili emüp buhardan hâsıl olmuş kara suyu cümle çıkarup herîf-i alîlin gözleri bi-emrillah münevver olur. Ve ak nâzil olan gözlere dehc-i hindî ve şiyâf-ı zekûrî ve gubâr-ı beyza-i leyleği mil ile göze çeküp soğan zarı gibi perde alduğun bu hakîr gördüm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 228a ·
metinde göster ·
Herîf-i zarîf-i dürüst-gû eyitdi "Vallahi sultânım Diyârbekir eyâletinden Çapakçur beği ve Çemişgezek beği hânın imdâdına gelirken Diyârbekir vâlîsi istimâ‘ edüp asker gönderüp siz niçün fermânsız pâdişâha âsî olan hâna imdâd edersiz deyüp Diyârbekir vezîri askeri gelüp Çemişgezek beğin ve Çapakçur beğinin ikisin dahi kayd [ü] bend ile Diyârbekir'e götürdüler." deyince, cihân paşanın oldu, ammâ sultânım Diyârbekir eyâletinde Hazzo beği hânın dâmâdı olmağile bu cengden mukaddem hânın yanında idi. Hâlâ askeriyle Hazzo Beği Murtezâ Beğ Bitlîs içindedir ve Diyârbekir beğinden Cıska beği hân yanındadır ve sizin Van eyâletinden Zerikî beği askeriyle hân yanındadır ve sizin Van eyâletinden Esuk beği ve Karkar beği ve Şervi beği ve Karni beği ve Hero beği ve Ağakis beği ve Kesân beği ve Müküş beği ve Berda‘ beği ve Ladik beği ve Erecik beği ve Alagöz beği ve Çobanlar beği ve Hakkarî hâkimi ve Benî Kator beği ve Abagay beği Evliyâ Beğ ve'l-hâsıl bu zikr olunan Van eyâleti beğleri cümle hâna imdâda gönderüp kendüleri de size imdâda gelmek üzrelerdir ammâ gelmezler. Hâlâ bu ensenizdeki dağlar içre kemîngâhlarda pinhân olmuşlardır. "Ahvâl neye müncer olur?" deyü anlar pusularda size muntazırlardır. Allahümme âfinâ eğer siz hân cenginde münhezim olursanız, anlar dağlardan sizin ardınız alup cümle sizi hân üzre götürmeğe sebeb olan Vanlıyı kılıçdan geçirirler. Eğer koca vezîr bu Yağcıoğlu sözün dinlersiz, hândan korkma, kavm-i Rujikî'dir. Cengâver değillerdir ammâ bu size imdâda gelen bâlâda zikr etdiğim Kürdistân beğlerinden ihtirâz 263b üzre olun. Zîrâ anlar hân ile kasem billah u tallah edüp hândan donluk hedâyâlar almışlardır. Gâfil-mebâş ey vezîr!", dedi. "Ammâ sultânım cenâb-ı şerîfiniz mukaddemâ Diyârbekir vâlîsiyken imdâd taleb etmişsüz. Anlar da yigirmi bin asker ile gelmek üzre cenâbınız dahi yetmiş bin asker ile bu mahalle geldiğinizde şehr-i Bitlîs içre hân askeri içre bir güft [ü] gû havf u haşyet düşüp iki asker-i bî-amân mâbeyninde kaldık, yaman-ender-yaman oldu, deyü derûn-ı Bitlîs hâyâ kıyâmetden bir nişân olup ammâ yine cenge âmâdedirler. Zîrâ Diyârbekir tarafında Deliklika'ya yolların bu sizin tarafınızda dîvârın ve iç kayalardan sedd edüp onar kat meteris çatmışdır ve hâlâ hân pür-silâh cengâver bin askere mâlikdir." deyü bu dil, tarafeynin ahvâllerinden böyle mâ-vaka‘ı üzre bî-garazâne hakîkat haberlerin verdiğinden paşa bu hakîre yüz altun ihsân edüp âzâd etdi ve yanına âdem koşup hân tarafına gönderdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 263a–263b ·
metinde göster ·
… kların kılıç ile bu Kürd'ü kesdi" deyü çadır tokmağı ve balta [ve] nacak üşürüp
herîfi
atıyla kaçırdılar. Bu kerre herîf-i mezkûr benim gösterdiğim gibi Yûsuf Kethudâ …
Hakîr eyitdim "Bre nişlersiz?" deyü bunları men‘ etdim, "Ey lolo işte paşa!" deyü Yûsuf Kethudâ'nın çadırın gösterdim. Hemân paşanın huddâmları "Bu otak sokakların kılıç ile bu Kürd'ü kesdi" deyü çadır tokmağı ve balta [ve] nacak üşürüp herîfi atıyla kaçırdılar. Bu kerre herîf-i mezkûr benim gösterdiğim gibi Yûsuf Kethudâ'yı sahîh paşa sanup Yûsuf Kethudâ üzre berk-i hâtif gibi at bırağup otağı içine girüp kethudâya bir cıdâ eyle aşk etdi kim gûyâ hışt-ı İpşir Paşa'dır. Hemân fakîr Yûsuf Kethudâ cân havliyle yerinden pertâb edüp "Bre urun şu gidiyi!" deyince Kürd'ün cıdâsı Yûsuf Kethudâ'nın yasdığında zerk olmuş kalup hemân Kürd-i nâmdâr dal-tîğ olup üzerine gelenleri anı anda kimin şunda tekerleyüp pâreleyüp âhir mezkûr Kürd'e şu kadar yüz âdem birkaç zahm-ı mühlik irgirüp Kürd-i akûr kudurmuş kelb gibi köpek cengi ederken meğer ibtidâ bize Paşa'nın otağı yanına geldikde yigirmi aded güzîde serdengeçdi Yezîdî refîkleri serâperde-i Paşa kemîninde âmâde imişler, anlar dahi bu hâli görüp refîkinin halâsına yigirmisi de dal-mızrak {olup} "Ho!. Ho!." deyüp Yûsuf Kethudâ çergesiyle paşa otağı mâbeynindeki fezâda niçe bin âdem haymelerinden çıkup bir ceng-i âyî olmuşdur kim yigirmi âdem niçe yüz âdemi mecrûh edüp yedi âdemi hâke salup şehîd etdiler. Âhir-i kâr bu yigirmi Kürd şehbâzları fecc-i amîk deryâya düşer gibi asker deryâsı içre düşmüşlerdi. Evvel kethudâya hamle edenle yigirmi bir aded Ekrâd dilâverlerin topa tutulmuş maymuna döndürüp yetişdikleri yerde pâre pâre edüp mâlların ve atların guzât-ı müslimîn gâret edüp kellelerin serâperde önüne döküp cesedlerin Hüsrev Paşa Hânı cenbinde defn etdiler. Hudâ âlimdir kim bu kadar seyâhatde anlar gibi cengâver fetâlar ve dilâver ser verici serverler görmedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 265b ·
metinde göster ·
… eyü çadır tokmağı ve balta [ve] nacak üşürüp herîfi atıyla kaçırdılar. Bu kerre
herîf-i
mezkûr benim gösterdiğim gibi Yûsuf Kethudâ'yı sahîh paşa sanup Yûsuf Kethudâ ü …
Hakîr eyitdim "Bre nişlersiz?" deyü bunları men‘ etdim, "Ey lolo işte paşa!" deyü Yûsuf Kethudâ'nın çadırın gösterdim. Hemân paşanın huddâmları "Bu otak sokakların kılıç ile bu Kürd'ü kesdi" deyü çadır tokmağı ve balta [ve] nacak üşürüp herîfi atıyla kaçırdılar. Bu kerre herîf-i mezkûr benim gösterdiğim gibi Yûsuf Kethudâ'yı sahîh paşa sanup Yûsuf Kethudâ üzre berk-i hâtif gibi at bırağup otağı içine girüp kethudâya bir cıdâ eyle aşk etdi kim gûyâ hışt-ı İpşir Paşa'dır. Hemân fakîr Yûsuf Kethudâ cân havliyle yerinden pertâb edüp "Bre urun şu gidiyi!" deyince Kürd'ün cıdâsı Yûsuf Kethudâ'nın yasdığında zerk olmuş kalup hemân Kürd-i nâmdâr dal-tîğ olup üzerine gelenleri anı anda kimin şunda tekerleyüp pâreleyüp âhir mezkûr Kürd'e şu kadar yüz âdem birkaç zahm-ı mühlik irgirüp Kürd-i akûr kudurmuş kelb gibi köpek cengi ederken meğer ibtidâ bize Paşa'nın otağı yanına geldikde yigirmi aded güzîde serdengeçdi Yezîdî refîkleri serâperde-i Paşa kemîninde âmâde imişler, anlar dahi bu hâli görüp refîkinin halâsına yigirmisi de dal-mızrak {olup} "Ho!. Ho!." deyüp Yûsuf Kethudâ çergesiyle paşa otağı mâbeynindeki fezâda niçe bin âdem haymelerinden çıkup bir ceng-i âyî olmuşdur kim yigirmi âdem niçe yüz âdemi mecrûh edüp yedi âdemi hâke salup şehîd etdiler. Âhir-i kâr bu yigirmi Kürd şehbâzları fecc-i amîk deryâya düşer gibi asker deryâsı içre düşmüşlerdi. Evvel kethudâya hamle edenle yigirmi bir aded Ekrâd dilâverlerin topa tutulmuş maymuna döndürüp yetişdikleri yerde pâre pâre edüp mâlların ve atların guzât-ı müslimîn gâret edüp kellelerin serâperde önüne döküp cesedlerin Hüsrev Paşa Hânı cenbinde defn etdiler. Hudâ âlimdir kim bu kadar seyâhatde anlar gibi cengâver fetâlar ve dilâver ser verici serverler görmedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 265b ·
metinde göster ·
zarîf eyitdi: "Bizim hâlimiz ve hânın hâl-i pür-melâli köpek hâlidir kim siz Ta …
Herîf-i zarîf eyitdi: "Bizim hâlimiz ve hânın hâl-i pür-melâli köpek hâlidir kim siz Taht-ı Van'a geldikden berü tırış kelb gibi açız. Ha bu gün ceng olur, ha yarın ceng olur, ya taht u ya baht olup halâs olur, deyü bu derece-i sa‘îrde ayda birer guruş içün beklemeden bîzâr olup firâr edenlerden çok âdemi hân katl etdi 266a ve sizin böyle gelişünüz hânı ve bizi helâk etdi. Hatta dünki gün hânın bâğın cümle asker basup cemî‘i zahîresin alup hânda bir dane habta kalmadı ve re‘âyâ ise ûlâ bi't-tarîk aç u zâc ve bir daneye muhtâc, hâli harâb re‘âyâlardır. Girüden de Diyârbekir askeri gürleyüp gelmede. Cümle hân askeri vâveyletân-ı Kapân arasında kapandılar" deyü niçe müferrihne haberler söyleyüp Paşa herîfe on altun verüp âzâd etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 265b–266a ·
metinde göster ·
Hemân paşa-yı bâ-vakar eyitdi: "Kani bunların nâbaş-ı nâtıraşları" dedikde serdârların ileri çekdiler. Paşa gördü kim serdâr-ı bî-dârı bir siyâh çehre Kara Alî nâm murdâr-ı vâcibü'd-dâr bir eşkıyâ çehreli nâbekâr, ammâ paşa buna pek dikkatle nigerân etdi, "Ya bunlar nedir?" dedi. "Bunlar anın nökerleridir." deyince "Tiz cellâd" deyüp ol ân otak önünde cellâdlar ve iç ağaları ve iç mehterleri bunların arasına girüp tarfetü'l-ayn içre yetmiş danesin kelle paça edüp na‘şların püşte püşte yığup {hikmet-i Hudâ} Abaza Mehter Receb birine yedi kerre kılıç urup zerre kadar kesdiremedi, evvel ise bunlardan sekizin kesmiş idi. Hemân bir dahi eyle şemşîr urdu kim herîf-i mezbûr yüzü üzre kapanup ayağa kalkup eydür: "Amân Paşa! Bî-günâhım ve garîbü'd-diyârım. Babam merhûm Haleb'de saçım içine bir kurguşumlu heykel içre bir varak yazup koymuşdur. Cemî‘i kazâ vü belâdan ölünceye dek emînim. Anınçün bana kılıç geçmez." dedikde herîfi paşa âzâd edüp Van kulu gediği verüp çerâğ etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 271b ·
metinde göster ·
… Cemî‘i kazâ vü belâdan ölünceye dek emînim. Anınçün bana kılıç geçmez." dedikde
herîfi
paşa âzâd edüp Van kulu gediği verüp çerâğ etdi.
Hemân paşa-yı bâ-vakar eyitdi: "Kani bunların nâbaş-ı nâtıraşları" dedikde serdârların ileri çekdiler. Paşa gördü kim serdâr-ı bî-dârı bir siyâh çehre Kara Alî nâm murdâr-ı vâcibü'd-dâr bir eşkıyâ çehreli nâbekâr, ammâ paşa buna pek dikkatle nigerân etdi, "Ya bunlar nedir?" dedi. "Bunlar anın nökerleridir." deyince "Tiz cellâd" deyüp ol ân otak önünde cellâdlar ve iç ağaları ve iç mehterleri bunların arasına girüp tarfetü'l-ayn içre yetmiş danesin kelle paça edüp na‘şların püşte püşte yığup {hikmet-i Hudâ} Abaza Mehter Receb birine yedi kerre kılıç urup zerre kadar kesdiremedi, evvel ise bunlardan sekizin kesmiş idi. Hemân bir dahi eyle şemşîr urdu kim herîf-i mezbûr yüzü üzre kapanup ayağa kalkup eydür: "Amân Paşa! Bî-günâhım ve garîbü'd-diyârım. Babam merhûm Haleb'de saçım içine bir kurguşumlu heykel içre bir varak yazup koymuşdur. Cemî‘i kazâ vü belâdan ölünceye dek emînim. Anınçün bana kılıç geçmez." dedikde herîfi paşa âzâd edüp Van kulu gediği verüp çerâğ etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 271b ·
metinde göster ·
{Ve mine'l-acâ‘ib da‘vâ-yı udhike-i garîbe}: Bir mürâ’î muta‘assıbîn ü sabî-perest ya‘nî mahbûb-dostların Kadızâdeli fırkasından geçinen bir nâmerd-i zemmâm ü nemmâm ve fassâl u deccâl u ribâ-hor u cüvân-dost ve cüvân-merg afacan u mezmûm cehele-i cihân olan bir hümel ü mühmel ü müsta‘mel ve mânend-i nuhtâ-güm(?) tâ’ife-i münkerînden iken tama‘-ı hâma düşüp bir sihr-âsâr Şâhnâme'yi mezâd-ı sultânîde bey‘-i men-yezîd edüp bin altı yüz guruşa {Şâhnâme} alup üzerine yazılmışken {herîf-i zarîf} haymesine varup "Tasvîr harâmdır." deyüp cümle sahâyiflerde olan tasvîrâtları temâşâ ederken ba‘zı tasvîr-i sihr-âsârların gözlerin çıkarır şeklinde ol sûretlerin nergis gözlerin Etrâk bıçağıyla hakk ederken her varağı delik delik delmiş ve ba‘zı tasvîrleri bıçağıyla boğazladım zu‘mıyla boğazlarından çizmiş ve ba‘zı mahbûb u mahbûbe tasvîrâtların ol musanna‘ çehrelerin ve cümle libâsların ağzındaki mekrûh balgamı ve tükrüğüyle telvîs edüp böyle zî-kıymet kitâbın her varakın üstâd bir ayda hâsıl etmemişken bir ânda ağzı salyârıyla mülevves eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 276b ·
metinde göster ·
zarîf eydür: "Ey bürâderim {hoş etdim}. Tire şehrinde şeyhimin dediği gibi nehy …
Herîf-i zarîf eydür: "Ey bürâderim {hoş etdim}. Tire şehrinde şeyhimin dediği gibi nehy-i münker eyleyüp hemân bir sûret alıkoydum. O da benim Tire şehrinde bir sevgili oğlanım var idi, anın sûretine benzediğiyçün bozmadım." dedikde hemân dellâl-ı bî-mecâl gördü kim ceng [ü] cidâl etmeğ ile olmaz. Hemân paşaya gelüp herîf-i mezbûrdan şikâyet edüp "Dâd u feryâd ey vezîr-i dilîr!" {dedi}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 276b ·
metinde göster ·
… dellâl-ı bî-mecâl gördü kim ceng [ü] cidâl etmeğ ile olmaz. Hemân paşaya gelüp
herîf-i
mezbûrdan şikâyet edüp "Dâd u feryâd ey vezîr-i dilîr!" {dedi}.
Herîf-i zarîf eydür: "Ey bürâderim {hoş etdim}. Tire şehrinde şeyhimin dediği gibi nehy-i münker eyleyüp hemân bir sûret alıkoydum. O da benim Tire şehrinde bir sevgili oğlanım var idi, anın sûretine benzediğiyçün bozmadım." dedikde hemân dellâl-ı bî-mecâl gördü kim ceng [ü] cidâl etmeğ ile olmaz. Hemân paşaya gelüp herîf-i mezbûrdan şikâyet edüp "Dâd u feryâd ey vezîr-i dilîr!" {dedi}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 276b ·
metinde göster ·
mezbûra Fir‘avn u Yezîd ve Hâmân u Mervân ve Kârûn u Ebû Cehil ve Ebû Leheb u B …
Cümle huzzâr-ı meclis herîf-i mezbûra Fir‘avn u Yezîd ve Hâmân u Mervân ve Kârûn u Ebû Cehil ve Ebû Leheb u Bel‘am ibn Bâ‘ûr'un la‘netin üzerine okudular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 276b ·
metinde göster ·
… p mîrî içün tahsîl olunup dellâla on guruş verdiler ve pejmürde olan Şâhnâme'yi
herîf-i
mücrimin eline verdiler ve ordudan taşra sürdüler.
Paşa eydür: "Sen nehy-i münker etmeğe me’mûr değilsin, ammâ ben icrâ-yı hükûmet edeyim ki mezâd-ı sultânîde iki bin guruşa çıkmış kitâbı bozmağı ben sana göstereyim. Al aşağı şunu" dedikde bir kapukulu yeniçeri "bism" dedikde herîfe cellâd-ı merihler emân vermeyüp yetmiş çaprâst deyenek urup bin altı yüz guruşu andan kadı-i Bitlîs hükm edüp mîrî içün tahsîl olunup dellâla on guruş verdiler ve pejmürde olan Şâhnâme'yi herîf-i mücrimin eline verdiler ve ordudan taşra sürdüler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 276b ·
metinde göster ·
… beddu‘â ederek Diyârbekir'e gitdi. Ve cümle ordu halkı aleyhi mâyestahıkka deyü
herîfi
maymûna döndürdüler. Ardı sıra seng-sâr edüp Diyârbekir'e gönderdiler. Bir garî …
Fakîr herîf, "Tasvîr harâmdır" diyen şeyhimize "Allah belâ versin", deyü şeyhine 277a beddu‘â ederek Diyârbekir'e gitdi. Ve cümle ordu halkı aleyhi mâyestahıkka deyü herîfi maymûna döndürdüler. Ardı sıra seng-sâr edüp Diyârbekir'e gönderdiler. Bir garîb temâşâ idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 276b–277a ·
metinde göster ·
… il ise kuyudan bir dûd-ı siyâh {çıkup} bed râyiha-i mühlik şemm olunur. Ba‘dehû
herîfi
katl ederler. Eğer herîf mazlûm kâtil değilse kuyudan duman çıkmayup herîfi âzâ …
Diğer şey-i acîbi: Bir bâğda bir bî-âb çâh-ı kadîm vardır. Kâtil zann olunan kimesneyi hâkim ol çâhın kenârına kayd [u] bend ile korlar. Eğer mücrim herîf hakkâ ki kâtil ise kuyudan bir dûd-ı siyâh {çıkup} bed râyiha-i mühlik şemm olunur. Ba‘dehû herîfi katl ederler. Eğer herîf mazlûm kâtil değilse kuyudan duman çıkmayup herîfi âzâd ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 316a ·
metinde göster ·
… ehû herîfi katl ederler. Eğer herîf mazlûm kâtil değilse kuyudan duman çıkmayup
herîfi
âzâd ederler.
Diğer şey-i acîbi: Bir bâğda bir bî-âb çâh-ı kadîm vardır. Kâtil zann olunan kimesneyi hâkim ol çâhın kenârına kayd [u] bend ile korlar. Eğer mücrim herîf hakkâ ki kâtil ise kuyudan bir dûd-ı siyâh {çıkup} bed râyiha-i mühlik şemm olunur. Ba‘dehû herîfi katl ederler. Eğer herîf mazlûm kâtil değilse kuyudan duman çıkmayup herîfi âzâd ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 316a ·
metinde göster ·
… vardır. Bir harâmî veya bir dûzd-i zâğî bir şeyi serîka eylese hâkimü'l-vakt ol
herîfi
ol çâh kenârına kor. Hakkâ ki ol herîf-i zarîf dûzd-i tarrâr ise çâhdan "Budur" …
Diğer temâşâ-yı garîb: Hazret-i Danyal Deyri kurbünde yine bir bâğda bir çâh vardır. Bir harâmî veya bir dûzd-i zâğî bir şeyi serîka eylese hâkimü'l-vakt ol herîfi ol çâh kenârına kor. Hakkâ ki ol herîf-i zarîf dûzd-i tarrâr ise çâhdan "Budur" deyü bir sadâ istimâ‘ olunur. Ba‘dehû herîflerin ödün ağzından çıkarırlar. Eğer herîfler bî-günâh ise çâhdan bir sadâ çıkmayup bî-günâhları rehâ ederler. Anınçün şehr-i Kazvîn'de kâtil ü harâmî ve dûzdân-ı himyân yokdur, ammâ ayyâr-ı {tarrâr-ı} tayyârları çokdur. Ve bu şehr-i Kazvîn'de niçe yüz aded a‘ceb ü garâ’ibât ve mutalsımâtlardan bî-hisâb ibret-nümâ âsâr-ı binâlar vardır. Niçesi Hazret-i Risâlet vilâdetinde münhedim olup amelleri bâtıl olmuş, niçesi hâlâ zikr olunan gibi râygân olmuş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 316a ·
metinde göster ·
… bir şeyi serîka eylese hâkimü'l-vakt ol herîfi ol çâh kenârına kor. Hakkâ ki ol
herîf-i
zarîf dûzd-i tarrâr ise çâhdan "Budur" deyü bir sadâ istimâ‘ olunur. Ba‘dehû he …
Diğer temâşâ-yı garîb: Hazret-i Danyal Deyri kurbünde yine bir bâğda bir çâh vardır. Bir harâmî veya bir dûzd-i zâğî bir şeyi serîka eylese hâkimü'l-vakt ol herîfi ol çâh kenârına kor. Hakkâ ki ol herîf-i zarîf dûzd-i tarrâr ise çâhdan "Budur" deyü bir sadâ istimâ‘ olunur. Ba‘dehû herîflerin ödün ağzından çıkarırlar. Eğer herîfler bî-günâh ise çâhdan bir sadâ çıkmayup bî-günâhları rehâ ederler. Anınçün şehr-i Kazvîn'de kâtil ü harâmî ve dûzdân-ı himyân yokdur, ammâ ayyâr-ı {tarrâr-ı} tayyârları çokdur. Ve bu şehr-i Kazvîn'de niçe yüz aded a‘ceb ü garâ’ibât ve mutalsımâtlardan bî-hisâb ibret-nümâ âsâr-ı binâlar vardır. Niçesi Hazret-i Risâlet vilâdetinde münhedim olup amelleri bâtıl olmuş, niçesi hâlâ zikr olunan gibi râygân olmuş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 316a ·
metinde göster ·
… g-i azîm ederek bizden bir âdem atından tekerlenüp atı arslanlar pâre pâre edüp
herîf-i
zarîf piyâde firâr edüp askere geldikde arslanlar lâşe-i esbi yerlerken her tar …
Karye-i Kirâm: Dahi bu kende karîbdir. Ba‘zı âdemlerimiz karye-i Kirâm'a kondular ammâ üç küheylân at ve beş âdemimiz ol gice arslanlar helâk edüp ale's-seher bir sürü arslanlara râst gelüp ceng-i azîm ederek bizden bir âdem atından tekerlenüp atı arslanlar pâre pâre edüp herîf-i zarîf piyâde firâr edüp askere geldikde arslanlar lâşe-i esbi yerlerken her tarafdan dirhemli tüfengler ile arslanları kurşuma dutup yedisini ol sâ‘atde katl edüp birisinin postu burnundan tâ kuyruğu ucuna varınca otuz üç karış bir gazanfer idi, Allahümme âfinâ.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 357b ·
metinde göster ·
{Hikâyet-i garîbe vü acîbe-i ahvâl-i ganem}: Bu hakîr pederinin Sücâh Balı nâmında Ebü'l-feth Sultân Mehemmed'e erişmiş bir pîr-i fânî çoban-ı Germiyânî var idi. Bir gün bu hakîr esnâ-yı kelâmda eyitdim: "Cânım Sücâh Balı! Bu sinn-i sâl-i müddet-i medîd ömr içinde ibret-nümâ ne gördün?" dedim. Herîf-i çoban-ı zarîf eyitdi: "Bir gün Kütahiyye'de Sultânbağı dağında babanın koyunların otladırken hemân koyun köpeklerinden Çomaran ve Karaman ve Toraman ve Alabaş ve Palu nâm kelb-i mu‘allimler bir kerre hav hav deyüp dağlar içine girince hemân cümle koyunlar târımâr olup ormanlar içinde otlamağı bırağup serserî gezüp seğirde seğirde temâm olup ben de koyunların ardına düşdüm. Anı gördüm ki ba‘zı koyunun ağzında bir siyâh keçe pâresi ve ba‘zısının ağzında hurma yaprakları çiğner. Hurma yaprağı ise Arabistân'da olur, Kütahiyye'de olmaz. Ve ba‘zı koyun ağzında deri pâreleri çiğneyüp koyunların ağzı köpürür. Ve bir iki koyunun ağızlarında hasır pâreleri var. Koyunlar hasırları çiğnedikçe koyunun ağzından "Bre meded gitdim, bre kaf kaf, bije bije vay!" deyü feryâdlar gelir. Hemân seğirdüp koyunun birisinin ağzından bir alaca dokunmuş hasır pâresin alup bir cânibe atdım, anı gördüm hasır pâresi çayırlık içine girüp "Semif semif senindir!" deyüp gâ’ib oldu ammâ elim âteş gibi yanar. Elime bakdım işte doksan yedi yıldır ol hasıra yapışalı işte elim böyle kudretden yeşil boyalıdır {ve elim dâ’imâ misk gibi kokar}. Andan babanın ve benim koyunum ne kadardığının hisâbın bilmeyüp sonra Celâlî Cennetoğlu ve Kalenderoğlu ve Karayazıcı nâm Celâlîler babanın ve benim yüz yetmiş yedi bin koyunlarımızı alup ol zamândan berü çobanlığı ferâğat edüp ihtiyâr oldum." deyü Sücâh Balı koyunların ecinne kavmin yediğin böyle takrîr [ü] tenkîl eyledi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 396a ·
metinde göster ·
Ancak bir âdeme cenâb-ı Bârî yarı kılup kal‘adan aşağı atdıkları gibi herîfin gömleği bâdbân gibi açılup bi-emr-i Hudâ herîfin gömleği bir kayaya ilişüp herîf-i mazlûm asıla kalup hakîrin ricâsıyla herîfe kemendler takup yine kal‘aya çeküp âzâd etdiler. Hattâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 11a ·
metinde göster ·
… şeyhinin akrabâlarından idi. Ve Kıssahân Monla Dilâver-i Isfahanî bu altı aded
herîf-i
zarîf ile ol hammâm-ı hasretü'l-mülûke girüp mülûkâne bir zevk u safâ edüp havu …
Âhir bir gece Ziyâeddîn Hân-ı nev-cüvân eydir: "Bu gece sizinle âlem ağyârdan bî-haber oldukda hammâmlara girüp hınnâlar ve noralar urunup ve fütûnî kîseler sürünüp cân sohbetleri edeh" dedikde taraf taraf "Vallâh yahşı ve ma‘kul" dediler. Çünki vakit gurûb oldu Summat-ı Muhammedî gelüp mümessek ta‘âmlar tenâvül olunup ba‘de'l-ışâ hân-ı âlîşânın mukaddemâ memdûh olan hammâmın ârâste ve müheyyâ etdikleri haberi gelüp Ziyâeddîn Hân ve büyük karındaşı Bedir Beğ ve dahi kiçi {birâderi} Nûruddehr Beğ ve bu hakîr ve Çaşnigîrbaşı Mustafâ Çelebi ki Diyârbekir'de Rûmiyye şeyhinin akrabâlarından idi. Ve Kıssahân Monla Dilâver-i Isfahanî bu altı aded herîf-i zarîf ile ol hammâm-ı hasretü'l-mülûke girüp mülûkâne bir zevk u safâ edüp havuzlar içre kebûterî perendeler atup yemîn ü yesâra şinâverlikler edüp her birimiz gûnâ-gûn lu‘bedebâzlıklar edüp gark-âlûd oldukda kîse ve sabunları ol mümtâz [ü] müstesnâ gulâm-ı zer-harideler sürüp, hidmetler edüp micmereler içre şemmâme şemmâme amber-i hâmlar yanup demâğlarımız mu‘attar olup gûnâ-gûn mümessek eşribeler nûş edüp pâk 12b u pâkîze olup câmekânda dahi kesb-i tarâvet edüp yine derûn-ı hammâmda havzın fevvârelerinde niçe sihr-i i‘câz san‘atları temâşâ ederken,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 12a–12b ·
metinde göster ·
huzûruma getirin kim bu kadar cellâdlar buna kılıç üşürdüler. Zerre kadar kesdi …
Pâdişâh-ı âdil eydir: "Tîz şu herîfi huzûruma getirin kim bu kadar cellâdlar buna kılıç üşürdüler. Zerre kadar kesdirmeğe kâdir olmayup görelim nicesi vefk ve tılısm taşır?" dedikde, niçe zâlimler,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 83a ·
metinde göster ·
"Tîz soyun şu herîfi, nice tılısm [u] vefk taşır görelim" dediklerinde, herîfi uryân edüp hamâyıl ve heykel ve tılısm vefkden herîf üzre bir şey bulmadıklarında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 83a ·
metinde göster ·
uryân edüp hamâyıl ve heykel ve tılısm vefkden herîf üzre bir şey bulmadıkların …
"Tîz soyun şu herîfi, nice tılısm [u] vefk taşır görelim" dediklerinde, herîfi uryân edüp hamâyıl ve heykel ve tılısm vefkden herîf üzre bir şey bulmadıklarında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 83a ·
metinde göster ·
zarîf eydir: "Vallâhi pâdişâhım, ben Anadolu eyâletinde Uşak şehrinde tarîk-i U …
Herîf-i zarîf eydir: "Vallâhi pâdişâhım, ben Anadolu eyâletinde Uşak şehrinde tarîk-i Uşşakîden bir âşık-ı sâdık garîb ü hasîb ü nesîb sâdât-ı kirâmım, ammâ levendât ile ıhtılât etdiğimden ey çöğür çalup savt-ı hazînli eyi türküler çağırdığımdan Hasan Paşa beni huzûruna Bursa'ya gelirken getirdüp bile idim. Gördüm ki isyân ediyor. Âhir iki kerre firâr edüp yine halâs olamayup beni dutdular. Üçüncü def‘a anlar Konakçı Alî Paşa ve Çavuşoğlu Mehemmed Paşa ile döğüşmek sadedinde iken ben yine firâr edüp Uşak şehrinde yüz beş yaşında bir şerîfe anacığım vardır, anın yanında sekiz aydır saklı iken beni, Karahisâr beği dutup, beni halâs etmek içün benden bin guruş isteyüp, bir nukre vermediğim içün beni kayd [u] bend ile bu mahalle gönderirken anam dedi kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 83a ·
metinde göster ·
… m ol halkaya ip bağlayup kahrından kendüyi salb edince ol halka kapağıyla kopup
herîf-i
zarîf Takyanusî altuna gark olup altun içinden yüzerek taşra çıkup Süleymân Hân …
Bu cây-ı ma‘hûde Halkalıbınar demenin vech-i tesmiyesi oldur kim kefere asrından berü bir ayazma var, hâlâ keferelerin ziyâret-i bed-âyînleridir. Ol ayazmanın kubbesinde bir demir halka var imiş. Bir âdem ol halkaya ip bağlayup kahrından kendüyi salb edince ol halka kapağıyla kopup herîf-i zarîf Takyanusî altuna gark olup altun içinden yüzerek taşra çıkup Süleymân Hân'a haber eder. Ol pâ[di]şâh-ı âdil dahi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 43a ·
metinde göster ·
zarîfler gidecekleri yerleri bilmeyüp, "Âyâ ne işleyüp ne yapsak?" derken dağla …
Sabâha dörd sâ‘at karib kaldıkda bu herîf-i zarîfler gidecekleri yerleri bilmeyüp, "Âyâ ne işleyüp ne yapsak?" derken dağlar ve hıyâbân ve ormanistân ve çengelistân içinde ra‘d-vâr bir gürüldü ve bir sâ‘ika kopar. "Âyâ bu gürüldü ne olmak ihtimâli ola" deyü sehel cür’et edüp dururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 101a ·
metinde göster ·
… ânı yine bir sekbânın bir gulâmın ayardup firâr etdükde dutup yolsuz olduğuyçün
herîf-i
sârık gulâmı bir ağaca muhkem sarup kurşuma dutdular ve gulâm-ı hîz-i nâ-pâki k …
Andan kalkup {2 sâ[‘atde]} menzil-i kal‘a-i Hamza Beğ ve {2 sâ[‘atde]} kal‘a-i Erçin'i geçüp {4 sâ[‘atde]} kal‘a-i Penteli, bu menzilde Vezîr-i a‘zamın bir sekbânı yine bir sekbânın bir gulâmın ayardup firâr etdükde dutup yolsuz olduğuyçün herîf-i sârık gulâmı bir ağaca muhkem sarup kurşuma dutdular ve gulâm-ı hîz-i nâ-pâki kassâb-ı pâk gibi pâk pâre pâre etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 30a ·
metinde göster ·
… i yerin kemerinde mücrim herifi tobra gibi elleri ve ayaklarından salb ederler.
Herîf-i
mücrim başından geçerse cân ber-cehennem gider eğer koçların baş urmasından hav …
Kaçan kim bir âdeme siyâset edeceklerdir, ol âdemi bu koçlar önüne getirüp iki eli ve iki ayaklarının baş parmakların bir yere bağlayup mezkûr iki koçun dokuşacakı ortasındaki yerin kemerinde mücrim herifi tobra gibi elleri ve ayaklarından salb ederler. Herîf-i mücrim başından geçerse cân ber-cehennem gider eğer koçların baş urmasından havf edüp cürmünü ikrâr edüp yâ halâs olur yâ ıkâb-ı elîm ile meydân-ı siyâsetde iki koç bu herîfe on iki kelleyi urduklarında herîf-i zarîf değil ol kelleleri koçlar fîl-i Mengerûsîye ursalar hurd ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 58b ·
metinde göster ·
… kâb-ı elîm ile meydân-ı siyâsetde iki koç bu herîfe on iki kelleyi urduklarında
herîf-i
zarîf değil ol kelleleri koçlar fîl-i Mengerûsîye ursalar hurd ederler.
Kaçan kim bir âdeme siyâset edeceklerdir, ol âdemi bu koçlar önüne getirüp iki eli ve iki ayaklarının baş parmakların bir yere bağlayup mezkûr iki koçun dokuşacakı ortasındaki yerin kemerinde mücrim herifi tobra gibi elleri ve ayaklarından salb ederler. Herîf-i mücrim başından geçerse cân ber-cehennem gider eğer koçların baş urmasından havf edüp cürmünü ikrâr edüp yâ halâs olur yâ ıkâb-ı elîm ile meydân-ı siyâsetde iki koç bu herîfe on iki kelleyi urduklarında herîf-i zarîf değil ol kelleleri koçlar fîl-i Mengerûsîye ursalar hurd ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 58b ·
metinde göster ·
… ına bir dizge bağı gibi bir tasma kayış bağlayup bir keskin usturayı eline alup
herîf-i
mecrûhun önüne cerrâhbaşı oturup herîfin alnının derisin iki kulaklarına varınc …
Hemân hekîmbaşı cümle kefereleri taşra kovup bir hüddâmı ve hakîr ile bir ıssı câmlı odada kalup hemân mecrûha bir filcân za‘ferân gibi bir su içirüp kefere kendüden geçüp mest-i medhûş olunca oda içre bir mankal âteş yakup bir köşede kodu ve hemân ol ân mecrûhun vücûdun hekîmin hüddâmı kucağına alup cerrâh mecrûhun başına kelle-pûş kenârı olan yerin etrâfına bir dizge bağı gibi bir tasma kayış bağlayup bir keskin usturayı eline alup herîf-i mecrûhun önüne cerrâhbaşı oturup herîfin alnının derisin iki kulaklarına varınca başının derisin çizüp sağ kulağı yanından deriyi sehel yüzüp kafâ kemiği bembeyâz nümâyân olup zerre kadar bir katre kan akıtmadı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 62a ·
metinde göster ·
… in kellesi tâ şu derisi çizilen yerden kelle-pûş kadar kafâsı kalkmağa başlayup
herîf-i
mecrûh sehel hareket etdi.
Hemân cerrâh mecrûhun kulağından ileri şakak ta‘bîr etdikleri yerden kafânın en yerinden kafâyı sehel delüp bir demir mengane sokup menganenin burmasın burdukça herîfin kellesi tâ şu derisi çizilen yerden kelle-pûş kadar kafâsı kalkmağa başlayup herîf-i mecrûh sehel hareket etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 62a ·
metinde göster ·
mezbûru pupula döşek üzre bir bucağa dayayup iki yanlarına yasdıklar koyup herî …
Temâşâ-yı hikmet-i cerrâhân: Hemân herîfin mukaddemâ başının derisi iki kulaklarına varınca çizilmiş idi. Hemân ol derileri birbirlerine yakın getirüp mezkûr kutu içre iri atlı karınca dediklerinin birini demir hokkaya ile kutudan alup herîfin kafâsı derisinin kesilen yerlerine karıncanın başın koyunca hemân aç karınca iki deriyi bir yerden ısırınca cerrâh karıncanın belinden makâs ile kesüp karıncanın başı iki deri kenârların ısıra kaldı. Anın yanına bir karınca dahi eyle edüp hâsıl-ı kelâm bir kulakdan bir kulağa varınca seksen aded karıncaların başlarına mecrûh başın derilerini ısırdup merhemler sürüp sarup sarmalayup herîf-i mezbûru pupula döşek üzre bir bucağa dayayup iki yanlarına yasdıklar koyup herîfin kellesinde olan kurşum deliğine bir fetîle sokup üzerine anın dahi merhem sürüp sardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 62b ·
metinde göster ·