… ta‘lîmiyle anda bir dâr-ı şifâ ve bir tahsîl-i ulûm içün bir medâris inşâ edüp
her kim
anda bir kerre bism-i İlâh dedi ise müfessirîn ü muhaddisînden ulu kimesne olup …
Sultân Bâyezîd-i Velî bir dervîş-nihâd pâdişâh-ı Ebü's-Selîm olmağile bu ma‘âdine her bâr gelüp âb [u] hevâsından hazz edüp bir kaç kerre çetr-i mülemmâ‘lar ile ol câ-yı ma‘hûda yatup bir kaç def‘a ol mahall-i latîfde Hazret-i Risâlet'i menâmında görüp Hazret-i Risâlet ta‘lîmiyle anda bir dâr-ı şifâ ve bir tahsîl-i ulûm içün bir medâris inşâ edüp her kim anda bir kerre bism-i İlâh dedi ise müfessirîn ü muhaddisînden ulu kimesne olup âhir-i kâr sarây-ı hâs olmağiçün huddâmân-ı ulemâ nân-ı hâssa koyup hâlâ bir âsitâne-i sa‘âdethâne olaldan berü ile'l-ân ma‘âdin-i Eski İslâmbol mu‘attal olmasının sebebi oldur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 19a ·
metinde göster ·
salât-ı asrın ve salât-ı işânın sünnetin ömründe terk etmemiş ise ol imâmet ets …
"Her kim salât-ı asrın ve salât-ı işânın sünnetin ömründe terk etmemiş ise ol imâmet etsin" buyurduklarında deryâ-misâl cemâ‘at içre salât-ı asr [ve] işânın sünnetin bir tertîb üzre edâ etmiş bir âdem bulunmayup meğer kendüleri sâhib-i tertîb imişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 41b ·
metinde göster ·
… dd-i imâmedir ve kemerindeki setr peştemâlidir ve tarîk-deş îmân kardaşlığıdır.
Her kim
sâhib-i ahd ve sâhib-i şed değildir, ol sâhib-i tarîk değildir. Eğer sorsalar:
Bî‘at oldur kim, ahd [ü] peymândır ve tarîkdir ve şeddir ve şedd-i imâmedir ve kemerindeki setr peştemâlidir ve tarîk-deş îmân kardaşlığıdır. Her kim sâhib-i ahd ve sâhib-i şed değildir, ol sâhib-i tarîk değildir. Eğer sorsalar:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 147b ·
metinde göster ·
Esnâf-ı muhtesib ağa: Hâkim-i kadîmdir, ağa bir, neferâtları üç yüzdür, anlara kul oğlanı derler, gûyâ cellâdlardır. Bu muhtesibin pîri Behlül Dânâ'dır, mukaddemâ olmamışdır. Hilâfeti terk edüp muhtesiblik kabûl edüp bir gün kol dolaşup görse kim her kim bey‘ [ü] şirâsında hîlekârdır, dükkânında iki ellerin böğrüne koyup ağzın poyraza açup müflis [ü] mendebûr oturur. Ayn-ı bâtınla gördü kim her kim hakkına râzı olup bey‘ [ü] şirâsında dürüstdür, dükkânında mâlının hisâbın bilmeyüp müşterîden akçe almağa dermânı olmaz. Hemân bu ahvâle vâkıf olup atından enüp yine vîrânistâna yüz dutup eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 177b ·
metinde göster ·
Esnâf-ı muhtesib ağa: Hâkim-i kadîmdir, ağa bir, neferâtları üç yüzdür, anlara kul oğlanı derler, gûyâ cellâdlardır. Bu muhtesibin pîri Behlül Dânâ'dır, mukaddemâ olmamışdır. Hilâfeti terk edüp muhtesiblik kabûl edüp bir gün kol dolaşup görse kim her kim bey‘ [ü] şirâsında hîlekârdır, dükkânında iki ellerin böğrüne koyup ağzın poyraza açup müflis [ü] mendebûr oturur. Ayn-ı bâtınla gördü kim her kim hakkına râzı olup bey‘ [ü] şirâsında dürüstdür, dükkânında mâlının hisâbın bilmeyüp müşterîden akçe almağa dermânı olmaz. Hemân bu ahvâle vâkıf olup atından enüp yine vîrânistâna yüz dutup eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 177b ·
metinde göster ·
… â bu vasla tâc u hırka vü seccâdeye lâyık olmağa nişânı Hacı Bektâş gösterdi ve
her kim
ki o kisvetlere ve ol cihâzlara nişân gösterdi, kutbu'l-kübera ki kutbu'l-aktâb …
Huzur-ı ıhvân-ı safâya şöyle ma‘lûm ola kim Hünkâr hazretleri âlem-i sabâvetde her giz sıbyân ile karışup lu‘b u lehve meşgûl olmadı ve zât-ı şerîfinde hâller zâhir olup niçe dürlü kerâmetler gösterüp lafz-ı dürer-bârlarından envâ‘-ı kelâm-ı hikmet istimâ‘ olunurdu. Cidden dünyâya meyl ve hevâ ve hevese ve nefse mütâbe‘at göstermedi. Hemân gice ve gündüz hâli ibâdet ü tâ‘at ve zühd ü takvâ idi. Hatta Horâsân'da babası Allah emrine varıcak Hacı Bektâş'a sultânlığı arz eylediler, kabûl etmedi. Kırk sene kâmil çille-i merdân çeküp gündüz sâ’im gice kâ’im olup ibâdet ve riyâzete ve zühd ü takvâya meşgûl idiler. Bi-hidâyetillahi Te‘âlâ şöyle yetişmişlerdi ki gice rûhları âlem-i ecsâmdan âlem-i ervâha ubûr kıldıkda kesâyirü'n-nâs nefsleri dünyâ sıfatından görünürdü ve âlem-i kurbda âşinâ olana âşinâlık gösterirdi ve bâtın-ı esrâr-ı nübüvvet ve kemâl-ı ma‘rifetillah ve ilm-i ledün ve velâyet kendülerinden zâhir olurdu. Bir mertebeye vâsıl oldulardı kim "Bâtın-ı esrâr-ı Alî bendedir", derlerdi. Âhir bir gün Horâsân erenleri Hacı Bektâş'dan nişân istediler. Bir cem‘iyyet-i kübrâda cümlesine kerâmet nişânların gösterdi. Âhir "Kânûn-ı meşâyihân üzre sana bir mürşid-i kâmil lâzımdır kim tarîk-ı Hakka gitmene pîşvâ ola" dediler. "Nola bize bir pîr ola kim ehl-i irşâd alâyimin göstere", dedi. Huzûrunda bir kimesne kerâmet alâyimin göstermeğe kâdir olamayup âhir kendüleri cümle Horâsân erenleri huzûrunda mükemmellik mertebesin remz edüp cümle kibâr-ı Horâsân âlem-i hayretde kaldılar, amma min kıbeli'l-Hak ilhâm-ı Rabbânî ile Hacı Bektâş-ı Velî, "Bu hakîr-i pür taksîrin ceddi kutbu'l-aktâb, sultânü'l-ârifin, ser-çeşme-i neved u hezâr pîrân-ı Türkistân Hoca Ahmed-i Yesevî ibn Muhammed Hânefî hazretleri rahmetullahi aleyh'den cihâz-ı fakrı anlardan kabûl edüp anların irşâdına tâbi‘ olduk ve anlardan me’zûn olup irşâd olduk" deyü işâret buyururlardı. Ve cihâz-ı fakr-ı dervîşân kim evvel kubbe elif tâc ve hırka ve seccâde ve çerâğ ve sofra ve alemdir. Cibrîl-i Emîn aleyhisselâm cennetden Hazret-i Muhammed aleyhi's-selâm'a Allah emriyle getirmişdi. Hazret dahi erkâniyle İmâm Alî'ye teslîm etmişdi. Ol dahi oğlu İmâm Hüseyn'e vermişdi. Anlardan İmâm Zeyne'l-‘âbidîn'e değmişdi. Anlardan İbrâhîm-i Mükerrem hazretlerine değmişdi. İbrâhîm-i Mükerrem, Mervân-ı la‘înin hapsinde iken Horâsân'dan Ebü'l-Müslim-i {Mervî} hazretleri hafiyyeten hurûc edüp ol kubbe elîf tâcı ve hırka ve çerağ ve sofra ve alem ve seccâdeyi İbrâhîm-i Mükerrem hapsde iken erkânı ile Ebu Müslîm-i Mervî'ye tapşırdı. O da İmâm Muhammed Bâkır'a tapşırdı. O da oğlu İmâm Ca‘fer'e tapşırdı. O da İmâm Mûsâ Kâzım'a tapşırdı. O da oğlu Sultân-ı Horâsân Alî b. Mûsa Rızâ'ya tapşırdı. O da Sultânu'l-‘ârifîn ser-çeşme-i neved hezâr ceddimiz pîrân-ı Türkistân Hoca Ahmed-i Yesevî b. Muhammed Hânefî'ye tapşırdı. Hoca Ahmed-i Yesevî rahmetullahi aleyh doksan bin halîfesi var idi. Her biri beşer onar kerre ol kubbe elif tâcı ve hırka ve alem ve seccâde vaslaların istediklerinde birine vermeyüp "Bu vaslaların sahibi var, bizde emânetdir. Sâhibi zuhûr etdükde ana teslîm ederiz" deyü halîfelerine böyle buyururlardı. Ta ki Sultân Hacı Bektaş-ı Velî zuhûr edüp Hoca Ahmed-i Yesevî'den irşâd olup ol tâc ve hırka ve alem ve seccâde vaslaların "Babandan mîrâs cihâz-ı fakrındır" deyü Hacı Bektâş'a 233b tapşırdı. Zirâ bu vasla tâc u hırka vü seccâdeye lâyık olmağa nişânı Hacı Bektâş gösterdi ve her kim ki o kisvetlere ve ol cihâzlara nişân gösterdi, kutbu'l-kübera ki kutbu'l-aktâb mertebesidir ve bu mertebenin bâtını nübüvvet-i Muhammed Mustafa ve velâyet-i Aliyyi Murtazâ'dır. Hassa, bu mertebe irs yüzünden neseb-i Resûl'den gayre müyesser olmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 233a–233b ·
metinde göster ·
Anlar hikâyet etdi: Azîz Hazretleri Şeyh İbrâhîm Şirvânî hazretlerinin mü’ezzinliği hizmetinde imişler. Ol kadar riyâzât [u] mücâhede ile erenlere irmişler kim Arş-ı azîm horosunun bangın istimâ‘ edüp evkât-ı hamse ezânın tilâvet edermiş. Şeyh İbrâhîm hazretleri bu azîzin arkasın sığayup "Merîzât merîzât"buyururlarmış. Anınçün cesed-i şerîfleri çürümeyüp ter ü tâze seccâde-nişîn olup durur. Gûyâ hayâtta murâkabeye varmış bir vâ‘iz ve nâsıhdır. Her kim ziyâret edüp rûh-ı şerîfiyçün bir Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî tilâvet ederse elbetde yedi günde dünyevî ve uhrevî hayr murâdâtı hâsıl olur. Ve niçe bin keşf [u] kerâmâtları zâhir u bâhir olmuşdur. Kaddesenallahu bi-sırrıhi'l-azîz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 313b ·
metinde göster ·
… a meks edüp hamd-i Hudâ sehl selc ü melc ârâm edüp hayât-ı câvidân bulduk. Ammâ
her kim
ki âteş başına oturdu ayneynlerine tezzâb-vâr Gümüş şehrinde gümüş suyu inüp nâ …
Evsâf-ı me‘âdin-i sîm, hevâsı bâd-ı nesîm kal‘a-i Gümüş şehrine dâhil olup şâtırların gümüş kuşakları ve gümüş tasların, Gümüş şehrinde pişirüp yedik. Üç gün anda meks edüp hamd-i Hudâ sehl selc ü melc ârâm edüp hayât-ı câvidân bulduk. Ammâ her kim ki âteş başına oturdu ayneynlerine tezzâb-vâr Gümüş şehrinde gümüş suyu inüp nâ-bînâ oldu. Kim ki evlere girmeyüp sutûhlar ve hayât ve dâm u bâm altında meks edüp âteşe bakmadı, bî-basarlıkdan halâs olup sâhib-nazar oldu. Ammâ bu şehr içre on yedi âdemin dest [ü] pâları ol şiddet-i şitâdan üşüyüp erre-i Zekeriyyâ-yı belâ ile kat‘ olup kaynar katrana sokulup feryâd [u] figânları evce peyveste olup anda kalup bu Gümüş halkı cümlemize Hızır Nebî gibi yetişüp, mihmândarlık etdiler. Cenâb-ı Bârî ol şehr halkının izzet [u] şevketin ve vakârların ziyâd-ber-ziyâd edüp gümüşleri gibi sa‘âdet-i dâreynde yüzleri ak ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 349b ·
metinde göster ·
… lâ bu şehr Anadolu eyâleti hâkinde Engürü sancağı hudûdunda Âsitâne-i sa‘âdetde
her kim
şeyhülislâm ise anların hâssıdır kim hâss-ı hümâyûndan ifrâz olunup müftî taraf …
Ahvâl-i pür-me’âl-i Bebekbâzârı: İbtidâ bânisi ma‘lûmum değildir. Lâkin ibtidâ fâtihi Kütâhiyye pâdişâhlarından Germiyânoğlu Ya‘kûb Şâh'ın vezîri Dinar Hezâr feth etmeğile Germiyân Hezârı derler. Ammâ şehrinin ulemâ ve zurefâları şehr-i Bebekbâzârı derler. Amma lisân-ı Etrâk'da Beğbâzarı derler. Hakkâ ki haftada bir gün güzel müzeyyen bâzârı durup cemî‘î zî-kıymet [ü] bî-kıymet bulunur. Ammâ cümle halkının kâr [u] kesbleri tiftik keçisi olmağıla sûf ipliği çok füruht olunur. Ammâ meterisi var deresinde niçe bin kantar sûf ipliği bey‘ ve şirâ olunur. Lâkin sofî olmaz. Ammâ lâtif muhayyeri olur. Bâzâr-ı azîmde her hafta etrâf kurâlardan on bin âdem cem‘ olur. Hâlâ bu şehr Anadolu eyâleti hâkinde Engürü sancağı hudûdunda Âsitâne-i sa‘âdetde her kim şeyhülislâm ise anların hâssıdır kim hâss-ı hümâyûndan ifrâz olunup müftî tarafından subaşısı hâkimdir ve yüz elli akçe ile sadaka olunur kazâdır. Senevî kadısına yedi kîse hâsıl olur şerîf kazâdır. Ve cümle (---) aded kurâları vardır. Ve damga emîni ve sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı vardır. Lâkin dizdârı ve kal‘a neferâtları yokdur. Zirâ kal‘ası bir kaya üzre şekl-i murabba‘dan tûlânî ilhaf taş dîvârlı bir ince kal‘a olmak ile ma‘mûr olmayup neferâtı yokdur. Kal‘a kayası bir dere içine vâkı‘ olmuş kal‘anın iki cânibi balık arkası gibi bir sırtlı kaya üzre kal‘acıkdır. Cirmi ne mikdâr olduğu ma‘lûmum değildir. Aşağıda şehri iki dere-i vâsi‘ içinde cümle yigirmi mahalle ve kırk bir mihrâbdır. Lâkin selâtîn câmi‘leri gibi mükellef câmi‘leri yokdur. Evvelâ çârsû içinde (---) câmi‘i
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 367a ·
metinde göster ·
… r köyde mihmân olup ertesi ale's-sabâh il'e vilâyete nefîr-i âm fermânlar edüp "
Her kim
Kara Haydaroğlu'ndan nâm [u] nişân getürürse beş at ve beş kîse veririm" deyü y …
[1058] fehvâsınca cihân âsûde olmağiçün Sultân Mehemmed Hân'ın ibtida katl-i benî Âdem hakkına hatt-ı şerîfi Atmeydânı cengi ve sâniyen bu Kara Haydaroğlu hakkına sâdır olmuşdur. Bu hatt-ı şerîf sâbıkan Türkmân Ağası Hasan Ağa'ya vardıkda tekrâr ol dahi "Benem diğer nîst" diyen iki bin bahâdır yiğitler ile vilâyet vilâyet gezüp büleyde ve kılâ‘ ve şehr-i azîmlerde nâmdâr iş erleri ve nâmdâr pîrleri başına cem‘ edüp müşâvereler ile re’y [ü] tedbîrler ederek Kara Haydaroğlu nâm harâmiyi (---)(---) mahalde haber alup cümle ahâlî-i vilâyete haber edüp ve ârâm etmeyüp harâmîler üzre gitdi. Zîrâ Abaza tâ’ifesinden niçe şecî‘ ve bahâdır âdemler gördük ammâ Hasan Ağa gibi bir gayûr ve server-i, hünerver ve bâzû-yı devlete mağrûr bir er oğlu er görmemişdik. Cümle askerin çifte atlar ile hâzırlayup iki gün iki gicede ılgar edüp haber olduğu köye varup vakt-i seherde âlem ağyârdan bî-haber iken Kara Haydaroğlu'nun askeriyle sâkin olduğu karyeyi muhâsara edüp Hasan Ağa askeri cüst [ü] cûda iken Kara Haydaroğlu atına süvâr olup iki yüz mel‘ûn yiğitleriyle asker-i İslâm'ı yararak köyden taşra hâh-nâ-hâh meydân-ı savaşa çıkup Oynağanlıoğlu ile ikisi dilîrâne ve rüstemâne hamleler edüp Hasan Ağa üzre hücûmlar edüp üç sâ‘at cengde Hasan Ağa'dan kırk üç âdem şehîd olup anlardan yedi mel‘ûn hâk-ı mezellete düşüp tâ vakt-i asra varınca sâbit-kadem olup tarafeynden ceng-i azîmler olur. Âhir Kara Haydaroğlu'nun altındaki esb-i tâzîsi bî-tâb u bî-mecâl olup Kara Memi nâm şakîsi gayrı at yetişdirüp bir atdan bir ata süvâr olurken Hasan Ağa tarafından Kara Haydaroğlu'nun uyluğuna bir kurşum isâbet edüp böyle zahm-âlûd iken kudurmuş yılana dönüp tokuz yiğit dahi şehîd edüp âhir kendüyü zahm bî-mecâl edüp vakt-i gurûb olup âlem-i şeb-i zulmete varup çeşm-i pür-hûnlar nâ-bînâ olup ol mahalde Kara Haydaroğlu firâr edüp nâ-peydâ olur. Kara Hasan Ağa'nın askeri dahi bî-dermân olup Kara Haydaroğlun ele getiremeyüp hâ’ib ü hâsir bir köyde mihmân olup ertesi ale's-sabâh il'e vilâyete nefîr-i âm fermânlar edüp "Her kim Kara Haydaroğlu'ndan nâm [u] nişân getürürse beş at ve beş kîse veririm" deyü yemîn billahlar ve re‘âyâya gûnâ-gûn va‘deler edüp "Her kimde pinhân ise ol köyü cümle âdemleriyle ihrâk-bi'n-nâr ederim" deyü bu sıyt [u] sadâ velvele-ârâ olup üçünci günde bir Türk "Müjde Sultânım! Kara Haydaroğlu kurşum yarasından Birgü (---) köyde kalup cümle Katırcıoğlu ve Akyakalı ve Oynağanlıoğulları nâm haşerâtları kaçup kendüsü üç âdemiyle bir damda kapanup kalmış" deyince der-akab Hasan Ağa cümle askeriyle atlanup müjde eden herîfi bir ata bindirüp ol gün ol gice ılgarup mezkûr köyde Kara Haydaroğlu âteş başında otururken basup içeri girenlerden tabancalı tüfenkler ile yatduğu yerden yedi yiğit şehîd edüp âhir âlât-ı silâha iktidârı kalmayup cümle silâhların elinden alup bağlamadan zabt ederler. Zîrâ ol arbede mahallinde uyluğuna kurşum râst gelüp budunda kurşum kalır. Kurşumu çıkarmak içün bî-âkil mel‘ûn bir kamış içine barud koyup kurşum girdiği delikden kamışı sokup kamışa gerüden âteş edince kamış içre barud uyluğun pâre pâre edüp uyluğu tiftik tiftik olur. Ol ecilden bî-dermân kalup Hasan Ağa kendüye cerrâhlar ta‘yîn edüp Âsitâne-i sa‘âdete getirdiği gün hikmet-i Hudâ bu Murtazâ Paşa efendimizle Şâm'a gitmek içün Üsküdar sahrâsında Ağa Tekyesi çayırında hayme ve hargâhlarımızla meks etdiğimiz mahalde "Bre Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'nu kayd-bend ile getirirmiş" deyü İslâmbol ve Üsküdar'dan yüz bin asker Üsküdar bâğlarına Kara Haydaroğlu temâşâsına çıkup Hasan Ağa alay-ı azîm ile bin aded güzîde ve müsellah askeriyle Murtazâ Paşa ordusundan geçirüp bu hakirin haymesi mukâbelesinde Ağa Tekyesine Hasan Ağa inüp Kara Haydaroğlu 374a iki bârgîr üzre taht-ı revân salı üzre bindirüp başında sarı harîr hatm sarınup bir sırtında yeşil alaca kürk giyüp gâyet za‘îf ve nahîf olmuş iki cânibine selâm vererek anı dahi Ağa Tekyesi'nde bir hücreye indirüp hemân Türkmân Ağası Abaza Hasan Ağa-yı müdebbir, sadrıa‘zama âdem gönderüp "Kara Haydaroğlu hâ’ini devletinizde hâlâ der-i devlete kayd-bend ile getirdik. Ale's-sabah huzûr-ı devlete niçe getürelim ve ne gûne dîvân-ı pâdişâhîye varalım?" deyüp sadrıa‘zama danışmağa âdemler gönderüp kendüsü Murtazâ Paşa efendimize gelüp buluşdukda Murtazâ Paşa "Koca âdem! Gazân kutlu olsun. Kılıcın arşa asup yed-i tûlânını ayân eyledin. Hattâ pâdişâhım şimdi bana Şâm eyâletin ihsân etdükde 'Göreyim seni, bana Kara Haydaroğlu'nu yolun üzre ele getirüp huccâc-ı müslimînin yolun emn [u] emân idesin' deyü fermân etmiş idi. Hamd-i Hudâ ol vâcibînin giriftâr olması sana muvaffak imiş" dediklerinde Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'yla ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl etdiklerin bir bir takrîr eyleyüp Haydaroğlu'nun ve Katırcıoğlu'nun ve Akyakalıoğlu'nun şecâ‘at ve mahâret [ve] salâbet ü fetâlıkların medh eyledi. Ba‘dehû hakîr Hasan Ağa'ya buluşup "Sultânım! Bizim Haydarzâde "Beğefendimizi hamd-i Huda ele getirmişsiz" dediğimde hamd edüp eydür "Eğer Evliyâ, Haydaroğlu'yla âşinâlığın var ise yürü gidelim. Kendüsine buluşup tesellî-i hâtır ver. Anı katl etdirtmeyüp Girid cezîresine Deli Hüseyin Paşa'ya göndertmeğe ta‘ahhüd edüp halâs olmasın kendüye bildir" deyü Hasan Ağa hakîre vâfir ta‘lîmler edüp Hasan Ağa ile Haydarzâde'ye buluşup hakîr "Esselâmü aleyküm beğim! Hoş geldin safâ geldin" dediğimde hemân Kara Haydaroğlu eyitdi: "Bre hây cân kurtaran Evliyâ Çelebim! Sen de hoş geldin ve safâ geldin. Ammâ ben nâ-hoş gelüp işte siyâset meydânına geldim" dedikde hakîr ve Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'nun yanına oturup niçe esnâ-yı kelâmlarda kendüye tesliyet-i hâtırlar verüp musâhabetler etdik. Kara Haydaroğlu eydür: "Evliyâm! Bilir misin Engürü vilâyeti yanında Balıkhisâr köyünde ol kış günü bizi basdığın zamân senden aceb cân kurtardık, aceb gâfil idik. Avretler gibi âteş başında otururduk. Ol zamân senden cân kurtardık ammâ şimdi bu Hasan Ağa devletinde cân kuşu uça gibi Evliyâ Efendi" dedi. Hasan Ağa eyitdi: "Ya beğim! Bizim Evliyâ Çelebi'yi bilir misin" dedikde Haydaroğlu eydür: "Engürü yanında bir gün on iki atlı ile bir köyde âteş başında otururduk. Bunlar elli atlı bizi basup Allah'a şükür bunlar el kaldırmadılar. Aklımız başımızdan gidüp bir gice bunlar ile cân sohbetleri edüp Evliyâ Çelebi'ye çakmaklı tüfenk ve üç yüz altun verüp ol gice safâlar etdik" deyü Haydaroğlu ağladı. "Ne ağlarsın beğim! Hemân pâdişâh huzûruna vardıkda 'pâdişâhım kuş cânıma kıyma. Beni Girid'e Deli Hüseyin Paşa'ya gönder. Dîn uğuruna anda kâfire kılıç urarak şehîd olayım' di" dedim. Kara Haydaroğlu eydür: "Behey Evliyâm! Ölüm ölüm oldukdan sonra hızlamak ne boyına borç ola. Ben bir cân içün minnet mi ederim" dedi. "Be, hele beğim! Girid fethinde bulunup anda bir sancak beği ol. Bir zaman anda dîn düşmanlarına kılıç çal. Benim işitdiğim budur. Eğer sen böyle dersen sa‘âdetlü pâdişâh hazz edüp seni Girid'e gönderirler" dediğimde Kara Haydaroğlu eydür: "Gel Evliyâm! Senin ağzın öpeyim. Sen iyi dersin ammâ Evliyâ Efendim, ben bana etdim, ben bana" deyüp uyluğunda kurşum yarasın açınca ânî gördüm, parmak kalınlığı kurdlar. Yara çürüyüp uyluğu pâre pâre olup râyihasından yanına âdem varamaz. "Evliyâm! Bana yine tesellî-i hâtır verdin. Allah senden râzî ola" deyüp Hemân koynundan bir altun mînâ zarflı sâ‘at çıkarup "Şu kendü bâğın koruğu halvasıdır. Yine sana nasîb oldu" deyü bir sâ‘at ihsân edince Hudâ âlimdir kim yigirmi bir yıl mukaddem bu hakîr Şâm'a giderken İshaklı nâm kasaba kurbunda Kara Haydar kendüsü bizi urup kırup hakîrin bu kadar mâlın alup yetmiş yedi gün kendüleriyle ma‘an dağlarda yatup kalktığımız zamân bu sâ‘at ol zamân bu Kara Haydar oğluna değmişdi. Kaya Sultân ihsânı bir musanna‘ sâ‘at idi. "Bre beğim! Bu sâ‘at zamân ile benim idi" dedim. Haydaroğlu eyitdi "Gerçekdir. Baba merhûm senin mâlından bana vermişdi. Yine sana nasîb 374b oldu. Ve 'İşte Hasan Ağa'ya sor, şimdi yollarda gelirken bu sâ‘at sebebiyle her bâr seni anup Melek Ahmed Paşalı Evliyâ Çelebi sâ‘atidir' deyü seninle dağlarda ve bellerde gezdiğimiz anardık" deyü tâ ahşama varınca niçe bin kelimâtlar edüp hemân kendüye netîce-i kelâmlarım cümle tesellî-i hâtır-gûne kelimâtlar idi. Ertesi gün ale's-sabâh Üsküdar'dan bir cerrâh-ı kâmil gelüp yarasın seksen yıllık şarâb-ı nâb ile yıkayup cümle çürük etlerin çıkarup meğer uyluğu kemiği de hûrd olmuş. Cerrâh "Bu iflâh olmaz" deyü yarasına merhemler sarup sarmalayup alay-ı azîm ile Üsküdar'dan İslâmbol'a Koca Vezîria‘zam'a götürdüklerinde hakîr yine seyr [u] temâşâ içün bile gidüp Sadrıa‘zamzâde Süleymân Beğ yanında idim. Koca Mevlevî Sadrıa‘zam Mehemmed Paşa, huzûrunda Haydaroğlun söyledüp "Niçün bu kadar zamândan berü harâmîlik edüp ibâdullahı katl-i nefs ederdin" dedikde Haydaroğlu Vezîria‘zamı Mevlevî külâhıyla görünce eydür: "Cânım Dede Efendi! Kurd oğlu kurd idim. Kişi aldığına göre satar ve baba ve dedesinden gördüğünü eder. El-hükmü lillah" dedi. Vezîria‘zam cerrâha su’âl etdi. Cerrâh dahi "ılâc-pezîr değildir" dedikde Hasan Ağa eydür: "Girid'e gönderin sultânım" dedikde Vezîria‘zam "Nola şimdi gönderelim" deyüp Hasan Ağa'ya ve kırk nefer âdemlerine hil‘at-i fâhireler ihsân olunup kayd-ı hayât ile hizmeti mukâbelesinde Türkmân ağalığı ihsân olunup Vezîria‘zam eydür: "Bre Kara Haydaroğlu! Niçün Kütahiyye vezîri Küçük Çavuş Paşa gibi bir vezîri bozup katl etdiniz?" dedikde Haydaroğlu eydür: "Ceng hâlidir, eyle olur. Benim huzûruma kayd-bend ile getirdiklerinde alem-i Resûlullah'ı taşır bir Âl-i Osmân vezîrinin ırzları vardır, deyü niçe mâl [u] menâlin ve cümle mahbûb içgulâmların kendüye verüp âzâd etdim. Sonra Katırcıoğlu ardınca taşra yetişüp şehîd etmiş. Benim andan haberim yokdur" dedi. Paşa eyitdi: "Yâ şehîd etdiniz ise tûğ ve tabl [u] alemi ve mâl-ı hazâ’ini niçe oldu ve bu kadar sene baban harâmî idi. Anın tahsîl etdiği mâl ve senin bu kadar zamândan berü tahsîl etdüğün mâl [ü] menâl kangı dağlarda medfûndur ve kankı şehirlerdeki yataklarında mahfûzdur" dedikde Haydaroğlu eydür: "Yâ bunun sonu mahşer su’âline çıkdıya bir cânım içün bu kadar ibâdullahı ele verüp âteşe yakup anlarda olan, bellerde medfûn olan mâllarım bir bir diyemem. Hemân Koca Vezîr, gün ahşamlıdır, dün doğdum bugün ölürüm, hemân iş gör" dedikde Vezîria‘zam "N'ola baş üstüne" deyüp asesbaşıya buyurdu verüp "Parmakkapu'da salb edin" deyü fermân edüp Haydarzâde'yi bir hammâl bârgîri üzre tahmîl edüp alay-ı azîm ile bârgîr üzre iki yanına kağan arslan gibi ileri ileri nigerân ederek Parmakkapu'ya götürürken hakîr dahi atına süvâr olup alarkadan gidüp Parmakkapu dibine vardıkda boğazına ipi geçirüp habl-i metînin ucun kayd-bend edüp altından hammâl bârgîrlerin çeküp bâr-ı gîr-i bârgirân çekmeden halâs olup Haydaroğlu dahi rûh teslîm edüp beynehu beynallah gidüp niçe ihsân [u] in‘âmların görüp niçe zamân bir yerde ta‘âm yiyüp nân u nemek hakkı vardır. Rahmetullahi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 373b–374b ·
metinde göster ·
Sergüzeşt-i hakîr: Nısfu'l-leylde nefîr-i rıhletler çalınıp cümle ağırlıklar gidüp hakîr dahi huddâmların gönderüp bir gulâmımla şehirden taşra nısfu'l-leylde çıkıp hâtıra hutûr etdi kim "Her kim Hoca Nasreddîn'i ziyâret ederse letâyifâtından ba‘zı şeyleri hâtıra gelüp elbette güler" deyü hâtıra gelüp "Âyâ gerçek mi?" deyü şâhrâhın sol tarafında mezâristâna sapup doğru kabr-i şerîfine atıla vardıkda bir kerre "Es-selâmü aleyküm yâ ehle'l-kubûr!" deyince hemen kabr-i Nasreddîn türbesi içinden "Ve aleykümü's-selâm ey cân-ı hümâm!" deyince altımdan atım "foh" deyü ürküp iki ayak üzre kalkup fırlayarak mezâristân içinde pertâb edüp güç ile zabt ederken anın bir ayağı bir kabre girüp hakîr az kalıp kabir azâbı çeke yazdım. Hemân yine türbe-i Hoca'dan "Ağa sadakanızı verin de güle güle gidin, beri gelin beri" deyü haykırdı. Meğer türbedâr imiş. "Bre herîf ben ehl-i kubûra selâm verdim. Sen ehl-i dübür iken niçün selâm aldın" deyü birkaç akçe sadaka verüp "Var yarıcun Allah ola!" deyü du‘â deyüp hakîkatü'l-hâl bu ahvâle güle güle,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 9a ·
metinde göster ·
… "Allah Allah Hû!" der idi / Pes andan sonra gün günden az akdı / Acebler gördü
her kim
ana bakdı / Açıldı pes o Harkile Ovası / Göründü herkesin mülk-i esâsı / Yerine …
Ki gûyâ nâme[y]i nehr etdi tefhîmKabûl etdi kelâmı oldu teslîmNiçe etmeye ta‘zîm ol kelâmıLisân-ı hâl ile duydu selâmıNiçe dürlü beşâret oldu andaDil ehline işâret oldu andaHem anda niçe hikmet oldu zâhirResûlün ümmeti kıldı tefâhürPes andan su yine akup yürüdiIyânen "Allah Allah Hû!" der idiPes andan sonra gün günden az akdıAcebler gördü her kim ana bakdıAçıldı pes o Harkile OvasıGöründü herkesin mülk-i esâsıYerine vardı herkes anda ma‘mûrRe‘âyâ ü berâyâ oldu mesrûr
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 18a ·
metinde göster ·
pâdişâhın birden bine; binden yüz bine varınca nân u nemekin yerse Âlem-i Resûl …
Mezkûr Gürcî Nebî harem-i hâsda neşv [u] nemâ bulup erbâb-ı hizmetden mün’im, mâldar, vaka‘ [u] vakâr sâhibi nâmdâr yarar âdem idi. Ekseriyyâ (---) mutasarrıf olurdu. Vezîria‘zam Murâd Paşa Sultân İbrâhîm Hân kanlısı ve Koca Mevlevî vezîr kâtili olması cihetiyle Gürcî Nebî Murâd Paşa'ya dilgîr olup Anadolu eyâletleri haşerâtlarına bezl-i mâl eyleyüp başına yigirmi bin asker-i mülevves-i telvîs ve telbîs ve refîk-i iblîs-i habîs-i vâcibü'l-izâle gûnâ-gûn ecnâs-ı mahlûkât hezeleyi başına cem‘ edüp cibilliyetinde merkûz olan hıyânet ü habâset-i mel‘anet-i ezeliyyesi isyân u tuğyân cânibine meyl etdirüp nân u nemek-i Âl-i Osmân'ı ferâmûş eyleyüp âkibet-i serencâmı neye müncer olacağın fikr etmeyüp Devlet-i Aliyye'den rû-gerdân olup bir alay ipsiz ve sapsız, zabt [u] rabtsız, haşerât [u] cemâpûrı ser-i bî-devletine cem‘ edüp taht-ı Âl-i Osmân olan belde-i Tayyibe, ya‘nî mahmiyye-i Kostantiniyye haşerât-ı sekbân ve sarıca destinde berbâd edüp ahâlî-i İslâmbol'u İbrâhîm Hân hûniyçün zâr [u] zebûn ve hâllerin perîşân [u] diyergûn etmeğe ta‘ahhüd edüp seksen bin askerine yetmiş bin va‘de-i hulf-ı dürûğ ile boğazı tokluğuna aç u zâc ve muhtâc u ihtiyâc boğazı ipli kavmi başına cem‘ edüp ve niçe ma‘zûl beğlerbeğiler ve mültezimler ve bir tavuk içün kırk eve konar mukleciyânlar kendüye hem-dem ü hem-celîs-i bî-bâk u bî-pervâ Anadolu hâkinden cünd-i cünûb-i mühmelesiyle bir baş Üsküdar'a gelmeğe yemîn-billah ve kasem-tallah edüp gelmede, beri Devlet-i Aliyye tarafında hâs u âm ve bây [u] gedâ meşveret edüp Hazret-i Resûlullah'ın Alem-i şerîfin Üsküdar'a çıkarup "Her kim pâdişâhın birden bine; binden yüz bine varınca nân u nemekin yerse Âlem-i Resûlullah dibine gelsin" deyince el-azametullah hakîr Üsküdar'a vardıkda dağ u taş ve deşt [u] hâmûn ve bâğ u bâğçeler âdem deryâsı olup mevc urur. Hakîr bu cem‘iyyet-i kübrâyı görüp "Şâm-ı şerîfden ulaklığile bu cem‘iyyet-i kübrâyı görmeğe gelüp yine fânî cihânın nakşından gûnâ-gûn hisse almağa gelmişiz" deyüp seyr [ü] temâşâya mukayyed 30b olduk. İbtidâ alay-ı azîm ile Hazret-i Risâlet-penâh'ın Alem-i şerîfiyle Sadrıa‘zâm Murâd Paşa niçe yüz bin asâkir-i İslâmı ile niçe bin kayıklar ve sandal ve çekelve donanma-yı hümâyûn keştîler ile Üsküdar sahrâsına geçüp serâperdesinde karâr-dâde olup Âsitâne-i sa‘âdet'de mevcûd bulunan yetmiş altı oda yeniçeri neferâtları ve korucuları ve dânişmendleri ve mütekâ‘idînleri ve cümle kul oğlu kul ve cümle acemiyân ile cümle kırk dörd bin yeniçeri askeri Üsküdar'a geçüp kat-ender-kat saf saf olup haymelerin kurup bağlar kenarında meterise girdiler. Andan on sekiz asâkir-i topcıyân-ı dergâh-ı âlî iki yüz pâre şâhî topları ve kırk pâre balyemez ve kolomborna topları yeniçeri meterisleri önüne zeyn edüp kûşe kûşe üç bin topcu askeri hizmetde olup cümle topları levâzımât [u] mühimmâtlarıyla âmâde etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 30a–30b ·
metinde göster ·
… rref olurlar. Hâlâ ol gâr-ı makâm-ı İbrâhîm'den ol âb-ı sâfî cereyân etmededir.
Her kim
bu âbdan nûş etse koyun eti yemiş kadar olup tendürüst olur.
Urfa iç kal‘asının şark tarafı ensesinde Damlacık nâmıyla ma‘rûf bir cebel-i âlî vardır. Nemrûd-ı la‘înin yaylağı ve tahtgâhı idi. Bu cebel-i bâlânın zeylinde ve şehir içinde niçe bin mağaralar vardır kim her birine ikişer üçer yüz at ve sâ’ir devvâbât makûlesi hayvânât sığar. Ve niçe bin Urbân ve Ekrâd kavimleri konar, gâr-ı yetimânelerdir, ammâ mağara-yı makâm-ı Hazret-i Halîl İbrâhîm ibn Âzer bir gâr-ı münevverdir. Ve bir mukassî kapusu vardır. Nemrûd-i la‘în Hazret-i İbrâhîm'i âteşe atmazdan mukaddem bu mağaraya aç ve susuz olsun deyü haps eder. Bi-emri Hudâ mağaranın bir tarafından bir âb-ı rakîk cereyân edüp taşra akmağa başlar. Bu mu‘cizeyi niçe münkirîn görünce "Lâ ilâhe illâllâh İbrâhîm Halîlullâh" deyü İslâm ile müşerref olurlar. Hâlâ ol gâr-ı makâm-ı İbrâhîm'den ol âb-ı sâfî cereyân etmededir. Her kim bu âbdan nûş etse koyun eti yemiş kadar olup tendürüst olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 57a ·
metinde göster ·
şakk-ı şübhede olursa ne‘ûzübillah âsim olur. Anlar mücâhid fî sebîlillah idile …
İmdi azîzîm, Muhammed Saltık Bay hakkında her kim şakk-ı şübhede olursa ne‘ûzübillah âsim olur. Anlar mücâhid fî sebîlillah idiler. Eyle olur, bir bağda meyvelü dırahta taş ata gelmişlerdir. Taş atup kapu kakana da ve Saltık Sultân'a da Hak rahmet eyleye. Rahmetullahi aleyhim {ecma‘în}. 128b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 128a–128b ·
metinde göster ·
bu feryâdı istimâ‘ ederdi, gûyâ zehresi çâk olurdu}. Ol gün cemî‘i murglar ne y …
Fehvâsınca pîçe-i zâğ-ı siyâh âşiyân-ı laklakda harekât [u] sekenâta başladıkda leylek baba sayd [u] şikârdan gelüp görse kim iki dâne zâğ yavrusu hemân leylek baba tayrân edüp feryâd [u] figân ile şehr-i Sofya'nın enderûn [u] bîrûnunda seyrân u deverân edüp laklak ile niçe bin mürg-i laklak cem‘ edüp doğru Çelebi câmi‘inin kıbâbları üzre gelüp meks edüp câmi‘in kıbâbları ve sütûhlarında leylek murglarından kurşumlu kubbe 143b görünmez oldu. Bu kerre cemî‘i murglar mezkûr leyleğin âşiyânına birer birer gelüp aşlama olan karga piçelere nazar edüp lak lak diyerek câmi‘ kubbesi üzre karâr ederlerdi. {Gûyâ lisân-ı hâl ile feryâd ederlerdi. Her kim bu feryâdı istimâ‘ ederdi, gûyâ zehresi çâk olurdu}. Ol gün cemî‘i murglar ne yediler ve ne içdiler. Lak lak feryâdından ol gün şehr-i Sofya'da aslâ safâ-yı hâtır olmayup cemî‘i halk işinden bî-kâr olup leylek temâşâsı ederlerdi. Âhir-i kâr niçe yüz leylek karga yavruların katl edüp andan leylek anaya "Sen veled-i zinâ evlâd kazanmışsın" deyü minkar üşürüp pâre pâre edüp alâ mele’i'n-nâs câmî‘ sütûhundan aşağı pârelerin bırağup bir gûne laklak sadâsı dahi ederek laklak babaya bir laklak vâlide eş verüp cümle murglar âşiyânlı âşiyânına pervâz urup gitdiler. Cümle ehl-i beled bu hâle ta‘accüp etdiler. Melek Paşa efendimiz dahi ahvâl-i pür-melâle hayrân kalup "Tiz bu yumurtaları tebdîl eden şakîyi getirsinler, hakkından gelelim," demişken, "Sabr eylen Kâdir [u] Kahhâr Allah adâlet edüp ol şakînin hakkından gelir" deyü nefes etdi. Üçüncü gün hikmet-i Hudâ: {Leylek murgı yumurtalarını tebdîl eden Uşkurta nâm sekbân huddâmı Debbâğoğlu benâm şakî nîm-mest olup bir nigâr-pâre-i ma‘hûdesinin hânesine girüp üstâd-ı cüllâh-vâr fâhişesinin kârhânesin kurup mekik atarken avretin kocası ale'l-gafle içeri girüp görse kim kârhâne meydânda don ağacıyla kurulu üstâd-ı şirinkâr durma çalışup mekik atar. Hemân hâne sâhibi herîfin gayret ve hamiyyet ile cân başına sıçrayup dal tîğ olup yerinden pertâb edüp avreti ve Uşkurta debbâğ oğlun mecrûh edüp dest ber-kafa ikisin dahi kayd-bend ile taşra çıkarup "Gör e, ümmet-i Muhammed" deyü feryâd ederek Sofya'nın mecma‘u'l-irfânı ve mesken-i yârân-ı ihvân olan bana başına vardıkda ol mahalde} bana başında zadra yeniçerileri bu avret içün gavga ederler. Meğer evvel {ve âhir} fâhişe-i mezkûr, leylek murgının yumurtasın tebdîl eden Debbâğoğlu'nun fâhişesi imiş. Hemân Debbâğoğlu {zındık halâs olup} yeniçerilerin elinden orfanasın halâs etmeğe sa‘y ederken gavga müştedd olup hemân yeniçeriler Debbâğoğlu üzre dal kılıç hücûm edüp Debbâğoğlu'n ve fâhişesin pâre pâre edüp bana başına bırakdılar. Şehrin bir alay debbâğ bekârları maktûl Debbâğoğlu'nun leşin paşa sarâyına getirüp bizim çelebimizi yeniçeriler pâre pâre edüp kan etdiler, işte leşi, deyü feryâd edüp tazallum eylediler. Paşa dahi sehel nâhoş olmak ile debbâğ bekârları Debbâğoğlu'nun leşin paşa sarâyı önündeki câmî‘ saçağı altına kodular. Gör Cenâb-ı Bârî'nin takdîrin. Bu Debbâğoğlu leylek yumurtasın alup yerine zâğ beyzası koduğu içün yine karga-beçe hâsıl olup cümle murglar dişi leyleği pâre pâre edüp câmi‘ saçağından aşağı bırakdılar idi. Cenâb-ı Allah üçüncü günde mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 143a–143b ·
metinde göster ·
Ammâ bu diyârın halkı mu‘tekidler olmağile hummâ marazına mübtelâ olan kimesneler türâbından alup tenâvül ide ide hâk-i anber-âsâsı kalmayup yine mâh be-mâh gayrı türâb mâl-â-mâl ederler. Hikmet-i Hudâ her kim türâbından sehelce yalasa yâhûd suya koyup âbından nûş etse bi-emri Hudâ sıhhat bulur. Şöhre-i şehr olmuş ziyâretgâhdır. Rahmetullahi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 221a ·
metinde göster ·
Ma‘rifet-i sihr-i‘câz-ı nev‘-i diğer: Bâlâda tavsîf olunan Hân'ın bâğ sarâyının cânib-i şarkîsinde hânelerinin damı ve bâmları cümle sarây dîvârından âlîdir. Bâ-husûs andan aşağı yalçın kayalardır. Âdem aşağı bakmağa cür’et idemez kim iki Süleymâniyye minâresi kaddi vardır. Bir iki gün mukaddem ol gayyâ deresi kayalarında niçe yüz Ferhâd-ı kûhkenler kayaları Ferhâdî külünkler ile kırup bir vâsi‘ meydân edüp kum dökmüşlerdi. Meğer Pehlivân Zengüzer arz-ı mahâret ideceğin bilüp ol kayaları kırdırup Hân'ın sarâyı üstüne bir çuval fışkı ile memlû türâb komuş idi. Pehlivân eydür: "Ey sultânım, Melek Paşa-yı vezîr-i dilîr! Eğer bu kemter abd-i dâ‘înin bir temâşâsın dahi idesin. Sarâyın kayalar tarafına nâzır şâhnişînlere varasın. Ta ki ibret göresin." dedikde paşa ol tarafa ve cemî‘i ehl-i teferrüc dahi ol cânibe varup ol pehlivânın yârdakları def [u] kudüme el urup pehlivân dam üstünde du‘â ve senâ edüp "Ey âşıkân bu arz-ı ma‘rifet değildir. Buna cânbâzlık derler. Bizi hayır du‘âdan ferâmûş etmeniz. Sizi Allah'a ısmarlamışım. Siz dahi meni Perverdigâr'a ısmarlan. Her kim Muhammedî'dir, Muhammed'in gül cemâline salavât deyüp İllah onara" dedikde niçe bin âdem İllah onara, deyince hemân zâlim pehlivân götü altına mezkûr fışkı ve topraklı harârı alup berk yapışup kendüyi sarây damından aşağı iki minâre kaddi yere inince ukâb kuşu gibi tayerân ederken "Ya Allah!" deyü feryâd ederek zemîne bir âdem kaddi kaldıkda hemân götü altındaki harâr üzre bir perende-i tavûsî atup bi-emri Hudâ sihhatle sâlimîn zemîne ber-pâ karâr etdi ve yine hakîr du‘â edüp anda bir at hâzır imiş, süvâr olup tarfetü'l-ayn içre ata mahmîz edüp huzûr-ı paşada zemîn bûs idince paşa kendüye bir kise guruş ihsân etdi. Ve yine paşa temâşâsına sarây meydânı köşküne geldi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 232b ·
metinde göster ·
… in aded tarla ve yüz aded değirmân ve beşlik altun sikke nişân-ı vakf imiş. Ve "
Her kim
bu evkâfını harâb itken bolursa Hâmân u Kârûn ve Mervân u Fir‘avn u Yezîd'in la …
Bu şehre hayvânâtlar girmediğiyçün cümle behâ’imlerinin südlerin yaylada sağup aşağı şehirdeki çeşmelerde herkes südün alırdı. Zîrâ bu şehr-i harâbın ensesinde yıldız tarafı dağlar ve bâğlar ve yaylalardır ve kıble ve cenûb tarafı Van deryâsıdır. Ve bir câmi‘in dîvârında câmi‘in kendi evkâfnâmesin yazmış. Bin beş yüz dükkân ve bin aded tarla ve yüz aded değirmân ve beşlik altun sikke nişân-ı vakf imiş. Ve "Her kim bu evkâfını harâb itken bolursa Hâmân u Kârûn ve Mervân u Fir‘avn u Yezîd'in la‘neti orasına ve töresine ve üzerine olsun!", deyü yazmış. Ve dahi altında Arapça âyetin yazmış. Hakkâ ki sikke-i mermerde kazmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 240a ·
metinde göster ·
… müdebbir imiş. Kemîngâhlarda yiğit saklarmış. Tiz dellâllar nidâ eylesünler kim
her kim
çete ve yağma ve talana giderse katl ederim." deyü yemîn edüp münâdîler nidâ ed …
Bu haber-i mûhiş paşaya gelince, "Bre bre" deyüp tarfetü'l-ayn içre bunlara karîb vardıkda cümle başları bırakdırup elimize teklîf-i mâlâ-yutak edüp Mahmûdî Beği İbrâhîm Beğ ileride bulunup hânlılar da Bitlîs derelerine girme sadedinde iken İbrâhîm Beğ anları çevirüp çoğunun atları kalup Bitlîs deresine cân atam derken anları da kayd ü bend edüp çıt-a-çıt tüfengleşerek paşa dahi yetişüp altı yüz hân askerinden ancak iki yüz ellisi piyâde sengistâna düşüp halâs oldular. Üç yüz ellisi hemân ol mahalde dendân-ı tîğdan geçüp cümle kelleleri paşa leşkeri yanında bırakdırup bizim şehîdlerin iki yüz aded kellelerin hemân ol mahalle bir dere içre bir bayır altında defn edüp ba‘de'l-asr ordu-yı İslâm'a girüp paşa eydür: "Bre bre şu nâmerd hân gerçi hânesinde mihmân olduğumuzda bize hokkabâz şekilli göründü ammâ müdebbir imiş. Kemîngâhlarda yiğit saklarmış. Tiz dellâllar nidâ eylesünler kim her kim çete ve yağma ve talana giderse katl ederim." deyü yemîn edüp münâdîler nidâ edüp ol gice cemî‘i ümerâlara fermânlar gidüp taraf taraf cânib-i erba‘ada ince karavullar ta‘yîn olunup "Herkes çadırlarında hâzır-bâş olsunlar ve çadırlarından bir hay huya çıkmasınlar ve ata binmesinler ve âteş yakmasınlar ve tüfeng atmasınlar." deyü gûnâ-gûn tenbîh ü te‘kîdler olunup ordunun cânib-i erba‘asına birer tüfeng menzili ba‘îd kat-ender-kat ince karavullar konulup herkes haymesinde hâzır-bâş dururlardı. Zîrâ imdâda gelmeyen Kürdistân beğlerinden havf olunurdu. Ve Bitlîs Hânı Abdâl Hân'ın umûr-dîde olduğundan ve müdebbir ü mubassır olup hıyel u şeytanatda yegâne-i asr u ferîdü'd-dehr olduğundan ve asker-i bî-pâyân olduğundan hân bir gice ale'l-gafle şîrînlenüp bir hîle ile şebhûn eder deyü paşa ve asker-i İslâm havf ederlerdi. Ammâ Allah âlim ü dânâdır, ol hân-ı âlîşân âlüfte vü âşüfte hân-ı mazlûm bir şeyden haberi yok iken bir alây gammâz-misâller hân-ı bî-günâhı paşaya gamz ide ide cümle müfsidîn ü hâsidînler hâh-nâ-hâh hân-ı bî-günâhı âk edüp cenge âheng etdirdiler. Âhir Hân dahi gayret-i hamiyyet-i Âl-i Abbâsiyân'ı vücûda getirüp otuz kırk bin asker başına cem‘ eyleyüp bu gûne harekâtlar eyleyüp Ahlat kal‘asından berü kâh bizim asker Hân tarafından ve kâh Hân askeri bizim tarafımızdan kelle ve dil alırlardı. Ammâ Paşa-yı müdebbire Pinyanişî beği tarafından bir dil gelüp meğer gâyet fasîh ü belîğ söz ebesi diller imiş, Paşa'ya eydür: "Sultânım, ol hân-ı bed-gümân-ı bî-îmân Ekrâd-ı Yezîdî'den ve Haltî ve Çekvânî ve Papirî ve Çelevî'den ve Tüvanî ve Mervânî 265a ve Beddî ve Nankî ve Küvarî ve Güvaşî ve Bezikî ve Mornî ve Kanahî'den ve (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) kavm-i Yezîdîlerden kâmil yigirmi bin tüfeng-endâz ve kırk bin cürd atlı hayyâl-i mümtâz cem‘ edüp vezîri Çâker Ağa ile bu Ekrâd a‘râb-ı hâne-harâblar Hâna imdâd etmeğiçün kûh-ı Dehdîvân'ın Cehennem deresinden bu gice sizi basacaklardır." deyü bu hânın asker-i bî-pâyânı evsâfın ve mehâbet-i dârât-ı azamet-i salâbeti tarafın ol kadar ta‘rîf u tavsîf etdi kim gûyâ Sâm [u] Nerîmân'ı ve Zâl [u] Güstehem'i meddâhlar medh etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 264b–265a ·
metinde göster ·
bu âdemlerden dil getirirse yüz altun veririm." dedi. Hemân Mahmûdî'den Alî Hân …
Paşa bu âdem deryâsın görüp eydür: "Bizden her kim bu âdemlerden dil getirirse yüz altun veririm." dedi. Hemân Mahmûdî'den Alî Hân eydür: "Menem Melek Paşam, sen du‘â eyle. Ben bir âdem getirirem ammâ öldürme." dedi. Paşa "Yok öldürmem." dedikde hemân Alî Hân tüfengin eline alup gitdi ve tarfetü'l-ayn içre cümlemiz bakarken hânın meterisine varup girdi ve bir âdem ile çıkdı ve Paşa huzûruna herîf gelüp zemîn bûs edüp yakasından dutdular. Paşa eyitdi: "Âdem söyle, hân askeri niçedir?" dedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 265b ·
metinde göster ·
… ‘atler ve çerkâb haftanlar ve sâhib-i kârhâne içün mülûkâne eşyâlar var idi kim
her kim
gördü ise çeşm-i ibretleri hîrelendi ve niçe âdemler sad-lek tahsîn edüp dem-be …
Evvelâ otakda yine ale's-seher âdem deryâsı cem‘ olup meydân-ı muhabbete kâmil iki yüz aded mâl-â-mâl ayaklı ve ayaksız deve sandûkaları çıkdı. Ekseriyyâ levha-i servden idi ve dahi çoğu Haleb şehrinin sepet sandûkları idi. Ammâ niçesi hân mühriyle ve niçesi hânın A‘lâ Hanım sultân mühriyle niçesi cevârîler mühriyle cümle mukaffel ve memhûrlu sandûkçalardır. Yine ke'l-evvel Van monlâsı ve Bitlîs kadısı ve a‘yân-ı Bitlîs huzûrunda bir sanduğu küşâde edüp gûnâ-gûn zî-kıymet havâyic ü dîbâ ve şîb ü zerbâf ve harîr-i zer-dûz hil‘atler ve çerkâb haftanlar ve sâhib-i kârhâne içün mülûkâne eşyâlar var idi kim her kim gördü ise çeşm-i ibretleri hîrelendi ve niçe âdemler sad-lek tahsîn edüp dem-beste kaldılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 277b ·
metinde göster ·
… k'da bir çâh-ı mâ vardır kim suyu Kuds-i şerîfin âb-ı Selvânından lezzet verir.
Her kim
o sudan kırk gün nûş etse bi-emrillah şecî‘ ü tüvânâ fetâ olur. Anınçün ekseriy …
Menzil-i Rûbâcık Sultân: Murâd Hân Revân'a avdet etdikde bu mahalde meks edüp hâlâ otağı yerinde bir soffa var. 288a Bu mahal yine Pinyaniş hudûdunda Âl-i Osmân hâkidir. {Hikmet-i Hudâ} ammâ bu Rûbâcık'da bir çâh-ı mâ vardır kim suyu Kuds-i şerîfin âb-ı Selvânından lezzet verir. Her kim o sudan kırk gün nûş etse bi-emrillah şecî‘ ü tüvânâ fetâ olur. Anınçün ekseriyyâ Mahmûdî kavmi bahâdırlardır. Ammâ bu Rûbâcık'ın yolları dahi sengistân u çengelistân yerleri vardır ve yalçın kayalarında keçi ve koyun-ı beyâbâni vardır. Ve kaplan, vaşak ve zerdevâsı bî-hisâbdır. Ammâ köyü ol kadar imâr değildir. Üç yüz hâneli ve bir câmi‘li Ekrâd-ı Pinyanişî köyüdür. Her hafta etrâfında olan kurâların halkı cem‘ olup azîm bâzâr durur. Andan şarka 6 sâ‘{atde},
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 287b–288a ·
metinde göster ·
bu işi bana etdirmişdir!" deyü dîde-i gazâlleri nem-nâk oldu. Hemân Hoca Nakdî …
{Hân eydür}: "Kırmızı Murtezâ Alî kemerine ursun. Her kim bu işi bana etdirmişdir!" deyü dîde-i gazâlleri nem-nâk oldu. Hemân Hoca Nakdî eydür: "Vallah hânım, elçi Evliyâ akay yahşı danışıh {etdi}. Hakkâ ki bügün cüreğinizi sâdıkâne yemiş. Ammâ hânım göresen Osmânlıyı bizim Mekü kal‘asına ve Kotur kal‘asına asker koyduğumızu unutmayup ‘nakz-ı ahd’ deyipdir. Hey gur-be-gur olasın, Osmânlı, beli hânım hemân birkaç bin gûsfend tahsîl edüp erbabına vireli ve Evliyâ akaya ri‘âyet ideli." dediler. Ve bu nasîhatlerden cümle hissemend olup âlem-i hayretde kaldılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 291b ·
metinde göster ·
… vul akası ve kelenteri ve münşî ve daroğa ve şehbender ağası vardır. Ve'l-hâsıl
her kim
hân çöreğin ve şâh donluğun çekerse pür-silâh gezerler.
Hâkimlerin beyân eder: Evvelâ hâk-i pâk-i Irâk'da hâlâ intihâ-yı serhad olup başka hânlıkdır. Hânı Cân Apay Hân'dır kim üç bin güzîde pür-silâh dizçökene ve çiğyeyene ve çörek çekene ve donluk geyene ve tülüngîlere mâlikdir. Üç bin dahi esb-süvâr, cengâver ü dilâver askere mâlikdir. Bir hâkimi monlâ-yı Şâfi‘îdir ve bir hâkimi hâce-i enâmdır ve bir hâkimi seyyidü's-sâdâtdır. Andan dizçöken ağası ve yasavul akası ve kelenteri ve münşî ve daroğa ve şehbender ağası vardır. Ve'l-hâsıl her kim hân çöreğin ve şâh donluğun çekerse pür-silâh gezerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 309b ·
metinde göster ·
… zevk-i derûn hâsıl olup âdeme bir gûne cevelân u tab‘ u zekâvet hâsıl olur. Ve
her kim
emrâz-ı muhtelifeye mübtelâ olsa bu İmâm Hüseyin âsitânesine yedi gün müdâvemet …
Muhassal-ı merâm âdem müşk ü amber-i hâm-ı hoş-bûdan sermest ü hayrân ve gûyâ bî-ser ü sâmân olur. Ve müstecâbü'd-da‘ve misilli olduğuna delîldir kim bir âdem ne kadar mağmûm u pür-gussa vü müte’ellim olup nutka mecâli olmasa bir kerre ziyâret edince cemî‘i gıll u gışdan ve gam u gussa ve evhâm-ı mühlikden ve vesvâs-ı düllîden ârî olup bir gûne inşirâh-ı sadr-ı zevk-i derûn hâsıl olup âdeme bir gûne cevelân u tab‘ u zekâvet hâsıl olur. Ve her kim emrâz-ı muhtelifeye mübtelâ olsa bu İmâm Hüseyin âsitânesine yedi gün müdâvemet edüp yüz sürse bi-emrillahi Ta‘âlâ rahm-i mâderden henüz müştakk olmuş gibi vücûdunda bir illet kalmayup zinde olur. Tâ bu mertebe dâru'ş-şifâ-yı kûy-ı yâr-ı Hüseyni'ş-şehîdi'r-rızâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 351a ·
metinde göster ·
… ların alup bir hilâle ve bir sûzene ziyâde vaz‘-ı yed etmeğe kâdir değillerdir.
Her kim
bu emânet şeylere dest-dırâzlık eylese ol ân cân verüp bu âsitânenin kapusu önü …
Bevvâbı ve dîdebânı ve kubbe-i pür-envârın bâbı ve bevvâbı yokdur. Hemân cümle metâ‘ şöyle yatır, vakt-i hâcetde metâ‘ sâhibleri erzâkların alup bir hilâle ve bir sûzene ziyâde vaz‘-ı yed etmeğe kâdir değillerdir. Her kim bu emânet şeylere dest-dırâzlık eylese ol ân cân verüp bu âsitânenin kapusu önüne defn ederler. Anda ne kadar mezâristân varsa emânete hıyânet edenlerin kabirleridir. Anınçün kimesne bir şeye vaz‘-ı yed etmeğe kâdir değillerdir. Niçe bin kerre tecrübe olunmuş peygamber-i guduvvîdir. Bu diyâr halkı gâyet i‘tibâr u i‘tikâd ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 353a ·
metinde göster ·
… le bir kantara-i bî-hemtâdır kim tâk-ı revâkına dîde-i insân gücile nazar eder.
Her kim
ilm-i mi‘mârîden haberdâr ise dikkat-i tâm ile nazar etse ta‘accüb edüp vâlih [ …
Evvelâ bu cisr-i kebîr eyle bir kantara-i bî-hemtâdır kim tâk-ı revâkına dîde-i insân gücile nazar eder. Her kim ilm-i mi‘mârîden haberdâr ise dikkat-i tâm ile nazar etse ta‘accüb edüp vâlih [ü] hayrân olur. Devlet-i Âl-i Osmân'da meşhûr olan püllerin ve kantara ve cüsûrların en müntehâ memdûhu diyâr-ı Rûm'un Hersek sancağında Mostar şehri içre nehr-i Neranta ya‘nî nehr-i Neretva üzre bir göz Süleymân Hân'ın cisri meşhûr-ı âfâkdır kim târîhi "Kudret kemeri" lafzıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 389b ·
metinde göster ·
Paşa buyurdular kim, "Her kim beni severse a‘yân-ı Erzurûm Hüseyin Ağa'ma cümle ri‘âyet eylesin" deyü fermân edince Allâhu ekber yedi günde herîf mâla müstağrak olup neye uğradığın bilmedi. Ve Paşa'nın ta‘yînâtın alup kapucubaşı zümresine ilhâk eyledi ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 18b ·
metinde göster ·
beni severse Mehemmed Paşa'ma hedâyâlar versin" dedikde Melek Paşa ve Çavuşzâde …
"Her kim beni severse Mehemmed Paşa'ma hedâyâlar versin" dedikde Melek Paşa ve Çavuşzâde ve Cerrâh Paşa ve İsmâ‘îl Paşa ve Hüseyin Paşa ve Yentür Hasan Paşa cümle birer semmûr kürk ve gayri gûnâ-gûn akmişe-i fâhireler ve emti‘a-i nâdireler ihsân etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 25b ·
metinde göster ·
… z kadar neferâtları var, cümle şehbâz Arnavud gâzîleridir kim garîb-dostlardır,
her kim
müsâfir gelirse evlerine kondurup ikrâm ederler. Gâyet ganîmet dâr-ı diyârdır k …
Cânib-i (---) kapusu var ve hisâr içre cümle (---) örtülü bâğçesiz daracık neferât evleri ve Ebü'l-feth câmi‘i ve anbârları ve cebehâne mahzenleri ve kifâyet mikdârı şâhî topları var. Dizdârı hâkimdir ve voyvadası zâbitdir ve iki yüz kadar neferâtları var, cümle şehbâz Arnavud gâzîleridir kim garîb-dostlardır, her kim müsâfir gelirse evlerine kondurup ikrâm ederler. Gâyet ganîmet dâr-ı diyârdır kim balığı meşhûrdur. Ve bâğ u bâğçeleri ve müşebbek bostânları var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 36b ·
metinde göster ·
beni severse bu şehir içre birer câmi‘ ve hayrât [u] hasenâtlar inşâ edeler" bu …
Ol buyururlar kim "Her kim beni severse bu şehir içre birer câmi‘ ve hayrât [u] hasenâtlar inşâ edeler" buyurduklarında cümle vüzerâ ve vükelâ ve ahbâb-ı devlet cümle birer imâret edüp şehr-i müzeyyen ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 66b ·
metinde göster ·
… i heft-ser-i gırrende gibi Beç kapusunun şâhrâhına doğru bakup sıkılı durur. Ve
her kim
sokaklarda bir demir parçası veyâhûd bir müdevverce taş bulsa sevâbına kasd edü …
Ve mezkûr karı topu hâlâ Beç kal‘asının iç yüzünde araba üzre ejder-i heft-ser-i gırrende gibi Beç kapusunun şâhrâhına doğru bakup sıkılı durur. Ve her kim sokaklarda bir demir parçası veyâhûd bir müdevverce taş bulsa sevâbına kasd edüp karı topu içine atar. Ve hâlâ bu top yanında dörd aded balyemez toplar dahi vardır. Her biri birer kal‘a değer.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 80b ·
metinde göster ·
… â bu lahanadan ibret içün koşuma koyup tâ Uyvar'a getirüp pirinç ile zerde edüp
her kim
tenâvül etdiyse,
Bu Fiyameng diyârına mahsûs bir nebâtâtdır, ammâ aslı Yenidünyâ'dan gelmişdir, zîrâ bu Filimenk diyârının cânib-i garbîsinde Bahr-i Muhît içr[e] iki yüz mîl ba‘îdde cezîre-i İngilis'dir. Sekiz bin mîl ihâta eder bir cezîre-i kebîrdir. Bu cezîrenin cânib-i garbîsinde Bahr-i Muhît'den öte Bahr-i Magalyan'dır andan öte dörd bin mîlde "Fütihatâ" lafzı târîhinde bulunan Yenidünyâ'dır kim Eskidünyâ'da iskelesi Dış Fransa ve İsfaç ve Donkarkız ve Danimarka ve Loncat ve Filimenk'in Amıstırdam şehirleri Yenidünyâ iskeleleri olmağile bu mezkûr lahanayı Yenidünyâ'dan getirüp Filimenk diyârında henüz hâsıl olmuş ismine hunza derler. Hattâ bu lahanadan ibret içün koşuma koyup tâ Uyvar'a getirüp pirinç ile zerde edüp her kim tenâvül etdiyse,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 128b ·
metinde göster ·
… , anda bir mu‘azzam kârgîr binâ kuyusu var, âb-ı hayâtdan nişân verir suyu var.
Her kim
su çekmek murâd edinse bu kuyu etrâfında demir çarhlar var, herkes kovaları ve …
Evvelâ bu kal‘anın tâ or[ta]sında bir meydân-ı azîm var, anda bir mu‘azzam kârgîr binâ kuyusu var, âb-ı hayâtdan nişân verir suyu var. Her kim su çekmek murâd edinse bu kuyu etrâfında demir çarhlar var, herkes kovaları ve ulbelerin çarhlara asup tarfetü'l-ayn içre kuyunun ka‘rına enüp hemân çarhının bir dişini basınca ân-ı vâhidde kovalar ile su taşra çıkar, âdem yapışmadan ve renc [ü] anâ çekmeden zemberekler ile sular çekilir 131b temâşâ-yı garîbe kuyudur, ammâ niçe çarhları ve engâzları bozulmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 131a–131b ·
metinde göster ·
Ve dahi kâmil bin fuçı leb-ber-leb kırk nev‘a görülmemiş kurşumu var. Ba‘zısı telli kurşumdur, tüfengden çıkdıkda iki başı ku[r]şum, ortası iki karış uzun demir teldir, açılarak gidüp râst geldiği yerleri iki biçüp helâk eder. Ve ba‘zı kurşumlarının içi nohudlu ve arpalı ve zincîrli ve topraklı ve neftli ve eşek sidikli ve zehirli ve toprakdan yapılmış müdevver yağlı kurşumları fıçı fıçı hâzır-bâş durur. Hakîkatü'l-hâl bu mezkûr kurşumlardan her kim yedi ise halâs olmayup cümle şehîd oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 131b ·
metinde göster ·
kasd edüp bu mahalde balık avlarsa yâhûd balık otu dökerse ol âdem elbette iflâ …
Ammâ aslâ sayd etmezler. Her kim kasd edüp bu mahalde balık avlarsa yâhûd balık otu dökerse ol âdem elbette iflâh ve berhordâr olmayup gitdikce murdâr olup âhir-i kâr belki berdâr olur, ammâ bu havuzdan aşağı geçüp şehir ucundaki cisir başına varan balığı sayd ederlerse anda zarar yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 161a ·
metinde göster ·
… üp halâs oldular, ammâ ol taraflarda kâfir gâyet çok idi, ammâ küffâr havfinden
her kim
21b cisr yanındaki izdihâma girdi ise rehâ bulmayup garîk-i âb olup rahmet-i …
Ba‘zı âkıl yiğitler bu izdihâmda boğulanları görüp hemân köprüden aşağı kâfir tarafına enüp niçesi atlarıyla ve niçesi şinâverlik ve dilâverlik ederek karşu geçüp halâs oldular, zîrâ suyun derin olup bu suda âdem gark olmasının sebebi köprü kırılup niçe bin âdem köprünün kazıklarına ve iplerine yapışup atlar ve katırlar ve âdemler köprüye dayanup su bügendiğinden deryâ gibi olup âdemler boğuldular. Yohsa nehr-i Raba'nın cisrden yukarusu ve cisrden aşağısı derin olmayup âkıl ve cerî olan yiğitler andan geçüp halâs oldular, ammâ ol taraflarda kâfir gâyet çok idi, ammâ küffâr havfinden her kim 21b cisr yanındaki izdihâma girdi ise rehâ bulmayup garîk-i âb olup rahmet-i Yezdân oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 21a–21b ·
metinde göster ·
… dibine âdem vardıkda dehşet hâsıl olur. Hakîkatü'l-hâl mu‘tekid olan âdemlerden
her kim
ol alem-i şerîf dibine varup pâk i‘tikâd ile iki rek‘at namâz kılup hayr du‘â e …
Hakkâ ki bu alem dibine âdem vardıkda dehşet hâsıl olur. Hakîkatü'l-hâl mu‘tekid olan âdemlerden her kim ol alem-i şerîf dibine varup pâk i‘tikâd ile iki rek‘at namâz kılup hayr du‘â etse bi-emrillâhi te‘âlâ her hâceti kabûl olur. Anıniçün bu kal‘ada bu câmi‘e Alem-i Şerf câmi‘i derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 36b ·
metinde göster ·
bu tîmârhânelerde şifâ bulursa mukaddemâ nezr etdiği eşyâları getirüp ol kadar …
Evvelâ her kim bu tîmârhânelerde şifâ bulursa mukaddemâ nezr etdiği eşyâları getirüp ol kadar altun ve gümüş ve bakır ve kalay suhûn ve tancere ve sînîler ve tebsiler ve şem‘dânlar var kim her tîmârhânede onar Mısır hazînesi değer altun ve gümüş âvânları vardır ve ol kadar altun ve gümüş kebâb şişleri köşe be-köşe dayalı durur ve her marîzin illetine göre altun ve gümüş ve bakır tancere ta‘âm-ı gûnâ-gûn tabh edüp hastalara bezl-i ta‘âm ederler. Kilarlarında kuş südü ve şîr-i hurmâ ve katr-i nebât-ı Hamavî misilli me’kûlât [ü] meşrûbâtılar mevcûddur. Ve eyle üstâd-ı kâmil aşbâzları var kim kaçan kral bir krala ve bir vezîre ve bir elçiye ziyâfet etse bu aşbâzlar tîmârhâneden varup ta‘âm-ı gûnâ-gûn pişirirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 63b ·
metinde göster ·
… i koyup Cângirey derler. Hâlâ âyîn-i Çerâkise eyledir kim bir oğlu doğsa evinde
her kim
müsâfir olursa anın ismini oğlana korlar. Ve ol ân oğlanı bir günden bir gayri …
Beğinin ismi Cângirey'dir, ya‘nî Cânbe Geray'dır. Cânbe Geray Sultân bunda müsâfir iken bunun olan veled-i nâ-pâk[i] ol gece anası masdarından dünyâya gelince Cânbe Geray Sultân'ın ismini koyup Cângirey derler. Hâlâ âyîn-i Çerâkise eyledir kim bir oğlu doğsa evinde her kim müsâfir olursa anın ismini oğlana korlar. Ve ol ân oğlanı bir günden bir gayri süd ana alup götürür. Anasından ve babasından eyi besleyüp perveriş eder. Hâlâ yine eyle gördük. Eğer evlerinde müsâfir yok ise komşusunun adını oğlana korlar, de’b-i kadîmleri budur. Ammâ bu Hatukay beği ankâ ve mâl-ı firâvân, ya‘nî hayvânât ile sekiz bin aded pür-silâh askere mâlikdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 151a ·
metinde göster ·
… uç âdem sallayup kâhîce omuzuna kor, ammâ yine gürz omuzunda hareket etmededir.
Her kim
ol gâra girmek murâd edinse ol kehfden çıkan Kızlar Algan sunun kenârıyla yürüy …
Bu kavm-i Çerâkese Âdemî demesinin aslı oldur kim mezkûr u mevsûf olan dıraht-ı azîmin kıblesi karşusundaki kayaların dâmeninde mezkûr Kızlar Kitgen ve Kızlar Algan nâm suyun başında bir mağâra-yı azîm var. Kızlar Algan suyu bu gâr-ı yetîmândan taşra çıkar. Bu mağâranın iç yüzünde tuçdan bir âdem sûreti var. Kaddi iki kad bizim benî âdem kaddi kadar vardır. Ve anın sağ elinde kubbe kadar bir tuçdan gürz-i girânı var, dâ’imâ gürzü ol tuç âdem sallayup kâhîce omuzuna kor, ammâ yine gürz omuzunda hareket etmededir. Her kim ol gâra girmek murâd edinse ol kehfden çıkan Kızlar Algan sunun kenârıyla yürüyüp ol tuç âdemin önünden geçüp mağâraya girmek isteyen kişi tuç âdemin iç yüzünde bir kapu dahi var. Cümle bu kapudan içeri ne var ise taşra kapudan içeri girince ikinci kapudan içeri yığınlar dahme-i Efrâsiyâb mâl-ı Kârûnlar cümle nümâ[yâ]ndır, ammâ bu abd-i hakîr eyitdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 153b ·
metinde göster ·
… îbi ve kadıları Rûm gibi üç yüz akçe ve yüz elli akçe kazâ pâyesi demek yokdur.
Her kim
ehl-i şer‘ ve ulemâ-yı mütebahhirînden ise müftî ve kadıasker olur. Yohsa anda …
Kadıaskerîsi şamhalın alt yanında oturur. Bizzât nakîbü'l-eşrâfı şamhalın karşusunda oturur. Ve vezîri Takî Hân karşusunda ayak üzre hizmetde olur. Vezîri üç bin askere mâlikdir. Müftîsi ve nakîbi ve kadıları Rûm gibi üç yüz akçe ve yüz elli akçe kazâ pâyesi demek yokdur. Her kim ehl-i şer‘ ve ulemâ-yı mütebahhirînden ise müftî ve kadıasker olur. Yohsa anda Alî-zâde ve Hâşim-zâde ve Memik-zâde misilli ahmak çelebilere mansıb vermezler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 161b ·
metinde göster ·