… lkı meşveretiyle asker-i İslâm'ın bir mevâcibi kalmayup üç aydan ulûfeler çıkup
her taraf
ma‘mûr [u] âbâdân idi. Eğer sadâreti hâlinde olan cemî‘i rûz-merre olan vakâyi‘ …
Melek Ahmed Paşa efendimizin zamân-ı sadâretinde bunun emsâli niçe bin tedbîrât [u] hâdisât zuhûr edüp kimi hüsn-i tedbîr oldu. Ekalli sû-i tedbîr olup yine cümle ocak halkı meşveretiyle asker-i İslâm'ın bir mevâcibi kalmayup üç aydan ulûfeler çıkup her taraf ma‘mûr [u] âbâdân idi. Eğer sadâreti hâlinde olan cemî‘i rûz-merre olan vakâyi‘âtı ferâden ferâdâ tahrîr etsek başka bir mücelled tomar-ı edvâr olur. Ammâ cemî‘i halk ile hüsn-i zindegânîsi var idi ve halûk [u] hamûl idi. Ve hizmetinde akl-ı Aristo zî-akl ve müstakîm ve âkıbet-endîş âdemler saklardı. Hatta kethüdâsı Diyârbekir'in Çirmik'inden Kudde Mehmed Kethüdâ ve tezkireci-i kebîri Gınâyî Efendi ve Tezkireci-i sağîri Zühdî Efendi ve Hazînedâr Ahmed Ağa ve Mühürdâr Osmân Ağâ ve hakîrin selefi imâm efendi ve re’îsü'l-küttâb Mevkûfâtî Muhammed Efendi, bunlar sikadan müdebbir, kâmil, sâhib-ayâr nedîmler idi. Taşra huddâmlarından defterdâr Zurnazen Mustafâ Paşa'yı ma‘zûl edüp Kırkçeşmeli Emîr Paşa'yı defterdâr edüp sû-i tedbîr etdi. Zîrâ tammâ‘ ve hemec ve mühmil âdem idi. Ve Koca İbrâhîm Ağa'yı çavuşbaşı etdi. Münâfık ve müfsid ve devr-i ebvâb ederdi. Ancak Bektâş Ağa ve Kara Çavuş ve Çelebi Kethüdâ ile ve Şeyhülislâm Bahâyî Efendi ile hüsn-i ülfet edüp her umûrun anlar ile meşveret edüp onların sözlerine amel ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 98b ·
metinde göster ·
… dır. Bu kûh-ı bülend üzre medfûn olan mutalsamâtların ilâ hâze'l-ân te’sîri ile
her taraf
böyle nümâyândır, ammâ halk bundan bî-haberdir.
Evvelâ kal‘anın hâ’ilinde Dehdîvân nâmıyla meşhûr bir kûh-ı bülend vardır, ol cebel-i âlî üzre İskender-i Zülkarneyn kal‘a-i Bitlîs'i hazînedârı olan Bedlîs elinden kal‘ayı feth etmek içün bu dağda on gün müşâvere ve dîvân etdiğinden Dehdîvân dahi derler. Hâlâ ol cây-ı mürtefi‘de bir mastaba esâsı vardır. Ehl-i beled andan gâfildir kim o cebelden cümle Van deryâsı ve Van kal‘ası ve Rahova sahrâsı ve Muş ovası ve Deliklikaya deresi el-hâsıl ol kadar eflâke ser çekmiş kûh-ı bî-hemtâ değil iken ana hâ’il olan kûh-ı bülend-i azîmin mâverâsında olan sahrâlar ve kurâ vü kasabâtlar cümle nümâyândır. Bu kûh-ı bülend üzre medfûn olan mutalsamâtların ilâ hâze'l-ân te’sîri ile her taraf böyle nümâyândır, ammâ halk bundan bî-haberdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 225b ·
metinde göster ·
Hamd-i Hudâ derûn-ı kal‘ada bir ferd-i âferîde dahi mecrûh [ve] şehîd olmayup bir günde der-ceng-i evvel sademât-ı toplardan yedi kâfir mürd oldu deyü kendiler nakl ederlerdi. Hemân derûn-ı kal‘adan ümmet-i Muhammed çatal kurşumları endâht edüp saçma toplara ve şâhîler ve darbuzanlara ve kolumburuna ve balyemez toplara kol kol tabyalardan ve burc [u] bârûlardan ve her taraf mazgallardan mezkûr toplara âteş etdikce küffârı demet demet ederdi., niçe yüz kâfirlerin cân-ı habîsleri nîrâna giderdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 58a ·
metinde göster ·
… üç kırk dör[d] bin guruş hâsıl olur, ammâ cevz-i ma‘dûdu şey-i kalîldir. Lâkin
her taraf
elçilerinden ve krallarından ve varoşları ve bâd-ı hevâdan alâ tarîkı'l-hedâye …
Ve eyâlet-i Egre'de cümle yüz on bir aded sağîr u kebîr kal‘alardır. Böyle bir eyâlet-i vâsi‘den paşasına senevî ber-vech-i adâlet kırk üç kırk dör[d] bin guruş hâsıl olur, ammâ cevz-i ma‘dûdu şey-i kalîldir. Lâkin her taraf elçilerinden ve krallarından ve varoşları ve bâd-ı hevâdan alâ tarîkı'l-hedâye kırk bin guruş dahi olur. Eğer bir tarafda küffâr isyân ederse gâzîler kâfire çeteye gidüp mâl-ı ganâ’imleriyle gelüp paşaya niçe bin guruş öşr ve pençik ve esîr şikârlar düşer. El-hâsıl mansıb-ı âlîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 36a ·
metinde göster ·
… rdır. Ve bu tarafı seksen kulaç derin handakdır kim nehr-i Tuna gelmemişdir. Ve
her taraf
handakı kâmil yüzer adım enli ve amîkdir, ammâ handakların iki başları alçakdır …
Ve bu kal‘anın mağrib ve maşrık cânibinde iki başları tâ Freng kapusuna karîb handak içi mâl-â-mâl nehr-i Tuna'dır. Ancak Freng kapusu semti iki bin adım handak içi kurudur, çayır ve çemenzârlı zemîn-i mahsûldârdır. Ve bu tarafı seksen kulaç derin handakdır kim nehr-i Tuna gelmemişdir. Ve her taraf handakı kâmil yüzer adım enli ve amîkdir, ammâ handakların iki başları alçakdır ve garb cânibi başında handak içine nehr-i Tuna'dan büyük gemiler girüp yatır handak içi bir liman-ı azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 56a ·
metinde göster ·
Hakkâ ki bu kavm-i Tatar kâfiristânın tâ‘ûn-ı ekberidir kim bu şehr-i Sarây Tatarı cümle kâfiristânın ortasına vâki‘ olmuşdur. Her taraf küffârın çaparlar. İllâ Mesköv kralı vilâyetin çapmazlar, zîrâ kendülerinin krallarıdır. Lâkin bu şehr-i Sarây gâyetü'l-gâye şiddet-i şitâ yeri olmak ile eşcârât-ı esmârâtdan bir şey olmaz, ammâ söğüd ağacı ve kavak ağaçları olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 169b ·
metinde göster ·
limanlarından ordu-yı İslâma asker-i muvahhidîn taşıya taşıya günden güne cüyûş …
Mezkûr hımârlar ve kirâ bârgîrleri her taraf limanlarından ordu-yı İslâma asker-i muvahhidîn taşıya taşıya günden güne cüyûş-ı müslimîn deryâ-misâl olup henüz Sadrıa‘zam tâze cân bulup Kandiye kal‘asını muhâsara etmeğe cidd-i ihtimâma şurû‘a başlayup yetmiş yedi kolda olan cünûd-ı mü’minînin ser-i kârda olan vüzerâlarına ve mîr-i mîrânlarına ve mîr-i livâlarına ve alaybeğlerine ve çeribaşılarına tenbîh ü te’kîd olunup yevmen fe-yevmen meterisler yürümek fermân olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 288b ·
metinde göster ·