… unup yine Gümüşlü Künbet nâm mahalde serâperdeler ile meks olunup hikmet-i Hüda
hevâlar
küşâde olup şeb [u] rûz zevk u safâya meşgûl olduk. Meğer Paşa efendimiz bu hak …
Menzil-i karye-i Umudum: Bundan cümle guzât-ı zafer-me’ser alay-ı azîm ile Erzurûm'a girecek mahalde Defterdârzâde efendimizin kethüdâsı Alî Ağa Paşa'nın cümle askeriyle ve cümle Revân derneğine cem‘ olan muhâfazacı asker ile Seydî Paşa'ya istikbâle çıkup bir tantana ve debdebe ve gulgule-i azîm alay ile cümle üsârâlar dest-ber-kafa keşân-ber-keşân çekerek Erzurûm Vâlisi Mehemmed Paşa efendimizin otâğına Gümüşli Künbet nâm mahalde nüzûl edüp Paşa-yı zî-şân "Gazân kutlu olsun" deyü Seydî Ahmed Paşa'ya otak kapusuna dek piyâde istikbâle çıkup birbirini bağrına basup Bâkî Paşa'yı soluna, Seydî Paşa'yı sağ cânibine alup meks etdiler. Ve Ketağaç Paşa ve sâ’ir mîr-i livâlar dahi cümle paşanın dest-bûsiyle şerefyâb olup cemî‘î guzâta 333b bir ziyâfet-i âlî olmuşdur kim diller ile ta‘bîr olunmaz. Ba‘dehû cümle gâzîlere yüz yetmiş pâre zerdûz hil‘at-i fâhireler ihsân olunup Seydî Paşa'ya ve Bâkî Paşa'ya ve Ketağaç Paşa'ya birer semmûr kürk ihsân olunup cümle guzât haymelerine mesrûr [u] şâdmân gidüp her mîr-i livâdan gazâ mâlı hedâyâlar gelmeğe başladı. İbtidâ Seydî Paşa hedâyâsı gelüp ibtidâ yüz elli Kazak dilîri ve on bir Hatman-ı Kazak ve Başsirke Kazak ve iki yüz Mikril Kazak ve yüz elli gulâm-ı nâresîde-i mahbûb-ı civân ve kırk vukıyye sîm-âvân ve yüz aded duhter-i pâkîze-ahter bintân ve bir katır ile zerdeva ve sansar postu ve yedi görüge zırh ve niçe zî-kıymet eşyâlar hedâyası geldi. Ba‘dehû Ahıçka Paşası Sefer Paşa hedâyâları bî-hisab geldi. Ba‘dehû Bâkî Paşa hedâyâsı geldi. Ba‘dehû Ketağaç Paşa tuhefâtı gelüp paşa sürûr [u] şâdmânından cümle pîşkeşleri cemî‘î kapucubaşılarına ve a‘yân-ı vilâyete ve pes-pâye tevâbi‘ [u] levâhıkına bezl edüp cümle tevâbi‘ini mesrûr [u] handân edüp kendiler dahi şâdân oldu. Ammâ günden güne şiddet-i şitâ müştedd olup cümle haymeleri kar basdı ve asâkirin kuvvet [ü] gümânları yasdı, deyü müşâvere olup Revân derneğine zamân kalmayup şimden gerü rûz-ı kasımı sicl edüp Erzurûm'da meştadır, deyü sâ’ir eyâlet mîr-i livâlarına destûr verilüp herkes vatan-ı aslîlerine revâne olup cânib-i Revân'a revân olmadan ferâğat olunup yine Gümüşlü Künbet nâm mahalde serâperdeler ile meks olunup hikmet-i Hüda hevâlar küşâde olup şeb [u] rûz zevk u safâya meşgûl olduk. Meğer Paşa efendimiz bu hakîre sehl dilgîr olmuş. Hakîr Seydî Ahmed Paşa'ya ricâ edüp ol dahi bir mahalde hakiri hüsn-i ta‘bîr ile paşadan ricâ edüp "Emr-i şerîfiniz ile bize hizmete geldikde hakîr Evliyâ Çelebi'yi Gönye istıhlâsına götürdüğümüz cürm ise afv eylemeniz ricâ ederiz. Zîrâ Gönye fethinde ibtidâ ezân-ı Muhammedî'yi Evliyâ Çelebi okuyup niçe kerre guzât-ı müslimîni cenge terğîb içün gülbâng-i Muhammedîler çeküp bir seyyâh-ı âlem ve nedîm-i âdem hâfız-ı Kelâmullah ve mücâhid-i fî-sebîlillah kulunuzdur, cürm bizimdir, afv eylesin" deyü latîfe-âmîz güft [u] gûlar edüp bizi Paşadan ricâ etdikde paşa efendimiz eydür "Ânın cürmü afv olunmaz. Zirâ biz anı sancakbeğlerinin Revân derneğine gönderdik. Ol me’mûr olmaduğu yere gider. Anın cürmü sekiz sâ‘atde bir hatm-i şerîf indirirse afv olunur. Ve illâ ana ta‘zîr-i lisân cerâhâtü's-sinândan eşedd lâzımdır" dedikde dest-bûs edüp Bismillah ile tûl-ı nehârda tokuz sâ‘atden ziyâdecede bir hatm-i şerîf edüp tekrâr zemîn-bûs edüp bir semmûr pâçası kürk ve bir sîm zeynli raht ile sâfinâtü'l-ciyâd misillü bir kula at ve bir kat esvâb ve iki pençe-i âfitâb Gürcî gulâm-ı mehtâb-âsâ çaker-i bâkir ihsân edüp Erzurûm eyâletinin bî-namâz hizmetin dahi ihsân edüp şeb [u] rûz zevk u şevke meşgûl olduk. Hikmet-i Hudâ her izzet [u] sürûrun sonu nâ-kâmlık imiş ve her günün âkıbeti telh-kâmlık imiş. Âdet-i mukarrere-i nâ-fercâm idüğüne şübhe yokdur. Hikmet-i İlâh işbu bin elli (---) senesinin mâh-ı (---) günü Âsitâne tarafından Tatar Alaş ulaklığile gelüp "Vezîr-i a‘zam Sâlih Paşa'yı Sultân İbrâhîm Hân bi-gayr-i hakkın katl edüp Tezkireci Ahmed Paşa vezîria‘zam oldu" deyince Paşa müte’ellim olup aslâ bir ferd-i âferîdeye haber etmeyüp şeb [u] rûz sâz [u] sözü sohbetin bozmayup eyâlet-i Erzurûm'da olan bekâyâlara mukayyed oldu. Zîrâ Sâlih Paşa, bizim paşanın pederi Mustafâ Paşa'nın gulâm-ı hâssalarından idi kim mahsûsan Paşa efendimize eyâlet-i Erzurûm'ı anlar ihsân etdi. Ve Hezârpâre Ahmed Paşa, Kara Mustafâ Paşa'nın baş tezkireciliğinden berü bizim Defterdârzâde efendimizin adüvv-i cânı idi. Bu ahvâli bir kimseye keşf-i râz etmeyüp Seydî Paşa ve Bâkî Paşa ve Ketağaç Paşa ve Deli Dilâver Paşa ile serâperdelerinde şeb [u] rûz Hüseyn-i Baykarâ meclisleri olup sâz [u] söz fasılları olmada idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 333a–333b ·
metinde göster ·
… î oldu. Ve cümle nebâtât [u] giyâhâtlar rûy-ı zemînden baş gösterüp hamd-i Hudâ
hevâlar
mu‘tedil oldu. Lâkin bâr-ı sakîlleri şeb [u] rûz yükledüp indirüp bindirmeden â …
Bu zikr olunan üç pâre kazânın kurâ ve kasabâtlarında kâmil bir ay gezüp Engürü kurbunda nevrûz-ı Harzemşâhî oldu. Ve cümle nebâtât [u] giyâhâtlar rûy-ı zemînden baş gösterüp hamd-i Hudâ hevâlar mu‘tedil oldu. Lâkin bâr-ı sakîlleri şeb [u] rûz yükledüp indirüp bindirmeden âciz-mânde kaldık. Ve nefîr-i âm havfinden zırhlarımız sırtlarımızda olmağıla bî-huzûr olduk. Âhir bin elli sekiz Rebî‘ulâhirinin gurresinde yine gelüp karye-i Hüseyin Gâzî, böyle birer ikişer kerre mihmân olduğumuz kurâlar gâyet çokdur. Ammâ bu mahalde âsitâne-i azîzi ziyâret etdiğimizde bi'l-bedâhe hâtıra bu ebyât hutûr edüp âsitânesinin rûy-ı dîvârına küstâhâne tahrîr olundu. Müfred:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 355b ·
metinde göster ·
… karyede) Ferrûh Ağazâdelerde iki gün meks edüp zevk u safâlar edüp hamd-i Hudâ
hevâlar
latîf olup ertesi atlara süvâr olup alâ tarîki's-seyr av şikâr ederek ve cirid …
Menzil-i karye-i Baklalı: Ebü'l-feth Mehemmed Hân vakfıdır. Bir vâdî içinde bâğ u bâğçeli ve sayd [u] şikârlı ve bir câmi‘li ve bir hammâmlı mesîregâh yerdir. Baklası çok olmağile Baklalı derler. Bu karyede (bu karyede) Ferrûh Ağazâdelerde iki gün meks edüp zevk u safâlar edüp hamd-i Hudâ hevâlar latîf olup ertesi atlara süvâr olup alâ tarîki's-seyr av şikâr ederek ve cirid oynayarak 1 sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 49b ·
metinde göster ·
… gibi atardı. Hakkâ ki ağırmak küheylân-ı Tatardı. Ve bu mahallerde hamd-i Hudâ
hevâlar
sehel mu‘tedil olup yüzümüz güldü.
Bu kal‘a dahi nehr-i Ten kenârında Maskov hükmünde iki bin askerli ve başka hatman ve kapudanlı çâr-kûşe kal‘adır. Bu kirmende elime bir Kalmık atı girüp atı gemiye koyup hıfz etdim, ammâ niçe kerre binmek vâki‘ olup mu‘azzam suları yıldırım gibi yıldırup karşu tarafa çıkardı ve hasmına(?) amân u zamân vermeyüp çatardı. Ve önüne bir handak ve bir dere gelse kendüyi karşu tarafa ceyrân gibi atardı. Hakkâ ki ağırmak küheylân-ı Tatardı. Ve bu mahallerde hamd-i Hudâ hevâlar sehel mu‘tedil olup yüzümüz güldü.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 181a ·
metinde göster ·
… vimdir. Derûn-ı hisârda her imâreti mevcûd ve müzeyyen kirmândır. Hikmet-i Bârî
hevâlar
mu‘tedil olup millet-i nasârâ yılda bir bed-nâm günleri olup cümle kal‘a kapuda …
Bu dahi Maskov hükmünde 181b nehr-i Ten kenârında ağaçdan sarp kal‘adır. Hatmanı yedi bin cünûd-ı cünübe mâlik kavimdir. Derûn-ı hisârda her imâreti mevcûd ve müzeyyen kirmândır. Hikmet-i Bârî hevâlar mu‘tedil olup millet-i nasârâ yılda bir bed-nâm günleri olup cümle kal‘a kapudanları hatmanları ve a‘yân-ı vilâyetleri elçiye ricâ edüp bir iki gün oturak edüp bed-âyîn ve küfr [ü] dalâlet ve ayş [u] nûş ve tarab u ışret edecek olunca cümle küffâr gemilerden atların çıkarup her biri süvâr olup birer cânibe at gezindirmeğe gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 181a–181b ·
metinde göster ·
… evânî olup tîşe-i Ferhâdî yere geçmediğinden meyyitler birer ay evlerinde durup
hevâlar
mu‘tedil oldukça yüz bin renc-i anâ-yı meşakkat sehel yeri hafr edüp defn ederl …
Ammâ Allâhu Rabbü'l-âlemîne ayândır kim bu Azak'da eyle şiddet-i şitâ var idi kim niçe âdemler âteş başında odalarında otururken buya kalup merhûm olup yere defn olunmak mümkin olmazdı, zîrâ zemîn şiddet-i şitâdan polad-ı Nahşevânî olup tîşe-i Ferhâdî yere geçmediğinden meyyitler birer ay evlerinde durup hevâlar mu‘tedil oldukça yüz bin renc-i anâ-yı meşakkat sehel yeri hafr edüp defn ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 183b ·
metinde göster ·
… çün pâdişâhımdan emirler geldikde sen de benim ardım sıra gelesin. O zamâna dek
hevâlar
da küşâde olup yaz günleri olur, huzûr ile gelirsin" dedikde elçi kalkup konağı …
"Pâdişâhıma senin geldiğin bildirdim. Senin içün pâdişâhımdan emirler geldikde sen de benim ardım sıra gelesin. O zamâna dek hevâlar da küşâde olup yaz günleri olur, huzûr ile gelirsin" dedikde elçi kalkup konağına gitdikde hakîr Ak Mehemmed Paşa'ya eyitdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 187a ·
metinde göster ·
latîf ve i‘tidâl üzre olup kumsal yollar ve ısıcak çöller olmağa başladı. Ve cü …
Hamd-i Hudâ bu mahallerde günden güne hevâlar latîf ve i‘tidâl üzre olup kumsal yollar ve ısıcak çöller olmağa başladı. Ve cümle develerin ve gayri hayvânâtların yüzü gözü ışıladı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y265a ·
metinde göster ·