… ed-fi‘âl, ammâ iğmâz-ı ayn edüp "Tîz bize menzilci tütün kahve getür ve mâhazar
heybede
ne var ise bu kardeş ile yeyelim!" dediğime bile ta‘âm yemeğe rızâ vermeyüp kal …
Ale's-sabâh tecdîd-i vuzû‘ ederken bir Rüstem-i şecâ‘at ve Esed-i mehâbet bir kimesne kim andan erlik umulur yiğit atıyla ve donuyla bir dağ içinden nümâyân olup gelir. Ammâ atı ve kendü bî-tâb u bî-mecâl gelir. Hemân hakîr, bu iyi alâmet değildir. Ahvâlini tecessüs edüp haberin aldım ki Üsküdar cenginde Gürcî Nebî'nin baş bölükbaşısı olan Şîr u Nerîmân ve Sâm-akrân olan Çomar Bölükbaşı imiş. Derhâl yanıma çağırdup hal-hatır soruşduktan mâ‘adâ kalkup iki yanağından bûs etdim. Ammâ gûyâ semm-i helâhil bûs etdim. Bir mutarraş rîş süvârîleri dümm-i binâ-gûşına kad çekmiş acebe-likâ ve muhavvif çirkin çehre bir şahs-ı bed-fi‘âl, ammâ iğmâz-ı ayn edüp "Tîz bize menzilci tütün kahve getür ve mâhazar heybede ne var ise bu kardeş ile yeyelim!" dediğime bile ta‘âm yemeğe rızâ vermeyüp kalkmak istedi. Elbette bir lokmamız yer deyü hâh-nâ-hâh bir yerde oturup "Bak a ömrüm! Dünyâ ve âhiret karındaşım ol. Devletden düşmüş yiğide benzersin, atların zebûn olmuş. Ne yerlisin ve isminiz bize bağışlan ve ahvâl-i pür-melâlin bir bir takrîr eyle" dedim. Hemân nutka gelüp eydür: "Çünkü bana kardaş dedi. Kabûl etdik artık biz senden, sen benden emîn ol ve ta‘âmın dahi yedik. Ben İzolı Kürdü kabîlesindenim ve Gürcî Nebî'nin baş bölükbaşısıyım. İsmime Çomar Bölükbaşı derler. Üsküdar cenginde bozulup gice gice dağdan dağa kaça kaça bu mahalle gelüp sana dûş geldim" dedükde hemân kalkup yine gözlerin yüzün bûs etdim, ammâ gûyâ bir kara gön derisi öpüp kılları nişter gibi dudaklarıma batdı. Hemân hakîr eyitdim: "Bre cânım şimdi biz ol cengden gelirim. Çarkacı Mehemmed Paşa alayına at koyup Şâmlı Osmân Ağa ile ceng-i Alî edüp âdemler akdaran sen misin?" deyü dest be-dest olup eyitdim: "Ey imdi birâder, ben seni elden komam. Ben Şâm Vezîri Murtezâ Paşa'nın ağalarından gâyet maslahat-güzâr âdemîsiyim. Üsküdar cenginde senin şecâ‘at ve dilâverliğin gördüm. Ben seni elden komam, Paşa efendime götürürüm!" dedikde "Cânıma minnet ammâ atlarım zebûndur. Bozulaldan berü gündüz sarp dağlarda yatarım, gice yollarla giderim. Nefîr-i âm havfinden kurâ ve kasabâtlara uğramaya havf ederdik. Âhir açlık cânımıza kâr edüp bu mahalde sana râst gelüp datlı dilinle ve ni‘metinle bizi şikâr eyledin. Ammâ siz ulaklığile biz cenk görmüş yorgun atlar ile size refîk olmak mümkün değildir" dedi. Hakîr eyitdim: "Birâder, senin hâtırın içün biz dahi menzil menzil gidelim. Atların kalırsa sana at verelim, hemân durma gidelim!" deyüp yemîn-billah ve kasem-tallah ile andan azm-i râh deyüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 33b ·
metinde göster ·
… yârânlar ile hem-‘ınân olup gûyâ Baba Amr'ın ummân-ı kerâmesinden çıkarır gibi
heybeden
hâs u beyâz gül-i pembe-misâl Macar ekmekleri çıkarup hem-‘ınân olduğumuz yârân …
Andan yedi sâ‘atde yine cânib-i şarka giderken ba‘zı yârânlar ile hem-‘ınân olup gûyâ Baba Amr'ın ummân-ı kerâmesinden çıkarır gibi heybeden hâs u beyâz gül-i pembe-misâl Macar ekmekleri çıkarup hem-‘ınân olduğumuz yârânlara verdikde ta‘accüb edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 27a ·
metinde göster ·
… ûr etdi, zîrâ Alî Paşa senesinde bu suyu demire sürüp bakır olmuşdu. Hemân yine
heybeden
bir geyim na‘l çıkarup bu kuyu suyundan sürünce ân-ı vâhidde na‘ller kırmızı nu …
Orta Macar ve Kurs banı Macarı hükmünde olduğu bâlâda Alî Paşa asrında murâd [u] merâmımız üzre seyr [ü] temâşâ etdiğimiz mufassal tahrîr olunmuşdur. Ammâ şimdi yine temâşâ etdiğimizde bu kal‘a-i Kaşa iremi kurbunda bir vâdîde bir amîk su kuyusu vardır. Ol sudan frengî demir üzre dökseler der-ân ol frengî demir kırmızı bakır olur. Hakîrin gulâmları heybelerinde birer geyim na‘l var idi. Bu suyun evsâfın kulağızlardan istimâ‘ edüp hâtıra hutûr etdi, zîrâ Alî Paşa senesinde bu suyu demire sürüp bakır olmuşdu. Hemân yine heybeden bir geyim na‘l çıkarup bu kuyu suyundan sürünce ân-ı vâhidde na‘ller kırmızı nuhâs-ı hâs olup serdârımız Hısım Mehemmed Paşa'ya ve Cerrâh Kâsım Paşa'ya getirüp gösterdikde anlar âlem-i hayretde kalup fi'l-hâl kendü âdemlerin şîşeler ile mezkûr kuyuya gönderüp suyun getirüp na‘llere sürdüler. Ol ân kırmızı bakır oldular. Meselâ nice kırmızı bakırı sarp sirkeye kosalar fi'l-hâl bakır mahv olup cengârî boya olduğu gibi mezkûr kuyunun suyun demire sürseler ol ân demir kırmızı bakır olur. Kaşa şehri kurbunda meşhûr-ı âfâk kuyudur. Arapça Ammâ bu hâk-i pâk-i anber-hâkde çok ibret-nümâlar vardır. Lâkin tahrîr etsek seyâhatimize mâni‘ olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 89b ·
metinde göster ·