mazmûnu üzre anda olan üstâd-ı kâmil ü amâmil-i hâzik fassâd-ı âmil
hukemâlar
ehl-i derde dâ’-i devâ edüp elbette ifâkat bulur bir âsitâne-i cân-bahşdır. El- …
mazmûnu üzre anda olan üstâd-ı kâmil ü amâmil-i hâzik fassâd-ı âmil hukemâlar ehl-i derde dâ’-i devâ edüp elbette ifâkat bulur bir âsitâne-i cân-bahşdır. El-hâsıl ibret-nümâ mûristân ve bîmâristândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 91a ·
metinde göster ·
… olup safâ-yı hazzından cesed-i Âdem'e girüp karâr etdi. Ol sadânın te’sîrinden
hukemâlar
rûha gıdâ, câna safâ olmağiçün gûnâ-gûn sâzlar te’lîf etdiler.
Esnâf-ı sâzendegân, tarîk-ı Fisagores-i Tevhîdî: --ibtidâ cemî‘i sâzların sadâsı âlem-i ervâhda olan der der ten sadâsından te’lîf olmuşdur kim cesed-i Âdem'e rûh girmek istemeyüp 206b karâr etdi. Âhir hâtif-i Rabbânî tarafından der der ten sadâsı gelince rûh mest [u] medhûş olup safâ-yı hazzından cesed-i Âdem'e girüp karâr etdi. Ol sadânın te’sîrinden hukemâlar rûha gıdâ, câna safâ olmağiçün gûnâ-gûn sâzlar te’lîf etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 206a–206b ·
metinde göster ·
bu asl şarâba ba‘zı edviyeler zam eyleyüp gûnâ-gûn mükeyyifâtlar peydâ etdiler. …
Ammâ Galata meykedeleri gümrâhdır kim lafz-ı gümrâh bunların hakkındadır. Zîrâ şeytân aleyhi'l-la‘nenin ta‘lîmiyle ibtidâ hamrı Cemşîd peydâ etdi, ba‘dehu hukemâlar bu asl şarâba ba‘zı edviyeler zam eyleyüp gûnâ-gûn mükeyyifâtlar peydâ etdiler. Ammâ bu meyhâneciyân mezmûm-ı halk-ı cihân bir alay mel‘ûnlardır kim Galata meyhâneleri içre bu kadar hânende ve sâzende ve mutrıbân ve kaşmerân meyhânelerine cem‘ olup şeb [u] rûz zevk [u] safâ ile sürûr ederler. Ammâ bu ordu 214a alayında hamr metâ‘ların meydâna çıkaramayup ancak cümlesi tebdîl-i câme pür-silâh ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 213b–214a ·
metinde göster ·
… şekkel şevârib ve lıhyeli kadd [u] kâmet sâhibi bir gûne haşayiş-i zîrûhdur kim
hukemâlar
edviye içün ka‘r-ı zemînden çıkarırken niçesi denîsi ile cimâ‘ ederken bulunmuş …
âyeti nassı kâtı‘ı tefsîrinde Âdem ve Şîs ve İsâ ile tefsîr etmişler. Ammâ ba‘zı müverrihîn ve müfessirîn "Belî Hazret-i Âdem ihtilâm olup zemînde bir evlâdı zâhir oldu. Ammâ ana hukemâ-yı kudemâ "Abdüsselâ" ve Bî-rûhu's-sanem" derler. Yaylalarda benî Âdem şeklinde merd ü zenli müşekkel şevârib ve lıhyeli kadd [u] kâmet sâhibi bir gûne haşayiş-i zîrûhdur kim hukemâlar edviye içün ka‘r-ı zemînden çıkarırken niçesi denîsi ile cimâ‘ ederken bulunmuşdur. Kâküllerin taraklayup mahbûb çehre sağîr ü kebîr bir gûne mukavvî haşîşdir. Zîrâ menî-i Âdem Safî'den halk olunan budur, Hazret-i Şîs değildir deyü tahkîk ederler. Kavl-i sahîh, Hazret-i Âdem cezîre-i Serendil'de iken kırlangıç kuşu Âdem'e gelüp sakalı telinden Cidde'de Havvâ'ya götürüp Havvâ'nın geysûları telinden Âdem'e getirüp kırlangıç tayrı vâsıtalığiyle az müddetde Hazret-i Âdem Havvâ ana ile cem‘ olup Havvâ hâmile kalup ibtidâ edîm-i arzda rahm-ı mâderden müştakk olan Hazret-i Şîs Nebî'dir kim Âdem'den sonra nebî-yi sânî Şîs'dir ve cemî‘i enbiyâya eb-i sânîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 37a ·
metinde göster ·
… ât-ı re’sü'l-uyûn, acîbe-i ibret-nümûn: Bu diyâr kavm-i Yunaniyân destinde iken
hukemâlar
hikmet ile sâhil-i deryâdan yüz adım ba‘îd deryâ içinde elli zirâ‘ kaddi bir ku …
Menzil-i tılsımât-ı re’sü'l-uyûn, acîbe-i ibret-nümûn: Bu diyâr kavm-i Yunaniyân destinde iken hukemâlar hikmet ile sâhil-i deryâdan yüz adım ba‘îd deryâ içinde elli zirâ‘ kaddi bir kulle-i âlî binâ etmişlerdir. Ortasında bir havz-ı azîmi var, gâyet berrâk âb-ı rahîk ile memlû bir havz-ı kebîrdir. Bu havzın ka‘rından niçe zî-kıymet eşyâlar nümâyândır. Niçe serdengeçti yiğitler bâr-ı sakîl hacerleri derâğûş edüp ka‘rına inmeden katı yaydan ok çıkar gibi rûy-ı mâya çıkar. Ammâ aslâ zarar isâbet etmeyüp nihâyet-i mâya ermek muhâldir. Her çend kim bu havza zî-rûh kısmı girse tarfetü'l-ayn içre taşra çıkar ammâ gusl etmeğe girüp çıksa aslâ zarar yokdur. Ve hacer ü şecer makûlesi ilkâ eyleseler aslâ zarar etmez. Hâssa-i re’s-i ayn kırk gün bu cüzâm âbından nûş etse halâs olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 38b ·
metinde göster ·
… ş olmuşdur. Ol derenin içi mâl-â-mâl hurda taş pirinçdir, hacerü'r-revz derler.
Hukemâlar
ishâl olmuş kimesne ma‘cûnuna idhâl edüp zahîr marazından bile halâs olur. Ve t …
Karye-i Mağâr: Sıfet hâkinde yüz hâneli Timâni köyüdür. Bu mahallerde bir kayalı derelerde Benî İsrâ‘îl şehirlerinden şehr-i Hayyân nâm bir şehir var imiş. Lâkin cümle mağârlarda sâkinlermiş kim kat-ender-kat mağâra-i azîmlerdir. Hak Te‘âlâ bu kavme azâb edüp cümle arpa ve buğday ve pirinçleri ve zeytûnları cümle taş olmuşdur. Ol derenin içi mâl-â-mâl hurda taş pirinçdir, hacerü'r-revz derler. Hukemâlar ishâl olmuş kimesne ma‘cûnuna idhâl edüp zahîr marazından bile halâs olur. Ve taş olan zeytûnlarına zeytûnu'l-Yahûd ve haceru'l-Yahûd derler. Aynı zeytûn cirminde ve şeklinde bir sengîn taşdır. Mesâne marazına mübtelâ olanlara bu haceru'l-Yahûd gülâb ile bileğiye sürüp ezilir. Ol sudan aç karnına bir mesâne zahmına mübtelâ olan kimesne nûş etse mesânesi yolu açılup râhat ile tebevvül eyleye. Ammâ çok isti‘mâl ederse sidiğin dutamaz olup selisü'l-bevle mübtelâ olur. Gâyet ihtirâz lâzımdır. Bu haceru'l-Yahûd'u Rûm'a, Arab ve Acem'e ve diyâr-i Hindistân'a götürür başka tüccârları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 44a ·
metinde göster ·
… r-i nazîfin ortasında vâki‘ olmuşdur. Ba‘zı senelerde bu üç nehr yah-bend olur.
Hukemâlar
kışını vezn edüp Erzurûm ile beraber yetmiş vakiyye şitâsı olmuşdur.
Sitâyiş-i hevâ-yı hûb-ı câvidân: Şehr-i Edirne iklîm-i râbi‘in sülüs-i ahîri arzında vâki‘ olmağıla âb [u] hevâsı gâyet latîf ve yazı yâbisdir, kışı katıdır. Zîrâ bu şehr-i latîf üç nehr-i nazîfin ortasında vâki‘ olmuşdur. Ba‘zı senelerde bu üç nehr yah-bend olur. Hukemâlar kışını vezn edüp Erzurûm ile beraber yetmiş vakiyye şitâsı olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 164b ·
metinde göster ·
Bu mertebe takrîr u tavsîfden murâd [u] me’âl oldur kim bu timarhâne-i Bâyezîd Hân gibi Edirne'de bir dârü'ş-şifâ yokdur. Gayrısının evkâfları harâb olmuşdur. Hâlâ bu cârî kadîmdir. Ve şeb [u] rûz üçer kerre eğer dîvânelere ve eğer hastalara matbâh-ı Keykâvûs'undan her marîzının derdine göre ta‘âm-ı nefîselerden keklik ve turaç ve süglün ve güvercin ve üğeyik ve kaz ve ördek ve bülbüle varınca cemî‘i murğânı sayyâdlar mütevvellîye getirüp hukemâlar murâd [u] merâmları üzre tabh etdirüp hastalara verirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 166a ·
metinde göster ·
idi. Ammâ bu hân asrın za‘îf ve nahîf âdemlerinin tabî‘atine göre nabz-şinâs-ı …
Zîrâ anlar evvel asrın benî Âdemine göre hukemâlar idi. Ammâ bu hân asrın za‘îf ve nahîf âdemlerinin tabî‘atine göre nabz-şinâs-ı hâzık ve fassâd-ı kâmildir. Hatta seksen yıllık bir za‘îf ü nahîf lades kemiğine dönmüş bir berş-nâk ve afyon esîri herîfe muklalar verüp hammâma koyup buna bir ilac etmişdir kim vasfında lisân kâsırdır. Bu herîf-i zarîf tâze cân bulup üç günde ter ü tâze la‘l-gûn tabekânî elma yanaklı bir âdem oldu. Niçe bin bunun emsâli kimesnelere Mesîh-âsâ hayât verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 227b ·
metinde göster ·
… Bokrât u Sokrât ve Câlinûs ve Ristetâlîs ve Batlîmûs ve Feylesof u Feylekos nâm
hukemâlar
bu deyrde sâkin olup bu kûh-ı bâlâda hâsıl olan hâssalı edviyelerden râvend-i R …
Ve bu sahrâ eyle bir fezâ-yı bâlâdır kim cemî‘i nebâtât u ahşâbât ve dâ-i devâ-i giyâhât bunda mevcûddur. Hattâ bu yaylanın cânib-i garbîsinde bir deyr-i kadîm var. Hâlâ ma‘mûr olup bu deyrde Eflâtûn ve Bokrât u Sokrât ve Câlinûs ve Ristetâlîs ve Batlîmûs ve Feylesof u Feylekos nâm hukemâlar bu deyrde sâkin olup bu kûh-ı bâlâda hâsıl olan hâssalı edviyelerden râvend-i Rûmî ve sünbül-i Rûmî ve yebrûhu's-sanem, ya‘nî âdem gibi abdüsselâm otu ve cedvâr-ı Rûmî ve sa‘leb ve mahleb ve ışkın ve reybâs ve çöpçini ve saparna ve labada kökü ve şâhtere ve roka ve havlicân-ı Rûmî ve sadef ve ırkı'l-cenâh ve çilek ve lûzi'n-nebî misilli otları hukemâ-yı kudemâlar bu yaylada cem‘ etmek içün bu deyri binâ etmişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 160a ·
metinde göster ·
bu yaylağa gelüp mezkûr edviye otları ve niçe yüz bin elvân ahşâbâtları cem‘ ed …
İlâ hâze'l-ân cemî‘i kâfiristândan hukemâlar bu yaylağa gelüp mezkûr edviye otları ve niçe yüz bin elvân ahşâbâtları cem‘ edüp cümle vilâyetlere götürürler. El-hâsıl ecele dermân olsa bunda bulunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 160a ·
metinde göster ·
… âdem besbelli sen Popova balığı yemişsin" deyü darb-ı mesel olmuşdur. Ve ba‘zı
hukemâlar
mukavvî ma‘cûnlara bu Popova balığı beynini kodukları muhakkakdır.
Hattâ diyâr-ı Firengistân'da ve bilâd-ı Bosna'da bir âdem çok cimâ‘ eylese "Bire âdem besbelli sen Popova balığı yemişsin" deyü darb-ı mesel olmuşdur. Ve ba‘zı hukemâlar mukavvî ma‘cûnlara bu Popova balığı beynini kodukları muhakkakdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 162a ·
metinde göster ·
… düsi dahi şehîd olup hâlâ bir kemer altında ol Çerkes yiğidi atı üzre kendüsini
hukemâlar
muğlâb ile nâm içün kadîd edüp tuç gibi cümle silâhıyla ve zırh [u] zereh-külâh …
Süleymân Hân asrında bir Çerkes yiğidi ol mahalle gelince at koyup küffârı kıra kıra kendüsi dahi şehîd olup hâlâ bir kemer altında ol Çerkes yiğidi atı üzre kendüsini hukemâlar muğlâb ile nâm içün kadîd edüp tuç gibi cümle silâhıyla ve zırh [u] zereh-külâhı ve tîrkeş ve esbâbıyla ve başında şıpırtma kalpağıyla atı üzre durur. Atı dahi 58b muğlâbla kadîd olup durur. Anıniçün Çerkes Meydânı derler. Ve bu yiğidi tüfeng ile şehîd eden kefereyi Ferdinand Kral getirüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 58a–58b ·
metinde göster ·
… reb ü garâ’ib: Bu hakîr-i pür-taksîr yine Beç şehri içini seyr-i temâşâ ederken
hukemâlar
çârsûsuna uğradıkda yüz aded dükkânlardır, ba‘zı dükkânların önlerinde iskemlel …
Der-fasl-ı temâşâgâh-ı ağreb ü garâ’ib: Bu hakîr-i pür-taksîr yine Beç şehri içini seyr-i temâşâ ederken hukemâlar çârsûsuna uğradıkda yüz aded dükkânlardır, ba‘zı dükkânların önlerinde iskemleler üzre beyâz sarıklı ve Boşnak kalpaklı ve Teke Hamîd 59a külâhlı ve Tatar sıfatlı ve Tatar kıyâfetli ve kalpaklı cümle elleri ve ayakları demir zencîrli ümmet-i Muhammed esîrlerinin kimi kara Arab ve kimi cüvân yiğitler ve kimi ak sakallı ihtiyâr pîr-i fânî âdemler mahzûn boyunların büküp iskemleler üzre oturup önlerinde mefret tuçdan havânlar içinde mu‘âlece içün besbâse ve kebâbe ve darçın ve dâr-ı fülfül ve kakule ve zencebîl ve eğir ve gayri eczâları eyle çalışup döğerler kim gûyâ enselerinde "Tîz döğün" deyü kılıç ile durur âdemler var, ammâ ihtiyâr olan âdemler âheste âheste bî-dermân döğüp sağına soluna bakup bî-tâb u bî-mecâl kaldığından bu hakîrin merhamet tamarları seğreyüp sehâvetim dutup "İhtiyâr esîrlere birkaç akçe verelim" deyü kîse çıkardıkda Üstürgonlu Boşnak Alî Zâ‘im mennâ‘un li'l-hayr olup eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 58b–59a ·
metinde göster ·
… bu deyrde Eflâtûn ve Bokrât u Sokrât ve Batlîmûs ve Feylekos u Feylesûf misilli
hukemâlar
bundadır.
Cümle bu şehr-i ebharün kenârelerinde yedi yerde bîmârhâne vardır, ammâ cümleden ma‘mûr u müzeyyen sündüs ü istebrak misilli câme-hâbları cümle dîbâ vü şîb ü zerbâf yorkanlı ve çârşâflı bu İstifani kenîsesinin tîmârhânesidir kim bizzât kral hasta olsa bu dâru'ş-şifâya gelir, zîrâ bu deyrde Eflâtûn ve Bokrât u Sokrât ve Batlîmûs ve Feylekos u Feylesûf misilli hukemâlar bundadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 62a ·
metinde göster ·
… lûkdan mülûka intikâl etmiş bir dâr-ı diyâr olup içinde niçe pâdişâhlar ve niçe
hukemâlar
sâkin olup İşpanya elinden Venedik Frengi eline girüp andan sene (---) târîhind …
Ba‘dehu İslâmbol sâhibi Kostantin dahi ziyâde amâr edüp anın cünûdu bu şehr-i Atina'ya hükm edüp medrese-i dâr-ı hukemâ olmuş idi kim bin yedi yüz yıllık kâr-ı kadîm ve bender şehr-i azîmdir. Niçe yüz aded mülûkdan mülûka intikâl etmiş bir dâr-ı diyâr olup içinde niçe pâdişâhlar ve niçe hukemâlar sâkin olup İşpanya elinden Venedik Frengi eline girüp andan sene (---) târîhinde Âl-i Osmâniyân'dan bizzât Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân fethidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 251a ·
metinde göster ·
birer gûne ibret-eser mutalsamât-ı garîbe ve birer gûne vefk-ı a‘zam acîbeler i …
Ol zamânda bu şehir içre cem‘ olan hukemâlar birer gûne ibret-eser mutalsamât-ı garîbe ve birer gûne vefk-ı a‘zam acîbeler inşâ edüp bu şehirde tâ‘ûn ve yılan ve çıyan ve akreb ve leylek ve karga ve pire ve kehle ve tahta biti ve sivri sinek ve kara sinek olmazmış. El-hâsıl bir yıl üç yüz altmış altı gündür, gün başına birer gûne tılsımât karada ve gün başına birer tılsımât deryâya müte‘allık olup leb-i deryâya tılsımâtlar etmişler, tâ ki Hazret-i Risâlet-penâh rahm-ı mâderden müştak olunca bu mezkûr mutalsamâtların hükümleri nâfiz olup ol Habîb-i Hudâ'nın mevlûdu gecesi cümle tılsımât-ı vifâkâtlar zîr [ü] zeber olup amelleri bâtıl olur. Hâlâ niçe tılsımât yerleri manzûrûmuz olmuşdur. Ammâ şimdi yine bu şehr-i Atina'da sivri sinek ve çıyan ve akreb ve leylek ve karga olmaz ve gelirse vatan dutmaz ve çok dururlarsa yaşamazlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 254a ·
metinde göster ·
bu gâr-ı yetîmânlarda sâkin olup ders müzâkere edüp gûnâ-gûn mübâhase-i ilm edü …
Ol zamânda bu şehre gelen hukemâlar bu gâr-ı yetîmânlarda sâkin olup ders müzâkere edüp gûnâ-gûn mübâhase-i ilm edüp niçe gûne ulûm-ı acîbe ve garîbeye mâlik olup tekmîl-i fünûn-ı kesîre ederlermiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 254a ·
metinde göster ·
… na'ya şehr-i işrâkıyyûn ve şehr-i Meşşâ’iyyûn ve şehr-i (---) derler. Ol asırda
hukemâlar
var imiş kim Bağdâd'daki hukemâ ile bu Atina'daki hukemâları bî-zebân bilâ-vâsı …
Anıniçün niçe müverrihân-ı selef bu şehr-i Atina'ya şehr-i işrâkıyyûn ve şehr-i Meşşâ’iyyûn ve şehr-i (---) derler. Ol asırda hukemâlar var imiş kim Bağdâd'daki hukemâ ile bu Atina'daki hukemâları bî-zebân bilâ-vâsıta birbirleriyle şeb [ü] rûz kelimât ederlermiş. Bu dahi sırr-ı acîb [ü] garîbdir kim Bağdâd ile Atina'nın mâbeyninde deryâdan mâ‘adâ beş aylık yoldur, lisân-ı hâl ile kîl [u] kâl mertebesi söyleşile. 254b Hakkâ ki Mesîh-enfâs mertebesidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 254a–254b ·
metinde göster ·
… tât [u] giyâhât [u] uşbâtın envâ‘ı olur kim cemî‘i Frengistân ve Latinistân'dan
hukemâlar
bu cibâl-i bâlâya urûc edüp niçe bin yük gûnâ-gûn edviyeler cem‘ ederler.
Der-manzara-i mekâlîd-i cebel-i Tomor: Bu Belgrad şehrinin kıble cânibinde iki sâ‘at ba‘îd olan Tomor dağı 360a eyle yüksek ser-bülend kûh-ı bâlâdır kim beş altı konak yerden nümâyân bir mehîb kûh-ı bâlâdır. Anda olan nebâtât [u] giyâhât [u] uşbâtın envâ‘ı olur kim cemî‘i Frengistân ve Latinistân'dan hukemâlar bu cibâl-i bâlâya urûc edüp niçe bin yük gûnâ-gûn edviyeler cem‘ ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 359b–360a ·
metinde göster ·
… burunlarına ve yüzlerine ve kulaklarına sürüp cüzâm zahmetinden halâs olur. Ve
hukemâlar
andan asel-bend yapup yine Rûm'a gönderirler. El-hâsıl Hindustân'da altun ile b …
Sığala yağı ta‘bîr etdikleri oldur kim kavak misâli bir küçücük ağaçlardır, dağı taşı tutmuşdur. Ol diyârın sağîr u kebîr re‘âyâsı ellerinde birer eğri keskin kızağı-misâl demirler ile cümle ağaçların kabuklarını yol yol kazıyup çuvallara doldururlar. Ammâ ağaçların kabuğun bütün kazımazlar ki kurur. Zîrâ ze‘âmetleridir, mahsûl alırlar. Ba‘dehu ol kabukları cenderelerde sıkup kabukların tulumlara doldurup yedi iklîme gidüp mübârek gecelerde buhûr yakarlar. Amber-i hâmdan latîf râyiha-i tayyibesi vardır. Yağı Atina balı misâli humret üzre bir yağdır. Tulumlar ve fıçılar içine doldurup Marmaris iskelesinden Mısır'a, andan Süveyis deryâsı ile Hindustân'a gidüp anda terbiyet edüp zebât misâli burunlarına ve yüzlerine ve kulaklarına sürüp cüzâm zahmetinden halâs olur. Ve hukemâlar andan asel-bend yapup yine Rûm'a gönderirler. El-hâsıl Hindustân'da altun ile berâber tartup satarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y128b ·
metinde göster ·
Ve bu kuyu cenbinde bir musallâ soffası ve bir mihrâbı var. Bu mahallin cânib-i erba‘asında sınâmekî beyâbânı gâyet çokdur. Her diyâra bu mahalden gelir sarı sarı şükûfeleri P 115a olur. Hukemâlar isti‘mâl edüp müshilât ma‘âcinlere idhâl ederler. Aceb latîf edviye-i mu‘tedildir. Eğer bu mahalle bir sâhibü'l-hayır bir kuyu dahi kazsa yetmiş bin hac savâbı ederdi, zîrâ gâyetü'l-gâye muhtâcdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y274a ·
metinde göster ·
… Gâyet müshil suyu vardır. Aslı oldur kim bu vâdînin fezâsı serâpâ sınâmekîdir,
hukemâlar
isti‘mâl eder, müshil bir ahşâbâtdır, anın te’sîrinden suları dahi müshildir.
Ve bu dereleri cümle huccâc kazup eşmeler eşüp sular zuhûra geldi. Ammâ kesret üzre nûş edene beş altı amel etdi. Gâyet müshil suyu vardır. Aslı oldur kim bu vâdînin fezâsı serâpâ sınâmekîdir, hukemâlar isti‘mâl eder, müshil bir ahşâbâtdır, anın te’sîrinden suları dahi müshildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y275a ·
metinde göster ·
… 'de misli yok bir binâ-yı ibret-nümâdır kim tarh [u] tarzında akıl perîşân olup
hukemâlar
ilâc edüp âdem zî-akıl olur. İbtidâ tûlen ve arzan bir mücellâ ve musaykal merm …
Evsâf-ı bîmârhâne-i âbâdân dârü'ş-şifâ-yı Sultân Kalavân: Bâlâda câmi‘ ve imâreti tavsîf olunan Kalavân câmi‘i hareminin bir köşesinde bir binâ-yı azîm bîmârhânedir kim Rûm Arab ve Acem'de misli yok bir binâ-yı ibret-nümâdır kim tarh [u] tarzında akıl perîşân olup hukemâlar ilâc edüp âdem zî-akıl olur. İbtidâ tûlen ve arzan bir mücellâ ve musaykal mermer ile döşenmiş yüz ellişer adım bir harem-i azîmin tâ ortasında bir havz-ı azîmi var, fevvâreleri iki âdem kaddi pertâb eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y119b ·
metinde göster ·
… ifâda Bokrâd u Sokrad ve Eflâtûn ve Fisagores-i Tevhîdî ve Ebû Alî Sinâ misilli
hukemâlar
her biri Mesîh-âsâ mürde-dili ihyâ ederler. Ammâ bu şehir halkından hukemâ hâsı …
Bu âsitâneye üç yıllık sâhib-firâş ve mecnûn gelse bi-emrillâh kırk günde ifâkat bulup reng-i rûyı verd-i hamrâya döner. Zîrâ bu kân-ı şifâda Bokrâd u Sokrad ve Eflâtûn ve Fisagores-i Tevhîdî ve Ebû Alî Sinâ misilli hukemâlar her biri Mesîh-âsâ mürde-dili ihyâ ederler. Ammâ bu şehir halkından hukemâ hâsıl olmaz, cümle garîbü'd-diyârdır, yine kavm-i Arab'dır. Zîrâ ilm-i tıb evlâd-ı Arab'a verilmişdir. Cümleden elzem-i levâzımından ilim ilm-i tıbdır. Zîrâ Hazret-i Risâlet buyururlar, hadîs:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y120a ·
metinde göster ·
… yeşildir, kemâlinde siyâh siyâh olur. İçinde yine boğum boğum siyâh balı olur.
Hukemâlar
ma‘âcinlere korlar, gâyet müshildir. Ve latîf reçeli olur, müshil gülbeşeker ka …
Meyve-i hıyârşenbe: Ceviz ağacları gibi şecereleri olur. Bergleri dahi ana karîbdir. Ve sarı çiçekleri olur. Meyvesi birer zirâ‘ ikişer zirâ‘ uzun kamçı gibi meyvesi olur. Bir tarafdan Y 237a bahârıdır, bir tarafdan meyvesidir. Yılan gibi uzun uzun temâşâ meyvedir. İbtidâsı yeşildir, kemâlinde siyâh siyâh olur. İçinde yine boğum boğum siyâh balı olur. Hukemâlar ma‘âcinlere korlar, gâyet müshildir. Ve latîf reçeli olur, müshil gülbeşeker kadar nef‘i vardır, gâyet makbûl u mu‘teber edviyedir. Sarı çiçeğin dahi hamîre ve reçel ederler, gâyet makbûl-i hâs [u] âmdır. Ammâ cümle ağacları mîrîdir, sâhibi bir hıyârşenbe koparmağa kâdir değildir. Başka emânetdir, mîrîdir, sâhiblerine on yedi yük akçe verilüp meyveleri zabt olunup mülûk içün Âsitâne'ye gider ve mîrîden fürûht ederler. Meyvesi her ağacda tâze iken birer birer add edüp deftere kayd ederler, biri nâkıs olsa, bâğ sâhibin tecrîm edüp hakkından gelirler. P 244a Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y236b–Y237a ·
metinde göster ·