… ‘iz Sinân Efendi karâfesinde medfûnlardır. Ammâ her biri zamânında yegâne-i asr
idi deyü
pederimiz hikâyet eyledi}. 128a
Ve Mevlânâ imâmzâde Mehemmed Efendi: Bağdâdîzâde ile bir ânda merhûm olup cenâzeleri hem-ınân bürâderân-misâl olup Okmeydânı'nda Vâ‘iz Sinân Efendi karâfesinde medfûnlardır. Ammâ her biri zamânında yegâne-i asr idi deyü pederimiz hikâyet eyledi}. 128a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 127b–128a ·
metinde göster ·
… ilin vilâyetin nehb u gâret edüp bu kadar mâl-ı ganâ’imle esîr almak murâdımız
idi" deyü
firâr eden küffârlar kal‘ada olan fecerelere böyle haber verdiler. Hikmet-i Hud …
Anlar kal‘a içine girüp "Türk der kim bizim murâdımız kal‘a olaydı bir ayda alırdık. Ancak Moskov kralına haddin bildirüp bu kadar ilin vilâyetin nehb u gâret edüp bu kadar mâl-ı ganâ’imle esîr almak murâdımız idi" deyü firâr eden küffârlar kal‘ada olan fecerelere böyle haber verdiler. Hikmet-i Hudâ âsitâneye ulaklar gitdiği gice bir kuru sovuk oldu kim cümle asker-i İslâm ka‘r-ı zemîne gireyazdılar. Andan müşâhade eylediler kim Deşt-i Kıpçak-ı bî-emân ve Karadeniz-i bî-îmânda emn [u] emân yokdur. Âhir cümle asker kal‘a fethinden me’yûs olup mâh-ı (---) günü cümle hâs u âvâmın re’yiyle kal‘adan ferâgat edüp meymene ve meysere cümle mühimmâtları keştîlere koyup ve cemî’î mühimmât [u] levâzımâtları yerli yerine yerleşdirüp nefîr-i irtihâller çalınup "Emr Hudâ'nındır; takdîr-i İlâh böyle imiş" deyü taht-ı kal‘adan bî-feth avdet edüp Balısıra nâm mahalde donanma-yı hümâyûna vâsıl olup cümle eyâlet askerlerine izn-i serdâr olup kimi berren ve kimi bahren ve kimi Deşt-i Kıpçak'dan altı gün ve altı gicede nehr-i Kuban'a, andan Vilâyet-i Çerkez'e, andan Cezîre-i {Taman'a, andan Cezîre-i} Kırım'a dâhil oldular. Kimisi Heyhât sahrâsının şimâl tarafından Çerkes vatanına revâne oldular. Donanma-yı hümâyûn dahi Âsitâne-i sa‘âdet tarafına revâne olmağa lengerlerin deryâdan alacak mahalde Serdâr Hüseyin Paşa'dan bu hakîr me‘zûn olup Kırım Hânıyla diyâr-ı Kırım'a müteveccih olup donanma-yı İslâm mütevekkilen-ala'llâh deyüp bâdbânlar açup Azak deryâsına gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 262b ·
metinde göster ·
… rzurûm'da eyle bulutlar dahi on ay dutulup vech-i semâda müncemid-vâr ber-karâr
idi" deyü
hâmuş-bâş oldular. Ol zamân bildim ki cemî‘i vüzerâ vü vükelâ ve erbâb-ı devlet …
Hikâye-i hakîr: "Benim efendim! Sene (---) târîhinde Kırım hânlarından İslâm Girây Hân ile cezîre-i Kırım'dan diyâr-ı Moskov'a gidüp bilâ-hisâb mâl-ı ganâyim alup avdet mahalline kalınca erba‘în ve zemherîr oldu. Bu kadar mâl-ı hazâyin ile geldiğimiz yoldan dönmeğe havf edüp bi'z-zarûrî Heyhât sahrâsına ol şiddet-i şitâda on yedi gün ve on yedi gice aşup yortup hikmet-i Hudâ bir gice bir berd-i cahîm oldu kim yedi yüz esîr dondu ve bin mikdârı Tatarın eli ayağı düşdü. Ol sabah hakîre dahi felek, sovuk cehennemi rûzgâr-ı zorkârın gösterüp gûyâ ki elîm-i A‘râf'ı gördük. Yedi sâ‘at kâmil taban-keşlik edüp bî-tâb u bî-me‘âl kaldıkda esb-i sabâ-sür‘atime süvâr 53a oldum. Hikmet-i Hudâ dördüncü sâ‘atde altı yerden şems-i âteş-tâb zâhir oldu. Cümle Tatar kartları âlem-i hayretde kaldılar. Ammâ âdetullah oldur kim güneş cânib-i şarkdan tulû‘ eder. Kâmil dörd sâ‘at olunca ol tarafdan tulû‘ etmeyüp altı aded güneşin biri Heyhât'ın kıble cânibi, Çerâkise vilâyetidir, andan nümâyûn oldu. Bir güneş Heyhât'ın cenûb tarafıdır kim cezîre-i Kırım'da Kefe kal‘asıdır, ol cânibden tulû‘ etdi. Biri garb cânibidir ki Alaman vilâyetidir ki ondan hurûc etdi. Biri Leh cânibinden hurûc etdi. Beşincisi şimâl tarafında Kırako vilâyeti tarafından tulû‘ etdi. Altıncısı yine Heyhât'ın yıldız tarafında Moskov'un Görlef kal‘ası câniblerinden zuhûr edüp bu altı güneşin her biri asıl güneşin pertevinden ziyâde nümâyân idi ve altısı da semâdan zemîne balık ağzı gibi yâhûd Tûbâ şeceri gibi baş aşağı zemîne nüzûl etmişdi. Zîrâ asıl güneşin cânib-i şarkı gâyetü'l-gâye şiddet-i şitâ olmağıla pertevi donup ba‘zı sevâhil olan ekâlîm-i seb‘alardan pertev urup nümâyân olurdu" deyü bu hikâyeyi nakl etdiğimizde cümlesi Arapça bi-kudretihi ve yahkümü mâ yürîdü bi-izzetihi, deyü cümle tahkîkdır, dediler. Ve cümle müdâhaneciler ve orancıların hâtırları mütesellî oldu. Ammâ Hudâ âlimdir, böyle olmuşdur. Müdâhaneciler bu hikâyeden fürce bulup "İşte ol sene Erzurûm'da eyle bulutlar dahi on ay dutulup vech-i semâda müncemid-vâr ber-karâr idi" deyü hâmuş-bâş oldular. Ol zamân bildim ki cemî‘i vüzerâ vü vükelâ ve erbâb-ı devlet huzûrında müdâhane ve hoş-âmed kelâm lâzım imiş. Ammâ bizim efendimiz Melek Ahmed Paşa huzûrunda bir kimesnenin cânı yok idi kim zemm u nemm u gıybet ve mesâvî ve sû’-i zan ve müdâhane ve hoş-âmed söyleyeler idi. Anı meclisinden reddederdi ve derhâl "Çık taşra bre hannâs!" deyü ana hannâs lakab kordu. Ve bir kimesne anın yanıda bir kizb kelâm söylese ol âdemden gayri nefret ederdi. Ammâ ne kadar latîfe-âmiz kelimâtlar söylense şakadan hazz ederdi. Ammâ hâlâ zamânımızın a‘yân [u] kibârı ve vüzerâ ve mülûkları böyle hoş-âmede ve müdâhaneye mâyil olup bî-garaz ve ehl-i ırz kimesnelere taşra umûrların sormadıkları ecilden Devlet-i Âl-i Osmân'a taraf taraf rahneler gelmededir. Hudâ Devlet-i Âl-i Osmân'ı ilâ inkırâzı'd-devrân mü’ebbed ede, âmîn, yâ Mu‘în. Ammâ devlet [ü] dîn-i mübîni sıyânet eden kimesnelerden ba‘zı şu‘arâlar Sultân Ahmed Hân'a verdikleri kasîde-i belîğu'l-beyândır kim bu mahalle tahrîr olundu. Güfte-i Şeyhî Efendi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 52b–53a ·
metinde göster ·
… bâğçeler kenarında tekye-i Bektâşiyân var imiş. Görenler, bu dünyâda nazîri yok
idi, deyü
hikâye ederler. Hilâfet-i Ahmed Hânî'de Vezîr Nasıf Paşa münhedim etmiş. Hâlâ e …
Ve cümle (---) aded tekye-i dervîşândır. Cümleden şehrin cânib-i şimâlinde bâğlar ve bâğçeler kenarında tekye-i Bektâşiyân var imiş. Görenler, bu dünyâda nazîri yok idi, deyü hikâye ederler. Hilâfet-i Ahmed Hânî'de Vezîr Nasıf Paşa münhedim etmiş. Hâlâ eser-i binâları zâhirdir. Ammâ imâr olan Kastamonî Şa‘bân Efendi halîfelerinden Yeniçeri Pîrî Efendi tekyesi ulu âsitânedir. Ve Şeyh Pîrî aşk-ı İlâhî ile sermet bir ârif-i billahdır. Âşıkâne ve tasavvufâne penç-beyt ilâhiyâtları lisân-ı âşıkânda on iki makâm üzre tilâvet olunur bir müdevveri var. Ve tekye-i,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 110a ·
metinde göster ·
… î'dir. Zîrâ azîz hakkında münkerîn niçe kîl ü kâl edüp Saltık nâmında bir râhib
idi, deyü
iftirâ edüp âsim olmuşlar.
Evsâf-ı ziyâretgâh-ı şehr-i Babadağı: Evvelâ derûn-ı şehirde menba‘-ı esrâr, merci‘-i ebrâr, âmil-i sıddîk, âlim-i tahkîk Hazret-i Sultân Sarı Saltık Muhammed Buhârâvî, ırk-ı tâhirden olduğuna şübhe yokdur. Hatta Gelibolulu Muhammediyye sâhibi Yazıcıoğlu bir risâlesinde hasîb ü nesebiyle Saltık Bay Sultânı tavsîf eylemiş. Zîrâ anlar Ebü'l-feth asrında olmağıla Hacı Bektâş'a ve Sarı Saltığ'a karîbü'l-ahd olmağıla menâkıbinde mufassal tahrîr eylemiş ve Ken‘ân Paşa vâlî-i Özi iken bir kaç sene Babadağı'nda muhâfazada iken nasb-ı nefs edüp Yazıcızâde menâkıbinden ve gayri fütûhât-ı Tohtamış Hân'dan Sarı Saltık Sultân'ın menâkıbların kâfiristânda tebdîl-i kıyafet etdüğü gazâların Ken‘ân Paşa kırk kerras kadar bir menâkıb-ı Saltık Bay tahrîr etmiş kim diller ile tahrîr olunmaz bir selîs ü âb-ı tâblı ve câ-be-câ ebyât-ı aş‘ârlı fesâhat u belâgat üzre Saltuknâme nâmında bir tevârîhdir. Meğer Ken‘ân Paşa merhûm hattât imiş. Hattât Demircikulu tarzında bir hatt-ı reyhânîdir kim gûyâ hatt-ı Yâkût-ı Musta‘sımî'dir. Zîrâ azîz hakkında münkerîn niçe kîl ü kâl edüp Saltık nâmında bir râhib idi, deyü iftirâ edüp âsim olmuşlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 127b ·
metinde göster ·
… rmak kaldırup İslâm ile müşerref olanın biri Murâd Hân-ı Râbî‘ asrında türbedâr
idi, deyü
şehâdet etdiler. Hâlâ ol kandili ser-i sa‘âdetleri tarafında huddâmları 170b …
Bir kaç kerre Yahûdî tâ’îfesi tebdîl-i câme olup çerâğ-ı münevverin söndürmek murâd edindikde "püf" demeğe dem nefesi tutulup ancak bir sedd-i ramakı kaldıkda parmak kaldırup İslâm ile müşerref olanın biri Murâd Hân-ı Râbî‘ asrında türbedâr idi, deyü şehâdet etdiler. Hâlâ ol kandili ser-i sa‘âdetleri tarafında huddâmları 170b yağ koyup âsitâne-i Baba'yı münevver eder. Niçe kerre dühn-i kûsfend komağı ferâmûş edüp niçe günler yine çerâğı rûşen olur, bir âsitâne-i deyr-i azîmde medfûndur. Gerçi tekye-i Bektâşiyân'dır ammâ evkâfı za‘îf olmağıla dervîşânı azdır ammâ nezerâtları çok gelir. Ve cânib-i erba‘asında bâğ u besâtînleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 170a–170b ·
metinde göster ·
… f'da olan âyet-i kerîmeden acâ’ib tesellî-i hâtır buldum. Hakkâ ki ol âdem velî
idi" deyü
dâ’imâ anın evsâfıyla eğlenirdik. Bu hakîrin Melek Ahmed Paşa kâ’immakâmlığında …
Hakîr Ahûrkapu'ya şâd [u] handân gelüp iki kayıkçılar ile paşaya gelüp Dede'nin selâmın teblîğ edüp vâkı‘-ı hâli takrîr eyledim. Paşa âlem-i hayretde kalup "Bu sûre-i Yûsuf'da olan âyet-i kerîmeden acâ’ib tesellî-i hâtır buldum. Hakkâ ki ol âdem velî idi" deyü dâ’imâ anın evsâfıyla eğlenirdik. Bu hakîrin Melek Ahmed Paşa kâ’immakâmlığında böyle bir câna râst geldik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 176b ·
metinde göster ·
… ar ile imâr eylemişdir. Hatta be-kavl-i Tuhfe "Bizzât Hazret-i Âdem Tatar-sıfât
idi", deyü
tahrîr etmiş.
Ziyâretgâh-ı Akçakoyunlu: Bunlar dahi kavm-i Tatar iken Hişâm b. Abdülmelik mektûbuyla İslâm kabûl edüp âhir İslâm kabûl etmeyen Hulâgû Tatarı derdinden Mâverâü'n-nehir'de diyâr-ı Mâhân'ı taşlayup ecdâd-ı Âl-i Osmân ile ve Âl-i Dânişmendiyye ve Âl-i Çobaniyân ile diyâr-ı Âzerbaycân'da vatan idinüp şehr-i Ahlat'a ve Erzurûm'a ve Diyârbekir ve Irâk ve Fars'a dahi mâlik oldular. Cümle dokuz neferdir. Bunlara beğ derler ve bay ve şâh dahi derler. Sultân Uzun Hasan Şâh Bayındırî bunlardandır. Âl-i Osmân'a dahi bunlar karîb-i akrabâdırlar. Bu bâlâda tahrîr olunan selâtînlerin cümlesi ve Âl-i Osmân dahi cümle Tatardırlar. Anınçün Tatar hânlar Âl-i Osmân akrabâlardır. Cenâb-ı Bârî bu rûy-ı arzı ibtidâ Tatar ile imâr eylemişdir. Hatta be-kavl-i Tuhfe "Bizzât Hazret-i Âdem Tatar-sıfât idi", deyü tahrîr etmiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 241b ·
metinde göster ·
… âkı‘ayı İslâmbol'da sana demedim mi idi ve sen hayr ola, deyü ta‘bîr etmedin mi
idi, deyü
bu vâkı‘a[y]ı Melek Paşa efendimiz hakîr-i pür-taksîre takrîr eylemişdir.
Murâd Hân eyitdi: "Ol kanlı pâreden kızım İsmihân Kaya'm hâtûna gönder, yıkayup tenâvül etsün ve bir parçasın Bitlîs hânına Van'dan gönder, kanlı ekmekden yesin, mâ‘adâsın sen ye, dediler" deyü bu vâkı‘ayı İslâmbol'da sana demedim mi idi ve sen hayr ola, deyü ta‘bîr etmedin mi idi, deyü bu vâkı‘a[y]ı Melek Paşa efendimiz hakîr-i pür-taksîre takrîr eylemişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 260b ·
metinde göster ·
Bu sandûka içün cümle ahâlî-i vilâyet şehâdet edüp dediler kim "Sabâhdan bu âna dek temâşâ etdiğiniz sandûkalar ve bu sandûka-i mücevher dahi cümlemiz şehâdet ederiz alimallah ve şehidallah ve kefâ billah Muhammedün Resûlullah ol sandûkalar cümle Zâl Paşazâde kızı hanım sultânın Âdilcevâz'dan cihâzıyla gelen sandûkalar ve cevâhirlerdir. Hâlâ miftâhları andadır ve cümle cihâz-ı nisvân olduğu manzûr-ı şerîfleriniz olmuşdur ve Hanım mühriyle memhûrlu idi." deyü şehâdet etdiklerinde hemân Paşa-yı âdil adâlet edüp cümle a‘yân u kibâr huzûrunda on yedi aded sandûkaları hanım Sultânın Tavâşî Anber Ağa'ya teslîm ederken cümle Vanlı "Devletli vezîr! Hân zimmetinde bizim bu kadar mâl-ı bevâkîmiz var. Bunları verirseniz mâlımız kanden çıkar." dediklerinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 278a ·
metinde göster ·
… Gör deryâda balık gibi yüzüp gider, Allah işin onara, diyenin haddi pâyânı yok
idi." deyü
nakl etdiler.
Niçe merd yigit kim "Bre ümmet-i Muhammed! Bu Çomar bu kadar zamân bizim Hakkarî ocağından bu kadar mâl-ı ganâ’imler ile bu kadar kelleler almışdı. Şimdi kezâlik iki yüz kadar âdemimiz kırmışdı. Ve şimdi böyle karşu tarafa gidüp 282b halâs ola? Yarınki gün "Hakkarî Hâkimi Yezdenşîr Hân'ımıza ne cevâb verelim?", dedik. Niçemiz de, "Eyle yarar yiğidin yoluna cân u baş fedâ olsun. Şimdi burada bu kadar âdem kırup atıyla deryâya cân atdı. Gör deryâda balık gibi yüzüp gider, Allah işin onara, diyenin haddi pâyânı yok idi." deyü nakl etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 282a–282b ·
metinde göster ·
… olmak içün eyle âlî binâ olunmuş ve cümle tabakâtında on iki bin revzenleri var
idi." deyü
tahrîr etmişlerdir. Hâlâ eser-i binâları âşikârdır.
Sene (---) târîhinde zamân-ı Pervîz Şâh'da âbâdân olmuş bir belde-i mu‘azzam idi. Niçe mülûkdan mülûka harâmîlik ile alınup kalmak ile kal‘a-i Lusûs ya‘nî Harâmî kal‘ası derler. Ammâ aslında ismi Pervîz-âbâd kal‘asıdır. Timur Hân harâb etmezden mukaddem bu kal‘a evsâfın müverrihân-ı Acem eyle tahrîr ü terşîd eylemişler kim, "Bu kal‘a hemân bir kasr-ı azîm olmak içün binâ olunup on iki tabaka imiş kim beş menzil yerde Kabr-i Hazret-i Alî nümâyân olmak içün eyle âlî binâ olunmuş ve cümle tabakâtında on iki bin revzenleri var idi." deyü tahrîr etmişlerdir. Hâlâ eser-i binâları âşikârdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 317a ·
metinde göster ·
… u şehr içre hammâm-ı hâs [u] âm ile hammâmât-ı mahsûs-ı benâm altmış bin hammâm
idi" deyü
tahrîr etmişler. Hattâ Cerîr-i Taberî dahi "Bu Eski Bağdâd-ı Heremdâd'ın her ha …
Müverrihân-ı kudemâ olan Mıkdısî-i Yarmenî bu hâk-i Irâk tahrîrinde yed-i tûlâsın ayân u beyân edüp mezkûr Eski Bağdâd-ı Heremdâd hakkında eyle tahrîr ü tasdîr ü terkîm edüp eydür kim: "Hâk-i Irâk hudûdu tûlen Tikrit şehrinden tâ şehr-i Sadan'a varınca idi. Ve arzı şehr-i Kâdisiyye'den tâ şehr-i Hulvân'a varınca hudûd-ı İremleri varmış idi. Ve nefs-i şehr-i Heremdâd Şattu'l-Arab kenârından cânib-i şarka iki günlük yolda nehr-i Diyâle'ye varmış. Tûlen ve arzen bir sevâd-ı mu‘azzam idi. Ve vasat-ı şehir içre tâ nehr-i Diyâle'den üç aded tur‘a gelüp cereyân ederdi. Ve ol asırda cümle hâk-i Irâk'da nehr-i Şatt ve nehr-i Furât ve nehr-i Diyâle'den cümle yedi bin aded tur‘alar cereyân edüp arz-ı Irâk'ı saky edermiş. Ve bu Heremdâd'un vasatında deyr-i püt-gedesi var imiş kim cemî‘i kıbâbları üç bin amûd-ı müntehâ üzre mebnî üç bin altmış aded kıbâbları olup yedi bin aded huddâmları var imiş. Ve nehr-i Van 332b dahi Kürdistân kuhlarından gelüp nehr-i Dicle'ye bu Heremdâd altında mahlût olurmuş. Ve nehr-i İsâ içre ve nehr-i Serâb kenârınca niçe bin âsiyâb-ı dakîkler deverân edüp mezkûr nehreyn-i mübârekeynler üzre niçe bin keştîler şinâverlik edüp şehr-i Heremdâd'a tüccârân ile metâ‘ getirüp kâlâ vü vâlâ getirirlerdi. Ve ne mertebede sevâd-ı mu‘azzam idüğü andan ma‘lûm-ı sa‘âdet ola kim bu şehr içre hammâm-ı hâs [u] âm ile hammâmât-ı mahsûs-ı benâm altmış bin hammâm idi" deyü tahrîr etmişler. Hattâ Cerîr-i Taberî dahi "Bu Eski Bağdâd-ı Heremdâd'ın her hammâmı içre beşer âdem olsa olmaz her hammâmda ellişer huddâm var idi", deyü bî-hisâb benî Âdem tahrîr etmiş "Ve cümle kırk bin sırmakeş ve altı bin zerkûb var idi. Gayri esvâk-ı bâzârı ve niçe kerre yüz dükkânçeleri ve niçe yüz bin aded âsâr-ı imârâtları ana göre kıyâs oluna." deyü tahrîr etmişler. Ammâ şimdiki hâlde kân-ı mâr-ı mûr [u] bûm-ı gurâb olup ancak âsâr-ı binâdan Tâk-i Kisrâ nâm bir binâ-yı benâm kalmışdır. İnşâallahu Ta‘âlâ mahalliyle ol dahi tahrîr olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 332a–332b ·
metinde göster ·
… emdâd'ın her hammâmı içre beşer âdem olsa olmaz her hammâmda ellişer huddâm var
idi", deyü
bî-hisâb benî Âdem tahrîr etmiş "Ve cümle kırk bin sırmakeş ve altı bin zerkûb …
Müverrihân-ı kudemâ olan Mıkdısî-i Yarmenî bu hâk-i Irâk tahrîrinde yed-i tûlâsın ayân u beyân edüp mezkûr Eski Bağdâd-ı Heremdâd hakkında eyle tahrîr ü tasdîr ü terkîm edüp eydür kim: "Hâk-i Irâk hudûdu tûlen Tikrit şehrinden tâ şehr-i Sadan'a varınca idi. Ve arzı şehr-i Kâdisiyye'den tâ şehr-i Hulvân'a varınca hudûd-ı İremleri varmış idi. Ve nefs-i şehr-i Heremdâd Şattu'l-Arab kenârından cânib-i şarka iki günlük yolda nehr-i Diyâle'ye varmış. Tûlen ve arzen bir sevâd-ı mu‘azzam idi. Ve vasat-ı şehir içre tâ nehr-i Diyâle'den üç aded tur‘a gelüp cereyân ederdi. Ve ol asırda cümle hâk-i Irâk'da nehr-i Şatt ve nehr-i Furât ve nehr-i Diyâle'den cümle yedi bin aded tur‘alar cereyân edüp arz-ı Irâk'ı saky edermiş. Ve bu Heremdâd'un vasatında deyr-i püt-gedesi var imiş kim cemî‘i kıbâbları üç bin amûd-ı müntehâ üzre mebnî üç bin altmış aded kıbâbları olup yedi bin aded huddâmları var imiş. Ve nehr-i Van 332b dahi Kürdistân kuhlarından gelüp nehr-i Dicle'ye bu Heremdâd altında mahlût olurmuş. Ve nehr-i İsâ içre ve nehr-i Serâb kenârınca niçe bin âsiyâb-ı dakîkler deverân edüp mezkûr nehreyn-i mübârekeynler üzre niçe bin keştîler şinâverlik edüp şehr-i Heremdâd'a tüccârân ile metâ‘ getirüp kâlâ vü vâlâ getirirlerdi. Ve ne mertebede sevâd-ı mu‘azzam idüğü andan ma‘lûm-ı sa‘âdet ola kim bu şehr içre hammâm-ı hâs [u] âm ile hammâmât-ı mahsûs-ı benâm altmış bin hammâm idi" deyü tahrîr etmişler. Hattâ Cerîr-i Taberî dahi "Bu Eski Bağdâd-ı Heremdâd'ın her hammâmı içre beşer âdem olsa olmaz her hammâmda ellişer huddâm var idi", deyü bî-hisâb benî Âdem tahrîr etmiş "Ve cümle kırk bin sırmakeş ve altı bin zerkûb var idi. Gayri esvâk-ı bâzârı ve niçe kerre yüz dükkânçeleri ve niçe yüz bin aded âsâr-ı imârâtları ana göre kıyâs oluna." deyü tahrîr etmişler. Ammâ şimdiki hâlde kân-ı mâr-ı mûr [u] bûm-ı gurâb olup ancak âsâr-ı binâdan Tâk-i Kisrâ nâm bir binâ-yı benâm kalmışdır. İnşâallahu Ta‘âlâ mahalliyle ol dahi tahrîr olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 332a–332b ·
metinde göster ·
zu‘m-ı bâtıla düşmüşlerdir. Ve cümle teberrâî ve melâhide ve Kalenderî râfizîle …
Hulâsa-i kelâm Alî hakkında niçe bin gûne ta‘rîf ü tavsîf etmişlerdir. Ammâ kavm-i Acem yüz mücelled kitâb kesret-i muhabbetlerinden "Hazret-i Alî peygamberdir." deyü Kelâm-ı Alî cem‘ edüp "Kâle Hazret-i Alî sallallahu aleyhi ve sellem" derler. Peygamber değildir desek "Cibril-i Emîn şaş getiripdir yohsa nübüvvet Hazret-i Alî'nin hakkı idi." deyü zu‘m-ı bâtıla düşmüşlerdir. Ve cümle teberrâî ve melâhide ve Kalenderî râfizîler otursa ve dursa ve yatsa ve kalksa "Yâ Muhammed, Yâ Alî!" derler ve niçe bin Kızılbaş her sene hacca niyyet edüp niçe bin altun harc edüp şedd-i rihal çekerek Hazret-i Alî ve İmâm Hüseyin'i ziyâret edüp "Hacc-ı ekbereyn etdim." deyü avdet edüp vatanına gider ammâ âsitâne-i Hazret-i Alî'ye bir kerre yüz süren elbette birkaç kerre dahi gelüp ziyâret kasd eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 355b ·
metinde göster ·
niçe müverrihler eyle tahrîr etmişlerdir. Hâlâ âsâr-ı imâretistânları taraf tar …
Ve nehr-i Hermas ibtidâsı arz-ı Nasîbîn'den tulû‘ edüp çölistân içre cereyân ederek iki fırka olur. Ol fırkaya kavm-i Urbân-ı uryân-ı Mavâl nehr-i Sersâr derler. Bu nehir cezîre-i Dicle içre cereyân ederek şehr-i Beledü'l-Hatîb-i Vustâ'ya ve hâk-i Sincâr'a uğrayup andan cânib-i cenûba ve kâhîce taraf-ı şarka cereyân ederek bu kal‘a-i Tikrit kurbünde nehr-i Şatt'a munsabb olur. Ve bu Tikrit çölistânında dokuz yüz yigirmi bir tur‘alar var idi kim cümlesin Erdeşîr Bâbek hafr edüp cereyân etdirmişdi. "Ol asırda hâk-i Tikrit bâğ-ı İrem idi." deyü niçe müverrihler eyle tahrîr etmişlerdir. Hâlâ âsâr-ı imâretistânları taraf taraf zâhir ü bâhirdir kim târîh-i Acem'de diyâr-ı Nârenc derler.(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 406b ·
metinde göster ·
… koşup ‘Tâ Diyârbekir'e varana dek hidmetinde olalar’ deyü fermân eylesem gerek
idi" deyü
niçe bin lâf u güzâflar urdu, ammâ gün-be-gün Bitlis şehri içre niçe bî-günâh m …
Hân eyitdi: "Âferim Evliyâ! Hakkâ ki nân u nemek hakkın bilir merd-i meydânsın. Ol Allâh hakkı derûnum âteşinden şöyle böyle edem dedim, ammâ eğer Melek bu dereçeye gelende men anı ihsân [u] in‘âm ile utandurup tâ Diyârbekir'e varana dek zahîresin verüp evlâdlarımı ve hân etdiği oğlum Ziyâeddîn'i bilesince koşup ‘Tâ Diyârbekir'e varana dek hidmetinde olalar’ deyü fermân eylesem gerek idi" deyü niçe bin lâf u güzâflar urdu, ammâ gün-be-gün Bitlis şehri içre niçe bî-günâh mazlûmları iftirâ-yı mahz edüp "Sen Melek Ahmed Paşa'yı bu diyâra getirmeğe bâ‘is u bâdî olduğuz" ve "Haydar Kethüdâ çerâğısınız" deyü niçe ibâdullâhları Bitlis kal‘ası burcundan aşağı âdemleri atup pâre pâre olup niçesin kılıç üşürüp rîze rîze ederlerdi. Ve kimin Bâğ kayalarından ve Dehdîvân ve Âvih kayalarından dest ber-kafâ bağlı âdemleri endâht edüp garîb-i benî Âdem tayr-ı ebâbîl gibi tayerân edüp zemîne nüzûl etdikde sad pâre olup herîse olurlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 11a ·
metinde göster ·
… dan bizi ricâ edesiz ki ‘Melek Ahmed Paşa'nın kırdığı bizim Boğdan askeri değil
idi’ deyü
ricâ edin" deyü ricâları hayyız-ı kabûlde vâki‘ olmayup bu kadar mâldan çıkdıla …
Evsâf-ı kal‘a-i kavî Soroka: Bânîsi (---) filândır. Lisân-ı Boğdanca "Soroka" demek (---) demekdir. Bu Boğdan beği hükmünde başka boyarlık ve vâmoşlukdur. Kal‘ası nehr-i Turla kenârında şeddadî taş binâ kal‘a-i bâlâdır, ammâ küçükdür, lâkin Hân'a ey top şâdumânları edüp ziyâfetler ile yüz araba hedâyâlar ile Hân'a yetmiş tahta semmûr ve kırk tahta kafâ ve yüz elli tahta semmûr paçası kürkler ve elli kîse guruş gelüp "Pâdişâhdan bizi ricâ edesiz ki ‘Melek Ahmed Paşa'nın kırdığı bizim Boğdan askeri değil idi’ deyü ricâ edin" deyü ricâları hayyız-ı kabûlde vâki‘ olmayup bu kadar mâldan çıkdılar. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 50a ·
metinde göster ·
Hattâ "Bu kal‘a-i İrem-âbâdın fethinde Hazret-i Hacı Bektaş Velî bile idi" deyü yazmışlar, ammâ Rûm keferesi bu kal‘ada ceng-i azîm etmeğile ba‘de'l-feth kal‘asın câ-be-câ yıkmışlar. Kal‘ası leb-i deryâda bir boğaz körfezi ağzında bir püşte-i âlî üzre şeddadî çâr-kûşe taş binâ bir sûr-ı ra‘nâ imiş. Murâd olunsa sehel şey ile amâr olmak mümkündür. İçinde Rûm keferesi fukarâları sâkinlerdir. İki tarafı bayırlar arası bir vâsi‘ vâdîde bir ma‘mûr u müzeyyen bâğ-ı İremli bir şîrîn şıralı kasaba-i şîrînkârlı amâr rabta-i ra‘nâdır kim der-i devlet bostâncıbaşısı defteri üzre cümle yigirmi altı bin bâğ u bâğçe tahrîr olunmuşdur kim sicilde dahi mastûrdur, zîrâ beher sene bostâncıbaşı izniyle terekecibaşı tarafından beş on nefer bostâncılar gelüp sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlem-penâhın kilâr-ı âmiresi içün bu Gemleyik şehrinin yetmiş yedi bin dölüm bâğlarından pâdişâh içün yüz bin aded âdem kellesi kadar narların güzîdesin alırlar kim gûyâ her biri diyâr-ı Bağdâd kurbunda şehribân'ın feyz narlarıdır. Andan vezîre ve şeyhülislâma ve kadıaskereyne ve vâlide sultâna ve hasekilere el-hâsıl Der-i devletde ser-i kârda olanlara dahi yüz bin aded kelle kadar lüffân narları koparırlar ve niçe bin aded narları dâne dâne edüp pâdişâh içün cenderelerde sıkup la‘lgûn şıra-i rümmân olup fıçılar ile pâdişâha gidüp defter ile cemî‘i nârları hâliyetü'l-hâliye olan yerlere bezl ederler. Bundan gayrı İslâmbol'a beher sene bin pâre gemi nâr gelüp rümmân-ı Gemleyik gelüp İslâmbol'u vakt-i şitâda nâr ile ganîmet ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 84a ·
metinde göster ·
… z. Ve karîbü'l-ahd niçe kimesnelerden Ahmed Bîcân'ı bu mahalle defn edenler var
idi" deyü
Ulu câmi‘ imâmı ve niçe ihtiyâr kimesneler şahâdet etdiler, ammâ kubbe ve âsâr- …
"Siz gerçeksiz. Ol kabr-i münevver makâmlarıdır, ammâ bu Ahmed Bîcân hazretleri Envârü'l-âşıkîn nâm kitâbında niçe esrâr-ı Hudâ'yı ve Cifr-i Alî'yi âşikâre etdiğiyçün birâderi Mehemmed Efendi ile mâbeynlerine şeker-leb düşüp Sultân Bâyezîd-i Velî asrında bu Sofya şehrimize gelüp bu şehrimizde âsûde olan Hazret-i Balı Efendi'nin şeyhi (---)(---) Efendi ile hem-celîs ve hem-enîs olup niçe kitâblar dahi te’lîf edüp yine Bâyezîd Hân asrında Ahmed Bîcân gerçekden bî-cân oldukda pederimiz merhûm Ahmed Bîcân hazretlerin bu mahalle defn edüp pederimiz vasiyyetiyle her bâr gelüp ziyâret edegelmişiz. Ve karîbü'l-ahd niçe kimesnelerden Ahmed Bîcân'ı bu mahalle defn edenler var idi" deyü Ulu câmi‘ imâmı ve niçe ihtiyâr kimesneler şahâdet etdiler, ammâ kubbe ve âsâr-ı binâsız seng-i mezârlarından ma‘lûm bir kabr-i münevverdir, rahmetullâhi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 96b ·
metinde göster ·
… edüp Der-i Devlet'e bu kadar kelle ve esîr kapudanlar (---) Ağa ile gönderilmiş
idi" deyü
cevâb verdim. Köpürlü eyitdi,
"Vallâhi sultânım, Venedik Körfezi nihâyetinde lisân-ı Talyan söyleşir yüz bin kavm olur. Nısfı Venedik'e tâbi‘dir, nısfı Nemse kralına tâbi‘ olanı sulha mugâyir olmasın içün gâret etmeyüp, ammâ Venedik'e tâbi‘den bin kadar esîr ve mâl-ı ganâ’im alınup, ba‘dehû kal‘a-i Zadra altına gelüp Kırka sancağı içinde biz harâb kal‘alarımız temâşâ ederek gelüp Kilis sahrâsında meks edüp Der-i Devlet'e bu kadar kelle ve esîr kapudanlar (---) Ağa ile gönderilmiş idi" deyü cevâb verdim. Köpürlü eyitdi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 164a ·
metinde göster ·
… gâh maşrık câniblerin eyle gâret etdik kim "Âyâ bu vâdîde imâretden âsâr var mı
idi?" deyü
bilinmez idi. Ve bu nâhiyeye Saboç derler. Sene-i mâzîlerde merhûm Seydî Ahmed …
Hamd-i Hudâ yigirmi bin asker bu kadar mâl [u] menâl alup top menzili gölden alarka bâğlar kenârında meks edüp kal‘a küffârları askere aslâ rağbet etmeyüp bir top atmadı. Bizler dahi gâh mağrib ve gâh maşrık câniblerin eyle gâret etdik kim "Âyâ bu vâdîde imâretden âsâr var mı idi?" deyü bilinmez idi. Ve bu nâhiyeye Saboç derler. Sene-i mâzîlerde merhûm Seydî Ahmed Paşa dahi bu vâdîlere gelüp nehb ü gâret etmiş imiş, niçe bin esîr alup gitmiş imiş. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 11a ·
metinde göster ·
… olunmadı, hemân "İki bin kîse nakid talar guruş ve yüz kîse altun-ı Ungurus var
idi" deyü
giriftâr olan esîrler nakl etdiler.
Ol ân kral dahi rakîbi Kemen Yanoş'un mürd olduğu safâsından Küçük Mehemmed Paşa'ya on beş kîse ve bir semmûr ve yüz araba zahîre ve on araba kumaş-ı vefîreler verüp Küçük Mehemmed Paşa bir zibîdî mîr-i mîrân iken bahâdırlığı sebebiyle bir ânda İskender kadar dârât sâhibi oldu, zîrâ Kemen Yanoş Kralın hazînesi ve bârhânesi ve cebehânesi ve sâ’ir bârhânesi ve mühimmât [u] âvânîlerine mâlik olup bir kimesne su’âl etmeyüp müdâhale olunmadı, hemân "İki bin kîse nakid talar guruş ve yüz kîse altun-ı Ungurus var idi" deyü giriftâr olan esîrler nakl etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 25b ·
metinde göster ·
… i Hudâ Boğdan beği tarafından iki nefer dil Sadrıa‘zama gelüp "Topların aslı ne
idi?" deyü
su’âl olundukda,
Ve ol gece kâfirin Komaran kal‘asından on pâre balyemez toplar atıldı. "Âyâ bunun aslı ne ola?" derken hikmet-i Hudâ Boğdan beği tarafından iki nefer dil Sadrıa‘zama gelüp "Topların aslı ne idi?" deyü su’âl olundukda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 116b ·
metinde göster ·
… i} salb eder, ammâ "Fuzelâyi'd-dehrden gâzî ve âlim ve zâhid bir mîr-i muhterem
idi" deyü
bu mîr-i merhûmun ve kal‘a-i Novigrad'ın ahvâlin böyle takrîr etdiler. Ve hakîr …
Çâre olmayup derûn-ı hisârdan amân ile üç bin kadar asker-i İslâm pür-silâh kal‘adan çıkup salt [u] sebükbâr Budin'e geldiklerinde Budin vezîri Hasan Paşa Novigrad beğini "Niçün kal‘ayı kâfire verdin?" {deyü} çârsû başında {beği} salb eder, ammâ "Fuzelâyi'd-dehrden gâzî ve âlim ve zâhid bir mîr-i muhterem idi" deyü bu mîr-i merhûmun ve kal‘a-i Novigrad'ın ahvâlin böyle takrîr etdiler. Ve hakîr dahi eyle tahrîr etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 134a ·
metinde göster ·
… i pâre kal‘asın almışdır kim "Her biri seb‘a-i ıklîme mu‘âdil kılâ‘-ı metîneler
idi" deyü
Nemseler feryâd ederlerdi.
Evvelâ Donkarkız kralı ve Danimarka kralı ve Filimeng kralı ve Çeh kralı ve Leh kralı ve (---) kralı ve (---) kralı cümle Nemse çâsârı inpiratoruna tâbi‘lerdir. Hîn-i ma‘rekede her kral yüzer bin asker ile çâsârın imdâdına gelirler, ammâ yine böyle iken Bahr-i Muhît kenârında Yenidünyâ'da karşu İsfaç kralı Nemse çâsârının yedi kerre yüz bin askeriyle ödlerini koparup cihânı kralın başına dar etmişdir, zîrâ İsfaç kralı hemân on iki kerre yüz bin göçer evli Tatar askerine mâlikdir. Sâ’ir kefere leşkerlerinin hadd [ü] hasrın Hudâ bilir. Yüz yigirmi yedi yıldır Nemse çâsârıyla ale'l-ittisâl cengi vardır. Hattâ Nemse çâsârından karîbü'l-ahd yedi pâre kal‘asın almışdır kim "Her biri seb‘a-i ıklîme mu‘âdil kılâ‘-ı metîneler idi" deyü Nemseler feryâd ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 72a ·
metinde göster ·
"Bu Nefes Sultân bizim Âl-i Osmân'ın ırk-ı tâhirinden Yıldırım Bâyezîd Hân oğlu Düzmece Mustafâ Çelebi budur. Terk-i dünyâ edüp bu tekyede kendüyi ifnâ-yı vücûd ile pinhân edüp âlem ağyârdan bî-haber olup zevk u safâda idi. Ba‘dehu bu Düzmece Mustafâ peydâ olup anı Edirne'de Uzunçârsû başında salb edüp Şehzâde Mustafâ asılup derdinden halâs olduk" derlerdi. Ammâ hâlâ ki Şehzâde Mustafâ bunda Nefes Dede nâmıyla bu hânkâhda hidmet yer[in]de henüz pâdişâh-ı âlem idi, deyü bizzât Sultân Mehemmed Hân-ı Râbi‘ bu hikâyeti nakl edüp Nefes Sultân fukarâlarına ihsân u in‘âmlar edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 207a ·
metinde göster ·
… cânibindeki mesdûd hücre içre Hazret-i Yahyâ'nın cesed-i şerîfleri anda pinhân
idi" deyü
aslı ve fer‘i ile Tevârîh-i Kıbtî'de ve Tevârîh-i Yûnâniyân ki tevârîh-i kadîml …
Sencovan câmi‘i derler bir ma‘bed-i kadîmdir. Bir serhadde böyle bir câmi‘-i kebîr yokdur. Meğer Girit'de Hünkâr câmi‘i ola. Ammâ bu Sencovan câmi‘i Âdem-i Sânî Nûh Necî zamân-ı şerîflerinde binâ olunmuş bir ma‘bed-i atîkdir. Ve "Niçe yüz yıl mihrâbının sağ cânibindeki mesdûd hücre içre Hazret-i Yahyâ'nın cesed-i şerîfleri anda pinhân idi" deyü aslı ve fer‘i ile Tevârîh-i Kıbtî'de ve Tevârîh-i Yûnâniyân ki tevârîh-i kadîmlerdir hubût-ı Âdem'den evvel cân u cin kavmi havâdisâtların bile hâlâ bu âna dek cemî‘i vakâyi‘âtı tahrîr etmededirler. Cemî‘i Arabî ve Türkî târîhleri anlardan me’hûzdur. Yanvan Târîhi ki lisân-ı Yûnân'da sahîh târîhdir, anda eyle tahrîr eder kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y118a ·
metinde göster ·
Ba‘zı tevârîhde yedi yüz nefer kimesneler idi, deyü rivâyet ederler. Ammâ (---)(---) hîn-i ma‘rekede defn olunup esâmîleri ma‘lûm değildir. Ve niçe kerre leyle-i mübârekelerde üzerlerine nûr nâzil olduğu kerrât ile müşâhede olunmuşdur. (---)(---) Çok müsbetdir. Sulehâ-yı ümmetden kimesneler varup ziyâret ederler. Ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır. Rahmetullâhi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y188b ·
metinde göster ·
… u, Hazret-i Âdem türâbdan halk olunup müfessirîn Y 226a ikisin de bir sûretde
idi deyü
bu âyet-i şerîf ile istidlâl ederler. Âye[t]:
Âhir zamânda şerî‘at-i Muhammedî üzre âsumândan nâzil olup şâm-ı şerîfde câmi‘-i Ümeyye'nin minâresinde bulunup Hazret-i Îsâ babasız halk olundu, Hazret-i Âdem türâbdan halk olunup müfessirîn Y 226a ikisin de bir sûretde idi deyü bu âyet-i şerîf ile istidlâl ederler. Âye[t]:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y225b–Y226a ·
metinde göster ·
… --) Rac‘îm bizim pâdişâhımız olup cümle dîvler ana müsahhar oldu. Ve gâyet âdil
idi" deyü
(---) etdiler. Anı ubûr edüp şark tarafında yine bir gâr içre, (---)(---) ve,
"Bu Melik (---)(---) Rac‘îm bizim pâdişâhımız olup cümle dîvler ana müsahhar oldu. Ve gâyet âdil idi" deyü (---) etdiler. Anı ubûr edüp şark tarafında yine bir gâr içre, (---)(---) ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y227b ·
metinde göster ·
… rüd çıkmış kim Alî Beğ mâl-ı Kârûn'a müstağrak olup sâhib-hurûc olması mukarrer
idi, deyü
Nûbe halkı nakl etdiler.
Circe hâkimi Alî Beğ bu zümürrüd ma‘denin işledüp zümürrüdden kâse ve fenâcîn ve hancer kabzası ve yekpâre topuz ve eğerin önü ve ard kaşı iki pâre zümürrüdden inşâ etdirmiş. Ol mertebe zümürrüd çıkmış kim Alî Beğ mâl-ı Kârûn'a müstağrak olup sâhib-hurûc olması mukarrer idi, deyü Nûbe halkı nakl etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y387a ·
metinde göster ·
… en helâk oldu. Ne kadar deve eti ve ne kadar âteş yedi. Hakkâ ki üstâd pehlivân
idi", deyü
kendüye hayli levm etdi. Hakîr tesellî-i hâtır vermek içün,
"Su vermediğimizden helâk oldu. Ne kadar deve eti ve ne kadar âteş yedi. Hakkâ ki üstâd pehlivân idi", deyü kendüye hayli levm etdi. Hakîr tesellî-i hâtır vermek içün,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y421a ·
metinde göster ·
"Hayfâ dirîğ, merhûmun kemerinde yedi yüz altunu var idi", deyü te’essüf çekdiler. Çi fâ’ide, herîfin leşi bulamac olmuş. El-hükmü lillâh deyü yine şimâle kâmil altı gün altı gece arslan ve kaplanlı ve fîl ve gergerdânlı kara dağlar ve kara taşlı yerler ubûr ederek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y434b ·
metinde göster ·