etdi. Zîrâ bu Yanko ibn Mâdyân, cihângîr-i kübrâ azîmü'ş-şân bir pâdişâh idi. C …
Hikmet-i Hudâ bir gün bu Yanko ibn Mâdyân ayş [u] nûş edüp mest [u] medhûş câme-i hâb-ı nâzda hâb-âlûd 9a olup yatırken ale's-sabâh serîri ile kendüyi Sarâyburnu nâm mahalde bulup niçe eyyâm anda sâkin olup cemî‘i vüzerâ ve vükelâları ve cümle ser-i kârda olan huddâmları başına cem‘ olup İslâmbol'un Sarâyburnu nâm mahallin âb [u] hevâsından hazz edüp bir kal‘a bünyâd etmeğe ihtimâm etdi. Zîrâ bu Yanko ibn Mâdyân, cihângîr-i kübrâ azîmü'ş-şân bir pâdişâh idi. Cümle Yûnâniyân buna Süleymân-ı Sânî derler. Bunun zamân-ı hilâfetinde Kürdistân'dan Buhtunnasr dîn-i Yahyâ üzre sâhib-hurûc olup hûn-ı Yahyâ Nebî'yi taleb içün Arz-ı Mukaddes'i ve Haleb [ve] Şâm'ı ve Taberistân ve arz-ı Filistîn ve arz-ı Askalân'ı ve arz-ı Hâsân'ı ve bilâd-ı Mısr'da yetmiş pâre şehir harâb [u] yebâb edüp yedi kerre yüz bin Benî İsrâ’îl'i katl edüp Hazret-i Ermiyâ'yı ve Hazret-i Dânyâl'ı Sıfet şehrinde esîr edüp bilâ-hisâb mâl-ı hazâyin cem‘ edüp Yanko ibn Mâdyân'a isyân etmek kasdında olduğun Yanko istimâ‘ edüp karındaşı Yanıvan'ı Buhtunnasr üzre deryâ-misâl asker ile gönderüp kendünün baş vezîri olan Kanator vezîri iki kerre yüz bin asker ile talî‘a-i cüyûş edüp azm-i Buhtunnasr deyüp Karaman sahrâsında iki asker-i bî-pâyân birbirleriyle dokuşup hikmet-i İlâh Buhtunnasr bî-nasr olup bedbaht-ı bî-nusret münhedim olup bu kadar mâl [u] menâl-i firâvânı Yanko'ya gelüp ol mâl-ı ganâyim ile Yanko ibn Mâdyân, Hazret-i Süleymân'ın binâsı ve makâmıdır deyü İslâmbol'un sûruna mübâşeret edüp karındaşı Yanıvan Tuna nehrin İslâmbol içinden cereyân etmeğe ta‘ahhüd edüp Yanko vezîri Kanator'a Yedikulle'yi binâ etmeğe mübâşeret etdi. Silivrice Vezîri Silivri kal‘asın, Burgazice Vezîr Burgaz kal‘asın, Bugados Vezîr Bugados kal‘asın, Ereğliye Vezîr Ereğli kal‘asın, iki karındaş iki vezîr idi, Çekmece kal‘aların ve Terkoziçe Vezîr Karadeniz Boğazı kurbünde Terkoz kal‘asın ve Karadeniz nihâyet bulduğu mahalde Yoroz nâm bıtrîk-ı kıssîs Yoroz kal‘ası ki hâlâ Kavak nâm kasabanın ensesinde Yoroz nâmıyla meşhûr kal‘a-i ma‘mûredir, anı binâ etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 8b–9a ·
metinde göster ·
Netîce-i kelâm Kanator Kıral'da kayâsıralar munkarız oldukdan sonra devletleri helc ü melc kendüleri maraz-ı felc ile derd-i belâ ve renc-i anâ çekerek kal‘a-i Kostantîne niçe gûne batâlise ve tekur ve papa ve ladikalar gelüp tâ hicretin sene 699 târîhinde evvelen Osmân lafzı târîh olup Âl-i Osmân zuhûr edince (---) sene dest-i küffârda Kostantîn şehri ma‘mûr [u] âbâdan olup Âl-i Osmân dahi İslâmbol'un feth [u] teshîrine ihtimâm-ı bezl-i himmet edüp Sultân Alâeddîn-i Selçûkıyân ta‘lîmiyle ibtidâ İslâmbol'un cânib-i erba‘asın feth [u] fütûh etmeğe ihtimâm etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 23a ·
metinde göster ·
Netîce-i kelâm Kanator Kıral'da kayâsıralar munkarız oldukdan sonra devletleri helc ü melc kendüleri maraz-ı felc ile derd-i belâ ve renc-i anâ çekerek kal‘a-i Kostantîne niçe gûne batâlise ve tekur ve papa ve ladikalar gelüp tâ hicretin sene 699 târîhinde evvelen Osmân lafzı târîh olup Âl-i Osmân zuhûr edince (---) sene dest-i küffârda Kostantîn şehri ma‘mûr [u] âbâdan olup Âl-i Osmân dahi İslâmbol'un feth [u] teshîrine ihtimâm-ı bezl-i himmet edüp Sultân Alâeddîn-i Selçûkıyân ta‘lîmiyle ibtidâ İslâmbol'un cânib-i erba‘asın feth [u] fütûh etmeğe ihtimâm etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 23a ·
metinde göster ·
… ârına sarılup bism-i İlâh ile metrise girüp subh [u] mesâ cenge sa‘y-i belîğ ve
ihtimâm-ı
tâm etdiler.
Beri tarafdan asker-i İslâm--gayyûr gayrete gelüp ceng [ü] cidâle âheng edüp kal‘a üzre hücûm edüp her tarafdan mümkün olduğu mertebe sarıca arı gibi kal‘a dîvârına sarılup bism-i İlâh ile metrise girüp subh [u] mesâ cenge sa‘y-i belîğ ve ihtimâm-ı tâm etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 25b ·
metinde göster ·
tâm eyle, bu esrâr-ı ilâhî bunda kalsın; asker-i İslâma ihsânlar edüp hüsn-i di …
"Beğim sen yine ihtimâm-ı tâm eyle, bu esrâr-ı ilâhî bunda kalsın; asker-i İslâma ihsânlar edüp hüsn-i dil göster" dedi. Hemân Ebü'l-feth Timurtaş Paşa'yı iki bin askerle Kâğızhâne cânibindeki hıyâbân içre elli pâre kadırga yapmak fermân edüp ba‘zı kurâları gâret edüp levha ve haşebâtlarının mümkün olanların gemiler binâ etmeğe sarf eyledi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 26a ·
metinde göster ·
… â olmağile muhâsara olunmadı. Ammâ Yedikulle tarafından Serdâr Şâ‘ir Ahmed Paşa
ihtimâm-ı
tâm edüp küffârın top [u] tüfengine bakmayup kal‘anın niçe yerlerin harâb [ü] y …
Ve Eğrikapu'dan Hamîdbayoğlu ta‘yîn olunup İslâmbol'un iki cânibi muhâsara olunup hemân ancak Yedikulle'den tâ Sarâyburnu'na varınca Kumkapu cânibleri leb-i deryâ olmağile muhâsara olunmadı. Ammâ Yedikulle tarafından Serdâr Şâ‘ir Ahmed Paşa ihtimâm-ı tâm edüp küffârın top [u] tüfengine bakmayup kal‘anın niçe yerlerin harâb [ü] yebâb etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 27a ·
metinde göster ·
… tân Mehemmed Hân} biz anı hüsn-i terbiyeye koruz deyü ibrâm [u] ilhâh-ı tâm [u]
ihtimâm
etmediler. Ammâ hakîr ol asırda beş yaşında idim. Akşemseddîn, hakîre ta‘lîm-i …
"Bizim pederimiz Fransa kıralı (---) nâm kıralın oğlu idi. Ol zamân kim Fransa kıralı pederimizin hemşîresin İslâmbol tekuruna vermeğe ta‘ahhüd edüp mâl-ı cihâzın tedârük etmek içün altı yüz pâre gemiyle {kal‘a-i} Akka câniblerin nehb ü gâret edüp bu kadar mâl-ı ganâyimle ve bu kadar esîr [ve] esîre ile vilâyetimiz olan taht-ı kadîm Paris'e gelüp şâdumânlar ederler. Ol gelen ganâyim esîrelerden kıral pederime bir seyyide câriye verir. Hakîr ol seyyideden müştak olup üç yaşında iken pederimizi kıral dedemiz hemşîresiyle İslâmbol'a girirken bu kadar mâl-ı firâvân ile Sarâyburnu'nda bizi Osmânlı alup Tershâne bâğçesinde bizi Sultân Mehemmed'e teslîm edüp ba‘de'l-feth pederimiz Sultân Mehemmed huzûrunda Akşemseddîn hazretleri telkîniyle İslâm ile müşerref olup pederimizin hemşîresin cümle guzât-ı müslimîn Sultân Mehemmed'e hibe edüp ana dahi Akşems[eddîn] telkîn-i İslâm etdükde tereddüd edüp İslâm kabûl etmeyince {Sultân Mehemmed Hân} biz anı hüsn-i terbiyeye koruz deyü ibrâm [u] ilhâh-ı tâm [u] ihtimâm etmediler. Ammâ hakîr ol asırda beş yaşında idim. Akşemseddîn, hakîre ta‘lîm-i İslâm edince bilâ-tereddüd hamd-i Hudâ İslâm ile müşerref olup pederimizi dergâh-ı âlî kapucıbaşları zümresine ilhâk edüp hakîr Sarây-ı Hâs'da pederimiz hemşîresi halamızın yanında olurdum" deyü nakl ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 28b ·
metinde göster ·
… lerle taşındı. Ve üstâd-ı Ferhâd-pîşe seng-tırâşların tîşeleri aşındı. Ol kadar
ihtimâm-ı
bezl-i tâm edüp câmi‘in nısfın yedi yılda tamâm etdiler. Ve ahcârât-ı firâvân B …
Ve ekâlîm-i seb‘adan gûnâ-gûn nakş-ı bûkelemûn-ı ibret-nümûn ebrî ruhâmlar keştîlerle taşındı. Ve üstâd-ı Ferhâd-pîşe seng-tırâşların tîşeleri aşındı. Ol kadar ihtimâm-ı bezl-i tâm edüp câmi‘in nısfın yedi yılda tamâm etdiler. Ve ahcârât-ı firâvân Belkîs tahtı olan Ayasuluğ şehrinden ve Aydıncık tahtından gelmişdir. Ve dil-âvîz [u] reng-âmîz ruhâmlar Karaman ve Şâm ve Kıbrıs cezîresinden nakl olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 34a ·
metinde göster ·
… en ola. Ve sana bir minâre yeri inşâ edüp anda du‘â etdim. Hemân fethine bezl-i
ihtimâm
eyle" deyince cümle huzzâr-ı meclis Fâtiha-i ümmü'l-kitâb kırâ’at etdiler.
"Pâdişâhım metânet üzre eyle pâyeler binâ etdim ki âhir zamânda Hallâc-ı Mansûr yay çillesi önünde Ayasofya kubbesi top [u] çevgân-misâl galtân olup fenâ bulmaya. Ta‘mîr etmek benden feth etmek senden ola. Ve sana bir minâre yeri inşâ edüp anda du‘â etdim. Hemân fethine bezl-i ihtimâm eyle" deyince cümle huzzâr-ı meclis Fâtiha-i ümmü'l-kitâb kırâ’at etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 36a ·
metinde göster ·
… u cevâhirleri fürûht edüp ve bu mâlı masrûf edüp câmi‘i itmâm eylemeğe sa‘y [u]
ihtimâm
edüp bizim dahi hayrâtınızda hissemiz ola" deyü bu gûne ta‘n-âmîz nâmeler ile a …
"Mesmû‘umuz oldu kim câmi‘i itmâm etmeğe kudretiniz kalmayup ferâgat etmişsiz. Size dostluğa binâen bu kadar mâl-ı hazâyin ve bu kadar cevâhir-i güvâyin(?) gönderdik. Bu cevâhirleri fürûht edüp ve bu mâlı masrûf edüp câmi‘i itmâm eylemeğe sa‘y [u] ihtimâm edüp bizim dahi hayrâtınızda hissemiz ola" deyü bu gûne ta‘n-âmîz nâmeler ile ale'l-acel[e] elçi Süleymân Hân'a geldüği mahalde câmi‘ deryâ-misâl ummâl [u] bennâlar ile binâ olunurken gelüp Süleymân Hân nâmenin mefhûmundan âteş-pâre {olup} bin hemyân mâlı cümle İslâmbol Yahûdîlerine elçi huzûrunda bezl edüp bir habbe kalmadı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 44b ·
metinde göster ·
… i sa‘âdet'e gelüp sene 1044 Ramazânü'l-mübârekinde Revân seferine revâne olmağa
ihtimâm-ı
tâm edüp Tabanıyassı Mehemmed Paşa'yı mühür ile serdâr edüp mukaddem Revân'a re …
Yerine Bayram Paşa vezîr-i a‘zam oldu. Hâk-i İslâmbol'dan zümre-i yeniçeriyândan neşv [ü] nemâ bulmuşdur. Ammâ Murâd Hân, Tabanıyassı vezâretinde sene (---) de ecdâd-ı izâmları gitdiği minvâl üzre taht-ı sânî Edirne-i edne'l-arz[a] varup ahvâl-i re‘âyâya vâkıf olup ve ba‘zı zorbaların hakkından gelüp ve Nemse çâsârından tecdîd-i sulhnâmeler gelüp andan Âsitâne-i sa‘âdet'e gelüp sene 1044 Ramazânü'l-mübârekinde Revân seferine revâne olmağa ihtimâm-ı tâm edüp Tabanıyassı Mehemmed Paşa'yı mühür ile serdâr edüp mukaddem Revân'a revân olup Bayram Paşa kâ’immakâm olup pâdişâh-ı âlemşâh hazretleri Serdâr Mehemmed Paşa'nın akîbince Üsküdar'a çıkup serâperde-i Süleymânî'de adl-i Ömer'e şurû‘ etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 67b ·
metinde göster ·
… lâda tahrîr olunduğu minvâl üzre dörd mollânın ve Bayram Paşa vezîrin ikdâm [ü]
ihtimâm-ı
tâmiyle cem‘ etdikleri cümle cümle neferât-ı esnâfât (---)(---) kerre yüz bin …
Ve bâlâda tahrîr olunduğu minvâl üzre dörd mollânın ve Bayram Paşa vezîrin ikdâm [ü] ihtimâm-ı tâmiyle cem‘ etdikleri cümle cümle neferât-ı esnâfât (---)(---) kerre yüz bin asker-i pür-silâh-ı deryâ-misâldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 215b ·
metinde göster ·
… ve atlar ile yaldayup karşu tarafa geçüp yine bir dahi nehr-i Ulu Tün'i geçmeğe
ihtimâm-ı
tâm edüp sekiz kerre yüz bin atları nehr-i Ulu Tin'e urunca bi-emrillah nehr-i …
Azak kal‘ası altında sene (---) mâh-ı (---) minde (---) Girây Hân ile seksen bin Kırım askeri ve yigirmi bin Eflâk ve Boğdan cündi ve Erdel-i erzel kralı ile Azak altından kalkup kal‘a-i Azak dibinde deryâya mahlût olan nehr-i Tün'i bunlar ile ve atlar ile yaldayup karşu tarafa geçüp yine bir dahi nehr-i Ulu Tün'i geçmeğe ihtimâm-ı tâm edüp sekiz kerre yüz bin atları nehr-i Ulu Tin'e urunca bi-emrillah nehr-i Tün bügenüp su az akmağa başlayınca hemân Tatar Hân beş-on bin atlı kapu kuluyla nehr-i Ulu Tün'in alt tarafından suya urup bügenmüş su özengilerine çıkmadan Hân hazretleri karşu tarafa ubûr etdi. Ve gayrı asker-i Tatar sadak ve savat ve kûpalların tulumlar içre koyup at kuyruklarına bağlayup bir sâ‘atde sekiz kerre yüz bin küheylân ağırmak atlar Ulu Tün nehr-i azîmin geçüp yigirmi bir sâ‘atde cânib-i garba Heyhât sahrâsı içre Tatar ılgarıyla gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 262b ·
metinde göster ·
… yemez ve kırk kolomborna ve üç yüz şâhî handak kenarlarına koyup gice ve gündüz
ihtimâm-ı
tâm ile kal‘a bir gün 264a evvel itmâm etmeğe sa‘y-ı belîğ edüp cemî‘î ammâl …
Mâh-ı mezbûrun on üçüncü gün debdebe ve velvelev-i Âl-i Osmân ile deryâ-misâl asker kal‘a-i Azak altına Serdâr-ı Mu‘azzam Civân Kapucubaşı Vezîr Mehemmed Paşa gelüp Kal‘a-i Azağ'ı hâlî buldular. Ammâ küffârın bir hıyel [u] şeytanatı vardır deyü üç gün ârâm edüp dördüncü gün kal‘a zemînine ezânlar okunup kol kol cemî‘-i Eflak u Boğdan'a fermânlar olup Kal‘a-i Azak'ın esâsına Bism-i İllâh ile hafirler kazılmağa mübâşeret olunup üç günde ka‘r-ı zemînden su zâhir olup temeline rahtım-i Horasân ile ısgaralar çatup Timurlenk nâm cezîrede bir münhedim olmuş kal‘a-i atîkden cümle keştîler taş-keşân olmağa me’mûr olup kal‘ayı binâ etmeğe mübâşeret olundu. Bir ayda iki kulle binâ olundu kim kadîm-i evvelde Ceneviz binâsından metîn oldu. Hâlâ bu kal‘a hakkında "Ceng-i Serdâr Deli Hüseyin Paşa, feth-i Bahâdır Girây Hân, binâ-yı Civân Kapucubaşı" deyü Kırım tevârîhinde mestûrdur. Ve ta‘mîr ü termîm olunup yine ke'l-evvel Kefe eyâletinde sancak beği tahtı olup iki tuğ ile mir-i mîrân (---) Paşa muhâfız kalup ve yeniçeri ağası yerine (---) Ağa yigirmi aded yeniçeri odasıyla ve altı topçu odasıyla topçubaşı ve on oda cebeciyle cebecibaşı ve yedi bin kara tayak Tatar askeri muhâfazacı kondu ve yedi sancak beği ve on iki alaybeği ile muhâfazacı yigirmi altı bin asker kondu ve kal‘a içine yetmiş balyemez ve kırk kolomborna ve üç yüz şâhî handak kenarlarına koyup gice ve gündüz ihtimâm-ı tâm ile kal‘a bir gün 264a evvel itmâm etmeğe sa‘y-ı belîğ edüp cemî‘î ammâl ve bennâlara ve sa’ir mühimmât u levâzımâtlara beş bin kîse harc olundu" deyü der-i devlete arz olundu. Ve bu kal‘a inşâ olunurken yedi kerre Tatar askeri Moskov diyârına sefer edüp on beşer yigirmişer bin esîr ile ordu-yı İslâm'a gelüp cümle asker-i İslâm onar guruşa esîr alırlardı. Âhirü'l-emr Moskov kralı "Aman, aman ey güzîde-i Âl-i Osmân" deyüp elçileri Âsitâne-i sa‘âdet tarafına akd-i sulh etmeğe revâne oldular. Kal‘a itmâm bulup içinde câ-be-câ hâneler imâr olurken Serdâr Mehemmed Paşa, Âsitâne'ye gidüp sâ’ir asâkir-i İslâm dahi vatanlı vatanlarına gidüp hakîr yine Tatar-ı adüv-şikârın Mansûrlu kabâ’iliyle gidüp geldiğimiz yollar ile yine sekiz günde vilâyet-i Kırım'a dâhil olduk. Yigirmi gün yine Bâğçesarây'da zevk idüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 263b–264a ·
metinde göster ·
… imîn zerre ve şemme havf etmeyüp serdâr-ı bâ-vakârın ihsân [u] in‘âmı sebebiyle
ihtimâm-ı
271b tam edüp gice ve gündüz meterisleri ileri yürüdüp üçüncü gün handak kena …
{Der-beyân-ı muhâsara-i kal‘a-i Hanya} : Ba‘dehû fermân-ı serdâr ile cümle hayme ve hargâhları Hanya kal‘asının cânib-i şarkîsi ve garbîsi ve cenûbî tarafına top menzili ba‘îd ordu-yı İslâm kat-ender-kat kurulup cânib-i erba‘a içine karavullar ta‘yîn olunup cümle mîr-i mîran ve asâkir-i a‘yân-ı cüyûş-ı müslimîn hayme ve hargâhı ve bâr [u] bengâhıyla ta‘yîn olunduğu yerlerde meks edüp taraf taraf çavuşlar tenbîh edüp cümle guzât gusller eyleyüp herkes helâlleşüp Bismillah ile ibtidâ yeniçeri ocağı rûz-ı rûşende meterise girdiler. Ertesi ale's-sabâh deryâ-misâl asker ile mevc mevc ve fevc fevc ve gürûh gürûh müzeyyen ve müsellâh cüyûş-ı muvahhidîn ile Serdâr-ı mu‘azzam Yûsuf Paşa kal‘a altından küffâr-ı hâre karşu alâ rağmi'l-a‘dâ'l-a‘dâ bir alay olmuşdur kim cümle küffâr-ı dûzah-karâr havf [u] haşyet-i Âl-i Osmân'dan mebhût [u] mütehayyir kaldılar. Andan serdâr-ı mu‘azzam, kânûn-ı kadîm üzre otağına nüzûl etdüğü sâ‘at cümle beldâr u çerâhora kırk bin mikdârı kazma ve kürek verüp yedi koldan sıçan yollarına mübâşeret olunup yedi koldan kal‘a-i Hanya'yı kuşadup muhâsara etdiler. Evvelâ kal‘anın cânib-i cenûbunda yeniçeri kethüdâsı koluna serdâr-ı mu‘azzam girdi. Ve Anadolu eyâleti ile (---) Paşa on oda ile zağarcıbaşı girdi. Ve Rûmeli eyâletiyle (---) Paşa on oda ile samsoncubaşı girdi. Kapu tarafı ki cenûb tarafıdır, Sivas eyâletiyle (---) Paşa beş oda ile yeniçeriyle haseki ağa meterise ve cânib-i şarkîsinde gümüş tabyasına cümle Cezâyirli meterise girdi. Ve kal‘anın cânib-i garbîsinde Altuntabya tarafına Haleb eyâletine mutasarrıf (---) Paşa üç oda ile zenberekçibaşı meterise girdi. Netîce-i kelâm yedi koldan on yedi kat-ender-kat cümle guzât meterise girüp her tarafdan göz açdırmayup günden güne meterisler yürümede, ammâ sedd-i İskender-vâr bir çâr-kûşe kal‘a-i üstüvâr olmağıla cânib-i şimâlîsi liman ve deryâ vâkı‘ olup ol tarafında meterise girilmek muhâl-ender-muhâl olup ancak karada şarkî ve garbî ve cenûb tarafından meterise girildi. La‘în-i bî-dîn küffâr, Âl-i Osmân ile Kıbrıs gazâsından berü ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl etmemeğile askeri dinç ve cebehânesi gülünç ve sâ’ir mühimmatları mütekâsir ve soltatları vâfîr, şeb [u] rûz ârâm etmeyüp yedi gün yedi gice kırk bin top ve niçe kerre yüz bin tüfenk-i pür-renk ve niçe bin kazan kumbara atup şeb-i zulmânîde kal‘ayı meş‘al-i mu‘allaklar ile çerâğân ederdi. Yedi günde yedi bin âdem şehâdet câmın nûş edüp camadanları beytü'l-mâle teslîm olundu. Ammâ hamd-i Hudâ guzât-ı müslimîn zerre ve şemme havf etmeyüp serdâr-ı bâ-vakârın ihsân [u] in‘âmı sebebiyle ihtimâm-ı 271b tam edüp gice ve gündüz meterisleri ileri yürüdüp üçüncü gün handak kenarına varıldı. Ve yedi koldan balyemez toplar kal‘anın yedi yerinden rahneler verdi. Ammâ kal‘anın zerre mikdârı rûhunun haberi olmadı. Gûyâ bir kûh-ı Demâvend idi. Bu hâl üzre yigirmi gün yigirmi gice ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtâl olup mel‘ûn küffâr topa tutulmuş maymuna dönüp henüz hâbdan bîdâr olur gibi kudurmuş yılana dönüp eyle hıyel u şeytanat ve âteş-bâzlıklar edüp cümle guzât-ı müslimîni kebâb eyledi. Asker-i İslâm bu hıyel u mel‘ânetlerine bakmayup gün-be-gün ser-bâzlıkların ziyâde edüp Kumtabya cânibinden toprak sürmeğe eyâlet-i Şâm ve Mar‘ayş ve Karaman ve Tarabefzûn me’mûr olup toprak dağlar gibi gelirken küffâr-ı bed-girdâr [u] hilekâr kal‘a içinden el kumbarası ve kazan kumbarası ile erbâb-ı timarı yakup yandırdı. Âhir toprak sürmek mümkün olmayup taraf taraf lağımlara mübâşeret olunup kal‘anın garbî cânibi ki Nazarta tarafıdır, ol cânibden üç ağızlı bir lağm-ı sehm-gîn atılup kal‘anın yetmiş arşın mikdârı yeri hevâya perrân olup üzerinde olan küffârlar zâğ-ı gammâz-vâr hevâya pervâz urup dârü'l-bevâr-ı veylde karâr etdiler. Küffâr-ı dûzah-karâr bu lağım fennin görüp fi'l-hâl derûn-ı kal‘ada zîr-i handakdan güzer edüp bir lağım-ı sehm-gîn [ü] keyd-i mekîn atmışdır kim sürülen toprakla iki yüz mikdârı âdemleri evc-i hevâya münkalib edüp bir sâ‘at-i nücûmî gubar-ı türâb ile asker-i İslâm zulumât içre kaldılar. Niçe âdemler zîr-i türâbda bî-nâm u nişân olup bilâ-lahid ü bilâ tekfîn medfûn oldular. Guzât-ı müslimîn bu hâle dahi bakmayıp birbirlerin cenge tergîb edüp kal‘anın rahnedâr yerlerinden serdengeçdiler câbecâ kelleler ve diller getirmeğe başladılar. Hemân serdâr hazretleri kelle getirene elli altun, dil getirene yüz altun ve esîrin ihsân edüp niçesine timar u ze‘âmet bî-dirîğ ihsân oldukça guzât-ı müslimîn cân u gönülden cân ve baş verüp bir kaç kerre tâ derûn-ı kal‘adan kelle ve dil ve bir kerre ceneralin oğlun kayd-bend ile getirdiler. Ammâ ol gün mel‘ûn küffâr kudurdular ve hayli ceng edüp bî-nihâye yiğitleri şehîd etdiler. Ve bundan mâ‘adâ şeb [u] rûz görülmemiş âteş-feşânlık ederdi. Mâh-ı mezbûrun (---) günü derûn-ı kal‘adan bir küffâr resen-bâzlık ederek nüzûl edüp serdâr-ı âlî-tebârın huzûruna gelüp eydür "Sultânım! Eğer kal‘a içinde benim evimi ve ehl [u] iyâlimi bana ihsân edersen sana müjdem vardır" dedi. Serdâr "Hânenden ma‘a ziyâde murâd [u] maksudun her ne ise dîn-i Muhammedî hakk-içün sana ihsân edüp cümle re‘âyâya seni zâbit nasb edüp cümle tekâlîf-i örfiyyeden seni ve evlâdların mu‘âf ve müsellem edem" deyü yemîn billah ve kasem tallah edüp mezkûr keferenin gerdenine bir emân destmâlı bend edüp keferenin cümle ricâsın kabûl etdikde kefere eyitdi. "Sultânım: Küffâr içerde iki fırka olup Rûmlar kal‘ada kırılmakdan kal‘ayı Osmânlıya verüp harâc-güzâr re‘âyâ olalım derler. Venedikli, yok elbette imdâdımız gelince ceng edüp kırılırız, kal‘ayı virmeziz derler ve imdâdlarının gelmek ihtimâlleri vardır. Ve kendüler dahi top u tüfenk ve lağımdan helâk olup cümle küffâr liman tarafı emîn olmağıla anda cem‘ olmuşlardır. Şimdi tedârik oldur kim liman tarafına havâle taşrada bir tabya binâ edüp on pâre balyemez top ile liman tarafın döğesiz ve içeri Rûm mahallesinde bir kaç ok ile Rûmlara istimâlet kâğızları atasız, inşâallah böyle etseniz kal‘anın fethi müyesser olur" deyü kefere niçe gûne mütehassin tedârikler gösterdi ve vâfir sûret-i hak yüzünden telkîn edüp bir kaç ok ile Rûm mahallesine Rûmî lisânı üzre kâğızlar atup ol gice içerden on aded Rûm kefereleri çıkup İslâm ile müşerref olup isimlerine Burmalı fülân, Burmalı Sinân nâmında isimler kodular. Serdâr-ı zafer-şi‘âr bunların bu kelâm-ı dürûğlarına aslâ i‘timâd etmeyüp yevmen fe-yevmen göz açdırmayup kal‘ayı döğerdi. Ve kal‘anın cânib-i şarkîsinde Cezâyirli kolunda limana havâle bir tabya-i âlî binâ etmeği vech-i ma‘kûl görüp bir gicede evce ser çekmiş bir tabya-i âlî ihdâs edüp on pâre balyemez top-ı küp ile derûn-ı kal‘ada olan sarây-ı âlîlere ve emîndir deyü liman kenarında sâkin olan küffâra eyle top gülleleri uruldı kim derûn-ı kal‘adan 272a bir feza‘ u çeza‘ kopdu kim feryâd u figânları evce peyveste oldu. Ve ol gün cümle donanma-yı hümâyûn gemilerinde ve cümle deryâ beğlerine ve Cezâyirliye emirler gidüp rûy-ı deryâda gâfil olmayup hıfz [u] hırâsetler üzre olup on iki pâre mavunalar ile kal‘anın leb-i deryâdan olan yerlerin ve liman tarafların döğmeğe me’mûr etdiler. Anlar dahi kal‘a limanın döğmeğe mübâşeret edince derûn-ı kal‘adan bir vâveylâ kopdu. Ammâ deryâdan atılan top-ı kûplerin gülleleri niçe kerre bizim asker-i İslâma isâbet etdüğünden donanma topçubaşısına gayrı fermânlar gitdi. Ammâ yine bu mâbeynde küffâr-ı anîd-i pelîd inâdına musırr olup niçe bin gûne muhîl [u] şeytanat ve âteşbâzlık edüp ve niçe kayd [u] hâ’inlik ile âteş-feşânlık edüp günden güne yüz ve iki yüz âdem derece-i şehâdete kadem basdılar, bu kemîngâhda ömr-i gümânların yasdılar, ve sâ’ir guzât-ı muvahhidîn kılıçların arşa asdılar. Hulâsa-i kelâm şeb [u] rûz olan vekâyi‘âtları tahrîr eylesek tatvîl-i kelâm olup bir mücelled kitâb olur. Ancak merâm [u] maksûd-ı kelâm oldur kim küffâr-ı hîlekâr bu hücûm-ı mehcûmu görüp mâh-ı mezbûrun (---) günü bendler üzre çıkup gördü kim kırk bin eli kılıçlı ve çeğini kalkanlı serdengeçdi gâzîleri yürüyüş etmeğe âmâde olmuşlar. Ol gün küffâr bu hâli görüp bedenler üzre beyâz vereh bayrakları diküp "Aman, aman ey güzîde-i Âl-i Osmân" deyü feryâd u figân etdiler. Aslâ feryâd u vâveylâlarına nazar etmeyüp ma‘a'z-ziyâde kal‘a[yı] kûp toplar ile döğüp kumbara ve kurşumlar ve lağımlar atılup kal‘anın ba‘zı münhedim olan yerlerinden rehin nâmıyla bir kaç kapudan küffâr çıkup on gün mehil istediler. Serdâr eyitdi "Ale's-sabâh çıkarsınız, yohsa cümlenizi dendân-ı tîğdan bî-dirîğ geçiririz" deyü ta‘ahhüd etdiler. Hemân küffâr-ı dûzah-karârın birkaçı serdâr serâperdesinde kalup birkaçı derûn-ı kal‘aya gidüp "Kâbil ü imkân değildir. Cümle Türk yürüyüş edüp kırsalar gerekdir. Hemân cân u başımız ve ehl [u] iyâl ü yoldaşımız sağ iken sabâh çıkalım" deyü cümle ricâ edüp ma‘a-ziyâde bedenler üzre vere bayrakları zeyn edüp niçe mu‘temed küffârlar taşra rehne çıkup ol sâ‘at emân ile cümle yeniçeri ve sipâh ve cebeci ve topçu ocakları pür-silâh bedenler üzre zeyn olup cümle topları ve cebehâneleri kabza-i tasarrufa aldılar. (---) Ol gice cümle küffâr gemilerine dolup cezîre cezîre dârü'l-karâr-ı bevârlarına git(me)diler. Hamd-i Hudâ mâh-ı mezbûrun (---) günü burc u bârûlar üzre ezân-ı Muhammedîler kırâ’at olunup cümle guzât-ı müslimîn meterislerden çıkup kal‘anın der-i dîvârı üzre kat-ender-kat zeyn olup bir kerre gülbâng-ı Muhammedî ve bir yaylım top u tüfenk şâdmânın edüp üç gün üç gice donanma-yı hümâyûn olup şeb [u] rûz şâdmânîler olup sıyt u sadâ-yı top u tüfenk evkât-ı hamsede üç yaylım atıldığında zemîn ü âsumân ve deryâ-yı bî-pâyân cûş [u] hurûşa geldi. Küffâr gemileriyle Hanya'nın cânib-i şarkîsinde Suda kal‘asına ve Retime ve Apokorona ve Kandiye'ye giderlerken Hanya cenerali la‘în bu şâdmânîleri görüp ve ezân-ı Muhammedîleri istimâ‘ edüp ve nâkûshâneleri üzre haç alemleri ser-nigûn olup yerine yeşil alem-i Resulullah zeyn olduğun görünce ceneral-i mel‘ûn "Bu hâli görmemek yeğdir" deyü parmağıyla kendi gözün çıkarup la‘în oldu. Hemân ale'l-acele cümle donanma-yı hümâyûn limana girüp ıskarça olup sâ’ir şayka ve karamürsel ve cebehâne gemilerine destûr verilüp Âsitâne tarafına müjdeciler gitdi. Ve gayrı deryâ beğleri cümle yetmiş yedi pâre başdardalarıyla elli pâre Cezâyir ve Tunus ve Tarabulus gemileri lenger-endâz olup yatdılar. Andan cümle gemilerde olan mühimmâtları ve forsa pâyzenleri gemilerden çıkarup leb-i deryâya azîm surâhî ve serâmed ve musanna‘ toplar koyup ve niçe tabya-i azîmler edüp kirpi-misâl toplar ile müzeyyen edüp kal‘anın ibtîda handaklerin ve sürülen dağlar gibi toprakların deryâ-misâl asâkir-i İslâm ve beldâr ve çerâhôr ve teberdârân ve azebân ve forsa ve pâyzenânlar ile üç gün üç gicede handakleri mülevvesâtdan ve meteris sıçan yollarından pâk edüp kal‘anın rahne-dâr yerlerin metânet üzre mebnî edüp cümle asâkir-i İslâmı yerlü yerine nasb 272b edüp kal‘a evvelkiden bin kat ziyâde metânet ve istihkâm bulup cemî‘î kenîseleri ma‘bed-i müslimîn olup tâ‘at-ı Sübhânî olmağa başlandı. İbtidâ cum‘a Sultân İbrâhîm câmi‘inde kılınup cümle guzât fethinde bulunduklarına hamd-i Hudâ etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 271a–272b ·
metinde göster ·
… mü’ezzinleri olup rûz-merre ale'd-devâm binânın itmâmına cidd u cehd, sa‘y [u]
ihtimâm
etmede. Bir gün merhûm Sultân Ahmed Hân, câmi‘in harem yeri ki, Koca Mehemmed P …
Evvelâ sene (---) târîhinde Sultan Ahmed Hân asrında sen vücûde geldiğin sene Atmeydânı'nda yedi aded vezîr ve a‘yân-ı kibâr sarâyların münhedim edüp yerlerine yeni câmi‘in esâsına şürû‘ olunup kırkar ellişer zirâ‘ melikî hafrlar kazılup ızkara temeline mübâşeret olunup bir senede kâmil esâs-ı binâ rûy-ı arza berâber oldukda cümle hâs u âm ve sulehâ-yı ümmetden kimesneler ve ilm-i eflâkden haberdâr müneccimler ilm-i mîkât ve kıble-nümâ ile ibtidâ du‘â ü senâ ile bin aded kurbânlar ile makâm-ı mihrâb vaz‘ olundu. Ve Kalender Paşa temele mu‘temed ve nâzır olup Kara Sünbül Alî Efendi temel kâtibi ve kadısı olup üstâdımız Evliyâ Efendi temel imâmı olup Üsküdarî eş-Şeyh Hazret-i kutbu'l-aktâb Mahmûd Efendi temel şeyhi ve Mahmûd Çelebi ve Kara Mahmûd Ağa ve gayrı kırk kimesne-i hoş-elhân temel mü’ezzinleri olup rûz-merre ale'd-devâm binânın itmâmına cidd u cehd, sa‘y [u] ihtimâm etmede. Bir gün merhûm Sultân Ahmed Hân, câmi‘in harem yeri ki, Koca Mehemmed Paşa'nın sarâyı yerinde ancak bir kasr-ı münakkaş kalmışdı, anda bir çetr-i mülemma‘ kurulup cümle vüzerâ ve vükelâ ve ulemâ ve sulehâ ve meşâyıh [u] sâdât ve a‘yân [u] eşrâf ve sığâr u kibâra bir ziyâfet-i âlî olmuşdur kim bu ni‘met-i uzmâ sûr-ı hümâyûn-ı hıtân-ı Ahmed Hân'da olmamışdır. Cümle ricâlullah ba‘de't-ta‘âm hayr du‘â edüp herkes vatanına gitdikde merhûm Sultân Ahmed Hân çetr-i mülemma‘ı içre Üsküdarî Mahmûd Efendi ve Evliyâ Efendi ve Kara Sünbül Alî Efendi ve Cerrâh Şeyhi İbrâhîm Efendi ve sultân-ı hânendegân Musâhib Dervîş Ömer Gülşenî ve biz hakîr huzûr-ı pâdişâhîde ber-zânû kalup Sultân Ahmed Hân bu cümleye hitâb edüp eydür "İnşâallahu Te‘âla bu câmi‘imiz itmâm bulup rûşen ma‘bedhâne olur. Hudâ itmâmın müyesser eyleye" buyururlar. "Ammâ bu câmi‘e bir evkâf-ı azîm lâzımdır" deyince hemân huzzâr-ı meclisde 274a olanlardan Evliyâ Efendi ve Üsküdarî Mahmûd Efendi buyururlar kim "Pâdişâhım niyyetü'l-gazâ deyüp bir diyârı feth edin. Andan cümle imârâtı ve mahsûlât-ı cizyesin bu câmi‘-i şerîfinize vakf edin. Gör e ecdâd-ı ızâmın Süleymân Hân tâbe serâha bizzât kendüleri cezîre-i Malta [ve] Rodos'u feth edüp ve cezîre-i İstanköy ve cezîre-i Hereke ve cezîre-i İlyaki ve cezîre-i Sönbeki kal‘alarını feth edüp cümle câmi‘ine vakf eyleyüp, hâlâ tevliyet-i azîmdir, cümle ecdâdlarınızın evkâflarından Süleymân Hân evkâfından metîn ve kavî evkâf-ı azîm yokdur. Bolay kim Pâdişâhım, siz de Akdeniz'de cezîre-i Girid'i Venedik küffârı elinden feth edüp İslâmbol'dan Mısır'a giden tüccâr ve züvvâr-ı huccâc-ı müslimînin ma‘beri küffâr gemilerinden pâk olaydı" denildikde hemân Cerrâh Şeyhi İbrâhîm Efendi ve Üsküdarî Mahmûd Efendi bu niyyet-i hâlisa içün, Allah rızâsiçün Fâtiha denilüp cümle huzzâr-ı meclisin hâs u âmmı Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî tilâvet edüp el yüze sürülüp cümle hâzırûn "İnşâallahu Te‘âlâ du‘âmız icâbet kurbunda vâkı‘ olmuşdur. Erde ve geçde ol cezîre feth olur. Lâkin hemân ol cezîrenin fethi esbâbına sa‘y-ı beliğ etmek gerekdir" dediklerinde hemân Sultân Ahmed Hân aleyhi'r-rahmeti ve'r-rıdvân eydür: "Ammâ efendiler! Bizim Venedik kâfiriyle sulh [u] salâhımız vardır. Sulha mugâyir bir iş işlemek şân-ı şehinşâhlara lâyık-ı Muhammedî değildir. Ne bahâne ile ahd-şikenlik idelim. Bâ-husûs hâlâ Anadolu eyâletlerinde Karayazıcı ve Sa‘îd Arab ve Kalenderoğlu ve Cennetoğlu nâmân celâlîler gibi hasm-ı kavîlerimiz derdinden bîzâr olup asker-i deryâ-misâlimiz ile Serdâr-ı mükerrem Murâd Paşa lalam anların def‘iyle mukayyeddir. Niçe sefer açup cezîre-i Girid'i feth idelim" dediklerinde Evliyâ Efendi eydür "Pâdişâhım üçüncü gün serdârın cümle celâlîyi katl edüp on ikinci gün pâdişâhıma müjde gelir. Ol celâlîlerin devâm [u] sebâtları yokdur. Seyl suyu gibi geçkincidir. Serdârın Murâd Paşa, anların leşini kuyulara doldurup nâmına Kuyucu Murâd Paşa deyü tevârîhlere tahrîr oluna" deyü keşf eder. Hakîkatü'l-hâl, Murâd Paşa cümle celâlîyi Haleb ve Aziz ve Kilis altında dendân-ı tîğdan geçirüp leşlerini kuyulara doldurduğu müjdesi Sultan Ahmed'e gelince pâdişâh-ı halûk, inşirâh-ı sadr [u] zevk-i derûn hâsıl eder. Hemân ol sâ‘at Üsküdarî Mahmûd Efendi eydür "Pâdişâhım! Gazân mübârek ola, Ammâ beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 273b–274a ·
metinde göster ·
Osmân Paşa bu kal‘ayı binâ edüp bânî-i hâmis olup cümle deryâ-misâl asker ile
ihtimâm
[u] cehd-i tâm edüp otuz altı günde kal‘a itmâm bulup cümle cebehânesi ve sâ’ir …
Osmân Paşa bu kal‘ayı binâ edüp bânî-i hâmis olup cümle deryâ-misâl asker ile ihtimâm [u] cehd-i tâm edüp otuz altı günde kal‘a itmâm bulup cümle cebehânesi ve sâ’ir levâzımâtı ve kırk bin kul ile kal‘ayı pür etdükde bi-emrillah Özdemirzâde ibtidâ cum‘a kılmak müyesser olmayup ömr-i girânmâsı âhir olup âhir ahşâm namâzın edâ edüp civâr-ı rahmete vâsıl olunca cümle asâkir-i İslâm Cığalazâde Sinân Paşa'yı serdâr kabul edüp kal‘a-i Tebrîz'in miftâhlarıyla Osmân Paşa'nın fevti haberin der-i Devlete i‘lâm etdüklerinde fi‘l-hâl âsitâne-i sa‘âdetden bir çâpük kapucıbaşı ılgar ile Şâm-ı Tarabulus Vezîri Hadım Ca‘fer Paşa'yı serdâr edüp ol dahi ılgar ile gelüp müstakıllen hâkim-i Tebrîz ve serdâr-ı mu‘azzam olup adl [u] dâde başlayup Tebrîz'i eyle imâr etdi kim Muhammed Şâm-ı Gazan ahdinde olandan bin kat ziyâde imâr oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 298b ·
metinde göster ·
… ‘zam ve hümâm-ı akdem hazretlerini kızılbaş-ı evbâş elinden halâs etmeğe bezl-i
ihtimâm
etdi. Ez-în-cânib sene 1045 târîhinden berü kal‘a-i Revân bu gördüğümüz mahalle …
Eşkâl-i kal‘a-i Revân: Yüz elli bin asâkir-i İslâm-ı zafer-encâm, dîn-i mübîn gayretine cidd ü cehd-i tâm edüp niçe bin bennâ-yı benâm ve kühken ü beldârân ve hâs [u] âm himmetiyle kal‘a-i Revân'ı kırk beş günde tamâm ve kırk günde dahi cemî‘î cebehânesi ve sâ’ir levâzımâtıyla itmâm bulup ibtidâ mîr-i mîrânı Süleymân Hân'ın harem-i muhtereminde neşv ü nemâ bulan Cığalazâde Yûsuf Paşa'ya vezâret ile verilüp ve andan ma‘zûlen ılgar ile kal‘a-i Revân'a gelüp ibtidâ hâkim vezîr-i Revân Yûsuf Paşa oldu. Ve muhâfazasına yetmiş bin asker-i imdâd koyup Ferhâd Paşa eyâlet-i Revân'da kal‘a-i Şurakil'i ta‘mîr u termîm edüp asker kodu. Andan kal‘a-i Kars'ı meremmât edüp cüyûş-ı muvahhidîn ile mâl-â-mâl etdi. Andan kal‘a-i Ardahân'ı feth [u] imâr edüp derûn-ı kal‘aya yeniçeri kodu. Ve kal‘a-i Ahıçka'yı termîm edüp dürr-i beyz-âsâ oldukda üç bin kul dahi ziyâde koyup vezâret ile Tomris Hân oğlun hâkim edüp Ferhâd Paşa azm-i Âsitâne-i Sa‘âdet edüp beri tarafda Revân vezîri Cağalazâde Yûsuf Paşa eyâlet-i Revân'ı adl [u] dâd ile eyle imâr eder kim Süleymân Hân asrında Lala Mustafâ Paşa imâr etdüğünden bed-ter ma‘mûr u âbâdân olup cânib-i çârında olan her bir karyesi birer belde-i mu‘azzama-misâl olup re‘âyâ vü berâyâya kemâl-i adl [u] ihsân ve kerem üzre hareket etmeğile âbâdân etmişlerdi. Ekseriyyâ cümle evkât kârları zevk u sohbet ile güzerân etmişlerdi. Ba‘dehû sene 1012 târîhinde kızılbaş-ı bed-ma‘âş Gence ve Şirvân'a istîlâ edüp bu Revân'ı yedi ay döğüp cânib-i Erzurûm'dan imdâd gelmeyüp derûn-ı kal‘ada olan guzât-ı müslimîn aç ve susuz bi'z-zarûrî kal‘ayı Tokmak Hân'a verüp emân ile cümle guzât-ı müslimîn bî-silâh kal‘a-i Kars'a piyâde çıkup andan Erzurûm'a geldiler. Sene [10]37 dest-i sürhserânda durup evvelkiden dahi ziyâde imâr olup içinde olan Mîr Gûne Hân asker-i bed-ma‘âş-ı evbâş ile kal‘a-i Kağızmân ve Kars ve Çıldır ve Ahıçka ve Ardahân taraflarına dest-dırâzlık etdüğü Ahıçka ve Gürcîstân beğleri ve Erzurûm valisi taraflarından feryâdcılar ile Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘e arz-ı mahzarlar gelince ol ân Acem Şâhına elçiler gidüp tûğ-ı hümâyûn Üsküdar bâğçesinde karâr edüp cemî‘î Rûm ve Anadolu eyâletlerine mîr-i mîrânlar ve mu‘temed ve mukdim kapucubaşılar asker sürmeğe gidüp Tabanıyassı Sadrıa‘zam Mehemmed Paşa serdâr-ı mu‘azzam olup bir sene mukaddem cânib-i Revân'a revân olup sene 1044 (---) ayında Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ yer götürmez deryâ-misâl asker ile Üsküdar'daki bâğ-ı İremi önünde serâperde-i Süleymânîsinde meks edüp âyîn ü kavânîn-i Osmân'ı ve şevket u şöhret-i şehnişânı ve savlet-i sâhib-kırânı yerine getirüp cemî‘î tekmîl levâzımâtı mükemmel edüp kırk bin yeniçeriyâna ve yigirmi iki bin sipâh-ı dilîrâna ihsân [u] in‘âmların bezl edüp {Bayrâm Paşa der-i devletde kâ’im-makâm kalup} sene-i mübârekenin mâh-ı Şevvâlü'l-mükerreminin beşinci günü menzil-i Üsküdar-ı dilâvîzden hareket edüp atf-ı ınân, râh-ı Revân üzre askeriyle revâne olup kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek kal‘a-i Konya şehrine andan kasr-ı Kayseriyye şehrine ve andan menâzil kat‘ ederek kal‘a-i Sivas'a, bu menzilde Silâhdâr Mustafâ Paşa'ya vezâret-i sânî olup taşra çıkdılar, ammâ yine nedîm-i şehriyârî idi ve Silâhdâr Mûsâ Paşa otâğ-ı hümâyûn hizmetine "Konakçı Paşa" ta‘yîn olunup ba‘dehû nişâncı olan (---) paşa ol gün silâhdâr olup Melek Ahmed Ağa çukadâr ağa oldu, andan niçe menâziller ubûr ederek kal‘a-i sahrâ-yı Erzurûm'a girerken "İki kerre yüz bin asâkir-i deryâ-misâl add olundu" deyü Murâd Hân'a i‘lâm etdiler. Hemân Rûmeli eyâletine mutasarrıf Cânpolâdzâde Mustafâ Paşa'nın otuz bir bin askeri add olunup "Cümle eyâleti askerinde bin yedi yüz Hasanî ve Hüseynî Tunageçdi kınalı ve başı ablaklı küheylân atlar yancıkları ve bahrî hatayîleriyle yedek çekildi" deyü pâdişâha i‘lâm etdiler. Erzurûm Valisi Halîl Paşa 309a mağzûb-ı şehriyârî olup adüvleri Silâhdâr Paşa ve Murtazâ Paşa şâdân u handân olup Erzurûm, Şâm Vezîri Küçük Ahmed Paşa'ya sadaka olunup eyâlet-i Şâm ber-vech-i arpalık Silâhdâr Mustafâ Paşa'ya tevcîh olundu. Ba‘dehû Erzurûm'dan üç günde Hasankal‘ası andan Kars yoluyla cânib-i Revân'a revân olundu. Ve yigirmi birinci günde Erzurûm'dan iki kerre yüz bin asker ile Revân altına meks-i hıyâm olundu. Ve kal‘adan sürhserân dırâz-kad toplar ile asker-i İslâm'ı muztarib eyleyüp bu mahalde cüyûş-ı muvahhidîn kızılbaşın top-ı kûbüne bakmayup nehr-i Zengî'yi karşu tarafa ubûr edüp bir solak pâdişâh-ı Cem-cenâbın rikâbında piyâde nehr-i Zengî'yi ubûr ederken nehr-i azîm mezkûr solağı toparlayup götürürken Murâd Hân nehr içre at ile solağa yetişüp girîbânından şîrâne pençe salup solağı sol eliyle nehr-i Zengî'den çıkarup halâs etdüğü hâlâ diyâr-ı İrân-zemînde meşhûr-ı Azerbaycân-ı Ûcân'dır. Bu nehri bu hâl ile ubûr edüp der-akab cümle guzât-ı müslimîni rûz-ı rûşende alâ-mele’i'n-nâs meterise koyup Rûmeli eyâletiyle ve zağarcıbaşıyla yigirmi oda yeniçeriyle Cânpolâdzâde Mustafâ Paşa Tebrîz Kapusu tarafından meterise girerler. Ve yemîninden Anadolu Vezîri Gürcî Mehemmed Paşa eyâletiyle ve yigirmi oda dergâh-ı âlî yeniçeriyânıyla meterise girer. Ve Sadrıa‘zam Tabanıyassı Mehemmed Paşa kapusu kulu ve yigirmi oda yeniçeriyle Rûmeli ve Anadolu miyânına girüp cenge âheng eder. Ve Yeniçeri Ağası olan Kara Mustafâ Paşa yeniçeri kethüdâsıyla on cemâ‘at oda yeniçeriyle cânib-i Zengî'de meterise yigirmi aded toplar ile şeb [u] rûz kal‘aya amân vermeyüp döğerdi. Cümle beş koldan yigirmişer aded toplar ile amân u zamân vermeyüp döğerlerdi. Bir gün bizzât Murâd Hân Rûmeli eyâletinin meterisine girüp Karabali nâm topu nişâna alup hân sarâyına bir top urdu. Ve Erzurûm Valisi Küçük Ahmed Paşa, cânib-i şimâlinde elli pâre şâhî darbzânlar ile bir tabye-i âlî üzre derûn-ı kal‘ayı ve burc [u] bârû üzre sürhserânlara ser çıkardmayup derûn-ı kal‘ayı harâb [u] yebâb ederdi. Ve Kapudan Deli Hüseyin Paşa Revân kal‘asına hâ’il Muhnâd depesinden derûn-ı kal‘a-i bîrûnu leylen ve nehâr döğüp harâb ederdi. Kal‘anın bedenleri ve mazgallarında ve çârsû-yı bâzârında değil herkes hânelerinin serdâblarında bile sadamât-ı top-ı kûbden oturup baş göstermeğe kâdir değiller idi. Ve Murtazâ Paşa bölük sipâhîleriyle Toprak kal‘ası câniblerinde karavul beklemeğe me’mûrlar idi. Ve Mûsâ Paşa ve Ken‘an Paşa müteferrika-i dergâh-ı âlîler ile serâperde-i pâdişâhîyi muhâfazaya me‘mûr idiler. Ve bu kal‘anın cânib-i erba‘asında beşer sâ‘at ba‘îd âdem deryâsı ihâta edüp karavul bekleyüp iki vilâyeti nehb ü gâret etmeğe bir ferd-i âferîdenin cânı olmayup günden güne niçe bin Sünniyân re‘âyâ vü berâyâ istîmân ile hedâyâlar getirüp gelirler idi. Bu himmet ile kal‘aya göz açdırmayup tokuzuncu günde kal‘anın burc [u] bârûları üzre niçe bin Kızılbaş-ı bed-ma‘âşlar "Amân, amân ey güzîde-i Âl-i Osmân!" deyüp kal‘adan taşra miftâhlar ile (---) Hân rehn-i istîmâna çıkup cüyûş-ı muvahhidîn kal‘aya leb-ber-leb olup ertesi ale's-sabâh derûn-ı kal‘adan amân ile Mâzenderân tüfenkciler ağası pür-silâh Mîr Fettâh-ı bî-ıslâh pây-bûs-ı şehriyâr ile şerefyâb olup muhâfazacılarıyla cânib-i Nahşivân'da dârü'l-bevârlarına gidüp karâr etdiler. Ol yevm-i mezbûrda Revân Hâkimi Mîr Gûne Yûsuf Hân Gürcîyyü'l-asl yedi aded hân ile hâk-i pây-ı pâdişâhı bûs edüp her birine birer serâperde ihsân olunup birer vezîre müsâfir verildi. Ve burc [u] bârû-yı kal‘ada ezân-ı Muhammedîler kırâ‘at olunup yedi gün yedi gice burc [u] bârû-yı kal‘a sancağ ve bayrağlar ile zeyn olup evkât-ı hamsede ba‘de's-salât üç nevbet gülbâng-ı Muhammedî çekilüp ve üç nevbet top u tüfenkler atılup leyle-i muzlimde niçe kerre yüz bin kanâdil ve meş‘ale ve rîh-i şem‘ler ile niçe bin hayme ve hargâh çerâğân olup sadâ-yı Allah Allah ile gulgule-i Rûm evce peyveste olup diyâr-ı Acem'e bîm ü ru‘b düşdü. Bu hâl ile kırk günde kal‘a ta‘mîr u termîm olunup Murtazâ Paşa hâkim-i Revân olup kırk bin guzât-ı müslimîn muhâfazacı kalup Sultân Murâd Hân 309b şikârı olan Revân hânı Emîr Gûne Hân'ı ve gayrı hânları önüne katup {yolda eyâlet-i Haleb ihsân olunup kethüdâsı Murâd Ağa'yı katl etdüğünde Emîr Gûnezâde Haleb'den ma‘zûl olup eyâlet-i Haleb, Küçük Ahmed Paşa'ya verilüp Emîr Gûne Yûsuf Paşa der-i devlete gelüp musâhib-i şehriyârî olup Murâd Hân intikâl edince Kara Mustafâ Paşa Emîr Gûne oğlun katl etdi}. Erzurûm şehrinden Tabanıyassı Mehemmed Paşa ve Cânpolâdzâde'yi Erzurûm'da yetmiş bin asker muhâfız-ı Revân olmağiçün bırağup kat‘-ı menâzil ve tayy-i merâhil ederek Nahşivân ve Karabâğlar ve {ve kal‘a-i Şorakil'i ve kal‘a-i Çûres'i ve şehr-i Bihistân'ı ve kal‘a-i Hoy ve kal‘a-i Ordubârı ve şehr-i Tebrîz'i yedi gün yedi gicede harâb [u] yebâb ve halkın esîr [u] kebâb ve kal‘a-i Lur'u hânî edüp andan kal‘a-i Bâğ-ı cinân ve kal‘a-i Ûcân ve kal‘a-i Kehrân ve kal‘a-i Kumla ve kal‘a-i Merend ve kal‘a-i Salmas vilâyetlerin nehb ü gâret ederek Van üstünden Bitlis'e ve Diyârbekir'e gelüp andan Âsitâne-i sa‘âdete mansûr u muzaffer gelüp şâdmânîler oldu. Ba‘dehû} şâh-ı dâll-ı bed-fi‘âl yüz bin asker-i sürhserân ile kal‘a-i Revân'ı yedi ay döğe döğe amânın kesüp Tabanıyassı, Revân'da mütehassın olan Murteazâ Paşa'ya adâveti olmağıla Revân imdâdına yetişmeyüp {şâh-ı gümrâhın Revân üzre hareketin istimâ‘ edüp Erzurûm'a gelüp Revân imdâdına yetişmedi} yedi ayda derûn-ı kal‘ada zehâ’ir ve top ve barut kalmayup âhir bir gice Murtazâ Paşa elmas hâtemin yudup merhûm olıcak ertesi ale's-sabâh cümle cüyûş-ı muvahhidîn uryânen emân ile kal‘adan çıkup kal‘ayı şâha teslîm edüp giderken cümle guzât-ı müslimîni kızılbaş-ı nâ-tırâş şehîd edüp niçesi nehr-i Araz'a {gark} ve niçesi Sünnî eliyle Araz'dan çıkup halâs olup kal‘a-i Kars'a ve kal‘a-i Bâyezîd'e düşüp halâs oldular. Bu ahvâl-i pür-melâli Murâd Hân istimâ‘ edüp niyyetü'l-gazâ-yı Bağdâd-ı Behişt-âbâd deyüp iki yerden gayret kılıcın miyânına bend kılup mezhebimiz sâhibi Nu‘mân ibn Sâbit İmâm-ı A‘zam ve hümâm-ı akdem hazretlerini kızılbaş-ı evbâş elinden halâs etmeğe bezl-i ihtimâm etdi. Ez-în-cânib sene 1045 târîhinden berü kal‘a-i Revân bu gördüğümüz mahalle dek 12 sene {dest-i Acemde} olup adl-i adâletleriyle Revân bir azîmü'ş-şân kaviyyü'l-bünyân, kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn olmuş ammâ yine hücûm-ı Âl-i Osmân'a yedi gün tahammülü yokdur. Zîrâ cümle yalın kat dîvâr ile mebnî bir kal‘a-i üstûvârdır. Sâhil-i Zengî'de vâkı‘ cânib-i cenûbdan cânib-i şimâle tûlânîdir. Ve arzı gâyet ensizdir. Hattâ Sultân Murâd Hân'ın urduğu balyemez top-ı kûblerin darbından gülleleri bir yanından urup cânib-i Tebrîz Kapusu tarafı dîvârın münhedim edüp gülle taşra çıkarmış ve niçe yüz gülleler kulle-i metînelerde te’sîr edüp nümâyândır. Kal‘a-i Revân'ın Ferhâd Paşa binâ etdüğü dîvârları kırkar zirâ‘-ı melikiy-yi âlîdir. Ammâ Tokmak Hân binâ etdüğü elli zirâ‘ enli ve yigirmi zirâ‘ arîz rıhtım binâdır. Cümle (---) burc-ı azîmdir ve cümle (---) benddir ve dâiren-mâdâr (---) adımdır. Zengî tarafından handakı yokdur, ammâ mazgal delikleri çokdur. Cenûbî ve şarkî ve şimâlî tarafında handakları vardır. Ammâ sulu yerde olmağıla handakı ol kadar amîk değildir. Lâkin ba‘zı yerleri yüz ellişer zirâ‘-ı bennâ enli handakdır. Ve cümle edvârında üç aded hadîd, kavî derveze-i sedîdlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 308b–309b ·
metinde göster ·
… berâtlı, tekâlîfden mu‘âf müsellemleri dahi Revân derneğine âmâde olmağa bezl-i
ihtimâm
etdiler. Hakîr hâne-i emînde mihmân olup şehrin seyr ü temâşâsına mübâşeret etd …
Evsâf-ı kal‘a-i Canca, ya‘ni Gümüşhâne: Bu şehre dâhil olup doğru Gümüşhâne emînine varup andan mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübîne varup cümle a‘yân-ı vilâyet cem‘ olup emr-i pâdişâhîler kırâ’at olunup cümle "sem‘an ve tâ‘aten" deyüp cemî‘î pâdişâh kulları ve eli berâtlı, tekâlîfden mu‘âf müsellemleri dahi Revân derneğine âmâde olmağa bezl-i ihtimâm etdiler. Hakîr hâne-i emînde mihmân olup şehrin seyr ü temâşâsına mübâşeret etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 327a ·
metinde göster ·
… ef oluruz" demiş. Paşa dahi Engürü câniblerine revâne olmağa atf-ı inâne bezl-i
ihtimâm-ı
tâm edüp on birinci günde yine Çorum sahrâsında,
351a Hulâsa-i kelâm bu fezâda on gün lokmacılık edüp Varvar Paşa'dan tatar gelüp "Benim oğlum! Gâfil olma sakın dahi asker cem‘ eyle. Hemân nevrûz-ı sultânî olup hevâ küşâde olunca Âsitâne'ye azîmet edüp cenâb-ı şerîfiniz ile yine haberleşüp müşerref oluruz" demiş. Paşa dahi Engürü câniblerine revâne olmağa atf-ı inâne bezl-i ihtimâm-ı tâm edüp on birinci günde yine Çorum sahrâsında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 351a ·
metinde göster ·
… e her umûrunda Feyyâz-ı Mutlak tevfîkın refîk ede. Göreyin seni, her umûra niçe
ihtimâm-ı
sa‘y-ı tâm ü bezl-i ihtimâm edüp uğur-ı hümâyûnıma niçe bezl-i kudret edersin?! …
Yine mühr ihsân olduğu gün kızlarağasıyla pâdişâhdan du‘ânâme ile hatt-ı şerîf gelüp "Sa‘âdet-i dâreynde yüzün ak olsun! Ümîdim oldur kim Cenâb-ı İzzet her umûrında mu‘în ü zahîrin ola ve her umûrunda Feyyâz-ı Mutlak tevfîkın refîk ede. Göreyin seni, her umûra niçe ihtimâm-ı sa‘y-ı tâm ü bezl-i ihtimâm edüp uğur-ı hümâyûnıma niçe bezl-i kudret edersin?! Âkıbetin hayr ola" deyü bir kat hil‘at-ı fâhire ve bir yeşil-gûn çuka ile semmûr kürk gelüp paşa eynine geyince cemî‘i dîvân çavuşları "Hil‘atin mübârek olsun ve yaşın uzun olsun. Tanrı pâdişâha çok yıllar ömürler versin!" diye alkışlayup paşa, Dârüssa‘âde ağasına bir kise altun ve bir semmûr kürk ihsân edüp gitdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 96b ·
metinde göster ·
Yine mühr ihsân olduğu gün kızlarağasıyla pâdişâhdan du‘ânâme ile hatt-ı şerîf gelüp "Sa‘âdet-i dâreynde yüzün ak olsun! Ümîdim oldur kim Cenâb-ı İzzet her umûrında mu‘în ü zahîrin ola ve her umûrunda Feyyâz-ı Mutlak tevfîkın refîk ede. Göreyin seni, her umûra niçe ihtimâm-ı sa‘y-ı tâm ü bezl-i ihtimâm edüp uğur-ı hümâyûnıma niçe bezl-i kudret edersin?! Âkıbetin hayr ola" deyü bir kat hil‘at-ı fâhire ve bir yeşil-gûn çuka ile semmûr kürk gelüp paşa eynine geyince cemî‘i dîvân çavuşları "Hil‘atin mübârek olsun ve yaşın uzun olsun. Tanrı pâdişâha çok yıllar ömürler versin!" diye alkışlayup paşa, Dârüssa‘âde ağasına bir kise altun ve bir semmûr kürk ihsân edüp gitdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 96b ·
metinde göster ·
… adeniz'e munsab olduğu mahalde du‘â vü hayr-ı sezâ ile bu kal‘a essâsına bezl-i
ihtimâm-ı
tâm edüp vakt-i şitâ ermeden deryâ-misâl asker ve niçe bin ummâl u bennâ ile üç …
Sebeb-i tesmiyyesi oldur kim bir hevâdâr zemin-i mahsûldâr olmak ile Sarı Saltık Sultân, ya‘nî Muhammed Buhârî Saltık Bay hazretleri bu mahalde fukarâlarıyla zirâ‘at edüp mahsûlün bu mahalde harman edüp ismine Kara Harman deyü nefes etmişlerdir. Sebeb-i tesmiyyesi oldur ammâ zamân-ı keferede bender şehr-i kadîm olup Bulgarca ismine (---)(---) derlermiş. Ol asırda bir kral-ı dâl ismiyle müsemmâ bir şehr-i zîbâ imiş. Dest-i Ceneviz'den bunu dahi Yıldırım Hân feth etmişdir. Ba‘dehû kal‘asın küffâr yine istîlâ etmesin içün hâke beraber harâb [u] yebâb, hânelerin türâb etmişdir. Ba‘dehû Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ asrında bu mahalde Kazak-ı Ak mazarratı def‘ içün bir cây-ı me’men lâzımdır, deyü fermân-ı Murâd Hân ile sene (---) târîhinde Kapudan Receb Paşa donanma-yı hümâyûn ile bu Karaharman limanına lenger atup a‘yân-ı vilâyet re’yiyle nehr-i Tuna arkı Karadeniz'e munsab olduğu mahalde du‘â vü hayr-ı sezâ ile bu kal‘a essâsına bezl-i ihtimâm-ı tâm edüp vakt-i şitâ ermeden deryâ-misâl asker ve niçe bin ummâl u bennâ ile üç ayda kal‘a itmâm bulup cemî‘i âlet-i mühimmât [u] levâzımâtın ve dizdârı ve üç yüz aded levendâtın ve yedi aded balyemez topların ve cânib-i kıbleye nâzır bir demir kapusuyla sûr-ı metîni itmâm edüp miftâhların ve derûn-ı kal‘ada Sultân Murâd Hân câmi‘i miftâhın Sultân Murâd Hân'a gönderüp Şeh Murâd mübârek-bâd deyüp dilşâd oldu. Hâlâ ma‘mûr bir kal‘a-i pür-nûr, derûn-ı kal‘ada ahâlîsi mesrûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 126a ·
metinde göster ·
… ında Bursa Rûm keferesi destinden feth olup Edirne şehrinin dahi fethine bezl-i
ihtimâm
edüp taht-ı sânî olmasına karâr verüp bizzât Hacı Bektâş-ı Velî huzûrunda gülba …
Âhir Hicret-i Nebeviyyenin sene (---) si târîhinde 149a tulû‘-ı Âl-i Osmân'da ulemâ-yı Rûm ve müfessirîn ve muhadisîn-i zevi'l-mefhûm cemî‘i va‘z [u] nasîhatlerinde ale'l-umûm Arapça âyet-i şerîfinin tefsîr-i dürerbârın Rûmeli arzında Edirne-i İrem'dir, deyü ümmet-i Muhammedî ve cüyûş-i muvahhidîn-i fethin tergîb ederdi. Ve sûret-i Hak'dan görünüp Edirne'ye ve gayri kral-ı dâllere elçiler gönderüp yolların ve bellerin ve âyîn-i bed-nâmların görüp gelirlerdi. Tâ ki sene (---) târîhinde Orhân Gâzi saltanatında Bursa Rûm keferesi destinden feth olup Edirne şehrinin dahi fethine bezl-i ihtimâm edüp taht-ı sânî olmasına karâr verüp bizzât Hacı Bektâş-ı Velî huzûrunda gülbang-ı Muhammedî çekilüp Fâtiha tilâvet olunup bizzât Hacı Bektâş-ı Velî üç yüz fukarâsıyla ve yetmiş nefer asâkir-i İslâmdan Ece Ya‘kûb ve Haladere ve Yalvac Dede ve Kara Mürsel ve Kara Koca ve Kara Hoca ve Kara Evren nâm gâzîler kapıdağından sallar ve kelekler ile Bismillah ile Rûm'a geçüp şebhûrlar edüp ibtidâ İpsala'yı feth edüp ibtidâ cum‘a namâzın anda kıldıkların "ibtidâ salâ"dan galat İpsala derler. Sene (---) târîhinde feth olan hâk-i Rûm'da bu kal‘adır. Zamân-ı Orhân Hân, be-dest-i Süleymân Şâh b. Orhân Gâzî. Hulâsa-i kelâm yedi senede guzât-ı müslimîn yetmiş pâre şehir ve kal‘a-i metîn [u] müstahkemler feth olup âhir Süleymân Şâh bir turnaya şâhin salup şikâr almağa atıyla seğirdirken tekerlenüp merhûm olunca cümle küffâr kızıl yumurta boyayıp gûyâ şâdumân ettiler. Anın akîbince Gâzî Murâd Beğ Edirne altına ve İslâmbol altına varınca şebhûnlar ve çapullar ve yortumlar bırağup küffâr-ı bed-girdârı Edirne'den taşra çıkarmaz olup her bâr guzât ile mâl-ı firâvânlar olup yine selâmetle İpsala'ya kaytavul ederdi. Tâ ki sene (---) târîhinde Gâzî Murâd Hân-ı Evvel müstakil pâdişâh olunca "Bismillah, niyyetü'l-gazâ-i İdrivne" deyüp yedi yerden gayret kılıcın kemerine bend kılup Tatar ve Moğol-ı Rûm'dan yüz yetmiş bin asker cem‘ edüp kal‘a-i Edirne'yi muhâsara edüp cânib-i erba‘adan gelen imdâdların dendân-ı tîğdan geçirüp derûn-ı kal‘ada mütahassın olan küffâr-ı hâksâr-ı dûzah-karâr "el-Amân ey güzîde-i asker-i Âl-i Osmân!" deyüp kal‘ayı emân ile verüp nice bini Sofya cânibine, nice bini Kostantiniyye'ye gidüp hamd-i Hudâ sene 762 târîhinde bizzât Gâzi Hudâvendigâr kal‘a-i Edirne'yi {İslâmbol'dan sene (---) mukaddem, ammâ feth-i İslâmbol sene 857} feth edüp anda karâr-dâde olup taht-ı sânî Edirne oldu. İnkırâzu'd-deverân dest-i Âl-i Osmân'da mü’ebbed ola, âmîn yâ mu‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 148b–149a ·
metinde göster ·
… addâd dükkânı içinde olmağile herkesün manzûru olamaz. Takayyüd-i tâm ve bezl-i
ihtimâm
eden müşâhade eder, ibretnümâ bir minâre-i ra‘nâdır.
Ve Mu‘allak câmi‘i: Bânîsi ma‘lûmum değildir. Ammâ nısfını münhedim eden Timur-ı Lenk'dir. Ve Mu‘allak câmi‘i nâmiyle şöhret bulmasının aslı oldur kim bir çâr-kûşe minâre-i âlîsi var. Üstâd-ı bennâ bu minâre-i ser-âmedi beş aded amûd-ı müntehâ üzre edüp minârenin çâr-kûşe temelin dörd sütûn üzre san‘at-ı sihr-âsâr ile binâ etmiş. Beşinci amûdu minârenün temeli ortasına edüp cümle minârenün haml-i sakîli bu bir amûd üzeredir. Sâ’ir dör[d] aded amûd âlet-i mülâhaza durduğiçün bu minâreye Minâre-i Mu‘allak dediklerinden câmi‘ dahi ol minâre ismile müsemmâ olmuşdur. Ammâ bu minârenün esâsında beş aded amûdlar bir haddâd dükkânı içinde olmağile herkesün manzûru olamaz. Takayyüd-i tâm ve bezl-i ihtimâm eden müşâhade eder, ibretnümâ bir minâre-i ra‘nâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 201a ·
metinde göster ·
… -ı dilden ve cân-ı gönülden cümle guzât-ı müslimîn Melek Ahmed Paşa efendimizin
ihtimâm-ı
tâmıyla ve ibrâm [u] ilhâmıyla ve cümle guzât-ı müslimîne istimâletleriyle ve h …
Tetimme-i sergüzeşt-i gazâ-yı kûh-ı Saçlı: Yine hakîr eyitdim: "Benim efendim! Şöyle ma‘lûm-ı sa‘âdet ola kim ol asırda paşa pederinizin kâmil yetmiş bayrak sekban ve sarıcaları ve on bin sâ’ir ağavât huddâmları var idi. Cümlesi Abaza ve Çerkes ve Gürcî şehbâzları idi. Birbirlerinden hicâb edüp cengde asla zimâm-keşîdelik etmezler idi ve nâmûs-ı Muhammedî ne idüğün bilürler idi. Cümlesi derûn-ı dilden ve cân-ı gönülden cebel-i Saçlı'ya sarılup inşâallah bu Yezîdî mel‘ûnlarından şehîdân-ı Deşt-i Kerbelâ'nın ve Hazret-i Hüseyn'in kanın alırız ve inşâallah cümle Yezîdîlerin ser-i nâ-tıraşların seyf-i müczem ile tıraş edüp mâl-ı ganâ’imler ve duhter-i pâkîze-ahterler ve gulâm-ı mümtâzlar alırız, deyü cidd ü cehd edüp ol kûh-ı bî-emâna sarıldılar ve cümle tâ’ife-i sarıcayân hamd-i Hudâ edüp, inşâallah bizim sarıca askerin peydâ eden pîrimiz Sultân Ahmed Hân vezîri Nasûh Paşa efendimizin bu Saçlı dağında münhezim olduğunun intikâmın alup bu dağda bizim sarıca askerinden ol cengde yedi bin şehbâzımız şehîd oldu. İnşâallah ol şühedâlarımız hûnların Yezîdîlerden alırız, deyü cümle tüfeng-endâz yemîn billah ile derûn-ı dilden ve cân-ı gönülden cümle guzât-ı müslimîn Melek Ahmed Paşa efendimizin ihtimâm-ı tâmıyla ve ibrâm [u] ilhâmıyla ve cümle guzât-ı müslimîne istimâletleriyle ve herkese ihsân u in‘âm ve va‘d u va‘îd ile cenge terğîb etdirüp ale's-sabâh Saçlı dağının yetmiş seksen aded yerlerinden eflâke kemend ile urûc eder gibi guzât-ı müslimîn her tarafdan kûh-ı bî-sütûnun zirve-i a‘lâsına çıkup taraf taraf cenge âhengler edüp kâmil yedi sâ‘at kavm-i şeyâtîn ile kavm-i Melek Ahmed Paşa bir savaş-ı perhâş etdiler kim semâdaki kerrûbiyânlar bu zemîn Melek Paşasının cengine engüşt ber-dehen etdiler. Ol arbede içre yedi yüz yiğit hâke düşüp câm-ı memâtı nûş edüp üç bin altmış aded Saçlı Yezîdîsi mürd olup bî-mezîd oldular. Çünkim ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâl vakt-i gurûba kalup âlem şeb-i muzlim oldukda taraf taraf tabl-ı âsâyişler çalınup herkes ceng etdüği mahalde pür-silâh âmâde durup poça poça meterislere girüp taraf taraf karavullar ta‘yîn olunup ol şeb-i muzlimde kemîngâhlarda hâzır-bâş olan guzât-ı müslimîn üzre hırsızlığa gelen Yezîdî Ekrâdlarından kâmil sekiz yüz kelle ve yetmiş beş diri Yezîdî gelüp anlar dahi kelle paça olundu. Cân ber-cehennemest.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 214b ·
metinde göster ·
tâm edüp mancınık binâ ederken beri tarafda Van arzında binâ etdiği kûh-ı bülen …
Ba‘dehû Nemrûd-ı la‘în bu dağı dahi âlî etmeğe fermân edüp kendüsü Ruha şehrine ya‘nî Urfa'ya gidüp Hazret-i İbrâhîm'i mancınık ile âteşgede-i Nemrûd'a atmağa ihtimâm-ı tâm edüp mancınık binâ ederken beri tarafda Van arzında binâ etdiği kûh-ı bülend itmâm buldukda Cenâb-ı Allah azametiyle Cibril-i Emîn'e emr edüp ol cebel-i âlînin esâsına kanad urup ber-hevâ oldukda üzerindeki niçe kerre bin aded ummâl-ı Nemrûdîler ile ol cebel-i bülend ser-nigûn olup bi-emrillahi Ta‘âlâ ka‘r-ı zemîne geçüp ol yerden bir âb-ı siyâh çıkup deryâ oldu kim hâlâ Van deryâsı ol Nemrûd-ı la‘înin binâ etdüği dağın ka‘ra geçdüğü yerden zâhir olmuşdur kim dâ’iren-mâdâr cirmi on bir konak ihâta eder bir bahrdir kim asla bir bahre ittisâli yok, başka bir semm-i helâhil bahrdir. Şarkdan garba tûlânîsi altmış sekiz mildir ve vakt-i şitâda gâşet şiddet üzre temevvüc eder. Ve devri cümle beş yüz mildir ve etrâfında cümle binâ-yı metîn dokuz aded kılâ‘-ı hısn-ı hasînler ve sedd-i metînlerdir ve bu bahr-i Van içre iki büyük cezîreler vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 237a ·
metinde göster ·
… n'a dâhil oldukda Timur-ı bî-nûrun Van kal‘asına yığdığı türâbı deryâya dökmeğe
ihtimâm-ı
tâm edüp eyâlet-i Van'da olan (---) aded beğlere ve dörd aded serbes hâkimlere …
Hamd-i Hudâ kal‘a-i Van'ın bu kadar seyr ü temâşâların edüp niçe yüz sulehâ-yı ümmetlerin hayr du‘âlarıyla behremend olup niçe ziyâretler etdik. Ammâ ez-în-cânib efendimiz Melek Ahmed Paşa kal‘a-i Van'a dâhil oldukda Timur-ı bî-nûrun Van kal‘asına yığdığı türâbı deryâya dökmeğe ihtimâm-ı tâm edüp eyâlet-i Van'da olan (---) aded beğlere ve dörd aded serbes hâkimlere evâmir-i şerîfler göndermiş idi. Cümle sem‘an ve tâ‘aten deyüp gün-be-gün deryâ-misâl Kürdistân askeri me’kûlât [u] meşrûbâtlarıyla ve hayme vü hargâh-ı bâr u bengâhlarıyla ve paşaya bî-kıyâs hedâyâlarıyla cümle gelüp sahrâ-yı Van'da meks edüp fezâ-yı Van haymeler ile zeyn olup âbâdân oldu. Ordu-yı İslâm eyle vâsi‘ oldu kim bir ucundan bir ucuna iki sâ‘atde varılırdı. Hemân üç bin ehl-i sûk haymesi ve aşbâzları var idi. Paşa bu cem‘iyyet-i kübrâyı görüp hamd edüp cümle hizmet-i pâdişâhîyi edâ etmeğe gelen beğlere dilnüvâzlıklar ve çâre-sâzlıklar edüp ihsân [u] in‘âmlardan mâ‘adâ beher yevm ikişer kerre cemî‘i ümerâlara ve mîr-i aşâ’irlere ziyâfet-i azîmler edüp hayr-ı hâtır ederdi. Ve matbah-ı Keykâvûs'dan cemî‘i kavm-i Ekrâd ni‘met-i firâvân Taht-ı Van'da bezl edüp kavm-i Ekrâd def‘-i cî‘ân ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 259a ·
metinde göster ·
… ı ve mâmeleki ve cevâhir makûlesi zî-kıymet metâ‘ları cümle kal‘adadır. Hümâm-ı
ihtimâm-ı
tâm ile kal‘aya sarılalım ve balyemez toplar uralım. Olmaya illâ, hayr." dedile …
Ammâ bu şehir böyle emn-i emân olmağile Bitlîs kal‘asında mahsûr olan Yezîdî ve Haltî ve Çekvânî melâ‘înleri şehr içre gezen âyende vü revendeleri kal‘adan kurşuma dutup niçe bî-haber âdemleri hâk-i mezellete saldılar. Paşa-yı muzaffere bu haberi ifşâ etdiklerinde cemî‘i asâkir-i İslâm henüz atlar üzre iken Bitlîs kal‘asiyçün cemî‘i ümerâlar ile ve cemî‘i ocak ağalarıyla müşâvere etdiler. Cümle Van kulları eyitdiler: "Devletlü vezîr! Hamd-i Hudâ meterisler bozulup zamân-ı devletinde böyle feth [ü] fütûh oldu. Ammâ bu kal‘a-i Bitlîs'i feth etmeyince gitme. Zîrâ hânın cemî‘i mâlı ve mâmeleki ve cevâhir makûlesi zî-kıymet metâ‘ları cümle kal‘adadır. Hümâm-ı ihtimâm-ı tâm ile kal‘aya sarılalım ve balyemez toplar uralım. Olmaya illâ, hayr." dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 270b ·
metinde göster ·
… kim çünki böyle bir iş olup bu kadar cân telef oldu. Elbette ve elbette cidd ü
ihtimâm-ı
tâm ile sa‘y-i belîğ edüp Abdâl Hân'ı ele getiresiz. Bu evlâdları dahi andan bî …
Paşa-yı zûfünûn eydür: "Cümlenizin ricâları cânım ve başım üzre ammâ bu beği size hân edersem mu‘în u zahîr olur musuz" dedikde, cümle bây u gedâ ve pîr u cüvân ve ulemâ-yı meşâyihân-ı a‘yân kasem Billah u Tallah edüp "Cümlemiz bu Ziyâeddîn'in dini uğuruna ve bir ser-i mûyuna bîd-i ser tıraş etdirüp cânlarımız râhına fedâ ederiz. Zîrâ elli senedir kim koca hânın derdin çeküp niçe kerre şehrimiz böyle âlân u tâlân ve halkımız zulmünden nâlân olmuşdur. Anınçün bu Ziyâeddîn'in yoluna hâk-i râh oluruz. Ammâ ey vezîr senden ricâ-yı evvelimiz oldur kim çünki böyle bir iş olup bu kadar cân telef oldu. Elbette ve elbette cidd ü ihtimâm-ı tâm ile sa‘y-i belîğ edüp Abdâl Hân'ı ele getiresiz. Bu evlâdları dahi andan bîzârlardır. Bizler dahi cümlemiz gam-hârlarız" deyü tazallum etdiklerinde, hemân paşa-yı pür-tedbîr Ercîş ve Âdilcevâz ve Muş beğlerini Hân'ın ardı sıra aramağa me’mûr edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 274a ·
metinde göster ·
… i." deyü hançer-i murassa‘ı hânın destine verince hân dikkat-i tâm ve temâşâ-yı
ihtimâm
sarf edüp baka baka ve dîvânda halka bakdıra bakdıra tamâm oldular. Ba‘dehû kem …
Ve ol ân şâha nâmeler ve huccetler ve hakîrin koyun tahsîl etdiği defteri çapar ile şâha gönderüp ancak hân ile şâh akası Tebrîz hânı yanında müsâfir oldular. Hakîr ile Murtezâ Paşa ağası hân kethudâsına mihmân olmak fermân olıcak {hemân hakîr Tebrîz hânına eyitdim}: "Hânım, Melek Ahmed Paşa karındaşınız hâna selâm edüp bu cevâhirli hançer-i zerrîni pîşkeş gönderdi." deyü hançer-i murassa‘ı hânın destine verince hân dikkat-i tâm ve temâşâ-yı ihtimâm sarf edüp baka baka ve dîvânda halka bakdıra bakdıra tamâm oldular. Ba‘dehû kemerine bend kıldılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 302a ·
metinde göster ·
… den âvâre olup şeb [u] rûz Ferhâd-vâr çalışup kenz-i Kârûn küşâde etmeğe cidd ü
ihtimâm-ı
tâm edüp derbeder benâm olup bu mekr ile ifnâ-yı vücûd etmededirler. Ve bu kenz …
Temâşâ-yı garîbe: Hâlâ bu şehr-i Rey içre eyledir kim her sene elbette derûn-ı şehirde ve yahûd bîrûn-ı şehirde elbette her sâl birer ikişer defîne mâl çıkar. Ammâ bu künûzlar çıkması sebebiyle niçe bin mahlûk-ı Hudâ kâr u kisb pîşesinden âvâre olup şeb [u] rûz Ferhâd-vâr çalışup kenz-i Kârûn küşâde etmeğe cidd ü ihtimâm-ı tâm edüp derbeder benâm olup bu mekr ile ifnâ-yı vücûd etmededirler. Ve bu kenz-küşâlığın bir kubhu dahi oldur kim, bu mahalde bir kenz vardır deyü niçe yüz âdem hân tarafından ol hânedâna üşüp Ferhâdî tîşeler urup ilâ hâze'l-ân eyle şehr-i âbâdân eski mısır gibi harâb (---) olup bûm u gurâb u masasaya âşiyân olmadadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 327a ·
metinde göster ·
… ikde henim dahi itmâm bulmayup asâkir-i nusret-me’âsir ile sa‘y-i tâm ve bezl-i
ihtimâm
edüp sene 995 târîhinde kal‘a-i Demâvend itmâm bulup derûn-ı kal‘aya üç bin ade …
Âhir cümle guzât ile müşâvere edüp mezkûr kûh-ı Demâvend'de bir sûr-ı üstüvâr binâ olunmasın re’y-i ahsen görüp kûh-ı Demâvend'e bir kal‘a binâsına mübâşeret olunup kendüleri 327b asker-i kerrâr-ı adüv-şikârlar ile bâlâda tahrîr olunan altmış altı pâre kal‘aları cümle feth eyleyüp tâ şehr-i Tebrîz-i dilâvîze varınca cemî‘i kurâ vü kasabât ve kend-i büleydeleri yakup yıkup hâke berâber edüp ol kadar Kızılbaş-ı evbâş-ı kallâşların başların tîğ-ı âteş-tâb ile tıraş edüp cemî‘i havâriciyânın vücûdların sahîfe-i dünyâdan kaldırmağa sehel kalmışdı. Ve bu kadar gâret olunan dâr-ı diyârlardan mâl-ı firâvân almışdı kim hisâbın Hudâ-yı Bîçûn bilir. Cümle guzât-ı müslimîn ol kadar mâl-ı ganâ’imle muğtenim oldular kim mukaddemâ sahrâ-yı Serâv'da münhezim olduklarının yüz kerre yüz bin kat ıvaz olunup Acem'den bir intikâm alınmışdır kim hâlâ diyâr-ı Acem'de dâstân-ı dûstândır. Ba‘dehû Serdâr-ı mu‘azzam Cığalzâde yine cânib-i Bağdâd'a teveccüh etdikde niçe kılâ‘-ı metîneleri dahi feth ederek binâya mübâşeret olunan kûh-ı Demâvend kal‘asına geldikde henim dahi itmâm bulmayup asâkir-i nusret-me’âsir ile sa‘y-i tâm ve bezl-i ihtimâm edüp sene 995 târîhinde kal‘a-i Demâvend itmâm bulup derûn-ı kal‘aya üç bin aded neferât ve yetmiş aded top ve niçe bin gûne cebehâne ve levâzımât koyup kendüleri diyâr-ı Bağdâd'a azîmet etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 327a–327b ·
metinde göster ·
… âhlar mâlik-i tâc u efser olup her şâh Irâk'a mâlik olmağa cidd-i tâm ve bezl-i
ihtimâm
ederlerdi. Âhir,
Bânî-i âşir, Bağdâd-ı kaviyy-i bünyâd Âzerbaycân şâhlarından Gıyâseddîn Şâh sene (---) târîhinde imâr etmişdir. Ba‘dehû diyâr-ı İrân-ı Turan ve Irâk u Âzerbaycân bilâdları tavâ’if-i mülûke dönüp niçeler Bağdâd'ın yolunda bî-ser ve niçe şâhlar mâlik-i tâc u efser olup her şâh Irâk'a mâlik olmağa cidd-i tâm ve bezl-i ihtimâm ederlerdi. Âhir,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 333a ·
metinde göster ·
… bdülkâdir-i Cîlânî'ye piyâdece gidüp yüz sürer ve tathîr ü termîme ol ân cidd-i
ihtimâm
eder. Ve İmâm-ı A‘zam hazretlerinin de imâretin fermân edüp yüz bin altun masrû …
Andan Süleymân Hân taht-gâh-ı selâtîn-i Âl-i Abbâsiyân'dan ve niçe mülûk-ı selef-i şâh-ı şâhâna âşiyân olan sarây-ı âbâdâna girüp taht-gâh-ı Âl-i Osmân olur. Hemân ol ân Süleymân Hân 334b âsitâne-i Abdülkâdir-i Cîlânî'ye piyâdece gidüp yüz sürer ve tathîr ü termîme ol ân cidd-i ihtimâm eder. Ve İmâm-ı A‘zam hazretlerinin de imâretin fermân edüp yüz bin altun masrûf eder ve ol etrâf-ı erba‘ayı telvîsât-ı Kızılbaş'dan pâk eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 334a–334b ·
metinde göster ·
… Basra'ya muttali‘ olup evsâfını alâ kadri'l-imkân tahrîr ü tavsîf etmeğe bezl-i
ihtimâm
olundu.
Ba‘dehû sene 1048 târîhinde Efrâsiyâb Alî Paşa Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘e itâ‘at etdi ve ber-vech-i te’bîd eyâlet-i Basra kendüye ihsân olundu. Ammâ şimdiki halde hâkim-i Basra Hüseyin Paşa ibn Efrâsiyâb Paşa'dır kim ber-vech-i ocaklık Âl-i Osmân'a mutî‘ u münkâd olup vezâret ile hükm-i hükûmet eder. Murtezâ Paşa kethudâsı (---)(---) karındaşımızla Hüseyin Paşa'ya alây-ı azîm ile vardığımızda kethudâsı (---)(---) Ağa on bin askerle istikbâle çıkup kal‘a-i Basra'ya (---)(---) kapusundan dâhil olurken kal‘adan şâdumân topları atılup huzûr-ı Hüseyin Paşa'ya varup dest-bûsdan sonra Murtezâ Paşa hedâyâları gidüp arz olup zerre kadar makbûle geçmez şeklinde olup bizlere hayli i‘zâz [u] ikrâm edüp bir ziyâfet-i azîm oldu kim gûyâ Bitlîs Hânı, Melek Ahmed Paşa'ya ziyâfet etmişdi. Ba‘de'z-ziyâfe Murtezâ Paşa kethudâsına bir zerdûz kerrake ve hakîre bir kerrake birer eğerli at ihsân edüp Murtezâ Paşa kethudâsı Hüseyin Paşa kethudâsına ve hakîre dîvân efendisi (---)(---) efendiye mihmân olup gayrı tevâbi‘leri Abdüsselâm oğullarına müsâferete gönderüp akîbimizce hakîre bir kise Muhammedî guruş ve bir kat esvâb ve Murtezâ Paşa kethudâsına iki kise ve bir kat libâs-ı fâhire gönderüp her bâr paşa-yı âlîşân ile sohbet-i hâs edüp cemî‘i nüdemâlarıyla hüsn-i ülfet edüp ahvâl-i Basra'ya muttali‘ olup evsâfını alâ kadri'l-imkân tahrîr ü tavsîf etmeğe bezl-i ihtimâm olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 360a ·
metinde göster ·
tâm edüp Irâk-ı Arab kim kal‘a-i Haleb'dir ana istîlâ etdi. Andan Dârâ Şâh'ı ze …
Müverrihân-ı selef-i Rûm u Arab u Acem kavilleri üzre bu kal‘anın bânîsi ibtidâ Hûşeng Şâh'dır. Andan niçe mülûk-ı kudemâya intikâl edüp İskender-i Yunan asrında Dârâ Şâh'ın tahtgâhı olup bu şehr-i azîmde İskender Dârâ Şâh'a rağmen harâb etdi. Zîrâ ol asırda bu edîm-i arzda Dârâ Şâh'dan ulu pâdişâh-ı şâh-ı şâhân yok idi. Ba‘dehû İskender-i Yunan hurûc edüp diyâr-ı Rûm-ı edna'l-arz-ı ân-merzibûmu cümle kabza-i teshîre alup arz-ı Irâkeyni feth etmeğe ihtimâm-ı tâm edüp Irâk-ı Arab kim kal‘a-i Haleb'dir ana istîlâ etdi. Andan Dârâ Şâh'ı zebûn edüp arz-ı Irâk-ı Acem kim Bağdâd'dır, ana da mâlik oldu ve ba‘dehû Dârâ Şâh merhûm olup İskender Dârâ'nın ehl-i beytlerin cümle Anadolu diyârında Menteşa hâkinde Rodos cezîresi mukâbelesinde Dârâhiyye nâm kazâ-yı fezâda Dârâ Şâh'ın duhter-i pâkîze-ahterlerin anda haps edüp Sönbeki cezîresi küffârların Dârâ Şâh kızları üzre dîdebân nasb etdi. Hâlâ ol kazânın vech-i tesmiyyesi Dârâ Şâh kızları anda sâkin olduğiyçün Dârâhiyye kazâsı derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 391a ·
metinde göster ·
Ammâ sene (---) târîhinde Âl-i Abbâsiyân'dan Me’mûn Halîfe diyâr-ı Bağdâd'dan diyâr-ı Mısr-ı Kâhire-i mağziyye-i Ümm-i Dünyâ'ya gelüp şehr-i Fustât ki Mısr-ı atîkdir, anın mukâbelesinde nehr-i Nil aşrı Cîze şehri garbîsinde nîm sâ‘at Heremeyn dağları nâmıyla ma‘rûf üç aded amelî ve çâr-kûşe dağlardır kim ikisi dörder yüz arşın âlî binâ olunup evc-i âsumâna ser çekmişlerdir. Biri gâyet alçacık yine çâr-kûşe amelî seng-binâ kûh-ı sağîredir. Hâlâ bu kûhlara elsine-i nâsda Fir‘avn dağı derler. Me’mûn Halîfe bu kûh-ı bülendlerde defîne vardır deyü bu kûh-ı Heremeynleri asker-i deryâ-misâline ve üstâd-ı kûh-kenlere bu kûhları nakb u kam‘ u hedm etdirüp yetmiş günde güc ile bir defîne mâla râst gelüp anda bir seng-i hârâ üzre hatt-ı Hazret-i İdrîs-i hoş-nüvis ile bir hacer zâhir olup böyle tahrîr etmiş kim "Ey bu makâlîd-i âlîlerden defîne istihrâcına mukayyed olan mülûk. Ne kadar cidd ü cehd-i tâm-ı ihtimâm itsen renc [ü] anâ çeküp ifnâ-yı vücûd etdiğin günlerin masrûfu kadar mâla mâlik olursun, ve's-selâm. Ammâ ilm-i târîh ve ilm-i evvelîn ü âhirîn istersen, hâsıl olup bu edîm-i arzın ibret hırmeni mahsûlün dirersin, ve's-selâm. Ve illâ dahi ziyâde tama‘-ı hâma düşersen ifnâ-yı vücûd edersin, hatmü'l-kelâm." deyü merkûm seng-i hârâda bu gûne hatları Me’mûn kırâ’at etdikde cemî‘i ulemâsıyla Me’mûn Halîfe müşâvere edüp kenz-i Kârûn'dan ferâğat edüp "Hemân bize ilm-i evvelîn ü âhirîn lâzımdır. Elbette ana müte‘allık kitâblar vardır." diyerek cebel-i Heremeynleri kam‘ u hedm ederek bir kubbe-i yekpâre zâhir olup anı kam‘ edüp derûn-ı kubbeye duhûl edüp gördüler kim mâl-â-mâl deve kemikleri ve fil ve gergerdân üstühânlarıyla leb-ber-leb olmuş bir kubbe-i nüh-tâk cümle kemikler üzre hatt-ı gûnâ-gûnlar yazılmış ve niçe bin gûne rümûzlar kazılmış. O kubbeden içeri bir tuç bâb-ı sağîre nümâyân olup ol dervezeyi hâh nâ-hâh küşâde kılup gördüler kim bir kubbe-i ser-bülend-i nuh-tâkı eflâke kemend atmış ammâ derûn-ı kubbe kat-ender-kat kitâb-ı müstetâblar ile mâl-â-mâl.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 399b ·
metinde göster ·
… yd-ı adhâ idi. Ve paşanın fermân etdiğine göre mataracıbaşıyla cidd u cehd edüp
ihtimâm-ı
tâm ile elli kîse mâl hân-ı âlîşândan tahsîl edüp paşaya göndermeğe üç yüz tüfe …
Hân ile müşerref olup yine bize bir mükellef oda döşeyüp gece ve gündüz hân ile ve on iki aded bürâder-i cân-berâberleriyle sohbet-i hâs ederdik. Hamd-i Hudâ gecemiz Kadir ve rûzumuz rûz-ı ıyd-ı adhâ idi. Ve paşanın fermân etdiğine göre mataracıbaşıyla cidd u cehd edüp ihtimâm-ı tâm ile elli kîse mâl hân-ı âlîşândan tahsîl edüp paşaya göndermeğe üç yüz tüfeng-endâz ile bizim kendi mâllarımız dahi Van'a gönderüp şehr-i Bitlis'de sebük-bâr kaldık.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 9a ·
metinde göster ·
edüp handak içinden defter ile beş kerre yüz bin araba toprak nehr-i Turla'ya d …
Ve Melek Ahmed Paşa efendimiz Kırım hânından ve Âsitâne'den gelecek piyâde yeniçeri askeri bakayâsından haber gelince Akkirmân altında meks etmek iktizâ edüp tehî-dest durulmasın içün cümle asker-i İslâma ve cümle ahâlî-i şehre dellâllar nidâ edüp beher gün onar kazgan pilav ve zerde pişüp cümle askere ve ehl-i belede ni‘met-i firâvân-ı bî-imtinân bezl olunup mehterhâneler çalup cümle alaybeğleri ve çeribaşıları ve yetmiş bayrak sekbân [u] sarıca bölükbaşıları etek der-miyân edüp Akkirmân kal‘asının handakı tathîrine bezl-i ihtimâm edüp handak içinden defter ile beş kerre yüz bin araba toprak nehr-i Turla'ya dökülüp mukaddemâ şürefâların kazdığı zamân gibi 36b handak içre nehr-i Turla cereyân edüp handak tathîr olduğu sicille kayd olup bir dahi handaka bir dâne-i hardal bırağanın hakkından gelmek içün dellâllar nidâ edüp tenbîh [ü] te’kîd olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 36a–36b ·
metinde göster ·
… ‘alarına birer mu‘temedün-aleyh ağalar gönderüp ta‘mîr ü termîm etmeğe cehd [u]
ihtimâm
edüp niçe hayrât [u] hasenâtlar etdi. Ve nitekim Melek Ahmed Paşa Özü eyâletine …
Ba‘dehû Melek Ahmed Paşa-yı âkıl mukaddemâ Hân'ın elli aded Macar kapudanları ki vermiş, hemân anları der-ceng-i evvel Âl-i Osmân istemeden Tatar eliyle Eflâk ve Boğdan ve Kazak ve Leh ve Erdel kefereleri eliyle her birin değerin değmeze kırkar ve ellişer kîse ve beşi yüzer kîseye verilüp cebr ü noksan cümlesinin bahâları bin altı yüz doksan altı kîse edüp ol mâl-ı ganâ’imle Akkirmân kal‘ası ve Kili kal‘ası ve Bender kal‘ası ve Yanık hisârı ve Özü kal‘alarına birer mu‘temedün-aleyh ağalar gönderüp ta‘mîr ü termîm etmeğe cehd [u] ihtimâm edüp niçe hayrât [u] hasenâtlar etdi. Ve nitekim Melek Ahmed Paşa Özü eyâletine mutasarrıf idi, Hân ile Paşa'nın birbirlerine âdemleri hedâyâlarıyla gidüp gelmede idi. Ol ecilden Hân ile Paşa'nın mahabbetleri münkatı‘ olmayup Paşa-yı müdebbir Kırım Hânına bir mahabbetnâme gönderse kırk elli bin Tatar murâd edindiği yerde hâzır-bâş idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 52b ·
metinde göster ·
… guzât-ı müslimîn taş ve kireç taşıyup her gün işlenenden ziyâde tekayyüd-i tam
ihtimâm
edüp ba‘zı münhedim olan yerlere kara çavlar çatılup fütûhât topları atılup mer …
"Elbette ve elbette başınız gerek ise Özü kal‘asının mukaddemâ münhedim olan yerlerin bir gün evvel ta‘mîr ü termîmile mukayyed olup hayr ile itmâmına cidd u cehd edesiz" deyü haber-i ibrâm [u] ilhâh gelince hemân cümle alaybeğleri ve cümle asker-i İslâm ve cümle kal‘a neferâtları etek der-miyân edüp yine donanma şâdumânları ederek cümle guzât-ı müslimîn taş ve kireç taşıyup her gün işlenenden ziyâde tekayyüd-i tam ihtimâm edüp ba‘zı münhedim olan yerlere kara çavlar çatılup fütûhât topları atılup meremmâta başlanıldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 56b ·
metinde göster ·
… ve bennâ ve on bin aded re‘âyâ vü berâyâ cem‘ olup cidd ü cehd ile inşâ etmeğe
ihtimâm-ı
tâmları olup leb-i deryâda yalçın kaya burun üzre ibtidâ azîm tabyalar binâ edü …
Bu kal‘a dahi Köpürlü vezîria‘zam re’yile sene 1068 târîhinde bizzât Sultân Mehemmed Hân-ı Râbi‘ gazâ mâlıyla müceddeden binâ edüp bu mahalde sa‘âdetlü pâdişâh vardıkda cümle donanma-yı hümâyûn forsa pâyzenleri ve cümle eyâlet-i Kapudan Paşa zu‘amâsı ve erbâb-ı tîmârı ve cebelüleri ve bu kadar mi‘mâr ve bennâ ve on bin aded re‘âyâ vü berâyâ cem‘ olup cidd ü cehd ile inşâ etmeğe ihtimâm-ı tâmları olup leb-i deryâda yalçın kaya burun üzre ibtidâ azîm tabyalar binâ edüp üzerlerine yigirmişer pâre balyemez toplar ve aşağı leb-i deryâya elli pâre şayka toplar koyup her biri ejder-i heft-ser-misâldir. Hattâ sa‘âdetlü pâdişâh bu mahalle başdarda-i hümâyûn ile gelirken cemî‘i toplara âteş edüp şâdumânîler etdikde her topun gülleleri rûy-ı deryâda seke seke tâ Bozcaada'ya karîb gitdiler, zîrâ bu kal‘a Akdeniz'e göğüs vermiş yalçın kaya üzre ensesi dağlar üzre, mahallinde binâ olunmuşdur. Hakkâ ki be-dest-i Kapudan Alî Paşa bu kal‘a-i üstüvâr aceb hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn kal‘a oluyor. Hakk celle ve alâ hayr ile itmâmın müyesser ede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 93a ·
metinde göster ·