… u câmi‘in üç tarafında ikişer tabaka cemâ‘at ibâdât edecek tabakalar vardır kim
iki tarafda
nerdübânlarından at ile çıkmak mümkündür. Dolamac bir şâhrâhdır kim beyâz merme …
Ve bu câmi‘in üç tarafında ikişer tabaka cemâ‘at ibâdât edecek tabakalar vardır kim iki tarafda nerdübânlarından at ile çıkmak mümkündür. Dolamac bir şâhrâhdır kim beyâz mermer-i hâm mefrûşdur. Ve câmi‘ içre tâ kubbeye varınca üç tabaka kanâdîller çerâğân edecek dehlîzler vardır kim derûn-ı câmi‘i ihâta etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 35b ·
metinde göster ·
kırkar ellişer koyun kurbânları âmâde olup cümle hâzırûn vüzerâ ve vükelâ ayağ …
Ba‘dehu kâlıb ocakları 131b kenârında iki tarafda kırkar ellişer koyun kurbânları âmâde olup cümle hâzırûn vüzerâ ve vükelâ ayağ üzre kalkup kârhâne du‘âcısı âmâde olup muvakkıt sâ‘atiyle ocakbaşına gelüp tuç deryâsı ağzın açmağa nîm sâ‘at kaldıkda haber edüp du‘âcı du‘âya âğâze edüp cümle {hâzırlar} hulûs-ı kalb ile âmîn deyüp herkes teveccüh-i tâm ile bükâ ederler. Zîrâ gâyet mahûf u muhâtara helâk yeridir kim niçe üstâd ve vüzerâ helâk olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 131a–131b ·
metinde göster ·
… bu mahalde bir kal‘a ve Akdeniz Boğazı'nda iki kal‘a inşâ edüp Kostantıniyye'ye
iki tarafdan
zahâyir makûlesi varmayup kaht [u] galâ olmak mukarrerdir, cenâbınız dahi azame …
"İslâmbol'u feth edecek sensin" deyü tebşîr edüp "bu mahalde bir kal‘a ve Akdeniz Boğazı'nda iki kal‘a inşâ edüp Kostantıniyye'ye iki tarafdan zahâyir makûlesi varmayup kaht [u] galâ olmak mukarrerdir, cenâbınız dahi azametle Edirne'den deryâ-misâl asker ile bu bizim cânibimize teşrîf buyurasız" deyü Rûmeli Hisârı yerinde sâkin olan ruhbân şekilli mü’min-i nihânînin mektûbu Ebü'l-feth'e varınca Mehemmed Hân'a inşirâh-ı sadr [u] zevk-i derûn müyesser olup iki yerden gayret kuşağın kuşanup Kostantîn izniyle sayd [u] şikâra gelerek Karadeniz sâhilinde Terkoz kal‘asına gelüp halîcinde ve çengelistânında sayd [u] şikâr edüp Terkoz kal‘ası kapudanından hedâyâlar alup ve kapudana Mehemmed Hân hedâyâlar verüp aslâ sulha muhâlif ü muğâyir bir iş etmeyüp Kostantîn'e niçe şikârlar gönderüp sûret-i dostlukda görünüp bu hisâr mahallinde bir şikârhâne sarây çiftliği binâ etmeğe istîzân edüp hisâr yerindeki râhib sûreti müslime buluşup, görüşüp, öpüşüp niçe hüsn-i tedbîr meşveretleri ederler. Tâ ki kıral-ı bed-fi‘âl-i dâldan elçiler gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 136b ·
metinde göster ·
(---) kademe taş nerdübân ile urûc olunur bir haremdir, vasatında bir âbdest ha …
Eşkal-i câmi‘, leb-i deryâda haremine iki tarafdan (---) kademe taş nerdübân ile urûc olunur bir haremdir, vasatında bir âbdest havzı ve çınârlar ile müzeyyendir. Ve câmi‘in taşrasında yan soffaları üzre (---)142a aded amûd-ı müntehâlar üzre (---) kubbe-i âlîlerdir. Ve bir kıble kapusu üzre târîhi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 141b–142a ·
metinde göster ·
… Alî bend edüp pîr oldu. Bu tâ’ife pür-silâh alayda ubûr ederken dükkânlarından
iki tarafda
olan temâşâcılar üzre gülâb ve mâ’-i buhûr nisâr ederek ubûr ederler. Cümle şâh …
Esnâf-ı âb-ı gülâbcıyân: Dükkân 41, nefer 70, bunlar Bedâsten-i atîk önünde husrevânî küp kadar bakır kazganlar içre Edirneli hâtûnlar gülâb satarlar. Gayrıları dükkânlarda buhûr suyu ve mâ’-i kâdî ve mâ’-i gülâb ve mâ’-i amber ve mâ’-i aselbend ve mâ’-i mâverd ve mâ’-i yâsemen misilli ıtrıyyât makûlesi mâ’-i tayyibeler fürûht ederler. Pîrleri Itriddîn-i Hindî'dir. Kabri yine Hindistân'da Rey şehrinde medfûndur. Hazret-i Resûl, râyiha-i tayyibeden haz edüp bunlar dâ’imâ Hazret['e] gülâb hedâyâ getirirlerdi. Kemerin Hazret-i Alî bend edüp pîr oldu. Bu tâ’ife pür-silâh alayda ubûr ederken dükkânlarından iki tarafda olan temâşâcılar üzre gülâb ve mâ’-i buhûr nisâr ederek ubûr ederler. Cümle şâhrâh mu‘attâr olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 158b ·
metinde göster ·
… rak ve un eleyerek azîm ekmekleri sırık hammâllarına tahta-pûşlar üzre götürdüp
iki tarafda
olan seyrâncılara ekmekler bezl ederek cümle sivri külâhlı acemî oğlanları ile …
Bir çorbacı ve bir fotula kâtibi ve yedi aded meremmâtcı ve yedi aded mu‘temedleri ve bir ekmekcibaşısı ve bir kethudâsı ve bölükbaşıları vardır. Bunlar dahi arabalar üzre dükkânlarında ekmek yaparak ve un eleyerek azîm ekmekleri sırık hammâllarına tahta-pûşlar üzre götürdüp iki tarafda olan seyrâncılara ekmekler bezl ederek cümle sivri külâhlı acemî oğlanları ile pür-silâh saf saf olup ekmekcibaşı ve fodula kâtibi ve çorbacısı rikâb rikâba muhteşemâne ubûr ederler, sivri külâhlı aceb askerdir}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 159b ·
metinde göster ·
… dükkândır. Bir fâhir kârgîr binâ bezzâzistânı Dâvûd Paşa'nın hayrâtıdır. Cümle
iki tarafda
seksen aded dekâkîn-i ma‘mûrlardır kim câmi‘inin evkâfıdır. Ve cümle kırk bir v …
Ve cümle dörd yüz dükkândır. Bir fâhir kârgîr binâ bezzâzistânı Dâvûd Paşa'nın hayrâtıdır. Cümle iki tarafda seksen aded dekâkîn-i ma‘mûrlardır kim câmi‘inin evkâfıdır. Ve cümle kırk bir vezîr [u] vüzerâ ve mîr-i mîrân ve sâ’ir a‘yân sarâyları vardır. Evvelâ Osmân Paşa sarâyı ve İbrâhîm Beğ sarâyı ve Hacı Beğ sarâyı ve Hüseyin Beğ sarâyı ve Alay Beği sarâyı ve Mustafâ Beğ Sarâyı, niçe sarâylar dahi vardır ammâ ma‘lûmumuz olan bunlardır. Ve bu sarâyların her birinde birer hammâm olduğundan mâ‘adâ kırk beş ev hammâmları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 345a ·
metinde göster ·
dahi şâhın ricâsı hayyiz-i kabûlde olmayup tekrâr birer elçi-yi mübrem Sofi Alî …
Şehzâde Bâyezîd'i taleb içün der-i devletden elçiler gitdiğidir: Ezîn-cânib Âsitâne-i sa‘âdet'de Süleymân Hân'ın şâh ile Şehzâde Bâyezîd'in hüsn-i ülfet ittihâdın istimâ‘ edüp serbevvâbândan Sinân Beğ nâm bir vecih-i Ebü'l-Me’âlî-misâl hoş-gûy-ı nüktedân [ü] nükte-şinâsı nâme ile şâha gönderüp Bâyezîd'i taleb etdiler. Konya'da Şehzâde Selîm dahi "Elbette benim adüvv-i cânım olan karındaşım Bâyezîd'i gönder, yohsa İrân-zemîn'de ve diyâr-ı Âzerbâycân-ı Ucân'da taşı taş üzre komam" deyü nâmesiyle mîrâhûru Turak Ağa'yı gönderdi. Şâh Tahmâs'a elçiler varup nâmeler kırâ’at olundukça mazmûnu ma‘lûmları olup bir nâme ile Tabut nâm bir ağayı Süleymân Hân'a gönderüp Bâyezîd Hân'ı ricâ eyledi. Ve Şehzâde Selîm'e Seyfeddîn Ağa'sın gönderüp afv olunmasın ricâ eyledi. İki tarafda dahi şâhın ricâsı hayyiz-i kabûlde olmayup tekrâr birer elçi-yi mübrem Sofi Alî Paşa'yı ve kapucubaşı Hasan Ağa'yı şâha gönderdiler ve yine Şehzâde Selîm tarafından Kara Mahmûd Ağa elçi gidüp bî-kıyâs tuhaf hedâyâ ile şâha 78a üç aded elçi kazâ-yı âsumânî gibi varınca şâh-ı gümrâh bildi kim fakîr Bâyezîd'in halâsı mümkin değildir, ammâ câ’iz ki Bâyezîd askeri cânı acımış kavimdir mebâdâ bir el kaldıralar ve İrân-zemînde bir bed-nâmlık edeler deyü Bâyezîd Hân'a sûret-i hakkdan görünüp sizin Rûm bahâdurlarınızdan üç bin yiğit bizim sipah-sâlârımızla Asterâbâd ülkesin urmağa gidüp mâl-i ganâ’imiyle bay olsunlar deyü ricâ etdükde sâde-dil Bâyezîd hiyel ü şeytanatdan ba‘îd cân baş üstine deyüp üç bin nâmdâr yigitleri İsterâbâd urgunculuğuna gönderüp Bâyezîd yedi yüz kadar askerle kaldı ve bir gün Bâyezîd'in nedîmlerinden Kara Mehemmed nâm bir bî-dîn şâhı tenhâ bulup eydür: "Şâhım! Sakın bu Bâyezîd bir hod-bîn ve hûn-hâr sefîhdir. Babasına ve birâder-i mihterine âsî oldu. İrân-zemîne mâlik olmağıçün birkaç nökerine mâl verüp sizi zahmdâr edüp İrân tahtına iclâs etse gerek" deyince şâhın aklı başından gidüp gayri tedârike şurû‘ etdi ve şehzâde Arab Mehemmed'in şâha gamz etdüğüne vâkıf-ı esrâr olup aslâ söyletmeden boynun urdı. Hemân Aksak Seyfeddîn-i bî-dîn ve mîr-i alay-ı Amasiyye dedikleri mestâne-i divâne şehzâdenin Kara Mehemmed'i katl etdüğün görüp bî-huzûr ve kendülere şehzâde rencûr idiklerine vâkıf-ı esrâr olup üç münâfık-ı huddâm doğru şâha varup Bâyezîd'i murâd [u] merâmları üzre geçdiler. Şâh dibelik âteşpâre olup şehzâde-i âzâdeyi alâ tarîki'z-ziyâfe sarâyına da‘vet edüp bir muzlim küncde Şehzâde Bâyezîd'i ve elli aded bahâdır-ı kafâdârlarına cellâd-ı bî-amânlar üşüp şehzâdeyi kayd-bend edüp cümle tevâbi‘ [u] levâhıkın katl ederler ve şehr-i Kazvîn'de binden mütecâviz Bâyezîdîleri şehid ederler. Kuduz Ferhâd nâm bu şecî‘ ve dilîr yetmiş aded kızılbaşa hançer ve kılıç yetiştirdiği müsbitdir. Niçe tevârîhde "Şehzâde Bâyezîd'i şâh huzûrunda sakalın tırâş edüp eynine bir kirli esvâb giydirüp işkence ve îzâ ederek katl etdiler" deyü yazmışlar, ammâ galat tahrîr etmişler. Bu Bâyezîd mâddesiçün âsitâneden altı kerre şâh-ı Acem'e elçiler gidüp cümle elçiler anda mevcûd iken kayd-bend ile Şehzâde Bâyezîd'i ve dörd nefer evlâdlarıyla cümle elçilere teslîm etdiklerin ol asırda Acem diyârında bulunan Vefâlı İsâ Ağa ve Sultân Süleymân rikâbdârı Koz Alî Ağa ve emmimiz Kara Mustafâ alaybeği Elkâs Mirzâ mâddesiyçün Tahmâs Şâh'a gidüp Bâyezîd Hân şehzâde menâkıbın anlardan istimâ‘ etdiğimiz kimesnelerden tahrîr eylemişizdir. Anların nakli üzre Şehzâde Bâyezîd evlâdlarıyla der-i devlete gelirken Şehzâde Selîm ve Rüstem Paşa "İhtimâldir Bâyezîd der-i devlete gelüp cürmü afv olunup Süleymân Hân'ın âhir ömrüdür belki Bâyezîd tâc u taht sâhibi olup bizim hakkımızdan gele" deyü Süleymân Hân'a ibrâm [u] ilhâh edüp ale'l-acele bir elçi dahi gidüp Bâyezîd'e nerede râst gelirsen anda katl eyleyüp kabrini ma‘lûm eyle deyü hatt-ı şerîfler verüp elçi ılgar ile gidüp şehr-i Sivas'da râst gelüp Sivas Paşası Temerrüd Alî Paşa huzûrunda Şehzâde Bâyezîd'i ve büyük oğlu Şehzâde Orhân ile üç oğlun ma‘nûken şehîd edüp bu şehr-i Sivas'ın Paşa kal‘ası şimâlî kapusu önünde defn etdiklerini bilir müsinn âdemler ile kelimât edüp bu hakîr şehzâdeleri dahi ziyâret edüp anınçün şehr-i Sivas ziyâretgâhında tahrîr olunup bir müfîd ü muhtasır kubbesi vardır. Şâhrâh üzre olmağ-ile ziyâretgâh-ı hâs [u] âmmdır. Her sabâh üzerlerinde eczâ-yı şerîfe tilâvet olunur. Ezîn-cânib yine sadede rücû‘ edelim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 77b–78a ·
metinde göster ·
… nleri yokdur. Şarkî ve cenûbî tarafı evce ser çekmiş yalçın kayalar olmağile bu
iki tarafda
kal‘a dîvârından metîn ü müstahkem dîvâr üzre hânın sarây-ı azîmi ve kâ‘aları v …
Sitâyiş-i bâğ-ı ravza-i Rıdvân-ı hân-ı âlîşân: Bu bâğ-ı İrem şehr-i Bitlîs'in cânib-i garbîsi tarafında kûh-ı Taklaban nâm bir yalçın kaya üzre vâki‘ olmuş bir gaytândır. Cânib-i şarkîsi ve taraf-ı cenûbîsi uçurum kayalardır kim aşağıdan nehr-i Bitlîs cereyân eder. Bu kayanın ta zirve-i a‘lâsı kimi amelî ve kimi Hudâyî vâki‘ olmuş bir sahrâ-yı azîmdir. Bu sahrâ-yı vâsi‘in cânibeyni kal‘a dîvârları gibi binâ-yı sûr-ı üstüvârdır. Ancak burc [u] bârû-yı bedenleri yokdur. Şarkî ve cenûbî tarafı evce ser çekmiş yalçın kayalar olmağile bu iki tarafda kal‘a dîvârından metîn ü müstahkem dîvâr üzre hânın sarây-ı azîmi ve kâ‘aları ve dîvânhâne-i müte‘addideleriyle ârâste ve niçe yüz şâhnişîn ü revzenler ile pîrâste olup cânib-i şarkîsi Değirmân deresine nâzır hân askerinin yedi yüz aded hücreleriyle imâr olmuş bir bâğdır ve bu hücrelerin tahtânîleri cümle ıstabl-ı anter-i ahûr-ı câğdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 227b ·
metinde göster ·
… n iki tarafında dağlar gibi yığılan yetmiş ve seksen arşın uzun gemi direklerin
iki tarafdan
iki yüz aded gemiler ile bin iki bin Eflâk ve Boğdan re‘âyâları gemiler içre gi …
Bu dalyan ta‘bîr etdikleri oldur kim nehr-i Tuna'nın Kili kal‘asından yukarusına Tuna'nın iki tarafında dağlar gibi yığılan yetmiş ve seksen arşın uzun gemi direklerin iki tarafdan iki yüz aded gemiler ile bin iki bin Eflâk ve Boğdan re‘âyâları gemiler içre girüp mezkûr gemi direklerin Tuna'nın iki tarafından Tuna dibine çırpı ile hemvâr kaka kaka karşu tarafdan ve beri tarafdan kazık direkler kakarak Tuna nehri ortasına gelüp arasın yigirmi direk kadar aralık korlar, zîrâ hîn-i mahalde Tuna üzre gidüp gelen gemilerin geçmesine mâni‘ olmaya. Ba‘dehû mezkûr kakılan direkler üzerlerine uzun yaban asmaların örüp uzun çatal ağaçlarla örülen asmaları tâ Tuna dibine itiverüp endirirler ve dahi asma ile öre öre tâ Tuna yüzüne örülmüş asmalar çıkup Tuna içi hasır ile örülmüş gibi olup bir karış balık geçmek muhâl olur. Gûyâ bu örülen asmalar gemi direkleriyle akçe tahtası gibi boğazı dar bir balık kapanı olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 65b ·
metinde göster ·
… rdıkda, hemân kâfirler beş altı pâre firkate ile boğaz ağzına cân atdılar, ammâ
iki tarafda
bin aded tüfeng-endâz kuş uçurmağa komazlar.
Hemân gâzîler mukaddemâ alınan firkatelere şahbâz yiğitler dolup "Avanta" deyü kâfirler üzre vardıkda, hemân kâfirler beş altı pâre firkate ile boğaz ağzına cân atdılar, ammâ iki tarafda bin aded tüfeng-endâz kuş uçurmağa komazlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 145b ·
metinde göster ·
… üzre karâr-dâde olup pâdişâhın hil‘atına muttasıl bir uzun yeni elçiler öperken
iki tarafdan
elçileri berk dutup ibtidâ yer öpdürüp sonra sekiz adım uzun yeni öpdürüp pâdiş …
Bir fertûte avrat eydir: "Bire atını tırnağından urun. Yohsa atı bile cümle demir geyim içindedir" deyince, bir kolu kuvvetli atının tırnağına bir ok urunca at ile kâfir zîr ü zeber olunca gâzîler üşüp demir geyimin yakasından gücile yol bulup kâfiri boğazlayup depelerler. Hâlâ ol zamândan berü Âl-i Osmân'a kâfirden bir elçi gelse pâdişâh taht üzre karâr-dâde olup pâdişâhın hil‘atına muttasıl bir uzun yeni elçiler öperken iki tarafdan elçileri berk dutup ibtidâ yer öpdürüp sonra sekiz adım uzun yeni öpdürüp pâdişâh yanına komadıkları Gâzî Hudâvendigâr'ın şehîd olduğu günden kanûn-ı Âl-i Osmân kalmışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 167a ·
metinde göster ·
… r tabanca tüfengleri ve ellerinde navortaları ile âmâde kefereler içre giderken
iki tarafda
belki üç yüz aded koyun ve hınzîrları kebâb ediyorlar ve Manastır şehrinden ve …
Üç sâ‘atde şeşan dağına çıkup anı gördüm. Bir navortalı kâfir gelüp eydir: "Bire Türk sen bu dağda n'işlersin?" dedikde, hakîr eyitdim, "Bizim Yano Beğ dostumuza geldim. Buluşsam gerek" dedikde, kâfir gidüp yine gelüp, "Gel gidelim" dedikde, atdan piyâde olup sık orman içre giderken yemîn ü yesârda beş altı yüz harbalı kâfir bellerinde ikişer üçer tabanca tüfengleri ve ellerinde navortaları ile âmâde kefereler içre giderken iki tarafda belki üç yüz aded koyun ve hınzîrları kebâb ediyorlar ve Manastır şehrinden ve Maşkolor panayırından aldığı çukaları niçe yüz derziler keferelere esbâblar kesüp biçüp dikerler. Bunları temâşâ ederek geçüp ileri vardım. Gördüm ki bir başı telli kırmızı yağız yelekli mutarraş şahbâz kefere ayağa kalkup eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 179b ·
metinde göster ·
… p cümle göz karardup hücûm-ı mehcûm ile küffâr üzre yedi yerden yürüyüşler edüp
iki tarafdan
ol kadar top ve tüfengler atılup İslâm askeri âteş-i Nemrûd içinde kalup kırınt …
Netîce-i kelâmları âhir Tatar askerin üç sâ‘at sol cânibden dağlara gönderdiler ve Eğre eyâleti atlıların sağ tarafdan gönderdiler. Anlar ol taraflarda dağlardan girmede 21a , ammâ beri tarafda serdârımız İsmâ‘îl Paşa cümle piyâde kapukulu yeniçerilerin ve Eğre ve Budin yeniçerileri ve cebecilerin bir yere cem‘ edüp bir kol etdi ve gayri vüzerâ ve mîr-i mîrânların sekbân ve sarıca yiğitlerine Melek Ahmed Paşa kethudâsın serdâr edüp bir kol dahi ileri atlanup kendüsü ve gayri mîr-i mîrânlar ile atlı ve yayan kalb-i askerde cem‘ olup cümle guzât bir ağızdan ve bir uğurdan derûn-ı dilden ve cân [u] gönülden Allâh Allâh sadâsına rehâ buldurup cümle göz karardup hücûm-ı mehcûm ile küffâr üzre yedi yerden yürüyüşler edüp iki tarafdan ol kadar top ve tüfengler atılup İslâm askeri âteş-i Nemrûd içinde kalup kırıntılık içinden kâfirleri sehel sürüp yerlerine cünûd-ı müslimîn girüp çet-a-çet köpek cengine başlayup bizim toplar içre neft ve katrân ve paçavralar koyup tabura yedi sekiz kerre topları atdıklarında câ-be-câ taburun dıraht-ı müntehâları şiddet-i rûzgâr-ı zor-kârdan tutuşmağa başladı ve küffâr ile guzât-ı [muvah]hidîn kırıntılar içinde savaş-ı perhâş eder[ek] yaka yakaya gelmeğe başladı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 20b–21a ·
metinde göster ·
… man ve kayalık mahûf u muhâtara boğazda hemân orman içinden haydudlar üzerimize
iki tarafdan
dökülüp ol dar boğazda boğazımız alup anlar bize biz anlara birer yaylım kurşu[ …
Bu cebel-i bâlânın nısfına vakt-i zuhra karîb endiğimizde bir teng ve sarp yerde ve bir çâh-ı gayyâ-misâl yerde ve sengistân ve cengelistân haydud kemîngâhı zîk yerlerde giderken iki tarafı sık orman ve kayalık mahûf u muhâtara boğazda hemân orman içinden haydudlar üzerimize iki tarafdan dökülüp ol dar boğazda boğazımız alup anlar bize biz anlara birer yaylım kurşu[m] urup anlar "Udri neboyse" der biz "Allâh Allâh" deyü feryâd ederiz. Yaka yakaya gelüp bir hayli ceng etdik. At işlemez âlât-ı silâh kullanmaz, ne çâre, âhir-i kâr cümlemiz atları bırağup piyâde olup "Bire koma şehbâzlarım" deyü hırren-fe-hırren yaka yakaya cenge âheng edüp bir sarp ormana sığınup tâ vakt-i zuhra varınca bu dağıstân içre bir savaş-ı perhâş etdik [kim] ta‘bîr olunmaz, ammâ küffâr-ı füccâr hayli var idi, belkim bizim askerden ziyâde idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 53b ·
metinde göster ·
… ırlangıç kanatları gibi biri biri üzre biri birinden ileri san‘at ile dize dize
iki tarafda
dizilen sütûnları yakın eyleyüp bu cisrin ortasına yan yana beş aded kalyon dir …
Bir Foça kal‘ası dahi Anadolu tarafında İzmir şehrine karîb Melemen kal‘ası nâhiyesinde Akdeniz sâhilinde Kara Foça nâmında bir kal‘a dahi vardır. Ammâ bu Hersek Foçasının cânib-i garbîsinde şehirden nîm sâ‘at ba‘îd karye-i Burut'da nehr-i azîm Drin üzre evc-i âsumâna urûc etmiş bir göz bir haşeb cisir vardır kim bu cihânda misli olmadığından mâ‘adâ gâyet mahûf u muhâtara bir güzergâhdır, zîrâ kârgîr değildir, ammâ üstâd-ı selef bu kantara-i vâcibü's-seyri azîm ve tavîl kalyon direklerin nehrin iki tarafında olan kârgîr binâ pâyeler üzre mezkûr kalyon sütûnların kırlangıç kanatları gibi biri biri üzre biri birinden ileri san‘at ile dize dize iki tarafda dizilen sütûnları yakın eyleyüp bu cisrin ortasına yan yana beş aded kalyon direklerin birbirlerine bend edüp bir haşeb cisr-i azîm olmuşdur kim bir vilâyetde nazîri yokdur. Cümle at ve katır ve sâ’ir hayvânât ve benî Âdem cümle bu püll-i iberden ubûr ederler, ammâ gâyet pek sallanır ve âdem aşağı bakmağa merdüm-i dîdeleri kararup gönlü bulanır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 147b ·
metinde göster ·
… im. Çünkim iki aded elçiler Süleymân Hân'ın binâ etdiği miller üzre çıkdılar ve
iki tarafdan
tercümânlar gidüp gelmeğe başladılar, ammâ iki elçi miller başında ellişer kada …
Ez-în-cânib "El-kelâmu yecirrü'l-kelâm" fehvâsınca iktizâ-yı kelâm böyle olup yine sade[de] rücû‘ edelim. Çünkim iki aded elçiler Süleymân Hân'ın binâ etdiği miller üzre çıkdılar ve iki tarafdan tercümânlar gidüp gelmeğe başladılar, ammâ iki elçi miller başında ellişer kadar ihtiyâr âdemlerin iş bilir müdebbirleriyle durdular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 45a ·
metinde göster ·
yigirmi aded katanadan ve çetecilerden ziyâde olup kal‘adan kal‘aya asker ile t …
İbtidâ mâdde-i evveli oldur kim iki tarafdan yigirmi aded katanadan ve çetecilerden ziyâde olup kal‘adan kal‘aya asker ile top çekilmeye ve ağaç top hîle ile atılmaya.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 65a ·
metinde göster ·
… ayup bir gemi değil bir çırnık bile geçemezmiş. Hâlâ zencîrlerin dollâb yerleri
iki tarafdaki
kayalarda zâhir ü bâhirdir. Ve bu iki yanındaki kayaları Yanko ibn Madyan ki ib …
Küffâr zamânı bu iki kal‘adan birbirlerine Tuna üzre kat-ender-kat âdem kolu kalınlığı demir zencîrleri karşu karşuya bağlayup bir gemi değil bir çırnık bile geçemezmiş. Hâlâ zencîrlerin dollâb yerleri iki tarafdaki kayalarda zâhir ü bâhirdir. Ve bu iki yanındaki kayaları Yanko ibn Madyan ki ibtidâ İslâmbol kal‘asına temel bırağup binâ edenin karındaşi Yanvan Kral bu kayaların Tuna kenârların oyup iki araba geçer vâsi‘ oyulmuş kayadan kesme yollar etmiş kim kûh-ı Bî-sütûn'u ve Amasiyye şehri kayaların kesen Ferhâd-ı kûhken kesmeğe kâdir değil azîm enli kesme yollardır kim makdûr-ı beşer değildir. Hâlâ Tuna gemilerinin rübbân keştîbânları kalın palamar ipler ile gemileri bu kesme kayaların yolunda kuvvet-i renc-i anâ ile çekerler, zîrâ bu mahallin dar boğazından nehr-i Tuna yokuş aşağı yıldırım gibi cereyân etdiğine göz ermez. El-hâsıl bu kayaları Ferhâd dahi kesmeğe kâdir değil ibret-nümâ bir dar ve mehîb boğazdır kim cemî‘i leşker bu teng mahalden ubûr etdikde mellâh-ı rübbân-ı keştîbânların feryâd u figânlarından bu dağlar kubbe-i âsumân gibi güm güm gürleyü sadâ verir, ibret-nümâ-yı temâşâgâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 95b ·
metinde göster ·
… mâ gerdânı yeri sehel tahta gibi yassı başından kalınca halk olmuş ve kulakları
iki tarafda
fîl kulakları gibi olup dâ’imâ kulakları yekpâre gibi oynar, ammâ kulakları içi …
Der-beyân-ı temâşâgâh-ı sun‘-ı Hudâ: Bu köyde bir şekl-i acîbe vü garîbe mûhiş bir çehre-i acûbe kefere gördüm. Cümle a‘zâsı yerinde, ammâ başı tahta gibi yassı, ammâ burnundan ensesine doğru yassı. Ve bir kulağı ve bir gözü ve bir kaşı tahtanın bir tarafında ve öbür kulağı ve bir kaşı ve bir gözü tahtanın sağ tarafında. Gûyâ alnı olacak yeri ve ağzı ve burnu ve çenesi tahtanın kenârında. Ve tahtanın iki tarafında ikişer dâne deve dişi gibi dişleri taşra çıkmış, ammâ gerdânı yeri sehel tahta gibi yassı başından kalınca halk olmuş ve kulakları iki tarafda fîl kulakları gibi olup dâ’imâ kulakları yekpâre gibi oynar, ammâ kulakları içinden neft yağı gibi bir sarı su akup sinekler üşdüğünden kulakları oynar ve gözleri ügü kuşu gözleri müdevver, ammâ ol kadar latîf ve mükehhal kirpikli nergis gözleri var kim gören hayrân kalır. Ve kaşları ağzındaki bıyıklarına karışmış, gûyâ kaşı bir bıyık gibi dahi halk olmuş. Lâkin sakalı yeri, ya‘nî çenesi tahta gibi yassının bir kenârına vâki‘ olmağile sakalı kırk elli kadar kıllardır. Ve her ne bulursa yer. Hattâ bir manastır önünde oturup cemî‘i gelüp giden kefereler buna me’kûlât [ü] meşrûbâtıdan her şey getirirler, ammâ ekseriyyâ buğday ve arpa ve samanı çok yer. Ve fîl ve câmûs kadar su içüp kalkup çârsû-yı bâzârda gezüp arı gibi vızlayup kelimât eder. Hattâ yatdığı zamân arkası üzre yatır, gayri gûne yatamaz. Aceb hikmetdir. Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 103b ·
metinde göster ·
… oğazı Azak denizi ile Karadeniz'in mâbeyninde iki mîlden eksik bir boğazdır kim
iki tarafda
kal‘alar olsa nehr-i Ten Kazağı Azak kal‘ası dibinden geçüp Karadeniz'e çıkamaz …
Ammâ bu mezkûr Çoçka burnu boğazı Azak denizi ile Karadeniz'in mâbeyninde iki mîlden eksik bir boğazdır kim iki tarafda kal‘alar olsa nehr-i Ten Kazağı Azak kal‘ası dibinden geçüp Karadeniz'e çıkamazdı. Ve Taman cezîresi tarafı kâmil bir mîl birer âdem kaddi ve birer arşın kadar sığ ve kumsal yerlerdir. Eğer mülûk murâd edinse ol Taman tarafındaki bir mîl sığ yerleri Çoçka burnuna kal‘a binâ etseler bu boğaz bir mîlden yakın olup kuş geçmez olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 195a ·
metinde göster ·
… uyun iki taraflarında kayalara pâyzenleri Ferhâdî külüngler ile üşürüp kayaları
iki tarafdan
kese kese kadırgaları geçecek kadar vâsi‘ edüp hemân nısfu'l-leylde dör[d] pâre …
Hemân akl-ı Arasto Alî Paşa bir gecenin içinde dörd pâre kadırgasının levendâtları ve forsaların kadırgalarından çıkarup Ağrıboz kal‘asının mezkûr olan cisrin Değirmen boğazından cereyân [eden] suyun iki taraflarında kayalara pâyzenleri Ferhâdî külüngler ile üşürüp kayaları iki tarafdan kese kese kadırgaları geçecek kadar vâsi‘ edüp hemân nısfu'l-leylde dör[d] pâre kadırgasının tentelerin fora edüp karada tenteleri kurar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 250a ·
metinde göster ·
… ûr-ı üstüvâr-ı azîm olup dörd bölükde[n] iki bölüğü meterise girilmiş kal‘adır.
İki tarafdaki
deryâsı hod emîn ü sâlim dururdu.
Ya‘nî me’âl-i kelâm, kal‘a-i Kandiye bu mertebe sûr-ı üstüvâr-ı azîm olup dörd bölükde[n] iki bölüğü meterise girilmiş kal‘adır. İki tarafdaki deryâsı hod emîn ü sâlim dururdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 291a ·
metinde göster ·
lağımları ve yolların add edüp bu mezkûr yolların her birinden niçe gûne sağa s …
Bu iki tarafda lağımları ve yolların add edüp bu mezkûr yolların her birinden niçe gûne sağa sola perîşân olmuş lağım yolları içre geze geze bî-tâb ü bî-mecâl kalup "Meded bildiğimiz yolları gâ’ib etmeyelim" deyüp gerüye dönüp niçe lağım kuyularına ve niçe bağlı lağım yollarına uğradık. Meğer dahi bârûtları içinde imiş. Ve niçe bârûd hazînelerin ve niçe kerre yüz bin lağım yolların sedd etmeğe keraste direkleri ve taşları ve sâ’ir âlât-ı lağım mühimmâtların seyr [ü] temâşâ ederek selâmetle serâsime taşra çıkup sehel güneş görüp kesb-i hevâ edüp râhat-ı cân bulduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 311b ·
metinde göster ·
… ehri üzre şehir kenârında bir göz cisir vardır. Çam direklerinden üstâd-ı kâmil
iki tarafdan
kırlankıc kanadı-misâl birbiri üzre galyon sütûnları gibi serâmed direkleri bir …
Ve bu Çomaklı nehri üzre şehir kenârında bir göz cisir vardır. Çam direklerinden üstâd-ı kâmil iki tarafdan kırlankıc kanadı-misâl birbiri üzre galyon sütûnları gibi serâmed direkleri bir san‘at-ı acîbe etmiş kim zamânımızın üstâdları ana hayran olurlar, eyle bir vâcibü's-seyr cisr-i haşeb-i musanna‘dır. Bu cisr-i ibret-nümânın misli Rûmeli'nde Hersek vilâyetinde Foça şehrinde nehr-i Dirin üzre Sokollu Mehemmed Paşa'nın ağaç cisridir. Ammâ bu Gördüs cisri andan enlidir ve musanna‘dır. Bir başından bir başına kâmil beş yüz adımdır kim kavs-i kuzahdan nişân verir kantaradır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y27b ·
metinde göster ·
dîvânhâne nerdübânları gibi taş nerdübân ile câmi‘e urûc olunur. Ve mezkûr âb-ı …
Ve bu haremden câmi‘ye iki tarafdan dîvânhâne nerdübânları gibi taş nerdübân ile câmi‘e urûc olunur. Ve mezkûr âb-ı hayât çeşme nerdübân altından üçer lüle çeşmelerdir. Her bir aynı âdem bâzûsı kadar cereyân eder berd-i hâlis mâ-i tâhirdir. Ve bu hareme dahi eyle iki tarafdan on beşer kademe taş nerdübân ile urûc olunur. El-hâsıl mecma‘-ı zurefâ ve yârân-ı bâ-vefâ yeri bir nazargâh haremdir. Ve cümle binâları serâpâ kurşum ile mestûr Y 35b bir câmi‘-i meşhûrdur. Ve kıble kapusu üzre terkîm olunan târîhi böyledir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y35a–Y35b ·
metinde göster ·
… em bâzûsı kadar cereyân eder berd-i hâlis mâ-i tâhirdir. Ve bu hareme dahi eyle
iki tarafdan
on beşer kademe taş nerdübân ile urûc olunur. El-hâsıl mecma‘-ı zurefâ ve yârân …
Ve bu haremden câmi‘ye iki tarafdan dîvânhâne nerdübânları gibi taş nerdübân ile câmi‘e urûc olunur. Ve mezkûr âb-ı hayât çeşme nerdübân altından üçer lüle çeşmelerdir. Her bir aynı âdem bâzûsı kadar cereyân eder berd-i hâlis mâ-i tâhirdir. Ve bu hareme dahi eyle iki tarafdan on beşer kademe taş nerdübân ile urûc olunur. El-hâsıl mecma‘-ı zurefâ ve yârân-ı bâ-vefâ yeri bir nazargâh haremdir. Ve cümle binâları serâpâ kurşum ile mestûr Y 35b bir câmi‘-i meşhûrdur. Ve kıble kapusu üzre terkîm olunan târîhi böyledir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y35a–Y35b ·
metinde göster ·
… rîb câmi‘-i Mu‘allak. Altı boş olup mahzenler olmağile câmi‘-i Mu‘allak derler.
İki tarafdan
yedişer ayak taş nerdübân ile çıkılır azîm câmi‘-i kadîmdir.
Ve bu câmi‘e karîb câmi‘-i Mu‘allak. Altı boş olup mahzenler olmağile câmi‘-i Mu‘allak derler. İki tarafdan yedişer ayak taş nerdübân ile çıkılır azîm câmi‘-i kadîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y199a ·
metinde göster ·
… sker-i İslâm pür-silâh olup on iki katâr yan yana huccâcı koyup taht-ı revânlar
iki tarafda
üç kat Türkmân huccâcın ve Acem huccâcın ortaya, şâm askeri sol cânibe, paşa as …
"Vallâhi sizi Benî Zühd ve Benî Âl-i Umûr ursa gerekdir, gâfil olman" deyü evvelki dillerin diline bu dil dahi muvâfık gelüp derhâl paşa cebehâneyi meydân-ı mahabbete döküp cümle asker-i İslâm pür-silâh olup on iki katâr yan yana huccâcı koyup taht-ı revânlar iki tarafda üç kat Türkmân huccâcın ve Acem huccâcın ortaya, şâm askeri sol cânibe, paşa askeri sağ cânibe zü'l-cenâheyn-vâr, sekbân ileri çarka ile sarıca gerüde dündâr ile huccâc içinde salt atlı olan pür-silâh askeri dahi yemîn ü yesâra ale't-tertîb âmâde edüp kendüleri iç ağaları ile kalb-i askerde rikâb rikâba bu minvâl üzre gök demire müstağrak asker mevc ü mevc ve fevc ü fevc cümle huccâc huzûr-ı kalb ile gidüp sekiz sâ‘at mehterhâne-i Osmâniyân güm güm ötüp tağ u taşlar ra‘d-vâr gürleyerek Aneze nâm mahalle karîb oldukda dağı ve taşı Urbânın sırık ormanı dutmuş. Bir hayli bulandılar ve çalkandılar. Ammâ gördüler kim bu geliş sâ’ir huccâc gelişi gibi değil. Bilâhire karârları firâra mübeddel olup târumâr misâl-i mûr-ı mâr olup 19 sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y265b ·
metinde göster ·
… îvân efendî-i benâmı tevâbi‘leriyle geçüp andan yeşil sancağ-ı Resûl alâmeti ve
iki tarafda
kırmızı bayraklar ve tokuzar kat mehterhâneler ardı sıra iç ağaları sarrâcları …
Andan paşanın imâm-ı hümâmı ve dîvân efendî-i benâmı tevâbi‘leriyle geçüp andan yeşil sancağ-ı Resûl alâmeti ve iki tarafda kırmızı bayraklar ve tokuzar kat mehterhâneler ardı sıra iç ağaları sarrâcları ve ferrâşları ve sakkâlar ile ubûr olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y66b ·
metinde göster ·
… a‘ küçük câmi‘dir. Ve cümle der-i dîvârı münakkaşdır. Ve sağ tarafındaki kapuya
iki tarafdan
on altışar kademe taş nerdübân ile çıkılır.
Bu dahi fevkânî bir musanna‘ küçük câmi‘dir. Ve cümle der-i dîvârı münakkaşdır. Ve sağ tarafındaki kapuya iki tarafdan on altışar kademe taş nerdübân ile çıkılır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y96a ·
metinde göster ·
tokuzar ayak taş nerdübân ile çıkılır. Ve bir kapusu dahi gerü kıble kapusudur, …
Ve bu câmi‘ fevkânîdir. Sûk-ı sultânî içre iki tarafdan tokuzar ayak taş nerdübân ile çıkılır. Ve bir kapusu dahi gerü kıble kapusudur, takyeciler içine mekşûfdur, buna dahi on kademe taş nerdübân ile urûc olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y96a ·
metinde göster ·
… ınca bir sâ‘at yerdir. Ve karşu Ravza adası dahi hem-çünân bir sâ‘at yerdir. Bu
iki tarafda
leb-i Nîl'de aslâ iğne bırağacak yer yokdur, cümle kat-ender-kat hayme ve hargâ …
Ve bu Nîl kesimi olacak mahalden tâ Bulağ'a varınca bir sâ‘at yerdir. Ve karşu Ravza adası dahi hem-çünân bir sâ‘at yerdir. Bu iki tarafda leb-i Nîl'de aslâ iğne bırağacak yer yokdur, cümle kat-ender-kat hayme ve hargâh-ı mu‘teberât çetr-i mülemma‘lar ve matbah u kilârâtdır kim iki tarafı âdem deryâsıdır. Nîl kesiminden beş altı gün mukaddem yer dutup âmâde olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y150b ·
metinde göster ·
… ımız ile bir zevraka süvâr olup kırk mîl bu Nehâriyye tur‘ası içre cereyân edüp
iki tarafda
niçe yüz âbâdân ma‘mûr nahlistân gülistânlı kurâları seyr [ü] temâşâ ederek ana …
Andan onuncu günde Menûf kâşifi cümle askeriyle rıhlet köslerin çalup azm-i Mısır edince cümle erbâb-ı tüccâr ve ehl-i züvvâr keştîlere süvâr olup İbrâhîm-i Dessûkî hazretleri mevlûduna azîmet ederler. Hakîr dahi memlûklarımız ile bir zevraka süvâr olup kırk mîl bu Nehâriyye tur‘ası içre cereyân edüp iki tarafda niçe yüz âbâdân ma‘mûr nahlistân gülistânlı kurâları seyr [ü] temâşâ ederek ana Nîl'e dâhil olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y300b ·
metinde göster ·
… Altı serâpâ mahzenlerdir ve birkaç dükkânlar vardır. İki tarafı tarîk-ı âmdır.
İki tarafdan
yigirmişer kademe taş nerdübân ile çıkılır Nîl kenârında bir câmi‘-i rûşendir. …
Emîr Ahmed Ağa câmi‘i: Nîl kenârında fevkânî bir câmi‘-i cedîddir. Altı serâpâ mahzenlerdir ve birkaç dükkânlar vardır. İki tarafı tarîk-ı âmdır. İki tarafdan yigirmişer kademe taş nerdübân ile çıkılır Nîl kenârında bir câmi‘-i rûşendir. Câmi‘ içinde cümle on aded beyâz mermer sütûndur. Kıble kapusu üzre târîhi budur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y333b ·
metinde göster ·
yigirmişer kademe Y 334a taş nerdübân ile çıkılır câmi‘-i âlîdir. Altı mahzen …
el-Hacı Cemâleddîn Ağa câmi‘i: Fevkânîdir. İki tarafdan yigirmişer kademe Y 334a taş nerdübân ile çıkılır câmi‘-i âlîdir. Altı mahzenler ve dükkânlar ve tarîk-ı âmdır. Derûn-ı câmi‘de on iki mermer sütûn üzre münakkaş tavandır. Ve iki kapusu vardır. İki kapu üzre bu târîh merkûmdur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y333b–Y334a ·
metinde göster ·
… msiz bir küçücük câmi‘dir. İki yan kapuları var. Ve sol cânibindeki yan kapunun
iki tarafdan
sekizer kademe taş nerdübân ile çıkıldığıyçün bu câmi‘e Câmi‘-i Mu‘allâk derler …
Altı aded amelî tula sütûnlar üzre haremsiz bir küçücük câmi‘dir. İki yan kapuları var. Ve sol cânibindeki yan kapunun iki tarafdan sekizer kademe taş nerdübân ile çıkıldığıyçün bu câmi‘e Câmi‘-i Mu‘allâk derler. Bir alçacık minâresi var. Ve bir,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·