… âde Murâd kara selvi kemîninden çıkup Bâyezîd'e [ve] Süleymân'a, birer top urup
ikisin
de zîr-i zeber olup burunları kanamasının esrârı ol imiş kim Sultân Murâd Hân-ı …
İşâret-i sâlis; Şehzâde Bâyezîd ile Şehzâde Süleymân'a, Şehzâde Murâd kara selvi kemîninden çıkup Bâyezîd'e [ve] Süleymân'a, birer top urup ikisin de zîr-i zeber olup burunları kanamasının esrârı ol imiş kim Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ sene 1035 târîhinde feth-i Revân'a gidüp Revân altından Beşîr Ağa ile Kapucılar Kethüdâsı (---) Ağa Revân müjdesine geldikde Şehzâde Bâyezîd'i ve Şehzâde Süleymân'ı {Murâd'ın top ile urup burunları kanadığı kara selvi altında iki şehzâdenin burunlarından kanları akarak} ma‘nûkân şehîd edüp pederleri Sultân Ahmed'in türbe-i pür-envârlarına defn etdiler. Ol gice Sultân Mustafâ dahi merhûm olunmuş bulundu. Ve mezkûr şehzâdegânları ma‘nûkan şehîd ederlerken ikisinin dahi burunlarından kanları cereyân ederek defn olundular kim babaları huzûrunda Murâd'ın urduğu top darbından akan kan yigirmi bir yıl sonra zuhûr etdi, Rahmetullahi âleyhimâ.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 275b ·
metinde göster ·
… yokdur, lâkin bâğçeleri çokdur. Ve bu gölün kenarında kavun ve karpuz olur kim
ikisin
bir hımâr ancak götürür. Lezîz zerdesi olur kavunları vardır. Ve bu buhayre içr …
Der-sitâyiş-i buhayre-i Sabanca: Devri yigirmi mil ihâta eder. Cânib-i erba‘asında kasaba-misâl yetmiş altı pâre kurâları vardır. Cümle halkı bu halîcin âbından nûş etmeğile reng-i rûları humret üzredir. Ve mahsûlleri gâyet çokdur, ammâ bâğları yokdur, lâkin bâğçeleri çokdur. Ve bu gölün kenarında kavun ve karpuz olur kim ikisin bir hımâr ancak götürür. Lezîz zerdesi olur kavunları vardır. Ve bu buhayre içre yetmiş seksen pâre kayıklar ve çırnıklar vardır. Köyden köye âdemler ve kerâste ve sâ’ir eşyâlar götürürler ve yetmiş seksen 277b gûne balıkların sayd edüp kâr ederler. Mâhîlerinde alabalığı ve sazanı ve turna balığı ve livne balığının ta‘amı misk [u] anber hamıyla pişmiş gibi lezzeti olur ve gâyet müferrah ve mukavvîdir. Ve bu buhayrenin umkı yigirmi kulaçdır. Ve gâyet sâf ve berrâk âb-ı revândır. Sâhilinde olan ahâlî-i kurâ nisvânları esbâb gasl etdüklerinde aslâ sabun sürmeyüp üçer kerre yıkasalar pâk ve beyâz dülbend gibi olur. Mezkûr somunu dahi bu su ile yoğurup ekmek etdüklerinden pembe-misâl ekmeği olur. Ve bu halîcin cânib-i şarkîsinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 277a–277b ·
metinde göster ·
… a Sefer Paşa birâderim zencirden çıkarup huzûruma getirin" dedikde ân-ı vâhidde
ikisin
dahi huzûr-ı İpşir'e hâzır edüp İpşir ağaya kalkup Köprülü Mehemmed Paşa'nın ak …
Evvelâ ba‘de'z-zuhr sehl ceng [ü] cidâl Çerkeş sahrâsında sehl 365b aralanup Çerkeş Kadısı Nesîmî Efendi ve niçe a‘yân-ı şehr ile atlanup İpşir Paşa'ya gazânız mübârek ola, demeğe azîmet ederken niçe bin na‘şe-i ümmet-i Muhammed'in kellesi galtân ve mecrûh-ı sînân ve tu‘me-i şimşîr-i dendân olup rimâl-i türâb üzre pâymâl olan ibâdullahın la‘l-gûn hûnu sahrâ-yı Çerkeş'i lâle-zâr iken la‘l-gûn etmiş. Kimi mecrûh, âh [u] enîn eder, kimi feryâd [u] nâlân edüp sürünerek gider. Bu hâl-i pür-melâli görüp hakîr bükâ ederek Varvar Alî Paşa'nın otâğ-ı menhusuna varup dâhil oldukda atdan nüzûl edüp ibtidâ hakîr seke seke İpşir Paşa huzûruna varup zemîn-bûs eder şekli iltiyâm edüp şehr kadısı ve gayrılar dahi "Gazânız kutlu ola" dediklerinde cümlemize hıtâben, oturun deyüp hakîre eydür "Sen bu dâ’irede nişlersin Evliyâ" dedi. "Sultânım! Mehemmed Paşa karındaşınızdan Alî Paşa pederinize mektûblar getirdim" dedim. "İşte senin paşan bu fakîr Alî Paşa'yı başdan çıkarup celâlî edüp kendi darıya çıkup gen yakadan temâşâcı oldu. İnşâallahu'r-rahmân yakında anın dahi Varvar gibi hakkından gelinir" dedikde hakîrin derûnunda niçe ilzâm edecek kelimâtlar var idi. Ammâ "men hafaza'l-lisâne selleme mine'l-afat" hadîsiyle amel edüp summun bükmün olup âsûde-hâl durdum. "Tiz Köprülü Mehemmed Paşa peder-i azîzim ve Kara Sefer Paşa birâderim zencirden çıkarup huzûruma getirin" dedikde ân-ı vâhidde ikisin dahi huzûr-ı İpşir'e hâzır edüp İpşir ağaya kalkup Köprülü Mehemmed Paşa'nın ak sakalın bûs edüp bir kat libâs-ı fâhire ile bir semmûr kürk giydürip üst yanına alup el ele verüp müşâvere ederek, eyle olur baba, deyü Sefer Paşa'ya dahi hem-çünân bir kat esbâb ile mülebbes edüp öbürleri zincirde dursunlar, dedikde Köprülü eydür: "Sultânım! Anlar bizim ile bozulup esîr olmuşlardı" deyince "Siz anlara karışman" deyüp "Tiz Varvar babanız dahi getirin. Mehemmed Paşa babamızla mürâfa‘a-i şer‘ olsınlar" deyüp ol ân Varvar Alî Paşa'yı yine semmûr kürküyle İpşir huzûruna getirüp cümle huzzâr-ı meclis ve İpşir Paşa ve Köprülü Paşa ayak üzre kalkup ta‘zîm edüp zahmdâr olmağıla Varvar'ı otâğının ke'l-evvel yerinde karâr etdirdiklerinde "Şükür Yâ Rabbî! Bu hâle" deyüp hâmûş oldu. Ammâ güyâ meyyit-i müteharrik idi. Zîrâ hışt zahmı kendüyü almış idi. Hemân Köprülü ve Kara Sefer Paşa "Niçesin Koca Varvar Alî Paşa! Bu fenâ dârı gurûruna dayanup bizi giriftâr-ı bend-i hicrân eyledin. "Men dakka dukka" cihânı idüğün bilmedin mi? Kanı bu kadar mâl [u] mâ-melekim, kanı bu kadar kul [ve] karavaşlarım. Bizi Kurşumlu'da bozup kırıp tûğlarının önünde bizi yalın ayak ve başı kabak piyâde aç ve susız yürütdün. Kanı ırz-ı vezâret, kanı ırz-ı Âl-i Osmân, kanı zâlim bu kadar mâlım" deyince hemân Varvar eydür: "İşte İpşir oğlum, sizin üçünüzün mâlına ve benim mâlıma tama‘ edüp üç bin kiselik dörd vezîr mâlı bu İpşir oğlumdadır. Bundan taleb eylen" deyince hemân İpşir şetm-i galîz ile eydür: "Bre ak sakalı şimdi kızıl kanda boyanacak, ben senin neni aldım" deyince hemân Varvar-ı bî-âr gayret-i hamiyyete gelüp şütûm-ı gûnâ-gûn ile İpşir'e hitâb edüp eydür: "Bak a hayınlık ile Erzurûm'da Celâlî Abaza Paşa'dan berü bağrı pişmiş niçe bin kerre oğlanlığa düşmüş, ben senin ehlini hâtırın içün zinâ etdirmeği kabûl etmeyüp senin ırz [u] gayretin içün Sivas'dan azli kabûl edüp ehlini Allah emâneti Tokat kal‘asına koyup bu kadar sekbân [ve] sarıca ile muhâfaza etdirüp ehlini günden ve gölgeden sakındım ve nâmım, pâdişâha âsî oldu deyü şâyi‘ oldu. Hâşâ ki âsî olaydım. Şeri‘âte itâ‘at edüp zinâ etdirmeğe rızâ vermediğim ecilden bu Köprülü ve Kara Sefer ve Hüseyin Paşa nâm bed-baht habîsler üstüme gelüp "Sen niçün İpşir'in avretin pâdişâha zinâ etdirmeğe vermedin" deyü başıma üşdüler. Bir bî-günâh olduğumdan ve şerî‘âte itâ‘at etdiğimden Cenâb-ı Bârî bana mu‘în ve zahîr u yârî olup bunları münhedim edüp mansûr u muzaffer olup bunları zincîre dizdim. Sana i‘tikâd edüp oğlum İpşir'dir deyü i‘timâd etdim. Yohsa ben seni bu Köprülü ve Kör Hüseyin Paşa'dan bed-ter ederdim. Hay hay gidi Defterdâroğlu Mehemmed Paşa hakkâ ki âkıl vezîr-i sâhib-tedbîr imiş. Sakın İpşir dediğin oğlundan! Babakdır, andan gaflet üzre olma, deyü mektûblar gönderirdi. Aslâ vücûd vermeyüp senden geçmezdim. Ben bana düşeni etdim. Adüvlerimden merd-i meydânlık ile intikâm aldım. Sen babaklık nâmıyla meşhûr-ı âfâk olup bed-nâm oldun. Şimden gerü şu başımı kesüp avretinin fercine sok" deyü hayli zebân-dırâzlık edüp eydür: "Ben etdim, buldum. Sen de gör niçe bulursun. Bu kevn-i keç-revin hükmü budur" deyü hâmûş-bâş oldu. Ammâ zahm kendüyü alup bî-tâb u bî-mecâl etdi. Bu mahalde Köprülü Mehemmed Paşa 366a eydür: "Mezâ mâ-mezâ, olan oldu ve giden gitdi. Biz pâdişâh emriyle münhedim olup mâldan hizmetkâr başlarından ayrıldık. Sen dahi başın havfine düşüp böyle giriftâr olduk. Gün ahşamlıdır, gelin helâllaşalım" deyüp cümlesi Varvar'dan ve Varvar anlardan helâllık dileyüp birbirleriyle öpüşüp görüşüp barışup ağlaşdılar ve dünyâ ve âhiret hakkın helâl edüp Köprülü ve Kara Sefer Paşa çadırlarına gidüp İpşir ile Varvar otakda kalup İpşir eydür: "Zincirde haps olan Hüseyin Paşa'yı ve Amâsiyyeli Hacı Efendi oğlunu getirin" dedikde der-akab Kör Hüseyin Paşa'yı ve Hacı Efendi oğlun zebânîler zincir ile keşân-ber-keşân getirüp Hüseyin Paşa gelince yer öpüp Varvar'a "Bre zâlim! Beni niçün bu kadar zamân Köprülü karındaşım ile haps etdin" dedikde İpşir eydür: "Bre mel‘ûn! Mukaddemâ bu âdemi âsî etdin, ba‘dehû sana emirler gelüp Köprülü'yle Varvar üzerine gelüp bozuldun. Varvar'ın ibtidâ ısyânına sen ve bu Hacıoğlu sebep olmuşdur. Eyle değil mi baba" deyü İpşir Paşa, Varvar Alî Paşa'dan su‘âl etdikde Varvar Paşa aslâ cevâb vermeyüp "tiz cellâd" deyü otakda Varvar'ın gözü önünde Amasiyyeli Kör Hüseyin Paşa'nın ve Hacı Efendi oğlunun kelleleri kesilüp galtân olunca Varvar eydür: "Bre zâlim! Anların cürmü nedir? Benim üzerime emr-i pâdişâhîyle geldiler, bozdum ve bu kadar mâlların aldım ve zincire urdum. Şimdi benim zincirimden Köprülü gibi halâs edecek iken ol derd-mendlerin kellelerin kesdin. Huzûr-ı Hak'da ne cevâb verirsin" dedikde İpşir eydür: "Şimdi sen de görürsün, tiz cellâd" dedikde cellâd-ı bî-amân gelüp âhir netice-i kelâm Varvar Alî Paşa, İpşir'i "Yâr-ı gam-hârım ve uğuruna baş verir gam-küsârum" deyü i‘timâd [ve] i‘tikâd ederken Alî Paşa'nın esb-i fikreti leng ü fakîr, mağmûm [u] dil-teng olup dest-i İpşir-i bî-yesîr fermâniyle fakîr Varvar cellâd-ı bî-dâd imdâd etmeyüp ma‘nûken şehid edüp kellesin teninden cüdâ edüp kellesinin postu ve Hüseyin Paşa kellesi ve Hacıoğlu kellesi yüzülüp pembeler ile dolup her birin birer kutulara koyup ol mahalde Çerkeş Kadısı bu ahvâl-i pür-melâli İpşir Paşa arzıyla kelleleri Âsitâne-i sa‘âdete gönderdikleri sene (---) mâh-ı (---) sinde idi. Rahmetullahi aleyhim ecma‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 365a–366a ·
metinde göster ·
… kûh-ı bülendleri çamlık olmağıla kurâlarında ikişer kulplu çam bardakları olur.
İkisin
bir hımâra tahmîl ederler. Anın içinden bir katre mâ-i sâfî nûş eden âb-ı hayât …
Memdûh-ı âhar: 95b Cümle kûh-ı bülendleri çamlık olmağıla kurâlarında ikişer kulplu çam bardakları olur. İkisin bir hımâra tahmîl ederler. Anın içinden bir katre mâ-i sâfî nûş eden âb-ı hayât nûş etmiş olur. Diyâr-ı Hind'e hedâyâ götürürler. Kûze-i sanavber deyü memdûh-ı Hindistân'dır. Hattâ Hindistân diyârında bir nisvân-ı sâhib-isyân ehline muğber-i hâtır olsa "Ben senin neni gördüm. Yohsa bana Rûm'un sanevber kûzesinden âb-ı hayât mı nûş etdirdin?" deyü ehline itâb eder. Hakkâ ki latîf, gûnâ-gûn, musanna‘ çam bardakları ve ibrîkları yaparlar, meşhûrdur. Bu diyârda ol bardaklara boduç ve senek derler. Rûm'a dahi hedâyâ gider.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 95a–95b ·
metinde göster ·
Hemân Melek Ahmed Paşalı Kürd Haydar Ağa bu iki yiğidin üzerlerine at sürüp
ikisin
dahi şehîd eyledi. Aceb sırdır kim ma‘nî okudukda "Kesipsen cân bâğçesinden / İ …
Hemân Melek Ahmed Paşalı Kürd Haydar Ağa bu iki yiğidin üzerlerine at sürüp ikisin dahi şehîd eyledi. Aceb sırdır kim ma‘nî okudukda "Kesipsen cân bâğçesinden / İki nihâlim felek" dediği ikisi şehid olması imiş. O biri vâkı‘asında "Elimdeki mumu söndürüp başıma urup başım düşdü zannetdim" dediği vâki‘a vâkı‘ olup rûhı çerâğı sönüp kellesi galtân olması imiş. Netîce bu arsagâh-ı hûn-âlûdda çevgân [u] şemşîr ile guzât-ı şebhûnciyân kelleleri galtân edüp lu‘bedebâzlık ederken meğer Hanifi Halîfe ve Daşnık İmirza ağalar âkıbet-endîş olup haymelerin sahrâya kurup kelepürlerin meydân-ı muhabbete koyup kendüler cümle pür-silâh yiğitleriyle çengelistân ve ormanistân ve hıyâbânistân içre kemîngâh edinüp bu sahrâda hayme vü hargâhları ve karakollukçu makûlesi harbendeleri kelle paça ve nehb ü gâret olunurken bunlar dağlar içre âheste rûşen pür-silâh olup vakt-i Hanefî ki oldu, kemîngâhdan yedi sekiz yüz cirid atlı yedi koldan orman içre yaralanmış arslan kemîngâhdan çıkar gibi çıkup şîr-i nerrende-i dirrende gibi Allah Allah na‘rasına rehâ buldurup bizden Allah Allah, anlardan Allah Allah vâveylâh iki İslâm askeri birbirine karılup katılup cenge âğâze edüp bir hücûm etdiler kim gûyâ her biri birer ejder-i heft-ser idiler. Hanifi Halîfe kendü askerine takviyet verüp "Koma kurdlarım!" deyüp başı kaba meydân-ı ma‘rekede yedi sekiz âdem akdardı. Üstünde ok kirpi gibi dizilmiş idi. Meğer bir kerevge zırhı var imiş. Atı dahi geyimli idi. Anların atları dinç, bizim atlarımız iki gün üç gice birer yem ile yorgun argın ve durgun, atlarımızın niçesi bu mahalde sâhibin ele verdi ve askerimizin girisi dökülüp gelmede. Cemâpur askeri gibi henüz cem‘ olmada. İleri varanlarımızdan der ceng-i evvel elli üç benâm âdem hâke düşdü ve Melekli Deli Dilâver Ağa, Hanifi Halîfe üstüne hamle edüp dizgin aşrı ana bir hışt-ı ipşiri eyle zerk eyledi kim cübbesinden güzer eyleyüp uyluğundan atına geçüp atı kıçın serpüp bir kenara çıkup derhâl refîkleri Hanifi Halîfe'nin başına üşüp yedek yetişdirince anlardan {bir yiğit} bizim Sivaslı Dilâver Ağa'nın altından mızrak ile atın yıkup Dilâver Ağa piyâde oklaşarak bizim alaya gelüp derhâl yine atlandı ve anlardan yine biri bizim Melekli Deli Şâhin Ağa'yı hışt ile urup arkasından iki karış yalman gösterüp alayımıza gelüp hıştı çıkarup sardılar. Ve bizim elvend ağalarından iki âdem akdarup henüz ceng karışmağa başladı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 100a ·
metinde göster ·
… ürg-ı zeyrek kanat kakup minkâr-ı dehânın açup bu kelblere niçe hamle eylediyse
ikisin
katl eyledi. Ve dörd beş aded kelb mecrûh olup uluyarak firâr etdiler. Hemân bi …
Ve mine'l-acâ’ib-i ibret-nümâ-yı hârık-ı âde: Bir gün bu şehr-i Eski Zağra'da sâkin iken niçe ahibbâ vü dostândan Armağânzâde ve Mismârîzâdeler eyitdiler: "Evliyâ Çelebi! Bizim şehrimizde bir acâ’ib temâşâgâh-ı ibret-nümâ vardır kim görmeğe muhtâcdır. Kalk sana ol vâcibü's-seyri seyr etdirelim" dediklerinde hakîr dahi anlara teba‘iyyet edüp şehri seyerân u deverân ederek Tahtalkal‘a nâm mahalle varup anı gördüm, şâhrâh üzre bir sakka kuşu per ü bâllerin küşâde kılup sâyebân-âsâ edüp yatar. Meğer kanadı altında bir kancık sarı köpek yatarmış. Bu yârânlarımız ile bir berber dükkânında oturup bu sakka kuşuyla kelbin mu‘âmelelerine mukayyed olduk. Anı gördüm, sakka kuşu burnuyla kelbin postunu bitlemeğe başladı. Ammâ sakka kuşunun minkârının bir yanı ve sağ taraf cenâhı mecrûh. "Bu neden mecrûhdur" deyü su’âl etdim. "Vallahi bu sakka kuşunu sayyâdlar kanadın mecrûh edüp bu şehir içre bırakdılar. Bu mürg-ı hayvân-ı hevâ günden güne ifâkat bulup şikeste-per kaldı. Ammâ giderek şehir halkıyla ve kilâb-ı akûr-ı sarîhler ile üns [ü] ülfet edüp bu dişi kelbe mukârin olup böyle bitleyerek çarsû-yı bâzârda bile gezerek bir ân kelbin yanından cüdâ olmazdı. Âhir dişi kelb kızup erkek kelbler dişi kelbin yanına geldikçe bu sakka kuşu anlarla ceng edüp kovarak dişi kelbi himâye ederdi. Ammâ kancık kelbin murâdı erkek kelblerde. Anı gördük, bir gün şehir içre ne kadar yüz kelb var ise cümlesi bir nefesden uluyarak seğirdüp soluyarak bu Tahtalkal‘a meydânına gelüp kelbler sakka kuşuna hücûm etdiler. Hemândem mürg-ı zeyrek kanat kakup minkâr-ı dehânın açup bu kelblere niçe hamle eylediyse ikisin katl eyledi. Ve dörd beş aded kelb mecrûh olup uluyarak firâr etdiler. Hemân bir hayli kelb yine mürga sarılup bir azîm arbede edüp temâşâcı ehl-i beled bunları birbirinden ayırmak mümkün olmayup ol günde minkârın meksûr u cenâhın mecrûh etdiler. Ammâ hâh nâ-hâh dişi kelbi kelb-i akûrlara vermeyüp ol zamândan berü dişi kelbi kabza-i tasarrufa alup yanına bir erkek kelb gelmek ihtimâli yokdur" deyü bu sergüzeşt-i mürg-i sakkayı hikâye ederken anı gördüm sakka kuşu kanadının sâyebânın 133b kaldırup meydânda bir hayli cevelân ü deverân ü seyerân etdi. Kelb dahi sâye-i cenâhdan çıkup bir hayli esnedi ve gerindi ve sündü. Hemân Berber Ali nâmında bir kimesne kelbe fahfara nânpâreleri kelb-i acûz tenâvül ederken sakka kuşu kassâblar içinde üstühânlar bulup fi'l-hâl kelbe getirdi. Kelb üstühânı da yeyüp yatdıkda mürg-i sakka cenâheynin küşâde kılup minkârın kec edüp horos-misâl merdânelik ederek yatan kelbin üstüne çıkup edebde ördek zekeri gibi bir karış var kîr-i mühmele-i kec-kârın çıkarup hâh nâ-hâh be-dürüstî kelbe bir fetîle salup çıkardıkda bir hayli kanat kakup reftâr etdi. Kelb-i fakîre yalanup kaldı, aslâ "haf haf" ve vağ vağ" demeyüp râm oldu. Meğer beher yevm böyle beş altı kerre cimâ‘ ederlermiş. Aceb sırr-ı temâşâgâh idi kim bu hakîrun kendi müşâhede etdüğü meşhûr-ı âfâk temâşâdır kim Hudâ âlimdir böyle olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 133a–133b ·
metinde göster ·
… p yerinden pertâb edüp avreti ve Uşkurta debbâğ oğlun mecrûh edüp dest ber-kafa
ikisin
dahi kayd-bend ile taşra çıkarup "Gör e, ümmet-i Muhammed" deyü feryâd ederek S …
Fehvâsınca pîçe-i zâğ-ı siyâh âşiyân-ı laklakda harekât [u] sekenâta başladıkda leylek baba sayd [u] şikârdan gelüp görse kim iki dâne zâğ yavrusu hemân leylek baba tayrân edüp feryâd [u] figân ile şehr-i Sofya'nın enderûn [u] bîrûnunda seyrân u deverân edüp laklak ile niçe bin mürg-i laklak cem‘ edüp doğru Çelebi câmi‘inin kıbâbları üzre gelüp meks edüp câmi‘in kıbâbları ve sütûhlarında leylek murglarından kurşumlu kubbe 143b görünmez oldu. Bu kerre cemî‘i murglar mezkûr leyleğin âşiyânına birer birer gelüp aşlama olan karga piçelere nazar edüp lak lak diyerek câmi‘ kubbesi üzre karâr ederlerdi. {Gûyâ lisân-ı hâl ile feryâd ederlerdi. Her kim bu feryâdı istimâ‘ ederdi, gûyâ zehresi çâk olurdu}. Ol gün cemî‘i murglar ne yediler ve ne içdiler. Lak lak feryâdından ol gün şehr-i Sofya'da aslâ safâ-yı hâtır olmayup cemî‘i halk işinden bî-kâr olup leylek temâşâsı ederlerdi. Âhir-i kâr niçe yüz leylek karga yavruların katl edüp andan leylek anaya "Sen veled-i zinâ evlâd kazanmışsın" deyü minkar üşürüp pâre pâre edüp alâ mele’i'n-nâs câmî‘ sütûhundan aşağı pârelerin bırağup bir gûne laklak sadâsı dahi ederek laklak babaya bir laklak vâlide eş verüp cümle murglar âşiyânlı âşiyânına pervâz urup gitdiler. Cümle ehl-i beled bu hâle ta‘accüp etdiler. Melek Paşa efendimiz dahi ahvâl-i pür-melâle hayrân kalup "Tiz bu yumurtaları tebdîl eden şakîyi getirsinler, hakkından gelelim," demişken, "Sabr eylen Kâdir [u] Kahhâr Allah adâlet edüp ol şakînin hakkından gelir" deyü nefes etdi. Üçüncü gün hikmet-i Hudâ: {Leylek murgı yumurtalarını tebdîl eden Uşkurta nâm sekbân huddâmı Debbâğoğlu benâm şakî nîm-mest olup bir nigâr-pâre-i ma‘hûdesinin hânesine girüp üstâd-ı cüllâh-vâr fâhişesinin kârhânesin kurup mekik atarken avretin kocası ale'l-gafle içeri girüp görse kim kârhâne meydânda don ağacıyla kurulu üstâd-ı şirinkâr durma çalışup mekik atar. Hemân hâne sâhibi herîfin gayret ve hamiyyet ile cân başına sıçrayup dal tîğ olup yerinden pertâb edüp avreti ve Uşkurta debbâğ oğlun mecrûh edüp dest ber-kafa ikisin dahi kayd-bend ile taşra çıkarup "Gör e, ümmet-i Muhammed" deyü feryâd ederek Sofya'nın mecma‘u'l-irfânı ve mesken-i yârân-ı ihvân olan bana başına vardıkda ol mahalde} bana başında zadra yeniçerileri bu avret içün gavga ederler. Meğer evvel {ve âhir} fâhişe-i mezkûr, leylek murgının yumurtasın tebdîl eden Debbâğoğlu'nun fâhişesi imiş. Hemân Debbâğoğlu {zındık halâs olup} yeniçerilerin elinden orfanasın halâs etmeğe sa‘y ederken gavga müştedd olup hemân yeniçeriler Debbâğoğlu üzre dal kılıç hücûm edüp Debbâğoğlu'n ve fâhişesin pâre pâre edüp bana başına bırakdılar. Şehrin bir alay debbâğ bekârları maktûl Debbâğoğlu'nun leşin paşa sarâyına getirüp bizim çelebimizi yeniçeriler pâre pâre edüp kan etdiler, işte leşi, deyü feryâd edüp tazallum eylediler. Paşa dahi sehel nâhoş olmak ile debbâğ bekârları Debbâğoğlu'nun leşin paşa sarâyı önündeki câmî‘ saçağı altına kodular. Gör Cenâb-ı Bârî'nin takdîrin. Bu Debbâğoğlu leylek yumurtasın alup yerine zâğ beyzası koduğu içün yine karga-beçe hâsıl olup cümle murglar dişi leyleği pâre pâre edüp câmi‘ saçağından aşağı bırakdılar idi. Cenâb-ı Allah üçüncü günde mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 143a–143b ·
metinde göster ·
… ınca İpşir ile ikisi birbirlerin bağırlarına basup ol kadar ağlaştılar kim gûyâ
ikisin
de sar‘a dutup masrû‘ oldular. Bizim Melek Ahmed Paşa eydür "Birâder ne içün bu …
"Hakkâ ki eyle edeceği muhakkakdır" dedi. Hulâsa-i kelâm İpşir Paşa kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek Eskişehir'e geldikde evvelâ Yeniçeri ocağından Kuyumcu Süleymân Ağa, Muhzır Ağa 178a idi. Ve Sarı Çavuşbaşı ve Şâmîzâde re’îs ve yedi bölük ağaları ve sâ’ir erbâb-ı dîvân a‘yânları paşadan me’zûn olup Eskişehir'e İpşir Paşa istikbâline gitdiler. İpşir Paşa dahi kat‘-ı menâzil ü tayy-ı merâhil ederek İzmid'e gelince İslâmbol a‘yânının havf u haşyetde olan kimesnelerden giden hedâyâ-yı firâvânın hisâbın Hudâ-yı Bîçûn bilür. Melek Ahmed Paşa müşâvere edüp Kapudan Murâd Paşa'ya buyurdular kim "Benim karındaşım. Başdarde-i hümâyûnu izn-i pâdişâhîyle muhabbeten İpşir Paşa karındaşımıza götür. Eğer deryâdan gelirse taht-ı sultânu'l-bahre süvâr olup Sarâyburnu'na gelsin. Eğer karadan gelirse kendüye hizmet etmiş olursuz" dedikde Murâd Paşa eydür "Sultânım, deryâ hâlidir, ihtimâldir ya karayel veyâhûd lodos rûzgârları müşted olursa taht-ı pâdişâhîye bir rahne isâbet ederse pâdişâha ne cevâb vereyim?" deyü gûnâ-gûn özr ü bâhâneler eyledi. Paşa dahi bildi kim Murâd Paşa İpşir istikbâline gitmeden mehzûz değildir. Âhir Bostâncıbaşı, kayığını mükellef ü müzeyyen donadup Hazînedâr Ahmed Ağa ile kırk elli bin guruş zî-kıymet hedâyâları İpşir Paşa'ya İzmid'e gönderdi. İpşir vâfir memnûn olup deryâdan ve karadan varan firâvân hediyyeleri keştîlere tahmîl edüp {İslâmbol'a gönderüp İpşir Paşa adl [u] dâd ile} hükm-i hükûmet edüp İskender-i kübrâ-misâl menâzil kat‘ ederek Bostâncıbaşı cisrinde meks etdüğü haberi Melek Ahmed Paşa efendimize gelüp ol sâ‘at cümle yeniçeri ocağı askerin ve sipâh askerin İpşir Paşa isikbâline Üsküdar'a geçmeği fermân edüp İslâmbol limanında ne kadar bin keştînin sandalı ve kayıkları ve mavunaları var ise cümle Üsküdar'a asker-i derya-misâl geçirdiler. Niçe bin asker haymeleriyle sahrâ-yı Üsküdar'da meks etdiler. Ve cümle Yeniçeri ocağı askeri Üsküdar içre meks etdiler. Yine ol gün Murâd Paşa'ya başdarde-i hümâyûn ile Üsküdar'a geçmek fermân olunup yedi pâre kadırga ile başdarde-i hümâyûn Üsküdar'a geçince hemân Murâd Paşa Yeniçeri ocağına sûret-i hakdan görünüp eydür "Gördünüz mü yeniçeri askerine ne edecekdir. Erzurûm'da Abaza Paşa yeniçeriyi Kör Hazînedâr'a ve bu İpşir'e niçe kırdırdıysa şimdi sizi dahi kırk bin sekbân u sarıcasına ve elli bin atlısına kırdırup Sultân İbrâhîm kanı havfın alsa gerek. Siz bir alay piyâde garîb yeniçerilersiz. Bu Üsküdar sahrâsında ne işlersiz. Kaçan İpşir İslâmbol'a gelüp sarâyına gelirken ol zamân alayına çıkın" deyü Yeniçeri ocağına bu gûne ığvâ ü fitne sözleri verince hemân Üsküdar içre kıyâmet kopup bir kayık bir altuna güçile bulunup cümle Yeniçeri ocağı havf [u] haşyetlerinden İslâmbol'a geçdiler. Hemân Murâd Paşa kendü tahrîki fesâdının te’sîrin görüp hamd [u] senâ edüp avanta başdarda deyüp Tershâne-i âmireye başdarde gönderüp kendüsü efendimiz Melek Ahmed Paşa'ya har har soluyarak gelüp "Sultânım gördün mü bu hâli meğer İpşir Paşa sekbân u sarıcaya Üsküdar'da olan yeniçerileri kırdırup cümle devletde olanları kırup Şehzâde Ahmed Hân'ı cülûs etmek istermiş". Sekbân sarıca eyitmişler "Sultânım biz Hacı Bektâş-ı Velî köçeğiyiz. Biz ocağımız yeniçerisine kılıç çekemezüz" deyü bu haberi ocağa gönderirler. Ocak halkının cân başına düşüp "İşte cümle İslâmbol'a geçdiler ve niçe bini geçerken izdihâmda gark oldular, bu Allah'dan revâ mıdır ve sultânımın buna rızâsı var mıdır. Ben dahi başdarde-i hümâyûnu alup, işte İslâmbol'a geldim" dedi. Bu hâl-i pür melâli Murâd Paşa Melek Ahmed Paşa'ya bildirmede {murâd [u] merâmı} sûret-i hüsn-i tedbîrden görünüp fitne ü fesâda bâ‘is olmak isterdi. Zîrâ cemî‘i zamânda Murâd Paşa fitne ile meşhûr idi. Hattâ cezîre-i Girid'de Deli Hüseyin Paşa'nın hazînesi nehb ü gâreti ve İslâmbol'da Atmeydânı cengi ve Hezârpâre Ahmed Paşa katli ve cülûs-ı İbrâhîm'in şehâdeti ve niçe yüz fitne ü fesâd cümle Murâd Paşa'nın re’y [ü] tedbîri olduğun Melek Ahmed Paşa efendimizin ma‘lûmu olduğıyçün yine Murâd Paşa'ya hitâb edüp eydür "Yâ birâder! Bu ahvâl-i pür-melâli İpşir Paşa şimdi duyunca küşünleyüp girü Anadolu'ya firâr etmesi mukarrerdir" dedikde Murâd Paşa eydür "Dahi güzel Celâlîliği ve ısyân [u] tuğyânı zâhir olup sancağ-ı Resûlullah ile deryâ-misâl asker üzerine varup Kuyucu Murâd Paşa etdüğü gibi bu Murâd kulına fermân eyle. İnşâallah İpşir'i ve gayri nâ-beşîrleri dünyâ sahîfesinden hakk edeyim" deyü bir azîm da‘vâ-yı merd etdi. Paşa bildi kim yine fitne ü fesâd Murâd Paşa'nın hıyânetidir. "Bre meded buna bir ilâc!" deyüp derhâl sa‘âdetlü pâdişâha girüp bu ahvâli bir bir i‘lâm eyleyüp 178b fermân-ı şehriyârî ile bi'z-zarûrî Melek Ahmed Paşa İpşir Paşa'nın istikbâline gitmek iktizâ etdi. Derhâl pâdişâh-ı Cem-azametden me’zûn olup sarâyına gelüp iki bin taşra ağavâtların ve dörd yüz on aded enderûn-ı hâssa ağaların cümle âlât-ı silâha müstağrak edüp bir gice Üsküdar'a ubûr edince cemî‘i kubbe vüzerâları ve sâ’ir ser-i kârda olan a‘yân [u] kibâr ol gice meş‘alleri çerâğân edüp vakt-i çâştda İpşir Paşa ordusuna girecek mahalde bir kere nefîr-i rıhlet çalındığını istimâ‘ etdik. Meğer hakîkatü'l-hâl İpşir Paşa havfinden gerüye dönmek içün nefîr-i evvel çalınmış. Hemân paşa cümle vüzerâlardan bir sâ‘at evvel İpşir'in otağına varınca İpşir ile ikisi birbirlerin bağırlarına basup ol kadar ağlaştılar kim gûyâ ikisin de sar‘a dutup masrû‘ oldular. Bizim Melek Ahmed Paşa eydür "Birâder ne içün bu altı aydan berü Haleb'den Âsitâne-i sa‘âdete gelemediniz" deyince İpşir eydür "Behey birâder, işte geldiğimize peşîmân olduk. Yeniçeri ocağından bize haber geldi. Sizi Üsküdar'da kırmağı teklîf etdiler. Biz kabûl etmeyüp işte yine İslâmbol'a geçdik, deyü haber gelince yedi kerre çaşıt gönderdim {hakîkatü'l-hâl cümle yeniçerinin İslâmbol'a geçmeleri muhakkak olup} eyle olmuş. Şimdi ben de yine avdet edüp mühür bende iken bildiğimden kalmayup Acem diyârına gidüp Revân'ı ve Gence ve Şirvân'ı ve Tiflis ve Tomennis'i ve Şamahı ve Demirkapu'yu bi-emri Hudâ feth edüp ol diyârları zabt edüp ecel-i müsemmâma dek ol diyârlarda hükm-i hükûmât ederim" dedikde Melek Ahmed Paşa hemân koynundan En‘âm-ı şerîfin çıkarup yedi kerre el urup ve yedi kerre Kesrihâ ile yemîn-billah ve kasem-tallah ile Sultân Murâd rûhun yâd edüp eydür "Benim birâderim, sakın bu hîledir. Senin İslâmbol'a geldiğinden niçe bin vâcibü'l-izâlelerin tahrîkiyle bu gûne fesâd sözlerin mâbeyne bırağırlar. Sakın benim birâderim bu hıyel ü şeytanâta aldanup devlet-i Âl-i Osmân'a isyân eyleme. Eğer niçün Yeniçeri ocağı İslâmbol'a geçdiler, dersen ocaklarının kânûnlarına bakup Hâfız Ahmed Paşa ve Husrev Paşa ve Cüvânkapucubaşı Mehemmed Paşalar mühr ile der-i devlete geldiklerinde sipâh Üsküdar'da alay edüp ertesi yeniçeri Edirnekapusu'ndan alay etdikleri Abaza Paşa ile Husrev Paşa geldüğü alay hâtırınızda yok mudur. Şöyle ma‘lûm-ı şerîfiniz ola" deyü tesliye-i hâtır ile İpşir'in hâtırın ele alup hâh nâ-hâh İpşir'i ata bindirüp alay-ı azîmler kurulup Bostâncıbaşı cisrine geldikde İpşir Paşa iki rek‘at namâz kılup ata süvâr olacak mahalde bizim Melek Ahmed Paşa İpşir Paşa'ya bir murassa‘ raht u bahtlı ve murassa‘ eğerli ve altun zincirli bir eşheb esb-i sabâ-sür‘at pîş-keş çeküp İpşir Paşa "Bârekallah pâdişâha lâyık atdır" deyü Bismillah ile bilâ rikâb süvâr olup at başı beraber Üsküdar'a atf-ı inân ederek yola revâne oldukda deryâ-misâl istikbâlciler nümâyân oldular. Ve yedi kubbe vezîrleri yedi yerde tablların döğüp her biri asker-i müzeyyeniyle at başı beraber selâma dururlardı. Yemîn ü yesârda asâkir-i bî-pâyânın âlât-ı silâhları şa‘şa‘ası benî Âdem'in çeşmini hîrelendirirdi. Ammâ İpşir Paşa askeri cümle ceng eri müsellah ve mükemmel ve müzeyyen cüyûş-ı Arabistân u Türkistân u Kürdistân idi kim her biri birer ayaklı cebehâne-misâl zeber-dest sekbân u sarıca haşerâtları idi. Cümle zırh-ı zirih-külâh ve cebe ve cevşene ve tuğulka ve serpenâh katlavî ve kalkan u nemedlere müstağrak olup her birinin elinde ü belinde beşer altışar çatal telli kurşumlu tüfenkleri çatal fitiller ile âmâde olup gûyâ her biri bir semender kavsı gibi âteş-i Nemrûd içinde kalmış küme küme ve zorba zorba çıtaçıt çark cengine girer gibi eyle giderlerdi. İpşir alayından gayri on sekiz yerde alay-ı azîm ve tablhâne-i kadîm çalınup alaylar yürürdü. Bu alay-ı azîmi İslâmbol askeri gördükde berk-ı hazân gibi ditrerlerdi. Bu kerr ü ferr ü dârât [u] azamet üzre İpşir Paşa, Melek Ahmed efendimizle at başı beraber gelirken kânûn-ı pâdişâhî üzre yedi kubbe vüzerâları gelmeğe başlayup bizim paşa vüzerâlara kapu kethüdâlığı edüp ta‘rîf u tavsîf ederdi. İbtidâ Koca Nişâncı Paşa ile Dellâk Mustafâ Paşa gelince İpşir Paşa ve bizim Melek Paşa atlarından nüzûl edüp İpşir Paşa ile görüşüp öpüşüp bilişdiler. İpşir Paşa bu ikisine hayli i‘zâz u ikrâm eyledi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 177b–178b ·
metinde göster ·
… i binâgûşlarına ererken bir gecede mâ-i zırnîhın te’sîriyle ol gulâm-ı müsin on
ikisin
bâliğ-nâ-bâliğ kalmış gulâm-ı ma‘sûm olmuş görünür.
Ebyâtı üzre fakîr gulâmın şevâribleri zîr-i binâgûşlarına ererken bir gecede mâ-i zırnîhın te’sîriyle ol gulâm-ı müsin on ikisin bâliğ-nâ-bâliğ kalmış gulâm-ı ma‘sûm olmuş görünür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 242a ·
metinde göster ·
… ersiz deyüp Diyârbekir vezîri askeri gelüp Çemişgezek beğin ve Çapakçur beğinin
ikisin
dahi kayd [ü] bend ile Diyârbekir'e götürdüler." deyince, cihân paşanın oldu, a …
Herîf-i zarîf-i dürüst-gû eyitdi "Vallahi sultânım Diyârbekir eyâletinden Çapakçur beği ve Çemişgezek beği hânın imdâdına gelirken Diyârbekir vâlîsi istimâ‘ edüp asker gönderüp siz niçün fermânsız pâdişâha âsî olan hâna imdâd edersiz deyüp Diyârbekir vezîri askeri gelüp Çemişgezek beğin ve Çapakçur beğinin ikisin dahi kayd [ü] bend ile Diyârbekir'e götürdüler." deyince, cihân paşanın oldu, ammâ sultânım Diyârbekir eyâletinde Hazzo beği hânın dâmâdı olmağile bu cengden mukaddem hânın yanında idi. Hâlâ askeriyle Hazzo Beği Murtezâ Beğ Bitlîs içindedir ve Diyârbekir beğinden Cıska beği hân yanındadır ve sizin Van eyâletinden Zerikî beği askeriyle hân yanındadır ve sizin Van eyâletinden Esuk beği ve Karkar beği ve Şervi beği ve Karni beği ve Hero beği ve Ağakis beği ve Kesân beği ve Müküş beği ve Berda‘ beği ve Ladik beği ve Erecik beği ve Alagöz beği ve Çobanlar beği ve Hakkarî hâkimi ve Benî Kator beği ve Abagay beği Evliyâ Beğ ve'l-hâsıl bu zikr olunan Van eyâleti beğleri cümle hâna imdâda gönderüp kendüleri de size imdâda gelmek üzrelerdir ammâ gelmezler. Hâlâ bu ensenizdeki dağlar içre kemîngâhlarda pinhân olmuşlardır. "Ahvâl neye müncer olur?" deyü anlar pusularda size muntazırlardır. Allahümme âfinâ eğer siz hân cenginde münhezim olursanız, anlar dağlardan sizin ardınız alup cümle sizi hân üzre götürmeğe sebeb olan Vanlıyı kılıçdan geçirirler. Eğer koca vezîr bu Yağcıoğlu sözün dinlersiz, hândan korkma, kavm-i Rujikî'dir. Cengâver değillerdir ammâ bu size imdâda gelen bâlâda zikr etdiğim Kürdistân beğlerinden ihtirâz 263b üzre olun. Zîrâ anlar hân ile kasem billah u tallah edüp hândan donluk hedâyâlar almışlardır. Gâfil-mebâş ey vezîr!", dedi. "Ammâ sultânım cenâb-ı şerîfiniz mukaddemâ Diyârbekir vâlîsiyken imdâd taleb etmişsüz. Anlar da yigirmi bin asker ile gelmek üzre cenâbınız dahi yetmiş bin asker ile bu mahalle geldiğinizde şehr-i Bitlîs içre hân askeri içre bir güft [ü] gû havf u haşyet düşüp iki asker-i bî-amân mâbeyninde kaldık, yaman-ender-yaman oldu, deyü derûn-ı Bitlîs hâyâ kıyâmetden bir nişân olup ammâ yine cenge âmâdedirler. Zîrâ Diyârbekir tarafında Deliklika'ya yolların bu sizin tarafınızda dîvârın ve iç kayalardan sedd edüp onar kat meteris çatmışdır ve hâlâ hân pür-silâh cengâver bin askere mâlikdir." deyü bu dil, tarafeynin ahvâllerinden böyle mâ-vaka‘ı üzre bî-garazâne hakîkat haberlerin verdiğinden paşa bu hakîre yüz altun ihsân edüp âzâd etdi ve yanına âdem koşup hân tarafına gönderdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 263a–263b ·
metinde göster ·
… sin, hân bizi cândan etdi. kûr-be-kûr ola" deyü hâna beddu‘â etdiklerinden paşa
ikisin
âzâd edüp bir kaçı da piyâde firâr edüp yüz seksen beş kelle ve iki yüz küheylâ …
Hulâsa-i kelâm ân-ı vâhide kalmayup iki yüz Ekrâd'dan cân kurtulup hâna cânlarıyla varamadılar. Bir kaçın paşa söyledüp "Vallahi iki yüz yiğit hândan ihsân-ı da‘vâ-yı merd ile adû-yı cânım olan Malazgird Beğini katl etmeğe Bitlîs'den iki yüz yiğit birer birer çıkup sizin orduda deryâ-misâl asker içre cem‘ olup ös kes Mehemmed Beği iki yüz atlı çar aparabilmedik. Âhir boş gitmeyelim deyü karavula gelirken sizi geriden gördük. Ammâ seçemezik ve otluğa gelirler derdik. Âhir sizi gâ’ib edüp karavula sataşdık. Ol ma‘rekede siz de bize sataşdınız. Emîr Hudâ'nındır. Hak belâ versin, hân bizi cândan etdi. kûr-be-kûr ola" deyü hâna beddu‘â etdiklerinden paşa ikisin âzâd edüp bir kaçı da piyâde firâr edüp yüz seksen beş kelle ve iki yüz küheylân atları ganîme olup ve cümle kelleleri ârâyiş-i nîze edüp mansûr u muzaffer orduya kable'l-gurûb dâhil olup bizimle bile olan Van ağaları Paşa'nın Fâtiha okuyup "Bu ileride gidenler kimdir?", deyü sorup "Şimdi görürsüz?" deyü niçe gûne rümûz-ı künûzâne kelimât söyleyüp "Hakkâ keşf ü kerâmetdir" deyü yemîn ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 266b ·
metinde göster ·
… üvâr olup sarây meydânında bir kaç müşvâr çevelân edüp cihân kadar hazz etdi ve
ikisin
dahi huzûrunda gümüş berbende urup atlar cevelân ederlerdi.
Ba‘dehû bade'l-asr hân tarafından eşik ağası gelüp "Buyurun, sizi hân ister." dedikde Van ağavâtlarının mektûbların ve Mahmûdî İbrâhîm Beğ'in koyun tahsîli içün ricânâme mektûbların alup Paşa efendimizin hâna hedâyâ gönderdiği diğer at ki birin altun rahtıyla ve cevâhir zeyniyle pâk u mülebbes eğerleyüp dîbâ zilpûşin yelegendez kılup pâk yedekçiler çekdi. Ve bir zîbâ çul ile yelegendez çeküp yine alâya bizim âdemlerimizin mükellefçeleri bile gidüp hân âdemleri dahi mukaddemce gidüp hân huzûruna iki re’s küheylân atları çekince murassa‘ eğerli atı {hân} görüp aklı gitdi ve öbür atı görüp âlem-i hayretde kaldı. "Paşa pederiniz kayser-zemîn atlarıdır. Ma‘zûr buyurup kabûl eylesinler." deyü hânıma selâm-ı firâvân edüp bu hüssânları hânıma hedâyâ gönderdi ve buyurdular kim eğer hân-ı âlîşân oğlumuzun yanında Pinyaniş fukarâlarının koyunları ricâsı geçerse biz anlara çok küheylân-ı Rûm atları gönderirim ve dünyâ ve âhiret oğlum olsun. İnşâallah şâhdan ben ana Revân hânlığın ricâ ederim. Babası yurdun imâr itsin." dedikde hân bu kelâm-ı müferrihlerinden safâ edüp "Melek vezîr babamız olsun. Bizi beyne'l-akrân mümtâz etdi. Allah da anı serefrâz eylesin." deyüp murassa‘ eyerli atın müzehheb ü mutallâ sîm-i hâlis rikâbına nazar edüp bilâ-rikâb ata süvâr olup sarây meydânında bir kaç müşvâr çevelân edüp cihân kadar hazz etdi ve ikisin dahi huzûrunda gümüş berbende urup atlar cevelân ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 292a ·
metinde göster ·
Bu dahi hâk-i Irâk'da hükm-i Dergezîn'de bir püşte üzre şekl-i bâdemî seng-binâ kal‘a-i ra‘nâdır, ammâ bânîsi ma‘lûmum değildir. Ancak içinde yüz hâne-i nev ve elli nökeri ve dizçöken ağası vardır. Ve aşağıda beş yüz hâneli bâğ u bâğçeli ve câmi‘li ve hammâmlı ve hânlı ve bâzârlı kasabası vardır. Bu dahi kelenterlik hâkimdir. Bu kal‘a-i Denâver ile bâlâdaki kal‘a-i Pilever'i sene 994 târîhinde Sultân Murâd Hân-ı Sâlis vezîri Cığalzâde Sinân Paşa bir anda ikisin sa‘b hisâr-ı metînelerdendir. (---)(---). Andan cânib-i kıbleye,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 313b ·
metinde göster ·
… hr-füsûndur ve gayrı tarz-ı tarh binâ-yı ra‘nâsı gûyâ Lipul Kral deyridir, zîrâ
ikisin
dahi bir Leh bennâsı inşâ etmişdir.
Tâ bu mertebe sanduka-i ibret-nümûndur ve cümle tasvîrâtları mertebe-i sihr-füsûndur ve gayrı tarz-ı tarh binâ-yı ra‘nâsı gûyâ Lipul Kral deyridir, zîrâ ikisin dahi bir Leh bennâsı inşâ etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 107a ·
metinde göster ·
… . Üstünde manzûm ebyât ile Süleymân Hân târîhi var. Hattâ Süleymân Hân bu topun
ikisin
Alaman diyârında Beç kal‘ası muhâsarasına giderken bir topu bu mahalde nehr-i D …
İllâ kapusu önünde Süleymân Hân câmi‘i var ve nehr-i Dırava kenârında tahtadan çatma buğday anbârları var ve bu anbâr önünde bir azîm tophânesi var. Bunda kırk karış bir serâmed Süleymân Hân topu var, altmış vukiyye demir (demir) gülleleri var. Un kapanında güllelerinden niçesin kantara koyup anınla bal ve yağ ve dakîk vezn ederler, azîm mefret top-ı kal‘a-kûpdur. Üstünde manzûm ebyât ile Süleymân Hân târîhi var. Hattâ Süleymân Hân bu topun ikisin Alaman diyârında Beç kal‘ası muhâsarasına giderken bir topu bu mahalde nehr-i Dırava'ya cisir ile bile uçurup gark olur. İlâ hâze'l-ân ihtiyârlar "Ol top su içinde köprü başında durur" derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 62a ·
metinde göster ·
… dahi metîn ü müstahkem kapuları var ve cisir ortasında olan tombaz gemilerinden
ikisin
her gece pâsbân ve nigehbân ve dîdebân ve bevvâbânlar bir tarafa {gemileri} çek …
Bu kırk pâre gemiler üzre yine bir haşeb cisr-i kavîdir, ammâ Ösek cisri kadar tavîl değildir tûlu yüz altmış adım dar boğazdadır, ammâ nehr-i Dırava derindir ve şiddet üzre cereyân eder. Bu cisrin iki başında dahi metîn ü müstahkem kapuları var ve cisir ortasında olan tombaz gemilerinden ikisin her gece pâsbân ve nigehbân ve dîdebân ve bevvâbânlar bir tarafa {gemileri} çeküp yine demir zincîr ile kayd-ı bend edüp gayri bu cisirden gece ile kuş uçamaz ve bir zenbûr [u] mûr u mâr geçemez. Her gece Darda kulları bu cisr[i] beklerler. Eğer havf u haşyet ziyâde olursa Ösek kal‘ası neferâtlarından her şeb birer ağa bayrağıyla gelüp tâ sabâha dak keşik, ya‘nî nevbet beklerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 64b ·
metinde göster ·
… ve ıskât salâtın edüp salât-ı cenâzelerin bir yerden kılup bu cây-ı refî‘ üzre
ikisin
yan yana defn ederler. Hâlâ ziyâretgâh-ı erbâb-ı (erbâb-ı) dilândır. Hâlâ birâ[ …
"Beni de bir hoşça yıkayınuz. Benüm birâ[de]rimle âhiretde de çete kovalım ve efendimizin dîdârın görelim. Ala benim cânım cânımı" deyüp rûh teslîm etdükde cümle huzzâr-ı meclis âlem-i hayretde kalup âhir-i kâr techîz ü tekfîn ve ıskât salâtın edüp salât-ı cenâzelerin bir yerden kılup bu cây-ı refî‘ üzre ikisin yan yana defn ederler. Hâlâ ziyâretgâh-ı erbâb-ı (erbâb-ı) dilândır. Hâlâ birâ[de]reyn-i gâzîyeyn bir ağaç köşk-misâl bir sütûh altında âsûdedirler. {Kuddise sırruhu'l-azîz}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 71a ·
metinde göster ·
üçün Sadrıa‘zama gönderelim, dördün dahi bunda alıkoyalım, görelim sabâha dek n …
Hakîr eyitdim "Sultânım, bu âdemlerin ikisin üçün Sadrıa‘zama gönderelim, dördün dahi bunda alıkoyalım, görelim sabâha dek ne zuhûr eder. Dahi ileride beş on yerde birer ikişer sâ‘atlik yerde karavullarımız var, anlardan dahi feryâdcılar gelmedi ve bizler hâlâ düşman yüzleri görmedik, nice feryâd edüp Allâh Allâh çağıralım. Hemân cümlemiz pür-silâh âmâde duralım ve Üstürgon gâzîlerinden ileride olan karavullarımıza âdemler gönderelim ki gâfil olmayalar" dediğimde taraf taraf cümle ağavâtlar,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 101a ·
metinde göster ·
… , Re’îsi ve İbrâhîm Paşa'yı yumruk ve sille ve sademe ile muhzır ağa tâ’ifeleri
ikisin
dahi ura ura kuburdan taşra çıkarup dağlar gibi yığılan toprağın ardında ikisin …
"Devletli beni katl edersen gam değil ben ihtiyârım, ammâ İbrâhîm oğlumu âzâd eyle" dedikde anı gördüm, Re’îsi ve İbrâhîm Paşa'yı yumruk ve sille ve sademe ile muhzır ağa tâ’ifeleri ikisin dahi ura ura kuburdan taşra çıkarup dağlar gibi yığılan toprağın ardında ikisini dahi ma‘nûkan boğup ol mahalde defn etdiklerinde hemân aklım başımdan gidüp açıkdan seğirde seğirde ibtidâ haymeme, andan İbrâhîm Paşa otağına geldim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 116a ·
metinde göster ·
… ne sarılmış Aktabya üzre yigirmi yedi gün ter ü taze kanları akarak kalmış anın
ikisin
dahi Aktabya üzre defn edüp anların üzerlerine Sührâb Mehemmed Paşa bir haşeb k …
Ve yine yevm-i mezbûrda küffârın Pojon tarafına gidenler gelüp çâsâr leşkeri Uyvar'ın feth olduğun işidüp cümle küffâr "Ba‘de harâbi'l-Basra" deyüp Uyvar imdâdına gelmeden ferâğat edüp cümle küffâr dâr-ı menhûslarına firâr etdikleri haberi gelüp henüz cünûd-ı müslimîn emn [ü] râhatda olup ol gün yevm-i çehârşenbe idi, cemî‘i şehîdân-ı müslimînin cemâ‘at-i kesîreler ile namâzları kılınup defn olundu, ammâ zikri sebkat eden Dîv Ali Beşe ile alaybeği birbirlerine sarılmış Aktabya üzre yigirmi yedi gün ter ü taze kanları akarak kalmış anın ikisin dahi Aktabya üzre defn edüp anların üzerlerine Sührâb Mehemmed Paşa bir haşeb kasr-ı cihân-nümâ inşâ edüp hâlâ ziyâretgâh-ı gâziyândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 120b ·
metinde göster ·
… ile yigirmi bin kadar asker-i İslâm ile Bobofça ve Berezense kal‘alarına gidüp
ikisin
de bir günde feth edüp iki serdâr ordu-yı hümâyûna gelüp ba‘dehu Plevneli Gâzî …
Ve dahi Sokollu vezîr Seğitvar kal‘ası fethiyle iktifâ etmeyüp kal‘a ta‘mîr ü termîm olunup Sultân Selîm'den haber gelince kal‘a altında ârâm etmek iktizâ edince sancağ-ı Resûlullâh'ı ve cümle hazîne-i vakfullâhı kal‘a içine koyup mâh-ı mezbûrun yigirmi tokuzuncu günü vezîr-i hâmis Mustafâ Paşa'yı ve karındaşı Şemsî Paşa'yı umûmen Rûmeli askeriyle iki bin aşağı bölük sipâhîleri ve topçular ve cebeciler ile yigirmi bin kadar asker-i İslâm ile Bobofça ve Berezense kal‘alarına gidüp ikisin de bir günde feth edüp iki serdâr ordu-yı hümâyûna gelüp ba‘dehu Plevneli Gâzî Mihaloğullarına Kanije ve Komar ve Egirsek nâm kal‘aların câniblerine gönlünde olan yiğitler ile akın edüp kâfiristânı nehb ü gâret etmeğe revâne olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 174b ·
metinde göster ·
… -nâr edüp ahd [ü] mîsâkımız üzre mukaddemâ esîr olup kulağızlık eden kâfirlerin
ikisin
âzâd edüp otuz sekizin dahi niçe şikârlardan sonra âzâd etmeğe kavl-i karâr edü …
Hulâsa-i kelâm yüz yetmiş araba mâl-ı zî-kıymet ve üç bin esîr-i bî-minnet zî-cemâl mahbûb u mahbûbe müşterî-tal‘at bikr-i nâ-şüküfte Alman kızları ele girdi kim geysûlarının her târları bin bâr müşk-i Tatar değer. Üç binden mütecâviz atları arabalara koşup bu şehr-i Purunduk Alman dağının dâmenindedir ve Kâsım Voyvada şühedâları rûhlarıyçün Fâtiha-i şerîfe okuyup yedi aded şühedâlarımız bu mahalle defn edüp cümle şühedâların rûhâniyyetlerinden istimdâd taleb edüp ba‘dehu şehri ihrâk bi'n-nâr edüp ahd [ü] mîsâkımız üzre mukaddemâ esîr olup kulağızlık eden kâfirlerin ikisin âzâd edüp otuz sekizin dahi niçe şikârlardan sonra âzâd etmeğe kavl-i karâr edüp yine anları da atlar üzre kayd [u] bend etdik. Ba‘dehu,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 4a ·
metinde göster ·
… r balta dahi urup kâfir serâsîme olıcak dest ber-kafâ kâfiri kayd [u] bend edüp
ikisin
de âteş kenârına getirdik.
Hemân bu abd-i fakîr yap yap elim kılıç kabzasında varup ibtidâ kâfirlerin çalıda asılan silâhların alup bizim gulâmlar yanında bir çalıya salb edüp andan her kâfire ikişer gulâmlarımla ale'l-gafle üstlerine düşüp sarılup ol ân küffârın biri cân havliyle yerinden pertâb edüp meğer belinde bir küçük tüfengi var imiş, belinden çıkarup âteş edem zann edüp hakîr bunun koluna nice bir balta tügdüsü urdum ise tüfeng kolundan fırlayup hemân Rüstem nâm benâm kölem hakkâ ki Rüstemâne küffâra sarılup ol mahalde kâfirin kellesine hakîr bir balta dahi urup kâfir serâsîme olıcak dest ber-kafâ kâfiri kayd [u] bend edüp ikisin de âteş kenârına getirdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 25a ·
metinde göster ·
… fere katanalarının iki re’s atlarını Gedüslü Efendi'ye yüzer guruşa fürûht edüp
ikisin
fürûht etmedim ve gayri cakları ve zahîreleri hıfz edüp ol gece atlara yine ağı …
Ol gece kefere katanalarının iki re’s atlarını Gedüslü Efendi'ye yüzer guruşa fürûht edüp ikisin fürûht etmedim ve gayri cakları ve zahîreleri hıfz edüp ol gece atlara yine ağır yemler asdım. Ale's-sabâh yine atlara süvâr olup her biri birer gûne cünbüş ü germiyyetcik hâsıl etmişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 26b ·
metinde göster ·
… üp dest-beste dil-haste edüp pâyine iki kat kalın demir neybeler urup karısıyla
ikisin
bir araba içre kayd etdiler. Ve cümle elmâs cevâhirlerin aldılar.
Bâ-husûs Maskov kralının başvezîri olan Sarı Şeremet Vezîr Ban ki anın koynunda üç yüz kıt‘a elmâs ve yetmiş aded dürr-i yetîm incüler ve kırk kıt‘a la‘l-i Bedahşânlar ile esîr olup avrediyle Hân huzûruna getirüp dest-beste dil-haste edüp pâyine iki kat kalın demir neybeler urup karısıyla ikisin bir araba içre kayd etdiler. Ve cümle elmâs cevâhirlerin aldılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 115b ·
metinde göster ·
… unları baş edelim" deyince birini Dervîş Ahmed Halhâlî kelle-perrân paça edince
ikisin
dahi Maskovlar kesüp başlarıyla esbâbların anlar alup,
"Bunlar çok idi, gayrilerin kaçırdık. Hemân bunları baş edelim" deyince birini Dervîş Ahmed Halhâlî kelle-perrân paça edince ikisin dahi Maskovlar kesüp başlarıyla esbâbların anlar alup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 182a ·
metinde göster ·
… 'dan gelüp bizim firkate ile yigirmi bir pâre firkate ve sandal boğazı şaykanın
ikisin
yedeğe alup donanma-i azîm ile şâdumân ederek Sönbeki'den Rodos'a lodos üzre (- …
Ve bu cezîrede bâğ u bâğçe yokdur ve suları sarnıcdır. Anı seyr edüp iki günden sonra on pâre Sönbeki firkatesi hâzır olup ve on pâre firkate ve sandal, Rodos'dan gelüp bizim firkate ile yigirmi bir pâre firkate ve sandal boğazı şaykanın ikisin yedeğe alup donanma-i azîm ile şâdumân ederek Sönbeki'den Rodos'a lodos üzre (---) mîl muvâfık eyyâm ile gidüp biz dahi "avanta kürek" deyüp fi'l-hâl Rodos limanı önüne vardıkda bizim alayımızdan bir yaylım top ve tüfeng şâdumânı edince Rodos kal‘asının burc [u] bârûsundan ve mendirek kullesinden bir yaylım balyemez toplar atup kal‘a-i Rodos murg-ı semender-vâr âteş içinde kalup hamd-i Hudâ selâmetle kal‘a-i Rodos'a dâhil olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y113a ·
metinde göster ·
… Îsâ babasız halk olundu, Hazret-i Âdem türâbdan halk olunup müfessirîn Y 226a
ikisin
de bir sûretde idi deyü bu âyet-i şerîf ile istidlâl ederler. Âye[t]:
Âhir zamânda şerî‘at-i Muhammedî üzre âsumândan nâzil olup şâm-ı şerîfde câmi‘-i Ümeyye'nin minâresinde bulunup Hazret-i Îsâ babasız halk olundu, Hazret-i Âdem türâbdan halk olunup müfessirîn Y 226a ikisin de bir sûretde idi deyü bu âyet-i şerîf ile istidlâl ederler. Âye[t]:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y225b–Y226a ·
metinde göster ·
dahi Kâtev bölükbaşı dest ber-kafâ zencîr ile kayd-bend edüp (---)(---)(---) …
"Kaldır bu kâfirleri" deyince on ikisin dahi Kâtev bölükbaşı dest ber-kafâ zencîr ile kayd-bend edüp (---)(---)(---)(---)(---)(---) Nâbuluslu Küçük Yûsuf Çorbacı ve Yeğen Beğ'i iki bayrak asker ile şeyhlere varup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y265b ·
metinde göster ·
… n bu sözlerinizden anlanan oldur kim mezhebinizde Arab râyihası vardır' deyü on
ikisin
Y 285b dahi katl etdiler. Ve ol P 119b gece anların üzerlerine nûr yağdı. C …
‘Besbelli siz Muhammedîlersiz ve sizin bu sözlerinizden anlanan oldur kim mezhebinizde Arab râyihası vardır' deyü on ikisin Y 285b dahi katl etdiler. Ve ol P 119b gece anların üzerlerine nûr yağdı. Cümle İşpanya kavmi bu nûrullâhı alâ-mele’i'n-nâs gördüler ammâ bu re’y-i bâtıllarına musırr olup, bize bu kadar mâl-ı hazîne verüp Papa mel‘ûnun beddu‘âsıyla başımız tobraya koyup üç yıldır bu işgâle mukayyed iken bir ay vardır Papanın bir mektûbları geldi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y285a–Y285b ·
metinde göster ·
… hinde Uzun Hasan bu Akkoyunlu'dandır, demiş. Ba‘zıları Karakoyunlu demiş. Hakîr
ikisin
de koyun demişiz. Andan,
Bunlar dahi Diyârbekir [ve] Âzerbaycân ve Irâk diyârlarına mâlik oldular. Tokuz neferdirler. Bunlara "Bay" derler. Gâyet mün‘im pâdişâhlar olduklarından bay derler. Müddet-i hilâfetleri (---) sene. Gâyet sâlih ü âbid [ü] zâhid pâdişâhlar idi. Âl-i Osmân'ın bir silsilesi bunlara müntehîdir. Mâhân diyârından gelmişlerdir. Edirneli Mehemmed Çelebi tevârîhinde Uzun Hasan bu Akkoyunlu'dandır, demiş. Ba‘zıları Karakoyunlu demiş. Hakîr ikisin de koyun demişiz. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y22a ·
metinde göster ·
… l fedâ edüp elçilik bahânesiyle bana gönderdi" deyü on nefer elçileri katl edüp
ikisin
âzâd edüp ellerine ahidnâmeler verdi kim;
"Mukaddemâ Selîm bizim Zülkadiroğlu Alâ’üddevley'i yetmiş nefer evlâdıyla katl edüp bu kadar pây-beste âdemleri ile huzûruma gönderdi. Şimdi sizleri dahi anların kanına bedel fedâ edüp elçilik bahânesiyle bana gönderdi" deyü on nefer elçileri katl edüp ikisin âzâd edüp ellerine ahidnâmeler verdi kim;
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y47a ·
metinde göster ·
… bozup bu mahalde iki deyr-i kebîr var idi, biri Kıbtîlerin biri Rûmîlerin idi,
ikisin
dahi münhedim edüp mukaddemâ handak kazılan yerden temel bırağup bir câmi‘ inşâ …
"Ol haymeyi bozman. Ol güvercin bizim konuğumuzdur, ikrâm lâzımdır. Yavruların hâsıl edüp uçursun. Bizim dâyiremize gelen hûş [u] tuyûr ve insân u hayvân emîndirler. Çadırı bozman" buyururlar. Ol kebûter yavru hâsıl edüp pîçeleri âşiyândan pervâz edüp her bâr Amr'ın önüne gelüp konmağa başlayup üns [ü] ülfet etdiler. Amr dahi çadırı bozup bu mahalde iki deyr-i kebîr var idi, biri Kıbtîlerin biri Rûmîlerin idi, ikisin dahi münhedim edüp mukaddemâ handak kazılan yerden temel bırağup bir câmi‘ inşâ edüp yine ol güvercinler ol câmi‘de âşiyân etdikleriyçün bu câmi‘e Kutâs dediler, vech-i tesmiyesi oldur. Kırk bin asker ile bu câmi‘i itmâm edüp dâ’imâ bunda ibâdet ederlerdi. Anıniçün ibâdethâne-i kadîmdir. Menâkıbı çokdur, lâkin biz ihtisâr üzre tahrîr edelim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y89a ·
metinde göster ·
… ükler saçarak na‘ra haykırarak birbirlerine hamle ederler. Ba‘zı zamân olur kim
ikisin
birbirinden şeyhleri gücile halâs eder. Ba‘zısı birbirlerine kağan arslan gibi …
Ammâ bunlar hâlet-i vecde geldikde ba‘zısı küheylân at üzre süvâr olur gibi bir elinde cıda ve bir elinde kılıç çalar gibi birbirlerine hamle ederler. Ve ba‘zılar ok yay kullanır gibi tîr kemân atarak ol anın okundan halâs olur şeklinde ba‘zısı urulup ağzı köpürüp zîr-i zeber düşer. Ba‘zısı piyâde elinde hışt atar gibi düşmenin urup şikâr olur gibi gözleri tâs-ı pür-hûna dönüp ağzından lök deve gibi köpükler saçarak na‘ra haykırarak birbirlerine hamle ederler. Ba‘zı zamân olur kim ikisin birbirinden şeyhleri gücile halâs eder. Ba‘zısı birbirlerine kağan arslan gibi gürleyüp hamle edüp biri havf edüp yan verir. Ba‘zısı gürleyüp na‘ralar ururken kedi gibi ve köpek gibi temelluk edüp yere yuvalanmağa başlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y114b ·
metinde göster ·
dârışed önünde kazığa urdu, mâ‘adâsın Circe hâkimine kellelerin birer mızrak üz …
Derhâl kâşif esîr olan Urbânın ikisin dârışed önünde kazığa urdu, mâ‘adâsın Circe hâkimine kellelerin birer mızrak üzre sancup bir kaçın buğ edüp derilerine saman doldurup alaylar ile Circe'ye götürdüler. Kâşif hakîre mâl-ı Urbândan üç kısrak ve bir hecîn in‘âm edüp hakîr kelleler ile ma‘an Circe'ye revâne olduk. Andan bir malaka yer gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y371a ·
metinde göster ·
Tûfân-ı Nûh'dan sonra Bayzar bin Hâm ki birâder-i mihter-i Sâm'dır, bu Bayzar'a Ebü'l-kabâbıt dediler. Zîrâ bi-emrillâh cümle evlâdları ikişer ikişer müştak olurdu, iki oğlu oldu, biri şemmûn Rîf biri şemmûn Câv idi. Bunların ikisi bir yerden tevellüd etdikleri içün birbirinden münfek olmazlardı. Âhir Bayzar bunların ikisin iklîm-i Mısır'a gönderüp bu diyârı amâr etdiklerinden vilâyet-i şemmûneyn derler. Bu şehri ol kadar amâr edüp sâhil-i Nîl'de iki birâder birbirlerine rağmen iki kasr binâ etdiler kim Y 383a eflâke ser çekmişdi. Bu iki kasr içün ba‘dehu bu şehre Aksureyn dediler, ya‘nî iki kasırlı şehir demek olur. Eğer bu şehr-i azîmin evsâfın manzûrumuz olduğu üzre tahrîr etsek gayrı kitâbetden kalırız, hemân ihtisâr evlâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y382b–Y383a ·
metinde göster ·