… er ibn Abdül‘azîz hazretleri sene 100 târîhinde halîfe-i Şâm iken yüz bin asker
ile berren
ve bahren İslâmbol'a gelüp Karadeniz Boğazı'ndan Galata cânibine ubûr edüp Gala …
Muhâsara-i hâmis-i sûr-ı Kostantıniyye: Ba‘de hicreti'n-nebeviyye bi'z-zâ[t] Ömer ibn Abdül‘azîz hazretleri sene 100 târîhinde halîfe-i Şâm iken yüz bin asker ile berren ve bahren İslâmbol'a gelüp Karadeniz Boğazı'ndan Galata cânibine ubûr edüp Galata kal‘asın amân vermeyüp feth edüp Galata burnunda Kurşumlu Mahzen nâm câmi‘i binâ etdi. Ve Galata içre Arab câmi‘i nâmıyla ma‘rûf olan câmi‘i binâ etdüğiyçün Arab Câmi‘i derler, kıblesi gâyet dürüstdür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 21a ·
metinde göster ·
… r biri devâm-ı devlet-i pâdişâhî ed‘iyesine müdâvemetde olup hidmet-i şehriyârî
ile ber-hordâr
[u] behre-mend olmada idiler.
Ve bir Atmeydânı cirminde bir havlı-yı ferah-fezânın cânib-i şarkında bir hammâm-ı latîf ana muttasıl hazîne-i hâssa ve ana muttasıl kuşhâne ve ana muttasıl kilar odası andan hazîne odası andan hâsodası [andan]{Hünkâr câmi‘i} andan doğancılar odası andan küçük oda andan büyük oda andan seferliler andan külhan odası andan büyük oda mescidi andan meşkhâne andan yine hammâma gelince bu meydânın etrâfında mezkûr hâsodalar ile ma‘mûr [u] âbâdân edüp cümle odalarda üç bin zer-i zîvere gark olmuş zerdûz tâclı gül pîrehenli Yûsuf-çehre gılmân-ı hâssa ile mâl-â-mâl edüp her biri devâm-ı devlet-i pâdişâhî ed‘iyesine müdâvemetde olup hidmet-i şehriyârî ile ber-hordâr [u] behre-mend olmada idiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 32a ·
metinde göster ·
Anlar dahi Eski Sarây dâhilinde olan uyûn-ı Şem‘ûn'u cümleden hafîf ü mu‘tedil serî‘u'l-hazm bir âb-ı hayât buldular. Ve bundan gayrı uyûnların âb-ı sâfîlerin beşer miskâl olmak üzre pembeler ile berâber vezn edüp mevzûn pembeleri vezn olunmuş âb-ı rakîklere ilkâ edüp mezkûr pembeler beşer miskâl suları cezb edüp ba‘dehu pembeleri âfitâb-ı âteş-tâbda kurudup cümle pembeyi vezn edüp bu ayn-ı Şem‘ûn'da ıslanan pembe cümle pembelerden hafîf gelmek ile kavl-i hukemâ gâyet latîf su olduğundan Ebü'l-feth Sultân Mehemmed dâ’imâ ol âb-ı nâbdan nûş ederdi. İlâ hâze'l-ân cümle pâdişâhlar andan nûş ederler kim kilarcıbaşı tarafından ve dış sakkâbaşı tarafından üçer âdem beher yevm altı kişi üçer seyishâne yükü yigirmişer vukıyye gelir gümüş güğümlere ol âb-ı nâbdan leb-ber-leb edüp su nâzırı huzûrunda kilarcıbaşının mu‘temedün-aleyh âdemlerinin mührüyle kırmızı balmûmları ile güğümlerin ağızların mühürleyüp pâdişâha her bâr götürürler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 32b ·
metinde göster ·
… ol mahalde da‘vâcın var idi, iktizâ-yı şer‘ ol idi kim huzûr-ı şer‘de müdde‘în
ile berâber
olaydın. Anıniçün sana ta‘zîm etmedik. Şimdi sana ta‘zîm farz mesâbesindedir" d …
"Pâdişâhım şer‘-i şerîfe hoş geldin, ol mahalde da‘vâcın var idi, iktizâ-yı şer‘ ol idi kim huzûr-ı şer‘de müdde‘în ile berâber olaydın. Anıniçün sana ta‘zîm etmedik. Şimdi sana ta‘zîm farz mesâbesindedir" deyü seccâde üzre teklîf etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 41a ·
metinde göster ·
ve bahren bu kadar yüz bin asker kal‘a-i Azağ'ı ihâta edüp küffârdan bir sît [ü …
Def‘a-i sânîde Serdâr Cüvân Kapucubaşı sene-i âtîde yine deryâ-misâl askeri Azak deryâsında şinâverlik edecek üç yüz pâre firkate asker-i İslâm doldurup ke'l-evvel kânûn üzre donanma-yı hümâyûn ile berren ve bahren bu kadar yüz bin asker kal‘a-i Azağ'ı ihâta edüp küffârdan bir sît [ü] sadâ olmayup cümle Kazak-ı âk'ın karârları firâra mübeddel olup kal‘anın esâsın hâli üzre bırağup dâr-ı nîrâna gitmişler. Hamd-i Hudâ bilâ-ceng [ü] cidâl kal‘a-i Azak dest-i Âl-i Osmân'a bu takrîb ile girdi. Hâlâ darb-ı meseldir kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 77a ·
metinde göster ·
… in tüfeng-endâz kefere imdâdı gelüp Eflak beği Matey Voyvada dahi yüz bin asker
ile Berkovişte
nâm tahtından kalkup iki küffâr birbirine gelmede.
Sene (---) târîhinde Eflak beği Matey Voyvada ve Boğdan beği Lipul voyvada yigirmişer sene hükûmet edüp mâl-ı Kârûn'a mâlik olup iki kâfir birbirine hasm-ı kavî olup Boğdan beği Lipul Beğ bir kızını Kazak-ı âk hatmanı ihmilnic'e verüp yigirmi bin tüfeng-endâz kefere imdâdı gelüp Eflak beği Matey Voyvada dahi yüz bin asker ile Berkovişte nâm tahtından kalkup iki küffâr birbirine gelmede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 77a ·
metinde göster ·
… l etmeğe vermeyüp Hüseyin Paşa hazretleri yine Tise nehrin yüz bin renc [ü] anâ
ile beri
cânibe ubûr edüp Serdâr Alî Paşa Tise kenârından avdet edüp İsmâ‘îl Paşa'yı Sey …
"Kıralımız Kemen Yanoş Kıraldan hoşnûduz, bir gayrı kıral istemeziz" deyü cevâb edüp Zolomioğlun kıral etmeğe vermeyüp Hüseyin Paşa hazretleri yine Tise nehrin yüz bin renc [ü] anâ ile beri cânibe ubûr edüp Serdâr Alî Paşa Tise kenârından avdet edüp İsmâ‘îl Paşa'yı Seykel vilâyetine serdâr edüp Seykel boğazında ceng-i azîm ile tabur feth olup sahrâ-yı Seykel'de cümle küffâr evli evinde âsûde-hâl dururlarken niçe bin kâfir katl olup on yedi bin esîr ve bu kadar mâl-ı ganâyimle Serdâr İsmâ‘îl Paşa ordu-yı İslâma dâhil olup andan kalkup Udvarhel nâm kal‘a altında Betlen Gabor soyundan Apopi Mihal nâm fecere kıral nasb edüp re‘âyâ- zemînde bâkî kalan üç sene hazîneden iki bin kîse tahsîl edüp Sibin kal‘ası nâm Saz Macarı kal‘ası altına meks etdiğimiz sene (---) târîhinin (---) günü idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 86a ·
metinde göster ·
… zamânda her kârda bulunmak mu‘tâdı {idi}. Ekseriyyâ mevtâ önü sıra mü’ezzinler
ile berâber
fodullanup haltıyyât âğâzeler ederek meyyit önü sıra giderek kayığa girüp kürek …
Mesîre-i sâlisi: Cemî‘i zamânda her kârda bulunmak mu‘tâdı {idi}. Ekseriyyâ mevtâ önü sıra mü’ezzinler ile berâber fodullanup haltıyyât âğâzeler ederek meyyit önü sıra giderek kayığa girüp kürek çekerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 115b ·
metinde göster ·
… ciblerin bir kaçın pâre pâre ederken Ahi Baba zâlimler elinden halâs olup evren
ile berâber
Selçûkıyân önüne gelüp pâdişâhın aklı gidüp,
Ammâ ehl-i Rûm mâbeyninde tabbâğlara Ahiler derler, ya‘nî Kayseriyye'den zâhir olan Ahi Evran ile şöhret bulmuşlardır. Ol ise Âl-i Selçûkıyân asrında bir ulu sultân imiş firâvân menâkıbı vardır. Cümleden biri Kayseriyye'de sâkin iken pâdişâha gamz edüp Ahi Baba öşür vermez derler. Âdemler ve hâcibler ta‘yîn edüp Ahi Baba'yı dükkânında bulup kayd [u] bend ederken hemân dükkânının içinden bir evren zâhir olup hâciblerin bir kaçın pâre pâre ederken Ahi Baba zâlimler elinden halâs olup evren ile berâber Selçûkıyân önüne gelüp pâdişâhın aklı gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 193b ·
metinde göster ·
… i, bostâncıbaşı ve bir yeniçeri yasakçısıdır. Andan kalkup yine eyyâm-ı muvâfık
ile berk-ı
hâtif gibi şakıyup gûyâ keştî başından âteşler çıkup ihsân-ı Hudâ ile kâmil beş …
Bu zevk [u] şevk üzre cezîre-i Heybeli önüne vardık. İslâmbol'a on sekiz mildir ve dâiren-mâdâr tokuz mil ihâta eder. Ma’mûr [u] âbâdân ve bir manastırı var. Yılda bir kerre, niçe bin kayık kefereler İslâmbol'dan gelüp bu manastırı seyr ederler. Zirâ kefere zemânında Ayasofya'dan riyâzatla uçan Angiliya ruhbânın bu deyrde maşadı vardır. Bu cezîre halkı sâfî zengîn re’îs-i Rûm kefereleridir. Âb-ı hayât suyu ve bâğları vardır. Hâkimleri, bostâncıbaşı ve bir yeniçeri yasakçısıdır. Andan kalkup yine eyyâm-ı muvâfık ile berk-ı hâtif gibi şakıyup gûyâ keştî başından âteşler çıkup ihsân-ı Hudâ ile kâmil beşinci sâ‘atde sâhil-i bahre varup lenger-endaht olduk. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 221a ·
metinde göster ·
… gazâdan on üç {sene mukaddem Sultan} Ebü'l-Feth Mehemmed Hân deryâ-misâl asker
ile berren
ve bahren Tarabzen üzre çöküp hâh [u] nâ-hâh yetmiş günde Rûm keferesi destinde …
Ba‘dehu sene (---) târîhinde Azerbaycân sâhibi Sultân Hasan, dest-i Ceneviz'den feth edüp ismine Tarab-zen dediler. Zirâ içinde hâkimi, ehl-i zevk bir krala avret olmağıla Tarab-zen dediler. Ba‘dehu Timur hâdisesinde Sultân Hasan, Mâverâu‘n-nehr'e Timur Hân istikbâline müteveccih oldukda küffâr hâksâr-ı dûzah-karâr olıcak İslâmbol Tek[f]uru Rûm Kostantin fırsat bulup istîlâ etdiler. Ba‘dehu sene 878 târîhinde Ebü'l-Feth Sultân Mehemmed {İbtidâ deryâdan Tarabefzûn'u feth etdi kim (...)(...)(6 sene sonra Uzun Hasan)(...)} Mehemmed {Hân İslâmbol'dan donanma-yı hümâyûn ile kal‘a-i Tarabefzûn'a gelüp andan deryâ-misâl asker-i bî-pâyân ile Canha yollarından} Uzun Hasan ile Tercan sahrâsında ceng-i azîm edüp Sultân Hasan'ın kırk bin askerin dendân-ı tîğdan geçirüp Sultân Hasan münhezimen kal‘a-i Azerbaycân'a firâr edüp ol feth-i fütûha "Butlânu keydü'l-hâyinîn" târîh olmuşdur sene 878. Diğer târîh Arapça{âyet-i şerîfi târîhdir} sene 878. Sultân Murâd-ı Evvel'in Kosova cenginden sonra Ebü'l-Feth'in bu gazâsı gibi Âl-i Osmân'da bir gazâ-yı ekber olmamışdır. Bu gazâdan on üç {sene mukaddem Sultan} Ebü'l-Feth Mehemmed Hân deryâ-misâl asker ile berren ve bahren Tarabzen üzre çöküp hâh [u] nâ-hâh yetmiş günde Rûm keferesi destinden sene 865 târîhinde feth edüp âb [u] hevâsının letâfetinden hazz edüp bu şehrin ismine Tarabefzûn dediler. Hakkâ ki ayş u ışret yeridir. Bir ismi dahı şehr-i Bâtum'dur ve bir ismi şehr-i Lezgi'dir ve bir ismi Tarabzen'dir. Galat-ı meşhûru Tırabzen'dir. Ba‘zılar Tarab-efsûn derler ve niçeler Tarabozan derler ammâ lüğat-i sahîhi Tarabefzûn'dur. Ba‘de'l-feth Mehemmed Hân taht edinüp sikke kesüp hutbe tilâvet edüp üç sene bu şehrde sâkin olup cânib-i şimâlinde olan Gürcîstân Mikrilistân ve Abazistân'ı bi'l-cümle mutî‘ [ve] münkâd edüp Şehzâde Bâyezîd Hân'ı hâkim edüp bi'z-zât kendüleri taht-ı sâlisi olan İslâmbol'a gitdiler. Ba‘dehu Bâyezîd-i Velî müstakil pâdişâh olup oğlu Selîm'i bu Tarabefzûn'a hâkim edüp Selîm Hân iki kerre bu şehirden karşu Kırım'a geçüp Tatar askeriyle babası üzre hurûc edüp bir kerre Varna altında ceng edüp münhezim oldu. Bir kerre yine Edirne kurbunda cidâl edüp münhezim olup Varna'dan gemiyle Tarabefzûn'a geçüp oğlu Süleymânı kâ’im-makâm edüp kendüsi tebdîl-i câme diyâr-ı Acem'e varup Şâh İsmâ‘îl ile şatranç oynayup andan me’zun olup Bağdâd'a, andan İmâm-ı Alî'ye, andan huccâc-ı Acem ile Mekke'ye, andan Medîne'ye, andan Mısır'a gelüp Ebu's-su‘ûd Cârihî ve Hazret-i Merzûk Kifâfî ile müşerref olup "Yâ Selîm, rûh 249a ile'r-Rûm, ile'l-Acem tecî ale'l-Mısr" buyurduklarında du‘â-yı hayrlarıyla şeref-yâb olup tebdîl-i câme Mısır'ın cümle ahvâlinin Gavri ile gavrine irüp andan yine üçüncü senede Tarabefzûn'a gelüp Âsitâne-i sa‘âdet yeniçerisiyle yek-dil [ve] yek-cihet olup yine Tarab-efzûn'dan deryâ-misâl Tatar askeriyle Menkli Girây Hân bile gelüp Çorlu sahrâsında pederi Bâyezîd Hân ile ceng edüp hâh u hâh cümle asker bî‘at edüp babasını Dimedoka'ya nefy edüp Havsa nâm kasabada babası Bâyezîd Hân merhûm olup Selîm-i Evvel müstakil pâdişâh olup ibtidâ Acem'de Şâh İsmâ‘îl ile gazâ-yı Çaldır meşhûr-ı âfâkdır. Andan gazâ-yı Mısır fethi başka tevârîhdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 248b–249a ·
metinde göster ·
… ur-ı bî-nûrun pây-i semendine yüz sürüp rikâbında piyâde yürüyen on bir pâdişâh
ile berâber
Hasan Şâh dahi yürüyüp Hasan Şâh'a yine vilâyet-i Azerbaycân'ı ihsân edüp nehb …
Galat-ı meşhûr üzre elsine-i nâsda Ahıska, Ahkıska ve Ahçıska ve Akıska ve Akhısha {ve Akısha} derler. Zîrâ cânib-i erba‘asında elsîne-i muhtelife tekellüm eder benî Âdem çok olmağıla her biri bir lehce ile nâm komuşlardır ammâ Defterhâne-i pâdişâhîde "Eyâlet-i Çıldır'a mutasarrıf vezîrim fülân paşa" deyü tahrîr olunur. İbtidâ bu kal‘a-i metînin bânîsi sâhib-i eyvân, tâk-i kisrâ Enûşirvân-ı Gürcîstân'dır kim Hazret-i Resûl-i Kibriyâ Muhammedü'l-Mustafâ sa‘âdetle rahm-i mâderden müştakk olup bu edîm-i arza kadem basdıkda bu Enûşirvân üstâd-ı kâmil kâhin idi. "Hây! Âhir zamân Muhammedi sâhib-i hurûc bu gice zuhûr etdi" deyü bu kal‘a esâsına mübâşeret etdüğü İskender târîhinden Vilâdet-i Resûlullah'a gelince 882 sene olmuşdu kim bu kal‘a binâ olunup ol kadar imâristân oldu kim Enûşirvân her sene Bağdâd-ı behişt-âbâddan gelüp bu Ahıçka'da altı ay yaylağ faslı ederdi. Zîrâ hâlâ âb [u] hevâsı latîfdir. Andan sonra bu kal‘a üzre niçe bin mülûk tama‘a düşüp mâlik-i Ahıçka 321a oldukların biz mâ-vaka‘ı üzre tahrîr eylesek bir mücelled kitâb olur. Ancak be-kavl-i târîh-i Şerefnâme, hicret-i Nebeviyye'nin sene (---) târîhinde Âl-i Emevîden Hişâm b. Abdülmelik hazretleri Şâm'dan deryâ-misâl asker ile Haleb ve Ayntâb ve Mar‘aş ve Malatıyye ve Diyârbekir ve Erzurûm kılâ‘ların feth ederek gelüp bu kal‘a-i Ahıçka'yı feth edüp ibtidâ dârü'l-mülk-i İslâm sedd-i Gürcîstân olan bu kal‘a-i Ahıçka'dır, andan asâkir-i bî-pâyân gönderüp Tiflis [u] Tomanis ve Gence ve Şirvân ve Bâbü'l-ebvâb'ı ve vilâyet-i Dağıstân'ı cümle feth edüp İslâm ile müşerref eden Emîrü'l-mü’minîn Halîfe Hişâm'dır. Andan yine dârü'l-mülkü olan Şâm-ı cennet-meşâma müteveccih oldular. Andan yine tâ’ife-i Gürcîstân istilâ etdi. Andan Azerbaycân şâhlarından Karakoyunlu Kara Yûsuf Şâh, mâlik oldu. Timur Hân sâhib-i hurûc olup Kara Yûsuf üzre geldikde Kara Yûsuf, salâbet-i Timur'a tâkat getiremeyüp Kara Yûsuf Âl-i Osmân'dan Yıldırım Bâyezîd Hân'a firâr edüp ba‘dehû bu kal‘a-i Ahıçka'ya Sultân Uzun Hasan mâlik oldu. Ba‘dehû Timur Uzun Hasan Şâh üzre geldikde Hasan Şâh âkılâne hareket edüp Timur-ı bî-nûrun pây-i semendine yüz sürüp rikâbında piyâde yürüyen on bir pâdişâh ile berâber Hasan Şâh dahi yürüyüp Hasan Şâh'a yine vilâyet-i Azerbaycân'ı ihsân edüp nehb [u] gâret etmedi. Andan sonra devlet-i Azerbaycân Şeyh Safî evlâdlarından şâh-ı İrân-zemîn olan Şâh İsmâ‘îl destine girüp bu Ahıska'yı yaylağ edüp cemî‘î Gürcîstân tümenin kendüye mutî‘ [u] münkâd edüp asr-ı Bâyezîd Hân'da vilâyet-i Âl-i Osmân'ın dâr [u] diyârların harâb u yebâb ederek tâ Arpa Çukuru nâmıyla ma‘rûf olan Sivas'a gelince yedi eyâlet yeri kabza-i tasarrufa aldı. Ol asrda Şehzâde Selîm Hân-ı Evvel, Tarabefzûn hâkimi idi. Kağan arslan gibi şâh-ı bed-fi‘âl askerinin kâhîce ardın alup tîğ-i Selîm'den geçirirdi. Cenâb-ı Bârî yârî kılup taht-ı Âl-i Osmân, Selîm Hân'a erzânî oldukda ibtidâ Niyyetü'l-gazâ! deyüp Şâh İsmâ‘îl üzre deryâ-misâl asker ile gelüp bu Çıldır sahrâsında bir ceng [ü] savaş-ı perhâş edüp yüz bin kızılbaş-ı evbâş, sürhserânların serleri seyf-i Muhammedî ile tırâş olup ancak Şâh kuş cânıyla cân atup cânib-i Azerbaycân'a cân düşürüp halâs olduğu cemî‘î tevârîh-i Âl-i Osmân'da mestûrdur kim tahrîri lâzım değildir. Andan Selîm Hân bu kal‘a-i Ahıska'yı feth eyleyüp cümle Gürcîstân'ı mutî‘ [u] münkâd etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 320b–321a ·
metinde göster ·
… miyân-beste olup dururlar. Hakîr gördüm, sadr-ı âlîde bir küçük destâr-ı ulemâ
ile ber-karâr
siyâh sakallı bir çelebi kimesne oturur. Ammâ sâhib-i hâne kankısı idüğü ma‘lûm …
Sene (---) târîhinde pâdişâh-ı mağfûr İbrâhîm Hân cülûs etdükde Sultân Murâd-ı Râbi' vezîri Kara Mustafâ Paşa sadrıa‘zam bulunup hayr-hâh-ı devlet bir vezîr-i dilîr idi. Anı katl edüp cümle musâhibîn ve cüceler ve bî-zebânlar ve tavâşî Arablar ve haseki ve nisvân ve sâhib-i ısyân musâhibeler ve gayrılardan Musâhib Cinci Hoca ve Mülakkab İslâmbol Mollası ve Sadrıa‘zam Tezkireci Ahmed Paşa ve gayrı musâhibler Kara Mustafâ Paşa'dan sonra cümle taraf taraf fürceler bulup ol pâdişâh-ı sâde-dili niçe bin tatlı dil ile urûkuna girüp gûnâ-gûn hevâ [vü] hevese düşürüp ve vüzerâ ve vükelâ ve a‘yân-ı ulemâ ve sulehâlardan celb-i mâl içün irtişâya dadandırdılar ve pâdişâhı zinâ sohbetine meyl etdirdiler. Ve Mısr'dan gelen hazîneyi cümle Melekî Bola'ya ve Şekerpâre Bola'ya ve Telli Haseki ve Saçbağı Haseki'lere birer Mısr 370a hazînesi ihsân etdirdiler. Ve bir hazîne-i Mısr dahi Cinci Hoca'ya ve sûr-ı hümâyûnlara ve Ahmed Kolu Çingâne sâzendelerine ve harâb olmuş sarâyların tamîr [ü] termîmine ve semmûr kürk döşeli niçe sarâylar tertîbine ve niçe bî-ma‘nâ yire hazîneler itlâf etdirüp bin elli dörd târîhinde iken cemî‘î hâs harâcları elli sekiz târîhiyle füruht etmeğe başlayup tedâhül olup îrâd yok masrûf-ı bî-ma‘nâ çok olup kula mevâcib çıkmaz olup Cezîre-i Girid'e imdâd ve hazîne gitmez oldu. Bir kerre kul gulüvv edüp hayli fetret olup bu harekât-ı gulüvden Vezîr ve Cinci ve Kıncı Hocalar ve sâ’ir musâhib ve musâhibeler mücâb olmayup Cezîre-i Girid'de Serdâr Deli Hüseyin Paşa asâkir-i İslâm büryân u giryân u nâlân olup, bre bize imdâd el-amân deyü feryâd etmede. Beri tarafda Cinci Hoca'lar hünkârdan bir ân münfekk olmayup pâdişâh yanında Hoca'dan gayrı mukarreb bir merd-i ferd yok idi. Sadrıa‘zam ve vâlideden tekarrübü ziyâde idi. Padişah hantava ve koçuya ve altı katırlı taht-ı revâna binse, bile süvâr olurdu. Ve her giz nasîhat edenlere Cinci Hoca rîş-hand edüp yüzlerine gülerdi. Ve her sâ‘at ol pâdişâh-ı mazlûmu hoş-âmed kelimâtlar ile mağrûr edüp sû’-i tedbîrler ederdi. Zîrâ umûr-ı devletde bir iş görmüş değil idi. Za‘afrânborlu nâm şehirde Şeyh-zâde nâm bir suhte idi. Âsitâne'ye gelüp Unkapanı'nın iç yüzünde Fil Yokuşu'nda Hâmid Efendi Medresesi'nde Hakîr Ahfeş Efendi'den Molla Câmî tilâvet edüp Kitâb-ı İbn Hâcib Kâfiye'yi i‘râb ederken bu mezkûr Cinci Hoca, Ahfeş Efendi üstâdımızdan Kitâb-ı Izzî okurken hikmet-i azîz ismine mazhar düşüp bir günde izzet bulup sa‘âdetlü pâdişâha Surh-bâd ve Gencü'l-arş ed‘ıyyelerin tilâvet edüp bi-emrillah İbrâhîm Hân hoş-hâl olup Şeyh-zâde'nin ismi Cinci Hoca olup iştihâr buldu. Ammâ Hudâ âlimdir, şerîkimiz olması cihetiyle keyfiyyet-i hâli ma‘lûmumuzdur. İlm-i da‘vetden bir hurûf bilmezdi. Ancak baht [u] tâli‘i bu zamân müsâ‘ade edüp ol dahi fülk-i atlas-ı bukalemûnda pây-bâflık edüp sağa ve sola gûnâ-gûn mekikler atdı. Hattâ hakîr bu seyâhatimizde Erzurûm'dan gelüp gördüm, Civân Kapucıbaşı sarâyına havâle bir sarây-ı azîm binâ etmiş kim evc-i âsumâna ser çekmiş. Hakîr bu sarây-ı balayı temâşâ ederken bir bevvâb gelüp "Buyurun, sizi efendi hazretleri ister" dedi. "Efendiniz kimdir" dedim. "Hünkâr hocası bu sarây sâhibi ister" dedi. Hakîr nerdübândan urûc edüp dîvânhâne-i âlîsine çıkup gördüm. Yetmiş seksen semmûr kürklü huddâmân-ı mümtâz civân miyân-beste olup dururlar. Hakîr gördüm, sadr-ı âlîde bir küçük destâr-ı ulemâ ile ber-karâr siyâh sakallı bir çelebi kimesne oturur. Ammâ sâhib-i hâne kankısı idüğü ma‘lûmım değil. Hemân levendâne cümle huzzâra hıtâben "Es-selâmü aleyküm ey âşıkân" dedim. Hemân sadrdan "Ve aleyküm selâm! Hâmid Efendi Medresesi'nde Şeyh-zâde hakîrin şerîki karındaşım, cânım" deyüp ayâğ üzre kalkup hakîrin elin eline alup öpüşüp kucaştık. Ammâ alimallah bilemedim. "A benim cânım! Dağ âdemi olup levend olmuşsun. Ne bu bizimle bîgâne âşinâlık?" dedikde ol mahalde bile düşüp "Sultânım, yâr-ı kadîmim, ömrüm, cânım, şerîkim ve çelebim Şeyhzâde azîzimsin" dedim. "Safâ geldin, hoş geldin! Kahve içmez, şerbet getirin" dedi. "Nedir bu sarây, ne temâşâ ederdin sultânım?" "Defterdârzâde Mehemmed Paşa ile bu şehirden gideli iki buçuk sene oldu. Bu imâristânı görmemişdim. Hamd-i Hudâ güzel imâr olmuş. Hudâ mübârek eyleye" dedikde {Târîh-i Sarây-ı Cinci Hoca:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 369b–370a ·
metinde göster ·
… adır, yine Kuds'e istîlâları mukarrerdir" deyü yer götürmez asker-i deryâ-misâl
ile berren
ve yedi yüz pâre gemiyle bahren Akka kal‘asın Tâhir Baybars muhâsara edüp kâmil …
Ba‘dehû Selâhaddîn {merhûm oldukdan sonra} Tâhir Baybars halîfe iken "Nitekim Akka kal‘ası dest-i küffârdadır, yine Kuds'e istîlâları mukarrerdir" deyü yer götürmez asker-i deryâ-misâl ile berren ve yedi yüz pâre gemiyle bahren Akka kal‘asın Tâhir Baybars muhâsara edüp kâmil yedi sene zîr-i kal‘ada bâğ dikdiler. Evlâd [u] ensâb sâhibi oldular. Ammâ yine kal‘anın fethi mümkin olmadı. Zîrâ bu Akka kal‘ası gibi ol asrda böyle bir kal‘a-i Kahkahâ yok idi. Âhır bir gice Hazret-i Melikü't-Tâhir rü’yâsında görür kim bu gazâda Haleb şehrindeki Şeyh Âbidîn Efendi olmayınca bu kal‘a feth olmaz derler. Hemân Tâhir Baybars, Haleb'e bir muhabbetnâme ile âdem ılgarup üç günde Haleb'e varup mektûb-ı muhabbet-uslûbu şeyhe tapşırınca şeyh me’âl-i kelâm-ı anlayup "el-Emru emrüküm!" deyüp na‘leynin üzre âbdest alırken hemân şeyhin bir gözü şehîd olur. "Sübhânallah der. Var âdem elhamdü lillah. İşte bu ân kal‘a feth olur" deyü sağ ayağından na‘leynin çıkarup gazab ile hevâya atup "Var Melik Tâhir'e bizden selâm eyle. Gazâları kutlu olsun, deyü haber eyle. İşte ol gazâda âlem-i bâtında cenk ederken bir gözceğimiz şehîd oldu" deyü merdüm-i dîdesin bir hokkaya koyup mezkûr kâsıd ile çeşm-i şerîfin kal‘a-i Akka altında Tâhir Baybars'a gönderüp kâsıd üç günde Akka kal‘asına geldikde görse kim kal‘a zîr u zeber olup yerde yitüp cümle guzât-ı müslimîn kal‘aya dâhil olup ibâdetgâh-ı müslimîn olmuş. Kâsıd Melik Tâhir'e gelüp şeyhin selâmıyla çeşm-i şerîfin 41a verüp cümle guzât-ı muvahhidîn âlem-i hayretde kalır. Meğer mezkûr Şeyh Âbidîn hazretleri "Nola da‘vete icâbet gazâda bulunalım" deyüp âbdest alırken gözü şehîd oldukda ayağından na‘linin hevâya endaht etdükde Akka'yı muhâsara eden fetâ-yı müslimîn azharun mine'ş-şems görürler kim bir na‘lîn ber-hevâ tayrân ederek gelüp sîne-i pür-kîne sûra bir kerre niçe darb ederse bi-emrillah taşra handak kenarında olan kal‘a dîvârına bir zelzele-i azîm isâbet edüp cümle burc [u] bârûları ka‘r-ı zemîne geçüp cümle esâsları hevâya nâzırdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 40b–41a ·
metinde göster ·
arpalık üç tuğlu vezîre ihsân olunmuş mansıb-ı âlîdir. Paşasının hâss-ı hümâyûn …
İsmi Urfa'dır, ammâ kurbunda Rakka kal‘ası olmağıla anın eyâleti olup hâlâ defterhâne-i pâdişâhîden gelen evâmîr-i şerîfelerde "Rakka eyâletine mutasarrıf vezîrim fulân paşa", deyü tahrîr olunur. Kerrât ile ber-vech-i arpalık üç tuğlu vezîre ihsân olunmuş mansıb-ı âlîdir. Paşasının hâss-ı hümâyûnu altı yük, yetmiş altı bin akçedir. Ber-vech-i adâlet senevî kırk bin guruş hâsıl olur. Bin mikdârı asker ile paşası hükm-i hükûmât eder. Eyâletinde erbab-ı zu‘amâsı 3 ve erbâbı timarı 132, alaybeğisi ve çeribaşısı ve yüzbaşısı vardır. Kânûn üzre cebelüleri ile cümle bin dört yüz asâkir-i müsellah olup alaybeği bayrağı altında sefer eşerler. Paşası da hâssına göre bin iki yüz askerle gazâya gider.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 55a ·
metinde göster ·
… r. Ba‘zı senelerde bu üç nehr yah-bend olur. Hukemâlar kışını vezn edüp Erzurûm
ile beraber
yetmiş vakiyye şitâsı olmuşdur.
Sitâyiş-i hevâ-yı hûb-ı câvidân: Şehr-i Edirne iklîm-i râbi‘in sülüs-i ahîri arzında vâki‘ olmağıla âb [u] hevâsı gâyet latîf ve yazı yâbisdir, kışı katıdır. Zîrâ bu şehr-i latîf üç nehr-i nazîfin ortasında vâki‘ olmuşdur. Ba‘zı senelerde bu üç nehr yah-bend olur. Hukemâlar kışını vezn edüp Erzurûm ile beraber yetmiş vakiyye şitâsı olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 164b ·
metinde göster ·
durdular. Gûyâ murâfa‘a-i şer oldular. "Bak a İpşir lala, der-i devletime dün ö …
Hemân İpşir gelüp üç kerre yer öpüp bizim paşa ile beraber durdular. Gûyâ murâfa‘a-i şer oldular. "Bak a İpşir lala, der-i devletime dün öteye gün dağdan gelüp bağdaki eski lalalarımı birer takrîb ile her birin birer fenâ serhadde mi atarsın. Bu Melek lalam benim sadrıa‘zamım iken kimi sürdü ve kimi katl-i nefs etdi. Van sekiz yüz kîse dutar dedin. Melek lalam seksen kîse ber-vech-i adâlet dutmaz, dedi. Ve bir kerre babam asrında sana Van'ı vermişler. Zâlimsin deyü seni Vanlılar kal‘aya komayup top urmuşlar. Gerçek midir" dedi. İpşir "Komadıkları gerçekdir ammâ pâdişâhım ol zamân halkı cümle âsîler idi. Ammâ şimdi yahşi eyâlet oldu. Hedâyâsıyla sekiz yüz kîse olması mukarerdir" dedikde, hemâm Melek Ahmed Paşa "Pâdişâhımın ihsânı oldukdan sonra Kadıköy olursa da giderim. Cemî‘i edyânda kizb harâmdır kim Hazret-i Resûl-i Kibriyâ buyururlar kim hadîs Arapça der. Huzûr-ı pâdişâhîde kizb söylemek küfrden eşeddir. Pâdişâhım, Van'ın kânûn-ı pâdişâhî üzre 540.546 yük akçe hâss-ı hümâyûnu vardır. Cevz-i ma‘dûduyla beher sene kırk sekiz kîse olur. Hattâ bu Melek kulun sadrıa‘zamlığım hâlinde eyâlet-i Van'ı Şemsi Paşazâde Mehemmed Emîn Paşa kuluna tevcîh etdiğimde tama‘-ı hâma düşüp Van eyâletinden altmış kîse tahsîl etme sevdâsına düşüp cümle kul baş kaldırup Şemsî Paşa kal‘aya kapanup kapu kulların Şemsî Paşa oğlu tarafında bulunup kırk gün kırk gice ceng-i azîm olup iç kal‘adan bu kadar bin top atılup bu kadar hâne-i imâristân aşağa kal‘ada sademât-ı topı kûpdan harâb olup niçe bin kantar barud-ı siyâh cânib-i hazîneden itlâf olup Paşa sarâyı ve Hüseyin Ağa sarâyı ve niçe yüz aded hânedân-ı azîmler darebât-ı gülle-i hadîdden harâb [u] yebâb oldu. Pâdişâhıma ma‘lûmdur kim hatt-ı şerîfiniz ile Diyârbekir Vâlîsi Haydar Ağazâde Mehemmed Paşa lalan eyâletiyle Van üzre Mehemmed Emîn Paşa'nın kal‘adan ıtlâkına serdâr-ı mu‘azzam olup Mehemmed Paşa lalan Van üzre varup kal‘ayı muhâsara etdikde Mehemmed Emîn Paşa bir gice kal‘a-i Van'dan kemendler ile nüzûl edüp tebdîl-i câme firâr edüp der-i devletde Yeniçeri ocağına düşüp anlar da pâdişâhıma bir katre kanın ricâ edüp pâdişâhım ocak ağalarının ricâların kabûl edüp Mehemmed Emîn Paşa'ya Rûmeli'nde Köstendil sancağın ihsân edüp Girid'de merhûm olduğu pâdişâhımın ma‘lûmudur. Bu kelâm-ı dırâzdan murâdım oldur kim pâdişâhım işte eyâlet-i Van tâ böyle bir cezîre-i bî-emândır. Fermân pâdişâh-ı cihânındır" deyince hemân İpşir Paşa eydür "Pâdişâhım, Melek lalanın cümle sözleri sahîhdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 183a ·
metinde göster ·
… -i Van kânûn-ı Süleymân Hân üzre üç yüz akçe şerîf kazâdır. Pâdişâh fethi olmak
ile ber-vech-i
arpalık beş yüz akçe mollaya sadaka olunmuşdur.
Otuzuncu hâkimi muhtesib ağadır. Otuz birinci şâhbender ağadır. Otuz ikinci mîr-âb beğdir, ya‘nî su ağası dokuz bin aded bâğlara su salup saky edüp öşr alırlar. Paşa ağalarından dörd yüz aded tevâbi‘iyle hükûmet edüp paşaya altı kise ve kendüye üç kise hâsıl eder. 254a Otuz üçüncü hâkim çöplük subaşısıdır. Cemî‘i şehri ve handak yolların tathîr eder. Otuz dördüncü hâkim şer‘-i Resûl-i mübîndir kim şehr-i Van kânûn-ı Süleymân Hân üzre üç yüz akçe şerîf kazâdır. Pâdişâh fethi olmak ile ber-vech-i arpalık beş yüz akçe mollaya sadaka olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 253b–254a ·
metinde göster ·
Der-fasl-ı tetimme-i şehrengîz-i külliyât-ı kal‘a-i Van: Bu şehr-i Van kadîm a‘sârdan beri mecma‘-ı ulemâ ve kân-ı fuzalâdır ve iklîm-i garîbe vü acîbedendir kim cemî‘i ulemâsı ulûm-ı garîbe ve fünûn-ı kesîreye mâliklerdir. Erbâb-ı ma‘ârifi ve fetâ ve bahâdırânı dahi bî-kıyâsdır ve nâ-resîde püserânları gâyet tiz-fehm ve necîb ü reşîd ve zekiyyü't-tab‘ ciğer-kûşeleri olur ammâ tabî‘atları ebyât-ı eş‘âra ve Pârisî güftâra mâyillerdir. Kelâm-ı örfiyyede lisân-ı şarkî üzre fasîhu'l-lisân ve bedî‘u'l-beyânlardır ve sığâr u kibârları âlüfte vü âşüfte ve hoş-sohbet ve pâk-meclis ve sâf-dil merd-i meydânlardır ve cümle pâk mezheb ü pâk i‘tikâd mü’min ü ehl-i tevhîdlerdir. Derûnlarında vâsi‘ mezheblik yokdur. Hakkâ ki bu dâr-ı diyârın umûmen zerâfet ü letâfeti gibi sabâhat u melâhati olmazdır. Ve dahi vilâyet-i vâsi‘i ma‘mûr ve halkı dâ’imâ mesrûr, kend-i büleydelerinde buk‘aları hûb ve hâk-i anber-i pâki beyne'n-nâs merğûb ve mezra‘aları vâfir ve deryâsında keştîler ile berekâtı mütekâsir, deşt-i hâmûnlarında ravza-i Rıdvân misilli bâğ-ı cinânları ve müşebbek bostânları hisâbın Hudâ-yı Bîçûn bilür. Cenâb-ı Allah hemîşe imâr ide.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 259a ·
metinde göster ·
… ûruddehr Beğ {geldi}. Bu üç aded bürâder-i cân-berâberleri cümle a‘yân-ı Bitlîs
ile berâber
dîvân-ı pâdişâhîde Paşa huzûruna gelüp cümle ser ber-zemîn edüp dest bûs etdikl …
Evvelâ bu dîvân-ı âlîye Bitlîs şehrinin cümle ulemâ vü sulehâ ve meşâyih-i kibârı vü kübbârı ve a‘yân [u] eşrâfı geldi ve Zâl Paşa'nın duhter-i pâkîze-ahterinden olan Ziyâeddîn Beğ kim marâlî ve gazâlî ve mükehhâl gözlü şehzâde-i âzâde misilli bâlâ-bülend ü mahbûb-ı âfet-i zamân Ziyâeddîn Beğ ibn Abdâl Hân {geldi} ve andan mihteri Arab hanımından vücûda gelen Bedreddîn {geldi} ve andan kihter başka câriyeden olan hûnhâr Nûruddehr Beğ {geldi}. Bu üç aded bürâder-i cân-berâberleri cümle a‘yân-ı Bitlîs ile berâber dîvân-ı pâdişâhîde Paşa huzûruna gelüp cümle ser ber-zemîn edüp dest bûs etdiklerinden sonra mukaddemâ Paşa bu şehzâdeleri 274a hânelerinde mihmân oldukda bâğırlarına basup evlâd-ı ma‘nevî idinüp Ziyâeddîn Beğ içün "İnşâallah ben seni bir çerâğ ederim." demiş idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 273b–274a ·
metinde göster ·
… na gelen mektûbları ve huccet-i şer‘iyyeleri okuyup "Hamd-i Hudâ! Henim Osmânlı
ile ber
taraf olmışıh, ammâ Evliyâ akay şimden gerü bu sefih {Rûmiyye} hânın işi Allah' …
Hakîr eyitdim "Hânım! Hazret-i Düldül-süvâr Esedullah Aliy-yi Veliy-yi Kerrâr, Dâmâd-ı Resûl râhiyçün olsun ve Düvâzdeh imâmân rûhlarıyçün olsun afv ile mu‘mele eylen. Bizim vezîrin nâmesinde eğer koyunlar tahsîl olmazsa tahsîline sa‘y-i belîğ edesiz demiş. Hamd-i Hudâ kırk bin koyunu bu abd-i hakîre tahsîl edüp cümle kavm-i Pinyanişîler ve ol azu dişliler ile eyzân u itkân huccetleri alınup kırk bin koyun paşaya vâsıl olduğu mektûbları paşadan bu hakîre gelüp vâsıl olmuşdu. ‘İşte mektûb, işte Rûmiyye mollasının huccet-i şer‘iyyeleri!’ deyü cümle varakları hâna verüp ve yedi aded Pinyanişi 302a Kürdünden âdemler götürmüş idim. Anlar şehâdet edüp "Bir koyunumuz kalmadı ve da‘vâ ve nizâ‘ımız tavsadı" dediklerinde Tebrîz hânı paşanın "Koyunlar bize vâsıl oldu." deyü Rûmiyye hânına gelen mektûbları ve huccet-i şer‘iyyeleri okuyup "Hamd-i Hudâ! Henim Osmânlı ile ber taraf olmışıh, ammâ Evliyâ akay şimden gerü bu sefih {Rûmiyye} hânın işi Allah'a kalup andan güzelce şâha kaladır. Bunın elbette gözlerine şâh milçe ve başına kızgınlı taşça geçiriserdir ve ödün sınıhdırasardır" dedikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 301b–302a ·
metinde göster ·
Hân eyitdi: "Evliyâm, işte paşan bu hânedânımızı seksen bin asker
ile berbâd
edüp on Mısır hazîneliği mâlımız gâret olunup bu kadar bednâmlığımız olup mâl [ …
Hân eyitdi: "Evliyâm, işte paşan bu hânedânımızı seksen bin asker ile berbâd edüp on Mısır hazîneliği mâlımız gâret olunup bu kadar bednâmlığımız olup mâl [u] menâlden ancak bu sandukacığı ehlimiz Zâl Paşa kızı Hânıma Sultân kucağında götürüp halâs eyledi. Ve sizin paşa dahi üzerime gelmeden yedi katar katır yükü mâl-ı hazâ’îni Mudiki dağlarına kaçırmışdım. Hâlâ anlar dahi diyâr-ı Mudiki'dedir, ammâ hele bu pîş-tahtaya bir kerre îm‘ân-ı nazar ile nazar eyle" deyü sandukanın kapağın küşâde etdikde bir kerre nazzâreye aldım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 10b ·
metinde göster ·
hâtif gibi 61b gidüp Böremoyin nâm mahalde yem kesdirüp andan bir gecede menz …
"Bire, bu feth-i meserreti dahi Paşa'ya yazup Evliyâ Çelebi'yle bildirelim, zîrâ hâlâ Paşa efendimiz 'Ayâ nice oldular' deyü ızdırâb çeküp habere muntazırlardır" deyüp tarfetü'l-ayn içre bu meserret dahi yazılup hakîre verüp elli aded çatal atlı refîkler verüp ân-ı vâhidde cânib-i cenûbda nehr-i Perezen'i hâzır u âmâde gemilerle geçüp ılgar ile berk-i hâtif gibi 61b gidüp Böremoyin nâm mahalde yem kesdirüp andan bir gecede menzil-i Otyarık nâm mahalle vakt-i şâfi‘îden evvel gelüp birkaç tüfengler atup olan otları yarık edüp alev ber-alev olup birkaç tüfeng dahi atup hele ân-ı vâhidde üç pâre firkate geldikde süvâr olup tarfetü'l-ayn içre sabâh namâzından sonra Melek Ahmed Paşa'nın destin bûs edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 61a–61b ·
metinde göster ·
… e Mesleme'yi ve Ebâ Eyyûb-ı Ensârî ve Ömer ibn Abdülaziz ve niçe sahâbe-i kirâm
ile berren
ve bahren yetmiş bin âdem Kostantin üzre gönderdikde donanma-i İslâm ibtidâ bu …
İbtidâ bânîsi Rûm tevârîhlerinde Kaydefa kızı Mamaça nâm bir kralenin binâsıdır. Ba‘dehû cezîre-i Sakız sâhibi Ciniviz kralı eline girüp ba‘dehû Âl-i Emeviyyûn'dan Abdülmelik ibn Mervân İslâmbol üzre şâm-ı Trablus'dan bin pâre gemiyle Mesleme'yi ve Ebâ Eyyûb-ı Ensârî ve Ömer ibn Abdülaziz ve niçe sahâbe-i kirâm ile berren ve bahren yetmiş bin âdem Kostantin üzre gönderdikde donanma-i İslâm ibtidâ bu cezîre-i Bozcaada'yı feth edüp içine asker koyup Kostantiniyye nısfı bâ-sulh feth olup Galata umûmen dest-i İslâm'da kalup kifâyet mikdârı asker koyup yine Bozcaada'ya geldiler. Andan diyâr-ı şâm'a gitdiklerinde yine küffâr-ı murdâr-ı bed-girdâr Bozcaada'ya istîlâ edüp içinde olan ümmet-i Muhammedler İslâmbol'da Galata'ya gitdiler. Tâ ki (---) Hân asrında be-dest-i (---) Paşa feth olup dest-i İslâm'da kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 91b ·
metinde göster ·
… gazâda cebelüleri ile cümle (---) aded yarar ve nâmdâr asker olup kapudan paşa
ile berren
u bahren sefer eşerler. kapudan paşa dahi bin aded cebelü askeriyle sefer eşmek …
Alaybeğisi ve çeribaşısı ve yüzbaşısı vardır. Hîn-i gazâda cebelüleri ile cümle (---) aded yarar ve nâmdâr asker olup kapudan paşa ile berren u bahren sefer eşerler. kapudan paşa dahi bin aded cebelü askeriyle sefer eşmek kanûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 94b ·
metinde göster ·
Lisân-ı Latin'de bu kal‘anın (---)(---) ndir ve bânîsi Sırf krallarından Destpot Kral'dır, ammâ fâtihi sene 788 târîhinde Gâzî Hudâvendigâr'dır, be-dest-i Timurtaş Paşa feth edüp bu nehr-i Vardar üzre bir cisr-i kavî inşâ etmeğile bu şehir ol cisir ismiyle müsemmâ olup şehr-i Köpürlü derler. Kal‘ası şehirden nısf sâ‘at aşağı ba‘îd bir kûh-ı bülendin zirve-i a‘lâsında bir vîrân küçük kal‘acıkdır, ammâ gâyet sa‘b püşte-i âlî üzredir. Sehel mâl ile amâr olsa bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn kal‘a olurdu, zîrâ bir tarafda havâlesi yokdur, ammâ şehri beride nehr-i Vardar'ın iki cânibinde yalçın kayalar üzre kat-ender-kat nehre nâzır kârgîr binâ kiremit ve kayagan örtülü ma‘mûr kasabadır kim mezkûr cisir ile beri şehirden karşu kıble tarafındaki bâzârlı tarafına geçilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 175b ·
metinde göster ·
… nı gûyâ bâğ-ı İrem idi. Bunda bir gün meks olmağile bu şehir dahi âteş-i Nemrûd
ile berbâd
oldu kim zemîninde imârât [ü] âbâ[dân]dan ancak hâkister-i efkendesi kaldı.
Bu dâr-ı dünyâda böylece tuz ma‘deni iki yerdedir. Biri bu Erdel Tuzda'sıdır biri Eflak diyârı o kıyâsıdır. Mâ‘adâ diyârlarda göllerde ve deryâ kenârlarında tuz hâsıl olur, ammâ Hacı Bektaş-ı Velî tuzu kerâmet ile hâsıl olmuş billûr taş gibidir, ammâ bu Eflak ve Erdel tuzları fîl cüssesi kadar kayalardır, ammâ bu Erdel'in Tuzda ma‘deni kurbunda bir şehr-i azîm var idi. Bâğ u bâğçesi ve imâret [ü] âbâdânı gûyâ bâğ-ı İrem idi. Bunda bir gün meks olmağile bu şehir dahi âteş-i Nemrûd ile berbâd oldu kim zemîninde imârât [ü] âbâ[dân]dan ancak hâkister-i efkendesi kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 5b ·
metinde göster ·
Eyle nâhiye-i ma‘mûr [u] âbâdân imiş kim âteşe urmak
ile berbâd
edemedik ve esîr almağile tükedemedik. Bâğ u bâğçesine ve müşebbek bostânlarına …
Eyle nâhiye-i ma‘mûr [u] âbâdân imiş kim âteşe urmak ile berbâd edemedik ve esîr almağile tükedemedik. Bâğ u bâğçesine ve müşebbek bostânlarına ve mahsûldâr re‘âyâlarına hadd [ü] hasr yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 11a ·
metinde göster ·
Bu mahalde Rakofçi la‘înin tâ cedd-i pelîd-i anîdinden bir dârât ile kalmış bir bed-âyîn edecek sarây-ı menhûshânesi var idi kim bu felek-i kec-rûda eyle bir sarây-ı kâh-ı nüzhet-âbâdlı bir dâr-ı nühûset ne görülmüşdür ve ne binâ olunup görülecekdir kim eğer ma-vaka‘ı üzre cemî‘i tarz [u] tavr-ı tarhın bir bir ta‘rîf ü tavsîf etsek bu seyâhathânemizin müsevvedâtı bir yılda itmâm bulmaz. Hemân cümle Tatar gâzî batırları bu sarâyda kendülere yarar şeyleri alup âteş-i sûzân ile berbâd etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 11a ·
metinde göster ·
El-hâsıl bu diyâra böyle urgunculuk olmaduğu tahrîr ü ta‘bîr olunmak mertebesinden efzûndur. Hattâ bu memâlik eyle ma‘mûr u âbâdân ve eyle müzeyyen idi kim birbirlerine muttasıl kılâ‘ ve bürûc-ı varoş-ı husûn-ı hasîneler ve sa‘b sengistân üzre metîn ve müzeyyen sûrlar ve her püştelerin zirve-i a‘lâsında Ünye vilâyeti gibi birer kenîse-i âlîler ile müzeyyen idi. Ve her biri bir zenbûr ile mahzûr olmuş deyrlerde bile küffâr râhibân-ı palâs-pûşândan bir merd-i nâmerd bıtrîk kalmayup cümle esîrlik ile ber-murâd oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 23b ·
metinde göster ·
… tarafa geçmiş ve henüz cisir üzre âdem deryâsı gürûh gürûh akup fermân-ı vezîr
ile beri
bizim cânibe geçmede.
"Görelim ahvâl-i pür-melâl neye müncer olur" deyü Tuna kenârında niçe bin âdem irkilüp cem‘ olmada idik, ammâ hikmet-i Hudâ-yı Bârî yârî kılup biz gerüde küffâr-ı hâksâr ile germâ-germ ceng [ü] savaş-ı perhâşda iken nehr-i Tuna üzre cisr-i azîm cümle tetimmâtıyla tamâm olmuş ve niçe beğlerbeğiler beri tarafa geçmiş ve henüz cisir üzre âdem deryâsı gürûh gürûh akup fermân-ı vezîr ile beri bizim cânibe geçmede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 104a ·
metinde göster ·
… yâ benim ciğerime işledi ve bu hâl ile hakîrin ciğeri dâğnâk ve inkisâr-ı hâtır
ile ber-hâk
serserî giderken mısra‘:
Bu hâlde iken esb-i sabâ-sür‘atim Hamîs'im yâr-ı gâr-ı cânım zahm-âlûd olduğundan giderek bî-tâb u bî-mecâl olup batiyyü'l-hareke olmağa başladı ve henüz cânım başıma çıkup atımın zahmı gûyâ benim ciğerime işledi ve bu hâl ile hakîrin ciğeri dâğnâk ve inkisâr-ı hâtır ile ber-hâk serserî giderken mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 125a ·
metinde göster ·
… â selâmetle ol nehr-i Vak-ı âkı bu yüzden min indillâh bilâ-şübhe ricâlü'l-gayb
ile beri
cânibe selâmet geçdim ve bildim ki Hazret-i Hızır ol sûrete temessül edüp vesîl …
Hamd-i Hudâ selâmetle ol nehr-i Vak-ı âkı bu yüzden min indillâh bilâ-şübhe ricâlü'l-gayb ile beri cânibe selâmet geçdim ve bildim ki Hazret-i Hızır ol sûrete temessül edüp vesîle oldu ve dahi ziyâde bildim ki Cenâb-ı Bârî'nin inâyeti ve Server-i Kâ’inât'ın mu‘cizâtı ve kırk yıldan {berü} ekâlîm-i seb‘ada ziyâret eyleyüp âşinâlık ve rûşinâlık kisb etdiğim ûlû'l-azm enbiyâların ve gayri mürsellerin ve niçe bin kibâr-ı evliyâullâhların rûhâniyyetleri ve himmetleri berekâtlarıyla bu varta-i girdâbdan halâs oldum deyü hamd-i bî-hadd ve senâ-yı bî-add edüp cânib-i Uyvar'a giderken meğer bu taraflarda ormanlar içre bizim münhezim olmuş âdemler hakîri görüp "Yoldaş gerüde ve ileride kâfir var mı?" deyü sorduklarında hakîr "Bir şey yokdur" {dedim}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 125b ·
metinde göster ·
… lan Tabahâne varoşu içinden nehr-i Radobola suyun bu cisir üstünden tuç künkler
ile beri
tarafdaki çârsû-yı bâzâr şehrine geçirüp cümle hammâmlara ve câmi‘ ve hân ve im …
İbret-nümâ-yı diğer: Aceb ma‘rifet üzre ma‘rifet hezâr ahsend kim bu cisrin üstünden Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘in rûznâmecisi İbrâhîm Efendi bu cisrin cânib-i garbîsi tarafındaki olan Tabahâne varoşu içinden nehr-i Radobola suyun bu cisir üstünden tuç künkler ile beri tarafdaki çârsû-yı bâzâr şehrine geçirüp cümle hammâmlara ve câmi‘ ve hân ve imâret [ve] medreselere ve niçe yerde çeşmelere ve'l-hâsıl kırk beş yere bu cisir üzre sular getirdiğine şu‘arâ-yı Mostar târîh-perdâzlık etmişdir, ammâ san‘at-ı şi‘riyye kasd etmişdir. Târîh: (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 164b ·
metinde göster ·
… l tarafı ol kadar ma‘mûr değildir. Ve nehr-i Neretva üzre bir ağaç cisr-i kebîr
ile beri
şehirden karşu şehre ubûr olunur.
Eşkâl-i zemîn-i imâreti: Nehr-i azîm Neretva kenârında bir vâsi‘ dereli ve depeli ve kayalı ve bâğ u bostânlı yerde nehr-i Neretva'nın iki tarafı ma‘mûr şehirdir, ammâ Neretva nehrinin karşu tarafındaki şehr-i Kilis sancağı hükmünde olup başka voyvadalıkdır, ammâ ol tarafı ol kadar ma‘mûr değildir. Ve nehr-i Neretva üzre bir ağaç cisr-i kebîr ile beri şehirden karşu şehre ubûr olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 167b ·
metinde göster ·
… u'l-emr bu kal‘ayı feth edüp cümle cebehâne ve mâl-ı hazâ’ini alup kal‘ayı âteş
ile berbâd
edüp,
Kal‘ası bir püşte üzre şekl-i murabba‘ bir Şeddâdî binâ bir kal‘a-i ra‘nâdır kim bir konak yerden nümâyândır. Yenikal‘a'yı sadrıa‘zam döğerken Budin vezîri İsmâ‘îl Paşa bu kal‘ada bir ceng-âşûb edüp böyle bir harb-i azîm ve neberd-i elîm edüp âhıru'l-emr bu kal‘ayı feth edüp cümle cebehâne ve mâl-ı hazâ’ini alup kal‘ayı âteş ile berbâd edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 2a ·
metinde göster ·
… endez küheylân at götürüp ve iki seccâde ve iki külçe dülbend hedâyâ verüp paşa
ile berâberlik
mu‘âmelesi etdiler, ammâ vezîr âkıl ve kâmil ü müdebbir ve mutabassır kâfir imi …
Ertesi gün paşa ale's-seher yine alay ile kral vezîri olan koca Rudolfoş'a bir cevâhir eğerli at ve bir çullu yelkendez küheylân at götürüp ve iki seccâde ve iki külçe dülbend hedâyâ verüp paşa ile berâberlik mu‘âmelesi etdiler, ammâ vezîr âkıl ve kâmil ü müdebbir ve mutabassır kâfir imiş. Paşa ile umûr-ı devlet-i dünyâ içün ve iki pâdişâhın mâbeynlerin ıslâh içün ve intihâ-i serhadde olan kılâ‘-ı metînelerin hıfz [u] hırâsetleriyçün bir hayli kelimât ve müşâvereler olup andan ikisi paşa ile öpüşüp kucuşup paşa selâmlayup gitdikde paşanın yanı sıra vezîr hayli taşra çıkup gerü dönüp andan paşa ile konağamıza gelüp sehel istirâhatde iken,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 68a ·
metinde göster ·
… Macar'da Halmaş (---) demekdir. Bunu dahi sene (---) târîhinde Seydî Ahmed Paşa
ile berbâd
etmişdik, hâlâ ma‘mûr olup kal‘a-i Varat'a tâbi‘dir. İçinde Erdel küffârı vardı …
Bânîsi ma‘lûmum değildir, ammâ lisân-ı Macar'da Halmaş (---) demekdir. Bunu dahi sene (---) târîhinde Seydî Ahmed Paşa ile berbâd etmişdik, hâlâ ma‘mûr olup kal‘a-i Varat'a tâbi‘dir. İçinde Erdel küffârı vardır. Bir azîm nâhiyesi var, cümle Varat'a tahrîr olunmuşdur, ammâ kal‘ası şekl-i müselles havâleli bir Şeddâdî taş binâ kal‘a-i ra‘nâdır. Halmaş yaylağı dibine vâki‘ olmağile havâleli yerleri cümle bâğlardır. Ve garb tarafı Çehikad nâhiyesidir kim azîm nevâhîdir. Hayduşak kâfirine tâbi‘lerdir. Seykelhit kal‘asın münhedim edeli mezkûr Çehikad re‘âyâsı Varat'a gelmez oldular. Ve Hayduşak kâfiri de hâzır-mânde olup Nemse çâsârına tâbi‘ oldular. Andan maşrık tarafına 6 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 90b ·
metinde göster ·
… içinden geçüp ve nehr-i Edil'i ve nehr-i Cayık'ı botlar ve gemiler ve tulumlar
ile beri
tarafa geçüp Heyhât sahrâsında Kalmık askeriyle ceng-âşûb ede ede Kazan vilâyet …
Sene (---) târîhinde bu Arslan Beğ Noğay on iki bin bahâdır Noğayıyla Maskov re‘âyâsiyken ceng ede ede Heşdek kavmi içinden geçüp ve nehr-i Edil'i ve nehr-i Cayık'ı botlar ve gemiler ve tulumlar ile beri tarafa geçüp Heyhât sahrâsında Kalmık askeriyle ceng-âşûb ede ede Kazan vilâyetine andan Alatır vilâyetine gelüp tavattun edelim derken Kalmık askeri bunları kova kova Heyhât sahrâsın aşırup ve nehr-i azîm Kuban'ı beri geçüp Kabarti beğlerine el-amân deyü dahil düşüp geldiklerinde Mehemmed Geray Hân hân-ı âlîşân iken bu kal‘ayı Arslan Beğ içün yasayup mesken [ü] me’vâ etdiler. Hâlâ bu kal‘a-i zîbâ nehr-i Cincik kenârında şekl-i murabba‘ bir çit sarp kal‘adır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 156b ·
metinde göster ·
… hâ-yı ümmetden kimesnelerin şeref-i sohbetleriyle müşerref olup du‘â-i hayrları
ile berhordâr
behremend oldum, elhamdü lillâh.
Kend-i Pirbay: Karabudak Hân'ın oğlu hükmünde idi. Mehemmed Geray Hân'a Dağıstân pâdişâhının ihsân etdiği hâss-ı hâs kendinin biri budur. Cümle imdâda gelen Dağıstân askerleri "Hânım kendin ve yurdunu Allâh mübârek eyleye" deyü du‘â edüp gidecek mahalde Hân bunlara üç yüz aded parça esbâblar verüp ve cümlesi memnûn olup gitdiler. Hân hazretleri efendimiz sene 1076 Zilka‘de'sinin on birinci gün Karabudak Hân'a vâsıl olup cümle yakın olan kendlerden me’kûlât [ü] meşrûbâtıları ve her bâr Şamhaldan hedâyâları gelüp kendi künc-i vahdethâne savma‘asında tâ‘at ü ibâdâta ve ilm-i tevârîh ilm-i hadîse meşgûl olup ulemâ-yı Dağıstân'dan Monla Takî, Monla Kulî, Monla Şirvânî, Monla Cebrâ’il, Monla Câmî, Monla Azrâ’îl, Monla Kâsım, Monla İsrâfîl, Monla Şeyh Gene(?) nâm niçe ulemâ-yı mütebahhirîn ve sulehâ-yı ümmetden kimesnelerle şeb [ü] rûz ulûm-ı garîbe ve fünûn-ı acîbelere meşgûl olup hakîr dahi niçe eyyâmlar cemî‘i ulemâ-yı Dağıstânların ve hâl sâhibi mazınne-i kirâme sulehâ-yı ümmetden kimesnelerin şeref-i sohbetleriyle müşerref olup du‘â-i hayrları ile berhordâr behremend oldum, elhamdü lillâh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 165b ·
metinde göster ·
… rlarından cümle esvâb-ı mülevveslerin alup yine nehr-i Kuban'ı botlar ve sallar
ile beri
tarafa sâlimîn ve gânimîn geçüp Mehemmed Paşa huzûruna iki bin kelleleri galtân …
Çerkez nâmdârları Kalmık küffârının böyle kırıldıkların görüp derhâl botlar ile iki bin tüfeng-endâz ve üç bin atlı Çerkez ve Noğay tarfetü'l-ayn içre karşu geçüp Kalmıkları kova kıra iki bin kadar kelle ve üç yüz aded diri Kalmık esîr alup yine nehr-i Kuban kenârına gelü[p] sademât-ı topdan ve darebât-ı kurşumdan mürd olan Kalmıkların atların ve yat u yarakların ve lâşe-i murdârlarından cümle esvâb-ı mülevveslerin alup yine nehr-i Kuban'ı botlar ve sallar ile beri tarafa sâlimîn ve gânimîn geçüp Mehemmed Paşa huzûruna iki bin kelleleri galtân edüp cümle Çerkez ve Noğay'a bir kîse guruş ihsân olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 191a ·
metinde göster ·
… re-i Kırım'ın Or Ağzı nâm yerinden taşra Küçük Heyhât sahrâsına çıkup Abaka Hân
ile Bereket
Hân devlet sınaşup bi-emri Hudâ mu‘cizât-ı Muhammedü'l-Mustafâ berekâtıyla Bere …
Hulagu oğlu Abaka Hân'a bu haber gelince babası Hulagu Hân'ın bozulup üç kerre yüz bin askerinin kırıldığı intikâmın Bereket Hân'dan almak içün iki kerre yüz bin askerle vilâyet-i Kırım üzre gelmede. Kırım askeri dahi henüz İslâm ile müşerref olmuş asker Bereket Hân ile kâmil seksen bin aded güzîde İslâm askeri cezîre-i Kırım'ın Or Ağzı nâm yerinden taşra Küçük Heyhât sahrâsına çıkup Abaka Hân ile Bereket Hân devlet sınaşup bi-emri Hudâ mu‘cizât-ı Muhammedü'l-Mustafâ berekâtıyla Bereket Hân Hulagu oğlu Abaka Hân'a bir sâtûr-ı berekât-i Muhammedî urur kim Abaka'nın babası Hulagu Hân'ın Bağdâd'da Âl-i Abbâsiyân'dan Musta‘sım Billâh'a etdiğinden edüp yüz elli bin Abakay Hân Tatarı kılıçdan geçüp hâlâ üstühânları Or kal‘asından taşra Cerekli nâm mahal kurbunda püşte püşte Tatar-ı Abakay kemikleri yığılup durur. Ve hâlâ Kırım Tatarı içre darb-i meseldir kim "Bereket Hân kılıcına uğrayasın" derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 198b ·
metinde göster ·
… efs-i cezîre-i Kırım'da üç bin aded fetvâ sâhibi ulemâ-yı Tatar var imiş. Anlar
ile Bereket
Hân şöhret bulup günden güne asker-i İslâm gür olup Ciniviz Kırım'da harâc-güzâ …
Ol asrda nefs-i cezîre-i Kırım'da üç bin aded fetvâ sâhibi ulemâ-yı Tatar var imiş. Anlar ile Bereket Hân şöhret bulup günden güne asker-i İslâm gür olup Ciniviz Kırım'da harâc-güzâr olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 199a ·
metinde göster ·
… rı bir uzun direk cisr ile kâfirin karşu meterislerine geçüp kâfirleri kancalar
ile beri
tarafa çeküp dil alırlar idi. Ve kâfirler dahi eyle ederlerdi. Ammâ bu Süleymân …
Ve bu Süleymân Ağa meterisinden şehbâ[z] yoldaşları bir uzun direk cisr ile kâfirin karşu meterislerine geçüp kâfirleri kancalar ile beri tarafa çeküp dil alırlar idi. Ve kâfirler dahi eyle ederlerdi. Ammâ bu Süleymân Ağa handakı gayyâ olmak ile meterisleri aslâ basılmayup lağımdan emînlerdir. Bu hâl üzre bu meterisde bu Süleymân Ağa odası lağımdan halâs oldular, ammâ yine taş ve kumbara şerrinden halâs olmazlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 290a ·
metinde göster ·
… e yerden üçer dörder hazîneli lağımlar olunup burc-ı bârûsun ejder-sıfat toplar
ile berâber
turâb edüp ve esâs-ı bünyâdın lağımlar ile harâb [u] yebâb edüp kezâlik Göllük …
makâl-i hakîkat-me’âl ile küffâr-ı hâksârın ve füccâr-ı sakar-karârın i‘timâd eyledikleri metânet ve istihkâmı ademden ma‘dûd edüp yevmen fe-yevmen nakl-i toprak ile meterisler yürütüp handaka karîb a‘dâ-yı dînin sedd-i râh içün ihdâs eyledüğü zîr-i hâkde iri iri ağaçlardan çatma şaranpav tabyalarına karîb varıldıkda düşman cevânib-i erba‘ada mânend-i katarât-ı bârân top ve kumbara ve havân taşları yağdırup zîr-i hâkde olan tabyalardan lâ-yenkatı‘ tüfengler ve el kumbaraları atup ve lağım püskürmeleri ve âlât-ı hiyel ü şeytânat-ı garîbeler ile âteşler saçup bu minvâl üzre asâkir-i İslâmın şeş cihetleri âteş-i Nemrûd iken uğur-ı dîn-i mübînde bezl-i vücûd-ı nâzenîn-i cân-ı azîz edüp semender-vâr-ı nâ’ire-i ceng ü peykârda sarf-ı miknet ve ikdâm-ı iktidâr ile handakdan hâric olan tabyalarının ba‘zıların nakl-i toprak ile basdırup ve ba‘zıların lağımlar ile hedm edüp ve ba‘zıların top-ı kûp kazan kumbaralar ile nâbûd edüp ve niçelerin şîrân-ı dilîrân-ı meydân-ı veğâlar yürüyüş ile ahz ü kabz edüp handakı ve leb-i deryâda Kızıl tabyaya mülâhık olan mevâni‘leri balyemez toplar ile hedm edüp asıl dîvâr-ı kal‘ada olan Kızıl tabyaya dest-res edüp altına niçe yerden üçer dörder hazîneli lağımlar olunup burc-ı bârûsun ejder-sıfat toplar ile berâber turâb edüp ve esâs-ı bünyâdın lağımlar ile harâb [u] yebâb edüp kezâlik Göllük cânibinde olan meterisler dahi vech-i meşrûh üzre nakl-i toprak ile asâkir-i İslâmı yürüdüp dâ’ire-i tasavvurdan hâric mukâtele ve muhârebeler ile kal‘adan munfasıl zîr-i hâkde tabyaların ve sedd-i râh olan parmaklıkların ve cümle mevâni‘ olan şaranpav nâm hıyel ü şeytânatların ahz ü kabz u hedm edüp ma‘rûf olan Kum[lu] tabya kurbunda asıl kal‘a dîvârına lağımlar olunup tersâhânenin dîvârın yıkan demâr toplar ile hâk ile berâber kılup ve'l-hâsıl iki koldan kal‘aya gedikler ve gûnâ-gûn rahneler olup arûs-ı feth ü zafer-me’ser zuhûra cilve-ger olmak müşâhedesinde iken levâyih-i aliyye ve sevânih-i lâriye hâlâtı mukârenetiyle olan zafer ve vusûl-ı ayn-ı(?) hülûl ve ebvâb-ı feth u duhûl meşrûh olduğu nümâyân-ı ulu'l-ebsâr ve mefhûmu kerîmi, Arapça be-dîdâr olmağile vech-i sâbık üzre mürûr-ı şitâ edüp i‘tidâl-i hevâ olunca zabt olunan gediklerinde meks ü karâr olunup bu hâl-i nusret-me’âl üzre melâ‘în ü hâsirîn kal‘anın metânet ve istihkâmına kemâl mertebe i‘timâd etdikleri yerlerden gedikler açılup neheng âheng toplar (toplar) ile limana gemileri hurûc ve duhûlde men‘ u mesdûd olmak ile kal‘a-i metîneleri ellerinden çıkacağın mukarrer bilüp lâkin temerrüd-i şeytânîleri üzre inâd-ı vesvâsı ve hîle ve hannâsı ellerinden fürunihâde etmeyüp mürûr-ı şiddet-i şitâ edince hedm-i hâkile yeksân olan dîvârların bâ-husûs Kızıl tabya verâsında amîk handaklar hafr edüp ve lağım kuyuları açup müceddeden bir dîvâr-ı azîm medd-i sedd edüp Kızıl tabya altına mülâsık ve leb-i deryâ ile vâki‘ olan sengistânı süfte ve zemîn-i hâke lağımlar etdirüp zîr-i sengistânda dörd tarafa lağımlar hâzırlayup kal‘anın Kızıl tabya câniblerinin iç tarafında kal‘anın rub‘ hissesine varınca muttasıl parmaklıklar ve şaranpavlar ve zîr-i zemînde cengci tabyaları edüp iç tarafda dahi dörd tarafa kol kol mühlik lağımlar edüp intihâsında dahi bir cedîd mîl-i hadîd kal‘a dîvârı çeküp üzerine elli adedden ziyâde balyemez toplar vaz‘ edüp dahi ilerisine meterisler ve sıçan yolları edüp niçe bin şeytânatlar ile her şeylerin hâzır ve âmâde edü[p] i‘tidâl-i hevâ olunca düşman-ı dîn açılan gediklerin verâsında dürlü dürlü hiyel ü şeytânatlar ve envâ‘-ı istihkâmlar ve metânet üzre her tedâriklerin görüp hâzır-bâş oldular. Ve Göllük cânibinde olan zemîn alçak ve [bâ]rân seyli(?) ve emvâc-ı deryânın karârgâhı ve mahalli dahi teng olduğundan gayri dörd koldan a‘dâ-yı dînin topları meterislere havâle olmağile Su kullesinde ve tersâhâneden ve Kumlu tabyadan ve Aktabyadan elliden mütecâviz zencîr ile balyemez topların ve kumbaralar ve taş atar havân topların meterislere havâle edüp 327b leyl ü nehâr lâ-yenkatı‘ topların atup mülûk-ı nasârâdan dahi imdâdları gelüp bâ-husûs vakt-i şitâ ve şiddet-i sermâ ve kesret-i emtâr olmağile seyl-i bî-girân cümle meterisleri cümle su basup emvâc-ı deryâdan zîr ü zeber olup pây-ı guzât pâydâr olmayup şeb [ü] rûz usretler çekilüp her cânib meterislerinin hıfz [u] hırâsetleri müşkil iken yine cünûd-ı muvahhidîn ve kümât-i zafer-karîn bu mahalde emvâc-ı deryânın karârgâhında uğur-ı dîn-i mübînde mebrak-ı mekînde(?) ve meşakkat ü zahmetin ihtiyâr eden a‘dâ-yı dîn ile leyl ü nehâr kâr-ı zârdan bir ân hâlî olmayup lâkin meterisler böyle teng mahalde olmağın küffâr ikide birde taşra meterisleri basmak fikrinde olup birkaç kerre taşra çıkup meterisleri zabt etmeden hâlî olmayup husûsan Fransa la‘înden kalyonlar ile imdâdı gelmekle Göllük'de olan meterisleri basmağa kasdı tedâriklerinden guzât-ı müslimîn haberdâr olup Göllük kolunda serdâr-ı mu‘azzam olan Haleb Vâlîsi Ebü'l-hayr İbrâhîm Paşa-yı hûrşîd-i münîr hazretleri Göllük koluna me’mûr olan mîr-i mîrân-ı zevi'l-ihtirâmlara ve Zağarcıbaşı Zülfikâr Ağa'ya ve sâ’ir bölük ağalarına ve cümle serdengeçdi ağalarına ve Mısır ve Şâm kullarına tenbîh ü te’kîdler gidüp herkes gediklerinde hâzır ve mevcûd bulunmağa fermân olundukda küffâr-ı şekâvet-şi‘ârın hurûcuna cümle guzât müterakkıblar iken sene (---) mâh-ı (---) gününde vakt-i Şâfi‘îde derûn-ı kal‘ada mahsûr olan a‘dâ-yı makar-sa‘îr-i bed-tedbîr-i hezîmet-gîrleri üzre kal‘adan tulû‘ edüp üç koldan hurûc ve meterisler üzre hücûm-ı mehcûm eyledikde dahi Şâfi‘î vaktinde göz gözü görmez iken asâkir-i İslâm mânend-i süreyyâ-nizâm tekbîr ü gülbâng-ı Muhammedî getirüp meterislerden bi'l-müvâcehe küffâra karşu varılup tüfeng ü tîr ü selle seyf-i âteş-te’sîr ile küffâr a‘dâ ve nâ’ire-i ceng-âşûb germiyyet ile üç sâ‘at mikdârı harb ü darb olup inâyet-i Bârî yârî kılup nesîm-i feth [u] zafer taraf-ı cünûd-ı nusret-karînden vezân ve kesr ü hezîmet-eser leşker-i müşrikînde nümâyân olmağile a‘dâ-yı bed-girdâr füccâr-ı murdâr kal‘aya firâr ve kırkdan mütecâviz beğzâde ve kapudanları ve (---) den ziyâde kefereleri âteş-i harb ile ittisâl-i nîrân kılınup cümle (---) binden mütecâviz küffârları esîr-i bend-i zencîr olunduklarından mâ‘adâ bizzât serdârları olan Fransa şehzâdesi savaş-ı perhâşda gâ’ib olup lillâhi'l-hamd ve'l-minne böyle sa‘b yerde ve böyle teng mahall-i şâfi‘îde böyle gazâ-yı ekber asâkir-i nusret-me’sere nasîb olup böyle yüz aklık ve a‘dâ-yı dîne böyle rû-siyâhlık tafsîli emr-i muhâl olup bu ma‘reke-i nusret-encâmdan sonra melâ‘în-i hâsirîn bir dahi kal‘adan baş göstermeğe kâdir olmayup verâ-yı cidârda püskürme nâm lağımlar atmağa cidd [ü] ihtimâma başlayup âlât-ı âteş-bâzlıklar ile ceng ederek şiddet-i sermâ da mürûr ve i‘tidâl-i hevâ hulûl etmeğile asâkir-i İslâm-ı nusret-encâm pây-ı ikdâma hareket ve Kızıl tabyanın hedm olunmasına rağbet edüp niçe yerlerden kal‘aya duhûl olmak üzre meterislere mübâşeret ve niçe ceng [ü] harb ile ve i‘mâl-i lağımlar ile Kızıl tabyanın tâ bâlâsına urûc etmek üzre iken a‘dâ-yı dînin mukaddemâ Kızıl tabyaya mülâsık ve leb-i deryâda meterisler yolunda vâki‘ olup süfte eyledüğü yerlü kayalarda lağımlara âteşler eyledikde umûmen kal‘a ve meterisler mütezelzil ve şiddet-i lağımlardan mânend-i kulle-i kûh yerlü kayalar mevzı‘larından mübeddel ve küffârın altlarında olan lağımât ve meterisleri zelzeleden zîr ü zeber olup bu mertebede lağımlara efârît-i Süleymânî tâkat getirmek emr-i muhâl iken inâyet-i Bârî yârî kılup mu‘cizât-ı Resûl-i Kibriyâ aleyhi efdalü's-salavât ve't-tahiyyât ile asâkir-i zafer-me’sere aslâ fütûr gelmeyüp ve aslâ bir şey ârız olmayup derkâr oldukları üzre Kızıl tabyanın münhedim olmuş yokuşlarından meterisler yürüdüp tavsîf ü ta‘rîfden hâric harb ü ceng [ü] cidâller ile Kızıl tabyanın üzerinden mürûr edüp verâsında a‘dâ-yı dînin müceddeden medd eyledüğü dîvâra henüz mukârin oldukda zabt [u] rabtı müyesser olan Kızıl tabyanın üzerinde ve leb-i deryâda toplar içün müte‘addid âlî tabyalar binâ olunup üzerlerine kırk adedden mütecâviz balyemez serâmed toplar koyup her biri birer ra‘d-girdâr balyemez toplar vaz‘-ı mücedded olunup küffârın nev binâ etdüği dîvârına ve kal‘anın içerisine havâle olup zamân-ı kalîlde düşmen-i dînin müceddeden hafr eyledüğü handakları cümle guzât memlû edüp ihdâs eyledüğü içerdeki yeni dîvârı münhedim edüp üzerinde vaz‘ eyledüğü topları cümle münkesir edüp ve'l-hâsıl asâkir-i İslâm-ı nusret-encâmın topları heybetinden ve kazgan kumbara ve havân taşları vefretinden ve îsâl-i merk eden tüfeng-endâzların tegerg-misâl kesretinden ve Rüstem-vâr dilâverlerin ve serdengeçdilerin ve salıcı ve varıcı nâmâ[n] bahâdır yiğitlerin hareket ve hamlelerinden a‘dâ-yı dîn verâ-yı cidârdan ve zîr-i hâkde 328a olan tabyalardan baş göstermeğe iktidârları olmayup mânend-i haffâş muhtefî olup dürlü dürlü hiyel ü âteş ile muhârebeler edüp bu minvâl üzre ceng-âşûblar ile yeni dîvârları ki küffâra sakar-karâr olmuşdu, anı dahi hedm edüp derûn-ı kal‘aya duhûl müyesser olunca Kızıl tabyada vâki‘ olan ceng ü neberd ferâmûş olup bu yeni kal‘a dîvârı savaşları eyle oldu kim cemî‘i gâziyân-ı mücâhidân âteş-i Nemrûd içinde olup dilâverân-ı fetâyân gazanfer-vâr cünbüş ü merdân edüp cümle aldıkları diller ve başlar ve eyledikleri yüz aklıkları ve dîn-i mübîn uğuruna bezl-i vücûd-ı cân edüp vücûda getirdikleri hünerverliklerinden binde biri takrîr olunmak muhâldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 327a–328a ·
metinde göster ·
kılup ve'l-hâsıl iki koldan kal‘aya gedikler ve gûnâ-gûn rahneler olup arûs-ı f …
makâl-i hakîkat-me’âl ile küffâr-ı hâksârın ve füccâr-ı sakar-karârın i‘timâd eyledikleri metânet ve istihkâmı ademden ma‘dûd edüp yevmen fe-yevmen nakl-i toprak ile meterisler yürütüp handaka karîb a‘dâ-yı dînin sedd-i râh içün ihdâs eyledüğü zîr-i hâkde iri iri ağaçlardan çatma şaranpav tabyalarına karîb varıldıkda düşman cevânib-i erba‘ada mânend-i katarât-ı bârân top ve kumbara ve havân taşları yağdırup zîr-i hâkde olan tabyalardan lâ-yenkatı‘ tüfengler ve el kumbaraları atup ve lağım püskürmeleri ve âlât-ı hiyel ü şeytânat-ı garîbeler ile âteşler saçup bu minvâl üzre asâkir-i İslâmın şeş cihetleri âteş-i Nemrûd iken uğur-ı dîn-i mübînde bezl-i vücûd-ı nâzenîn-i cân-ı azîz edüp semender-vâr-ı nâ’ire-i ceng ü peykârda sarf-ı miknet ve ikdâm-ı iktidâr ile handakdan hâric olan tabyalarının ba‘zıların nakl-i toprak ile basdırup ve ba‘zıların lağımlar ile hedm edüp ve ba‘zıların top-ı kûp kazan kumbaralar ile nâbûd edüp ve niçelerin şîrân-ı dilîrân-ı meydân-ı veğâlar yürüyüş ile ahz ü kabz edüp handakı ve leb-i deryâda Kızıl tabyaya mülâhık olan mevâni‘leri balyemez toplar ile hedm edüp asıl dîvâr-ı kal‘ada olan Kızıl tabyaya dest-res edüp altına niçe yerden üçer dörder hazîneli lağımlar olunup burc-ı bârûsun ejder-sıfat toplar ile berâber turâb edüp ve esâs-ı bünyâdın lağımlar ile harâb [u] yebâb edüp kezâlik Göllük cânibinde olan meterisler dahi vech-i meşrûh üzre nakl-i toprak ile asâkir-i İslâmı yürüdüp dâ’ire-i tasavvurdan hâric mukâtele ve muhârebeler ile kal‘adan munfasıl zîr-i hâkde tabyaların ve sedd-i râh olan parmaklıkların ve cümle mevâni‘ olan şaranpav nâm hıyel ü şeytânatların ahz ü kabz u hedm edüp ma‘rûf olan Kum[lu] tabya kurbunda asıl kal‘a dîvârına lağımlar olunup tersâhânenin dîvârın yıkan demâr toplar ile hâk ile berâber kılup ve'l-hâsıl iki koldan kal‘aya gedikler ve gûnâ-gûn rahneler olup arûs-ı feth ü zafer-me’ser zuhûra cilve-ger olmak müşâhedesinde iken levâyih-i aliyye ve sevânih-i lâriye hâlâtı mukârenetiyle olan zafer ve vusûl-ı ayn-ı(?) hülûl ve ebvâb-ı feth u duhûl meşrûh olduğu nümâyân-ı ulu'l-ebsâr ve mefhûmu kerîmi, Arapça be-dîdâr olmağile vech-i sâbık üzre mürûr-ı şitâ edüp i‘tidâl-i hevâ olunca zabt olunan gediklerinde meks ü karâr olunup bu hâl-i nusret-me’âl üzre melâ‘în ü hâsirîn kal‘anın metânet ve istihkâmına kemâl mertebe i‘timâd etdikleri yerlerden gedikler açılup neheng âheng toplar (toplar) ile limana gemileri hurûc ve duhûlde men‘ u mesdûd olmak ile kal‘a-i metîneleri ellerinden çıkacağın mukarrer bilüp lâkin temerrüd-i şeytânîleri üzre inâd-ı vesvâsı ve hîle ve hannâsı ellerinden fürunihâde etmeyüp mürûr-ı şiddet-i şitâ edince hedm-i hâkile yeksân olan dîvârların bâ-husûs Kızıl tabya verâsında amîk handaklar hafr edüp ve lağım kuyuları açup müceddeden bir dîvâr-ı azîm medd-i sedd edüp Kızıl tabya altına mülâsık ve leb-i deryâ ile vâki‘ olan sengistânı süfte ve zemîn-i hâke lağımlar etdirüp zîr-i sengistânda dörd tarafa lağımlar hâzırlayup kal‘anın Kızıl tabya câniblerinin iç tarafında kal‘anın rub‘ hissesine varınca muttasıl parmaklıklar ve şaranpavlar ve zîr-i zemînde cengci tabyaları edüp iç tarafda dahi dörd tarafa kol kol mühlik lağımlar edüp intihâsında dahi bir cedîd mîl-i hadîd kal‘a dîvârı çeküp üzerine elli adedden ziyâde balyemez toplar vaz‘ edüp dahi ilerisine meterisler ve sıçan yolları edüp niçe bin şeytânatlar ile her şeylerin hâzır ve âmâde edü[p] i‘tidâl-i hevâ olunca düşman-ı dîn açılan gediklerin verâsında dürlü dürlü hiyel ü şeytânatlar ve envâ‘-ı istihkâmlar ve metânet üzre her tedâriklerin görüp hâzır-bâş oldular. Ve Göllük cânibinde olan zemîn alçak ve [bâ]rân seyli(?) ve emvâc-ı deryânın karârgâhı ve mahalli dahi teng olduğundan gayri dörd koldan a‘dâ-yı dînin topları meterislere havâle olmağile Su kullesinde ve tersâhâneden ve Kumlu tabyadan ve Aktabyadan elliden mütecâviz zencîr ile balyemez topların ve kumbaralar ve taş atar havân topların meterislere havâle edüp 327b leyl ü nehâr lâ-yenkatı‘ topların atup mülûk-ı nasârâdan dahi imdâdları gelüp bâ-husûs vakt-i şitâ ve şiddet-i sermâ ve kesret-i emtâr olmağile seyl-i bî-girân cümle meterisleri cümle su basup emvâc-ı deryâdan zîr ü zeber olup pây-ı guzât pâydâr olmayup şeb [ü] rûz usretler çekilüp her cânib meterislerinin hıfz [u] hırâsetleri müşkil iken yine cünûd-ı muvahhidîn ve kümât-i zafer-karîn bu mahalde emvâc-ı deryânın karârgâhında uğur-ı dîn-i mübînde mebrak-ı mekînde(?) ve meşakkat ü zahmetin ihtiyâr eden a‘dâ-yı dîn ile leyl ü nehâr kâr-ı zârdan bir ân hâlî olmayup lâkin meterisler böyle teng mahalde olmağın küffâr ikide birde taşra meterisleri basmak fikrinde olup birkaç kerre taşra çıkup meterisleri zabt etmeden hâlî olmayup husûsan Fransa la‘înden kalyonlar ile imdâdı gelmekle Göllük'de olan meterisleri basmağa kasdı tedâriklerinden guzât-ı müslimîn haberdâr olup Göllük kolunda serdâr-ı mu‘azzam olan Haleb Vâlîsi Ebü'l-hayr İbrâhîm Paşa-yı hûrşîd-i münîr hazretleri Göllük koluna me’mûr olan mîr-i mîrân-ı zevi'l-ihtirâmlara ve Zağarcıbaşı Zülfikâr Ağa'ya ve sâ’ir bölük ağalarına ve cümle serdengeçdi ağalarına ve Mısır ve Şâm kullarına tenbîh ü te’kîdler gidüp herkes gediklerinde hâzır ve mevcûd bulunmağa fermân olundukda küffâr-ı şekâvet-şi‘ârın hurûcuna cümle guzât müterakkıblar iken sene (---) mâh-ı (---) gününde vakt-i Şâfi‘îde derûn-ı kal‘ada mahsûr olan a‘dâ-yı makar-sa‘îr-i bed-tedbîr-i hezîmet-gîrleri üzre kal‘adan tulû‘ edüp üç koldan hurûc ve meterisler üzre hücûm-ı mehcûm eyledikde dahi Şâfi‘î vaktinde göz gözü görmez iken asâkir-i İslâm mânend-i süreyyâ-nizâm tekbîr ü gülbâng-ı Muhammedî getirüp meterislerden bi'l-müvâcehe küffâra karşu varılup tüfeng ü tîr ü selle seyf-i âteş-te’sîr ile küffâr a‘dâ ve nâ’ire-i ceng-âşûb germiyyet ile üç sâ‘at mikdârı harb ü darb olup inâyet-i Bârî yârî kılup nesîm-i feth [u] zafer taraf-ı cünûd-ı nusret-karînden vezân ve kesr ü hezîmet-eser leşker-i müşrikînde nümâyân olmağile a‘dâ-yı bed-girdâr füccâr-ı murdâr kal‘aya firâr ve kırkdan mütecâviz beğzâde ve kapudanları ve (---) den ziyâde kefereleri âteş-i harb ile ittisâl-i nîrân kılınup cümle (---) binden mütecâviz küffârları esîr-i bend-i zencîr olunduklarından mâ‘adâ bizzât serdârları olan Fransa şehzâdesi savaş-ı perhâşda gâ’ib olup lillâhi'l-hamd ve'l-minne böyle sa‘b yerde ve böyle teng mahall-i şâfi‘îde böyle gazâ-yı ekber asâkir-i nusret-me’sere nasîb olup böyle yüz aklık ve a‘dâ-yı dîne böyle rû-siyâhlık tafsîli emr-i muhâl olup bu ma‘reke-i nusret-encâmdan sonra melâ‘în-i hâsirîn bir dahi kal‘adan baş göstermeğe kâdir olmayup verâ-yı cidârda püskürme nâm lağımlar atmağa cidd [ü] ihtimâma başlayup âlât-ı âteş-bâzlıklar ile ceng ederek şiddet-i sermâ da mürûr ve i‘tidâl-i hevâ hulûl etmeğile asâkir-i İslâm-ı nusret-encâm pây-ı ikdâma hareket ve Kızıl tabyanın hedm olunmasına rağbet edüp niçe yerlerden kal‘aya duhûl olmak üzre meterislere mübâşeret ve niçe ceng [ü] harb ile ve i‘mâl-i lağımlar ile Kızıl tabyanın tâ bâlâsına urûc etmek üzre iken a‘dâ-yı dînin mukaddemâ Kızıl tabyaya mülâsık ve leb-i deryâda meterisler yolunda vâki‘ olup süfte eyledüğü yerlü kayalarda lağımlara âteşler eyledikde umûmen kal‘a ve meterisler mütezelzil ve şiddet-i lağımlardan mânend-i kulle-i kûh yerlü kayalar mevzı‘larından mübeddel ve küffârın altlarında olan lağımât ve meterisleri zelzeleden zîr ü zeber olup bu mertebede lağımlara efârît-i Süleymânî tâkat getirmek emr-i muhâl iken inâyet-i Bârî yârî kılup mu‘cizât-ı Resûl-i Kibriyâ aleyhi efdalü's-salavât ve't-tahiyyât ile asâkir-i zafer-me’sere aslâ fütûr gelmeyüp ve aslâ bir şey ârız olmayup derkâr oldukları üzre Kızıl tabyanın münhedim olmuş yokuşlarından meterisler yürüdüp tavsîf ü ta‘rîfden hâric harb ü ceng [ü] cidâller ile Kızıl tabyanın üzerinden mürûr edüp verâsında a‘dâ-yı dînin müceddeden medd eyledüğü dîvâra henüz mukârin oldukda zabt [u] rabtı müyesser olan Kızıl tabyanın üzerinde ve leb-i deryâda toplar içün müte‘addid âlî tabyalar binâ olunup üzerlerine kırk adedden mütecâviz balyemez serâmed toplar koyup her biri birer ra‘d-girdâr balyemez toplar vaz‘-ı mücedded olunup küffârın nev binâ etdüği dîvârına ve kal‘anın içerisine havâle olup zamân-ı kalîlde düşmen-i dînin müceddeden hafr eyledüğü handakları cümle guzât memlû edüp ihdâs eyledüğü içerdeki yeni dîvârı münhedim edüp üzerinde vaz‘ eyledüğü topları cümle münkesir edüp ve'l-hâsıl asâkir-i İslâm-ı nusret-encâmın topları heybetinden ve kazgan kumbara ve havân taşları vefretinden ve îsâl-i merk eden tüfeng-endâzların tegerg-misâl kesretinden ve Rüstem-vâr dilâverlerin ve serdengeçdilerin ve salıcı ve varıcı nâmâ[n] bahâdır yiğitlerin hareket ve hamlelerinden a‘dâ-yı dîn verâ-yı cidârdan ve zîr-i hâkde 328a olan tabyalardan baş göstermeğe iktidârları olmayup mânend-i haffâş muhtefî olup dürlü dürlü hiyel ü âteş ile muhârebeler edüp bu minvâl üzre ceng-âşûblar ile yeni dîvârları ki küffâra sakar-karâr olmuşdu, anı dahi hedm edüp derûn-ı kal‘aya duhûl müyesser olunca Kızıl tabyada vâki‘ olan ceng ü neberd ferâmûş olup bu yeni kal‘a dîvârı savaşları eyle oldu kim cemî‘i gâziyân-ı mücâhidân âteş-i Nemrûd içinde olup dilâverân-ı fetâyân gazanfer-vâr cünbüş ü merdân edüp cümle aldıkları diller ve başlar ve eyledikleri yüz aklıkları ve dîn-i mübîn uğuruna bezl-i vücûd-ı cân edüp vücûda getirdikleri hünerverliklerinden binde biri takrîr olunmak muhâldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 327a–328a ·
metinde göster ·