"Handân'ım başındaki gülü Evliyâ'ya ver, bir gülün şem etsin. Ve her bâr Evliyâ
ile hem-celîs
ve hem-enîs ol. Ammâ derslerinize mukayyed olun, gâhîce sizi dinlerim" dediler.
"Handân'ım başındaki gülü Evliyâ'ya ver, bir gülün şem etsin. Ve her bâr Evliyâ ile hem-celîs ve hem-enîs ol. Ammâ derslerinize mukayyed olun, gâhîce sizi dinlerim" dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 71a ·
metinde göster ·
… lâhî ile Simav şehrinden Bâyezîd Hân asrında İslâmbol'a gelüp Şeyh Vefâ hazreti
ile hem-celîs
olup erba‘în ve i‘tikâflar edüp âhir Sultân Mehemmed câmi‘i kurbünde Bâyezîd Hâ …
Ve eş-Şeyh Hazret-i Seyyid Ahmed el-Buhârî: Şeyh ilâhî ile Simav şehrinden Bâyezîd Hân asrında İslâmbol'a gelüp Şeyh Vefâ hazreti ile hem-celîs olup erba‘în ve i‘tikâflar edüp âhir Sultân Mehemmed câmi‘i kurbünde Bâyezîd Hân binâ etdüği câmi‘in hazîresinde medfûndur. Hâlâ ulu âsitânedir, cümle Belh [u] Buhârâ halkı tekyesinde sâkinlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 107a ·
metinde göster ·
… usâhib-i şehriyârî Sultân-ı Hânendegân Tokatlı Dervîş Ömer Gülşenî yedi pâdişâh
ile hem-celîs
olup yüz kırk yaşında intikâl etmişdir. Süleymân Hân asrında Seyidvar gazâsında …
Evvelâ musâhib-i şehriyârî Sultân-ı Hânendegân Tokatlı Dervîş Ömer Gülşenî yedi pâdişâh ile hem-celîs olup yüz kırk yaşında intikâl etmişdir. Süleymân Hân asrında Seyidvar gazâsında bu hakîrin pederiyle hem-hayme idiler. 206a Mısır'da İbrâhîm Gülşenî hazretlerinin şeref-i sohbetleriyle behre-yâb olup Rûm'da Selîm-i Sânî'de Tarîk-i Gülşenî'ye sâhib-i seccâde olup Murâd Hân-ı Râbi‘'de bu hakîr Harem-i hâs'da iken ilm-i mûsıkîde kavl [ü] edvâr üzre üstâd-ı kâmilimiz ve peder-i ma‘nevîmiz ve {kitâb-ı} Ma‘nevîde dahi üstâdımız idi. Kaçan bunlar mûm sofrası kadar yedi yerde câm celâcilli sadefkârî dâ’ireyi ele alup ibtidâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 205b–206a ·
metinde göster ·
… kten sonra bunlar Nablus şehrin terk edüp ekseriyyâ Antakıyye'de Habîb-i Neccâr
ile hem-celîs
idi. Habîb-i Neccâr şehâdetinden sonra niçe zamân seyâhat edüp müddet-i ömr-i a …
Ziyâretgâh-ı Hazret-i Şem‘ûn-ı Safâ: Hazret-i Mesîh aleyhi's-selâmın on iki halîfesi var idi. Evveli Habîb-i Neccâr idi. İkincisi bu Şem‘ûn-ı Safâ idi. Amma bu Şem‘ûn hakkında kavm-i Yunaniyân, peygamber derler, ammâ lağv kelâmdır demişler. Hazret-i İsâ âlem-i sabâvetde bunların derâgûşunda perveriş bulmuşdu. Bu Şem‘ûn, Hazret-i Yahyâ'nın akrabalarından idi. Hazret-i Mesîh âsumâne urûc etdikten sonra bunlar Nablus şehrin terk edüp ekseriyyâ Antakıyye'de Habîb-i Neccâr ile hem-celîs idi. Habîb-i Neccâr şehâdetinden sonra niçe zamân seyâhat edüp müddet-i ömr-i azîzleri sene (---) mu‘ammer olup bu Nakura'da şehîd olup bu mahalde kavm-i Nasârâ defn edüp üzerine kayasıralardan bir kral kubbe-i âlî ve bir bâğ-ı İrem zeytûnlı ravza-ı cinân binâ edüp imâr eder. Hâlâ cemî‘i millet-i Nasârâ'nın ziyâretgâhıdır. Ümmet-i Muhammed'in ziyâretgâh [u] ârâmgâhıdır. Niçe yüz dervîşân-ı Dürüzî-mezheb fukarâları vardır. Kubbe-i pür-envârının içi gûnâ-gûn şem‘-i asel ile müzeyyendir. Ve şem‘dân ve halîçe ve çerâğdânlar ile ârâste bir âsitâne-i meşhûrdur. Hattâ niki havârîyyûn'un aşkına on iki kandili ilâ mâşâallah şeb [u] rûz çerâğân olup aslâ sönmemişlerdir. Cümle huddâmları bu işe me’mûrlardır. Zîrâ bu diyâr zeytûn ve zeytûn yağından ibâret olmağın her kurâdan niçe yüz miskete ile zeytûnyağı gelüp kanâdillere yakarlar. Ammâ garâ’ib budur kim diyâr-ı Frengistân'ın İşpaniye ve Ceneviz ve Portugal ve Dış Fransa ve Donkarkız ve Danimarka ve Felemenk ve İsfeçe ve Cevle ve Nemse ve İngilis ve gayri bilâd-ı nasârâlardan bu Şem‘ûn-ı Safâ kanâdilleriyçün zeytûnyağı nezerâtların cerre ve tulumlar ile tâ dip Frengistândan deryâya bırağup bi-emrillâhi Te‘âlâ bu Şem‘ûn-ı Safâ'nın yatduğu Nakura dağının kenar-ı deryâsına gelüp elbette her sabâh Şem‘ûn fukarâları sâhil-i bahre varup birer ikişer tulum zeytûnyağı gelüp alırlar, aceb hikmetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 39b ·
metinde göster ·
… elüp bu şehrimizde âsûde olan Hazret-i Balı Efendi'nin şeyhi (---)(---) Efendi
ile hem-celîs
ve hem-enîs olup niçe kitâblar dahi te’lîf edüp yine Bâyezîd Hân asrında Ahmed …
"Siz gerçeksiz. Ol kabr-i münevver makâmlarıdır, ammâ bu Ahmed Bîcân hazretleri Envârü'l-âşıkîn nâm kitâbında niçe esrâr-ı Hudâ'yı ve Cifr-i Alî'yi âşikâre etdiğiyçün birâderi Mehemmed Efendi ile mâbeynlerine şeker-leb düşüp Sultân Bâyezîd-i Velî asrında bu Sofya şehrimize gelüp bu şehrimizde âsûde olan Hazret-i Balı Efendi'nin şeyhi (---)(---) Efendi ile hem-celîs ve hem-enîs olup niçe kitâblar dahi te’lîf edüp yine Bâyezîd Hân asrında Ahmed Bîcân gerçekden bî-cân oldukda pederimiz merhûm Ahmed Bîcân hazretlerin bu mahalle defn edüp pederimiz vasiyyetiyle her bâr gelüp ziyâret edegelmişiz. Ve karîbü'l-ahd niçe kimesnelerden Ahmed Bîcân'ı bu mahalle defn edenler var idi" deyü Ulu câmi‘ imâmı ve niçe ihtiyâr kimesneler şahâdet etdiler, ammâ kubbe ve âsâr-ı binâsız seng-i mezârlarından ma‘lûm bir kabr-i münevverdir, rahmetullâhi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 96b ·
metinde göster ·
… i geyiğin birin bu dedelere verüp, "Tîz pişirin bile yeyelim" deyü kral dedeler
ile hem-celîs
oldukda hemân azîz-i merhûm sığını pâk soyup bir kuru çam ağacına geyiği geçirü …
Tekye-nişîni Hüsâm Dede hod tekmîl-i fünûn etmiş bir pîr-i fânî cânlar cânıdır, ammâ kerâmât-ı azîz sâhib-i şühedâ oldur kim kaçan azîz-i merhûm Gâzî Orhan asrında bu şehre Hacı Muhammed Bektaş hazretleri izniyle bu şehre gelüp müsâfir olduklarında bu şehir ol zamân kefere destinde imiş. Kral sayd [u] şikârdan gelirken bu tekye mahallindeki hıyâbâna uğrayup görse kim bir alay abdâlân def [ü] kudûmların çalup âyîn-i Âl-i abâ ederler. Kral-ı dâll bunlardan hazz edüp şikâr etdiği geyiğin birin bu dedelere verüp, "Tîz pişirin bile yeyelim" deyü kral dedeler ile hem-celîs oldukda hemân azîz-i merhûm sığını pâk soyup bir kuru çam ağacına geyiği geçirüp meydân-ı mahabbete koyup cümle fukarâ def [ü] kudûm çalarak tevhîde meşgûl olup ot yanmadan tütün tütmeden harâret-i tevhîd ile tarfetü'l-ayn içre kralın gözü önünde çiğ sığın tennûrda pişir gibi pişüp kral dahi tenâvül ederken hemân kebâb şişi olan kuru çam ağacını azîz yere bismillâh ile sancup ol ân ol şiş ağacı yeşerüp bir sebiz-gûn çam ağacı olur. Hâlâ azîzin âsitânesi önünde evc-i semâya ser çekmiş bir çam ağacıdır kim bu şehirde değil etrâf kurâ vü kasabâtlarda eyle çam ağacı yokdur. Kral bu âteşsiz gazâl pişdiğin ve kebâb şişi kuru ağac iken dıraht-ı sebze-vâr olduğun görünce cümle tevâbi‘iyle îmâna gelüp Orhan Gâzî'ye Dede ile gidüp tecdîd-i bî‘at edüp yine şehr-i Dobniçse'ye gelüp niçe zamân mu‘ammer olup hâlâ Dede Sultân ile Melik Habîb bile medfûnlardır kim hâlâ 175a ziyâretgâh-ı erbâb-ı dilândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 174b–175a ·
metinde göster ·
… evk [u] safâya ve seyr [ü] temâşâya şurû‘ eyledik. Ve kâmil iki hafta kendüleri
ile hem-celîs
ve hem-enîs olup gûnâ-gûn sohbet-i hâslar etdik kim ta‘bîr olunmaz. Meğer âlüft …
Karye-i Kırye Nero: ya‘nî lisân-ı Yûnânda "Sovuk Su" demek olur. Mühürdâr Paşa'nın sarây-ı İremezâtıdır. Meğer Mühürdâr Paşa tâ‘ûndan firâr edüp bu çiftlikde karâr etmiş. Kendüye anda buluşup dest-bûs edüp Ak Mehemmed Paşa'nın mektûb-ı dürerbârını verüp mefhûmu ma‘lûmları olup hakîre hayli i‘zâz u ikrâm edüp kendülere yakın bir kasr-ı âlî döşeyüp cümle atlarımız hâs tavlasına bağlayup zevk [u] safâya ve seyr [ü] temâşâya şurû‘ eyledik. Ve kâmil iki hafta kendüleri ile hem-celîs ve hem-enîs olup gûnâ-gûn sohbet-i hâslar etdik kim ta‘bîr olunmaz. Meğer âlüfte ve âşüfte yârândan sebük-rûh sâhib-i tab‘ Bosnaviyyü'l-asl Sultân Murâd-ı Râbi‘in vezîr-i âzamı Receb Paşa'nın hemşîrezâdesi ve mühürdârlığı hidmetinde iştihâr bulup ibtidâ deryâ sancaklarından niçe menâsıb-ı âlîlere mutasarrıf olup deryâda dörd pâre kadırga ile sefer eşüp altmış târîhinde efendimiz kendüye Tunus eyâletin ihsân edüp mukarrer-nâmesin hakîr götürmüş idim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y53b ·
metinde göster ·
… ektaş-ı Velî ve Monlâ Hünkâr ve Şems-i Tebrîzî ve Sadreddîn-i Konevî hazretleri
ile hem-celîs
ve hem-enîs olmuş ulu sultândır kim niçe keşf [ü] kerâmâtları zâhir ü bâhir olm …
Ve Ahi Evran Sultân: Hacı Bektaş-ı Velî ve Monlâ Hünkâr ve Şems-i Tebrîzî ve Sadreddîn-i Konevî hazretleri ile hem-celîs ve hem-enîs olmuş ulu sultândır kim niçe keşf [ü] kerâmâtları zâhir ü bâhir olmuşdur. Cümle kerâmâtından biri Kayseriyye'de tabbâğlık ederken "Mîrîye öşür vermez" deyü bir gammâz hâkime gamz eder. Derhâl hâcibler varup Ahi Evran'ı kayd-bend etmeğe kasd edince hemân dükkân içinde bir evran zâhir olup avânlar üzre hücûm edince hacîblerin cümlesi bî-cân firâr ederek hâkime gelüp kıssa-ı serencâmların nakl edüp ba‘dehu Ahi Evran'a i‘zâz edüp anıniçün Ahi Evran ya‘nî evran kardaşı demek olur. Ba‘dehu Kayseriyye'den hicret edüp bu Denizli şehrinde garîk-i rahmet olup gavvâs-ı Bârî olup yatır. Kırşehri'nde bir Ahi Baba vardır, ammâ bu Ahi Evran Baba değildir. Esnâf-ı tabbâğânın pîşkademleridir kim tabbâğlara Ahiler derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y95b ·
metinde göster ·