Muhâsara-i tasi‘-i Makdonya-yı Kostantıniyye: Bâlâda tahrîr olunan hâdise-i kübrâ[dan] bir sene ubûr edüp üçüncü senesinde yine Hârûnu'r-Reşîd hûn-ı Ashâb-ı güzîni Rûm kâfirlerinden taleb etmek içün yer götürmez deryâ-misâl asker ile Bağdâd-ı dâd-âbâddan hurûc edüp kat‘-ı menâzîl ederek kal‘a-i Malatıyye'ye gelüp Ca‘fer Gâzî kim Seyyid Battâl'dır, Hârûnu'r-Reşîd anı yüz yetmiş bin cüyûş-ı muvahhidîn ile Kostantıniyye üzre talî‘a-ı asker edüp Battâl Gâzî Rûm'a gitmede. Hârûnu'r-Reşîd dahi akîb-i askere kafâdâr dündâr olup menâzil kat‘ ederek İslâmbol'un boğazın alup gelen gemileri ahz [ü] kabz edüp cümle asker ile karşu İslâmbol tarafına geçüp cânib-i erba‘ayı nehb [ü] gâret ederek İslâmbol'u muhâsara edüp mahsûr olan küffâra zâd [ü] zevâd(a) gelmemek ile cümlesi cû‘undan amân ile taşra çıkınca Hârûn küffâra aslâ amân vermeyüp Seyyid Battâl Gâzî bunlara bir kılıç urmuşdur kim yine küffârın tevârîhleri üzre üç kerre yüz bin küffâr seyf-i âteş-tâbdan geçdi ve yetmiş bin esîr nüfûs-ı müte‘addid cân kayd [ü] bend olup guzât-ı müslimîn ol kadar mâl [u] menâl ile muğtenim olup götürmede âciz olup âhir bin pâre gemiye bu kadar mâl-ı hazâyini mâl-â-mâl edüp Haleb iskenderûnu'na gönderdiler. Ol mahalde Tekur Yağfûr-ı bî-nûr kıral-ı dâll idi, dest-ber-kafâ la‘în esîr olup der-akab emîrü'l-mü’minîn önüne getirüp ol ân halîfe amân vermeyüp kıralı Ayasofya çanlığına berdâr 23a etdiler. Ve cümle asâkir-i İslâm mâl-ı ganâyimle diyâr-ı Bağdâd'a gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 22b–23a ·
metinde göster ·
… niçe yolların ahvâline vâkıf olup mansûr [u] muzaffer yedi günden yine kelekler
ile karşu
Kapudağı nâm mahalle ubûr edüp bu kadar mâl-ı ganâyim ile şehr-i Bursa'ya dâhil …
Andan ılgar ile Tekirdağı ve İslâmbol kurbünde tâ Silivri kal‘asına varınca mezkûr kırk kişi şebhûnlar edüp bu kadar mâl-ı ganâyim [ve] üsârâlar alup ve niçe yolların ahvâline vâkıf olup mansûr [u] muzaffer yedi günden yine kelekler ile karşu Kapudağı nâm mahalle ubûr edüp bu kadar mâl-ı ganâyim ile şehr-i Bursa'ya dâhil olup cümle asker-i İslâmın demâğına lezzet hâsıl olup niçe kerre gemilerle Rûm tarafına geçüp niçe yüz kurâ ve kasabât ve kılâ‘lar feth [u] fütûh edüp her bâr İslâmbol'un cânib-i erba‘asın gâret ü alan tâlân kâfirlerin nâlân [u] giryân ve esîr-i bend-i hicrân edüp anlara mukâbil bir düşman gelmek ihtimâlleri yok idi. Ve şikâr etdükleri dûşîze ve bâkire duhterleri akd-i nikâh ile merbût edüp tenâsül buldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 23b ·
metinde göster ·
… tlanup yetişdiğin yire varınca istikbâline çık ve biz dahi ordu kenarına dek at
ile karşu
çıkaram. Tiz at hâzır edin" deyü kılıcın kuşanup otâk içinde müte’ellim gûne ge …
Hakîr yine kethüdâ haymesine varup paşaya götürdükde paşa "Hay Evliyâm! Yolun yakın oldu" deyince "Sultânım! Bir iş zuhûr edüp bu kulunuzu yine muhabbeten paşa oğlunuz hakîri gönderdi" deyü mektûbları ve paşaya Varvar katli hakkına gelen hatt-ı şerîfi verüp Niksârî Halîl Efendi'ye nihânîce kırâ’at etdirüp bizim paşanın kendi ile müttefik olduğundan hazz edüp bu hakîri obasına götürüp "Benim oğlum! Sakın söz burada kalsın. Bak bana koca vâlideden ve Cinci Hoca'dan Bektâş Ağa'dan ve Muslihiddîn Ağa'dan ve Kara Murâd Ağa'dan ve cümle yedi ocak ağalarından ve şeyhülislâmdan ve cümle harem-i hâsda ayakdaşlarımdan ve sâ’ir karındaş [ve] yoldaşlarımdan ve cümle sipâhî ve yeniçeri ve cebeci ocaklarından gelen mektûbları cümle önüme koyup "Gör oğlum beni İslâmbol'a gel diye niçe isterler" dedi. Hakîkatü'l-hâl niçe mektûblara nazar etdim. "Benim efendim, iki yerden gayret kılıcın kuşanup ayağın pek basup basîret üzre olup cümle vüzerâ ve vükelâ ve ulemâ ve sulehâ ve mîr-i mîrânlar ve cümle yedi ocak halkıyla söz etmişiz. Cümlesi isterler. Cümle Anadolu eyâletlerinde ma‘zûl vüzerâ ve mîr-i mîrân ve sâ’ir mîr-i livâ ve sipâh kethüdâyerin başına cem‘ edüp Bursa üstünden tâ Üsküdar'a gelesin" deyü cümle İslâmbol a‘yânı mektûb ve tezkereler göndermişler. "Elbette ve elbette Üsküdar'a gelesin. Tâ ki bir acâ’ib göresin ve ser-i kârda olan yetmiş nefer kimesneyi isteyesin kim pâdişâhımızı anlar başdan çıkarup irtişâya terğîb etdirüp nâ-şer‘î muharremât şeyler etdirmeğe sevk ederler. Elbette gelüp anları katl etdiresin" deyü niçe mektûblar yazmışlar. "Benim cânım Evliyâ Çelebi! Bak İpşir oğluma gelen hatt-ı şerîfi bana gönderdi. Varvar'ın başın alırsan edâ-yı hizmetin mukâbelesinde sana müft ü meccânen Şâm eyâletin ihsân etmişiz, demiş" deyü hatt-ı şerîfi hakîre gösterdi. "İpşir oğlum ise cümle Karaman eyâletiyle ve bu kadar Türk ü Türkmân ve bu kadar kapusu kulu askeriyle yarın değil öbür gün bana imdâda gelmek üzredir. Andan inşâallah bu başımla doğru Âsitâne'ye gideriz" dedikde kalbime bir ilhâm gelüp "Bu başımla İslâmbol'a gideriz" dediğinden bir nakş olup "Ayâ söyleyeni ko, söyledeni gör" dedikleri darb-ı mesel mi ki, deyü hâtıra gûnâ-gûn efkârlar hutûr etdi. "Meded Sultânım! Hemân bana mektûblar veriniz. Biz de ordunuzda bulunalım. Pâymâl-i rimâl ser-gerdân gezmeyelim. Zîrâ paşa oğlunuz bir fermânınıza muntazırdır. Bu bahâr mevsiminde çayır çimen üzre kat‘-ı menâzil ederek İslâmbol'a varalum. Hemân mektûblar verin" deyü dest-i şerîfin bûs etdim. Gûyâ eli kan kokardı. "Tiz Halîl Efendi! Mehemmed Paşa oğluma ve Bâkî Paşa'ya ve Seydî Ahmed Paşa'ya ve Ketağaç Paşa'ya ve Deli Dilâver Paşa'ya mektûblar yaz. Mehemmed Paşa oğlum anlara serdâr olup mu‘ayyenen geleler deyü tahrîr edin" deyü fermânlar etdi. Tiz hazinedârı çağırun, deyüp hakîre üç yüz mümessek altun ve yasdık üstünde bir sâ‘at ve bir mercân tesbîh ve bir çâr-kat tîrkeş ve bir kılıç ve hazînedârın bir semmûr paçası kürkün ihsân etdükde "Sultânım! Atlarım yoruldu. Üç küheylân ihsân eyle" deyince Emîr-i ahûr dörd at ve dörd rahtlı katır getür, dedi. 364b Der-akab üç küheylân at Çerkezî rahtlarıyla ve dörd katır raht [u] bisâtiyle ihsân edüp Köprülü Paşa mahlûlünden üç aded nâ-pâk Gürcî gulâmları ihsân edüp fi'l-hâl nâ-pâk iken bir tenhâca yerde üçünü de pâk edüp hazînedâr üçünü de pâk esbâblar verüp cümle ihsân olunan eşyâları katırlara yükledüp Çerkeş Hanı cenbinde yâr-ı gâr-ı kadîmimiz olan Kadı Nesîmî Efendi'ye Allah emâneti verüp mektûblar içün at ile yine otâğa gelüp gezerken otâk direğinde zincir-i belâ ile kayd-ı bend olmuş Köprülü Mehemmed Paşa'ya buluşup dest-i şerîfin bûs etdikde "Hay Hâfız Evliyâ oğlum! Hoş geldin" deyü paşa efendimizin hâl [ü] hâtırın su’âl etdi. "Kankırı semtinde hâlâ on bin asker ile serserî gezer" dedim. {Köprülü Mehemmed Paşa eydür:} "Başına bu kadar haşerâtı cem‘ edüp re‘âyâ vü berâyâ üzre konup zulm eylemesin" dedi. "Yâ sultânım! Başı korkusundan asker cem‘ etmişdir. Ma‘lûm-ı şerîfinizdir kim henüz cümle vüzerâları birbirine kırdırmak isterler" dediğimde "Gerçeksin amma" deyüp koynundan evrâdın çıkarup "Vallahi korkmasın. Elli âdem ile dahi günden güne gezsin. Kılına hatâ gelirse cemî‘î sözlerim kizb olsun. Bizden selâm eyle. Pâdişâha âsî olanlara tab‘iyyet etmesin, eğer mu‘ammer olam derse" deyü niçe nasîhat-âmîz kelimâtlar edüp "kalk imdi, var git" dedi. Yine dest-bûs edüp otâğın orta direğinde yine zencir ile bağlı Amasiyyeli Kör Hüseyin Paşa'ya ve öbür baş direkde bağlı Kara Sefer Paşa'ya ve bir kenarda zencirle bağlı Amasiyyeli Hacı Efendi oğluna cümle buluşup hâl hâtır soruşup Hudâ halâs ide, deyü du‘â etdim. Anlar da paşaya selâm edüp gitdim. Bunların cânib [u] etrâfın çatal tüfenkli sekbân ve sarıca haşerâtları ihâta edüp nevbet beklerlerdi. Bu mahalde bir iç gulâmı hakîre gelüp "Buyurun, sizi sâhib-i devlet ister" dedikde paşanın obasına varınca "Mektûbları aldınız mı?" dedi. "Hayır! Almadım" dedim. "Tiz şu mektûblar gelsin" der iken Varvar Paşa'nın kapucular kethüdâsı içeri girüp eydür: "Sultânım! İpşir Paşa oğlunuz tarafından âdemler gelüp bayraklar göründü" dedi. Paşa eyitdi "Ya yarın gelse gerek idi. Safâ geldiler, hoş geldiler. Tiz bizim öbür otâğı bir hoşca döşen ve kendilerin otâkların bir çemenzâr yire kursunlar ve ta‘âm hâzırlansın ve kethüdâsı kethüdâmıza ve kapucular kethüdâsı sana konsun" deyü kapucular kethüdâsına hitâb etdi. "Ve cümle bölükbaşılar bölükbaşımıza" deyü kethüdâsına bi'l-külliye İpşir Paşa askerin müsâfir vermeğe fermân edüp kethüdâya tenbîh etdi kim "sen cümle ağavâtlarum ile atlanup yetişdiğin yire varınca istikbâline çık ve biz dahi ordu kenarına dek at ile karşu çıkaram. Tiz at hâzır edin" deyü kılıcın kuşanup otâk içinde müte’ellim gûne gezerken "Evliyâm! Sen İpşir Paşa'yı bilirsin" "Belî bilirim" dedim. "Sabr eyle. İpşir oğlumla buluş. Ba‘zı sırra müte‘allık sözlerim vardır. Anı söyleşüp ne zuhûr ederse ana göre mektûblar yazup İpşir oğlumdan da mektûblar alup gidesin" deyü taşra otâğa çıkdı ve bir sandaliyyesi üzre karâr-dâde oldu. Ve alay çavuşları "İpşir Paşa hazretlerinin ağavâtların çadırlarınıza indirin" deyü nidâ ederlerdi. Varvar kethüdâsı askeriyle Çerkeş suyun karşu geçüp piyâde sarrâclarıyla istikbâle gitdiler. Beri tarafda huddâmlar ta‘âmlar ve tahte'l-kahveler ve şerbet ve buhûrlar hâzır etmede. Hakîr taşra çıkup iki gulâmlarımla atıma süvâr olup İpşir Paşa'nın istikbâline Alî Paşa ile gitmeğe muntazır olup İpşir ile Varvar ne mu‘âmele ederlerse yakîn hâsıl etmeğiçün âmâde idim. Ammâ âheste âheste ibtidâ yedi koldan asker nümâyân olup çarhacılar askeri alâmetin gösterir talî‘a-i askere bakdım. Bir incecik uzun filândıra gibi bir beyâz dil bayrak ileri gelür ammâ cümlesi top kümeden gelirler. Bir yiğide sordum "Bu ne bayrakdır" dedim. "Şehsüvâr oğlu Gâzî Beğ bayrağıdır" dedi. Hakîr eyitdim "Oğul! Bu gelen asker ibtidâ çarka göstermiş ve yedi yerde mehterhâne cengi harbîleri dögülüp zü'l-cenâheyn ceng askeri göstermiş" Ol yiğit "Hayır! İpşir Paşa'nın de’bi ve mu‘tâdı budur" dedi. Ammâ Varvar'ın istikbâle giden kethüdâsı askeri İpşir'in ileri gelen askeriyle cirid oynamağa başladılar. Ammâ İpşir'in askerî kümelerindeki olan âlât-ı silâhlara güneş şa‘şa‘ası urup benî Âdemin çeşm-i ibreti hîrelenirdi. Bu hâl ile bu asker Varvar ordusuna bir ok menzili yer kaldıkda beri tarafdan Alî Paşa kerr u ferr u dârât ile üç yüz müzeyyen ve müsellah ve mülebbes iç ağavâtlarıyla ve niçe taşra ağavâtlarıyla süvâr olup ordusu içinden suyun karşu tarafına geçmeğe teveccüh edüp gitmede. Hakîr haylice yer gidüp Cenâb-ı Bârî kalbime ilhâm verüp "Bu gird-i gubâr ve bu izdihâm içre nişlerim" deyü üç gulâmımla gine Varvar ordusuna gelüp kimi ta‘âm ve kimi kahve pişirüp İpşir Paşalı müsâfirlerine ri‘âyet ve ziyâfete çalışırlar. Hakîr Varvar ordusunda dahi durmayup Çerkeş Hanı ensesindeki püşte üzre çıkup niçe yüz piyâde olmuş temâşâcı âdemler ile Çerkeş sahrâsında zeyn olan 365a hayme ve hargâhları ve asâkir-i bî-günâh [u] pür-günâhları seyr [ü] temâşâ etmeğe başladık. Aşağı sahrâda zeyn olan deryâ-misâl nakş-ı bukalemûn hayemât ve deve ve katır ve tavla tavla küheylân atlar süheyl urup ordu-yı Varvar içre bir gird-i gubâr zâhir oldu. "Ayâ bu ne alâmetdir ve ne melâletdir. Rîh-ı şedîd yok iken böyle bir gird-i gubâr evce peyveste oldu. Hamd-ı Hudâ şöyle toz ve toprakda ve böyle şiddet-i hârda bulunmadık. Âhir onlar otaklarına gelüp iki vezîr bir yerde buluşup ba‘de'l-letî ve'l-letî vakt-i zuhr olur. Eğer bir mektûb dahi İpşir Paşa verirse tahrîr olunca vakt-i asr olur" deyü bu gûne mülâhazâlar ile mezkûr mürtefi‘ bayır üzre bu aşağıda orduyu ve bu kadar mahlûk-ı Hudâyı seyr [ü] temâşâ ederken İpşir'in ileri yürüyen çarkacı askeri Şeh Gâzî Paşa ile cümle sekbân ve sarıca askerleri dahi Çerkeş suyunun kenarına geldiler. Niçe piyâdeleri Varvar ordusuna girdiler. Sâ’ir İpşirli askeri su kenarından ba‘îd kat-ender-kat durdular. Gerüden İpşir askeri dahi kat-ender-kat at başı berâber olup âheste âheste gelmede. Varvar fakîr anlara varmada iken hemân ibtidâ su kenarına gelen tüfenk-endâz askeri Varvar ordusu içre bir yaylım kurşum serpüp gerüde İpşir askerinden dahi sadâ-yı Allah kopup zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp cümle İpşirli Varvar ordusuna at koyup dal kılıç cümle haymelerin tınabların kesüp içinde olan Varvarlı hayme altında kalup Bre! Bre! deyince Varvar askeri içre bir kılıç-ı Timurî girüp eyle bir ceng [ü] savaş-ı perhâş-ı nâgehânî oldu kim Timur-ı bî-nûr ile Yıldırım Hân cengi böyle olmamışdır. Ale'l-gafle iken Varvar askeri İpşir Paşa askerine bir satûr-ı Alî urdular kim gûyâ ceng-i Alî oldu, ammâ çi-fâ’ide gâfil asker ve üç paşanın mâl-ı ganâ’imine müstağrak olmuş leşker, tok arslanın mişvarı ancak ol kadar olur. Ve kilk-i kazâ eli ezelde eyle takdîr olunup tahrîr olunmuş. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 364a–365a ·
metinde göster ·
… mdi bu iskeleden iki günde iki yüz pâre at kayıklarıyla muvâfık eyyâm-ı müsâ‘id
ile karşu
tarafa geçilüp,
Der-sitâyiş-i iskele-i İçmesuyu: İskele-i azîm olup deryâyı, karşu Dil'e bu mahalden geçildiği ibtidâ bin elli târîhinde seyâhat etmeğe çıkdığımız mahalde cild-i evvelimizde bu iskele müshil-i İçme Suyu dahi bu mahalde olmağıla teferrücgâhı ve İçme Suyu'nun havâssı cümle tâhrîr olunmuşdur. Ammâ şimdi bu iskeleden iki günde iki yüz pâre at kayıklarıyla muvâfık eyyâm-ı müsâ‘id ile karşu tarafa geçilüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 4b ·
metinde göster ·
Ta‘rîf-i iskele-i azîm ve bender-i kadîm kal‘a-i Uruscuk: İbtidâ bânîsi Hazret-i Ömer ibn Abdülaziz hilâfetinde ümmet-i Muhammed Şâm'dan birkaç kerre İslâmbol üzre hurûc edüp Kostantiniyye'yi muhâsara etdiklerine ılgar ile niçe bin mücâhidîn bu semtlerden mâl-ı ganâyimler aldıkları sene Nigebolu Eflâk krallarından Uruscuk nâm bir kral-ı bed-nâm bu kal‘ayı binâ edüp Dobruca kralı üzre teğâllübe kasd etmişdi. Âhir-i kâr bu kal‘a altında vakt-i şitâda Ruscuk kralı buz üzre ayş [u] nûş ederken buz kırılıp cümle tevâbi‘ [u] levâhıkıyla gark olup nûşı hamr iken nehr-i Tuna olup ıyşi nîş oldu. Bu kral-ı dâllin ahvâlin Yanvan Târîhi'nde hûb yazmışdır. Ba‘dehû bu Ruscuk kal‘asına Dobruca kral istîlâ etmişdir. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Yıldırım Bâyezîd Hân fethidir. Bâ ceng-i azîm içinde olan Eflâk küffârı kayıklarla Tuna üzre karşı cânibe firâr ederlerken cümlesi gark-ı âb oldular. Ba‘dehû Yıldırım Hân ile Timur hâdisesi zuhûr edüp Yıldırım Hân mahbûsen merhûm olup Devlet-i Âl-i Osmân muhtell [ü] müşevveş-ahvâl iken Eflâk ve Boğdan kralları ferce bulup nehr-i Tuna'nın beri cânibinde ne kadar kılâ‘-ı metîneler ve hısn-ı hasîneler var ise istîlâ etdiler. Ba‘dehû Çelebi Sultân Mehemmed Rûm'a müstakil pâdişâh olunca yer götürmez askerle gelüp bu Ruscuk kal‘asın feth edüp fâtih-i sânî oldu. Ve bu Ruscuk kal‘asında iki bin pâre kayık ve donanma ile karşu geçüp meks edüp tabur-ı azîmler hafr edüp sene (---) târîhinde Yergöğü kal‘asın binâ edüp cümle Eflağ [u] Boğdan'ın fitne vü fesâdcıları katl edüp bakıyyetü's-seyfin harâca kesüp yeniden kral nasb etdi. Ba‘dehû bu şehir Süleymân Hân tahrîri üzre Silisre eyâletinde Nigebolu sancağı hükmünde subaşılıkdır ve üç yüz pâyesiyle şerîf kazâdır. Ve nâhiyesi cümle (---) aded ma‘mûr kurâdır. Müftî ve nakîbi ve sipâh kethüdâyeri ve serdârı ve gümrük emîni ve muhtesibi ve şehir kethüdâsı ve bâcdârı ve kal‘a dizdârı ve (---) aded 112b kal‘a neferâtları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 112a–112b ·
metinde göster ·
… hi seyr [ü] temâşâ edüp dizdârın ziyâfetin yeyüp hedâyâların alup yine kayıklar
ile karşu
Özü kal‘asına geçüp paşalılar ile ve asker-i İslâm ile yine Bozcaada donanması …
Bu kal‘a-i Kılburun'ı dahi seyr [ü] temâşâ edüp dizdârın ziyâfetin yeyüp hedâyâların alup yine kayıklar ile karşu Özü kal‘asına geçüp paşalılar ile ve asker-i İslâm ile yine Bozcaada donanması topları ve şâdumânların ederken Âsitâne tarafından Mehemmed Giray Hân'ın Kapu kethüdâsı Tatar Süleymân Ağa ve Yalı Ağası Ahmed Ağa Tatar Hân'a Bozcaada fethi müjdesin götürüp ol ân gemilerle Kılburun'a üç yüz yiğit ile geçdiler ve anlar ile Akkirmân'da Melek Ahmed Paşa efendimizden bir kapucubaşı bir mü’ekked buyurdumla gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 56b ·
metinde göster ·
… a kâfirin yeri dârü'l-bevâra dönüp şehirde karârları firâra mübeddel olup şehir
ile karşu
Galata mâbeyninde olan göl üzre kalın buz donmuşdu.
Ol ân bizim asker ile kırk bin Bucak Tatarları kâfirin akîbince kova kova kıra kâfiri Yaş şehrine dıkdıkda, etrâf-ı şehri Tatar âteşe urdukda kâfirin yeri dârü'l-bevâra dönüp şehirde karârları firâra mübeddel olup şehir ile karşu Galata mâbeyninde olan göl üzre kalın buz donmuşdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 102a ·
metinde göster ·
… Tımışvâr diyerek şehr-i Belgrad'a dahil olup andan nehr-i Sava üzre cisr-i azîm
ile karşu
hâk-i Sirem'e ubûr edüp kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek kal‘a-i Vulkova …
Hâlâ ol gâzîlerin kân-ı mekânlarıdır, ammâ asr-ı Gâzî Hudâvendigâr'da bu kal‘a Erdel Kralı Metayoş Kral hükmünde bir palanka-i sağîr idi. Gâzî Hudâvendigâr'ın tulû‘ [u] hurûcundan küffâr-ı dûzah-karâr-ı füccâr bu kal‘ayı metânet üzre Metayoş Kral-ı dâl istihkâm edüp diyâr-ı Orta Macar'ı ve diyâr-ı Nemçe'yi nehb u gâret etdikde Nemse kralı bu Tımışvâr üzre gelüp yedi ayda amân vermeyüp Erdel kâfiri elinden alup içine yigirmi bin soltat [u] murtat Nemselere Luşancı nâm kapudanı hâkim nasb edüp Nemse çâsârı Ferdinand Kral dâr-ı menhûsu olan Beç kal‘asına varınca beri tarafda Tımışvâr hâkimi Luşancı nâm la‘în nehr-i Tımış'dan elli altmış pâre firkate gemiler ile nehr-i Tuna'ya çıkup tarafeynde olan kılâ‘ları ve Tuna üzre Belgrad'a varup gelen gemileri nehb u gâret edüp Tımışvâr yunakları tecâvüzden hâlî olmayup Belgrad ve Köylüc ve İhram ve Semendire ve Feth-i İslâm kılâ‘ları yolları kapanup Belgrad'da kaht [u] galâ’ olunca fermân-ı şehriyârî sâdır olup bi-fazlillâhi'l-Meliki'l-Mennân kal‘a-i Tımışvâr Memâlik-i Mahrûsa-i İslâmiyye'ye mutazammın kılınmak içün Rûmeli Beğlerbeğisi Mehemmed Paşa düstûr-ı mükerrem ve serdâr-ı mu‘azzam ta‘yîn olunup azm-i râh-ı Tımışvâr diyerek şehr-i Belgrad'a dahil olup andan nehr-i Sava üzre cisr-i azîm ile karşu hâk-i Sirem'e ubûr edüp kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek kal‘a-i Vulkovar'dan cisirler ile nehr-i Tuna'yı da ubûr edince taraf-ı pâdişâhîden iki bin güzîde yeniçeri ile yüz elli aded şâhî darbzen-i adû-şikâr ve on beş aded balyemez top-ı kal‘a kûplar gelüp ordu-yı İslâma dahil olunca ol gün Tatar askeri dahi gelüp vâsıl oldukda sipehsâlâr-ı mu‘azzam Titel kal‘ası kurbunda nehr-i Tisa'yı dahi ubûr edüp kal‘a-i Peçey'i muhâsara edüp yedi günde feth-i kal‘a-i Peçey, sene 958, be-dest-i Vezîr Mehemmed Paşa vâlî-i Rûmeli.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 117a ·
metinde göster ·
tarafda böyle bir asker gösterüp ve bir ma‘rekegîrlik edüp ba‘dehu firâr edüp k …
"Sultânım karşu tarafa eyi asâkir-i İslâm'ın yarar ve nâmdâr ve güzîdelerin karşu tarafa geçirdiniz. Beri bizim tarafımızda ve sancağ-ı Resûlullâh dibinde ve sizin hidmet-i şerîfinizde cüyûş-ı müslimîn az kaldı ve hâlâ cisirden âdem deryâsı karşu tarafa akup gitmededirler. İhtimâldir mel‘ûn küffâr bir hîle ile karşu tarafda böyle bir asker gösterüp ve bir ma‘rekegîrlik edüp ba‘dehu firâr edüp karşu askerimizi kemîngâhlara çeke. Karşu tarafda şimden gerü küffârı kovmasınlar, zîrâ düşmanı çok kovdukça düşman yarar olur. Ve ihtimâldir bu asker-i İslâm karşu tarafa sökün edince ihtimâldir bu taraf boş kalacağın düşman bilüp bu tarafı Zirinoğlu ve Beganoğlu ve Nadajoğlu ve niçe banlar ve niçe hersek ve segler bu tarafa gelüp bir rahne vereler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 105a ·
metinde göster ·
garb tarafına ubûr edüp sarp kayalı dağlar ve beller aşup 7 sâ‘atde,
Mukaddemâ bu mahalde nehr-i Drin üzre bir haşeb 148a cisri var imiş. Nehr-i Drin tuğyân ile gelüp kantarayı münhedim etdiğinden nehr-i Drin'i gemiler ile karşu garb tarafına ubûr edüp sarp kayalı dağlar ve beller aşup 7 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 147b–148a ·
metinde göster ·
tarafa geçmeğe mübâşeret olundu. Hattâ ol gün vâfir asker geçüp beri tarafda as …
Ba‘dehu (ba‘dehu) gemilerle ve sallarla ve potlar ile karşu tarafa geçmeğe mübâşeret olundu. Hattâ ol gün vâfir asker geçüp beri tarafda asker az kaldı. Allâhümme âfinâ tarafeynden bir düşman zâhir olsa beriden öteye ve öteden beriye aslâ imdâd olamaz. Hemân hakîrin cân başıma sıçrayup cümle esbâbları bir çırnık kayığa koyup Tatar tarzı atları suya urup yaldadılar. Cümle serhad gâzîleri âlem-i hayretde kaldılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 171a ·
metinde göster ·
… yeniçeriler var idi, ammâ Vezîr-i a‘zam henüz Raba suyun geçmeyüp dahi dip alay
ile karşu
tarafda dururdu.
Ammâ kalb-i askerde hemân Sadrıa‘zamın on bin aded güzîde Hırvad ve Arnavud ve Boşnak yiğitlerinden sekbân ve sarıca arı ve gayri bahâdırânları var idi ve yigirmi bin kadar dahi gayri tüfengli ve yeniçeriler var idi, ammâ Vezîr-i a‘zam henüz Raba suyun geçmeyüp dahi dip alay ile karşu tarafda dururdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 20a ·
metinde göster ·
… eli ma‘mûr Nemse köyüdür. Bu köyden refîklerimizle bir kayığa binüp nehr-i Tuna
ile karşu
cânibe ubûr edüp Yeni Beç hâkinde,
Tuna kenârında bir ormanlı ağaçlık içinde bir kenîseli ve beş yüz hâneli ve bâğlı ve bâğçeli ma‘mûr Nemse köyüdür. Bu köyden refîklerimizle bir kayığa binüp nehr-i Tuna ile karşu cânibe ubûr edüp Yeni Beç hâkinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 73b ·
metinde göster ·
… meğe başladıkda hemân hakîr birkaç refîkler ile yine bir gemiye süvâr olup Tuna
ile karşu
cânibe geçüp,
Bunu dahi seyr [ü] temâşâ edüp tekrâr gemiyle karşu tarafda Lıbıkova'ya geçüp dizdârdan kulağızlar alup 5 sâ‘at şark tarafınca gidüp niçe uçurum kayalar üzre gidüp Tuna kenârında bir bâğlı ve bâğçeli ve çayırlı yerde çadırımız ile meks edüp etrâf köylerinden re‘âyâlar koyun ve kuzular ve sâ’ir me’kûlât [u] meşrûbâtlar getirüp hüddâmlarımız ta‘âm pişirmeğe başladıkda hemân hakîr birkaç refîkler ile yine bir gemiye süvâr olup Tuna ile karşu cânibe geçüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 95a ·
metinde göster ·
… l‘ası yaylalarıdır. Bu hakîr yine bu üç kulle mahallinden bir gemiye binüp Tuna
ile karşu
Feth-i İslâm kal‘ası tarafına geçüp,
Medova toprağında bu üç kulle-i azîm mâ tekaddem ma‘mûr imiş. Erdel küffârı hayrât etmiş, zîrâ bu üç kulle mahallinin şimâli tarafında ensesindeki dağlar ve yaylalar ardları cümle Erdel vilâyetinin Kolçvar kal‘ası yaylalarıdır. Bu hakîr yine bu üç kulle mahallinden bir gemiye binüp Tuna ile karşu Feth-i İslâm kal‘ası tarafına geçüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 95a ·
metinde göster ·
tarafa ubûr edüp porkalab ve vamoş ve boyar kefereleri bize istikbâle çıkup,
Karye-i Sosora: Bir ma‘mûr köydür kim bir binâ-yı âlî manastırı va[r], cümle Kazak vilâyetinden gelen kefereler bunda konarlar. Memerr-i nâs bir âbâdân köydür, ammâ bu köy porkalabı bizi kondurmayup derhâl vamoş gemiler getirüp nehr-i azîm Brut'u gemiler ile karşu tarafa ubûr edüp porkalab ve vamoş ve boyar kefereleri bize istikbâle çıkup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 104b ·
metinde göster ·
… lığından donmuş idi. Üzerinden niçe kerre yüz bin arabalar geçerken hakîr atlar
ile karşu
büyük Maskov hâkine kâmil bir sâ‘atde geçdik. Tâ bu mertebe arîz sudur, ammâ ne …
Nehr-i azîm Cayık: Bu dahi Maskov diyârının cânib-i garbîsinde (---) vilâyeti dağlarından gelüp üç aylık yollarda niçe yüz pâr[e] şehirlere ve niçe bin pâre kılâ‘lara uğrayup bu dahi Bahr-i Harez'e (---) şehri dibinde mahlût olur âb-ı hayât nehr-i azîmdir, ammâ nehr-i Edil'den küçükdür. Hattâ şiddet-i şitânın katılığından donmuş idi. Üzerinden niçe kerre yüz bin arabalar geçerken hakîr atlar ile karşu büyük Maskov hâkine kâmil bir sâ‘atde geçdik. Tâ bu mertebe arîz sudur, ammâ ne mertebe amîk olduğu ma‘lûmum değildir, zîrâ buzlap olmuş idi, ya‘nî donmuş idi. 174a Ammâ nehr-i Edil'i gemilerle Mujikistân'a yedi sâ‘atde geçmiş idik. Kırk aded fırka olup Bahr-i Harez'e munsab olduğu merkûmdur. Ba‘dehu nehr-i Cayık kenârıyla ol gün cânib-i şimâle meyyâl gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 173b–174a ·
metinde göster ·
… ğazında nehr-i Kuban'a Kuban dahi Karadeniz'e mahlût olur. Bu nehri dahi potlar
ile karşu
tarafa geçüp 3 sâ‘at gidüp,
Nehr-i Ulu Caman Su ya‘nî Büyük Yaman Su: Bunun dahi aslı nehr-i Kuban'dandır. Yine Adahon boğazında nehr-i Kuban'a Kuban dahi Karadeniz'e mahlût olur. Bu nehri dahi potlar ile karşu tarafa geçüp 3 sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 192b ·
metinde göster ·
… yine kızıl kıyâmet edeyim ve bu suyu tondurup buzlap edeyim, cümleniz âsân vech
ile karşu
yakaya ötüp bu yakanın açlığından kurtulup karşuda selâmete çıkasız" dedikde he …
"Sultânım, şimdi sizin başınıza rûzgârın kızıl kıyâmetin koparup bu kadar arabaları ve bu kadar çadırları bile götürdüp kıyâmet gösteren ben idim. İşde ol size ma‘rifetim bir şemme 193a kadarın sizlere gösterdim. Eğer bu suyu karşu geçmek isterseniz bana bir at ve bir sadak ve bir kürk ton ve yüz kuruş verin. Şimdi yine kızıl kıyâmet edeyim ve bu suyu tondurup buzlap edeyim, cümleniz âsân vech ile karşu yakaya ötüp bu yakanın açlığından kurtulup karşuda selâmete çıkasız" dedikde hemân fakîr Mehemmed Paşa,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 192b–193a ·
metinde göster ·
… dahi seyr [ü] temâşâ edüp ceneralin ziyâfetin yeyüp hedâyâların alup yine kayık
ile karşu
geçüp cânib-i garba 3 sâ‘at gidüp mâbeynleri birer sâ‘at ba‘îd isimleri nâ-ma‘l …
Bu kal‘ayı dahi seyr [ü] temâşâ edüp ceneralin ziyâfetin yeyüp hedâyâların alup yine kayık ile karşu geçüp cânib-i garba 3 sâ‘at gidüp mâbeynleri birer sâ‘at ba‘îd isimleri nâ-ma‘lûm üç aded enhârları atlar ile geçüp bunlar dahi tâ isfakiye dağlarından tulû‘ edüp bu mahalde Akdeniz'e gurûb edüp bu nehirlere karîb,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 323a ·
metinde göster ·
… nehr-i Menderes kenârınca şarka üç sâ‘at gidüp ba‘dehu nehr-i Menderes'i atlar
ile karşu
cânibe ubûr edüp yine ol sahrâ içre üç sâ‘at dahi gidüp nehrin bu cânibi Eyneâb …
Ve bundan dahi vesîleler alup nehr-i Menderes kenârınca şarka üç sâ‘at gidüp ba‘dehu nehr-i Menderes'i atlar ile karşu cânibe ubûr edüp yine ol sahrâ içre üç sâ‘at dahi gidüp nehrin bu cânibi Eyneâbâd kazâsı hudûdudur. Ammâ bu kazâda kasaba yokdur, serâpâ kasaba-misâl ma‘mûr kurâlardır. Kadısı ekser evkâtda kurâlarında deverân etmededir. Altıncı sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y73b ·
metinde göster ·
Rûmeli tarafına at çıkarup Gelibolu câniblerin nehb ü gâret ederek İpsala ibtid …
Andan Orhan Beğ halîfe oldu. Saltanat 35 sene olup, Orhan Gâzî oğlu Süleymân Paşa Kara Mürsel Beğ ve Ece Ya‘kûb Beğ kırk nâmdâr ile Bahr-i Ebyaz'ı Kapudağı kurbunda Bab[ae]ski nâm mahalden sallar ile karşu Rûmeli tarafına at çıkarup Gelibolu câniblerin nehb ü gâret ederek İpsala ibtidâ salâdan galat olan yeri ibtidâ cum‘a gün anı feth edüp ibtidâ salâ okuduklarıyçün ibtidâ salâdan galat İpsala derler. Ve günden güne askerin gerüsü gelerek Gelibolu kal‘asın feth etdükde Gâzî Süleymân Paşa kal‘a kapusunda el urup bismillâhirrahmânirrahîm târîh sene 761 olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y39b ·
metinde göster ·
Nîl kenârında âyende vü revendenin güzergâhı bir iskeledir. Cümle halk Sa‘îd'e bundan karşuya ubûr eder. Ve bu mahalde hurde emîni bir külbede oturup cümle mürûr eden tüccârlardan gümrük alır. Hakîr gemi ile karşu geçüp Cîze kâşifi hudûdunda nîm sâ‘at Nîl kenârınca kıbleye gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y361a ·
metinde göster ·
… Fortacı Ahmed Paşa havfından ve Kara Nâ’ib aşkıyâ zorba derdinden bir gece gemi
ile karşu
Yemen'de imâma varup dahil düşdü. Beri tarafda vilâyet hâkimsiz kalup hakîr dah …
Hakîr sultânına gitmeğe kasd etdim idi. Lâkin bu mahalde Habeş diyârında azîm isyân [u] tuğyân olup cümle kul gulû-yı âm edüp Fortacı Ahmed Paşa havfından ve Kara Nâ’ib aşkıyâ zorba derdinden bir gece gemi ile karşu Yemen'de imâma varup dahil düşdü. Beri tarafda vilâyet hâkimsiz kalup hakîr dahi garîb kaldım ve gayrı diyâra dahi gidemedim. Bu mahalde karadan gönderdiğimiz huddâmlarımız atlarımız ile gelüp böyle cezîre yerde başımıza bir belâ-yı siyâh olup âhir herkese iltiyâm-ı medâr ederek bi'z-zarûrî bu Musova'dan bir kayığa binüp cenûb cânibine bir tüfeng menzili yer,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y439a ·
metinde göster ·