… mmâ Hudâ âlimdir bir ter ü tâze peynirdir kim bal ile mahlût olsa, ısıcak ekmek
ile tenâvül
olunsa âdem şehîd olmalı olunca yemek mümkündür.
Esnâf-ı teleme peynirciyân: Neferât 300, bunların dükkânları yokdur. Ekseriyyâ cümle Arnavu[d] tâ’ifesidir. Sırıklar üzre ikişer üçer yüz beyâz bez tobralar içre teleme peynirlerin doldurup sırıklara bağlayup omuzlarında gezdirüp "Teleme peynir" deyü feryâd edüp gezerler. Ammâ Hudâ âlimdir bir ter ü tâze peynirdir kim bal ile mahlût olsa, ısıcak ekmek ile tenâvül olunsa âdem şehîd olmalı olunca yemek mümkündür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 167b ·
metinde göster ·
Ammâ bunların mahbûblarından ziyâde yürük tâ’ifesinin ve Çıtak halkının ve yobaz kavminin ve haylaz tâ’ifesinin dövledâr ve mücessem mahbûbe-i zamâne ve fitne-engiz-i cihâne duhter-i pâkîze-ahterleri olur kim her birinin reng-i rûyları humret üzre olup gil-i gül ruhları ruhsâre-i mahbûb-ı frenkdir. Kâmil beş gün bunların obalarında 142b süd ve kaymak ve yoğurd ve kölemez ve hoşmerim ve tereyağıyla pişmiş bazlama ve damzırma ve sızırma ve katık ve teleme peyniri ve ağız ve ekir ve uyku ve ayran ve yayık ve pişi ve katmerce ve poğaça ve ezme ve yazma misilli ta‘âmlar ki bu yaylalarda yürükâna mahsûs et‘ıme-i hafîfeleri tenâvül edüp semîn kuzu büryânları ile ten-perver olup mücessem olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 142a–142b ·
metinde göster ·
… böyle bir nân-pâre verdim. Al imdi bu dahi eyle bir nân-pâredir, safâ-yı hâtır
ile tenâvül
edüp mansûr u muzaffer olup ye" deyü elime ol hubuz pâresin verüp dest-i şerîfi …
Ve min'l-bedâyi‘-i rü’yâ-yı sâliha: Bu gice menâmımda merhûm ve mağfûrun leh tâbe serâh ve ce‘ale'l-cenneti misvâh efendim Sultân Murâd merhûmu gördüm ki elinde bir hâs ve beyâz Tophâne somunu var. "Ahmed bu somunu gördün mü, hayli lezîz nân-pâredir. Bunu Kürdistânlı bir âdem pişirir. Bu ekmeği bir kerre İpşir ol Kürd'den istedi, ol âdem İpşir'e bu ekmeği vermedi. Ammâ gâyet lezîz ekmekdir. Bir kerre sana Van'ın iç kal‘asında böyle bir nân-pâre verdim. Al imdi bu dahi eyle bir nân-pâredir, safâ-yı hâtır ile tenâvül edüp mansûr u muzaffer olup ye" deyü elime ol hubuz pâresin verüp dest-i şerîfin bûs edüp "Pâdişâhım bu ekmeğe kan bulaşmış, niçe tenâvül olunur?" dedim. "Ol kanlı pâreden kızım İsmihân Kaya'm hâtûnuna gönder, yıkayup tenâvül etsin ve bir parçasın Bitlis Hânı'na ver, mâ‘adâsın sen ye" dediler. Ve aceb vâkı‘adır, hayr ola, dediler. Hakîr dahi ta‘accüb edüp "Seyecîü inşâallah hayrun"dur, dedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 182a ·
metinde göster ·
… dâr etdim. Al imdi bu nân-pâreyi şimdi sana Van'daki gibi verdim. Safâ-yı hâtır
ile tenâvül
edüp mansûr u muzaffer ol." deyü ol nân-pâresin verdikde dest-i şerîfin bûs etd …
Buyurdular kim ol gice menâmımda efendim Gâzî 260b Murâd Hân'ı görürüm kim elinde bir hâs ve beyâz Tophâne somunu var, "Ahmed bu somunu gördün mü, hayli lezîz nân-pâredir. Bu ekmeği Kürdistân-ı Van'da bir âdem pişirir. Bir kerre bu ekmeği İpşir Paşa ol ekmeği Kürd'den istedi. Ol âdem İpşir'e bu ekmekden vermedi. Ammâ ben sana bir kerre Van'ın içkal‘ası'nda böyle bir nân-pâre verüp silâhdâr etdim. Al imdi bu nân-pâreyi şimdi sana Van'daki gibi verdim. Safâ-yı hâtır ile tenâvül edüp mansûr u muzaffer ol." deyü ol nân-pâresin verdikde dest-i şerîfin bûs etdikde, "Yâ pâ[di]şâhım bu ekmeği ihsân etdin ammâ bu ekmeğe kan bulaşmış, niçe yenir?" dedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 260a–260b ·
metinde göster ·
… e levendâta ve ağavâtlara ta‘yîn verüp sac üzre kavurup ve su ile yoğurup kaşık
ile tenâvül
edüp def‘-i cû‘ etdiler, ammâ yine halkın gözleri doymaz ve yüzleri gülmez ve b …
"Bire gâzîler, siz zahîre bulun, ben bahâsın vereyim" dedikde hele hamd-i Hudâ, kal‘a ağalarından Kargılı Halîl Ağa nâm kimesnenin der-mahzen bin kile darı ve üç bin kile buğdayı var imiş. Derhâl Yûsuf Kethüdâ anı alup ol ân bahâsın verüp cümle levendâta ve ağavâtlara ta‘yîn verüp sac üzre kavurup ve su ile yoğurup kaşık ile tenâvül edüp def‘-i cû‘ etdiler, ammâ yine halkın gözleri doymaz ve yüzleri gülmez ve bir kimse bir kimseye hayır söylemezlerdi, ammâ karınları tok olmağın derûn-ı dilden ve cân [u] gönülden bu hâl üzre üç gün üç gece mahzûr olup kemâkân her bâr ceng-i sadkâr olurdu. Âhir-i kâr cümle guzât meşveret edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 58b ·
metinde göster ·
Bu ceng [ü] cidâl tamâm olduğu gece aslâ Sadrıa‘zam tarafından fermân
ile tenbîh
ü te’kîd olunmadan bi-emrillâhi Ta‘âlâ mukaddemâ Kadızâde İbrâhîm Paşa'nın ibti …
Bu ceng [ü] cidâl tamâm olduğu gece aslâ Sadrıa‘zam tarafından fermân ile tenbîh ü te’kîd olunmadan bi-emrillâhi Ta‘âlâ mukaddemâ Kadızâde İbrâhîm Paşa'nın ibtidâ ale's-seher ceng etdiği yerde şühedâlarımız üzre büklüm büklüm ve burma burma nûr yağdığın niçe bin sulehâ-yı ümmetden kimesneler ve niçe bin gâziyân-ı sâdıkânlar bu mehbit-ı pür-envârı müşâhede edince Sadrıa‘zam tarafından fermân ile çerâğân donanması oldu zann edüp el-azametullâh ol leyle-i muzlimde nehr-i Tuna'nın karşu tarafında ve beri bizim semtimizde olan niçe kerre yüz bin hayme vü hargâhların cemî‘i tınâblarına ve niçe kerre yüz bin aded kargı mızraklar üzre niçe kerre yüz bin fânûslar ve kanâdîller ve şem‘-i rîhler ve şem‘-i rîhler ve lâ-yu‘ad ve lâ-yuhsâ meş‘aller ile eyle çerâğân olup zîb ü ziynet oldu kim ol şeb-i muzlim rûz-ı rûşen-misâl leyle-i Kadr olup cümle şühedâlarımızın ervâhları inşâallâh pür-nûr olmuş alâmetleri olup gûyâ eflâk-i seb‘anın kevâkibleri ve seb‘a-i seyyâre ve sitâre-i mirrîh ve zühre ve utarid ve müşterî ve zühal ve şems ü kamer ve ferkadân ve necm-i sâbite ve süheyl-i Yemenî misilli encümânlar {gûyâ} bir yere müctemi‘ olup sahrâ-yı Üstürgon'u ol karanu gecede rûz-ı nevrûz-ı Hârzemşâhî gibi küşâde olmuşdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 107a ·
metinde göster ·
Ve Pıraçalı Mustafâ Paşa Çemerne yaylasında kalmak
ile tenbîhi
üzre kethudâsı hakîre iki kîse ve üç gulâm 160b ve beş re’s müsellah Taşlıca …
Ve Pıraçalı Mustafâ Paşa Çemerne yaylasında kalmak ile tenbîhi üzre kethudâsı hakîre iki kîse ve üç gulâm 160b ve beş re’s müsellah Taşlıca bârgîrleri ve beş tazı ve beş zağar ve iki doğan ve beş dâne Hersek atmacası verdi kim bir diyârda misli yokdur ve beş çuka ve beş donluk Ciniviz katîfesi ihsân aldık.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 160a–160b ·
metinde göster ·
Hattâ Âl-i Osmân dahi Maskov Kazağından havf ederler kim kerrât
ile Ten
nehri ile Âl-i Osmân'ın Azak kal‘ası önünden Kazak geçüp Karadeniz etrâfını gec …
Hattâ Âl-i Osmân dahi Maskov Kazağından havf ederler kim kerrât ile Ten nehri ile Âl-i Osmân'ın Azak kal‘ası önünden Kazak geçüp Karadeniz etrâfını gecelerde urur idi. Hamd-i Hudâ Sultân Mehemmed Hân-ı Râbi‘ ibn İbrâhîm Hân Köpürlü vezîr re'yiyle Azak kal‘asından yukaru Sedd-i İslâm nâm iki aded kal‘a-i benâmları nehr-i Ten kenârında karşu karşuya binâ edüp Ten nehri üzre kalın zencîrler gerüp Kazak-ı âk kayıkları Karadeniz'e çıkmaz oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 167a ·
metinde göster ·
… u ve Süd suyu ve Özi suyu ve Muş suyu ve Ten suyu Azak dibindedir. Bu Edil suyu
ile Ten
suyunun mâbeynleri bir konak yerdir. Ammâ bu mezkûr suların cümlesinden azîm ha …
Andan Ceyhûn ve Seyhûn ve Cihân-ı Rûm ve Araz ve Kür suyu ve Rûm'da Sava ve Drava ve Arda ve Meriç ve Tunca ve Tise ve Turla ve Aksu ve Süd suyu ve Özi suyu ve Muş suyu ve Ten suyu Azak dibindedir. Bu Edil suyu ile Ten suyunun mâbeynleri bir konak yerdir. Ammâ bu mezkûr suların cümlesinden azîm hakkâ ki bu Edil nehridir kim bundan azîm nehri hakîr gördüğüm yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 168b ·
metinde göster ·
… acı olmak üzredir. Ammâ bu şehrin zeytûnu dahi tâze iken sâ’ir meyve gibi ekmek
ile tenâvül
olunur. Gûnâ-gûn dânedâr ve iri ve yağlı zeytûnu olur kim aşlama ta‘bîr ederler …
Ve iki yüz kırk zeytûnyağı değirmenleri vardır. Ve bu şehirde hâsıl olan zeytûn ve zeytûnyağı Edremit şehrinde ve Karaburun kazâsında olmaz. Zîrâ tağ u taşı iki konak yer zeytûn hıyâbânı ormanından âdem güzer edemez. Ve zeytûnun bi-emrillâh hilkatı acı olmak üzredir. Ammâ bu şehrin zeytûnu dahi tâze iken sâ’ir meyve gibi ekmek ile tenâvül olunur. Gûnâ-gûn dânedâr ve iri ve yağlı zeytûnu olur kim aşlama ta‘bîr ederler bir gûne mor reng cevz-i rûmî kadar iri zeytûnu var. Kemâlin buldukda ağacından silküp a‘yân-ı vilâyet birbirlerine hedâyâ gönderirler. Rub‘-ı meskûnda nazîri yokdur. Belki Arapça âyeti bu zeytûn hakkında nâzil olmuş ola. Gâyet lezîz zeytûndur. Ve bu şehir halkı bu makûle mukavvî zeytûnları tenâvül etdiklerinden kesret üzre cimâ‘ edüp ol kadar evlâd [u] ensâbları var kim ta‘bîr olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y50a ·
metinde göster ·
… lı, ensesi dağlı ve bir câmi‘ ve mescidli karyedir. Ve halkı yaylak âdemi olmak
ile tendürüst
mahbûb âdemleri vardır.
Karye-i (---): İki yüz hâneli bâğçe ve bâğlı, ensesi dağlı ve bir câmi‘ ve mescidli karyedir. Ve halkı yaylak âdemi olmak ile tendürüst mahbûb âdemleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y79b ·
metinde göster ·
… cemî‘i ahâlî-i vilâyet bu cây-ı Y 88a safâda zevk [u] sefâ edüp ayş [u] işret
ile tenperver
olup sûrlar ve gencerler ve at koşuşları ve güleşler olup öğdiller ve ihsânlar …
Ve âb [u] hevâsının letâfetinden niçe bin yük Tire ipliğin bunda gasl edüp beyâz pembe-misâl olur. Ve cemî‘i ahâlî-i vilâyet bu cây-ı Y 88a safâda zevk [u] sefâ edüp ayş [u] işret ile tenperver olup sûrlar ve gencerler ve at koşuşları ve güleşler olup öğdiller ve ihsânlar bezl olunur azîm teferrücgâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y87b–Y88a ·
metinde göster ·
… nlar dahi sultânü'l-ulemâ külâhı geyerler. Ve bu meydânın kapusu üzre celî hatt
ile Arapça tenmîd
olunmuşdur.
Ve bir azîm meydânı vardır. Anda her sabâh cümle fukarâ cem‘ olup evrâd [u] ezkârlarına müdâvemet ederler. Acîb ü garîb perhîzkâr fukarâsı vardır. Bunlar dahi sultânü'l-ulemâ külâhı geyerler. Ve bu meydânın kapusu üzre celî hatt ile Arapça tenmîd olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y173b ·
metinde göster ·
… k ve kayalıklı Y 180a yerde vâki‘ olmağile hevâsı sakîldir, ammâ halkı perhîz
ile ten-dürüstlerdir
. Ve fukarâsı çokdur. Ve fâhişe ve Yahûdî ve kefere gelüp tavattun etmez ve geli …
Ve bu şehrin dahi Lâtikıyye gibi taşra kal‘ası vîrândır. Hâlâ câ-be-câ âsar-ı binâları nümâyândır. Ve bu şehir dahi taşlık ve kayalıklı Y 180a yerde vâki‘ olmağile hevâsı sakîldir, ammâ halkı perhîz ile ten-dürüstlerdir. Ve fukarâsı çokdur. Ve fâhişe ve Yahûdî ve kefere gelüp tavattun etmez ve gelirse mu‘ammer olmaz, zîrâ nazargâh-ı mahbûb-ı Hudâ İbrâhîm-i Edhem'dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y179b–Y180a ·
metinde göster ·
… r deyr-i atîkdir. Hazret-i Îsâ'ya bunda mâ’ide nâzil olup on iki havâriyyûnları
ile tenâvül
ederlermiş. Hâlâ bu deyrin mağâralarından ol mâ’ideden râhibler teberrüken ve t …
Deyr-i Hayhûn nâm bir manastır vardır. Hâlâ içinde ruhbânları vardır. Hazret-i Îsâ bunda ibâdet etdüği bir deyr-i atîkdir. Hazret-i Îsâ'ya bunda mâ’ide nâzil olup on iki havâriyyûnları ile tenâvül ederlermiş. Hâlâ bu deyrin mağâralarından ol mâ’ideden râhibler teberrüken ve teyemmünen tuc sandûklar içre mahfûz durur. Ve mâ’ide ile nâzil Y 220b olan kılâye ve sofra andadır muhakkak. Zîrâ bu Rûm kavmi Hazret-i Îsâ cemî‘i eşyâsın hıfz edüp sâ’ir ahvâlât mu‘cizelerin tahrîr etmişlerdir. Ve yine Ayn-ı Selvân'ın şarkında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y220a–Y220b ·
metinde göster ·
… t-i Hamza'ya varup anda şeyhü'l-harem Dâvûd Ağa ziyâfetin Emîrü'l-hac Özbek Beğ
ile tenâvül
edüp yine Medîne'ye geldik.
Ale's-sabâh mümkün olduğu mertebe ziyâretler edüp yine Hazret-i Hamza'ya varup anda şeyhü'l-harem Dâvûd Ağa ziyâfetin Emîrü'l-hac Özbek Beğ ile tenâvül edüp yine Medîne'ye geldik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y368b ·
metinde göster ·
… ur, hemân leb-ber-leb bir ma‘cûn-ı mukavvîdir. Ucundan kabuğu soyulur. Ve şeker
ile tenâvül
olunsa dahi latîf olur. Dörd beş dânesi tenâvül olunsa, lahm yemiş kadar gınâ v …
Evvelâ mevz: bir turfe şeydir. Ağac desen değildir, ammâ kaddi ağaç kadar vardır. Her sene yerden iki âdem kaddi kadar çıkup ve âdem uyluğu kalınlığında olup içi mâl-â-mâl sudur, sıkarsan suyu çıkar, bunun hakkındadır. Ve yaprakları yorkan kilim kadar yeşil yeşil filandıra bayraklar gibi yaprakları olur. Ve yapraklar mâbeyninde tâ zirvesinde birer salkım mevz verir. Ve her salkımı mûm sofrası gibi bir yeşil tekerlek kenârında ikişer kat sıra sıra dizilmiş iki yüz dahi ziyâde ve noksân sarı patlıcan-misâl mevzlerdir. Kemâlin bulunca sapsarı kehrübâr olur. Andan koparup Y 238a tenâvül ederler. İbtidâsı yeşildir. Gerçi sûretde patlıcan-misâl mevzûndur, ammâ içinde patlıcan gibi tohumu yokdur, hemân leb-ber-leb bir ma‘cûn-ı mukavvîdir. Ucundan kabuğu soyulur. Ve şeker ile tenâvül olunsa dahi latîf olur. Dörd beş dânesi tenâvül olunsa, lahm yemiş kadar gınâ verüp gâyet tok tutar. Serî‘u'l-hazmdır ve gâyet nâfi‘dir. Bedene kuvvet verüp menîyi ziyâde edüp kuvvet-i basarı dahi ziyâde eder ve tabî‘atı i‘tidâl üzre eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y237b–Y238a ·
metinde göster ·
Abdüllâvî: Bu dahi kavun ta‘mında abdüllâvî derler bir turfe şeydir. Ortası yumru, iki başları ikişer üçer karış P 244b sivri ve eğri ve büğrü ve bir tarafı büğrü yılan alacası-misâl alacadır. Ve içi yine kavun çekirdeği gibi çekirdeği var. Ammâ lezzetde sehel humûzeti var. Ve hikmet üzre tabî‘atı bürûdet üzredir, ammâ mesâne mecrâsına gâyet müdrirdir. Ammâ yılan eşkâlinde olmak ile tenâvül olunmada âdeme ikrâh gelür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y238b ·
metinde göster ·
… edüp nârları önüne koduk. Hemân yatdığı yerden nârın birin ol zehr-i mâr kabuğu
ile tenâvül
etdi ve fukarâlarına birer nâr ve cümlemize birer nâr verdi. Ammâ bizim getürdi …
Herbirimize birer lisân-ı hâl ile iltifâtları edüp nârları önüne koduk. Hemân yatdığı yerden nârın birin ol zehr-i mâr kabuğu ile tenâvül etdi ve fukarâlarına birer nâr ve cümlemize birer nâr verdi. Ammâ bizim getürdiğimiz cümle tokuz nâr idi, anlar on sekiz nâr taksîm etdiler. Ve her birimize birer parça yatan(?) taşları verdi. Bir büyük taş dahi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y247a ·
metinde göster ·
Bu cem‘iyyet-i kübrâda ise nass-ı kâtı‘ üzre fukarâ ve mesâkîn ve yetîm ve esîr cümle mevcûd idi. Cümle mahlûk-ı Hudâ ni‘met-i Celîl'i berekât-ı Halîl ile tenâvül edüp def‘-i cû‘ eyleyüp ba‘de'd-du‘â ve senâ tevhîd [ü] tezkîre mübâşeret olunup vakt-i ışâda rîh-i sarsar sâkin olup şeyh Mustafâ akabesinden bir top atılup muvâfık eyyâm-ı müsâ‘id ile cereyân ederek her gemide niçe bin kanâdîller ile eşâreler çerâğân olup ecnâs-ı mahlûkât kimi top ve kimi tüfeng ve kimi fişeng atarak ol gece Nîl kenârının tarafeyninde niçe yüz bâğ-ı behişt-misâl âbâdân belîdeler ubûr olunup Nîl-i mübârek yüzü çerâğân olmuş müzeyyen akabeler ile zeyn olup gemilerin mellâhları yemînek ve yesârek diyerek ba‘zı gemiler kürek çekerek ve "Yâ Mevlâ" ve "Yâ Fettâh" sadâsı ile ubûr olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y280a ·
metinde göster ·