… lâdıdır. Halkdan münzevî bir künc-i fenâyı ihtiyâr etmiş bir ihtiyâr ve tâlib-i
ilm ve
sâhib-i hilm kimesne idi. Kuddise sırruhu. 99a Ve,
eş-Şeyh Abdülkâdir bin Sa‘dullâh bin Akşemseddîn: Bunlar Azîz hazretlerinin evlâd-ı evlâdıdır. Halkdan münzevî bir künc-i fenâyı ihtiyâr etmiş bir ihtiyâr ve tâlib-i ilm ve sâhib-i hilm kimesne idi. Kuddise sırruhu. 99a Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 98b–99a ·
metinde göster ·
… endi: Pederinden sonra bunlar Melek Ahmed Paşa'ya re’îs oldular. Fâzıl ve ehl-i
ilm ve
dîvân sâhibi ve ilm-i inşâda üç mücelled te’lîfâtı vardır kim Siyer-i Veysî anı …
Ve şu‘arâ Alî Cânı ibn Gınâyî Efendi: Pederinden sonra bunlar Melek Ahmed Paşa'ya re’îs oldular. Fâzıl ve ehl-i ilm ve dîvân sâhibi ve ilm-i inşâda üç mücelled te’lîfâtı vardır kim Siyer-i Veysî anın yanında kelâm-ı tıfl-ı ebced-hândır. Bir hâluk meclis-ârâ çelebî idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 250a ·
metinde göster ·
ulemâsı ve musannif ve mü’ellifi ve şu‘arâları fesâhat u belâgat üzre söze gels …
Ammâ ehl-i ilm ve ulemâsı ve musannif ve mü’ellifi ve şu‘arâları fesâhat u belâgat üzre söze gelseler kelâm-ı örfiyyede talâkat-ı lisânları olup bedî‘u'l-beyân ve fasîhu'l-lisân kelimât eder erbâb-ı ma‘ârifleri vardır. Husûsan Hattat Ömer Çelebi ve
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 288a ·
metinde göster ·
… giydirdi. Böyle bir sâhib-i kerem hân idi. Ve kırk elli aded dûrbîn-i fikr [u]
ilm ve
dânâ ve fâzıl u kâmil nedîm ve musâhibleri var kim her biri tekmîl-i fünûn etmi …
Ve mihmânhânemize karîb Zâl Paşa hammâmı, bu dahi vâcibü's-seyr havâsı ve binâsı hûb, dellâkleri mahbûb ve gayrı huddâmları mergûb hammâm-ı ferah-cândır. Bunun dahi cümle der-i dîvârı Kâşî, fağfûr-i Çîndir. Ve ferşi serâpâ sâfî yeşim ve yerekânî ve balgamî ve mermer-i somâkî ile döşenmiş bir hammâm-ı münevverdir kim cemî‘î camları billûr ve necef ve morandır. Ve kubbe-i âlîsinin ortasında aşren-fe-‘aşr bir havz-ı azîmi var, cümle dilberânlar onda deniz mâliki gibi şinâverlik ederler. Bu havz içre hammâmcı beher yevm birer şele, ya‘nî birer sepet berk-i verd-i handân döküp gûyâ cümle dilberân gülâb içinde şinâverlik edüp beyâz vücûdlarına gül yaprakları yapışup sîmîn tenleri gül gül olup gül ruhları âlu'l-âl, gülfâm lebleri la‘l-i Bedehşân-misâl olur. Ve cemî‘î dilberânları bî-bâk u bî-pervâ havz içre perr-i tâvûsî perendeler ve kebûterî perendeler atup şivekârlığ ve çâresâzlığ edüp arz-ı 295b ma‘rifet edüp ırz [u] vakârların setr eder bir alay mahbûbândır. Hulâsa-i kelâm bu hammâm-ı hoş-hevâ ve hoş-binânın midhatinde ve hüsn-i letâfet ve nezâfet ciheti ta‘rîf ve tavsîfinde Hassân u Selmân dahi âcizdir, değil ki bu hakîr Evliyâ-yı âciz, acz u taksîriyle medh etmek ne mümkündür. Ve esvâk-ı şâhî içre ankâ hâcegiyân ve mün‘im sevdâgerânlar vardır kim her biri niçe yüz bin tümen mâl-ı firâvâna ve gencîne-i Kârûn'a mâlik mâldâr tüccâr-ı berr u bihâr âdemler vardır. Ve cümle halkı ehl-i zevk ve ehl-i şevk ve ıyş [u] ışret sâhibleridir kim rûz-merre birer bâğda ıyş [u] ışret ederler. Hattâ Nahşivân Hânı Rızâeddîn Hân bize istikbâle çıkdıkda elçisiyle hakîri doğru bir bâğa götürüp nâme ve muhabbetnâmeler bâğda kırâ’at olunup cümle a‘yân-ı kibâr-ı Nahşivân anda hâzır olup bir ziyâfet-i uzmâ ve bir meclis-i sâz u söz-i hânendegân u mutrıbân sohbeti olmuşdur kim gûyâ meclis-i Hüseyn-i Ba[y]kara oldu. Meğer Hân-ı âlî-şân, sâhib-i tab‘, hoş-sohbet cân imiş. Sultân Murâd'a Bağdâd'ı veren Şâh Safî'nin hazînedârbaşılığından hân olmuş Gürcî-peçe Aristo-fikr kimesnedir. İsmine Devlet Mirza Hân nâm vermişler, bir nâmdâr er idi. Bu bâğda ba‘de'z-ziyâfe ibtidâ kendüye paşa efendimiz tarafından elçilik ile gelen Alacaatlı Hasan Ağa'ya ve hakîre birer hil‘at-i fâhire ve onar tümen hammâm-bahâ Abbâsî ve birer at ihsân edüp kendi elçisine dahi hil‘at-i fâhire giydirdi. Böyle bir sâhib-i kerem hân idi. Ve kırk elli aded dûrbîn-i fikr [u] ilm ve dânâ ve fâzıl u kâmil nedîm ve musâhibleri var kim her biri tekmîl-i fünûn etmiş nedîm-i şehriyârîlerdir. Bu şehrin re‘âyâ vü berâyâsı lisân-ı Dihkan'ı kelimât ederler, ammâ ârif şâ‘irleri ve nedîm ve zarîfleri, zarâfet ve nezâketle lisân-ı Pehlevî ve lisân-ı Moğolî kelimât ederler kim lisân-ı kadîmlerdir. Ve şehirleri dahi kadîmdir kim böyle kelimât ederler. Evvelâ lisân-ı Dehkanî ve lisân-ı Derî ve lisân-ı Fârisî ve Pârisî ve lisân-ı Gâzî ve lisân-ı Pehlevî kelimât etdikleri dahi mahalliyle terkîm olunur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 295a–295b ·
metinde göster ·
… şemseddîn. Bunlar azîz hazretlerinin evlâd-ı evlâdıdır. Halkdan münzevî tâlib-i
ilm ve
sâhib-i hilm kimesne idi. Cedd-i büzürgvârlarının kubbesi hâricinde medfûnlar.
Ve ziyâret-i eş-Şeyh Abdülkâdir b. Sa‘dullah b. Akşemseddîn. Bunlar azîz hazretlerinin evlâd-ı evlâdıdır. Halkdan münzevî tâlib-i ilm ve sâhib-i hilm kimesne idi. Cedd-i büzürgvârlarının kubbesi hâricinde medfûnlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 368b ·
metinde göster ·
… olmasın deyü bu im‘ân-nazar ile bu eşkâle dikkat-ı tâmm edüp nazar etdim, ammâ
ilme'l-yakîn ve
hakka'l-yakîn hâsıl etdim ki hemân bu makramadaki eşkâl-i mehîb sûret-i Hazret- …
Şehr-i Urfa içre Halîlü'r-rahmân âsitânesi kurbunda Çanlı Kenîse derler binâ-yı kadîm bir musanna‘ deyr-i azîmdir. Hazret-i Mesîh mübârek vech-i şerîflerin sildiği makrama andadır kim ol deyrin hazînesinde gâyet mahfûzdur. Zîrâ taraf-ı mülûkdan havf ederler kim selâtînler haberdâr olurlarsa ol makramayı hazîneye alırlar deyü ihtirâz edüp hıfz ederler. Şehir a‘yânlarının bile bu destmâl-i İsâ'dan haberleri yokdur, ammâ bu hakîr Rûmlar ile çok ihtilât edüp anların Yanvan Târîhlerin istimâ‘ etmek ile bu hakîr Bağdâd'a giderken bu Urfa içre ol deyre girüp ruhbânlardan makramayı görmeğe ricâ etdim. "Bizim deyrimizde ol gûne makrama yokdur" deyü inkâr etdiler. Hakîr İncîl'lerine ve Hazret-i İsâ hakkına yemîn edüp kimesneye ol makramayı ahvâlin keşf-i râz etmeyim deyü ta‘ahhüd eylediğimde hakîri bir muzlim gâra götürüp taşrada huddâmlarım kalup ol gâr içre on iki cevâhir kandîl çerâgân olup bir dollâbdan bir sandûka ve ol sandûkadan bir cevâhirli kutu çıkardılar, gûnâ-gûn bükâ vü nâlişler ile cevâhir kutuyu küşâde edüp müşk ü amber-i hâm râyihası dimâğımı mu‘attar edüp destmâl-i şerîf manzûrumuz olmuşdur. Çâr-kûşe bir aselî levn makramadır. Tûlen ve arzen iki zirâ‘ gelir. Hurmâ-yı Mekke lîfinden gazl olunup dokunmuş. Hazret-i İsâ Tûr-ı Sînâ'ya tecellî-yi cemâl-i Rabbü'l-izzet içün urûc etdükde kendüye tecellî müyesser olup hicâb-ı Rabbü'l-izzet'den İsâ Nebî arak-âlûd olduklarında bu destmâl ile vech-i şerîflerin Mesîh Nebî mesh etdiklerinde bi-emrillâhi Te‘âlâ vech-i şerîflerinin şekl-i münevveri makramaya te’sîr edüp yed-i kudret ile tahrîr olunmuş bir sihr-i mübîn-âsâ sûret-i İsâ demdir kim gören anı zî-rûh zann eder. Hemân bir deme muhtâc sûret-i Mesîh-enfâsdır kim füsûn-i işve ve nazarda tebessümde gûyâ hayatdadır. Hele bu hakîrin şübhesi kalmadı kim eşkâl-i te’sîr-i Hazret-i İsâ'dır. Ve hakîr bu kadar erbâb-ı ma‘ârif ile ihtilâtımızda ve bu seyâhat-ı tek-â-pûmızda niçe bin sihr-i i‘câz mertebesi hayâl-pesend ma‘rifetler gördüm, bu dahi anlar gibi bir rûhî boya ile Frenk Mânî kalemi olmasın deyü bu im‘ân-nazar ile bu eşkâle dikkat-ı tâmm edüp nazar etdim, ammâ ilme'l-yakîn ve hakka'l-yakîn hâsıl etdim ki hemân bu makramadaki eşkâl-i mehîb sûret-i Hazret-i İsâ'dır. Zirâ benî Âdem gördükde vücûduna lerzân hâsıl olup âdemi dehşet alur. Bu gûne bir makramadır. Teberrüken bu hakîr sağ elimle makramayı mesh edüp yüzüme sürüp bu makrama bu gûne temâşâ etdim. Ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 57b ·
metinde göster ·
… t-i Hamza oldu kim gûyâ Ebü'l-Me’âl-i Kayserî oldu. Zamânında anınla mübâhase-i
ilm ve
imtihân-ı fenn-i şi‘ir etmeğe İmrü'l-Kays ve Hassân ve Razvî-i Belhî kâdir deği …
Menâkıb-ı Süheyb: Bir gün bu Abdülvahhâb, Hazret'e eydür, "Yâ Resûl! Bu gice vâkı‘amda mübârek dest-i şerîfinizle yedi kerre {benim agzıma} beyâz daru doldurdunuz" der. Hazret-i Habîb buyurdular kim "Yâ Süheyb! Müjde sana kim cihân-ârâ ulemâ-yı mütebahhirînden müfessir ve muhaddis ve musannif olup Ebü'l-Me'âl olursun" buyurdular. Andan sonra bu Süheyb-i Rûmî lâ-nazîr ulemâ olup tâ Hazret-i İmâm-ı A‘zam ve Hümâm-ı Akdem'e gelince mu‘ammer olup İmâm-ı Hümâm ile mübâhase-i ilm edüp İmâm bunlardan şerâ‘it-i vuzû‘ ve guslü ve tertîb-i rükû‘ [u] sücûdu sünnet-i Resûlullâh üzre bunlardan ahz eylemişdir ve Hazret asrında bu Süheyb 78b eyle şâ‘ir u mâhir ü meddâh-ı Resûl ve meddâh-ı gazavât-ı Hazret-i Hamza oldu kim gûyâ Ebü'l-Me’âl-i Kayserî oldu. Zamânında anınla mübâhase-i ilm ve imtihân-ı fenn-i şi‘ir etmeğe İmrü'l-Kays ve Hassân ve Razvî-i Belhî kâdir değiller idi. {Ve Hazret-i Resûl huzûrunda ve cümle ashâb-ı güzîn beyninde kıssa-hânlık edüp cümle meddâhların silsilesi ana çıkar}. Ashâb-ı güzîn ta‘accüb edüp vâkı‘asında Hazret-i Resûl Süheyb'in ağzına darı doldurduğu rü’yâsı te’sîridir derlerdi. Hazret-i Resûl intikâlinden sonra Çâryâr-ı Güzîn'in hilâfetlerinde hizmet edüp Hazret-i Alî'den sonra hilâfet Mu‘âviye'ye değüp anlar hasîs u le’îm u ekûl olduğundan anlar ile ülfet etmeyüp âlem-i seyâhata çıkdı. Hattâ Yezîd ibn Mu‘âviye asrında deşt-i Kerbelâ'da İmâm Hüseyin tarafından bulunup ol hâdise-i pür-melâlde dibelik dâğ-ı derûn hâsıl edüp Basra'ya firâr edüp anda dahi karâr edemeyüp diyâr-ı Acem'de çok seyâhat edüp âhir vatan-ı aslîsi olan şehr-i Sivas-ı Rûm'a gelüp anda hâlâ kabri olan kaya üzre bir gâr-ı kadîm içre halkdan münzevî olup tâ‘at [u] ibâdâta meşgûl iken kayser-i Rûm kızı buna âşık olup ol dahi ana meyl [ü] muhabbet edüp mürted oldu derler. Hâşâ sümme hâşâ! Ol kızı ve kızın babasını ve üç bin aded âdemlerin cümle İslâm ile müşerref edüp ba‘dehû yüz on sene dahi mu‘ammer olup niçe müctehidîn bunlardan ve Baba Rüten-i Hindî'den mesâ’il-i şer‘iyyeler ahz etmişlerdir. Zîrâ Baba-yı Rüten dahi ashâb-ı güzînden olup cümle müddet-i ömrü sekiz yüz sene olmuşdur, zîrâ arkasın Hazret-i Resûl sığamışdır. Ammâ bu Süheyb Baba Rüten kadar mu‘ammer olmadı. Ammâ bahr-i ma‘ârif [ü] ummân-ı hakîkî olup âhir murğ-ı dili bâz-ı ecelden halâs olmayup dâm-ı gûra düşüp hâric-i Sivas'da mezkûr kaya üzre bir ulu âsitâne-i kübrâda medfûndur. Bunların hakkında Hazret-i Habîb-i Hudâ buyururlar kim hadîs-i şerîfdir kim Firdevsü'l-Ahbâr'da mestûrdur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 78a–78b ·
metinde göster ·
… ebâbları olur ve her köşe-i mesîregâhda gûnâ-gûn sohbetler olup kimi mübâhase-i
ilm ve
kimi ebyât-ı eş‘âr ve kimi meddâhân-ı kıssahân kimi mukallidân-ı mudhikân ve ki …
Ve bu çemenistânda selef sâhib-i hayrâtları gûnâ-gûn çemenzâr mastabalar ve müte‘addid soffalar ve matbah-ı Keykâvûslarında mâ-i cârîler ile kebâb âsiyâbları etmişler kim niçe yüz şişlere koyunları sancup çarhlara koyup dollâbların mâ-i câriyeler deverân etdirerek a‘lâ latîf ter ü tâze kebâbları olur ve her köşe-i mesîregâhda gûnâ-gûn sohbetler olup kimi mübâhase-i ilm ve kimi ebyât-ı eş‘âr ve kimi meddâhân-ı kıssahân kimi mukallidân-ı mudhikân ve kimi sâz u kimi söz ile taraf taraf Hüseyin Baykara fasılları ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 196b ·
metinde göster ·
{Zîrâ bu hakîr-i dâ‘î odur kim} ilme'l-yakîn ve hakka'l-yakîn hâsıl etdiğim tahrîr etmeyüp ayne'l-yakîn hâsıl etdiğim tahrîr etmeği "Elzemü mâlâ yülzem" etmişim ve bu buhayre içre dahi iki aded cezîre-i vâsi‘ler ve ma‘mûrelerdir. Birine,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 295b ·
metinde göster ·
… edîm-i hâslarından olup kal‘a-i Bağdâd'ı temâşâya meşgûl olup alâ kadri'l-imkân
ilme'l-yakîn ve
hakka'l-yakîn ve ayne'l-yakîn hâsıl etdiğimiz ahvâlâtın beyân idelim. Evvelâ,
Hakîr eyitdim, "Sultânım evvelü'r-refîk, sümme't-tarîk fehvâsı üzre Alî Ağa kulunuz ve beğefendi karındaşınız münâsib refîkler olduklarından ve sultânım Bağdâd'da olmayup Düceyle arkın tathîr etmeğe azîmet etdiğinizden birkaç gün diyâr-ı Acem'de şehr-i Hemedân u Dergezîn ve Kum u Kâşân'da ve yetmişyedi pâre şehr-i mu‘azzamlarda eylenüp gezüp bu kadar bilâd-ı mu‘azzamaları seyr [ü] temâşâ edüp sultânımın mübârek cemâl-i bâ-kemâlin görüp bürâder-i azîziniz getirdiğim hizmet-i şerîfinde bulunduk." dedikde paşanın Alî Ağası ve paşanın karındaşı ve mahpus-ı Acem olan mataracıbaşısı gelüp ser-ber-zemîn bûs etdiklerinde hemân Murtezâ Paşa ayağa kalkup bürâder-i mihter-i cân-berâberin bâğrına basup eynindeki semmûr kürki karındaşına giydirüp bir kürk Alî Ağasına ve bir semmûr lipâçe bu hakîre giydirüp Mercâniyye Medresesi cenbinde bu hakîre bir konak verüp cemî‘i me’kûlât [u] meşrûbâtımız ile üç aşbâz ta‘yîn edüp yedi aded hücrelerimiz kalemkârî çin[i]lerle ve harîr haliçeler ve Mardin yasdıklarıyla hânemiz döşeyüp bir kise hammâm akçesi ihsân edüp şeb [u] rûz kendülerinin nedîm-i hâslarından olup kal‘a-i Bağdâd'ı temâşâya meşgûl olup alâ kadri'l-imkân ilme'l-yakîn ve hakka'l-yakîn ve ayne'l-yakîn hâsıl etdiğimiz ahvâlâtın beyân idelim. Evvelâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 332a ·
metinde göster ·
… -i ibret-nümâlar etmiş kim bir vech ile ta‘bîr ü tavsîfi mümkün değildir. Tâ ki
ilme'l-yakîn ve
ayne'l-yakîn hâsıl etmeyince ma‘lûm değildir, ammâ bu hakîr im‘ân-ı nazar ile b …
Ve bu deyrin kapusu tarafına rûz-ı mahşerin meydân-ı Arasât'ını tasvîr edüp bin bir ayak bir ayak üzre bir helc u melc ve vâveylâ ve vâveledâ ve feza‘ u çeza‘ etmiş şekilli tasvîr-i ibret-nümâlar etmiş kim bir vech ile ta‘bîr ü tavsîfi mümkün değildir. Tâ ki ilme'l-yakîn ve ayne'l-yakîn hâsıl etmeyince ma‘lûm değildir, ammâ bu hakîr im‘ân-ı nazar ile bu tasvîrât-ı ibret-nümâlara nazar edüp engüşt ber-dehen etdim, ammâ cümleden ziyâde temâşâsında haz etdiğim tasvîr oldur kim şeytân aleyhi'l-la‘ne fakîri ve iblîs-i pür-telbîs ve darrât u züll ü künnes ü vesvâs er-racîm tasvîrlerin birer gûne eşkâl-i garîbe vü acîbe ve ucube bed-lika ile yazup zebânîler bunları bir hâl-i elîm ile azâb eder yazmış kim gören âdemler safâ edüp gülmeden bî-tâb ü bî-mecâl olup hakîr dahi görüp handeler etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 106b ·
metinde göster ·
… sser olup Karadeniz'in dâ’iren-mâdâr bu vücûd-ı nâzenîn ile geşt [ü] güzâr edüp
ilme'l-yakîn ve
ayne'l-yakîn ve hakka'l-yakîn görüp ıttılâ‘ hâsıl edüp tahrîre cür’et etdik.
Hamd-i Hudâ bu sâl-i meymûnda Alaman Kızılelma gazâsına azîmet etdiğimizde temâşâsı müyesser olup Karadeniz'in dâ’iren-mâdâr bu vücûd-ı nâzenîn ile geşt [ü] güzâr edüp ilme'l-yakîn ve ayne'l-yakîn ve hakka'l-yakîn görüp ıttılâ‘ hâsıl edüp tahrîre cür’et etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 51a ·
metinde göster ·
fâzıl ve kâmil ve âlim ve münşî çelebi idi. Hemân ol ân Kabirova hâssı ağasının …
Bir zarîf ü nahîf çelebi idi, ammâ ehl-i ilm ve fâzıl ve kâmil ve âlim ve münşî çelebi idi. Hemân ol ân Kabirova hâssı ağasının bir gûne ıstılâhât u ibârât ve fesâhat u belâğatle bir arz-ı mahzar tahrîr etmişdir kim ta‘bîr ü tavsîf olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 55a ·
metinde göster ·
… 'e ayândır kim eğer bu câmi‘de olan âsâr-ı acîbeleri ve musanna‘ât-ı garîbeleri
ilme'l-yakîn ve
ayne'l-yakîn ve hakka'l-yakîn hâsıl etdiğimiz mertebe her temâşâ etdiğimizin ev …
Hudâ-yı Müte‘âl'e ayândır kim eğer bu câmi‘de olan âsâr-ı acîbeleri ve musanna‘ât-ı garîbeleri ilme'l-yakîn ve ayne'l-yakîn ve hakka'l-yakîn hâsıl etdiğimiz mertebe her temâşâ etdiğimizin evsâfın tahrîr eylesek başka bir Kızılelma câmi‘i dîvânı olur, ammâ bu câmi‘i im‘ân-ı nazar ile seyr eden seyyâhân-ı berr ü bihâr dünyâda bir kârhâne-i ma‘rifet görüp benî Âdem dahi ne gûne mertebe-i sihr-i ma‘rifet etmeğe kâdir olduğun müşâhede edüp benî Âdemin eşref-i mahlûk olup cümleden mükerrem olduğun bilüp sûre-i (---)Arapça âyetin tilâvet edüp bu câmi‘-i pür-envârda olan tasnî‘ât ve tasvîrât ve temâsilâtları görüp engüşt ber-dehen edüp vâlih ü hayrân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 95a ·
metinde göster ·
Hulâsa-i kelâm bu hakîr-i kemter fakîr bu cengde mevcûd bulunup
ilme'l-yakîn ve
ayne'l-yakîn ve hakka'l-yakîn bildiğim üzre bu cengde asâkir-i Âl-i Osmân münhe …
Hulâsa-i kelâm bu hakîr-i kemter fakîr bu cengde mevcûd bulunup ilme'l-yakîn ve ayne'l-yakîn ve hakka'l-yakîn bildiğim üzre bu cengde asâkir-i Âl-i Osmân münhezim ve üç vezîr mün‘adim ve altı aded mîr-i mîrânlar ve altı aded mîr-i livâlar ve on bir aded alaybeğleri ve yeniçeriyândan bin seksen câmedân beytü'l-mâle teslîm oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 22b ·
metinde göster ·
… ârında ve kimi mesâfe-i ba‘îdede nümâyân kal‘alar var, ammâ mu‘tâd-ı kadîm üzre
ilme'l-yakîn ve
hakka'l-yakîn ve ayne'l-yakîn hâsıl etmeyince kal‘a evsâfların tahrîr etmemek d …
Andan 3 sâ‘atde dağlar ve bâğlar ve taşlar içre giderken bu semtlerde çok kal‘alar nümâyândır. Meselâ kal‘a-i Kopnik ve kal‘a-i Verbi ve kal‘a-i Yemruçe ve kal‘a-i Gırgorifçe ve kal‘a-i Baya ve kal‘a-i Lokay ve niçe kal‘alar dahi kimi Tuna kenârının yemîn ve yesârında ve kimi mesâfe-i ba‘îdede nümâyân kal‘alar var, ammâ mu‘tâd-ı kadîm üzre ilme'l-yakîn ve hakka'l-yakîn ve ayne'l-yakîn hâsıl etmeyince kal‘a evsâfların tahrîr etmemek dâ’im olmağ ile niçe kal‘aları alarkadan temâşâ edüp tahrîrinden dahi âciz olup ubûr ederdik, zîrâ bu Budin serhadlerinde dağdan dağa ve bâğdan bâğa ve niçe geçit başları iskelelerde kal‘alar çokdur. Andan mezkûr Babuniştıra palankasından 3 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 32b ·
metinde göster ·
… da katre ve güneşde zerre kadar tahrîr ve tavsîf olunmak mümkin değildir, tâ ki
ilme'l-yakîn ve
ayne'l-yakîn ve hakka'l-yakîn hâsıl etmeyince olmaz.
Ammâ üstâd nakkâş yed-i tûlâsını ayân içün bu deyrde bir A‘râf tasvîri etmiş kim bir tarafın gören şâd u handân olur, bir tarafı tasvîrin gören müte’ellim olur. Ve bir tarafda meydân-ı Arasât tasvîrâtların gösterüp binbir ayak bir ayak üzre bir helc ü melc vâveylâ [ve] vâledâ ve feza‘ u çeza‘ {eder} şekilli tasvîr-i ibret-nümâlar göstermiş kim âdem gördükde vücûdu berk-i hazân gibi dir dir ditrer. Hulâsa-i kelâm bu cennet ve cehennem ve a‘râf tasvîrlerinin evsâfları deryâda katre ve güneşde zerre kadar tahrîr ve tavsîf olunmak mümkin değildir, tâ ki ilme'l-yakîn ve ayne'l-yakîn ve hakka'l-yakîn hâsıl etmeyince olmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 61a ·
metinde göster ·
… münkir idim, ammâ elhamdü lillâh bu Kefe şehrinde Nâ’ib İbrâhîm Efendi'de görüp
ilme'l-yakîn ve
hakka'l-yakîn ve ayne'l-yakîn vâsıl edüp hakîre dahi bir sebüke altun ihsân etd …
Bu hakîr bu âna dek kırk bir yıldır kim cihân-bân olup âlemi geşt [ü] güzâr edüp kimyâya mâlik sâhib-i ayâr görmemiş idim, ammâ niçe bin mukallidler ile görüşmüşdüm. Bu ilmin aslı ve faslı yokdur deyü ilm-i kâfe münkir idim, ammâ elhamdü lillâh bu Kefe şehrinde Nâ’ib İbrâhîm Efendi'de görüp ilme'l-yakîn ve hakka'l-yakîn ve ayne'l-yakîn vâsıl edüp hakîre dahi bir sebüke altun ihsân etdi kim elimde balmûmu gibi ovalardım. Hattâ bu altunlardan İbrâhîm Efendi habbeler yapup birin sabâh ve üç dâne habbe ahşam yudup ol gün gece aslâ ta‘âm yemezdi. Lâkin bu mertebeye ve bu vasle-i fukarâlara ol kimesne vâsıl oluyor kim ehl-i hâl ola ve salâh-ı hâlde olup kemâl mertebe riyâzât [u] mücâhedeye meşgûl olup esrârı hıfz edüp halkdan münzevî ola. El-hâsıl kibâr-ı evliyâ zümresinden olana, bu kâr nasîb oluyor, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 141b ·
metinde göster ·
ayne'l-yakîn ve hakka'l-yakîn hâsıl etmeğiçün bu şecere-i bâlânın bir dalı gölg …
Hattâ bu hakîr ilme'l-yakîn ve ayne'l-yakîn ve hakka'l-yakîn hâsıl etmeğiçün bu şecere-i bâlânın bir dalı gölgesini vakt-i zuhurda adımladım. Üç bin kırk beş adım yere bu dırahtın sâyesi çemenzâr u lâlezâr yere düşmüş idi. Her tarafındaki dallarına zıll-ı himâyeleri hemçünân dahi ziyâde yere düşmedi. Ve dahi bi-emrillâhi te‘âlâ bu dıraht-ı azîm eyle bir eşkâl-i garîbede halk olunmuşdur kim gûyâ her nihâl-i sun‘-ı Hudâsı birer gûne rûha mâlik nûr berk urur ağaçdır. İm‘ân-ı nazar eden bu dırahtı zî-rûh zann eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 153a ·
metinde göster ·
… ı güc ile gelirdi. Bu kal‘aları ayne'l-yakîn görüp esmâları ma‘lûmumuzdur, ammâ
ilme'l-yakîn ve
hakka'l-yakîn hâsıl edüp içlerine girmediğimizden esmâları ve eşkâlleri tahrîr …
Bu on pâre kirmenlerden elçiye on bin kadar sığırlar ve koyunları hedâyâ verüp her kal‘ada konunca top şâdımânları ederlerdi. Ammâ 180b bu kal‘aların karşu Edil'in öte tarafında azîm kal‘alar görünü[p], anlardan dahi top şâdımânları sadâsı güc ile gelüp istimâ‘ olunurdu, zîrâ bu mahalde nehr-i Edil kırk elli mîl enlidir. Anıniçün karşu kal‘aların topları sadâsı güc ile gelirdi. Bu kal‘aları ayne'l-yakîn görüp esmâları ma‘lûmumuzdur, ammâ ilme'l-yakîn ve hakka'l-yakîn hâsıl edüp içlerine girmediğimizden esmâları ve eşkâlleri tahrîr olunmadı. Andan on birinci günde cânib-i şimâle giderken,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 180a–180b ·
metinde göster ·
… ve Frengistân'da dahi ticâret ederler. Bir fırkası ehl-i hidmet ve biri tâlib-i
ilm ve
biri ehl-i hıref ve biri du‘âgûyânlardır.
Der-kâr [u] kisb-i ehl-i işgâl-i masnû‘ât: Her ehl-i hırefin kâr-ı zîbâları var ammâ ekseriyyâ halkı cümle ankâ tüccârlardır kim Arapça deyü kâr [u] kisb edüp ekseriyyâ bahren Mısır'a giderler ve Frengistân'da dahi ticâret ederler. Bir fırkası ehl-i hidmet ve biri tâlib-i ilm ve biri ehl-i hıref ve biri du‘âgûyânlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 229a ·
metinde göster ·
hakka'l-yakîn ve ayne'l-yakîn hâsıl etmeyince bu Atina vilâyeti ve şehri zamân- …
Ammâ bir âdem bu Atina şehrine varup tâ ilme'l-yakîn ve hakka'l-yakîn ve ayne'l-yakîn hâsıl etmeyince bu Atina vilâyeti ve şehri zamân-ı kadîmde ne idiğin bilimez, zîrâ ta‘rîf ü tavsîf ile olmaz. Mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 253a ·
metinde göster ·
… di, zîrâ zağarcıbaşı olan Zülfikâr Ağa, Gâzî Hüseyin Paşa asrından berü meteris
ilminde ve
asâkir-i İslâmı çeküp çevirmede tekmîl-i fünûn edüp bu Göllük tarafında ale't-t …
Ve ana muttasıl zümre-i yeniçeriyândan Zağarcıbaşı Zülfikâr Ağa ve turnacıbaşı ve samsoncubaşı ve tebdîl olan Haseki Hasan Ağa ve seksen bir cemâ‘at ve elli bir cemâ‘at el-hâsıl yigirmi aded odalar ile zümre-i yeniçeriyân ve cümle beş oda ile cebeciyân ve cümle beş oda ile topçuyân ve cümle bir oda ile kumbaracıyân, altı bölük sipâhiyândan cümle altı bin aded serdengeçdi sipâhân, cümle bu İbrâhîm Paşa kolunda Anatolu sipâhîleriyle berâber meterise girilmiş idi. Ammâ hakkâ ki bu tarz [u] tavr üzre bir vezîr böyle meterise girmemiş idi, zîrâ zağarcıbaşı olan Zülfikâr Ağa, Gâzî Hüseyin Paşa asrından berü meteris ilminde ve asâkir-i İslâmı çeküp çevirmede tekmîl-i fünûn edüp bu Göllük tarafında ale't-tertîb meterisler etmişdir kim ta‘bîr ü tavsîf olunmaz. Cümle kırk pâre balyemez topları, cümle yedi yüz yetmiş aded meteris yolları aralarındaki balyemez toplar Göllük tarafın berbâd ederlerdi. (---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 291a ·
metinde göster ·
Ve eyyâm-ı seyâhatimizde bu aktâr-ı arzda niçe niçe bin emkine-i garîbe ve âsâr-ı dehrden niçe kez hevâdis-i acîbe mânzur ve melhûzum olup gâ’ile-i nisyândan mürekkeb benî Âdem olmamız hasebiyle hâtırdan dûr ve belki esmâ-i eşya-yı meşhûr verâ-yı hicâb-ı hevlde mestûr olmaya, deyü ilme'l-yakîn ve ayne'l-yakîn ve hakka'l-yakîn hâsıl edüp seyr [ü] temâşâ etdiğimiz aktâr-ı alâyim-i sun‘-ı Hudâları ve ibret-nümâ binâları sebt ü zabt ve asirü'l-hıfz olan umûrları rıbka-i elfâz olmayup
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y3b ·
metinde göster ·
… çe kibâr-ı evliyânın nazarı ta‘alluk etmiş bir dâr-ı fuzalâdır. Ve hâlâ tâlib-i
ilmi ve
sâhib-i hilmi çok e‘izze-i kirâmdan kimesneler vardır.
Ve bu şehir gerçi böyle dere içre vâki‘ olmuşdur, ammâ âb [u] hevâsı rûh-efzâ ve sevâhildir. Ve mahbûb ü mahbûbesi çokdur, ammâ kân-ı sulehâ olmağile merd [ü] zenânı mü’eddeb ve mü’eddebelerdir, zîrâ niçe kibâr-ı evliyânın nazarı ta‘alluk etmiş bir dâr-ı fuzalâdır. Ve hâlâ tâlib-i ilmi ve sâhib-i hilmi çok e‘izze-i kirâmdan kimesneler vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y87a ·
metinde göster ·
… f-i billâh terk-i tecrîd cânları var kim her biri akl-ı Arasto'dur. Şeb [u] rûz
ilme ve
ma‘rifetullâha meşgûllerdir. Ve gâyet ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at fukarâlardır.
Andan taşrası mezkûr kal‘a içre müte‘addid müsâfirhâne ve meydânlar ve kilar ve matbah-ı Keykâvus ve fukarâ meydânları ve mesâciddir. Ve câ-be-câ âb-ı revânlar üzre çemenzâr soffalar ve kasr-ı latîfler ile müzeyyendir. Ve her köşesi Uşşâkî hâlîçeleri ile mebsûtdur. Ve âlât-ı a‘vânın hisâbın Hudâ bilür. Ve meydânlarında niçe yüz altun-misâl alemler ve çerâğ ve deff ü kudüm [ve] nefîr ü nakkâreler ile pîrâstedir. Ve üç yüzden mütecâviz pâ-bürehne ve çârdarb ârif-i billâh terk-i tecrîd cânları var kim her biri akl-ı Arasto'dur. Şeb [u] rûz ilme ve ma‘rifetullâha meşgûllerdir. Ve gâyet ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at fukarâlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y129b ·
metinde göster ·
… bu gârdan âteş zâhir olur. Hattâ hakîr ol gece bu ziyâyı Y 234b müşâhede edüp
ilme'l-yakîn ve
ayne'l-yakîn ve hakka'l-yakîn hâsıl etmegiçün ol şeb Âl-i Umûr haymelerinde mih …
Ammâ Hazret-i Meryem Yahûd kavmi ta‘nından Kudüs'den firâr edüp bu halîc-i Sidrem ve ba‘zılar Buhayre-i Meryem derler, bunda kapanup Hazret-i Îsâ ile bunda sâkin olurmuş. Cenâb-ı Bârî anlara Cibrîl-i Emîn ile Arapça ihsân edüp leyle-i zulmetde ziyâ ihsân ederdi. Ol ecilden hâlâ bu gârdan âteş zâhir olur. Hattâ hakîr ol gece bu ziyâyı Y 234b müşâhede edüp ilme'l-yakîn ve ayne'l-yakîn ve hakka'l-yakîn hâsıl etmegiçün ol şeb Âl-i Umûr haymelerinde mihmân olup hayli ikrâm etdiler. Ba‘de'l-gurûb cüz’î âteş nümâyân olarak vakt-i aşâda cihân âlem-tâb oldu. Tâ vakt-i şâfi‘î mahalline dek ber-karâr olup ba‘dehu muzmahil oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y234a–Y234b ·
metinde göster ·
Ba‘dehu bu hakîr Ümm-i dünyâ olan Mısır'ın alâ-kadri't-tâka ahvâlâtına vâkıf olup ba‘zı tevârîhâtlar tetebbu‘ ederek ve alâyimât-ı âsârların görerek ilme'l-yakîn ve ayne'l-yakîn hâsıl etdiğimiz üzre tahrîre cür’et olunup bi-hamdillâhi te‘âlâ bu arada seyâhatnâmemizin (---) cildi tamâm oldu. Temme elhamdü lillâh. Y 388a Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y387b–Y388a ·
metinde göster ·
… Eğer tevârihâtda tahrîr olunan üzre tahrîr etsek tatvîl-i kelâm olur. Ve hakîr
ilme'l-yakîn ve
ayne'l-yakîn hâsıl eylemediğim şey’i tahrîr Q 168a etmek mu‘tâdım değildir, a …
Pâdişâhları Muntan'dır. Yine Hind pâdişâhına tâbi‘dir. Hâlâ da devletleri mümteddir. Ve cümle kavmi âteş-perest ve gâv-perest ve fîl-perest ve şems-perest ve kamer-perest ve dıraht-perest kavimlerdir. Yine Cenâb-ı Bârî'ye ikrârları vardır. Eğer tevârihâtda tahrîr olunan üzre tahrîr etsek tatvîl-i kelâm olur. Ve hakîr ilme'l-yakîn ve ayne'l-yakîn hâsıl eylemediğim şey’i tahrîr Q 168a etmek mu‘tâdım değildir, ammâ iktizâ hasebiyle P 165b tahrîr olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y24a ·
metinde göster ·
… bir kerre tâbûtun omzuna aldı. Zîrâ Sultân Tumanbay hâfız-ı Kelâmullâh ve ehl-i
ilm ve
âdil idi. Hattâ Âdiliyye anın binâsı Q 179a olmağile anda medfûndur, mermer s …
"Fukarâya adâlet ederdim, benden ferâgat etmeyüp hâlâ aşağı şehirde kapanup ceng ederler. Sen de adâlet eyle, cengden ferâgat edüp sana tâbi‘ olsunlar" dedikde Hayre Beğ'e Selîm işâret edüp Bâb-ı Züveyle'de Sultân Tumanbay'ı salb edüp P 177a yedi sâ‘at maslûb durup yine endirüp cenâzesine Selîm Hân hâzır olup Bâb-ı Nâsır'dan taşra Âdiliyye'ye varınca Selîm Şâh bile piyâde gidüp bir kerre tâbûtun omzuna aldı. Zîrâ Sultân Tumanbay hâfız-ı Kelâmullâh ve ehl-i ilm ve âdil idi. Hattâ Âdiliyye anın binâsı Q 179a olmağile anda medfûndur, mermer sandûkasının etrâfında (---)(---) yazup (---) târîhi tis‘ami’edir, bir serâmed kubbe-i âlîdir. Ve bir şîrîn câmi‘i ve cânib-i erba‘asında âyende vü revende mihmân olacak müte‘addid hâneleri ve Mısır vüzerâları ârâm etmeğiçün bir kasr-ı âlîsi var, Mısır vüzerâları Mısır'a geldükde ibtidâ anda konup üç gün üç gece şâdumânîden sonra alay-ı azîm ile andan Mısır'a girir. Ve cemî‘i Mısır'ın ma‘zûl mevâlîleri ve vüzerâları ve cemî‘i Âsitâne'ye gidecek hazîne bu Tumanbay kubbesinde meks edüp rûh-ı şerîflerinden istimdâd taleb edüp ne cânibe azîmet ederlerse andan müteveccih olurlar. Ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır. Âdiliyye derler bir bâğ-ı İrem mesîregâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y53b ·
metinde göster ·
… ilm-i Dânyâl ve ilm-i Fûl ve ilm-i Fâl ve ilm-i Cerr-i Eskâl ve ilm-i Remil ve
ilm-i (---) ve
ilm-i (---) ve ilm-i Vefk ve ilm-i Esmâ ve ilm-i Teshîr ve ilm-i Da‘vet ve ilm- …
mazmûnunca evvel ilm-i Tıb ve ilm-i Ferâyiz ve ilm-i Tefsîr ve ilm-i Fıkıh ve ilm-i Hadîs ve ilm-i Tecvîd (---)(---) ve ilm-i Hıfz (---)(---) ve ilm-i Tevhîd ve ilm-i Ledün ve ilm-i Beyân ve ilm-i Kelâm ve ilm-i Kemâl ve ilm-i Âdâb ve ilm-i Sarf ve ilm-i Nahv ve ilm-i Mantık ve ilm-i Ma‘ânî ve ilm-i Lugat ve ilm-i Arûz ve ilm-i Hat ve ilm-i Nücûm ve ilm-i Cifir ve ilm-i Kâf ve ilm-i Kef ve ilm-i Kâf ve ilm-i Sîn ve ilm-i Simyâ ve ilm-i Kimyâ (---)(---)(---)(---) ve ilm-i Hey’et ve ilm-i Hikmet ve ilm-i Zîc ve ilm-i Dânyâl ve ilm-i Fûl ve ilm-i Fâl ve ilm-i Cerr-i Eskâl ve ilm-i Remil ve ilm-i (---) ve ilm-i (---) ve ilm-i Vefk ve ilm-i Esmâ ve ilm-i Teshîr ve ilm-i Da‘vet ve ilm-i Felsefiyyât ve ilm-i Edvâr ve ilm-i Zâyirce ve ilm-i Usturlâb ve ilm-i Harf (---)(---) ve ilm-i Hurûf ve ilm-i Nârencât ve ilm-i Tayy-i Mekân ve ilm-i İhfâ ve ilm-i Ta‘bîr ve ilm-i Sihir ve ilm-i Ferâset. Ammâ ilm-i edeb yokdur. Q 185aP 183a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y69a ·
metinde göster ·
… e ilm-i Fûl ve ilm-i Fâl ve ilm-i Cerr-i Eskâl ve ilm-i Remil ve ilm-i (---) ve
ilm-i (---) ve
ilm-i Vefk ve ilm-i Esmâ ve ilm-i Teshîr ve ilm-i Da‘vet ve ilm-i Felsefiyyât v …
mazmûnunca evvel ilm-i Tıb ve ilm-i Ferâyiz ve ilm-i Tefsîr ve ilm-i Fıkıh ve ilm-i Hadîs ve ilm-i Tecvîd (---)(---) ve ilm-i Hıfz (---)(---) ve ilm-i Tevhîd ve ilm-i Ledün ve ilm-i Beyân ve ilm-i Kelâm ve ilm-i Kemâl ve ilm-i Âdâb ve ilm-i Sarf ve ilm-i Nahv ve ilm-i Mantık ve ilm-i Ma‘ânî ve ilm-i Lugat ve ilm-i Arûz ve ilm-i Hat ve ilm-i Nücûm ve ilm-i Cifir ve ilm-i Kâf ve ilm-i Kef ve ilm-i Kâf ve ilm-i Sîn ve ilm-i Simyâ ve ilm-i Kimyâ (---)(---)(---)(---) ve ilm-i Hey’et ve ilm-i Hikmet ve ilm-i Zîc ve ilm-i Dânyâl ve ilm-i Fûl ve ilm-i Fâl ve ilm-i Cerr-i Eskâl ve ilm-i Remil ve ilm-i (---) ve ilm-i (---) ve ilm-i Vefk ve ilm-i Esmâ ve ilm-i Teshîr ve ilm-i Da‘vet ve ilm-i Felsefiyyât ve ilm-i Edvâr ve ilm-i Zâyirce ve ilm-i Usturlâb ve ilm-i Harf (---)(---) ve ilm-i Hurûf ve ilm-i Nârencât ve ilm-i Tayy-i Mekân ve ilm-i İhfâ ve ilm-i Ta‘bîr ve ilm-i Sihir ve ilm-i Ferâset. Ammâ ilm-i edeb yokdur. Q 185aP 183a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y69a ·
metinde göster ·
Hâsıl-ı kelâm Kur’ân-ı azîm hakkıyçün bu âsitânede bir hâlet ve bir esrâr-ı Hudâ var kim temâşâ eden mest [ü] medhûş olur. Görmeğe muhtâc bir tarîk-ı Mutâvi‘î'dir kim ilme'l-yakîn ve ayne'l-yakîn hâsıl etmeyince mezâyâsına vâsıl olunmaz. Zîrâ mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y114b ·
metinde göster ·
… tmişler idi. Ol zamân vech-i arzı serâpâ devr etmeyüp geşt [ü] güzâr etmeden ve
ilme'l-yakîn ve
ayne'l-yakîn hâsıl etmeden ilm-i akliyyât ile cirm-i dünyâ yigirmi bin yüz altm …
Ammâ bu tahrîr olunan kaviller Bokrât u Sokrât [ve] Feylekos u Feylesof ve Batlîmûs hakîmlerin kavl-i sahîhleridir. Ve anlar cemî‘i ulûm-ı garîbe ve acîbeye mâlik olup fünûn-ı şettâya kâdir olup ilim kuvveti ile tahrîr etmişler idi. Ol zamân vech-i arzı serâpâ devr etmeyüp geşt [ü] güzâr etmeden ve ilme'l-yakîn ve ayne'l-yakîn hâsıl etmeden ilm-i akliyyât ile cirm-i dünyâ yigirmi bin yüz altmış mîldir, demişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y251b ·
metinde göster ·
… b-i erba‘asında yüzden mütecâviz fukarâ ve talebe hücreleri vardır. şeb [ü] rûz
ilme ve
tâ‘at ü ibâdete meşgûl sulehâ-yı ümmetden kimesneler vardır.
Ve bu âsitânenin imâretinde azîm kazganları var kim yevm-i mevlûdda içine üçer dörder câmûs eti ve onar ganem eti koyup ve niçe kazgan buğday çorbası tabh olunup ve yigirmi bin hurde etmek pişüp cemî‘i fukarâ ve mesâkînlere sofra-i bî-imtinânı mebzûldür. On gün on gece bu hâl üzre ta‘âm bezl olur. Ammâ sâ’ir zamân bir kazgan ades ve hınta çorbası ve üç bin nân mücâvirîn ve zu‘afâ ve mesâkîn ve talebelere bezl olur. Zîrâ haremin cânib-i erba‘asında yüzden mütecâviz fukarâ ve talebe hücreleri vardır. şeb [ü] rûz ilme ve tâ‘at ü ibâdete meşgûl sulehâ-yı ümmetden kimesneler vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y302b ·
metinde göster ·
… Şeddâd ve kavm-i Semûd ve Cân bin Cân kavminin alâyimât u garâyibâtları var kim
ilme'l-yakîn ve
ayne'l-yakîn ve hakka'l-yakîn hâsıl etdiğimiz üzre cümle temâşâ etdiklerimiz ta …
Bu dahi sihr-âsâr-ı sahîh ibret-nümâ temâşâdır. Ve bu sahrânın cânib-i erba‘ası böyle temâşâgâhlardır kim Âd ibn Şeddâd ve kavm-i Semûd ve Cân bin Cân kavminin alâyimât u garâyibâtları var kim ilme'l-yakîn ve ayne'l-yakîn ve hakka'l-yakîn hâsıl etdiğimiz üzre cümle temâşâ etdiklerimiz tahrîr eylesek bir müdevven olur. Ammâ ol asırların kavmine hezâr ahsend kim kırmızı sommâkî sengîn taşı kendülere musahhar edüp peynir gibi oyup münakkaş edüp bu mertebe san‘atlar icrâ ederlermiş. Zehî san‘at-ı kâmil. Sad kez ve lek bârekellâh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y429a ·
metinde göster ·