… âm-ı A‘zam ve Hümâm-ı Akdem'e gelince mu‘ammer olup İmâm-ı Hümâm ile mübâhase-i
ilm edüp
İmâm bunlardan şerâ‘it-i vuzû‘ ve guslü ve tertîb-i rükû‘ [u] sücûdu sünnet-i R …
Menâkıb-ı Süheyb: Bir gün bu Abdülvahhâb, Hazret'e eydür, "Yâ Resûl! Bu gice vâkı‘amda mübârek dest-i şerîfinizle yedi kerre {benim agzıma} beyâz daru doldurdunuz" der. Hazret-i Habîb buyurdular kim "Yâ Süheyb! Müjde sana kim cihân-ârâ ulemâ-yı mütebahhirînden müfessir ve muhaddis ve musannif olup Ebü'l-Me'âl olursun" buyurdular. Andan sonra bu Süheyb-i Rûmî lâ-nazîr ulemâ olup tâ Hazret-i İmâm-ı A‘zam ve Hümâm-ı Akdem'e gelince mu‘ammer olup İmâm-ı Hümâm ile mübâhase-i ilm edüp İmâm bunlardan şerâ‘it-i vuzû‘ ve guslü ve tertîb-i rükû‘ [u] sücûdu sünnet-i Resûlullâh üzre bunlardan ahz eylemişdir ve Hazret asrında bu Süheyb 78b eyle şâ‘ir u mâhir ü meddâh-ı Resûl ve meddâh-ı gazavât-ı Hazret-i Hamza oldu kim gûyâ Ebü'l-Me’âl-i Kayserî oldu. Zamânında anınla mübâhase-i ilm ve imtihân-ı fenn-i şi‘ir etmeğe İmrü'l-Kays ve Hassân ve Razvî-i Belhî kâdir değiller idi. {Ve Hazret-i Resûl huzûrunda ve cümle ashâb-ı güzîn beyninde kıssa-hânlık edüp cümle meddâhların silsilesi ana çıkar}. Ashâb-ı güzîn ta‘accüb edüp vâkı‘asında Hazret-i Resûl Süheyb'in ağzına darı doldurduğu rü’yâsı te’sîridir derlerdi. Hazret-i Resûl intikâlinden sonra Çâryâr-ı Güzîn'in hilâfetlerinde hizmet edüp Hazret-i Alî'den sonra hilâfet Mu‘âviye'ye değüp anlar hasîs u le’îm u ekûl olduğundan anlar ile ülfet etmeyüp âlem-i seyâhata çıkdı. Hattâ Yezîd ibn Mu‘âviye asrında deşt-i Kerbelâ'da İmâm Hüseyin tarafından bulunup ol hâdise-i pür-melâlde dibelik dâğ-ı derûn hâsıl edüp Basra'ya firâr edüp anda dahi karâr edemeyüp diyâr-ı Acem'de çok seyâhat edüp âhir vatan-ı aslîsi olan şehr-i Sivas-ı Rûm'a gelüp anda hâlâ kabri olan kaya üzre bir gâr-ı kadîm içre halkdan münzevî olup tâ‘at [u] ibâdâta meşgûl iken kayser-i Rûm kızı buna âşık olup ol dahi ana meyl [ü] muhabbet edüp mürted oldu derler. Hâşâ sümme hâşâ! Ol kızı ve kızın babasını ve üç bin aded âdemlerin cümle İslâm ile müşerref edüp ba‘dehû yüz on sene dahi mu‘ammer olup niçe müctehidîn bunlardan ve Baba Rüten-i Hindî'den mesâ’il-i şer‘iyyeler ahz etmişlerdir. Zîrâ Baba-yı Rüten dahi ashâb-ı güzînden olup cümle müddet-i ömrü sekiz yüz sene olmuşdur, zîrâ arkasın Hazret-i Resûl sığamışdır. Ammâ bu Süheyb Baba Rüten kadar mu‘ammer olmadı. Ammâ bahr-i ma‘ârif [ü] ummân-ı hakîkî olup âhir murğ-ı dili bâz-ı ecelden halâs olmayup dâm-ı gûra düşüp hâric-i Sivas'da mezkûr kaya üzre bir ulu âsitâne-i kübrâda medfûndur. Bunların hakkında Hazret-i Habîb-i Hudâ buyururlar kim hadîs-i şerîfdir kim Firdevsü'l-Ahbâr'da mestûrdur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 78a–78b ·
metinde göster ·
… rler ve ne yatarlar. Şeb [u] rûz tâ‘at u ibâdetde olup Ebussu‘ûd ile mübâhase-i
ilm edüp
yetmiş kimesne bunların birine nükte ve nokta kondurmağa kâdir olamayup niçe gû …
Hulâsa-i kelâm huzûr-ı pâdişâhîde bu yedi meşâyih-i izâm ile Ebussu‘ûd ve anın yetmiş aded ulemâ-yı zâhirden olan hâmîleri yedi gün yedi gice mezkûr yedi aded meşâyihi haps edüp ne yerler ve içerler ve ne yatarlar. Şeb [u] rûz tâ‘at u ibâdetde olup Ebussu‘ûd ile mübâhase-i ilm edüp yetmiş kimesne bunların birine nükte ve nokta kondurmağa kâdir olamayup niçe gûne keşf [u] kerâmetleri zâhir ü bâhir olup her birisinin menâkıbları Risâle-i Sînâniyye'de mastûr, tahrîri lâzım değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 159b ·
metinde göster ·
… çeleyüp cümle câmi‘ler vakt-i şitâda hammâm gibi olup cemî‘i cemâ‘at mübâhase-i
ilm edüp
tekmîl-i fünûn ederler ve âbdestleri kârcığan taşra çıkup âb-ı hayâtdan nişân v …
Memdûh-ı meşhûr olan cevâmi‘ler bunlardır. Garâbet bunda kim bu câmi‘lerin cümlesi Acem haliçeleriyle ve Isfahân keçeleriyle döşenüp câmi‘in bir tarafında bir azîm sobası vardır. Cânib-i vakfdan mütevellîleri sobalara âteş edüp câmi‘ kapuların ve revzenlerin keçeleyüp cümle câmi‘ler vakt-i şitâda hammâm gibi olup cemî‘i cemâ‘at mübâhase-i ilm edüp tekmîl-i fünûn ederler ve âbdestleri kârcığan taşra çıkup âb-ı hayâtdan nişân verir ıssı suları var. Bunları dahi mütevellîsi ıssı eder. Râhat üzre andan âbdest alup yine câmi‘e girerler. Niçeleri ders kırâ’at etmeden fâriğ olup câmi‘in bir köşesinde hasmıyla sad-renc-i şatranç oynarlar. Mezheb-i Şâfi‘îde mübâhdır ve dahi akliyyâtdır deyü sad-rencbâzlık ve birbirlerine dilnüvâzlık ederler. Şatrancdan fâriğ olup yine derse meşgûl olurlar. Ammâ bir kerre câmi‘ içinde sadrenc oynaşırlarken Ekrâd kavminin kabı dar olmağile birbirleriyle "kışo mışo" derken giryân giryân olup birbirlerini hançer ile câmi‘de pâre pâre edüp merhûm oldukları meşhûrdur. Ol zamân men‘ etmişler ammâ yine ba‘zıları câmi‘de şatranç-ı Leclâc oynarlar. Hâlâ cemî‘i ulemâ-yı Ekrâd ve şeyhülislâmları dahi elbette hançer ile gezerler. Zîrâ sağîr ü kebîri fetâsı ve pîri şecî‘ ü bahâdırlardır ve gâyet musallîlerdir kim niçe bin âdemleri aslâ câmi‘den çıkmazlar. (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 224a ·
metinde göster ·
… ve erbâb-ı me‘ârif ve âşıkân-ı sâdıkânları bu menzilgâhda cem‘ olup mubâhase-i
ilm edüp
gûy gûy sohbet-i hâs ederler, bir aceb mesîregâh u teferrücgâh ve pâk ibâdetgâh …
Ve dîvârının cânib-i erba‘ası gül [ü] gülistân ve murgzâristândır kim niçe bin andelîb-i beyâbânîlerin asvât-ı hazînleri âdeme cân bağışlar. Ve bu musallâya sayf u şitâda aslâ ve kat‘â şems-i âteş-tâbın te’sîri olmayup cemî‘i eşcârların zıll-ı himâyelerinde cümle mü’minân muvahhidân tâ‘at-ı Yezdân edüp şehrin cemî‘i a‘yân-ı kibârı ve erbâb-ı me‘ârif ve âşıkân-ı sâdıkânları bu menzilgâhda cem‘ olup mubâhase-i ilm edüp gûy gûy sohbet-i hâs ederler, bir aceb mesîregâh u teferrücgâh ve pâk ibâdetgâhdır, ammâ cânib-i vakfından dörd aded bevvâbları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 140b ·
metinde göster ·
… kemâlar bu gâr-ı yetîmânlarda sâkin olup ders müzâkere edüp gûnâ-gûn mübâhase-i
ilm edüp
niçe gûne ulûm-ı acîbe ve garîbeye mâlik olup tekmîl-i fünûn-ı kesîre ederlermi …
Ol zamânda bu şehre gelen hukemâlar bu gâr-ı yetîmânlarda sâkin olup ders müzâkere edüp gûnâ-gûn mübâhase-i ilm edüp niçe gûne ulûm-ı acîbe ve garîbeye mâlik olup tekmîl-i fünûn-ı kesîre ederlermiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 254a ·
metinde göster ·
… l-i ilim ederler. Ve her mâ-i cârînin kenârında herkes şerîkleri ile mübâhase-i
ilm edüp
rûh-ı Nu‘mân ibn Sâbit'i şâd ederler.
Ve bu âsitânenin cânib-i erba‘asında olan kûh-ı Bîsütûnlar içre hücre hücre mağâralar vardır. Ve cümlesi leb-ber-leb tâlib-i ilim sûhtelerdir. Ve bundan mâ‘adâ her dıraht-ı müntehânın sâyesinde nezerât kurbânlarının postları üzre gûy gûy sohbet edüp tahsîl-i ilim ederler. Ve her mâ-i cârînin kenârında herkes şerîkleri ile mübâhase-i ilm edüp rûh-ı Nu‘mân ibn Sâbit'i şâd ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y141a ·
metinde göster ·