… erbirinde yetmiş ve seksen sürü koyun vardır ve her mandırada kırkar ve ellişer
ipden
ve kazıkdan halâs olmuş şehbâz mandıra-oğlanları vardır. Bunlar dahi pür-silâh …
Esnâf-ı mandıracıyân: İslâmbol'un cânib-i erba‘asında ve Levend çiftliği karyelerinde cümle iki bin mandıradır. Herbirinde yetmiş ve seksen sürü koyun vardır ve her mandırada kırkar ve ellişer ipden ve kazıkdan halâs olmuş şehbâz mandıra-oğlanları vardır. Bunlar dahi pür-silâh ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 167a ·
metinde göster ·
… nbâzân: İslâmbol'da hâzır bulunan pehlivân nefer 13 pehlivânlardır kim her biri
ipden
nerdübân ile eflâke kemend atup urûc ederek kerrûbiyân ve Hazret-i Îsâ ile keli …
Evvelâ kâr-ı pesendîde-i âlem pehlivânân-ı resenbâzân ya‘nî cânbâzân: İslâmbol'da hâzır bulunan pehlivân nefer 13 pehlivânlardır kim her biri ipden nerdübân ile eflâke kemend atup urûc ederek kerrûbiyân ve Hazret-i Îsâ ile kelimât etmeğe yakın olmuşlardır. Evvelâ Üsküdarlı Mehemmed Çelebi ve Mağribli Hacı Nâsır ve iskenderiyyeli Hacı Alî ve Harputlu Şaşı Hüsâm ve Bursalı Kubâdî ve Arabgîrli Kara Şücâh ve Kamberoğlu ve Kız Pehlivân, bunlar pâdişâh huzûrunda terâzûlü ve terâzûsüz kubâdî pabuc ile ve kimi ellerinde birer desti ile arkalarında birer hımâr ile ve kimi ellerinde dal kılıç ile ve'l-hâsıl iki yüz altmış pâre âlet-i bâzbâzân ile arz-ı ma‘rifet edüp Galata kullesinin tâ zirve-i a‘lâsındaki top-ı feleke kadem basmış Arab u Acem ve Hind ü Yemen pehlivânlarıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 204a ·
metinde göster ·
Evvelâ Kara Haydar nâm şakî bir kadıyı katl eyleyüp Sultân İbrâhîm Hân'ın cülûsunda ısyân [u] tuğyân edüp niçe sene şakâvet edüp Sakaltutan-beli'nde ve Köprübeli'nde ve Felâketbeli'nde ve Direklibel'de ve Çengâllıbel'de ve Sarmaşıklıbel'de ve Domalıçbeli'nde ve İzmir kurbunda Sabuncubeli'nde bunun emsâli niçe yüz bellerde niçe bin kârbânı basup bellerinden kemerin yasup harâmîlik ederdi. Âhir Kara Mustafâ Paşa fermânıyla Anadolu eyâletinde nefîr-i am çıkup Kara Haydar'ı Işıklı nâm kasaba kurbunda bir hâne içre kapanup hâneye ateş edüp cümle tevâbi‘i cız-bız kebâbı gibi büryân olup Kara Haydar cân havliyle taşra çıkup katl edüp kelle-i murdârın der-i devlete gönderüp cemî‘î tarîk-ı âmlar emn [ü] emân oldu. Ammâ Kara Haydaroğlu nâm bir veled-i zinâsı zuhûr edüp babası mel‘ûnun kanın taleb 373a içün Anadolu vilâyetinde yigirmi sancak yerde niçe yüz bin ibâdullahı râhatda komayup tâ cülûs-ı Mehemmed Hân'ın ibtidâsına gelince üç eyâlet yeri harâb u yebâb eyleyüp bir vech ile ele girmek muhâl oldu. Hattâ bu hakîrin Engüri kurbunda Balıkhisâr nâm karyede ale'l-gafle râst geldiğimiz mel‘ûnlardır kim mukaddemâ evsâfları beş ay mukaddem tahrîr olunmuşdur. Âhir-ı zamân-ı saltanat-ı İbrâhîm Hân evâhirinde Melek Ahmed Paşa efendimizin ağalarından sâbıkan Türkmân Ağası Abaza Kara Hasan Ağa'ya hatt-ı şerîfler gidüp "Kara Haydaroğlu'nun ya başı, ya başın" deyü istimâlet emirleri gidüp kayd-ı hayât ile Hasan Ağa'ya ba‘de edâ-yı hizmet Türkmân ağalığı ta‘ahhüd olunup Hasan Ağa dahi bin kadar şehbâz u nâmdâr iş erleri ve dağ u râğ serverlerinin bahâdır [u] hünerverlerin başına cem‘ edüp bir gün Söğüd dağı nâm mahalde Kara Haydaroğlu'nu yataklandurup andan firâr eder. Ba‘dehû andan başına iki yüz nâm-ı be-nâm vâcibü'l-izâle cem‘ edüp Katırcıoğlu ve Akyakalıoğlu ve Oynağanlıoğlu ve Yeğen Hüseyin ve Kara Memi nâm hârâmîlerle şehr-i Isparta dağlarında ve Söğüd kûhlarında ve Aydın cebellerinde ve Sarıhan illerinde gezüp ehl-i tüccâr-ı berr [u] bihârı rencîde etdüğü İbrâhîm Hân'ın mesmû‘-ı hümâyûnları olup Anadolu eyâletine mutasarrıf Vezîr Küçük Çavuş Paşa cümle Anadolu eyâletiyle varmak fermân-ı şehriyârî olup on bin askerle âsî ve harâmî mezkûrların üzerine varup Karahisâr altında iki asker birbiriyle mukâbele ve mukâtele ederken bi-emri Hudâ Kara Haydaroğlu vâcibi yedi yüz âdemiyle on bin derme ve çatma Anadolu askeri içine aç kurd koyuna girer gibi girüp askeri bozup kimin kırup kimin âzâd edüp ol mahalde Anadolu Valisi bir vezîr-i dânâyı kayd-bend ile Kara Haydaroğlu'nun önüne getirüp ırz-ı pâdişâhî vardır deyü Kara Haydaroğlu, Küçük Çavuş Paşa'yı atıyla ve donuyla ve bir kaç yakın huddâmıyla bir dahi hazretin sancağıyla üzerime gelme deyü ahd [ü] yemîn verüp âzâd eder. Bu esnâda paşanın ve gayrı Anadolu askerinin bâr [u] bengâhı ve hayme vü hargâhı ganâ’imiyle Katırcıoğlu nâm şimşîr-bâz eli kolu kan bî-îmân u bî-amân gelüp cümle şikârı Kara Haydaroğlu'nun önüne kodukda paşanın tuğ u sancağ ve bayrağ u tabl [u] alemin Kara Haydaroğlu görüp "Katırcıoğlu! İşte Allah bizi tuğ ve sancak ve tabl [u] alem sâhibi dağ paşası etdi" dedikde Katırcıoğlu eydür: "Neyleyeyim, paşayı ele getiremedim. Gidinin yöğrük atları var imiş ve bir kaç ..kilgen oğlanları var imiş, elimden kurtuldu" deyince Kara Haydaroğlu eydür: "Bre şimdi paşayı kayd-bend ile önüme eli bağlı ve ciğeri dâğlı getirdiler. Hâline merhamet edüp bir dahi üzerime gelmeyeceğine yemîn verüp âzâd etdim. İşte şimdi gitdi" deyince Katırcıoğlu eydür: "Bre gerçek mi? Ya sonra yine deryâ-misâl askerle üzerimize gelirse bizi öküz boynuzunda isek de bizi kırar. Hay Kara Haydaroğlu! Allah belâcığın versin. Bre ne âzâd etdin. Onların dirisiyle söyleşmekden ise ölüsüyle söyleşmek gerek" deyü atına süvâr olup fi'l-hâl paşaya erüp "Dur a bre .mlı kahbe" deyüp paşaya dal-kılıç olup paşa yedi âdemiyle Katırcıoğlu'na hamle edüp Katırcıoğlu'nun bir âdemin katl edüp birine dahi sataşırken Katırcıoğlu paşaya bir satûr-ı Katırcı niçe urursa kellesin terkiye alup yedi gulâmın kayd-bend edüp kelleyle ve atları ve gulâmlarıyla Kara Haydaroğlu önüne gelince Haydaroğlu ağlayup "Katırcıoğlu! Şimden gerü biz dahi başımız tedârükün görelim. Âhir işimiz tamâm oldu. Hemân gerçekden asker yazup Kara Yazıcı ve Sa‘îd Arab ve Kalenderoğlu gibi ili vilâyeti urup celâlî olalım. Yâhûd deryâ-misâl asker ile Acem diyârında bir yer feth edüp anda karâr idelim" dedi. Katırcıoğlu eydür: "Bre iki el bir baş içindir. İpden kazıkdan kurtulmuş yiğit yazalım, mâl verelim, mâl alalım" deyüp niçe yüz harcu's-seyf ip sürüyenleri başlarına cem‘ edüp Kırşehri ve Beğşehri ve Akşehri ve Seydîşehri ve Eskişehri ve Alaşehri ve gayrı büleyde ve şehirleri harâb u yebâb ve halkın kebâb u hânelerin türâb ederek günden güne ısyân [u] tuğyânları ziyâde olup niçe ümmet-i Muhammed'in ehl [u] ıyâllerin alup kırmızı şâl ile kafadârları gibi gezdirüp fi‘l-i şenî‘lere başladılar. Hikmet-i Hudâ cülûs-ı Mehemmed Hân'ın ertesi günü Kara Haydaroğlu katli hakkında yine Abaza Kara Hasan Ağa'ya hatt-ı şerîfler gidüp "Dünyâ âsûde-hâl ola" deyü bu târîh mısra‘ı mazmûnunca (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 372b–373a ·
metinde göster ·
… l topun ucundaki ipi kazığa kayd eyledi ve ol topu eline alup kazığa bağlı olan
ipden
çeke çeke on kulaç mikdârı ip topun içinden çıktıkda bir kerre "Yâ Allah" deyüp …
Üçüncü gün san‘at-ı sihr-i garîb temâşâsın bildirir: Vakt-i çâştda meydân-ı muhabbetde iki huddâmına dâ’ire çaldırup kendi semâ‘ ederek meydân-ı muhabbete gelüp bir hayli çarh-ı semâ‘ edüp "Bugünkü gün siz erenlere âhir ma‘rifetimiz gösterelim" deyüp cilbend-i muhabbetinden bir küçük karpuz kadar var bir kırmızı müdevver top çıkarup ucunda bir kınnap ipi bağlı. Andan meydân-ı muhabbete bir iri at kazığı kakup ol topun ucundaki ipi kazığa kayd eyledi ve ol topu eline alup kazığa bağlı olan ipden çeke çeke on kulaç mikdârı ip topun içinden çıktıkda bir kerre "Yâ Allah" deyüp ol topu kuvvet-i bâzû ile hevâya atup ol top hevâda ditreyüp mu‘allak kaldı. Cümle halk dahi yine hayretde kaldı. Birkaç kerre topa "İnzil" dedi. Top yine mu‘allak dururdı. Yârân-ı safâ top lisân-ı hâl ile eydür: "Cümle yârân birer akçe ihsân etmeyince inmem, der" deyü birer guruş ve birer altun vermiş âdem var. Ba‘dehû topun ipi dibine gelüp "İşte akçe, in aşağı" dedi. Top yine ber-karâr idi. Âhir ipden cümle halk ile çeke çeke on yerde ip kankal kankal yığıldı kim üç fil yükü ip oldu. Ammâ cümle ip, hevâda olan topdan inüp yığılırdı. Bu kerre kendisi gazaba gelüp hüddâmın birine "Var şu topu indir" dedikde hemân bir esmerü'l-levn hüddâmı topdaki ipe yapışup resen-bâzlık ederek alâ mele’i'n-nâs ipden yukarıya çıkup ta hevâda topun üstine çıkup karâr etdi. "Bre topu indir ve sen dahi in" deyü feryâd ide gördi. Ne gulâmı ve ne topu inmedi. Anınçün dahi yüz guruş kadar mâl cem‘ edüp yine "En aşağı!" dedi. Gulâm ve top inmedi. Bu kerre öbür gulâmına emr edüp "Var şunları aşağı indir" 42b deyü tenbîh edince gerçi bu gulâmlar bî-zebân şekilliler idi. Üç günden berü bunlardan bir güft-gû istimâ‘ olunmadı ammâ ne kim fermân ederler emrine râm idiler. Bu kerre gulâm-ı sânî mezkûr kazık dibinden ipe yapışup keştîbân hüddâm-misâl ankebût-vâr hevâya urûc edüp öbür gulâmın yanına varup ol dahi anda karâr etdi. Bu âhvâle dahi cümle halk âlem-i hayretde kaldı. Hemân pehlivân "Bre inin oğlancıklarım!" deyüp niçe âdemler ile ipe yapışup çeke çeke üç kankal ip dahi yığılup oğlanlar hevâda râygân dururlardı. Bu kerre pehlivâna telâş el verüp gazab-âlûd olup "Hoş âdem peşîmân olursun. İşime mâni‘ olma. Sana kıyarım!" deyüp dal kılıç meydân-ı ma‘rekede gezerdi. Ammâ "el-Ma‘nâ fî batnı'ş-şâ‘ir" rumûzun kimesne bilmezdi. Hemân ummân-ı kerâmesinden bir kabak çekirdeğin yire diküp üzerine mezkûr tulumdan su döküp fi'l-hâl bir büyük kırmızı kabak zuhûr etdi. Hemân yine "Gel âdem, benim ma‘rifetime mâni‘ olma!" deyü meydânda dal tîğ serserî gezerdi. "Bu kerre bu ma‘rifetimi de temâşâ edin ümmet-i Muhammed" deyüp ipin yanına gelüp yine oğlanlara "Bre inin!" deyü hayli akçe değşirüp ve halkdan niçe hançer ve bıçağ ve kontuş ve niçe gûne esbâblar alup geyinüp ummân-ı kerâmesin beline bend kılup ip dibine gelüp elindeki kılıç ile bitirdiği kabağa bir satur urup kabak iki pâre oldu. Ol ân ipe yapışup ankebût-vâr urûc edüp oğlanların yanına varınca dal satur olup "Ben size inün aşağı demez miydim? Niçün inmediniz. Ey ümmet-i Muhammed sizi Hudâ'ya ısmarladım. Ündülüs diyârına bize yol göründü. Bu gulâmları, Allah emâneti olsun, bir hoşça defn eylen!" deyü iki gulâmın başlarını kesüp aşağı düşüp "Benim san‘atıma mâni‘ olanın dahi meytin bir hoş defn edin!" deyince hevâ ber-muzlım olup zemînde kazığa bağlı olan ip kırılup ol kesîf hevâda pehlivân ber-hevâ gâ’ib olup cümle halk hayret ender hayretde kalup iki gulâmın kelleleriyle cesedleri meydân-ı muhabetde kalup "Bre paşanın masraf kâtibi Urûm Mehemmed Ağa da başsız bulundu" deyü cümle halk varup gördüler kim fakîr Mehemmed Ağa Akka kal‘ası içre İskender'in sarâyı harâbının bir mürtefi‘ yerinden bu pehlivânı seyrederken bir pür ma‘rifet çelebi olmağıla cümle esbâblarını ters geymiş ve ayağından pâbucun çıkarup başına sokup pehlivânın sihrini ve sîmyâsını bâtıl etmeğe çalışup meğer meydânda pehlivânın "Âdem benim ma‘rifetime mâni‘ olma. Sana kıyarım. Sonra peşîmân olursun!" dedüğü fakîr Mehemmed Ağa içün imiş. Fi'l-hâl kabak bitirüp kabağı kılıç ile kesdikde Mehemmed Ağa İskender sarâyından aşağı düşmüş. Ters esbâblarıyla fakîr Mehemmed Ağa'nın na‘şın kaldırup gasl edüp Hazret-i Sâlih cenbinde defn etdiler. Gulâmları da Akka kumluğunda defn edüp ale's-sabâh hammâma gidenler gördüler kim iki gulâmın mezârında iki keçi leşlerin sırtlan kurdları çıkarup ba‘zı yerin yemişler. Meğer bu gulâmlar aslâ tekellüm etmediklerinden ilm-i simyâ ile hareket eder bir cemâd imiş. Ancak merhûm masraf mâtibi Çelebi'ye gadr oldu. İşte bu Akye kal‘asında böyle bir acâyibü'd-dehrden seyr [u] temâşâ etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 42a–42b ·
metinde göster ·
… topun ipi dibine gelüp "İşte akçe, in aşağı" dedi. Top yine ber-karâr idi. Âhir
ipden
cümle halk ile çeke çeke on yerde ip kankal kankal yığıldı kim üç fil yükü ip o …
Üçüncü gün san‘at-ı sihr-i garîb temâşâsın bildirir: Vakt-i çâştda meydân-ı muhabbetde iki huddâmına dâ’ire çaldırup kendi semâ‘ ederek meydân-ı muhabbete gelüp bir hayli çarh-ı semâ‘ edüp "Bugünkü gün siz erenlere âhir ma‘rifetimiz gösterelim" deyüp cilbend-i muhabbetinden bir küçük karpuz kadar var bir kırmızı müdevver top çıkarup ucunda bir kınnap ipi bağlı. Andan meydân-ı muhabbete bir iri at kazığı kakup ol topun ucundaki ipi kazığa kayd eyledi ve ol topu eline alup kazığa bağlı olan ipden çeke çeke on kulaç mikdârı ip topun içinden çıktıkda bir kerre "Yâ Allah" deyüp ol topu kuvvet-i bâzû ile hevâya atup ol top hevâda ditreyüp mu‘allak kaldı. Cümle halk dahi yine hayretde kaldı. Birkaç kerre topa "İnzil" dedi. Top yine mu‘allak dururdı. Yârân-ı safâ top lisân-ı hâl ile eydür: "Cümle yârân birer akçe ihsân etmeyince inmem, der" deyü birer guruş ve birer altun vermiş âdem var. Ba‘dehû topun ipi dibine gelüp "İşte akçe, in aşağı" dedi. Top yine ber-karâr idi. Âhir ipden cümle halk ile çeke çeke on yerde ip kankal kankal yığıldı kim üç fil yükü ip oldu. Ammâ cümle ip, hevâda olan topdan inüp yığılırdı. Bu kerre kendisi gazaba gelüp hüddâmın birine "Var şu topu indir" dedikde hemân bir esmerü'l-levn hüddâmı topdaki ipe yapışup resen-bâzlık ederek alâ mele’i'n-nâs ipden yukarıya çıkup ta hevâda topun üstine çıkup karâr etdi. "Bre topu indir ve sen dahi in" deyü feryâd ide gördi. Ne gulâmı ve ne topu inmedi. Anınçün dahi yüz guruş kadar mâl cem‘ edüp yine "En aşağı!" dedi. Gulâm ve top inmedi. Bu kerre öbür gulâmına emr edüp "Var şunları aşağı indir" 42b deyü tenbîh edince gerçi bu gulâmlar bî-zebân şekilliler idi. Üç günden berü bunlardan bir güft-gû istimâ‘ olunmadı ammâ ne kim fermân ederler emrine râm idiler. Bu kerre gulâm-ı sânî mezkûr kazık dibinden ipe yapışup keştîbân hüddâm-misâl ankebût-vâr hevâya urûc edüp öbür gulâmın yanına varup ol dahi anda karâr etdi. Bu âhvâle dahi cümle halk âlem-i hayretde kaldı. Hemân pehlivân "Bre inin oğlancıklarım!" deyüp niçe âdemler ile ipe yapışup çeke çeke üç kankal ip dahi yığılup oğlanlar hevâda râygân dururlardı. Bu kerre pehlivâna telâş el verüp gazab-âlûd olup "Hoş âdem peşîmân olursun. İşime mâni‘ olma. Sana kıyarım!" deyüp dal kılıç meydân-ı ma‘rekede gezerdi. Ammâ "el-Ma‘nâ fî batnı'ş-şâ‘ir" rumûzun kimesne bilmezdi. Hemân ummân-ı kerâmesinden bir kabak çekirdeğin yire diküp üzerine mezkûr tulumdan su döküp fi'l-hâl bir büyük kırmızı kabak zuhûr etdi. Hemân yine "Gel âdem, benim ma‘rifetime mâni‘ olma!" deyü meydânda dal tîğ serserî gezerdi. "Bu kerre bu ma‘rifetimi de temâşâ edin ümmet-i Muhammed" deyüp ipin yanına gelüp yine oğlanlara "Bre inin!" deyü hayli akçe değşirüp ve halkdan niçe hançer ve bıçağ ve kontuş ve niçe gûne esbâblar alup geyinüp ummân-ı kerâmesin beline bend kılup ip dibine gelüp elindeki kılıç ile bitirdiği kabağa bir satur urup kabak iki pâre oldu. Ol ân ipe yapışup ankebût-vâr urûc edüp oğlanların yanına varınca dal satur olup "Ben size inün aşağı demez miydim? Niçün inmediniz. Ey ümmet-i Muhammed sizi Hudâ'ya ısmarladım. Ündülüs diyârına bize yol göründü. Bu gulâmları, Allah emâneti olsun, bir hoşça defn eylen!" deyü iki gulâmın başlarını kesüp aşağı düşüp "Benim san‘atıma mâni‘ olanın dahi meytin bir hoş defn edin!" deyince hevâ ber-muzlım olup zemînde kazığa bağlı olan ip kırılup ol kesîf hevâda pehlivân ber-hevâ gâ’ib olup cümle halk hayret ender hayretde kalup iki gulâmın kelleleriyle cesedleri meydân-ı muhabetde kalup "Bre paşanın masraf kâtibi Urûm Mehemmed Ağa da başsız bulundu" deyü cümle halk varup gördüler kim fakîr Mehemmed Ağa Akka kal‘ası içre İskender'in sarâyı harâbının bir mürtefi‘ yerinden bu pehlivânı seyrederken bir pür ma‘rifet çelebi olmağıla cümle esbâblarını ters geymiş ve ayağından pâbucun çıkarup başına sokup pehlivânın sihrini ve sîmyâsını bâtıl etmeğe çalışup meğer meydânda pehlivânın "Âdem benim ma‘rifetime mâni‘ olma. Sana kıyarım. Sonra peşîmân olursun!" dedüğü fakîr Mehemmed Ağa içün imiş. Fi'l-hâl kabak bitirüp kabağı kılıç ile kesdikde Mehemmed Ağa İskender sarâyından aşağı düşmüş. Ters esbâblarıyla fakîr Mehemmed Ağa'nın na‘şın kaldırup gasl edüp Hazret-i Sâlih cenbinde defn etdiler. Gulâmları da Akka kumluğunda defn edüp ale's-sabâh hammâma gidenler gördüler kim iki gulâmın mezârında iki keçi leşlerin sırtlan kurdları çıkarup ba‘zı yerin yemişler. Meğer bu gulâmlar aslâ tekellüm etmediklerinden ilm-i simyâ ile hareket eder bir cemâd imiş. Ancak merhûm masraf mâtibi Çelebi'ye gadr oldu. İşte bu Akye kal‘asında böyle bir acâyibü'd-dehrden seyr [u] temâşâ etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 42a–42b ·
metinde göster ·
… esmerü'l-levn hüddâmı topdaki ipe yapışup resen-bâzlık ederek alâ mele’i'n-nâs
ipden
yukarıya çıkup ta hevâda topun üstine çıkup karâr etdi. "Bre topu indir ve sen …
Üçüncü gün san‘at-ı sihr-i garîb temâşâsın bildirir: Vakt-i çâştda meydân-ı muhabbetde iki huddâmına dâ’ire çaldırup kendi semâ‘ ederek meydân-ı muhabbete gelüp bir hayli çarh-ı semâ‘ edüp "Bugünkü gün siz erenlere âhir ma‘rifetimiz gösterelim" deyüp cilbend-i muhabbetinden bir küçük karpuz kadar var bir kırmızı müdevver top çıkarup ucunda bir kınnap ipi bağlı. Andan meydân-ı muhabbete bir iri at kazığı kakup ol topun ucundaki ipi kazığa kayd eyledi ve ol topu eline alup kazığa bağlı olan ipden çeke çeke on kulaç mikdârı ip topun içinden çıktıkda bir kerre "Yâ Allah" deyüp ol topu kuvvet-i bâzû ile hevâya atup ol top hevâda ditreyüp mu‘allak kaldı. Cümle halk dahi yine hayretde kaldı. Birkaç kerre topa "İnzil" dedi. Top yine mu‘allak dururdı. Yârân-ı safâ top lisân-ı hâl ile eydür: "Cümle yârân birer akçe ihsân etmeyince inmem, der" deyü birer guruş ve birer altun vermiş âdem var. Ba‘dehû topun ipi dibine gelüp "İşte akçe, in aşağı" dedi. Top yine ber-karâr idi. Âhir ipden cümle halk ile çeke çeke on yerde ip kankal kankal yığıldı kim üç fil yükü ip oldu. Ammâ cümle ip, hevâda olan topdan inüp yığılırdı. Bu kerre kendisi gazaba gelüp hüddâmın birine "Var şu topu indir" dedikde hemân bir esmerü'l-levn hüddâmı topdaki ipe yapışup resen-bâzlık ederek alâ mele’i'n-nâs ipden yukarıya çıkup ta hevâda topun üstine çıkup karâr etdi. "Bre topu indir ve sen dahi in" deyü feryâd ide gördi. Ne gulâmı ve ne topu inmedi. Anınçün dahi yüz guruş kadar mâl cem‘ edüp yine "En aşağı!" dedi. Gulâm ve top inmedi. Bu kerre öbür gulâmına emr edüp "Var şunları aşağı indir" 42b deyü tenbîh edince gerçi bu gulâmlar bî-zebân şekilliler idi. Üç günden berü bunlardan bir güft-gû istimâ‘ olunmadı ammâ ne kim fermân ederler emrine râm idiler. Bu kerre gulâm-ı sânî mezkûr kazık dibinden ipe yapışup keştîbân hüddâm-misâl ankebût-vâr hevâya urûc edüp öbür gulâmın yanına varup ol dahi anda karâr etdi. Bu âhvâle dahi cümle halk âlem-i hayretde kaldı. Hemân pehlivân "Bre inin oğlancıklarım!" deyüp niçe âdemler ile ipe yapışup çeke çeke üç kankal ip dahi yığılup oğlanlar hevâda râygân dururlardı. Bu kerre pehlivâna telâş el verüp gazab-âlûd olup "Hoş âdem peşîmân olursun. İşime mâni‘ olma. Sana kıyarım!" deyüp dal kılıç meydân-ı ma‘rekede gezerdi. Ammâ "el-Ma‘nâ fî batnı'ş-şâ‘ir" rumûzun kimesne bilmezdi. Hemân ummân-ı kerâmesinden bir kabak çekirdeğin yire diküp üzerine mezkûr tulumdan su döküp fi'l-hâl bir büyük kırmızı kabak zuhûr etdi. Hemân yine "Gel âdem, benim ma‘rifetime mâni‘ olma!" deyü meydânda dal tîğ serserî gezerdi. "Bu kerre bu ma‘rifetimi de temâşâ edin ümmet-i Muhammed" deyüp ipin yanına gelüp yine oğlanlara "Bre inin!" deyü hayli akçe değşirüp ve halkdan niçe hançer ve bıçağ ve kontuş ve niçe gûne esbâblar alup geyinüp ummân-ı kerâmesin beline bend kılup ip dibine gelüp elindeki kılıç ile bitirdiği kabağa bir satur urup kabak iki pâre oldu. Ol ân ipe yapışup ankebût-vâr urûc edüp oğlanların yanına varınca dal satur olup "Ben size inün aşağı demez miydim? Niçün inmediniz. Ey ümmet-i Muhammed sizi Hudâ'ya ısmarladım. Ündülüs diyârına bize yol göründü. Bu gulâmları, Allah emâneti olsun, bir hoşça defn eylen!" deyü iki gulâmın başlarını kesüp aşağı düşüp "Benim san‘atıma mâni‘ olanın dahi meytin bir hoş defn edin!" deyince hevâ ber-muzlım olup zemînde kazığa bağlı olan ip kırılup ol kesîf hevâda pehlivân ber-hevâ gâ’ib olup cümle halk hayret ender hayretde kalup iki gulâmın kelleleriyle cesedleri meydân-ı muhabetde kalup "Bre paşanın masraf kâtibi Urûm Mehemmed Ağa da başsız bulundu" deyü cümle halk varup gördüler kim fakîr Mehemmed Ağa Akka kal‘ası içre İskender'in sarâyı harâbının bir mürtefi‘ yerinden bu pehlivânı seyrederken bir pür ma‘rifet çelebi olmağıla cümle esbâblarını ters geymiş ve ayağından pâbucun çıkarup başına sokup pehlivânın sihrini ve sîmyâsını bâtıl etmeğe çalışup meğer meydânda pehlivânın "Âdem benim ma‘rifetime mâni‘ olma. Sana kıyarım. Sonra peşîmân olursun!" dedüğü fakîr Mehemmed Ağa içün imiş. Fi'l-hâl kabak bitirüp kabağı kılıç ile kesdikde Mehemmed Ağa İskender sarâyından aşağı düşmüş. Ters esbâblarıyla fakîr Mehemmed Ağa'nın na‘şın kaldırup gasl edüp Hazret-i Sâlih cenbinde defn etdiler. Gulâmları da Akka kumluğunda defn edüp ale's-sabâh hammâma gidenler gördüler kim iki gulâmın mezârında iki keçi leşlerin sırtlan kurdları çıkarup ba‘zı yerin yemişler. Meğer bu gulâmlar aslâ tekellüm etmediklerinden ilm-i simyâ ile hareket eder bir cemâd imiş. Ancak merhûm masraf mâtibi Çelebi'ye gadr oldu. İşte bu Akye kal‘asında böyle bir acâyibü'd-dehrden seyr [u] temâşâ etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 42a–42b ·
metinde göster ·
… rıkamış hatmanıdır. Ne Leh'e ve ne Maskov'a ve ne Kırım'a tâbi‘ değil, bir alay
ipden
kazıkdan kurtulmuş dalâlet-âyîn müşrikîndir. Birkaç müfîd u muhtasar deyrleri v …
Evsâf-ı kal‘a-i Kırılov: Uruslar Kürilov dahi derler. Nehr-i Özü kenârınca bir sarp taş kal‘adır. Aşağı varoşu kesme handaklar içinde {5000 evdir}, şehr-i azîmdir. Hâkimi Sarıkamış hatmanıdır. Ne Leh'e ve ne Maskov'a ve ne Kırım'a tâbi‘ değil, bir alay ipden kazıkdan kurtulmuş dalâlet-âyîn müşrikîndir. Birkaç müfîd u muhtasar deyrleri ve çârsûları vardır. Bu kavm-i Kazaklar nehr-i Özü'ye Vodenipir derler. Bâğları yokdur, ammâ bâğçeleri azdır. Andan yine cânib-i kıbleye bir konakda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 48b ·
metinde göster ·
seyrek balık ağı gibi örülmüş ağlar gelüp gerildikde aslâ hayvânâtlar firâr ede …
Der-fasl-ı sayd [u] şikâr: Zirinoğlu kâmil yedi sâ‘at bizim serhadlerimiz tarafında olan zikri sebkat eden kırıntıların iç yanında bir azîm kasr-ı âlî var. Anda çıkup karâr-dâde olduğumuz gibi dağlar ve ormanlar içinden taraf taraf top sadâsı kopup el-azametullâh meğer mukaddemâ tâ Çakatorna'dan re‘âyâlara âdemler gitmiş. Âdem deryâsı bir hay huy sayha-i azîm ile âdem deryâsı gelmede ve toplara ârâm olmayup atılmada, ammâ cemî‘i dağların vahşî canavârları sürü sürü gelüp Kırıntı nâm mahalde yığılup cân bâzârına düşmede, ammâ azamet-i Hudâ Subhânü'l-Hallâk fîl cüssesi kadar sığınların şâhaları çatal-misâl olmuş ve karaca ve tablalı ve yağmurca ve sinhale(?) nâm hayvânların her biri Kastamonu'nun çâlâk katırlarına benzer. Ve bir gûne kırmızı yünlü ayu geldi kim her biri Bağdâd aslanına {benzer} mehîb, mefret ve azulu hınzîrları hımârdan büyük ve yaban keçisi ve yaban koyunu sığır kadar ve gele gele ol kadar tilki ve çakal ve kurd ve sırtlan ve tavşan geldi kim hisâbın Hallâk-ı âlem bilir. Bu hâl üzre cümle kâfir topları atarak ve sâ‘ika-i topdan mahlûkat kaçarak bir yere gelüp lâ-yu‘ad ve lâ-yuhsâ hayvânâtlar ortada kalınca kral ve hakîr köşkden temâşâ edüp, "Bire vurun" deyince el-azametullâh 163a kassâb-ı kazâ-yı ecel bu kadar yüz bin cânın içine girüp kırmağa başladılar, ammâ hınzîr ile ayu beş yüz mikdârı kefereleri helâk etdiler. "Bire vardı" ve "Bire geldi" derken gerüden dağlar içre gere gere getirdikleri katrânlı Firengî ipden seyrek balık ağı gibi örülmüş ağlar gelüp gerildikde aslâ hayvânâtlar firâr edemeyüp be-dürüstî kırmağa başladılar, ammâ hınzîr ve kurd cânları acısından önlerine râst gelen hayvânları eyle paraladılar kim cümle mahlûk anlardan havf ederlerdi, ammâ ayular bir yere gelüp ellerine budağ birer ağac pârelerin alup insân gibi ayağ üzre kalkup hınzîra ve kurda sopalar urup depelerdi. Mehîb ve mefret Alman ayıları olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 162b–163a ·
metinde göster ·
Kâr-ı vilâyet-i ahâlîsi: Cümle halkının kâr [u] kisbleri ehl-i zevk olup
ipden
at yuları işleyüp kifâflanırlar. Tâ bu mertebe kâr sâhibi âdemleri var kim efsâ …
Kâr-ı vilâyet-i ahâlîsi: Cümle halkının kâr [u] kisbleri ehl-i zevk olup ipden at yuları işleyüp kifâflanırlar. Tâ bu mertebe kâr sâhibi âdemleri var kim efsâr-ı Vireca meşhûr-ı âfâkdır. Bu şehrin efsâr-ı fisâr-ı fitrâk yularları çok olmağile bu fisâr yularları bu şehrin fertûte-i mekkâre zenâneleri kocalarının başlarına yularlar geçirüp ellerin fitrâk, ya‘nî terki bağlarıyla bağlayup kocaların yularlar ile keşân-ber-keşân çeküp murâd [u] merâmı olan yere götürürler. Tâ bu mertebe sehereleri ve bu kadar mağlûb-ı zenân meshûr ve ebleh âdemleri var. Cenâb-ı Kibriyâ ibâdların mekr-i zenândan hıfz ede. Bu tafsîlden murâdımız zemm ü nemm ü kadh değildir, ancak tenbîhü'l-gâfilîndir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 57a ·
metinde göster ·
… emez topları zeyn olup üç yüz elli aded nebtîz ü semm-i helâhil ve yetmiş kerre
ipden
ve kazıkdan kurtulmuş merg-i afâcân kara ağu ve kara yılan gibi düşmanı sokar b …
Ve kirpi gibi cânib-i erba‘asına balyemez topları zeyn olup üç yüz elli aded nebtîz ü semm-i helâhil ve yetmiş kerre ipden ve kazıkdan kurtulmuş merg-i afâcân kara ağu ve kara yılan gibi düşmanı sokar bî-amân gâzîleri vardır. Bunlara bir hâkim hükm edemez ve içlerine bir kanlı ve bir hırsız ve mücrim varsa vermezler. Ve bunda haps olup aslâ bir yere gitmezler. Cümle kılıçları kanlı ve ejdehâ cânlı şehbâzları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 163b ·
metinde göster ·
… ve Sırf ve Bulgar ve Hayduk ve Çingane ve şakî ve lıssân ve harâmî ve ne kadar
ipden
ve kazıkdan kurtulmuş haşerât makûlesi kefereler ve fecereler var ise anlara he …
Der-fasl-ı hîlekâr-ı mekkâr-ı müsellim: Çünkim müsellime bir kara mankır pençik vermediğimizin dâğ-ı derûnundan otuz bin askerimizden nice intikâm alsın. Hemân hîle vü hud‘a ve şeytanata sâlik olup bu re’y [ü] tedbîr-i hîleyi edüp taht-ı hükûmetinde ne kadar Eflakân ve Sırf ve Bulgar ve Hayduk ve Çingane ve şakî ve lıssân ve harâmî ve ne kadar ipden ve kazıkdan kurtulmuş haşerât makûlesi kefereler ve fecereler var ise anlara hezâr ve hezârân va‘deler ve istimâletler verüp elbette bu gece bu kal‘a altında konan ordunun cânib-i erba‘asından cümle hayme vü hargâhlarına ve bâr [u] büngâhlarına ve esb-i fevârihlerine ve cümle esîrlerine,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 186b ·
metinde göster ·
… akçe etmeyüp on akçe deyüp artıranın üstünde kalır. Ve kuşağı papas kuşağı gibi
ipden
zünnârdır.
Ve gömleğinin iki karış yakası bir gûne çatma işleme münakkaş yakadır kim gûyâ sihr-i i‘câzdır, ammâ üstünde esbâbı ve roklası ve dolaması cümle siyâh papasların geydikleri sofdur kim beş akçe etmeyüp on akçe deyüp artıranın üstünde kalır. Ve kuşağı papas kuşağı gibi ipden zünnârdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 67a ·
metinde göster ·
… bununla metânet bulup cânib-i erba‘ası başka handak ka‘r-ı azîmdir. Ve kapusuna
ipden
kemendler ile çıkılır. Bâlâda bir küçük demir kapudur. El-hâsıl orta hisâr için …
Ve bu orta hisârın toprak kal‘a tarafına Şâhîn Paşa kullesi gâyet metîn ve kavî ve sa‘b burc-ı azîmdir kim gûyâ Sedd-i İskender'dir. Hemân Azak kal‘ası demek bu Şâhîn Paşa kullesinden ibâretdir. Hakkâ ki Azak kal‘ası bununla metânet bulup cânib-i erba‘ası başka handak ka‘r-ı azîmdir. Ve kapusuna ipden kemendler ile çıkılır. Bâlâda bir küçük demir kapudur. El-hâsıl orta hisâr içinde bu kulle-i metîn bir iç hisâr dahi olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 184b ·
metinde göster ·
… alde bu ipleri tuçdan makaralara geçirüp ol örme urganların uçlarına yine kalın
ipden
balık ağı gibi örülmüş beşer onar âdem alur zenbîl-misâl şeyleri aşağı sarkıdup …
Tırhala tarafına bir sivri kaya burnu vardır. Anda zamân-ı kadîmde küffârlar âdem gevdesi kalınlığı demir kollar uzadup uçlarına tuç makaralar bağlayup câmûs ve sığır derilerin dilim dilim edüp kalın gemi palamarı ipleri gibi örmüşler. Hîn-i mahalde bu ipleri tuçdan makaralara geçirüp ol örme urganların uçlarına yine kalın ipden balık ağı gibi örülmüş beşer onar âdem alur zenbîl-misâl şeyleri aşağı sarkıdup yukaru çekecek zahîreleri ve koyunları ve sığırları ve'l-hâsıl her ne var ise postlara(?) aşağıda koyup yukaru kayanın tâ zirve-i a‘lâsındaki tuç makaraların yanlarında dollâb-ı çarh-ı musanna‘lar vardır, ol dollâbların hidmetine on aded papaslar dâ’imâ me’mûr olup dururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 240b ·
metinde göster ·
… yârân ile pür-silâh olup kayanın altına gelüp yukarudan ruhbânlar makaralar ile
ipden
örülmüş zenbîlleri sarkıdup aşağı endirdiler.
Sabâh olup cümle atlarımız bu köyde birkaç hidmetkârlar ile bırağup on nefer yârân ile pür-silâh olup kayanın altına gelüp yukarudan ruhbânlar makaralar ile ipden örülmüş zenbîlleri sarkıdup aşağı endirdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 240b ·
metinde göster ·
… Katırcıoğlu Mehemmed Paşa Göllük tarafında cümle eyâleti askeriyle ve kendünün
ipden
kazıkdan kurtulmuş yetmiş tâsdan geçmiş bin aded serbâzân-ı gâziyânları ve üç b …
Der-mücâhidân-ı cünd-i eyâlet-i Anatolu: Katırcıoğlu Mehemmed Paşa Göllük tarafında cümle eyâleti askeriyle ve kendünün ipden kazıkdan kurtulmuş yetmiş tâsdan geçmiş bin aded serbâzân-ı gâziyânları ve üç bin aded güzîde Anatolu serdengeçdileriyle Tire ve Mağnisa ve Aydın ve Saruhân ve Engürü ve Kânkırı ve izmid ve Bursa ve Alâ’iyye ve Kastamonu ve Teke ve Hamîd, bu sancaklarda olan cemî‘i erbâb-ı zu‘amâ ve erbâb-ı tîmâr ile meterise girüp cümle yigirmi bin asker-i İslâm idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 290b ·
metinde göster ·
… iki 311a âdem sığacak kadar ağaçdan bir küçük karavulhâne olup gemi direğine
ipden
nerdübânlar ile çıkılır gibi nerdübânlardan küffârlar bu direk üzre karavulhâne …
Ve ibtidâ bu kal‘ayı muhâsara etdiğimizde bu Yüksek tabya üzre iki aded serâmed mavuna direklerin birbirlerine mıhlayup dikili durup tâ zirve-i a‘lâsında iki 311a âdem sığacak kadar ağaçdan bir küçük karavulhâne olup gemi direğine ipden nerdübânlar ile çıkılır gibi nerdübânlardan küffârlar bu direk üzre karavulhâneye çıkup evc-i semâya berâber olmuş direkler üzre tûrbînler ile Akdenizi ve isfakiye dağların ve cemî‘i nümâyân olan yerlerin gözedüp bir tarafdan düşman zâhir olursa haber verüp dîdebânlık ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 310b–311a ·
metinde göster ·
… â yeşil destâr sarmayalar ve kuyruksuz ata bineler ve tegeltiyi ters uralar. Ve
ipden
üzengiye yalın ayak bineler. Çizme ve çerkezî geymeyeler.
Ve bunlar ile ahd [ü] emân edüp bu üçden gayri Mekke içre şerîf olmaya. Bülûgıyyete erdikde Kudüs-i şerîfe göndereler. Ve aslâ yeşil destâr sarmayalar ve kuyruksuz ata bineler ve tegeltiyi ters uralar. Ve ipden üzengiye yalın ayak bineler. Çizme ve çerkezî geymeyeler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y312b ·
metinde göster ·
Hakîr dahi bu alay mahallinde cümle şürefâyı beyâz destâr ile ve
ipden
üzengiye yalın ayak ve tegeltiye ters binerler gördüm. Ammâ şerîfden gayrisi ku …
Hakîr dahi bu alay mahallinde cümle şürefâyı beyâz destâr ile ve ipden üzengiye yalın ayak ve tegeltiye ters binerler gördüm. Ammâ şerîfden gayrisi kuyruklu ata binerler. Ammâ şürefâ olan hâlâ bî-düm ata süvâr olup bunların alayın bu üslûb üzre seyr [ü] temâşâ etdim. Bir alay Zeydî-mezheb çelebilerdir. Ammâ beyâz destârlarında taylesân (---)(---)(---)(---) levâhıklarının çoğu tâvûsî hecînlere süvâr olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y312b ·
metinde göster ·
… vrilüp der-ân cümle esbâb ve bıçak ve hançer ve kîse gidüp fora roba olup ba‘zı
ipden
kazıkdan kurtulmuş Y 178a haşerâtlar çelebiyi murâd [u] merâmına vâsıl edüp b …
Esnâf-ı bâzâra gidenler: Bunlar bâbullûkda olan bozahâne ve meyhâneden ve kebâbçı dükkânlarından ve sâ’ir âlet-i tarab nakillerinden ba‘zı eşyâlar getürüp kifâflanırlar. Ve ba‘zı esfehü's-süfehâ tâze cüvânân makûlesi ağalarından hammâm bahânesine me’zûn olup bâbullûka gelüp bir külbede bir nigâre ile sînesâf olurken nigâr bir pâre yâre pâre şarâb ve kebâb ister. Derhâl bâzâra gidene bir üç akçe verüp murâd edindiği eşyâları âmâde edüp bâde ve boza içine ak karanfîl ve tatula ve kulak kiri ve hasır külü koyup ol cüvân bir kadeh içince çelebi kınâ çuvalı gibi devrilüp der-ân cümle esbâb ve bıçak ve hançer ve kîse gidüp fora roba olup ba‘zı ipden kazıkdan kurtulmuş Y 178a haşerâtlar çelebiyi murâd [u] merâmına vâsıl edüp bir künce veyâ uzakda bir yere bırağırlar. Çelebi ayılup görse ki uryân kalmış, çi fâ’ide keşf-i râz dahi edemez. Gitdi gider dahi gider. Eğer yanında mâlı çok ise der-ân katl edüp gömerler. Allâh âlim ü dânâdır, Cânpûlâdzâde Hüseyin Paşa asrında böyle ahvâller vâki‘ oldu, dediklerinde bir kapucubaşısına fermân verüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y177b–Y178a ·
metinde göster ·