"Telezzüz-i dünyâdan ve cümle mâsivâdan kat‘-ı alâka etdi ise bu âsitâne-i Kırklarda ber-hordâr olup kendüyi Nücebâ Alî'nin postuna koruz. Safâ geldin kişi" deyü Gülâbî Ağa'ya ta‘zîm edüp üç gün üç gece Gülâbî Ağa anda aç susuz bî-tâb [u] bî-mecâl kalup Unkapanı'ndaki hânedânı ve evlâd [u] ensâbları hâtırına gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 38a ·
metinde göster ·
Ol günkü oldu, bu hakîr ahde vefâ edüp ibtidâ Erzurûm'un iç kal‘asın feth edüp cümle yeniçerileri kırdım. Sâ’ir vüzerâ ve ümerâlar beni peraya atup yan çaldılar. Benim adım âsî olup iş başa düşüp günden güne hâlim müşted olup işte sergüzeşt [ü] serencâmım budur kim ne etdim ise bu Devlet-i aliyyenin hâyır-hâhı olduğum gayretiyle etdim. Yohsa pâdişâhım bu Abaza kulun yetmiş guruşluk bir abd-i memlûkündür, âsî olup cihângîrlik ile pâdişâh olacak değilim" deyüp ahvâl-i mâcerâsın niçe bin âdem içinde bir bir bî-bâk [u] bî-pervâ takrîr edüp yine zemîn-bûs edüp el bağlayup hâmûş-bâş oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 65b ·
metinde göster ·
… ‘ası ve hünkâr bâğçeleri ve'l-hâsıl mîrî ne kadar meremmât ve cedîd binâlar var
ise bu
şehremîni eliyle olur. Bu dahi kendü neferâtları üç yüzdür, anlar ile alayda ub …
Yigirmi beşinci, esnâf-ı şehremîni: Ağalık değildir kitâbetdir ammâ mahsûldâr emânetdir. Gökde uçan ve yerde gezen ve deryâda yüzen cümle bu şehremîni masârıfıyla olur. Muhâsebesi senevî bin kîse, kâhîce iki üç bin kîse ile görülür. İslâmbol kal‘ası ve hünkâr bâğçeleri ve'l-hâsıl mîrî ne kadar meremmât ve cedîd binâlar var ise bu şehremîni eliyle olur. Bu dahi kendü neferâtları üç yüzdür, anlar ile alayda ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 177b ·
metinde göster ·
Esnâf-ı attârân-ı Yahûdân: Dükkân 200, neferât 400, pîrleri yine Hüsâm bin Abdullâh-i Basravî'dir. Bunların cümle dükkânları Tahta'l-kal‘a'da ve Mahmûdpaşa çârşûsunda ve hânı'nda ankâ Yahûdîler'dir. Gûnâ-gûn İngilis boyalarından sülüğen ve zencifne ve lök ve isfîdâc ve lâzüverd misilli boyalar ve demir teller ve sarı pirinc tenekeler ve'l-hâsıl edîm-i arzda Hallâk-ı âlem ne kadar ma‘âdin halk edüp benî âdemin kârıyla ne kadar eşyâ-yı 197b musanna‘-ı zî-kıymet var ise bu attârlarda bî-kıymet bulunur, gâyet ankâ bâzergânlardır. (---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 197a–197b ·
metinde göster ·
… -yı İslâm'da lâzım olduğundan İslâmbol içre ne kadar mükeyyif meşrûbâtcılar var
ise bu
bozacıbaşıya yamak olup sınıf sınıf ubûr ederler. Ammâ ekşi bozacılar, arabalar …
Ekseriyyâ boza erbâbı Tatar ve Çingânelerdir. Ammâ bi'z-zarûrî ordu-yı İslâm'da lâzım olduğundan İslâmbol içre ne kadar mükeyyif meşrûbâtcılar var ise bu bozacıbaşıya yamak olup sınıf sınıf ubûr ederler. Ammâ ekşi bozacılar, arabalar üzre çadırların kurup ve gûnâ-gûn berg [u] bârlar ve bahârlar ile dükkânların zeyn edüp boza sıkup ve çömçe çömçe halka boza bezl ederek niçe yüz boza bekrîleri "biruy hay" deyü na‘ra urarak ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 212b ·
metinde göster ·
mazmûnu üzre üçüncü gün vakt-i zuhrda bi-emrillah bir kum gelüp sandalı baş aşağı edüp hakîr dahi baş aşağı deryâya düşüp cân havliyle şinâverlikde bi-sehl mahâretimiz olması sebebiyle el kol atarak çabalıyarak Cenâb-ı Hakk'a bir âh-ı dil-sûz çeküp Hazret-i Kur‘ân-ı Azîm'i ve Furkân-ı Mecîd'i derûn-ı dilden şefî‘ dutup cemî‘î ziyâret etdiğim kibâr-ı evliyâullahın rûhâniyyetlerinden derûnîce istimdâd taleb edince Cenâb-ı İzzet derûnuma bir âteş halk edüp kalb âyînesi mücellâ olup derûn-ı dilden Kelîme-i Tevhîd'e meşgûl olup gâyet tesellî-i hâtır buldum kim seyâhat etdiğim diyârlarda ehl-i hâl kimesneler hâtırıma gelüp havf u haşyetden berî olup cân başıma gelüp temevvüc-i deryâda bî-bâk u bî-pervâ gavvâs-vâr yüzüp kâh âlî ve kâh süflî deryâda sehl şinâverlik ederken ol Kâdir [u] Kayyûm ve Perverdigâr-ı Lem-yezel [i]râdet-i ezelîsi bu imiş kim bu abd-i âsîyi halâs ide. Ânî gördüm mukaddemâ sandalımız yanına gelen tavîl ü arîz mezkûr kovuş tahtası yanından ubûr ederken hemân hakîr cüst u çâbük ve çâlâklık edüp bu Bahr-i siyâh-ı bî-emânda gark olmadan ise bu levhaya sarılayım deyüp cân havliyle tahtaya sarılup her-çi bâd-âbâd deyüp cân bâzârında cânbâzlık edüp levha-i azîme yılan gibi sarılup gûyâ deryâda Hazret-i Hızır'a râst geldim ve sandal içre olan refîklerimden haberim olmayup gâ’ib oldular. Hakîr bu hâl üzre kâh sovukdan kâh talattum-ı deryâ havfinden Bahr-i siyâh üzre galtân u cünbân ederek emvâc-ı bî-emânda ser-gerdân-ı hayrân iken gerü tarafda deryâda bir feryâd kopdu. Cân havliyle gerüye nazar etdim. Meğer benim süvar olduğum uzun kovuş tahtası üzre iki Gürcî gulâmı ve iki Çerkes bâkiresi ve bir Rus gulâmı tahta-i kebîr üzre süvâr olup yarasa kuşu gibi sarılmışlar. "Âh bunlar benim süvâr olduğum tahtaya bâr-ı girân olup garkıma sebeb olurlar. Âh hal-i digergûnum neye müncer ola" deyüp perîşân-hâtır olup, "Âyâ bunları ne hâl eylesem kim levha bana yalnız münhasır olup sebük-bâr olsam", derken hikmet-i Hudâ bizim süvâr olduğumuz tahta yanından bir su varülü kabak gibi yüzerek geçerken hemân Rus gulâmı tahta üstünden kendüyi şinâverlik eden varül üzre atup varülü der-âğûş edemeyüp "Ala müsâfiri" kelâmı üzre fakîr gulâm gark-âb olup sohbet dörd esîre kaldı. Hudâ Kerîm'dir, deyü bu hâl üzre deryâda aslâ bir sahîl-i bahr zâhîr ü bâhîr değil, ammâ hamd-i Hudâ hevâ sehl mu‘tedil olup âfitâb-ı âlem-tâbın şiddet-i harâreti dahi sehl ziyâde olup talattum-ı deryâ dahi cüz’î tenezzülde olup gündoğusu rûzgârı bizi süre süre hamd-ı Hudâ üçüncü gün evc-i âsumâna berâber kûh-i bî-sütûnlar nümâyân olup vakt-i zuhrda temevvüc-i deryâ bizi sâhil-i bahre bırağup bî-tâb u bî-mecal türâb [u] rimâl üzre düşdüğüm bildim. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 265b ·
metinde göster ·
Der-sitâyiş-i me’kûlât [u] meşrûbât [u] sanâyi‘ât: Bâğı ve bâğçesi ve servî drahtları ve zeytûnu (---) vardır ve gölünün âb-ı hayâtı meşhûr-ı âfâkdır ve beyâz somunu ve hubûbâtında yağlı arpası gâyet latîfdir ve kâşîden kâseleri ve tabakları ve ibrikleri ve diyâr-ı Âl-i Osmân'da ne kadar münakkaş kâşîli imâret var ise bu İznik şehrinde işlendiğinden Çîn-i Mâçîn-i Rûm derler sihr-i i‘câz nakş-ı bukalemûn kâşîler işlenir kim vasfında lisân kâsırdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 6a ·
metinde göster ·
… iğmâz-ı ayn edüp "Tîz bize menzilci tütün kahve getür ve mâhazar heybede ne var
ise bu
kardeş ile yeyelim!" dediğime bile ta‘âm yemeğe rızâ vermeyüp kalkmak istedi. E …
Ale's-sabâh tecdîd-i vuzû‘ ederken bir Rüstem-i şecâ‘at ve Esed-i mehâbet bir kimesne kim andan erlik umulur yiğit atıyla ve donuyla bir dağ içinden nümâyân olup gelir. Ammâ atı ve kendü bî-tâb u bî-mecâl gelir. Hemân hakîr, bu iyi alâmet değildir. Ahvâlini tecessüs edüp haberin aldım ki Üsküdar cenginde Gürcî Nebî'nin baş bölükbaşısı olan Şîr u Nerîmân ve Sâm-akrân olan Çomar Bölükbaşı imiş. Derhâl yanıma çağırdup hal-hatır soruşduktan mâ‘adâ kalkup iki yanağından bûs etdim. Ammâ gûyâ semm-i helâhil bûs etdim. Bir mutarraş rîş süvârîleri dümm-i binâ-gûşına kad çekmiş acebe-likâ ve muhavvif çirkin çehre bir şahs-ı bed-fi‘âl, ammâ iğmâz-ı ayn edüp "Tîz bize menzilci tütün kahve getür ve mâhazar heybede ne var ise bu kardeş ile yeyelim!" dediğime bile ta‘âm yemeğe rızâ vermeyüp kalkmak istedi. Elbette bir lokmamız yer deyü hâh-nâ-hâh bir yerde oturup "Bak a ömrüm! Dünyâ ve âhiret karındaşım ol. Devletden düşmüş yiğide benzersin, atların zebûn olmuş. Ne yerlisin ve isminiz bize bağışlan ve ahvâl-i pür-melâlin bir bir takrîr eyle" dedim. Hemân nutka gelüp eydür: "Çünkü bana kardaş dedi. Kabûl etdik artık biz senden, sen benden emîn ol ve ta‘âmın dahi yedik. Ben İzolı Kürdü kabîlesindenim ve Gürcî Nebî'nin baş bölükbaşısıyım. İsmime Çomar Bölükbaşı derler. Üsküdar cenginde bozulup gice gice dağdan dağa kaça kaça bu mahalle gelüp sana dûş geldim" dedükde hemân kalkup yine gözlerin yüzün bûs etdim, ammâ gûyâ bir kara gön derisi öpüp kılları nişter gibi dudaklarıma batdı. Hemân hakîr eyitdim: "Bre cânım şimdi biz ol cengden gelirim. Çarkacı Mehemmed Paşa alayına at koyup Şâmlı Osmân Ağa ile ceng-i Alî edüp âdemler akdaran sen misin?" deyü dest be-dest olup eyitdim: "Ey imdi birâder, ben seni elden komam. Ben Şâm Vezîri Murtezâ Paşa'nın ağalarından gâyet maslahat-güzâr âdemîsiyim. Üsküdar cenginde senin şecâ‘at ve dilâverliğin gördüm. Ben seni elden komam, Paşa efendime götürürüm!" dedikde "Cânıma minnet ammâ atlarım zebûndur. Bozulaldan berü gündüz sarp dağlarda yatarım, gice yollarla giderim. Nefîr-i âm havfinden kurâ ve kasabâtlara uğramaya havf ederdik. Âhir açlık cânımıza kâr edüp bu mahalde sana râst gelüp datlı dilinle ve ni‘metinle bizi şikâr eyledin. Ammâ siz ulaklığile biz cenk görmüş yorgun atlar ile size refîk olmak mümkün değildir" dedi. Hakîr eyitdim: "Birâder, senin hâtırın içün biz dahi menzil menzil gidelim. Atların kalırsa sana at verelim, hemân durma gidelim!" deyüp yemîn-billah ve kasem-tallah ile andan azm-i râh deyüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 33b ·
metinde göster ·
… r. Ve "Bu dünyâda devr-i kıyâmete dek tâ eşrât-ı sâ‘ate varınca ne vâki‘ olacak
ise bu
amûdda mestûrdur" deyü Mağâribe akvamı künûzlar içün âh-ı derûn ederler.
Urfa Ruhâsı'n binâ eden Ruhâ Nemrûd'dan evvel binâ edüp bunda fevt olup defn olunduğıyçün Sinn-i Ruhâ derler. İbret-nümâ-yı amûd bunda somaki amûd-ı müntehâ vardır. Ol amûdun taraf-ı şarkîsinde bir gûne hatt-ı İbrî vardır. Cemî‘i erbâb-ı ma‘ârif [u] seyyâhân gelüp anı kırâ’at edüp "Hatt-ı Hazret-i İdrîs aleyhi's-selâmdır" derler. Tûfândan evvel binâ olunmış şehr-i azîm imiş. Kara-Âmid ile kal‘a-i Ruhâ ya‘nî Urfa beynindedir. Hâlâ kavm-i Yahûdî ve kavm-i Kıbâbıta ve kavm-i Mağâribe ol hatt-ı İdrîs olan amûda nazar edüp âh-ı derûn edüp bu şehr-i harâb-âbâdda kırk kenz-i azîm vardır. Ve "Bu dünyâda devr-i kıyâmete dek tâ eşrât-ı sâ‘ate varınca ne vâki‘ olacak ise bu amûdda mestûrdur" deyü Mağâribe akvamı künûzlar içün âh-ı derûn ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 60b ·
metinde göster ·
… altı yüz dekâkîn-i sûk-ı sultân vardır. El-hâsıl şehirde ne kadar imâristân var
ise bu
Aspuzu'da andan ziyâde imâr ebniyye-i âliyeler vardır.
Sitâyiş-i imâret-i bâğ-ı Aspuzu: En ednâ garîbin bir fersah yer bâğı mukarrerdir. Cümle yedi bin sekiz yüz bâğ vardır. Mîr-âb bu bâğlara su saldığında defterinde mastûrdur ve her bâğda birer bâğ hânesi mukarrerdir ve üç yüz aded fıskiyye ve havz ve fevvâreli ve hammâmlı a‘yân [u] kibâr hâneleri vardır. Paşa ve müsellim ve molla ve cümle zâbit ü râbıtlar bundadır ve câmi‘ler ve mesâcid ü medrese ve mekteb-i sıbyân u tekye-i dervîşân u hammâmât-ı gâsilân ve altı yüz dekâkîn-i sûk-ı sultân vardır. El-hâsıl şehirde ne kadar imâristân var ise bu Aspuzu'da andan ziyâde imâr ebniyye-i âliyeler vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 196a ·
metinde göster ·
… ve sâ’ir hûş-ı elhân [u] hûş-ı tuyûrdan gayret-nemâ sun‘-ı Hudâ'dan her ne var
ise bu
Hızır Nebî şehrinde mevcût idi. Hatta kavm-i Amalâk "Bu şehir bizim kıblemizdir …
Ve Hazret-i Şemuyil ve Şem‘ûn ve Semmûn ve Melik Rac‘im ibn Süleymân Nebî içün bu dörd kimesne içün dahi ihtilâf-ı kesîre edüp nebî ve nebî değildir, demişler. Ammâ müverrihân-ı Acem Hazret-i Hızır'ın peygamber olup hâlâ hayâtda olduğuna zâhib olup bu Dicle nehri sâhilindeki şehirde tevellüd eylediğin tahkîk eylemişlerdir. Ve bu şehr-i Hızır'ın ma‘mûr u âbâdânlığın ol kadar ta‘rîf ü tavsîf etmişler kim şehr-i Medâyin'den ve şehr-i Kûfe'den imâr idi demişler. Hatta du‘â-yı hayr [u] berekât-ı Hızır Nebî ile bu şehir eyle imâr imiş kim Cenâb-ı Kibriyâ rûy-ı arzda ahcârât [u] eşcârât [u] müsmirrâtdan ve sâ’ir hûş-ı elhân [u] hûş-ı tuyûrdan gayret-nemâ sun‘-ı Hudâ'dan her ne var ise bu Hızır Nebî şehrinde mevcût idi. Hatta kavm-i Amalâk "Bu şehir bizim kıblemizdir." deyü ziyâretine beher sene mesâfe-i ba‘îde diyârlardan gelirler imiş ve cemî‘i kavm-i milel dahi gelüp seyr ederlermiş. İllâ kavm-i Yahûd gelmeyüp Sıfet şehrine giderlermiş. Hâlâ bilâ-teşbîh tâ’ife-i Yahûd'un ka‘beleri Sıfet şehridir kim sehel imâr kalmışdır. Ammâ bu şehr-i Hızır Sıfet şehrinden ziyâde ma‘mûr u İremezât misilli ziyâretgâh imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 407a ·
metinde göster ·
… re‘âyâ vü berâyâ ve asâkir-i İslâm'da ne kadar çul ve tobra ve kebe ve keçe var
ise bu
sahrâya cem‘ olup dağlar gibi yığıldığından hâlâ Çul ovası derler.
Evvelâ kal‘a-i Yergöğü'den cânib-i şimâle giderek Çul ovasın geçüp sehel istirâhat olundu. Çul ovası denmesinin aslı oldur kim kaçan kim sene (---) târîhinde Yergöğü kal‘asın Yıldırım Hân binâ etmeğe murâd etdikde zemîni bir fecc-i amîk bataklık olmak ile cümle re‘âyâ vü berâyâ ve asâkir-i İslâm'da ne kadar çul ve tobra ve kebe ve keçe var ise bu sahrâya cem‘ olup dağlar gibi yığıldığından hâlâ Çul ovası derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 104a ·
metinde göster ·
… vz-ı şâfi‘îdir. Mezkûr minârenin kadehi ne haremde ve ne san‘at-ı tasarruflarda
ise bu
havz dahi tâbaka'n-na‘l bi'n-na‘l ile bir mukarnazlı ve sileli(?) ve gilvili me …
Bir kubbe-i mînâya ve bir minâre-i ulyâya mâlikdir kim kubbesi meğer İslâmbol'da Ayasofya kubbesi ola ve minâresi gerçi bir şerîfedir, ammâ misli meğer Niksâr şehrinde Melik Gâzî câmi‘i minâresi ola. Tâ bu mertebe bir serâmed bâng-ı Muhammedî makâmıdır. Hattâ üstâd-ı bennâ icrâ-yı ma‘rifetin beyân içün bu câmi‘in harem-i azîminin tâ vasatında çınar ve servi dırahtları sâyesinde bir müdevver havz-ı musanna‘ inşâ edüp çeşm-i ibret hîrelenir bir havz-ı şâfi‘îdir. Mezkûr minârenin kadehi ne haremde ve ne san‘at-ı tasarruflarda ise bu havz dahi tâbaka'n-na‘l bi'n-na‘l ile bir mukarnazlı ve sileli(?) ve gilvili mermer havz-ı ibret-nümâdır, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 170a ·
metinde göster ·
… avâledir, ammâ kırkar karış top-ı kal‘a-kûp-ı tavîl lâzımdır; eğer küçük toplar
ise bu
kal‘aya ol havâleden zarar yokdur, zîrâ arada göl vardır. Ve kal‘a dibinde kaya …
Ve derûn-ı hisârda evler azdır, ancak Sultân Mehemmed câmi‘i kiremit ile mestûr tarz-ı kadîm câmi‘-i pür-nûrdur. Ve yedi sekiz sarnıçları var, bârân-ı rahmet ile memlûdur. Ve kal‘adan Boyana gölüne enecek su yolları vardır kim ahâlî-i kal‘a bilir, taşrada düşman göremez mestûr su yollarıdır, hîn-i muhâsarada anlardan su alırlar, ammâ bu kal‘ada dükkânlar yokdur, ancak yüz aded neferât hânecikleri ve buğday anbârları vardır, ammâ cebehânesi ve şâhâne topları vardır, lâkin Boyana gölü aşırı Torondoş dağından bu kal‘ayı döğdüğü dağ sehel bu kal‘aya havâledir, ammâ kırkar karış top-ı kal‘a-kûp-ı tavîl lâzımdır; eğer küçük toplar ise bu kal‘aya ol havâleden zarar yokdur, zîrâ arada göl vardır. Ve kal‘a dibinde kayalar kenârında Boyana gölü içre çam direkleri üzre balık dalyanları var, başka emânetdir kim kal‘a kulu aklâmıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 33b ·
metinde göster ·
gûne metânet üzredir, ammâ Tuna cânibi üç minâre-i bâlâ kaddi yalçın kaya üzre …
Bu kal‘a-i bî-misâlin kara tarafı ise bu gûne metânet üzredir, ammâ Tuna cânibi üç minâre-i bâlâ kaddi yalçın kaya üzre sedd-i metîn dîvâr-ı İskender-var'dır, ammâ ne mertebe kalın dîvâr idiği ma‘lûm değildir. Hemân devr-i müdevver rıhtım dolama Şeddâdî binâ dîvâr üzre aslâ dendân-ı beden ve kulle ve tabya ve peten yokdur. Hemân dîvâr-ı üstüvârı üzre niçe hânedân-ı cihân-nümâlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 93b ·
metinde göster ·
… âsı eflâke ser çekmişdir. Hâlâ yine Alaman diyârının baş bıtrîkleri kankı la‘în
ise bu
kal‘a baş papaslarının hâssıdır, lâkin bu kal‘anın galat-ı meşhûr ile ismi Litr …
İbtidâ bânîsi Hazret-i Îsâ zamânında cemî‘i Alaman diyârı kâfirlerinin irşeği, ya‘nî bilâ-teşbîh irim papadan bir mertebe aşağı müftîleri olan Nitrepol nâm bir papas-ı bed-nâm binâ etmeğile anın ismiyle müsemmâ bir kal‘a-i bâlâdır kim zirve-i a‘lâsı eflâke ser çekmişdir. Hâlâ yine Alaman diyârının baş bıtrîkleri kankı la‘în ise bu kal‘a baş papaslarının hâssıdır, lâkin bu kal‘anın galat-ı meşhûr ile ismi Litre'dir. Lisân-ı Macarda Nitrepol cennet kuşu demekdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 122b ·
metinde göster ·
Hulâsa-i kelâm Cenâb-ı Bârî bu rûy-ı arzda me’kûlât [u] meşrûbât ve mevcûdâtdan ne halk etdi ise bu cebehânede mevcûddur. Hattâ ilm-i tıbba müte‘allık niçe bin pâre mücelled kitâb-ı mu‘tebereler ve musavver teşrîhât kitâbları ve Kanûn-ı Şifâ-i Ebû Alî Sînâ kitâbları var kim ta‘bîr olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 131b ·
metinde göster ·
gün de böyle geçüp ol gece bir leyle-i muzlim olup ve berf ü selc bârân-ı la‘ne …
Her ne hâl ise bu gün de böyle geçüp ol gece bir leyle-i muzlim olup ve berf ü selc bârân-ı la‘net yağup aslâ göz açdırmadığından mâ‘adâ herkes haymesinde ve harârı dibinde yağmurluğun geyüp büzülmüş yatırlarken nısfu'l-leylde bir rûzgâr-ı zor-kâr esüp cümle atlar ve katırlar târumâr olup niçe garîb ü gurebâ âdemler sovukdan donup kurıla kalmışlar ve niçe bin kara hırsızlar çadırları yarmışlar ve niçe yüz yük harâr yükleri alup gitmişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 138b ·
metinde göster ·
… y elleri kolları kanlı ve arslan cânlı yiğitlersiz, bire fursat ganîmetdir, ben
ise bu
kâfirlere esîr olup haps edüp ve bu kâfirlerden bu gâzîlerle intikâm alayım dey …
Bu kerre kulağız ne der "Vallâhi gâzîler sizi gördüm ki bir alay elleri kolları kanlı ve arslan cânlı yiğitlersiz, bire fursat ganîmetdir, ben ise bu kâfirlere esîr olup haps edüp ve bu kâfirlerden bu gâzîlerle intikâm alayım deyüp azacık Türklerdir deyü gerçekdir haber etdim. Elhamdülillâh sizin sebebinizle bu kâfirlerden intikâmım aldım ve sizi bu kadar gazâ sevâbına koyup bu kadar kapudan esîrler ele girdi" dedikde imdi küffârlar ile kulağızımızın kankısına amel edersin.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 8a ·
metinde göster ·
… dan sizin pâdişâhlarınızın vezîr mührü nice pâdişâhlarınıza dedelerinden kalmış
ise bu
kuzu tasvîri elmâs dahi iki bin altı yüz yıldan berü çâsârlara dedelerinden int …
"Hazret-i Îsâ Hazret-i Allâh'ın yanında kuzu sıfatlı ve kuzu gibi halûk ve yavaş ve kuzu gibi meler ve enîs ü mûnis kuzu sıfatlı olduğundan sizin pâdişâhlarınızın vezîr mührü nice pâdişâhlarınıza dedelerinden kalmış ise bu kuzu tasvîri elmâs dahi iki bin altı yüz yıldan berü çâsârlara dedelerinden intikâl edüp, ‘Cihân pâdişâhları bu eşkâlde ve bu kıt‘ada böyle elmâsa mâlik olmuşdur’ {dediler}. Ve her bâr kral bu kuzuya nazar etmesinin aslı, kaçan kim kral bir kimesneye gazab-âlûd olsa ‘Pâdişâhlar Îsâ gibi kuzu olmak gerekdir’ deyü kuzuya bakup celâl-i gazabı teskîn olur" deyü cevâb [verdi].
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 67a ·
metinde göster ·
Ve eğer yay faslı ise askerden taşrası râhatdır, ammâ kış günlerinde
ise bu
asker içinde giden 112b atların ve benî âdemlerin buhârlarında kan tere batup …
Ve eğer yay faslı ise askerden taşrası râhatdır, ammâ kış günlerinde ise bu asker içinde giden 112b atların ve benî âdemlerin buhârlarında kan tere batup aslâ sovuk te’sîr etmez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 112a–112b ·
metinde göster ·
… ü'l-âlemîn yerde ve bahrde ve evc-i semâda her ne kadar zî-rûh mahlûk halk etdi
ise bu
mağâra-yı vâsi‘ içinde her mahlûkun cüsseleriyle bunda altundan ve gümüşden ve …
El-hâsıl Allâhu Rabbü'l-âlemîn yerde ve bahrde ve evc-i semâda her ne kadar zî-rûh mahlûk halk etdi ise bu mağâra-yı vâsi‘ içinde her mahlûkun cüsseleriyle bunda altundan ve gümüşden ve bakırdan ve'l-hâsıl on iki gûne ma‘âdinlerden binâ olunmuş zî-rûh kısımlarının envâ‘larından bu gâr içre mâlâ-mâl dururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 154a ·
metinde göster ·
… -ı Allâh bu dünyâda ne kadar acâ’ibât u garâ’ibât ve ecnâs-ı mahlûkât halk etdi
ise bu
Mesköv vilâyetinin iki iklîminde beş ol kadar ziyâde kavm-i küffâr ve on ol kad …
İmdi ihvân-ı vefâ, gerçi bu abd-i hakîr Hindistân'a varup ne mertebe askeri vardır, ma‘lûmum değildir. Kendülerinin nakilleri üzre "Hâkânımızın yetmiş lek ulûfeli leşkeri vardır" derler, ammâ ma‘lûmum değildir. Ammâ bu vilâyet-i Maskov'da olan kefere askerinin ve gayri benî âdemlerinin hisâbın Hallâk-ı âlem bilür. Hele hakîr akl-ı kâsırımla Cenâb-ı Allâh bu dünyâda ne kadar acâ’ibât u garâ’ibât ve ecnâs-ı mahlûkât halk etdi ise bu Mesköv vilâyetinin iki iklîminde beş ol kadar ziyâde kavm-i küffâr ve on ol kadar ecnâs-ı mahlûkât-ı lâ-yuhsâ vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 182b ·
metinde göster ·
… da her ne kadar elsine-i muhtelife sâhibi milel-i nasârâ ve gayri benî âdem var
ise bu
şehirde mevcûd olup Freng balyozları ve konsolozları ve çingane beğleri ve yörü …
Ve bu sancağ-ı kazâda Ekmekçizâde Ahmed Paşa'nın tahrîri üzre beş kerre yüz bin aded benî âdem tahrîr olunmuşdur. Hâlâ ol tahrîrden dahi ziyâdedir derler, zîrâ rûz merre furûnlarda fürûht olunan ekmekden ma‘lûmdur kim andan ziyâde benî âdem vardır derler, zîrâ Cenâb-ı Allâh bu edîm-i arzda her ne kadar elsine-i muhtelife sâhibi milel-i nasârâ ve gayri benî âdem var ise bu şehirde mevcûd olup Freng balyozları ve konsolozları ve çingane beğleri ve yörük beğleri ve niçe gûne ecnâs-ı milel-i mahlûkât vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 228a ·
metinde göster ·
… vâki‘ olan acâ’ibât u garâ’ibâtu'd-dehrden her ne kadar musanna‘ât eşyâlar var
ise bu
şehr-i ma‘mûrede mevcûddur.
Zîrâ şehr-i Atina eyle bir hûb u merğû[b] şehr-i âbâdândır kim refî‘u'l-bünyân ve halkı azîmü'l-kân bir dâr-ı diyârdır kim rûy-ı arzda vâki‘ olan acâ’ibât u garâ’ibâtu'd-dehrden her ne kadar musanna‘ât eşyâlar var ise bu şehr-i ma‘mûrede mevcûddur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 251a ·
metinde göster ·
… ı kün ile halk edelden berü min Âdem ilâ kıyâme ne kadar zî-rûh kısmı halk etdi
ise bu
câmi‘in haremi etrâfında mermerden kâlıb-ı tasvîrât u timsâlâtları vardır.
Hulâsa-i kelâm Cenâb-ı Bârî Hallâk-ı âlem Sâhib-i kevneyn-i mükevvenât bu edîm-i arzı lafz-ı kün ile halk edelden berü min Âdem ilâ kıyâme ne kadar zî-rûh kısmı halk etdi ise bu câmi‘in haremi etrâfında mermerden kâlıb-ı tasvîrât u timsâlâtları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 252b ·
metinde göster ·
… se gûyâ şehr-i Ma‘arratü'n-nu‘mân ve şehr-i Halebü'ş-Şehbâ'dır. Binâ cihetinden
ise bu
kevn-i atlâs-ı felekde nazîri yokdur. Eğer misli var ise Şâm u Haleb'de ve Kuds …
Âb [u] hevâ-yı râhat-ı cânı ise gûyâ şehr-i Ma‘arratü'n-nu‘mân ve şehr-i Halebü'ş-Şehbâ'dır. Binâ cihetinden ise bu kevn-i atlâs-ı felekde nazîri yokdur. Eğer misli var ise Şâm u Haleb'de ve Kuds-i Şerîf'de ve Mısır-ı Kâhire'nin binâ-yı ibret-nümâları ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 256a ·
metinde göster ·
… fteri olur, ammâ bu rûy-ı arzda cemî‘i mevcûdât-ı mütenevvi‘âtlardan her ne var
ise bu
cebehânede mevcûd olup hattâ avretlerin hırızması ve eşek beynisi vardır, zîrâ …
El-hâsıl bu tahrîrâtı ne dırâz edelim. Eğer bu cebehâne içindekin firâden firâdâ mâ-vaka‘ı üzre tahrîr eylesek bir azîm mevkûfât defteri olur, ammâ bu rûy-ı arzda cemî‘i mevcûdât-ı mütenevvi‘âtlardan her ne var ise bu cebehânede mevcûd olup hattâ avretlerin hırızması ve eşek beynisi vardır, zîrâ ba‘zı zamân yer altında bizim lağım ile küffârın lağımcıları birbirlerine mülâkî oldukda ceng-i azîm ederken avretlerin hırızması ile eşek sidiğin ve eşek beynisin âteşe bırağup birkaç kerre bizim lağımcılarımız eşek beyinisi ve hırızma râyihasından kırılmışlardır ve niçe bini tütünden boğulmuşlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 305b ·
metinde göster ·
Ve mihrâbı pençerelerinin önünde tûlen ve arzen kâmil bir zirâ‘ bir bâğ-ı İrem-misâl bir hadîka-i ravza-i Rıdvândan nişân verir bir cinîni var kim Cenâb-ı Bârî rûy-ı arzda ne kadar eşcâr-ı müsmirâtlar halk etdi ise bu bâğ-ı Merâmda mevcûd olup cümleden mümessek incir meyvesi Nâzilli incirine akrândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 312b ·
metinde göster ·
… eyyen olup rûy-ı arzı Cenâb-ı Bârî ne kadar ahcâr [u] eşcârât-ı gûnâ-gûnlar var
ise bu
sahrâda mevcûd edüp şükûfe-i turunç ve limon râyihasından âdemin demâğı mu‘atta …
Bâğ u bâğçeleri eyle çokdur kim ol Kisoma sahrâsı limon ve turunç ve kebbât ve zeytûn ve nâr ve incir ve servi dırahtları fezâ-yı lâlezârını niçe bin gûne eşcârât-ı müsmirâtlar ile müzeyyen olup rûy-ı arzı Cenâb-ı Bârî ne kadar ahcâr [u] eşcârât-ı gûnâ-gûnlar var ise bu sahrâda mevcûd edüp şükûfe-i turunç ve limon râyihasından âdemin demâğı mu‘attar olur. Ve niçe bin âb-ı revânlar tur‘a tur‘a cereyân edüp cemî‘i hadîka-i ravza-i Rıdvânları âb-ı hayvânlar rey edüp cemî‘i cinîn-i müşebbek bostânları bâğ-ı Merâm-misâl bir sevâd-ı azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 321b ·
metinde göster ·
… k ve cenâbınızı huzûrunuz uçurmayalım deyü size ve dizdârı haber etmedik. Şimdi
ise bu
başlar ile sizi bu kâfirler bu yoldan Avlonya paşasına selâmet götürmezler, ile …
"Vallâhi sultânım, dünkü gün siz(in) ceng edüp birkaç kâfirin başların alup niçesini dahi mecrûh etmişsiz, mel‘ûnların akrabâları bu gece şehre gelüp sizi bassalar gerek idi. Kal‘a içinde dizdâr hânesinde yatdığınızdan bir çâre edemediler. Ba‘dehu atlarınızı uğurlamağa çalışdılar, bizler vâkıf-ı esrâr olup sabâha dek sizi ve atlarınızı muhâfaza etdik ve cenâbınızı huzûrunuz uçurmayalım deyü size ve dizdârı haber etmedik. Şimdi ise bu başlar ile sizi bu kâfirler bu yoldan Avlonya paşasına selâmet götürmezler, ileride bir dar boğaz vardır anda sizi elbette beklerler. Biz bugün sizlerden ayrılmayup refîk oluruz" deyü 357a iki yüz aded pâk müsellah ve mükemmel yiğitler önümüze düşdüler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 356b–357a ·
metinde göster ·
… abd-i za‘îfi bir gece konukluğa almayup hadîs: Arapça hadîsine amel etmediniz
ise bu
hakîrin sizlere şu yâdigârı olsun: Geceler safâ-yı hâtırınız olmasun. Her gece …
"Ey Melemen'in meleme ve tûl-i emele düşmüş hasîs ve denî halkı. Bu abd-i za‘îfi bir gece konukluğa almayup hadîs: Arapça hadîsine amel etmediniz ise bu hakîrin sizlere şu yâdigârı olsun: Geceler safâ-yı hâtırınız olmasun. Her gece hâne-berdûş olasız" deyü elinde şem‘-i aselden bir sivrisinek sûretin bir kâğıd ile bu kuyuya bırakdı. Ol gece şehirde cümle halk nâmûs derdinden nâmûs [u] ârı terk edüp bâğlara firâr ederler. İlâ hâze'l-ân şehrimize ol zamândan berü sivrisinek müstevlî oldu deyü nakleylediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y42a ·
metinde göster ·
… âl bir sarây-ı âlîsi var kim edîm-i arzda ne kadar zî-kıymet ahcâr ve eşcâr var
ise bu
sarâyda mevcûddur. Ve cümle nebâtât [u] hubûbâtın ve şükûfe-i gûnâ-gûn ezhârâtı …
Ve bir hammâm ve üç mescidi ve kırk aded dükkânları var. Ve leb-i deryâda Mühürdâr Paşa'nın bâğ-ı İrem-misâl bir sarây-ı âlîsi var kim edîm-i arzda ne kadar zî-kıymet ahcâr ve eşcâr var ise bu sarâyda mevcûddur. Ve cümle nebâtât [u] hubûbâtın ve şükûfe-i gûnâ-gûn ezhârâtın envâ‘ı bu ravza-i sarây-ı ibret-nümâda mevcûddur. Ve bir hammâm-ı hoş-hevâsı var kim vasfında diller kâsırdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y53a ·
metinde göster ·
… t-i bâzû ile kabza-i teshîre almak murâd edinmişlerdir. İmdi size cânınız gerek
ise bu
ân bu kal‘ayı bize teslîm edesiz. Yohsa bu sâ‘at cümlenizi kılıçdan geçiririm" …
"Baka, kefereler! Niçün sûret-i sulhde görünüp pesü perdeden bu kadar ahid-şikenlik edüp huccâc [u] tüccârımız gemilerin alup bu kadar ibâdullâhı esîr edüp rehzenlik edersiz? İmdi pâdişâhımızın murâdı sizden bu kal‘ayı cebren ve kahren kuvvet-i bâzû ile kabza-i teshîre almak murâd edinmişlerdir. İmdi size cânınız gerek ise bu ân bu kal‘ayı bize teslîm edesiz. Yohsa bu sâ‘at cümlenizi kılıçdan geçiririm" dedüğinde anlar dahi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y55b ·
metinde göster ·
… ara firâr edüp kapanup (---) sene hâb-ı Ashâb-ı Kehf meşhûr-ı âfâkdır. Takyanus
ise bu
Tarsûs'da ve Kara Görgüs'de sâkin idüği âsâr-ı binâlarından ve târîhlerinden ma …
Ve bir kerre Mar‘aş eyâletine Elbistan ovasında Elbistan subaşılığında bir mağâralarda Ashâb-ı Kehf deyü ziyâret etdik, ammâ aslı yokdur. Asıl hakîkatde Ashâb-ı Kehf bu Tarsûs'da olmak müvecceh-i zîbâdır, zîrâ anlar Kur’ân-ı azîm ve Furkân-ı kadîm âyet-i şerîfi üzre Arapça nassı üzre yedi ve sekiz kişi Takyanus'un zulmünden hemân ol mahalde mağâralara firâr edüp kapanup (---) sene hâb-ı Ashâb-ı Kehf meşhûr-ı âfâkdır. Takyanus ise bu Tarsûs'da ve Kara Görgüs'de sâkin idüği âsâr-ı binâlarından ve târîhlerinden ma‘lûmdur. İmdi eyle olsa Ashâb-ı Kehf dahi bu mahallerde olmak münâsibdir. Mar‘aş'da on konak Y 154a yerde olmak münâsib değildir, el-uhdetü ale'r-râvî
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y153b–Y154a ·
metinde göster ·
… isâbın Cenâb-ı Bârî bilür, zîrâ âyende vü revendeden ne kadar tîrkeş sâhibi var
ise bu
dergâha gelüp sadağın kabr-i şerîfin sandûkası altında koyup ba‘dehu tekbîr ile …
Ve bunlar Aşere-i Mübeşşere'dendir kim bunlara "ehl-i cennetsiz" deyü Hazret-i Seyyidü'l-kevneyn kelâm-ı dürerbârları ile tebşîr edüp hadîs-i şerîf buyurmuşlardır. Hâlâ âsitânesinde olan tîr [ü] kemânın hisâbın Cenâb-ı Bârî bilür, zîrâ âyende vü revendeden ne kadar tîrkeş sâhibi var ise bu dergâha gelüp sadağın kabr-i şerîfin sandûkası altında koyup ba‘dehu tekbîr ile şeyh ol kimesnenin kemerine balayup tîrkeşden üç ok bırağup bu âsitâneden teberrüken bir ok alup sadağına kor. Kânûn-ı kemândârân böyledir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y237b ·
metinde göster ·
sene bu diyârı alup harâca kesüp vilâyeti harâb eder" dediği sene Hazret-i Risâ …
"Muhammed ise bu sene bu diyârı alup harâca kesüp vilâyeti harâb eder" dediği sene Hazret-i Risâlet-penâh Ömer ibn Abdülazîz'i ve Hâlid ibn Velîd'i serdâr edüp altmış bin asker ile gelüp ibtidâ bu mahalle karîb Busrâ şehrin feth edüp andan bu Sanemeyn'i feth edüp mezkûr putları kırup taşların mezkûr göle ilkâ ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y258b ·
metinde göster ·
mahalden ba‘zı âşıklar tâ Medîne beş sâ‘at eniş aşağı kumsal latîf yerlerdir, p …
Eğer kuvvet-i bedenin var ise bu mahalden ba‘zı âşıklar tâ Medîne beş sâ‘at eniş aşağı kumsal latîf yerlerdir, piyâde olup gider. Eğer sâhib-i özür ihtiyâr isen esb üştür ester hımâr-süvâr olup salavât-ı şerîfi tekrâr be-tekrâr edüp müdâvemet etmek gerekdir kim salavâtın envâ‘ı var. Ammâ müfîd [ü] muhtasarı budur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y276b ·
metinde göster ·
… ây-i şerîfleri çukurundaki gülâb ile yüzün gasl ede ve eğer girmek mümkin değil
ise bu
kubbenin etrâfında şebekelerin bir cânibinde Ka‘be-i şerîfe yönelüp iki rek‘at …
Ziyâret-i makâm-ı İbrâhîm Halîlullâh: Bu makâma geldikde eğer mümkin ise içeri girüp sandûkayı bûs edüp pây-i şerîfleri çukurundaki gülâb ile yüzün gasl ede ve eğer girmek mümkin değil ise bu kubbenin etrâfında şebekelerin bir cânibinde Ka‘be-i şerîfe yönelüp iki rek‘at kazâ yâhûd nâfile namâz kılup bu du‘âyı tilâvet ede:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y316a ·
metinde göster ·
mahalde ni‘meti ziyâde olmağiçün fukarâya ekmek ve şorbâ üleşdire. Ba‘zılar bu …
Ve eğer mümkin ise bu mahalde ni‘meti ziyâde olmağiçün fukarâya ekmek ve şorbâ üleşdire. Ba‘zılar bu mescide gelüp teberrüken ta‘âm bişirüp tenâvül ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y319b ·
metinde göster ·
Ve bu mahalde âyîn-i şürefâ olur kim her kimin tıfl-ı nâ-resîdesi var
ise bu
mevsim-i hacda ale'l-umûm ahâlî-i Mekke bu Mîne bâzârına gelüp sûr-ı hıtân eder …
Ve bu mahalde âyîn-i şürefâ olur kim her kimin tıfl-ı nâ-resîdesi var ise bu mevsim-i hacda ale'l-umûm ahâlî-i Mekke bu Mîne bâzârına gelüp sûr-ı hıtân ederler. Bunlar dahi bir gûne zevk u şevk, sürûr [u] safâ ederler kim bu safâ Merve ve Safâ'da olmaz. Zîrâ bunların gûnâ-gûn sâz ü söz hânende ve sâzende gavâziye Habeşî câriyeleri var kim zer-ender-zere müstağrak olup savt-ı hazîn ile şehr-i Hicâz'da makâm-ı hicâza âgâze etdükde istimâ‘ eden uşşâk dahi makâm-ı uşşâka başlayup âşıkâne esvât-ı hazîn ile bûselikde makâm-ı büzürg ederek râst karâr ederler. Ve elbette ehl-i Mekke'nin sûr-ı hıtânları her sene bu Mîne bâzârında olması mukarrerdir. Ve cemî‘i huccâca ziyâfetleri dahi mebzûldür, ve's-selâm. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y327b ·
metinde göster ·
… na [[(---) (---) (---)]] tahrîr olunan Bâb-ı Şerîf'in kadd [ü] kâmeti ne mikdâr
ise bu
perde-i Bâb-ı Şerîf dahi ol kadardır [[(---) (---) (---)]] değildir. Rengâreng- …
Her sene Mısır'dan cedîdi gelüp atîk kisveyi Y 342b şerîf hazretleri parça parça edüp cümle İslâm pâdişâhlarına hedâyâ gönderüp anlar dahi şerîfe surre ve atıyye gönderirler. Ve her diyârda parça parça vardır, teberrüken meyyit üzre koyup cenâzeyi garâfeye götürürler. Ammâ kânûn-ı Süleymân'dır, kaçan kim haccü'l-ekber ola, yâhûd fermân-ı şehriyârî sâdır ola, kisveyi ve kuşağı ve Bâb-ı şerîf perdesin Âl-i Osmân pâdişâhına gönderirler. Ammâ Bâb-ı Şerîf'in perdesin Âl-i Osmân pâdişâhına [[(---) (---) (---)]] tahrîr olunan Bâb-ı Şerîf'in kadd [ü] kâmeti ne mikdâr ise bu perde-i Bâb-ı Şerîf dahi ol kadardır [[(---) (---) (---)]] değildir. Rengâreng-i bûkalemûn ve cümle harîrdir. Ammâ zerre mikdârı nümâyân değildir. Serâpâ zer-ender-zerdir. [[(---) (---) (---)]] güzâf-ı şükûfe evsâf-ı perde-i bâb-ı sa‘âdetdir kim lâ-nazîrdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y342a–Y342b ·
metinde göster ·
… kâmet ederler ise, biz anlara kerem [ü] ihsânlar edelim. Eğer pâdişâhın doğrusu
ise bu
sâ‘at pâdişâhımızın vekîl-i mutlakıyım, bana Ka‘be-i şerîfin miftâhların gönder …
"Biz bu metâ‘lara hayrân değiliz. Ancak şerîf hazretlerinden istikâmet hidmeti isteriz. Eğer istikâmet ederler ise, biz anlara kerem [ü] ihsânlar edelim. Eğer pâdişâhın doğrusu ise bu sâ‘at pâdişâhımızın vekîl-i mutlakıyım, bana Ka‘be-i şerîfin miftâhların göndersin. Yohsa P 151a bizim bu makûle hâr [u] hâşâke ihtiyâcımız yokdur" deyince şerîf kethudâsı tarfetü'l-ayn içre şerîf Berekât'a varup mâcerâ-yı serencâmı nakl edince şerîf hazretleri,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y365a ·
metinde göster ·
… Ammâ şol kadar ma‘lûmum oldu kim bu rûy-ı arzda ne kadar mülebbes benî âdem var
ise bu
Mısır cezîresinde bir kez o kadar uryân benî âdem var. Ve,
Ve bu cezîrede niçe mülûkler dahi vardır, ammâ hakîr varup görmedim. Ammâ şol kadar ma‘lûmum oldu kim bu rûy-ı arzda ne kadar mülebbes benî âdem var ise bu Mısır cezîresinde bir kez o kadar uryân benî âdem var. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y33a ·
metinde göster ·
… şdur. Ve aslâ ta‘rîf ü tavsîfe hâcet yokdur. Sultân Berkûk câmi‘i ne tarza üzre
ise bu
dahi tâbaka'n-na‘lu bi'n-na‘l ikisi bir binâdır, aslâ farkları yokdur. Ancak fa …
Âl-i Eyyûbiyân'ın güzîde pâdişâhlarından sene 631'de bir şecî‘ ü nâmdâr dîndâr kâmil pâdişâh imiş. Ammâ câmi‘i tahtânî vâki‘ olmuşdur. Ve aslâ ta‘rîf ü tavsîfe hâcet yokdur. Sultân Berkûk câmi‘i ne tarza üzre ise bu dahi tâbaka'n-na‘lu bi'n-na‘l ikisi bir binâdır, aslâ farkları yokdur. Ancak farkı bunun minâresi bir gayrı tarz-ı âhardır. Ve kubbesi evce ser çekmiş bir kubbe-i âlîdir, ammâ ağaçdan müdevver kubbedir. Ve kurşum ile mestûr olan kubbenin biri dahi budur. Ancak farkı minâre ve kubbededir, ve's-selâm. Andan câmi‘-i Berkûkiyye bunun bir cânibindedir. Yine ol sırada,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y97a ·
metinde göster ·
… i avm edeceği Y 115a günlerde Mısır'ın ne kadar ulemâ ve sulehâ ve eşrâfı var
ise bu
tekyeye gelüp azîm mevlûd olur. Andan yine şehr-i Bulak'da,
Sâhil-i Nîl'de fevkânî ve tahtânî bir şâhâne tekyedir, ammâ ol kadar vâsi‘ değildir. Erbâb-ı ma‘ârifden otuz mikdârı pâk ü pâkîze sâhib-i sülûk dervîşleri vardır. Evkâfları metîn olduğundan âyende vü revendeye ni‘metleri mebzûldür. Ve senede bir kerre Seyyid Ahmed el-Bedevî gemileri avm edeceği Y 115a günlerde Mısır'ın ne kadar ulemâ ve sulehâ ve eşrâfı var ise bu tekyeye gelüp azîm mevlûd olur. Andan yine şehr-i Bulak'da,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y114b–Y115a ·
metinde göster ·
"Bire cânım, bu taşın şânı suya batmakdır. Ya bu taş gemi
ise bu
kadar yüz yıldan berü dörd âdem ile Nîl üzre gemi gibi varup gelmededir. Âyâ as …
"Bire cânım, bu taşın şânı suya batmakdır. Ya bu taş gemi ise bu kadar yüz yıldan berü dörd âdem ile Nîl üzre gemi gibi varup gelmededir. Âyâ aslı ne ola? Ve bu taş gemiyi kim düzdü ola?" deyü fermân edüp gemiyi Nîl'den karaya çevirdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y235a ·
metinde göster ·
… z‘-ı yed edüp almağa kâdir olamaz. Eğer ol âdem tahkîk bir kabâhat ile müttehem
ise bu
âsitâneye dâhil olunca tâ’ib ü tâhir olup deynin edâ eder. Böyle bir ulu sultân …
Merkad-i Seyyid Dâvûd el-Azeb hazretleri bir câmi‘ kurbunda bir küçük kubbede medfûndur. Yılda bir kerre mevlûd-ı azîmi olup cem‘iyyet-i kübrâ olur. Seyyid Ahmed el-Bedevî mertebesinde bir gürbüz er ve ulu sultândır. Tabakât-ı şa‘râvî'de menâkıbı merkûmdur. Âsitânesinden içeri bir kâtil ve bir harâmî ve bir medyûn dâhil olsa hâkim vaz‘-ı yed edüp almağa kâdir olamaz. Eğer ol âdem tahkîk bir kabâhat ile müttehem ise bu âsitâneye dâhil olunca tâ’ib ü tâhir olup deynin edâ eder. Böyle bir ulu sultândır, kuddise sırruhu'l-azîz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y280b ·
metinde göster ·