… yedinci fişegin şu‘lesi 183a gâ’ib olup en nihâyetdeki badaluçkadan bir sadâ
istimâ‘ olundu
kim işiden âdemlerin zehresi çâk olayazdı. Ve her fişek aşağı nüzûl ederken nef …
Ammâ bu hakîr âlem-i fetâlığımızda yârân-ı bâ-safâlar ile ihtilâtımız mahallinde Gümrük Emîni Alî Ağa efendimize bu fişengin biri birinden yedi kat hevâya çıkar fişek peydâ edüp çam sırığının için boş edüp ucuna büyük hammâl fişeğe on yedi okka bârûd koyup yedi fişegin tepesine bir azîm tirşe külâh edüp çam sırığının aşağı ucuna ok gibi kartal yelekleri edüp Kaya Sultân mevlûdu gecesi şâdumânında kayık ile deryâda âteş edüp biri birinden âlî her biri semâya urûc edüp yedinci fişegin şu‘lesi 183a gâ’ib olup en nihâyetdeki badaluçkadan bir sadâ istimâ‘ olundu kim işiden âdemlerin zehresi çâk olayazdı. Ve her fişek aşağı nüzûl ederken neft yağlı ve ala çehirli ve dâne-i haşhâşlardan eyle âteşler nisâr olup zemîne nüzûl etdi kim gûyâ kevâkib-i necm-i geysûdâr-ı seb‘a-i seyyâreler zemîne şehâb-ı semâ gibi döküldü. Bu hâli hakîr görüp etdüğime peşîmân olup tâ’ib ve tâhir oldum. Hadîs: Arapça mazmûnu üzre inşâ’allâh etmemiş gibi oluruz. Ammâ garîb ü acîb san‘at idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 182b–183a ·
metinde göster ·
… " deyü te’emmül eylerken Ashâb-ı Kehf'in kelbi "Va‘va"i gibi bir "af af" sadâsı
istimâ‘ olundu
. Mısra‘,
Bu şiddet-i şitâyı çekerek, kâh düşerek ve kâh kalkarak ve kâh piyâde olup kar sökerek tamâm ki vakt-i asr oldu. "Âyâ, şu yerlerin yemîn ve yesârında, kurâ ve kasabâtdan bir cây-ı menâs var mıdır" deyü te’emmül eylerken Ashâb-ı Kehf'in kelbi "Va‘va"i gibi bir "af af" sadâsı istimâ‘ olundu. Mısra‘,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 353b ·
metinde göster ·
… a‘asındaki çölistânda nısfu'l-leylde sekizer sâ‘at yerden "Yâ Muhammed!" sadâsı
istimâ‘ olunduğundan
"Dollâb-ı Muhammedî" derler. Evc-i semâya ser çekmiş bir dollâb-ı kad-keşândır. …
Bu eyle bir dollâbdır kim "Yâ Muhammed!" deyü sadâsı cânib-i erba‘asındaki çölistânda nısfu'l-leylde sekizer sâ‘at yerden "Yâ Muhammed!" sadâsı istimâ‘ olunduğundan "Dollâb-ı Muhammedî" derler. Evc-i semâya ser çekmiş bir dollâb-ı kad-keşândır. Orta milinden tâ zirve-i a‘lâsına varınca kırk zirâ‘-ı mi‘mârîdir. Kırk zirâ‘ dahi aşağı olup cümle seksen arşın âlî bir dollâb-ı bâlâdır. Cümle ahşâbâtları Ba‘albek dağlarından gelir çam drahtlarıdır. Bu haşeblerde yüzer yüzellişer vakıyye gelir mismârları vardır ve dollâbın cânib-i edvârında niçe bin su kovaları vardır. Kulle üzre mâ’-i sâfî rîzân olup andan su kemerleri ile şehrin cemî‘i câmi‘ ve tekyelerine ve sarây-ı âlîlere gidüp saky eder bir evkâf-ı azîmdir kim (---) mu‘âf [u] müsellem tüccârları ve kırk elli hüddâmları vardır ammâ yanına varup seyr [u] temâşâ eden kimesnelerin kulağı sadâ-yı dollâbdan asamm olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 26a ·
metinde göster ·
… niz, ne var, ne yok siz bilirsiz" derken kapudan taşra bir sadâ-yı "Allah Hak!"
istimâ‘ olundu
.
Bu haber-i mûhişden paşa efendimizin Kudde Kethüdâsı ve Defterdâr Moralı Mustafâ Paşa ve Mevkûfâtî Mehemmed Efendi ve Topkapulu ve Gümrük Emîni Hasan Ağa ve'l-hâsıl bu hakîrin ma‘lûmu olan yetmiş üç aded kimesneler yek-dil [ü] yek-cihet olup yemin-billah mührü Defterdâr Moralı Mustafâ Paşa içün iki bin kîseye taleb etdiklerinde sa‘âdetlü pâdişâh aslâ ve kat‘â rızâ vermeyüp "Hemân İpşir Paşa lalam gelsin!" der idi. Ammâ Melek Ahmed Paşa efendimiz de havfe düşüp İpşir Paşa'ya niçe gûne muhabbetnâmeler gönderirdi. Ammâ ol tarafdan ta‘n-âmîz mekâtibler gelirdi. Hulâsa-i kelâm İslâmbol içre huzûr-ı hâtır gidüp helc ü melc olup niçe bin efsâne kelâm turrehâtlar söylenirdi. Bu efkâr-ı fâside ile Melek Ahmed Paşa efendimiz hâne-i vahdetinde âlem-i ağyârdan bî-haber bevvâbânlar bâblarda nigâhbânlık ederken bu hakîr ile paşa kelimât edüp "Efvâh-ı âlemde ne var, ne yok?" dedi. Hakîr eyitdim "Serçeşme sizsiniz, ne var, ne yok siz bilirsiz" derken kapudan taşra bir sadâ-yı "Allah Hak!" istimâ‘ olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 174b ·
metinde göster ·
… iblerinde bir mağara-yı azîm vardır. Ol gârdan ilâ hâze'l-ân "Ya Sübhân!" lafzı
istimâ‘ olunduğiyçün
Sübhân dağı derler. Şimâl tarafı yedi konak Erzurûm hâyilindeki Bingöl yaylasın …
Bu Âdilcevâz kal‘asının cânib-i şimâlîsinde evc-i âsumâna ser çeken Sübhân dağı ki rûy-ı arzda Batlamyus-ı Hâkim kavlince yüz kırk sekiz aded cibâl-i azîmler vardır. Biri dahi bu Sübhân dağıdır. Sebeb-i tesmiyyesi oldur kim bu kûh-ı bülendin cânib-i şimâlinde Malazcird kal‘ası câniblerinde bir mağara-yı azîm vardır. Ol gârdan ilâ hâze'l-ân "Ya Sübhân!" lafzı istimâ‘ olunduğiyçün Sübhân dağı derler. Şimâl tarafı yedi konak Erzurûm hâyilindeki Bingöl yaylasına muttasıldır. Şark tarafı on konak Revân kal‘ası ensesindeki Ağrı dağında nihâyet bulur. Sübhân dağıyla nâm bulmuş bir kûh-ı benâmdır kim her sene zirve-i a‘lâsına kadar Kemân ve Haltî ve Çekvânî ve Zaza Lulu ve Ziyarî ve Besanî ve Karkarî Ekrâdlarından ve niçe kerre yüz bin kerrât hayvânâtlarıyla bu Sübhân dağına çıkup yayla faslı ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 243a ·
metinde göster ·
… mâm Hüseyin'in ser-i sa‘âdetin koyup zemînden kan kaynayup bir âh-ı serd sadâsı
istimâ‘ olunduğiyçün
bu mahalle zemîn-i Hınnâ derler. Hâlâ kızıl kanlı bir yerdir. Mescidine dahi Hı …
Mescid-i Hınnâne: Kûfe yolu üzre ziyâretgâhdır. İmâm Hüseyin'in ser-i sa‘âdetin koyup zemînden kan kaynayup bir âh-ı serd sadâsı istimâ‘ olunduğiyçün bu mahalle zemîn-i Hınnâ derler. Hâlâ kızıl kanlı bir yerdir. Mescidine dahi Hınnâ derler. 356b Bir sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 356a–356b ·
metinde göster ·
… tden esîr olanların hisâb-ı kitâbların Cenâb-ı Bârî bilir. Ve ba‘zı üsârâlardan
istimâ‘ olundu
kim,
Ve cümle iki binden mütecâviz yiğitlerimiz mecrûh {yiğitler} nâ-murâd gitdiler. Ve bu hâli görüp niçe bin yiğitler firâr edüp gitdiler, ammâ beş binden mütecâviz küffârlar sudan ve gayri yerden esîr-i bend-i zincîr oldular, lâkin Tatar elinde ve serhadli eliyle elden vilâyetden esîr olanların hisâb-ı kitâbların Cenâb-ı Bârî bilir. Ve ba‘zı üsârâlardan istimâ‘ olundu kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 188a ·
metinde göster ·
… ih-i âlemler zebânında dâstândır. Hâlâ bu kubbede niçe kerre tabıl kûs sadâları
istimâ‘ olunduğu
müsbetdir. Ve bu İbn Dâvûd'a karîb dağlar eteğinde,
Karye-i Merc-i Dâbık: Sultân Selîm ile Sultân Gavrî mesaf cengi edüp Gavrî münhedim olup firâr etdüği sahrâdır. Anda bir bâğ u bâğçelik içinde bir kubbe-i âlîde Hazret-i Dâvûd aleyhi's-selâmın evlâd-ı zevi'l-ihtirâmından Hazret-i (---) medfûndur, azîm ziyâretgâhdır. Hattâ ahâlî-i vilâyet efvâhında eyle şâyi‘dir kim Selîm Şâh ile Gavrî cenge mübâşeret etdükde Selîm Şâh bu İbn Dâvûd kubbesi yanında bulunup rûh-ı pür-fütûhlarından isti‘ânet taleb etdükde kubbe-i pür-envârı içinde bir sadâ-yı âhengerân çekiç ve sindân sadâsı istimâ‘ olunup beşâret-i muzafferiy[yet]dir, ceng tablına turralar urılup bir ceng-i sultâneyn olur kim müverrih-i âlemler zebânında dâstândır. Hâlâ bu kubbede niçe kerre tabıl kûs sadâları istimâ‘ olunduğu müsbetdir. Ve bu İbn Dâvûd'a karîb dağlar eteğinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y167b ·
metinde göster ·