Ve bu câmi‘in iç yüzü rû-yı dîvârında serâpâ beşer altışar zirâ‘ çâr-kûşe mücellâ ebrî hacerâtlar ile kaplı bir câmi‘dir. Her bir taşda bi-emrillâh gûnâ-gûn eşkâl-i garîbeler ve şükûfeler yazılmışdır ve kenârlarında elvân ezhârlar kazılmışdır 36a ve her amûdların kürsî-i âlîlerinde ve kemerleri etrâfındaki zıhlar kirişmelerinde ol kadar üstâd-ı mermer-bür san‘at harc etmişdir kim hâlâ cihân üstâdları ana bir tîşe urmağa kâdir [de]ğildir. Ammâ mihrâbı ve minberi beyâz mermerden sâde güzelidir. Ammâ gâyet musanna‘dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 35b–36a ·
metinde göster ·
… firâvân sarf ederseniz bu hayrât size nasîb olur. Ve illâ bu hayrâta bir mülûk
kâdir değildir
. Şâfî haber budur pâdişâhım" deyince hemân Süleymân Hân:
"Pâdişâhım eğer bu hayrât-ı azîm sana müyesser olursa tâ bu mahalden İslâmbol'a on bir sâ‘at menzildir. Kîseleri uç uca 46a dizüp bu kadar mâl-ı firâvân sarf ederseniz bu hayrât size nasîb olur. Ve illâ bu hayrâta bir mülûk kâdir değildir. Şâfî haber budur pâdişâhım" deyince hemân Süleymân Hân:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 45b–46a ·
metinde göster ·
… mûr olup gelen serdârlarının her biri askerine 66a mağlûb olup zabt [u] rabta
kâdir değiller
idi. Uğradıkları yerleri Karayazıcı ve Kalenderoğlu ve Sa‘îd Arab gibi eli vilâ …
Cevâb-ı Abaza Paşa: "Pâdişâhım, üstüme me’mûr olup gelen serdârlarının her biri askerine 66a mağlûb olup zabt [u] rabta kâdir değiller idi. Uğradıkları yerleri Karayazıcı ve Kalenderoğlu ve Sa‘îd Arab gibi eli vilâyeti harâb [ü] yebâb ve halkı kebâb ederek gelüp beni muhâsara edüp her gün serdâr üzre bir gulû edüp serdârın başına otağın yıkup gûnâ-gûn fesâd işleyüp anlar celâlî ve harâmî, ben anların yanında aslahu'z-zaleme ve halâlî idim. Cânım korkusundan ceng edüp verilmedim. ‘Amân ile çıksam bir alay amân bilmez başsız bugsuz çemapur askeri-misâl bunlara râm olmak kuvvet-i hatâdan ve tehlikedir’ deyü var kuvveti bâzû-yı tüvânâya getirüp ceng ederdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 65b–66a ·
metinde göster ·
… n ve mevzûn idi. Ve bâzûları kalın idi. Pençesin bir zorâver pehlivân çevirmeğe
kâdir değil
idi. Ve cemî‘i zamânda siyâbları kırık levendâne kesim esvâb-ı harîr-i dârây ve …
Netîce-i merâm bir halûk dervîş-meşreb şecî‘ ü cesîm ve cüst ü çâpük kimesne idi. Ve parmakları kalın ve mevzûn idi. Ve bâzûları kalın idi. Pençesin bir zorâver pehlivân çevirmeğe kâdir değil idi. Ve cemî‘i zamânda siyâbları kırık levendâne kesim esvâb-ı harîr-i dârây ve pûlâdî akmişe geymeğe mâ’il idi. Ve gâyet çâpük-süvâr idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 71b ·
metinde göster ·
. Ba‘dehu ifâkat bulup cemî‘i menâhî ve me‘âsîden tâ’ib ü tâhir olup maraz-ı tâ‘ …
pesendîde ebyâtdır. Zî-akl olan idrâk edüp demeğe kâdir değildir. Ba‘dehu ifâkat bulup cemî‘i menâhî ve me‘âsîden tâ’ib ü tâhir olup maraz-ı tâ‘ûndan merhûm olup Kesegendede civârında âsûdedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 109a ·
metinde göster ·
… e ma‘rifetler hadden efzûndur. Zamânemiz mi‘mârları eyle bir şîrînkârlık etmeğe
kâdir değillerdir
. Minberi ve mihrâbı ve mü’ezzin mahfilindeki hurdegîr san‘atlar meğer Sinop kal …
Ve kubbe-i mevzûnunun taşrasında olan hayâl-i pesendîde ma‘rifetler hadden efzûndur. Zamânemiz mi‘mârları eyle bir şîrînkârlık etmeğe kâdir değillerdir. Minberi ve mihrâbı ve mü’ezzin mahfilindeki hurdegîr san‘atlar meğer Sinop kal‘asındaki minberde ola. Ve hareminin cânib-i selâsında medrese hücreleri ile müzeyyendir. Ve cânib-i erba‘asındaki gül [ü] gülistânı içre murg-ı hezârın nevâsâzlığı âdeme hayât verir. Târîhi budur: (---)(---)(---)(---)(---)(---) Ve minâresi gâyet musanna‘ serâmed minâredir. Koca Mi‘mâr Sinân bu câmi‘ binâsında yed-i tûlâsın ayân u beyân etmişdir. 118b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 118a–118b ·
metinde göster ·
… [ü] bend edüp habs etmişdi. Bi-emrillâh tılısmât habl kuvvetiyle hareket etmeğe
kâdir değiller
idi. Yılda bir kerre Cihângîr zemîninde olan Aleksandıra deyrinin ziyâretine ge …
Ve İskender-i Zülkarneyn kaçan kim Sedd-i Ye’cûc'ü binâ edüp bir kaç gûl-i beyâbânı ve 130b bir kaç aded mehîb dîv-i sefîdleri ve Çerâkize vilâyetinde olan kûh-ı Elburz'de sâhir oburları ve Abaza diyârında olan Sadşe dağlarındaki sehere avretleri cümle mezkûr diyârlardan Kostantıniyye ki, Makdonya şehridir, anda getirüp bu Tophâne'de bir hafr-ı azîm içinde dest [u] pâlarına hurmâ lîfi habl-i kavî ile kayd [ü] bend edüp habs etmişdi. Bi-emrillâh tılısmât habl kuvvetiyle hareket etmeğe kâdir değiller idi. Yılda bir kerre Cihângîr zemîninde olan Aleksandıra deyrinin ziyâretine gelenler bu Tophâne'deki gûlleri ve dîvleri ve sehereleri ve sâhirleri temâşâ ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 130a–130b ·
metinde göster ·
… ırk bin sikke-i hasene altun kaldı. Bu kalemkârların kârına bir merd-i hünerkâr
kâdir değiller
idi.
Andan sonra üstâd-ı kâmil yine Unkapanı'nda Ermenî Haçatur idi. Andan Bezzâzistân önünde Aydın Ermenî. Ve Kalemkâr Tambûrî Arnavud Osmân Çelebi {idi}. Ba‘dehu Mısır'da sikkezânbaşı olup sene 1009 târîhinde Abdurrahmân Paşa, Vâlî-i Mısır iken merhûm olup evlâdlarına hemân kırk bin sikke-i hasene altun kaldı. Bu kalemkârların kârına bir merd-i hünerkâr kâdir değiller idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 188a ·
metinde göster ·
… ân-ı sarı pirinc: Dükkân bir ve nefer bir âdeme mahsûsdur, gayrı kimesne etmeğe
kâdir değildir
. Kâ‘idesin oğluna bile göstermez. Unkapanı'nda işler bir muta‘assıb Urum'dur, K …
Esnâf-ı borucuyân-ı sarı pirinc: Dükkân bir ve nefer bir âdeme mahsûsdur, gayrı kimesne etmeğe kâdir değildir. Kâ‘idesin oğluna bile göstermez. Unkapanı'nda işler bir muta‘assıb Urum'dur, Kirbazı derler bir üstâd-ı kâmildir. Pîrleri Efrâsiyâb'dır kim kerrenây-ı Acem'i ol icâd etmişdi. Hazret asrında kerrenây-ı sûr yok idi, ancak yetmiş kol pehlivânlarında ceng mahallerinde kös ve kudüm çalınup gülbâng-ı Muhammedî çekilirdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 188b ·
metinde göster ·
Bunlar eyle mu‘temed âdemlerdir kim bedâstende olan dollâblar açık kalup niçe Mısır hazînesi ve cevâhirât ve murassa‘âtın hisâbın Cenâb-ı Bârî bilür, meydânda yatup aslâ vaz‘-ı yed etmeğe kâdir değillerdir. Bunlar ellerinde fânûsları ve nobutlar ile,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 200b ·
metinde göster ·
… -gûn mutahhil ve kitâbeleri cihân ressâmları cem‘ olsa böyle hurdekârlık etmeğe
kâdir değillerdir
. Gûyâ kuyumcu kalemkârî nakşı bir minber-i ra‘nâdır kim görmeğe muhtâc bir kürs …
Evvelâ cümleden Ulu Câmi‘-i Kebîrdir. Sene (---) târîhinde Yıldırım Bâyezîd Hân binâ etmişdir. Gûyâ bir kal‘a-i sedd-i Kahkahâ'dır. Bursa şehrinin hevâdâr mürtefi‘ yerine vâkı‘ olmuş bir câmi‘-i azîmdir. Câmi‘ içre cümle (---) aded çâr-kûşe pâye sütûnlardır kim her pâyenin aşağısı âdem kaddî mutallâ ve müzehheb ve münakkaşdır. Dahi fevkinde her pâyenin cânib-i erba‘ası(nda) Yâ Hannân ve Yâ Mennân ve Yâ Deyyân ve Yâ Sübhân ve esmâü'l-hüsnâ ve gûnâ-gûn hatlar ile münakkaşdır. Bu hatların hurûfları ve elifleri üçer zirâ‘ hatlardır kim tarz-ı Musta‘sımî'dir. Ve bu sütûnlar üzre cümle on tokuz kubbe-i tâk-ı kisrâlardır kim cümle imâreti rasâs-ı hâlis ile mestûrdur. Her kubbenin alemleri, şems-i afitâb gibi ziyâ verir. Yigirminci kubbe yeri câmi‘in ortasına vâkı‘ olup kasden üstâd-ı kâmil mekşûf binâ edüp mâhî şebekesi-misâl, kubbe yerine sarı pirinç telden ağ örülmüşdür kim hûş [u] tuyûr giremeyüp andan câmi‘ içre âfitâbın ziyâsı girüp rûşen eder ve bu küşâde kubbe altında kavl-i mezheb-i Hânefî üzre aşren-fe-aşr bir havz-ı müdevveri var, içinde gûnâ-gûn mâ’ide mâhîler şinâverlik ederler ve cümle cemâ‘at-ı kesîr ol havzdan tecdîd-i vuzu‘ edüp ibâdet-i Yezdân ederler. Ve mine'l-acâib mihrâbı vardır kim diller ta‘bîr ü tavsîfinde kâsırdır. Ve bir ceviz haşebi levhasından siyâh minberi üzre üstâd-ı neccâr, var makdûrun sarf edüp ızhâr-ı ma‘rifet edüp bir nakş-ı Mânî ve Erjeng-i nakş-ı bukalemoni minber etmişdir kim bunda olan {Bursa} Fahrî oyması 224a misâl-i şükûfe ve turunca ve islimî ve çâr-gül ve mutabbak gül ve katmer gülleri ve gûnâ-gûn mutahhil ve kitâbeleri cihân ressâmları cem‘ olsa böyle hurdekârlık etmeğe kâdir değillerdir. Gûyâ kuyumcu kalemkârî nakşı bir minber-i ra‘nâdır kim görmeğe muhtâc bir kürsî-i vâlâdır, misli meğer Karadenizin sâhilinde Sinop Câmi‘i'ndeki münakkaş minber ola. Ve bir münakkaş-ı ibret-nümâ mü’ezzinân mahfili var kim gûya mehâfil-i cennetdir. Ve cânib-i erba‘ası revzenler ile câm-ı billûr ve necef ve moranlar ile müzeyyen olmuş bir câmi‘-i rûşen-âbâddır. Evkâfı kavî olmağıla bunda olan halıçalar bir câmi‘de yokdur. Ve her şeb yedi bin kanâdiller ile çerâğân olur câmi‘-i münevverdir ve şeb [u] rûz cemâ‘at-i kesîreden hâlî değildir. Zirâ yetmiş yerde cemî‘î ulûm-ı kesîre dersi‘âmları vardır kim iki bin talebe derse meşgullerdir. Ve bu câmi‘in bir yan kapudan bir yan kapusuna varınca tûlu üç yüz elli ayakdır ve kıble kapusundan mihrâba varınca yüz seksen ayakdır. Üç kapusu var, sol cânibde Hünkâr mahfili kapusu, mahfil-i sultânî tahtânîdir ve Kıble kapusu ve sağ tarafda Mahkeme kapusu ve Kıble kapusu tarafında taşra soffası vardır, ammâ gayrı câmi‘ler gibi harem-i kebîri yokdur. Bir küçük haremdir. Ortasında Şeyhülislâm Azîz Efendi bir âbdesthâne havzı ve muslukları binâ etmiş. Ve bu câmi‘in yemîn [u] yesârında iki kalın tula minâre-i âlîleri var kim eflâke ser çekmişdir. Mahkeme tarafındaki minârenin kadehinde üstâd-ı mi‘mâr bir şâzirvan kadehi îcâd edüp âb-ı zülâlin tâ Keşîş Dağı'ndan uçurup hakkâ ki kemâl-i ma‘rifet ızhar etmişdir. Ammâ şimdiki hâlde mürûr-ı eyyâm ile su yolları bozulup fıskıyye mu‘attal olmuşdur, ammâ kaçan kim bârân-ı rahmet bu şehr üzre nâzil oldukda bu minârenin şerîfesinde cem‘ olan matar-ı rahmet bu mezkûr şâzirvân kadehine cem‘ olup cemî‘î hûş [u] tuyûr-ı vahşîler ol bârân-ı rahmetden nûş edüp def‘-i atşân ederler. Hulâsa-i kelâm bu şehr içre böyle rûhâniyyetli câmi‘ yokdur. Bursa şehrinin gûyâ Ayasofyası'dır. Ve şehrin güzîde yerinde olmağıla cemâ‘at-i kesîreye mâlikdir kim arâzî-i ma‘mûrede bu câmi‘in nazîri yokdur. İbn-i âdem bu câmi‘in vaz‘-ı esâsı ta‘rîf ve tavsîfinde âciz ü kâsırdır. Bu câmi‘, cümle câmi‘lerden kebîr olmağıla ibtidâ bu ibâdethâne tahrîr olundu. Ammâ ibtidâ Bursa fethinde binâ olunan yukaru ve iç kal‘ada
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 223b–224a ·
metinde göster ·
… olan hayâl-pesend nakş-ı Hıtâyîleri kerrûbiyân-ı eflâk bir direfş-i pâk urmağa
kâdir değildir
. Ve ancak bir kıble kapusu var kim bu kapunun yemîn [u] yesârında, tâ tâk-i âlî …
Der-sitâyiş-i Câmi‘-i Çelebi Sultân Mehemmed ibn Yıldırım Bâyezîd Hân : Bu câmi‘ Yeşil İmâret nâmiyle meşhûr bir câmi‘-i pür-nûrdur. Bursa'nın cânib-i şarkîsinde Gökdere aşırı bir mürtefi‘ püşte üzre bir câmi‘-i musanna‘dır kim cemî‘î der-i dîvârları ser-â-pâ beyâz mermer-i hamdır ve iki kubbelidir. Tûlen yüz sekiz ayak ve arzan seksen ayakdır. İçinde aslâ sütûnlar yokdur. Mihrâb ve minberin ta‘rîf ve tavsîf edersek acz lâzım gelir. Zîrâ ol mihrâbda olan hayâl-pesend nakş-ı Hıtâyîleri kerrûbiyân-ı eflâk bir direfş-i pâk urmağa kâdir değildir. Ve ancak bir kıble kapusu var kim bu kapunun yemîn [u] yesârında, tâ tâk-i âlîsine çıkınca kat-ender-kat girih girih zîh zîh girişme ve islimî ve rûmîler ve zülf-i niğâr-ı pür-kâr nakşları olunmuşdur kim Behzâd ve Licân-i Hitâyî kâğıd üzre mû kalemle tahrîr etmeğe kâdir [de]gillerdir. Ammâ bu üstâd-ı mermer-bür bu kapuya kâmil üç yıl mermer-i hâm üzre direfş pîşe urup yed-i tûlâsın ayân edüp sâhib-i binâ Mehemmed Hân'dan üç senede kırk bin altun alup "Yeşil İmâret kapusu kırk bin altuna olmuşdur" deyü dâsitân-ı dûstândır. Hakkâ kim seyyâhân-ı berr [u] bihâr mâbeyninde memdûh-ı âlem bir bâb-ı mu‘allâ-yı müsellemdir. Bu câmi‘-i behişt-âsâda ibret-nümâ zîbâ san‘atlar ve gûnâ-gûn tasarruflar etmişlerdir kim ehl-i vasf anın midhatinde âciz ü kâsırdır. Netîce-i kelâm, bu câmi‘ bir tarz-ı acîb ve bir tavr-ı garîb üzre tarh olunmuşdur kim hüsn cihetinde ve letâfeti yüzünde vech-i arzda böyle bir kâr-ı insân binâ olunmamışdır. Hülâsa-i kelâm, hüsn [u] letâfeti ve kâr [u] zerâfeti hadd-i vasfdan hâric ve beyândan âricdir. Yeşil Câmi‘ nâmıyla müsemmâ olmasının aslı, cümle kıbâbları ve bir tabaka minâresi tâcı cümle yeşil Kâşî çîn(i) ile mestûr olup zümrüd-i üstüvân gibi âfitâb şu‘lesinden şa‘şa‘a urur, anınçün Yeşil İmâret derler. Taşra hareminde çınar-ı müntehâlar ile müzeyyen bir câmi‘dir. Manzûrumuz olduğu üzre şehr-i Bursa içre böyle münakkaş câmi‘ yokdur. Seyyâhların takrîrleri üzre, "Gayrı diyârlarda dahi böyle dâr-ı Hudâ görmedik" derler. Vesselâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 224b ·
metinde göster ·
… ardır kim mâh-ı Temmûz'da bunların birine benî Âdem elin sokup üç taş çıkarmağa
kâdir değildir
, tâ bu mertebe mâ-i bâridlerdir. Lâkin mürûr-ı eyyâm ile su yolları bozulup zâl …
Cümleden âb-ı hayât-ı Bunarbaşı'dır kim Cebel-i Ruhbân'ın dâmeninde niçe yerde kayalardan pâk sâfî ve beyâz ve rakîk âb-ı nâb çıkup şehr-i Bursa'ya müstevlî olur. Ve Sünderlibaşı ve Çatalkaynakbaşı ve Kepizbaşı ve Naşideresibaşı ve Sobranbaşı ve Ardıçlıbaşı ve Harsudbaşı ve Billur Kaynağı ve Samanlı Kaynak, Yıldırım Hân Keşiş Dağı'nda bir ayn vardır, cereyân edüp gâyib olur, andan saman döküp bu mahalden saman zâhir olduğiçün Samanlı Kaynak derler. Andan Şeker Kaynağı ve Selâm Kayası Kaynağı ve Kral Kaynağı ve Murâd Dede Kaynağı, ve'l-hâsıl on yedi aded kaynağ-ı azîmler vardır kim mâh-ı Temmûz'da bunların birine benî Âdem elin sokup üç taş çıkarmağa kâdir değildir, tâ bu mertebe mâ-i bâridlerdir. Lâkin mürûr-ı eyyâm ile su yolları bozulup zâlim suyolcuları giceyle su yollarına at fışkısı döküp rahnedâr olan yerleri fışkı ile kapanup su cereyân eder. Ammâ elbette suların lezzeti ve levni müteğayyir olur. Ammâ rûz-ı rûşende fışkı dökmek ihtimâlleri yokdur kim hâkim haklarından gelir. Ammâ sâhib-i tab‘ olan kimesneler mezkûr on yedi kaynaklardan ve niçe yüz pâk çeşmelerden su getirüp nûş edüp safâ ederler. El-hâsıl Bursa demek, sudan ibâret bir kelâmdır. (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 226b ·
metinde göster ·
… emin aklı gider. Bir kayadan bir âb-ı hayât çıkup âdem içinden üç taş çıkarmağa
kâdir değildir
. Tâ bu mertebe buz pâresi gibi sovukdur. Bu mahalde hammâm kubbesi gibi 230b …
Menzil-i Süleymân Hân Bınarı: Bir vâsi‘ öz içinde ferah-fezâ, cây-ı sefâ, ışretgâh yerdir kim âdemin aklı gider. Bir kayadan bir âb-ı hayât çıkup âdem içinden üç taş çıkarmağa kâdir değildir. Tâ bu mertebe buz pâresi gibi sovukdur. Bu mahalde hammâm kubbesi gibi 230b bir taş vardır. Ol taşa bir âdem dokunsa ırğalanır, Lenduhâ atdı derler. Bu mahalde dahi sağîr ve kebîr halîcler vardır. Alabalıkları olur kim birer vakiyye ve ikişer vakıyye gelir. Nakş-ı bukalemun mâhîleri olur kim mânend-i Mâide-i Yûnus'dur ve bunda olan büged yerlerde ve halîclerde vakt-i şitâda âb-ı hayâtlar müncemid olup Âsitâne tarafından iki üç yüz neferâtıyla karcıbaşı gelüp bu halîclerden buz keserler, her pâresi gûya billûr ve necef ü morandır. Elmas-pâre gibi şa‘şa‘ası çeşm-i insânı hıyrelendirir. Mâh-ı temmûzda karcıbaşı izniyle ahâlî-i Bursa, niçe bin ester yükü şehre yah pâreleri keçeler içre koyup taşıyup ahâlî-i Bursa andan def‘-i atşân ederler. Bundan mâ‘adâ beher yevm niçe yüz yük mîrî katar ile keçe torbalar ile kar ve buz taşıyup Mudanya İskelesin'de kar gemilerine tahmîl edüp Âsitâne-i Sa‘adet'de sa‘adetlü pâdişâhın matbahına ve helvahânesine ve harem-i hâssına ve gayrı hâssına ve sadrıa‘zama ve yedi vezîre ve şeyhülislâma ve kadı‘askerine ve'l-hâsıl kânûn-ı şehriyârî üzre ta‘ayyün olunan yerlere kar buzu bezl ederler. İlâ mâşâ-Allah her sene Keşiş dağından niçe kerre yüz bin yük kar ve buz gider, bir hazîne-i selh u yah-pâre-i rahmetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 230a–230b ·
metinde göster ·
… tmeğe me’mûrlardır. Ol havfden fakîr-İ dizdâr bir top menzilinden ba‘îd gitmeğe
kâdir değildir
. Cümle altı yüz müsellah ve şecî‘ ve bahâdır neferâtları vardır. Sene (---) târ …
{Hicretin sene 92 târîhinde Âl-i Emeviyyûn'dan Süleymân b. Abdullah fermânıyla kız karındaşı oğlu Ömer b. Abdül‘azîz İslâmbol'u muhâsara edüp bî-feth avdet edüp bu Sinop kal‘asın dahi muhâsara edüp bî-feth rücû‘ etdiler} Sinop (---) galatdır, (---) binâsıdır. Kastamonu hâkimi Ulu Beğ (---) fethidir. Andan sene 796 târîhinde Yıldırım Bâyezîd Hân fethidir. Gâyet sa‘b u metîn u kavî kal‘a olmağıla Rûm keferesi elinden üçüncü muhâsarada usret ile feth olup Kastamonu eyâletinde serbest ve mu‘âf ve müsellem mefrûzu'l-kalem ve maktû‘u'l-kadem ze‘âmetdir. Dizdârı ve serdârı ve kal‘a neferâtları ve üç yüz akçe pâyesiyle kadısı ve şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve a‘yân [u] eşrâfı vardır. Ekseriyyâ halkı tüccâr ve neccâr ve sevdâger-i berr u bihârdır. Bir fırkası avân ve bir zümresi ulemâ ve meşâyihândır. Halkı ekseriyyâ çuka ferâce ve bogasi hil‘at giyerler. Ve erbâb-ı ma‘rifetler bu şehri 17 iklîm-i örfiyyede bulmuşlar. Kıble ve şark cânibi dağları serâpâ bâğlardır. Cânib-i şarkîsinde şehr-i Kastamonu üç günlük yoldur. Bu şehr Karadeniz'in Anadolu tarafı sâhilinde Sinap Burnu demekle ma‘rûf bir burunda vâkı‘ olmuşdur kim Karadeniz'in garb tarafında (---) mil Rûmeli cânibinde bu Sinop'a mukâbil Keliğra Sultan kayaları vâkı‘ olmuşdur. Sinap ile ol Keliğra burnu mâbeyni gûyâ bir boğazdır. İslâmbol tarafı ve Tarabozan tarafı yine vâsi‘ deryâlardır. {Sinop İslâmbol'a beş yüz mildir}. Ve bu kal‘a-i Sinop, şehr-i Samsun'un garb tarafındadır. Sinop ile Samsun'un arası dört merhale yerdir. Ve kal‘ası bir püşte-i âlî üzre üç kat Şeddâdî rıhtım Kayser-ı Rûm oğlu Sinopa nâm kralın binâsıdır. Ammâ gâyet sedd-i metîn kal‘a-i sengîndir. Dâiren-mâdâr cirmi (---) adımdır ve cümle (---) kulle ve altı bin altı yüz bedendir ve cümle (---) kapudur. Evvelâ Kum kapusu ve Meydân kapusu ve Tershâne kapusu ve Yenicekapu ve Tabahâne kapusu ve İçhisarın Lonca kapusu cihânnümâdır. Ve Uğrunkapu ve aşağı kal‘ada Deniz kapusu. Bu merkûm kapuların cümlesi ikişer kanatlı demir kapulardır kim her biri birer bâb-ı Kahkaha'dır ve bu kal‘a bir düz yirde vâkı‘ olup iki cânibin deryâ döğer ve bu kal‘anın eşkâli şekl-i murabba‘dan tûlânîce vâki olmuşdur. Ammâ Bozdepe dağından nazar etsen gemi alboratası kesiminde üç kat bir gûne kal‘a-i metîndir. Dizdârı kal‘anın top menzilinden ba‘îd giderse şehirlilerin ellerinde olan hatt-ı şerîfleri mûcebince dizdârı katl etmeğe me’mûrlardır. Ol havfden fakîr-İ dizdâr bir top menzilinden ba‘îd gitmeğe kâdir değildir. Cümle altı yüz müsellah ve şecî‘ ve bahâdır neferâtları vardır. Sene (---) târîhinde Sultân Ahmed Hân asrında bu kal‘ayı Kazak-ı Ak ale'l-gafle bir şeb-i muzlimde nerdübânlar ile serîka edüp Vezîria‘zâm Nasıf Paşa bu Sinop kal‘asın küffâr alduğun Ahmed Hân'a i‘lâm etmeyüp ketm etdiğiyçün katl olundu. Ba‘dehû bu kal‘ayı küffârdan halâs edüp elli kul dahi aşağı kal‘aya koyup bin kantar barud-ı siyâh ve sagîr ü kebîr bin pâre top koyup cümle âlât-ı cebehânesi ve gûnâ-gûn âlât-ı silâh-ı gûnâ-gûnlar ile müzeyyen etdiler. Ol asrdan berü her şeb ikişer yüz âdem bölükbaşıları ve çavuşlarıyla tâ sabâha dek dîdebân ve nigehbân ve gafîrlik edüp ba‘de't-tabl ve nefîr nevbetciler feryâd ederler. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 246a ·
metinde göster ·
… m‘dân yapdırmışdır kim rûy-ı cihânda cemî‘î üstâdân ol şem‘dâna bir tîşe urmağa
kâdir değillerdir
. Ve niçe bin gûne Mısır tuhefleri yapdırup keştîlerle Gekbiziyye'nin Darıca isk …
mısra‘ı söylenen cisr sâhibi Mustafâ Paşa'nın hayrât [u] hasenâtlarındandır. Merhûm Mustafâ Paşa, Mısır vâlisiyken bu câmi‘in cemî‘î ruhâm taşlardan Mısır'da üstâd-ı kâmil ruhhâmlara sahife sahife yapdırup bir somaki şem‘dân yapdırmışdır kim rûy-ı cihânda cemî‘î üstâdân ol şem‘dâna bir tîşe urmağa kâdir değillerdir. Ve niçe bin gûne Mısır tuhefleri yapdırup keştîlerle Gekbiziyye'nin Darıca iskelesine Mısır'dan gelüp câmi‘in iç yüzünde dîvârlarına üç âdem kaddi ruhâm-ı reng-â-reng kaplıdır kim İslâmbol içre böyle bir câmi‘-i münevver yokdur. Ve minberi ve mihrâbı ve mü’ezzinân mahfeli sihr-i i‘câz bir kâr-ı musanna‘lardır kim ta‘rîf ü tavsîfi bir vech ile mümkün değildir. Tâ ki müşâhade-i binâ olunmayınca ma‘lûm değildir. Zîrâ mısrâ‘
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 276b ·
metinde göster ·
… n yanında se-efkârîdir. Zamâne doğramacıları ana mânend bir kürsî-i vâlâ etmeğe
kâdir değillerdir
. Bu câmi‘in cânib-i selâsında olan revzenlerin hâricinde hadîka-i irem-i zâtü'l …
dimişler. Süleymâniye Câmi‘in binâ eden Koca Mi‘mâr Sinân'ın baş halîfesi Mi‘mâr Hüsâm binâ edüp var kuvvet-i bâzû-yı mi‘mârîsin sarf edüp eyle şîrîn-kârlık ve eyle hûrde-gîrlik ve hûrde tasarruflar etmişdir kim gûyâ yed-i tûlâsın ayân etmiş. Bu câmi‘in cânib-i erba‘asındaki revzenler üzre çeşm-i tuyûr-misâl hûrde-hayâl-i münakkaş câmlar var kim şems-i âteş-tâbın nûrı, pertev urdukda câmi‘-i nûr pür-nûr olur. Anınçün kubbesinin vasatında Arapça tahrir olunmuşdur. Ve kubbesinin iç yüzi etrâfında kandîl tabakalarıyla ârâste ve niçe bin âvîze maslûbâtlar ile pîrâste olmuş câmi‘dir. Ve Mısır-kârî halıçalar var kim gûyâ kâr-ı Isfahân'dır. Ve bir vâ‘iz [u] nâsıh kürsîsi var kim sad-efkârî-i Hind anın yanında se-efkârîdir. Zamâne doğramacıları ana mânend bir kürsî-i vâlâ etmeğe kâdir değillerdir. Bu câmi‘in cânib-i selâsında olan revzenlerin hâricinde hadîka-i irem-i zâtü'l-imâd misillü bir gülistânı var kim anda olan sünbül ü reyhân ve benefşe vü erguvânın râyihası câmi‘ içre cemâ‘atın dimâğın mu‘attar edüp cümle hoş-elhân bülbüllerin feryâdı âdeme hayât verir. Ancak kıbleye mekşûf bir musannâ‘ kapusu var kim gûyâ bir bâb-ı mu‘allâdır. Atabe-i ulyâsı üzre Karahisârî Hasan Çelebi'si hattıyla müzehheb ve zîbâ câmi‘e târîh
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 276b ·
metinde göster ·
… ân-ı Kisrâdır, bir ferd-i âferîde bir merdin dâne-i hardalına va‘z-ı yed etmeğe
kâdir değildir
(---)(---)
Hâlâ imâristân-ı Tebrîz-i dil-âvîzi beyân eder: Hâlâ dest-i Acem'de Azerbaycân tahtıdır ve hân-ı âlîşânlıkdır. Birkaç kerre hânlar hânlığı olmuşdur. Cümle on bin askere mâlikdir. Müftîsi ve şeyhu's-sâdâtı ve mollası, kelenteri ve münşîsi ve darûgası ve korucubaşısı ve dizçöken ağası ve çiğ yiyen ağası ve yasavul ağası ve eşik ağası (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) ve mihmândârları vardır. Bu mezkûr ağavâtlar ile şehr-i Tebrîz'i zabt u rabt edüp eyle adl-i adâletleri var kim gûyâ adl-i Enûşirvân-ı Kisrâdır, bir ferd-i âferîde bir merdin dâne-i hardalına va‘z-ı yed etmeğe kâdir değildir (---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 298b ·
metinde göster ·
… ir yire cem‘ olsa ol mihrâb ve minbere bir tîşe {ve erre, ya‘nî destere} urmağa
kâdir değillerdir
. Derûn-ı câmi‘in cânib-i erba‘asında olan revzenlerinde olan san‘at-ı haddâdî v …
Andan evsâf-ı Câmi‘-i Sultân Hasan: Azerbaycân şâhlarından Sultân Uzun Hasan binâ etmişdir. Ol Hasan'dır kim Erzurûm'un şarkîsine bir merhale karîb Hasankal‘asın binâ edüp Ebü'l-feth Sultân Mehemmed'le Tercân sahrâsında ceng-i azîm edüp cümle askeri Ebü'l-feth kılıcından geçüp ancak Uzun Hasan Şâh cân kurtarup bu Tebrîz'de dâğ-ı derûnundan cânın verüp bu câmi‘i cenbinde medfûn olan Uzun Hasan câmi‘idir kim serâpâ enderûn [u] bîrûnunun cânib-i erba‘ası ve kıbâbları cümle Kâşî çin ile mebnî olmuş câmi‘-i bî-bedeldir. Hakkâ ki Hasan hüsn-i nazarile bir câmi‘-i müstahsen binâ etmiş kim gûyâ Mısır'daki Sultân Hasan câmi‘idir. Minberi ve mihrâbı ve mü’ezzinân mehâfili üzre olan hûrde-kârlık ve san‘at-ı hezâr-fenlik hezârân üstâd-ı mermerber bir yire cem‘ olsa ol mihrâb ve minbere bir tîşe {ve erre, ya‘nî destere} urmağa kâdir değillerdir. Derûn-ı câmi‘in cânib-i erba‘asında olan revzenlerinde olan san‘at-ı haddâdî ve billûr ve necef ve moran câmlarında olan şuğl-ı bennâyî bir câmi‘de yokdur. Ve kıble kapusunın cânib-i erba‘asında olan gûnâ-gûn zîhler ve mukarnas ve islimîler ve kitâbe ve turuncalar ve girişme ve münakkaş rûmîler var kim her biri sihr-i mübîn mertebesi kasd-ı tasarruflar edüp üstâd-ı kalemkâr yed-i tûlâsın ayân u beyân etmişdir. Ve cümle derveze ve revzenler üzre mevzûnca kitâbeler üzre Yâkût-ı Müsta‘sımî hattıyla (---)(---) tahrîr olunmuşdur. Ve mihrâbın tarafeyninde iki mevzûn asferü'l-levn seng-i yerekânîsi vardır kim her biri birer İrân [u] Tûrân harâcı değer, gûyâ kehribâlardır. Bu sütûnların nazîri Mısır u Şâm ve Irâk-ı Arab ve Acem'de yokdur. İllâ bu Câmi‘-i Hasan'dadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 299a ·
metinde göster ·
… avânîleri ve kâse ve fağfûrî ve mertebânîlerin pâk etmeyince dükkânların açmağa
kâdir değillerdir
. Vakt-i seher olunca dükkânların du‘â vü senâ ile küşâde kılup ba‘dehû herîse p …
Ve hüsniyyât-ı çârum: Cemî‘î esvâk-ı şâhîlerinde aşbâzları ta‘âmların tabh edüp dükkânçelerinde der-i dîvârlarında olan kâşîleri ve bakır avânîleri ve kâse ve fağfûrî ve mertebânîlerin pâk etmeyince dükkânların açmağa kâdir değillerdir. Vakt-i seher olunca dükkânların du‘â vü senâ ile küşâde kılup ba‘dehû herîse pilâv, düzde büryân ve kükü pilâv, çelâv pilâv, muza‘fer pilâv, avşıla pilâv ve'l-hâsıl cümle ta‘âmlarının memdûhu pilâv, herîsedir. Bunları dahi terâzü ile verir huddâm-ı civânânları pâk ve mahbûb-ı sîne-çâk püserleri var. Cümle sîm-misâl kalaylı sahanlarının kenarlarında ta‘lîk hattıyla Arapça âyetleri ve "La şerefe a‘lâ mine'l-islâm" ve dahi "Şerefü'l-mekân bi'l-mekîn" ve "Şerefü'l-beyti bi-ehlihî" ve "Şerefü ehlihi bi-sahâihî" misillü ebyât-ı redîfler suhûnlarında tahrîr olunmuşdur. Ba‘de't-ta‘âm a‘yân-ı kibâra deste hân verüp pâk tast ve ibrik verüp ellerin gasl ederler. Ammâ tülüngi ve nöker makûlesi sağ elin sol koltuğuna ve sol elin sağ koltuğuna ve ba‘zısı sol elin câmesinin sağ peşi altına silüp seg ber-sahrâ gider. Hâl [u] ahvâlleri bu gûnedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 302b ·
metinde göster ·
… yım" deyü kurbân kulunun donluğun alup gider. Bir habbe ziyâde ve noksân almağa
kâdir değildir
. Sonra hilâf eden aşbâzın dilin ensesinden çekerler. Ba‘dehû aşbâz donluk sâhib …
Ahlâk-ı zemîme-i İrân-zemîn: Ahâlîsi Kânûn-ı kadîm-i Azerbaycân oldur kim on iki imâm aşkına on iki esnâf-ı askerî tâ’ifesi ki niçe bin âdem olur. Ulemâdan ve sâ’ir a‘yândan on ikişer esnâf âdemler hânelerinde ta‘âm pişirirler. Mâ‘adâsı hücrelerinde âteş yakmak ihtimâli yokdur kim ta‘âm pişire. Meğer kahve ve çây ve bâdyân ve sa‘lep ve mahlep pişirüp câme-şûylık içün âteş yakup su ısıda, ana mâni‘ olamazlar. Cümle nökerleri ve askerîsi ve bekâr [u] bîkârları cümle çârsû-yı bâzârdan alup ta‘âm yerler. Anınçün kızılbaş-ı bed-ma‘âşdırlar kim ma‘îşetleri bu husûsda hakkâ ki beddir. Lâkin ucuz olur ve murâd edindiğin ta‘âmı hora geçirirsin. Hisâbî ve mücerred olan kişilere bu enfa‘dır. Hattâ askerî tâ’ifesi üç ay bâzârda ta‘âm yise anın aşbâzı donluğ-ı şâhî çıkdıkda aşbâz dîvâna çıkup "Men kurbân kulunun aşbâzıyım" deyü kurbân kulunun donluğun alup gider. Bir habbe ziyâde ve noksân almağa kâdir değildir. Sonra hilâf eden aşbâzın dilin ensesinden çekerler. Ba‘dehû aşbâz donluk sâhibine on iki gün müft ziyâfet eder. Kânûnları budur. {Kaçan kim şâh ve bir sipehsâlâr sefere gitse cemî‘î ordularında keçe obalı ve keçe haymeli aşbâzlarından ziyâde asker ve hayme ve bazâr yokdur. Zirâ cümle askerîsi ordu aşbâzlarına muhtâclardır}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 302b ·
metinde göster ·
… kes hânelerinin serdâblarında bile sadamât-ı top-ı kûbden oturup baş göstermeğe
kâdir değiller
idi. Ve Murtazâ Paşa bölük sipâhîleriyle Toprak kal‘ası câniblerinde karavul be …
Eşkâl-i kal‘a-i Revân: Yüz elli bin asâkir-i İslâm-ı zafer-encâm, dîn-i mübîn gayretine cidd ü cehd-i tâm edüp niçe bin bennâ-yı benâm ve kühken ü beldârân ve hâs [u] âm himmetiyle kal‘a-i Revân'ı kırk beş günde tamâm ve kırk günde dahi cemî‘î cebehânesi ve sâ’ir levâzımâtıyla itmâm bulup ibtidâ mîr-i mîrânı Süleymân Hân'ın harem-i muhtereminde neşv ü nemâ bulan Cığalazâde Yûsuf Paşa'ya vezâret ile verilüp ve andan ma‘zûlen ılgar ile kal‘a-i Revân'a gelüp ibtidâ hâkim vezîr-i Revân Yûsuf Paşa oldu. Ve muhâfazasına yetmiş bin asker-i imdâd koyup Ferhâd Paşa eyâlet-i Revân'da kal‘a-i Şurakil'i ta‘mîr u termîm edüp asker kodu. Andan kal‘a-i Kars'ı meremmât edüp cüyûş-ı muvahhidîn ile mâl-â-mâl etdi. Andan kal‘a-i Ardahân'ı feth [u] imâr edüp derûn-ı kal‘aya yeniçeri kodu. Ve kal‘a-i Ahıçka'yı termîm edüp dürr-i beyz-âsâ oldukda üç bin kul dahi ziyâde koyup vezâret ile Tomris Hân oğlun hâkim edüp Ferhâd Paşa azm-i Âsitâne-i Sa‘âdet edüp beri tarafda Revân vezîri Cağalazâde Yûsuf Paşa eyâlet-i Revân'ı adl [u] dâd ile eyle imâr eder kim Süleymân Hân asrında Lala Mustafâ Paşa imâr etdüğünden bed-ter ma‘mûr u âbâdân olup cânib-i çârında olan her bir karyesi birer belde-i mu‘azzama-misâl olup re‘âyâ vü berâyâya kemâl-i adl [u] ihsân ve kerem üzre hareket etmeğile âbâdân etmişlerdi. Ekseriyyâ cümle evkât kârları zevk u sohbet ile güzerân etmişlerdi. Ba‘dehû sene 1012 târîhinde kızılbaş-ı bed-ma‘âş Gence ve Şirvân'a istîlâ edüp bu Revân'ı yedi ay döğüp cânib-i Erzurûm'dan imdâd gelmeyüp derûn-ı kal‘ada olan guzât-ı müslimîn aç ve susuz bi'z-zarûrî kal‘ayı Tokmak Hân'a verüp emân ile cümle guzât-ı müslimîn bî-silâh kal‘a-i Kars'a piyâde çıkup andan Erzurûm'a geldiler. Sene [10]37 dest-i sürhserânda durup evvelkiden dahi ziyâde imâr olup içinde olan Mîr Gûne Hân asker-i bed-ma‘âş-ı evbâş ile kal‘a-i Kağızmân ve Kars ve Çıldır ve Ahıçka ve Ardahân taraflarına dest-dırâzlık etdüğü Ahıçka ve Gürcîstân beğleri ve Erzurûm valisi taraflarından feryâdcılar ile Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘e arz-ı mahzarlar gelince ol ân Acem Şâhına elçiler gidüp tûğ-ı hümâyûn Üsküdar bâğçesinde karâr edüp cemî‘î Rûm ve Anadolu eyâletlerine mîr-i mîrânlar ve mu‘temed ve mukdim kapucubaşılar asker sürmeğe gidüp Tabanıyassı Sadrıa‘zam Mehemmed Paşa serdâr-ı mu‘azzam olup bir sene mukaddem cânib-i Revân'a revân olup sene 1044 (---) ayında Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ yer götürmez deryâ-misâl asker ile Üsküdar'daki bâğ-ı İremi önünde serâperde-i Süleymânîsinde meks edüp âyîn ü kavânîn-i Osmân'ı ve şevket u şöhret-i şehnişânı ve savlet-i sâhib-kırânı yerine getirüp cemî‘î tekmîl levâzımâtı mükemmel edüp kırk bin yeniçeriyâna ve yigirmi iki bin sipâh-ı dilîrâna ihsân [u] in‘âmların bezl edüp {Bayrâm Paşa der-i devletde kâ’im-makâm kalup} sene-i mübârekenin mâh-ı Şevvâlü'l-mükerreminin beşinci günü menzil-i Üsküdar-ı dilâvîzden hareket edüp atf-ı ınân, râh-ı Revân üzre askeriyle revâne olup kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek kal‘a-i Konya şehrine andan kasr-ı Kayseriyye şehrine ve andan menâzil kat‘ ederek kal‘a-i Sivas'a, bu menzilde Silâhdâr Mustafâ Paşa'ya vezâret-i sânî olup taşra çıkdılar, ammâ yine nedîm-i şehriyârî idi ve Silâhdâr Mûsâ Paşa otâğ-ı hümâyûn hizmetine "Konakçı Paşa" ta‘yîn olunup ba‘dehû nişâncı olan (---) paşa ol gün silâhdâr olup Melek Ahmed Ağa çukadâr ağa oldu, andan niçe menâziller ubûr ederek kal‘a-i sahrâ-yı Erzurûm'a girerken "İki kerre yüz bin asâkir-i deryâ-misâl add olundu" deyü Murâd Hân'a i‘lâm etdiler. Hemân Rûmeli eyâletine mutasarrıf Cânpolâdzâde Mustafâ Paşa'nın otuz bir bin askeri add olunup "Cümle eyâleti askerinde bin yedi yüz Hasanî ve Hüseynî Tunageçdi kınalı ve başı ablaklı küheylân atlar yancıkları ve bahrî hatayîleriyle yedek çekildi" deyü pâdişâha i‘lâm etdiler. Erzurûm Valisi Halîl Paşa 309a mağzûb-ı şehriyârî olup adüvleri Silâhdâr Paşa ve Murtazâ Paşa şâdân u handân olup Erzurûm, Şâm Vezîri Küçük Ahmed Paşa'ya sadaka olunup eyâlet-i Şâm ber-vech-i arpalık Silâhdâr Mustafâ Paşa'ya tevcîh olundu. Ba‘dehû Erzurûm'dan üç günde Hasankal‘ası andan Kars yoluyla cânib-i Revân'a revân olundu. Ve yigirmi birinci günde Erzurûm'dan iki kerre yüz bin asker ile Revân altına meks-i hıyâm olundu. Ve kal‘adan sürhserân dırâz-kad toplar ile asker-i İslâm'ı muztarib eyleyüp bu mahalde cüyûş-ı muvahhidîn kızılbaşın top-ı kûbüne bakmayup nehr-i Zengî'yi karşu tarafa ubûr edüp bir solak pâdişâh-ı Cem-cenâbın rikâbında piyâde nehr-i Zengî'yi ubûr ederken nehr-i azîm mezkûr solağı toparlayup götürürken Murâd Hân nehr içre at ile solağa yetişüp girîbânından şîrâne pençe salup solağı sol eliyle nehr-i Zengî'den çıkarup halâs etdüğü hâlâ diyâr-ı İrân-zemînde meşhûr-ı Azerbaycân-ı Ûcân'dır. Bu nehri bu hâl ile ubûr edüp der-akab cümle guzât-ı müslimîni rûz-ı rûşende alâ-mele’i'n-nâs meterise koyup Rûmeli eyâletiyle ve zağarcıbaşıyla yigirmi oda yeniçeriyle Cânpolâdzâde Mustafâ Paşa Tebrîz Kapusu tarafından meterise girerler. Ve yemîninden Anadolu Vezîri Gürcî Mehemmed Paşa eyâletiyle ve yigirmi oda dergâh-ı âlî yeniçeriyânıyla meterise girer. Ve Sadrıa‘zam Tabanıyassı Mehemmed Paşa kapusu kulu ve yigirmi oda yeniçeriyle Rûmeli ve Anadolu miyânına girüp cenge âheng eder. Ve Yeniçeri Ağası olan Kara Mustafâ Paşa yeniçeri kethüdâsıyla on cemâ‘at oda yeniçeriyle cânib-i Zengî'de meterise yigirmi aded toplar ile şeb [u] rûz kal‘aya amân vermeyüp döğerdi. Cümle beş koldan yigirmişer aded toplar ile amân u zamân vermeyüp döğerlerdi. Bir gün bizzât Murâd Hân Rûmeli eyâletinin meterisine girüp Karabali nâm topu nişâna alup hân sarâyına bir top urdu. Ve Erzurûm Valisi Küçük Ahmed Paşa, cânib-i şimâlinde elli pâre şâhî darbzânlar ile bir tabye-i âlî üzre derûn-ı kal‘ayı ve burc [u] bârû üzre sürhserânlara ser çıkardmayup derûn-ı kal‘ayı harâb [u] yebâb ederdi. Ve Kapudan Deli Hüseyin Paşa Revân kal‘asına hâ’il Muhnâd depesinden derûn-ı kal‘a-i bîrûnu leylen ve nehâr döğüp harâb ederdi. Kal‘anın bedenleri ve mazgallarında ve çârsû-yı bâzârında değil herkes hânelerinin serdâblarında bile sadamât-ı top-ı kûbden oturup baş göstermeğe kâdir değiller idi. Ve Murtazâ Paşa bölük sipâhîleriyle Toprak kal‘ası câniblerinde karavul beklemeğe me’mûrlar idi. Ve Mûsâ Paşa ve Ken‘an Paşa müteferrika-i dergâh-ı âlîler ile serâperde-i pâdişâhîyi muhâfazaya me‘mûr idiler. Ve bu kal‘anın cânib-i erba‘asında beşer sâ‘at ba‘îd âdem deryâsı ihâta edüp karavul bekleyüp iki vilâyeti nehb ü gâret etmeğe bir ferd-i âferîdenin cânı olmayup günden güne niçe bin Sünniyân re‘âyâ vü berâyâ istîmân ile hedâyâlar getirüp gelirler idi. Bu himmet ile kal‘aya göz açdırmayup tokuzuncu günde kal‘anın burc [u] bârûları üzre niçe bin Kızılbaş-ı bed-ma‘âşlar "Amân, amân ey güzîde-i Âl-i Osmân!" deyüp kal‘adan taşra miftâhlar ile (---) Hân rehn-i istîmâna çıkup cüyûş-ı muvahhidîn kal‘aya leb-ber-leb olup ertesi ale's-sabâh derûn-ı kal‘adan amân ile Mâzenderân tüfenkciler ağası pür-silâh Mîr Fettâh-ı bî-ıslâh pây-bûs-ı şehriyâr ile şerefyâb olup muhâfazacılarıyla cânib-i Nahşivân'da dârü'l-bevârlarına gidüp karâr etdiler. Ol yevm-i mezbûrda Revân Hâkimi Mîr Gûne Yûsuf Hân Gürcîyyü'l-asl yedi aded hân ile hâk-i pây-ı pâdişâhı bûs edüp her birine birer serâperde ihsân olunup birer vezîre müsâfir verildi. Ve burc [u] bârû-yı kal‘ada ezân-ı Muhammedîler kırâ‘at olunup yedi gün yedi gice burc [u] bârû-yı kal‘a sancağ ve bayrağlar ile zeyn olup evkât-ı hamsede ba‘de's-salât üç nevbet gülbâng-ı Muhammedî çekilüp ve üç nevbet top u tüfenkler atılup leyle-i muzlimde niçe kerre yüz bin kanâdil ve meş‘ale ve rîh-i şem‘ler ile niçe bin hayme ve hargâh çerâğân olup sadâ-yı Allah Allah ile gulgule-i Rûm evce peyveste olup diyâr-ı Acem'e bîm ü ru‘b düşdü. Bu hâl ile kırk günde kal‘a ta‘mîr u termîm olunup Murtazâ Paşa hâkim-i Revân olup kırk bin guzât-ı müslimîn muhâfazacı kalup Sultân Murâd Hân 309b şikârı olan Revân hânı Emîr Gûne Hân'ı ve gayrı hânları önüne katup {yolda eyâlet-i Haleb ihsân olunup kethüdâsı Murâd Ağa'yı katl etdüğünde Emîr Gûnezâde Haleb'den ma‘zûl olup eyâlet-i Haleb, Küçük Ahmed Paşa'ya verilüp Emîr Gûne Yûsuf Paşa der-i devlete gelüp musâhib-i şehriyârî olup Murâd Hân intikâl edince Kara Mustafâ Paşa Emîr Gûne oğlun katl etdi}. Erzurûm şehrinden Tabanıyassı Mehemmed Paşa ve Cânpolâdzâde'yi Erzurûm'da yetmiş bin asker muhâfız-ı Revân olmağiçün bırağup kat‘-ı menâzil ve tayy-i merâhil ederek Nahşivân ve Karabâğlar ve {ve kal‘a-i Şorakil'i ve kal‘a-i Çûres'i ve şehr-i Bihistân'ı ve kal‘a-i Hoy ve kal‘a-i Ordubârı ve şehr-i Tebrîz'i yedi gün yedi gicede harâb [u] yebâb ve halkın esîr [u] kebâb ve kal‘a-i Lur'u hânî edüp andan kal‘a-i Bâğ-ı cinân ve kal‘a-i Ûcân ve kal‘a-i Kehrân ve kal‘a-i Kumla ve kal‘a-i Merend ve kal‘a-i Salmas vilâyetlerin nehb ü gâret ederek Van üstünden Bitlis'e ve Diyârbekir'e gelüp andan Âsitâne-i sa‘âdete mansûr u muzaffer gelüp şâdmânîler oldu. Ba‘dehû} şâh-ı dâll-ı bed-fi‘âl yüz bin asker-i sürhserân ile kal‘a-i Revân'ı yedi ay döğe döğe amânın kesüp Tabanıyassı, Revân'da mütehassın olan Murteazâ Paşa'ya adâveti olmağıla Revân imdâdına yetişmeyüp {şâh-ı gümrâhın Revân üzre hareketin istimâ‘ edüp Erzurûm'a gelüp Revân imdâdına yetişmedi} yedi ayda derûn-ı kal‘ada zehâ’ir ve top ve barut kalmayup âhir bir gice Murtazâ Paşa elmas hâtemin yudup merhûm olıcak ertesi ale's-sabâh cümle cüyûş-ı muvahhidîn uryânen emân ile kal‘adan çıkup kal‘ayı şâha teslîm edüp giderken cümle guzât-ı müslimîni kızılbaş-ı nâ-tırâş şehîd edüp niçesi nehr-i Araz'a {gark} ve niçesi Sünnî eliyle Araz'dan çıkup halâs olup kal‘a-i Kars'a ve kal‘a-i Bâyezîd'e düşüp halâs oldular. Bu ahvâl-i pür-melâli Murâd Hân istimâ‘ edüp niyyetü'l-gazâ-yı Bağdâd-ı Behişt-âbâd deyüp iki yerden gayret kılıcın miyânına bend kılup mezhebimiz sâhibi Nu‘mân ibn Sâbit İmâm-ı A‘zam ve hümâm-ı akdem hazretlerini kızılbaş-ı evbâş elinden halâs etmeğe bezl-i ihtimâm etdi. Ez-în-cânib sene 1045 târîhinden berü kal‘a-i Revân bu gördüğümüz mahalle dek 12 sene {dest-i Acemde} olup adl-i adâletleriyle Revân bir azîmü'ş-şân kaviyyü'l-bünyân, kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn olmuş ammâ yine hücûm-ı Âl-i Osmân'a yedi gün tahammülü yokdur. Zîrâ cümle yalın kat dîvâr ile mebnî bir kal‘a-i üstûvârdır. Sâhil-i Zengî'de vâkı‘ cânib-i cenûbdan cânib-i şimâle tûlânîdir. Ve arzı gâyet ensizdir. Hattâ Sultân Murâd Hân'ın urduğu balyemez top-ı kûblerin darbından gülleleri bir yanından urup cânib-i Tebrîz Kapusu tarafı dîvârın münhedim edüp gülle taşra çıkarmış ve niçe yüz gülleler kulle-i metînelerde te’sîr edüp nümâyândır. Kal‘a-i Revân'ın Ferhâd Paşa binâ etdüğü dîvârları kırkar zirâ‘-ı melikiy-yi âlîdir. Ammâ Tokmak Hân binâ etdüğü elli zirâ‘ enli ve yigirmi zirâ‘ arîz rıhtım binâdır. Cümle (---) burc-ı azîmdir ve cümle (---) benddir ve dâiren-mâdâr (---) adımdır. Zengî tarafından handakı yokdur, ammâ mazgal delikleri çokdur. Cenûbî ve şarkî ve şimâlî tarafında handakları vardır. Ammâ sulu yerde olmağıla handakı ol kadar amîk değildir. Lâkin ba‘zı yerleri yüz ellişer zirâ‘-ı bennâ enli handakdır. Ve cümle edvârında üç aded hadîd, kavî derveze-i sedîdlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 308b–309b ·
metinde göster ·
… benî Âdemleri ol taşın bir dânesin elli âdem ilm-i cerr-i eskâl ile kaldırmağa
kâdir değillerdir
. Ve derûn-ı kal‘ada cümle hak-i pâk ile mestûr bâğ u bâğçesiz bin iki yüz hâne- …
Ve derûn-ı kal‘ada olan imâretleri beyân eder: Evvelâ kal‘anın cümle dîvârında olan taşları cümle fil cüssesi kadar çâr-kûşe taşlardır kim hâlâ zamânemiz benî Âdemleri ol taşın bir dânesin elli âdem ilm-i cerr-i eskâl ile kaldırmağa kâdir değillerdir. Ve derûn-ı kal‘ada cümle hak-i pâk ile mestûr bâğ u bâğçesiz bin iki yüz hâne-i tarz-ı kadîmdir. Lâkin kal‘anın cenûb tarafındaki dîvâra muttasıl bir sarây-ı azîm vardır kim bunda olan ilm-i hendese üzre mi‘mâr-ı bennâ hurdekârlığı İrân-zemînin bir sarâyında yokdur. Ve bu sarâya muttasıl bir câmi‘-i kebîr var. Minâresi münhedim olmuşdur. Bu dahi ibret-nümâ bir câmi‘-i ra‘nâdır. Ve bu câmi‘ kurbunda âb [u] hevâsı latîf bir hammâmı vardır. Osmânlı tarzı binâ olunmuş ammâ bânisi ma‘lûm değildir. Ve bir çeşme-i âb-ı hayâtı var. Ve cânib-i şarka mekşûf Kayık kapusu kurbunda Özdemiroğlu câmi‘i ve hânları ve dükkânları vardır. 317b Ve kal‘adan taşra bir varoş-ı müzeyyeni vardır. Cümle bin mikdârı hâne-i zîbâlardır. Cânib-i selâsında bâğ u bâğçesi çokdur ammâ dârü'l-it‘âmı, imâreti yokdur. Câmi‘ ve hân ve hammâm ve çârsû-yı bâzârı çokdur. Gûnâ-gûn ehl-i sanâyi‘i vardır. Ammâ ekseriyyâ halkı gûnâ-gûn ibrişim mebrûm edüp kifâflanırlar. Ve câ-be-câ Kumuk halkının çoğu göbe gerevge zırh düzerler. Ekseriyyâ cümle halkı Sünnî ve Şâfi‘î-mezheblerdir. Muhteşem ve sâhib-i dârât ankâ kimesneleri yokdur. Ammâ âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb ve mahbûbesi çokdur. Zirâ İbn Havkal (?) kavli üzre on sekizinci ıklîm-i örfiyyedendir. Ammâ yedinci iklîm-i hakîkînın ıklîm-i hâmisi vasatında ve bahr-i Haraz kenarında vâkı‘ olmağıla hevâsı sevâhile karîbdir. Anınçün mahbûb ve mahbûbesi memdûhdır. Arz-ı beledî (---) ve tûl-ı nehârî on yedi sâ‘at ve yedi derece ve iki dakîkadır. Karşu cânibi deryâ aşrı garb tarafına Moskov hükmünde üç yüz mil ba‘îd Heşdek ve Kazan ve Alatar vilâyetleridir, dahi anların mâverâsı Deşt-i Kıpçak ve Heyhât sahrâlarıdır kim hâlâ ol sahrâ-yı ferah-fezâlara yigirmi sâldir kim Kılmah Tatarlarından Taysı Şâh ve Moyoncak Hân ve Koba Kalmah Hân beşer altışar kerre yüz bin kavm ile sahrâ-yı Heyhât'da konup göçerler. Ba‘zı sene tâ Kırım diyârına ılgar edüp şebhûn salanlar Azak kal‘ası kurbunda Gügümlü Suyu kenarında Mısır'dan ma‘zûl Gürcî Mustafâ Paşa'yı şehîd etdiler. Bu mezkur Kalmak küffârlarıdır. Gerçi küfr [ü] dalâlet ve dîn [ü] diyânet nedir bilmezler, ammâ böyle bir behâ’im makûlesi bâğî ve dağî sahrâ-nişîn mahlûk-ı pîl-tenlerdir. Ekser evkâtda bâzârlığa Bahr-i Haraz kenarında Moskov'un Kazan ve Heşdek şehirlerine gelüp emân ile yağların fürûht edüp niçeleri Moskov tüccârlarıyla gemilere süvâr olup bu Demirkapu'ya gelmeğe başladılar. Ve bu Demirkapu bender-i iskele olmağıla ta Çîn [u] Mâçîn'den ve Hıtâ vü Hoten'den ve Fağfûr u Moskov diyârlarından her sene niçe bin keştî gelüp azîm gümrük hâsıl olur. Al-i Osmân hükmünde iken iskelesinden ve eyâlet-i Şirvân'dan senevî iki yüz kırk yedi yük akçe tahsîl olup cümle nökerlerine ve eyâlet-i Şirvân'da yedi sancak sultânlarına ve sulh [u] salâh içün Dağıstân pâdişâhına hâslar ve ulûfeler verilir. Hâlâ bu nizâm [u] intizâmı Özdemiroğlu Osmân Paşa fethinde Dal Mehemmed Efendi tahrîri üzre zabt edüp adâlet ederler. Hâlâ ol tahrîr üzre eyâlet-i Şirvân yetmiş kazâdır ve yedi hânlık ve on iki sultânlıkdır. Ammâ Osmân Paşa tahrîri üzre timar ve ze‘âmet yokdur, ammâ sultânların ve gayrı hâkimlerin hâslarına vaz‘-ı yed olmayup gâyetü'l-gâye ma‘mûr u âbâdân diyâr-ı Şirvândır. "Allahu Te‘âlâ yine Âl-i Osmân'a müyesser ide" deyü cümle ahâlîsi du‘â ederler. Hattâ biz bu Demirkapu'da iken Âsitâne-i Sa‘âdet tarafından bir Gökdolak çaşıt hâna gelüp eydür: "Hânım! Geçen sene Osmânlı Akdeniz içinde cezîre-i Girid'de Yûsuf Paşa nâm serdâr eliyle Hanya derler nâm bu kal‘a-yı benâmı alup asker koyup feth-i meserreti haberi Kayser Şâha gelüp azîm şâdmânlar oldu. Ve İbrâhîm Hânlarının Şehzâde Mehemmed nâm evlâdı dünyâya gelüp yine azîm şâdmânîler olup yedi gün yedi gice azîm çerâğân-ı Kayser-zemîn oldu" deyince kızılbaşlar hazzitmeyüp Şirvân [ve] Şamâkî ve Gîlânî sünnîler zevk [u] safâ edüp raks etdiler. Zîrâ Âl-i Osmân'ın bir yeşil alem-i Resûlullah'ıyla bir serdâr-ı mu‘azzam gelmesine muntazırlardır. Allah müyesser eyleye.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 317a–317b ·
metinde göster ·
… n beş yüzü bir yire cem‘ olsa bir taşın bir yerden bu mekâna vaz‘-ı binâ etmeğe
kâdir değildir
. Hâlâ bir püşte-i âlî üzre şekl-i murabba‘ bir küçük kal‘a-i köhne-âbâd, bu kal …
Evsâf-ı kal‘a-i kadîm ve sedd-i azîm, kal‘a-i Azgûr-ı Aleksandır-ı Gûr: Müverrih-i âlem Şerefnâme kavli üzre ibtidâ Gürcîstân'da binâ olunan bu Azgûr-ı gûr kal‘asıdır. Lisân-ı Gürcî'de Azgûr-ı gûr ya‘nî pâdişâhlar pâdişâhı Aleksandır binâsıdır, demek olur. Aleksandır, İskender-i Zülkarneyn'dir kim anın binâsıdır. Hakkâ kim bu sedd-i üstüvârın azîm çâr-kûşe seng-i hârâları İskender binâsı olmağı gösterir. Yohsa zamânımız benî Âdeminin beş yüzü bir yire cem‘ olsa bir taşın bir yerden bu mekâna vaz‘-ı binâ etmeğe kâdir değildir. Hâlâ bir püşte-i âlî üzre şekl-i murabba‘ bir küçük kal‘a-i köhne-âbâd, bu kal‘a Gürcîstân hâkinde Ahıçka hududunda niyâbetdir. Kıbleye nâzır bir kapusu var. Ağası hâkimdir. İki yüz aded neferâtları var. Kal‘asının aslâ havâlîsi yok, metânet üzre mebnî bir kâr-ı kavî kal‘a-i metîndir. {Bu şehr önünden cereyân eden nehr Ahıçka dağlarında kûh-ı Oda'dan (?) gelüp Ahıska içinden ubûr ederek bu şehrin bâğçe ve besâtinlerin reyy edüp iner, nehr-i Araz'a rîzân olur}. Câmi‘i ve hânı ve hammâmı vardır. Ve kırk elli mikdârı esvâk-ı muhtasarı vardır. Ve âb [u] hevâsının letâfetinden bâğ u bâğçesi ve Gürcîstân güzelleri vardır. Bu şehr-i ma‘mûre Gürcîstân'ın Şavşad kavmi hudûdunda olmağıla re‘âyâ vü berâyâsı Gürcî lisânı tekellüm ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 320a ·
metinde göster ·
… dır. Eyâlet sâhibi Sivas valisi tarafından bir avân şehre girüp müdâhale etmeğe
kâdir değildir
.
Hâlâ ol hayr du‘â sebebiyle cümle ünâsı mu‘ammer ve mu‘ammere ve ehl-i zevk ve ehl-i şevk sulehâ-yı ümmetden garîb-dost âdemleri vardır. Ba‘dehû Bâyezîd-i Velî şehzâdeliği âleminde Amasiyye hâkimiyken her sene yaylağa gelüp altı ay bu şehr-i Lâdik'de yaylalanup zevk u safâ etmeğiçün pâdişâhlara mahsûs ürd-i behişt-âsâ bir bâğçe-i dilküşâ edüp hâlâ bâğçe üstâdı ve kırk aded sivri külâhlı bostâncı huddâmları ve korucuları ve taylakçıları vardır. Çayırı büyük emîr-i ahûr tarafından zabt olunur. Bir hâkim-i aslîsi dahi Dârü's-sa‘âde ağası tarafından bir ağa gelüp maktû‘u'l-kalem ve mefrûzu'l-kadem olmak üzre cemî‘î tekâlif-i örfîden mu‘âf [u] müsellem şehr-i sâlimdir. Zîrâ merhûm ve mağfûrun leh Sultân Ahmed Hân vâlidesi Bülbül Hâtûn evkâfıdır. Eyâlet sâhibi Sivas valisi tarafından bir avân şehre girüp müdâhale etmeğe kâdir değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 344b ·
metinde göster ·
Cümle yedi aded yaylalardır. Her birinde birer gûne hâssası vardır. Evvelâ Sürmeli yaylada aslâ tâ‘ûn olmaz. Habîb-i Neccâr hazretleri niçe zemân bu yaylada sâkin olup halkı dîne da‘vet etmişdir. Zîrâ peygamberdir demişler ve ihtilâf etmişler. Anların du‘ası berekâtıyla bu Sürmeli yayla'da aslâ vebâ olmaz. Ve Gökdepe yaylası, gâyet bâlâ azîm yayladır. Bunda cemî‘i hayvânâtları aslâ ülker urmaz. Ve Çatalağaç yaylası; anda aslâ ısıtma olmaz. Halkı gâyet tendürüst olur. Ve Fındıklı yaylada aslâ ve kat‘â yılan ve çıyan ve akrep ve gayri zehirli haşerâtlar olmaz. Ve Şolgay yaylası, her giz anda hırsız ve harâmî olmaz. Zira Şolgay Sultân Cüneyd-i Bağdadî hazretlerinin baş halîfesidir. Bu yaylada medfûn olduğundan aslâ harâmî olmaz. Bir kimesne komadığı şey’e el uzatsa eli kurula kalır, mücerreb olduğundan bu yaylada aslâ harâmî ve kuttâ‘u't-tarîk yokdur. Herkesin metâ‘ı meydân-ı muhabbetde âşikâre durur. Bir ferd-i âferîde vaz‘-ı yed etmeğe kâdir değillerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 20b ·
metinde göster ·
… zzam-misâl taşları benî Âdem'den Âd [u] Semûd ve Hûd u Amâlika kavmi kaldırmağa
kâdir değildir
ve kavm-i Lût ve kavm-i İsrâ’îlî ve kavm-i Amalâk hod ilm-i cereskal ile bu kal …
Elhâsıl bu hakîrin bu seyâhatinde im‘ân-nazar etdüğü kılâ‘larda böyle bir kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn görmedim. Meğer diyâr-ı acemde kal‘a-i Kahkahâ ve kal‘a-i Van ve Mardin ola. Ve niçe bin seyyâhân-ı berr ü bihâr felek-i atlas-ı bukalemûnda görmedik derler. Zîrâ benî Âdem binâsı değildir. Hazret-i Süleymân dîvlere yapdırmışdır. Zîrâ ol kubbe-i mu‘azzam-misâl taşları benî Âdem'den Âd [u] Semûd ve Hûd u Amâlika kavmi kaldırmağa kâdir değildir ve kavm-i Lût ve kavm-i İsrâ’îlî ve kavm-i Amalâk hod ilm-i cereskal ile bu kal‘anın bir taşın bir yerden bir yire vaz‘-ı hacer etmeğe kâdir değillerdir. Hattâ Ba‘albek kal‘asının hâricinde bir çemenzâr sahrâda çâr-kûşe dağ pâre bir sahrâ-i azîm vardır. Bir kûşesi zemînde üç kûşesi hevâya nâzır mücellâ bir seng-traşdır. Bir dîv karısı bu taşı Ba‘albek kal‘asına götürür imiş. Kal‘a tamâm oldu, bu taşı nereye götürürsün, dediklerinde taşı kitifinden bu çemenzâ[r] yire bırağup gider. Anınçün bu seng-i hârâ ol mahalde kalmış, tâ bu mertebe sahrâ-i azîmleri vardır. Bu kal‘a Hazret-i Süleymân'dan sonra niçe bin mülûk eline girüp Âl-i Emeviyyûn'da bu kal‘a-i Ba‘albek sahrâsı ol kadar imâr oldu kim bâğ-ı İremden nişân verirdi. Zîrâ Ba‘albek sahrâsı ve Bukâ‘ fezâsı bir vâdî-i mahsûldârdır kim gûyâ sahrâ-yı Busrâ ve vâdî-i Havrân'dır. Ba‘dehû Âl-i Ekrâd'dan Şâm Halîfesi Nûreddîn Şehîd hazretleri imâr etdi. Andan Şâm hilâfeti, Mısır'da kal‘a binâ eden Yûsuf Selâhaddîn eline girüp Ba‘albek kal‘asına kul koyup imâr edüp ba‘dehû sene 922 târîhinde Sultân Gavrî destinden Selîm Hân-ı Evvel feth edüp Şâm eyâletinde subaşılıkdır ve yüz elli akçe kazâdır ve nâhiyesi (---) pâre kurâdır. Kethüdâyeri ve serdârı yokdur. Kal‘asında dizdârı ve neferâtları (---) ve derûn-ı kal‘ada (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)36b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 36a–36b ·
metinde göster ·
… lm-i cereskal ile bu kal‘anın bir taşın bir yerden bir yire vaz‘-ı hacer etmeğe
kâdir değillerdir
. Hattâ Ba‘albek kal‘asının hâricinde bir çemenzâr sahrâda çâr-kûşe dağ pâre bir …
Elhâsıl bu hakîrin bu seyâhatinde im‘ân-nazar etdüğü kılâ‘larda böyle bir kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn görmedim. Meğer diyâr-ı acemde kal‘a-i Kahkahâ ve kal‘a-i Van ve Mardin ola. Ve niçe bin seyyâhân-ı berr ü bihâr felek-i atlas-ı bukalemûnda görmedik derler. Zîrâ benî Âdem binâsı değildir. Hazret-i Süleymân dîvlere yapdırmışdır. Zîrâ ol kubbe-i mu‘azzam-misâl taşları benî Âdem'den Âd [u] Semûd ve Hûd u Amâlika kavmi kaldırmağa kâdir değildir ve kavm-i Lût ve kavm-i İsrâ’îlî ve kavm-i Amalâk hod ilm-i cereskal ile bu kal‘anın bir taşın bir yerden bir yire vaz‘-ı hacer etmeğe kâdir değillerdir. Hattâ Ba‘albek kal‘asının hâricinde bir çemenzâr sahrâda çâr-kûşe dağ pâre bir sahrâ-i azîm vardır. Bir kûşesi zemînde üç kûşesi hevâya nâzır mücellâ bir seng-traşdır. Bir dîv karısı bu taşı Ba‘albek kal‘asına götürür imiş. Kal‘a tamâm oldu, bu taşı nereye götürürsün, dediklerinde taşı kitifinden bu çemenzâ[r] yire bırağup gider. Anınçün bu seng-i hârâ ol mahalde kalmış, tâ bu mertebe sahrâ-i azîmleri vardır. Bu kal‘a Hazret-i Süleymân'dan sonra niçe bin mülûk eline girüp Âl-i Emeviyyûn'da bu kal‘a-i Ba‘albek sahrâsı ol kadar imâr oldu kim bâğ-ı İremden nişân verirdi. Zîrâ Ba‘albek sahrâsı ve Bukâ‘ fezâsı bir vâdî-i mahsûldârdır kim gûyâ sahrâ-yı Busrâ ve vâdî-i Havrân'dır. Ba‘dehû Âl-i Ekrâd'dan Şâm Halîfesi Nûreddîn Şehîd hazretleri imâr etdi. Andan Şâm hilâfeti, Mısır'da kal‘a binâ eden Yûsuf Selâhaddîn eline girüp Ba‘albek kal‘asına kul koyup imâr edüp ba‘dehû sene 922 târîhinde Sultân Gavrî destinden Selîm Hân-ı Evvel feth edüp Şâm eyâletinde subaşılıkdır ve yüz elli akçe kazâdır ve nâhiyesi (---) pâre kurâdır. Kethüdâyeri ve serdârı yokdur. Kal‘asında dizdârı ve neferâtları (---) ve derûn-ı kal‘ada (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)36b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 36a–36b ·
metinde göster ·
… ldedir kim bir ehl-i hıref vezn-i sultâniye hilâf edüp bir dirhem nâkıs vermeğe
kâdir değildir
. Ve bu mahal cümle kassâb dükkânlarıdır kim niçe yüz aded zebh olunmuş Karamân …
Ve andan yine şâhrâhın iki tarafı Karakeçili dükkânına varınca cümle kapama ve zubun işler hayyât dükkânlarıdır. Ve andan pâk u pâkîze ballı ve yağlı kelimât eder bakkâl cüvânları dükkânlarıdır ve muhtesib dükkânı bu mahaldedir kim bir ehl-i hıref vezn-i sultâniye hilâf edüp bir dirhem nâkıs vermeğe kâdir değildir. Ve bu mahal cümle kassâb dükkânlarıdır kim niçe yüz aded zebh olunmuş Karamân koyunları ve kuzuların şerha şerha edüp her şerhaya berk-i gül takup ve za‘ferânlar sürüp bey‘ ederler ve bu kassâbların alt yanında hâss [u] beyâz çörekciler ve börekciler dükkânlarıdır kim gûnâ-gûn biberli börek ve bâdemli ve susam ve çörek otlı çörek ve mutabbak ve kaymak börek pişirirler. Tâ sarrâchâne başına varınca böyle ni‘met pişer çörekci ve börekci ve aşçı ve başcı ve gûnâ-gûn hoşâbcı dükkânlarıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 65a ·
metinde göster ·
… e-i ilm ve imtihân-ı fenn-i şi‘ir etmeğe İmrü'l-Kays ve Hassân ve Razvî-i Belhî
kâdir değiller
idi. {Ve Hazret-i Resûl huzûrunda ve cümle ashâb-ı güzîn beyninde kıssa-hânlık …
Menâkıb-ı Süheyb: Bir gün bu Abdülvahhâb, Hazret'e eydür, "Yâ Resûl! Bu gice vâkı‘amda mübârek dest-i şerîfinizle yedi kerre {benim agzıma} beyâz daru doldurdunuz" der. Hazret-i Habîb buyurdular kim "Yâ Süheyb! Müjde sana kim cihân-ârâ ulemâ-yı mütebahhirînden müfessir ve muhaddis ve musannif olup Ebü'l-Me'âl olursun" buyurdular. Andan sonra bu Süheyb-i Rûmî lâ-nazîr ulemâ olup tâ Hazret-i İmâm-ı A‘zam ve Hümâm-ı Akdem'e gelince mu‘ammer olup İmâm-ı Hümâm ile mübâhase-i ilm edüp İmâm bunlardan şerâ‘it-i vuzû‘ ve guslü ve tertîb-i rükû‘ [u] sücûdu sünnet-i Resûlullâh üzre bunlardan ahz eylemişdir ve Hazret asrında bu Süheyb 78b eyle şâ‘ir u mâhir ü meddâh-ı Resûl ve meddâh-ı gazavât-ı Hazret-i Hamza oldu kim gûyâ Ebü'l-Me’âl-i Kayserî oldu. Zamânında anınla mübâhase-i ilm ve imtihân-ı fenn-i şi‘ir etmeğe İmrü'l-Kays ve Hassân ve Razvî-i Belhî kâdir değiller idi. {Ve Hazret-i Resûl huzûrunda ve cümle ashâb-ı güzîn beyninde kıssa-hânlık edüp cümle meddâhların silsilesi ana çıkar}. Ashâb-ı güzîn ta‘accüb edüp vâkı‘asında Hazret-i Resûl Süheyb'in ağzına darı doldurduğu rü’yâsı te’sîridir derlerdi. Hazret-i Resûl intikâlinden sonra Çâryâr-ı Güzîn'in hilâfetlerinde hizmet edüp Hazret-i Alî'den sonra hilâfet Mu‘âviye'ye değüp anlar hasîs u le’îm u ekûl olduğundan anlar ile ülfet etmeyüp âlem-i seyâhata çıkdı. Hattâ Yezîd ibn Mu‘âviye asrında deşt-i Kerbelâ'da İmâm Hüseyin tarafından bulunup ol hâdise-i pür-melâlde dibelik dâğ-ı derûn hâsıl edüp Basra'ya firâr edüp anda dahi karâr edemeyüp diyâr-ı Acem'de çok seyâhat edüp âhir vatan-ı aslîsi olan şehr-i Sivas-ı Rûm'a gelüp anda hâlâ kabri olan kaya üzre bir gâr-ı kadîm içre halkdan münzevî olup tâ‘at [u] ibâdâta meşgûl iken kayser-i Rûm kızı buna âşık olup ol dahi ana meyl [ü] muhabbet edüp mürted oldu derler. Hâşâ sümme hâşâ! Ol kızı ve kızın babasını ve üç bin aded âdemlerin cümle İslâm ile müşerref edüp ba‘dehû yüz on sene dahi mu‘ammer olup niçe müctehidîn bunlardan ve Baba Rüten-i Hindî'den mesâ’il-i şer‘iyyeler ahz etmişlerdir. Zîrâ Baba-yı Rüten dahi ashâb-ı güzînden olup cümle müddet-i ömrü sekiz yüz sene olmuşdur, zîrâ arkasın Hazret-i Resûl sığamışdır. Ammâ bu Süheyb Baba Rüten kadar mu‘ammer olmadı. Ammâ bahr-i ma‘ârif [ü] ummân-ı hakîkî olup âhir murğ-ı dili bâz-ı ecelden halâs olmayup dâm-ı gûra düşüp hâric-i Sivas'da mezkûr kaya üzre bir ulu âsitâne-i kübrâda medfûndur. Bunların hakkında Hazret-i Habîb-i Hudâ buyururlar kim hadîs-i şerîfdir kim Firdevsü'l-Ahbâr'da mestûrdur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 78a–78b ·
metinde göster ·
… sikke-i mermerde kazmış hâlâ zamânemiz üstâdları ana bir tîşe ve direfş urmağa
kâdir değillerdir
. Bu hatt-ı sihr-âsârların tahtında tahrîr olunan cisr târîhidir:
Bu buhayre üzre ibtidâ bânîsi Süleymân Hân'dır. İtmâmı müyesser olmayup Selîm Hân-ı Sânî itmâm etmişdir. Bedest-i Koca Mi‘mâr Sinân. Cümle yigirmi altı göz kehkeşân-âsâ semâya ser çekmiş her kantara aynı kavs-ı kuzahdan nişân verir. 105b Şimâlden cenûba tûlu kâmil bir mildir. Cümle tîşe-i Ferhâd-ı kûhken destinde tıraş olmuş musaykal ve mücellâ taş ile mebnî bir cisr-i kavîdir kim memâlik-i Âl-i Osmân'da Geyve cisri ve Osmâncık kantarası ve Amasiyye pülü ve Batman cisri ve Çoban köprüsü ve Altun Halkalı köprü ve Rûmeli'nde Vişgrad cisri ve Mosdar cisri gibi cisrlere mânend ibret-nümâ-yı bî-mânend cisr-i serbülenddir. Bu dahi Rûmeli'ne gelüp gidenlerin memerri ibret-nümâ bir cisr-i azîmdir. Ve gâyet vâsi‘dir kim cemî‘i seyyâhân-ı berr [u] bihâr mâbeyninde meşhûr-ı âfâk kantara-i tâk-i revâkdır. Cisrin ortasında bir beyaz mermer-i ham üzre Karahisârî Hasan Çelebisi hattıyla Âl-i Osmân'ın ecdâdları esmâsıyla "Sultânu'l-memâlik ve'l-Arab ve'l-Acem es-sultân ibnü's-sultân es-Sultân Selîm Hân ibn Sultân Süleymân Hân ibn fülân fülân, tâ tâ, ilâ nihâyeti Âl-i Osmân" deyü eyle tahrîr etmiş kim hakkâ ki üstâd-ı mermer-bür mermer üzre yazmış ammâ sikke-i mermerde kazmış hâlâ zamânemiz üstâdları ana bir tîşe ve direfş urmağa kâdir değillerdir. Bu hatt-ı sihr-âsârların tahtında tahrîr olunan cisr târîhidir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 105a–105b ·
metinde göster ·
Ve teferrücgâh-ı Babadağı: Cümle on bir aded mesîregâhdır. Evvelâ şehrin şarkında Kulle bâğları ve Bekir Ağa hânesi ensesinde Yarbağları ve Dede Saltık Sultân korusu bir azîm hıyâbân u çınaristân ve çengelistân ü kûyâh-ı sebzezâr ve lâle-ızâr u sayd [u] şikârlı korudur. Ferd-i âferîdeden bir merd ü zen bir haşebin almağa kâdir değildir. İllâ hâkim izniyle tekyeye ve ba‘zı vakfullah binâlara haşeblerin kat‘ ederler. Anda Sarı Saltık Sultân'ın niçe bin koyunu ve sığırı ve sıpası ve atları ve kısrakları ve taylakları mâl-â-mâldır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 127b ·
metinde göster ·
. Zîrâ men‘ine cümle ahâlî-i vilâyet râzî değillerdir. Hâlâ ki bu gûyendeler niç …
Hâkim-i şer‘ ü hâkim-i örf men‘ etmeğe kâdir değillerdir. Zîrâ men‘ine cümle ahâlî-i vilâyet râzî değillerdir. Hâlâ ki bu gûyendeler niçe hânedânları berbâd edüp sâhib-i hâneleri müflis mendebûr edüp kendülere hüddâm etmişlerdir. Bir alay arabalar ile göçer evli fâhişe-i cihân-ârâlardır. Ne‘ûzü billah bir gûne mekr-i şeytândır. Hulâsa-i kelâm ol fâhişe gûyendeler Karasu şehrine kadem basdıklarından ol kadar ma‘mûr şehir değildir. Allah ıslâh eyleye, âmîn.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 129b ·
metinde göster ·
… berrüken bir köşede durur. Bir kimesne ol kürsîye çıkup va‘z [u] nasîhat etmeğe
kâdir değildir
. Zîrâ erenler mekânıdır. Sene (---) târîhinde Sultân Ahmed Edirne'ye geldikde b …
Ve bu câmi‘de Hacı Bayrâm-ı Velî i‘tikâfa girüp çok ibâdet edüp niçe yüz bin âdemi va‘z u nasîhat ile irşâd etmişdir. Hâlâ kürsî-i şerîfleri teberrüken bir köşede durur. Bir kimesne ol kürsîye çıkup va‘z [u] nasîhat etmeğe kâdir değildir. Zîrâ erenler mekânıdır. Sene (---) târîhinde Sultân Ahmed Edirne'ye geldikde bir fodul şeyh isbât-ı vücûd etmek içün Hacı Bayrâm-ı Velî kürsîsine çıkmak murâd edindikde câmi‘ huddâmları men‘ edüp "Çıkman sultânım!" deyü ricâ ederler. Hemân şeyh-i mu‘ânid kürsîye urûc edüp "Bismillah!" demeğe kâdir olmayup sümmün bükmün kalup lâl [u] hayrân olur. Niçe kerre cür’et-i kelâm idem sanup hasîr olup {kürsîden} iner. Ol asırdan berü eyle kalmış bir kürsî-i mekân-ı kibârdır. Ammâ mihrâbı ve minberi gâyet musanna‘ makâm-ı imâm-ı hümâmdır. Ve köşe köşe yerleri birer şeyh-i güzîne savma‘a-i alimân-ı ümâmdır. Ve kuyumcular tarafındaki bâb-ı yemîne on bir aded taş nerdübândır. Şeb [u] rûz cemâ‘at-i kesîreden hâlî değil bir câmi‘-i hâs [u] âmdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 151b ·
metinde göster ·
… uğu vardır. Anın sebebiyle kefere hânelerine ferd-i âferîdeden bir ferd konmağa
kâdir değildir
ve kondurmazlar. Mu‘âf u müsellem olduklarından belki âdemi katl ederler. Ammâ …
Ammâ bunlar (---) câmi‘i evkâfı olmağıla maktû‘u'l-kalem ve mefrûzu'l-kadem olup hâkimleri ve sarây-ı âlîleri vardır. Ekseriyyâ mûğları ve koyun celebi ve pasdırma keşân ve yağ satan keferelerdir. Bunların kolluğu vardır. Anın sebebiyle kefere hânelerine ferd-i âferîdeden bir ferd konmağa kâdir değildir ve kondurmazlar. Mu‘âf u müsellem olduklarından belki âdemi katl ederler. Ammâ yedi aded hânları vardır. Hânlarda sâkin olan müsâfirîne me’kûlât [u] meşrûbâtdan imdâd ederler. Bu hânlar kurbunda kırk elli aded esvâk-ı muhtasarlı dekâkînlerinde balık ve peynir ve boza ve şarâb ve rakı firâvândır. Ve bir kenîse-i atîkleri var. Argona nâmıyla bir bıtrîk ve kıssîs binâ edüp zu‘m-ı bâtılınca Hazret-i Meryem Ana rûhuna savâbın hîbe eylemiş. Yılda bir kerre niçe yüz bin küffâr bu deyr-i köhneye gelüp tecdîd-i âyîn-i kefere-i fecere ederler. Ammâ gâyet musanna‘ deyrdir. Hattâ papasları Melek efendimize vâfir hedâyâ getirdiler. Andan yine cânib-i şarka teper aşağı inüp niçe kurâ-yı âbâdân güzer edüp Kovukdere nâm içre ol sengistân-ı muhâtara yerden geçüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 171a ·
metinde göster ·
… elvân mâhîler şinâverlik ederler. Ammâ kimse sayd [u] şikâr edüp tenâvül etmeğe
kâdir değillerdir
, zîrâ sayyâdlarının bir kaçı meflûc olup ağızları ve burunları eğilmişdir. Âl-i …
Ve ayn-ı Balıklı: Derûn-ı şehirde bir kaynak-ı azîmdir. Bir havz-ı kebîre rîzân olup içinde niçe bin elvân mâhîler şinâverlik ederler. Ammâ kimse sayd [u] şikâr edüp tenâvül etmeğe kâdir değillerdir, zîrâ sayyâdlarının bir kaçı meflûc olup ağızları ve burunları eğilmişdir. Âl-i Osmân'ın ve şâh-ı İrân'ın bir tarafda ceng [ü] cidâlları ve harb [ü] kıtâli olsa bu havzda mâhîlerden bir eser kalmayup ba‘de'l-gavgâ bu semekeler gelüp kimi mecrûh ve kimi maktûl rûy-ı havza çıkar. Garîb temâşâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 202a ·
metinde göster ·
… le mâ’-i bâriddir kim içinden erba‘a aşer taş çıkarmağa bir ferd-i âferîde merd
kâdir değildir
. Anınçün erba‘a taş derler bir âb-ı nazîfdir. Bu âb-ı nâb Nasûh Paşa meydânı se …
Der-vasf-ı ayn-ı Erba‘ataş : Sebeb-i tesmiyesi oldur kim eyle mâ’-i bâriddir kim içinden erba‘a aşer taş çıkarmağa bir ferd-i âferîde merd kâdir değildir. Anınçün erba‘a taş derler bir âb-ı nazîfdir. Bu âb-ı nâb Nasûh Paşa meydânı semtinde içkal‘a dîvârına muttasıldır. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 202a ·
metinde göster ·
… dan uyûn-ı zülâl cereyân eder. Mâh-ı temmuzda bir fetâ içinden üç taş çıkarmağa
kâdir değildir
. Ta bu mertebe bârid bir mâ-i berrâkdır. Gûyâ billûr ve necef ve morandır. Hakk …
Evvelâ Diyârbekir'den cânib-i şimâle bir günde varılır kal‘a-i Palu ensesinde Bağın nâm bir bâğ-ı İrem-misâl bir köydür kim Kürdistân'da bir mesîregâh-ı kâr-ı Rezzâk'dır. Eyle hıyâbân-ı kuyahdır kim cümle Palu beğleri ve sâ’ir diyârât beğleri anda teferrüc edüp ayş [u] ışret ederler. Bu karye-i İremezât Palu beğinin hâssıdır. Ol cibâl-i sengistân içre kayadan uyûn-ı zülâl cereyân eder. Mâh-ı temmuzda bir fetâ içinden üç taş çıkarmağa kâdir değildir. Ta bu mertebe bârid bir mâ-i berrâkdır. Gûyâ billûr ve necef ve morandır. Hakkâ ki âb-ı hayâtdan nişân verir bir aynü'l-hayâtdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 204b ·
metinde göster ·
… ıdır. İlâ hâze'l-ân küşâde bâblı bir gâr-ı yetîmândır. Bu gâra bir merd girmeğe
kâdir değillerdir
. Hattâ Mihmân Kulı ve Seyf Alî nâm yârânlarımız ve huddâmlarımız ile bu gârı te …
Vâcibü's-seyr-i sâlis: Şehir içinde, kal‘a dibinde Hâtûniyye cisri başındaki hân-ı azîmin içindeki bir yalçın kayada bir gâr-ı ibrenümâ vardır. Ol kehfin kapusu üç âdem kaddi âlîdir. İçinde bir gürüldü istimâ‘ olunur, ammâ kimesne ana dahi muttali‘ olamamışdır. Ol gâr ise Târîh-i Mıkdısî tahrîr etdiği üzre mukaddemâ tahrîr olunan İskender bu kal‘a-i Bitlîs'i muhâsara etdükde bu gârdan arı askeri çıkup İskender'i bozan zenbûr mağarasıdır. İlâ hâze'l-ân küşâde bâblı bir gâr-ı yetîmândır. Bu gâra bir merd girmeğe kâdir değillerdir. Hattâ Mihmân Kulı ve Seyf Alî nâm yârânlarımız ve huddâmlarımız ile bu gârı temâşâ ederken hân içre bir tula çapar lâşesi var idi. Ya‘nî bir zağar kelb leşi idi. Seyf Alî refîkimizin bir sefîh gulâmı bu gâr bir mu‘attal kehfdir, deyü kelbin leşin alup gârın kapusundan içeri niçe atdı ise ol ân tarfetü'l-ayn içre lâşe-i kelb-i bî-cânı taşra pâre pâre ve dilim dilim ve şilim şilim ve çilim çilim taşra atıldı. Hemân hakîrin aklı başından gidüp hândan taşra firâr etdim, ammâ zehrem çâk oldu. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 226a ·
metinde göster ·
Ve üstâd-ı haddâddır kim Şeyhânî ve Ma‘arravî ve zivzik kılıçlar ve hançer ve bıçaklar yapar kim Isfahân kârhânesinde eyle bir şemşîr-i âteş-tâb etmeğe kâdir değillerdir kim sindân-ı haddâdı dünîme edüp seyf-i mücremin ağzı dönmek ihtimâli yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 228a ·
metinde göster ·
… sâ‘at yapar kim Can Petro Kaşpar bir sâ‘at içre bu kadar ma‘rifeti icrâ etmeğe
kâdir değildir
. Hatta merhûm u mağfûrun leh fâtih-i Eğri Mehemmed Hân'ın hâteminde sâ‘at etdüğ …
Üstâd-ı kâmil sâ‘atçidir kim aylı ve günlü ve bürûclu ve rûznâmeli ve münebbihli sâ‘at yapar kim Can Petro Kaşpar bir sâ‘at içre bu kadar ma‘rifeti icrâ etmeğe kâdir değildir. Hatta merhûm u mağfûrun leh fâtih-i Eğri Mehemmed Hân'ın hâteminde sâ‘at etdüği gibi bu hânın engüştünde bir nigîn sâ‘at var idi kim sihr-âsâr idi. Mahall-i sâ‘at geldikde sâhibinin parmağın sâ‘at nişterlerdi kim kaç sâ‘at olduğu andan ma‘lûm idi. Bu hâtemin biri dahi hânın dâmâdı Mahmûdî Hânı Evliyâ Beğ'in parmağında idi. Ol dahi hânın işi idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 228a ·
metinde göster ·
… e Hudâ âlimdir ol kadar sihr-i‘câz şeyler yapardı kim Ebû Abdü'l-harrât yapmağa
kâdir değildir
. Hatta merkebe su koyacak müdevver kaşıklar ve makta‘lar ve zıhgîr sepâları ve …
Ve ma‘rifet-i harrâtînde Hudâ âlimdir ol kadar sihr-i‘câz şeyler yapardı kim Ebû Abdü'l-harrât yapmağa kâdir değildir. Hatta merkebe su koyacak müdevver kaşıklar ve makta‘lar ve zıhgîr sepâları ve kuhl-i Sıfâhân milçeleri yapup diyâr diyâr hedâyâ gönderir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 228b ·
metinde göster ·
… ndüsü kirişler yapar kim Pîr Ömer en-Nusayrü'l-Vakkâr eyle musanna‘ târ yapmağa
kâdir değildir
. Hatta kuyruk oynadan kuşçagazın bâğırsağından sâ‘atlere kiriş yapar kim on sen …
Ve çalduğu sâzlara cümle kendüsü kirişler yapar kim Pîr Ömer en-Nusayrü'l-Vakkâr eyle musanna‘ târ yapmağa kâdir değildir. Hatta kuyruk oynadan kuşçagazın bâğırsağından sâ‘atlere kiriş yapar kim on seneye tahammül eder kiriş olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 228b ·
metinde göster ·
… a bir ay bir temâşâgâhdır kim bir kimesne geçen balıkları sayd [u] şikâr etmeğe
kâdir değillerdir
. Emn olmağile cümle mâhîlere ma‘lûm olup rûy-ı mâda şinâverlik edüp reftâr eder …
Nehr-i Bend-i Mâhî: Bârgîrî kal‘ası kurbünde Van deryâsı girer bir boğaz içre cereyân eder. Aşağıda şorcadır, ammâ yukaruda âb-ı zülâldir. İbtidâ hurûcu yine Bârgîrî dağlarından gelüp Bârgîrî altında Bend-i Mâhî mahallinde Van deryâsına mahlût olur. Bend-i Mâhî ol mahaldir kim yılda bir kerre mâh-ı (---)(---) Van deryâsında bir şîrînkârlık nâbûd-nâpeydâ iken ol gün bi-emrillahi Ta‘âlâ Van deryâsının balıkları râygân olup bu Bend-i Mâhî deresinden yukaruya kâmil bir ay niçe kerre yüz bin sağîr ü kebîr gûnâ-gûn mâhîler geçüp andan Bend-i Mâhî Sultân derler, bir ziyâretgâh vardır. Cümle semekeler ol ziyârete varup ol tarafın {su} otlarından ve eğir köklerinden otlayup ve ol sultânı ziyâret edüp bir ândan sonra cümle balıklar gerüye dönecek mahalde Bend-i Mâhî nâm mahalli Van defterdârı tarafından bir ağa bend edüp cümle balıklar yukaru derelerde mahpus kalup aşağı Van deryâsına geçmediklerinden Bend-i Mâhî derler. Ba‘dehû defterdâr ağası bâlâda mahpus kalan mâhîleri niçe yüz re‘âyâ vü berâyâ huddâmlarıyla balıkları sayd edüp tuzlar. Anda niçe bin Acem bâzergânları ve Gökdolak Ermenîleri bu mâhîleri mîrîden alup niçe yüz bin deve yükü tuzlu balığı diyâr-ı Acem'e ve Lahîcân ve Bakü ve Âzerbaycân'a götürürler. Gâyet lezîz ve semîn mâhîleri vardır. Bu semekelerden mîrîye dokuz yük akçe hâsıl olup Van kuluna ve Van deryâsı etrâfında olan kılâ‘ kullarına bu balık mâlından ulûfe verilir. Ammâ bu Bend-i Mâhî mahalli yılda bir ay bir temâşâgâhdır kim bir kimesne geçen balıkları sayd [u] şikâr etmeğe kâdir değillerdir. Emn olmağile cümle mâhîlere ma‘lûm olup rûy-ı mâda şinâverlik edüp reftâr ederek kadd [ü] kâmet gösterek asla âdemden kaçmayup gûnâ-gûn şîvekârlık ederek ubûr etdiklerinde el-azametullah ol günlerde niçe kerre yüz bin elvân mâhîlerin eşkâlleri ve elvânları temâşâ olunur. Sübhânu'l-Hallâku'l-Bâkî.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 237b ·
metinde göster ·
… sokakları var kim ol yollardan ba‘de'z-zuhr ricâllerden bir ferd-i merd geçmeğe
kâdir değillerdir
. Ol avretler râhında şehirliden bir âdem görseler amân vermeyüp bilâ-su‘âl katl …
Şehrin kibârlarının takrîrleri üzre şehir içre cümle yedi yüz ev hammâmlarımız vardır kim her bir hammâm hâs u âm olmağa lâyık hammâmlarımız vardır deyü tefâhur kisb ederler. Hakkâ ki kelâmlarından dürûğ u lâğ yokdur. Zîrâ bu Van halkı gazûb u lecûc ve sâhib-gayret ü sâhib-nâmûs âdemler olduklarından havâtînlerinin birisi taşra düğüne ve derneğe ve bir yere çıkdıkları yokdur. İllâ hâtûnları merhûme oldukda kapudan taşra Arapça ile ol zamân kapudan taşra çıkar. Ol ecilden cümle ehl-i ırz âdemlerin hânelerinde ev hammâmları vardır kim kavl-i sahîhleri üzre yedi yüz ev hammâmı olduğu muhakkakdır ve ba‘de'z-zuhr âm hammâmlarına ricâl girmeyüp hammâmları olmayan tâ’ife-i nisvân girer. Ammâ ol hammâmların avretler gideceği başka sokakları var kim ol yollardan ba‘de'z-zuhr ricâllerden bir ferd-i merd geçmeğe kâdir değillerdir. Ol avretler râhında şehirliden bir âdem görseler amân vermeyüp bilâ-su‘âl katl ederler, ta bu mertebe nisvânların sakınurlar, gayûr kavimdirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 257b ·
metinde göster ·
… im ordu tarafında Rahova sahrâsına nâzırlardır kim ol tarafdan bir âdem gelmeğe
kâdir değildir
.
Bu Meteris nâm mahal Bitlîs şehrinin şarkîsi tarafında Rahova'ya çıkup Van'a gidecek mahalde Kassâb Çeşmesi nâm derenin ağzında cânib-i şimâlinde Dehdîvân dağı ya‘nî on aded kûh-ı bâlâlardır kim biri gâyet âlîli olmağile ana Dehdîvân-ı bâlâ derler. Anın mukâbelesinde mezkûr Kassâb Çeşmesi deresinin cenûbuna da Dîvân-ı pes derler bir kûh-ı bülenddir. Anın akîbinde kûh-ı Âvîh derler bir kûh-ı bâlâdır ve dahi yedi aded kûh-ı elvend-misâl cibâl-i âlîlerdir ammâ mezkûr Dehdîvân-ı âlînin zirvesinden Dehdîvân-ı pestün tepesine varınca bir top-ı tavîl menzili mesâfe-i ba‘îdedir. Bu iki kûhun mâbeyni bir gayyâ deresi gibi teng ü Kepân boğazdır. Bu Dehdîvânların tâ depelerinden aşağı dere içine varınca bir dağdan bir dağa yedişer kat sedd-i Nemrûdlar gibi meteris dîvârları edüp cümle meterisler kat-ender-kat âdem deryâsı olup cümle âlât-ı silâhlarıyla âmâde olup meterisler içre kavm-i Ekrâd-ı Rujikiyân karınca gibi kaynarlar ve yedi kat meterislerde niçe bin elvân filandıra ve bayrağ u tuğ ve sancağ u alemlerle zeyn olmuş kim kûh-ı Dehdîvân lâlezâr-ı gülistân-misâl olmuş ve cümle meterislerin yüzleri bizim ordu tarafında Rahova sahrâsına nâzırlardır kim ol tarafdan bir âdem gelmeğe kâdir değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 264a ·
metinde göster ·
… îde muttali‘ olmadıklarından bir merd huzûrunda dem çeküp bir âdemi ricâ etmeğe
kâdir değiller
idi.
Paşa-yı sâhib-kırân eydür: "Sa‘âdetlü pâdişâhımdan hatt-ı şerîf geldiği üzre ben bunları kırarım. Tiz kıran kıranın olsun ve esbâb [u] eskâlleri hep anların olsun" der ammâ paşanın tabî‘atine bir ferd-i âferîde muttali‘ olmadıklarından bir merd huzûrunda dem çeküp bir âdemi ricâ etmeğe kâdir değiller idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 272a ·
metinde göster ·
… ser-i binâ pâyidâr olmazdır. Bir Yahûdîyi defn etseler bir taşı taş üzre komağa
kâdir değillerdir
. Hemân taşları ka‘r-ı zemîne geçer. Eser-i binâdan aslâ bir alâmet yokdur. Hemâ …
Binâ-yı ibret-nümâ-yı acâ’ibât: Şehr-i Kazvîn'in acâ’ib [ü] garâ’ibindendir kim niçe bin yıldan berü gûristân-ı Yahûdîsi vardır, asla eser-i binâ pâyidâr olmazdır. Bir Yahûdîyi defn etseler bir taşı taş üzre komağa kâdir değillerdir. Hemân taşları ka‘r-ı zemîne geçer. Eser-i binâdan aslâ bir alâmet yokdur. Hemân bir vâdî-i gûr be gûrândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 316a ·
metinde göster ·
… gayrı kâlâ getirdiklerinde aslâ ve kat‘â maviye müte‘allık bir metâ‘ getirmeğe
kâdir değillerdir
.
Bu havfden Fireng küffârları kaçan kim Arnavudistân iskelelerinde Olgün ve Bar ve Leş ve Dıraç ve Avlonya ve Delvinye ve Sayada iskelelerine çuka metâ‘ı ve gayrı kâlâ getirdiklerinde aslâ ve kat‘â maviye müte‘allık bir metâ‘ getirmeğe kâdir değillerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 351b ·
metinde göster ·