Ve Keçeli Dede: Geysûdâr Mehemmed Efendi halîfelerinden Mevlevî
külâhı
ve bol yenli kebe cübbe ve ayağına na‘lın geyüp elinde münakkaş keçesiyle a‘yân …
Ve Keçeli Dede: Geysûdâr Mehemmed Efendi halîfelerinden Mevlevî külâhı ve bol yenli kebe cübbe ve ayağına na‘lın geyüp elinde münakkaş keçesiyle a‘yân-ı kibârı devrân edüp keçesine altun ve guruş doldurup ol dahi kırkar ve ellişer yetîmleri cem‘ edüp mâl-ı firâvân bezl edüp mezkûr yetîmlere pâk libâslar geydirüp çeng [u] çağâna ve hây-hû ile ma‘sûmları sünnet etdirüp birer üstâda ve hocaya veyâhûd bir vüzerâ ve a‘yâna hidmete verirdi. Bu hüsn-i hâl ile bir dervîş âdem idi. Bağdâd fethi haberi geldiği gün Ramazân-ı şerîfde merhûm olup Necâtî Beğ mezâristânında defn olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 114a ·
metinde göster ·
… e giderken râh-ı dîvânda bu dîvâneye râst geldik. Başına bir pâre pâre bostâncı
külâhı
geyüp omuzunda bir tüfeng kundağı ve altında bir ağaca at gibi süvâr olup elind …
Mesîre-i evvel: Bir kerre bir kaç yârân ile dîvân seyrine giderken râh-ı dîvânda bu dîvâneye râst geldik. Başına bir pâre pâre bostâncı külâhı geyüp omuzunda bir tüfeng kundağı ve altında bir ağaca at gibi süvâr olup elinde licâmı ağaç atın sıçradup gelirken yemîn [ü] yesârında olan ehl-i dükkânlara birer gûne evzâ‘ [u] etvâr gûna gûn şakalar ederek gelüp hemân bir yârânımızın yanından geçerken,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 115a ·
metinde göster ·
… üm kim bir orta boylu, sarı sakallı aselî hırka-i peşmîne giymiş, başında aselî
külâh-ı
veledî üzre on iki dolama destâr-ı Muhammedî sarmış gelüp eydür: "Bak a oğlum! …
Ve mine'r-rü’yâ-yı sâliha: Hakîr Evliyâ ol gün ki kal‘a-i Engürü'ye dâhil olup ibtidâ âsitâne-i Hacı Bayrâm-ı Velî'ye varup ziyâretiyle müşerref olup bir hatm-i şerîfe şürû‘ edüp konağımıza gelüp ba‘de'l-ışâ evrâd [u] erkânımız edâ edüp du‘â-i istihâre ile hâb-âlûd olup menâmımda görürüm kim bir orta boylu, sarı sakallı aselî hırka-i peşmîne giymiş, başında aselî külâh-ı veledî üzre on iki dolama destâr-ı Muhammedî sarmış gelüp eydür: "Bak a oğlum! Lâyık mıdır kim benim tilmîzim olan Kösec Bayrâm-ı Velî'ye giderken beni basup geçesin, anı ziyâret edüp bir hatme mübâşeret idesin. Bana bir Fâtîha tilâvet edüp geçmeyesin, lâyık mıdır?" dedi. Hakîr eyitdim "Sultânım cenâb-ı şerîfiniz kimdir? Ben sizi bilmem ve kande sâkin olursun?" dedim. Anlar eyitdi "Âlem-i fetâlığında Güleşciler Tekyesin'de ve Sultân Murâd huzûrunda pehlivânlara du‘âcılık ederken "Engürü'de er yatır, Rûm'da Sarı Saltık, demez miydin. İşte Engürü'de Er Sultân benim. Aşağı tahta'l-kal‘a kurbunda Odunbâzârında bir kesîf kubbe içinde kaldım. Anda gelüp beni ziyâret edüp bir Fâtiha'yla şâd eyle. Sen dahi dünyada ve âhiretde şâd [u] ber-murâd olasın. Sabâh namâzından sonra sana bir âdem göndereyim, hemân bana benzer, anın ile el ele verüp bu şehr içre reftâr ederek bana gelüp ziyâret eyle. Selâmün aleyküm" deyüp gâ’ib oldu. Hemân hâbdan bî-dâr olup pâk âbdest alup vakt-i sabâha muntazır durup ba’de salâti'l-fecr paşadan bir mehter-i enderûn gelüp "Buyurun tahta'l-fıtûra" dedi. "Hayır oğlum! Bu gün sâ’imim" deyü mehteri savdım. Hemân anı gördüm, ahşam vâkı‘amda gördüğüm kimesne çıkageldi. Selâm verüp "Evliyâ Çelebi, siz misiz? Buyurun Er Dede Sultân vâkı‘amızda bizi size gönderdi. Ziyâretine gidelim" dedi. Ammâ sözü gûya yer altında zîr-i zemînden çıkar. 358b Hakkâ yüzü münevver ve sözü şîrin mü’essir, hemân ferâcem giyüp Bismillah ile kapudan taşra çıkup piyâdece giderken ilerü şehri içre on bir mahalde medfûn kibâr-ı evliyâullahları ism [ü] resimleriyle söyleyüp ziyâret etdirüp ba‘zısına "bizim çerâğımızdır" der, ba‘zısına "Azîzim Hâmid Efendi halîfesidir" deyü elime yapışup ziyâret ziyâret gezdiklerimiz de inşâallahu Te‘âlâ tahrîr olunur. Hemân kim elime yapıştı, elinde aslâ kemiği yok idi. Ne cânibe eğsem hamîr gibi eğilirdi. Hemân elin elimden çeküp sağ eliyle bir ziyâret gösterdi ve yine elime yapışdı. Ba‘zı âhirete müte‘allık kelimâtlar ederek Odunbâzârı nâm bir mahalle vardıkda meydânın cânib-i garbîsinde bir kubbe-i sağîr nümâyân olup "İşte Er Sultân kubbesi şudur" deyü sâğ eliyle gösterüp hakîr dahi ol tarafa nazar edince bir dahi yanıma bakdım, ol kimesne gâ’ib olmuş. "Bre meded ben anın elin elimden koyurmasam gerek idim. Bre meded hâlim neye müncer olur" deyü cânib-i erba‘aya vakt-i seherde serâsîme olup gezerdim. Hemân ol şahsı gâ’ib etdiğim bir şâhrâh-ı azîm idi. Önümde ve ardımda görünmeyüp gâ’ib olmuşdu. İmdi şu keçe kaplı küçük kapudan içeri girmiş ola, deyü hemân kapuyu açup içeri girdim. Meğer ne gördüm, bozahâne imiş. Bu kadar paşalı ve bu kadar harbende ve harkeşân ve kimi çöğür ve kimi tambura çalup bir hây-hûy kim ta‘bir ü tavsîf olunmaz. Hemân biri "Evliyâ Çelebi! Gel bir bozacığımız iç" dedi. "Hay benim bozahâneye girdiğim gördüler" deyü hicâbımdan yire geçdim. Hemân taşra çıkup doğru Er Sultân kubbesine varup bâbın açup içeri girdikde "Esselâmü aleyküm yâ pîr-i azîz" deyü bükâ ederek atebe-i süflîsine bu âsî yüzüm rûmâlîde kılup eyitdim "Ey Sultânım! Vâkı‘ama girüp sana bir mürşid-i kâmil vesîle görderirim dedin, ahde vefâ edüp gönderdin. Henüz irşâd olmadan elimden aldın. Kapuna yüz süregelüp ziyâret etdim. Habîb-i Hudâ aşkına beni dünyâ ve âhiretde mahrûm koma. Allah ile ahdim olsun, rûh-ı şerîfiniçün bir hatm-i şerîf tilâvet ideyim" deyüp bir hatm-i şerîfe başlayup kabr-i şerîfinin sandûkası olan yeşil sûf ile mestûr zarfının altına girüp, "Himâye yâ Er Sultân, himâye" deyüp girdim. Ol sâ‘at hâb-âlûd olup eyle gark-ı arak olmuşum kim esbâblarımdan taşra ter çıkup mukaddemâ yine vâkı‘amda gördüğüm gibi Er Sultân'ı evvelki eşkâliyle görüp selâm verdi ve aleyk alup eyitdim: "Sultânım! Bana vesîle gönderdiğin âdemi yitirüp bî-vesîle kalıp kapuna geldim. Beni teh-dest koma" dedim. Hemân eyitdiler: "Sen hâfız-ı Kur’ân olduğundan ve muhibb-i evliyâ olup kibâr-ı evliyâullahın âsitânelerine yüz sürdüğünden mahrûm kalmazsın. Biz sana muhabbetimizden vâkı‘ana girüp sana vesîle göndeririz. Anın eline yapışup bre gel dediğim sabahısı yine ben varup eline yapışdım. Seni tarîk-ı hakka götürür mürşid-i kâmil kim elem çekme âkıbet yolun selâmetle sırât-ı müstakîmdir. Ammâ sen de bu avânlar ile gezerken istikâmet edüp fukarâ ve zu‘afâya merhamet üzre olup avânlardan halâs etmeğe sa‘y eyle ve paşana söyle benim himâyemde olan Engürü'ciğimde kapanup celâlî olup civârımda olan ibâdullahları müte’ezzî etmesin ve sana Cenâb-ı Bârî seyâhat-i tâm, âhir nefesde îmân verüp şefâ‘at-i Resûlullah'ı nasîb edüp sıhhat-i bedenle cihânı geşt ü güzâr etdükçe azacık ta‘âm ye ve azacık söyle ve az uyu ve ilme çok amel eyle. Netîce râh-ı hakkı bulmağa lâzım olan ameldir kim Cenâb-ı Bârî Kur’ân-ı Azîm'inde âyet,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 358a–358b ·
metinde göster ·
Der-sitâyiş-i tekye-i Akyazılı Sultân : Leb-i deryâda Varna şehri ve Balçık iskelesi mâbeyninde bir vâsi‘ öz içre bir hıyâbân koru kenarında evc-i âsumâna ser çekmiş şekl-i müsebba‘ bir kârgîr kulle-i âlîdir kim gûyâ İslâmbol'da Galata Kullesi'dir. Ammâ kurşum örtülü sivri külâhı eflâke ser çeküp zirve-i a‘lâsındaki alemi ebr-i kebûd içre şâ‘şâ‘a urur. Ammâ kubbe sivri külâhı cümle ahşâbâtdandır. Aslâ kârgîr kubbe değildir. 123b Hikmet-i mühendisân-ı kâr-ı mi‘mârân ile bir kubbe-i ser-âmeddir kim kubbe-i sernigûnun içi münakkaş levha tavandır. Garâbet andadır kim eyle kubbe-i azîmin içinde aslâ sütûn yokdur. Hemân bir vâsi‘ fezâ üzre bir nakş-ı bukalemun tavandır. Tâ vasatında üç yüz kandilli bir çerâğdân-ı sakîl maslûbdur. Ol dahi bir bâr-ı âhendir. Her şeb ol kanâdilleri dervîşân çerâğân edüp kubbe nûr iken nûrun alâ nûr olup her âşıkân-ı sâdıkân işgâl-ı ma‘rifete meşgûl olup cân sohbeti ederler. Cümle seyyâhân-ı berr ü bihâr bu âsitânenin sütûnsuz sâbite olduğuna engüşt-ber-dehen edüp vâlih [ü] hayrân olurlar. Tâ bu mertebe vâsi‘ meydân üzre mestûr kubbedir kim kapudan ocağa varınca meydân-ı fukarâ yüz ayakdır. Serâpâ beyâz mermer-i hâm ile mefrûş bir meydândır. Ortada bir şâzirvân-ı revân olmadadır. Cümle uşşâkân andan def‘-i atşân ederler. Ve bu âsitâne ortasında niçe yüz aded âdem kaddi sarı pirinçden her bir pâdişâhın birer yâdigâr çerâğdânları vardır. Her şeb çerâğları gelen kurbânların yağından yakup şeb-i muzlimleri leyle-i isrâ olup gûyâ rûz-ı rûşen olur. Hakîr bu kubbe tavanının ber-karâr olmasına hayrân kalup âhir tekyenişîn Arslan Dede izniyle kubbenin tavanı üstüne çıkup temâşâ etdim. El-azametullah üstâd-ı neccârân bu kubbe içre tâ alemden rûy-ı tavana gelince bir amûd-ı haşeb-i dırâz vaz‘ edüp niçe yüz bin haşebleri ana kadamış kim gûyâ bir ağaç ormanı olmuş. Âdemin aklı ihâta etmeyüp dîde pür-nem hîrelendiği san‘at-ı hezâr-ahsendir kim "Şenîden ki bûd mânend dîde" makûlesidir. Ve bu meydânın cânib-i erba‘ası demir pencerelerdir kim etrâfında olan bâğçe-i gülistâna nâzırdır. Ve her revzenlerin mâbeyninde kat-ender-kat dervîşân dollâbları vardır. Ve bu meydânın dâ’iren-mâdâr etrâfında nezerâtdan gelen kurbân postları döşelidir. Her bir postda birer sâhib-nazar ârif-i billah âşık-ı şey'illah ilm [ü] amele ve her biri birer kâra meşgûllerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 123a–123b ·
metinde göster ·
cümle ahşâbâtdandır. Aslâ kârgîr kubbe değildir. 123b Hikmet-i mühendisân-ı k …
Der-sitâyiş-i tekye-i Akyazılı Sultân : Leb-i deryâda Varna şehri ve Balçık iskelesi mâbeyninde bir vâsi‘ öz içre bir hıyâbân koru kenarında evc-i âsumâna ser çekmiş şekl-i müsebba‘ bir kârgîr kulle-i âlîdir kim gûyâ İslâmbol'da Galata Kullesi'dir. Ammâ kurşum örtülü sivri külâhı eflâke ser çeküp zirve-i a‘lâsındaki alemi ebr-i kebûd içre şâ‘şâ‘a urur. Ammâ kubbe sivri külâhı cümle ahşâbâtdandır. Aslâ kârgîr kubbe değildir. 123b Hikmet-i mühendisân-ı kâr-ı mi‘mârân ile bir kubbe-i ser-âmeddir kim kubbe-i sernigûnun içi münakkaş levha tavandır. Garâbet andadır kim eyle kubbe-i azîmin içinde aslâ sütûn yokdur. Hemân bir vâsi‘ fezâ üzre bir nakş-ı bukalemun tavandır. Tâ vasatında üç yüz kandilli bir çerâğdân-ı sakîl maslûbdur. Ol dahi bir bâr-ı âhendir. Her şeb ol kanâdilleri dervîşân çerâğân edüp kubbe nûr iken nûrun alâ nûr olup her âşıkân-ı sâdıkân işgâl-ı ma‘rifete meşgûl olup cân sohbeti ederler. Cümle seyyâhân-ı berr ü bihâr bu âsitânenin sütûnsuz sâbite olduğuna engüşt-ber-dehen edüp vâlih [ü] hayrân olurlar. Tâ bu mertebe vâsi‘ meydân üzre mestûr kubbedir kim kapudan ocağa varınca meydân-ı fukarâ yüz ayakdır. Serâpâ beyâz mermer-i hâm ile mefrûş bir meydândır. Ortada bir şâzirvân-ı revân olmadadır. Cümle uşşâkân andan def‘-i atşân ederler. Ve bu âsitâne ortasında niçe yüz aded âdem kaddi sarı pirinçden her bir pâdişâhın birer yâdigâr çerâğdânları vardır. Her şeb çerâğları gelen kurbânların yağından yakup şeb-i muzlimleri leyle-i isrâ olup gûyâ rûz-ı rûşen olur. Hakîr bu kubbe tavanının ber-karâr olmasına hayrân kalup âhir tekyenişîn Arslan Dede izniyle kubbenin tavanı üstüne çıkup temâşâ etdim. El-azametullah üstâd-ı neccârân bu kubbe içre tâ alemden rûy-ı tavana gelince bir amûd-ı haşeb-i dırâz vaz‘ edüp niçe yüz bin haşebleri ana kadamış kim gûyâ bir ağaç ormanı olmuş. Âdemin aklı ihâta etmeyüp dîde pür-nem hîrelendiği san‘at-ı hezâr-ahsendir kim "Şenîden ki bûd mânend dîde" makûlesidir. Ve bu meydânın cânib-i erba‘ası demir pencerelerdir kim etrâfında olan bâğçe-i gülistâna nâzırdır. Ve her revzenlerin mâbeyninde kat-ender-kat dervîşân dollâbları vardır. Ve bu meydânın dâ’iren-mâdâr etrâfında nezerâtdan gelen kurbân postları döşelidir. Her bir postda birer sâhib-nazar ârif-i billah âşık-ı şey'illah ilm [ü] amele ve her biri birer kâra meşgûllerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 123a–123b ·
metinde göster ·
Babadağı hükmü nâhiyesinde bir vâsi‘ vâdîde bin aded hâneli müselmân rabtasıdır. Şındıra tahta örtülü bir câmi‘i ve iki hânı var, gayri imâreti yokdur. Ancak on aded dükkânı ve üç mekteb-i sıbyânı vardır. Cümle halk Tatar kavmidir. Câmi‘inin minâresi tahta örtülü sivri kubbenin alemi yerinde evc-i semâya münkalib olmuş binâ bir tahta minâreli câmi‘-i ibret-nümâdır kim bu gûne minâre-i musanna‘ bir diyârda görülmüş değildir. Ve minâre şerîfesi ve külâhı bir gûne şîrîn kârlı vâcibü's-seyr şerîfe-i bang-ı Muhammedî mahallidir. Andan yine cânib-i cenûba (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 129b ·
metinde göster ·
… altunları on nefer kayıkçılarımıza onar onar 176b bezl eyledi. Ve şalın birin
külâhı
üzre sarup birisin gerdenine bend eyledi. Ve "Paşaya bizden selâm eyle. Biz gay …
Zîrâ Melek Ahmed Paşa hâl sâhibi dervîş u dilrîş âdem idi ve dâ’imâ sulehâ-yı ümmet ile ihtilât ederdi. Bu kerre bu Dervîş Sünnetî ile kâmil beş sâ‘at cân sohbeti edüp ta‘âm geldikde hemân Dervîş Sünnetî Paşa ile musâfaha edüp yerinden bir pertâb edüp kapudan taşra berk-i hâtif gibi çıkup gidince hakîre {paşa} "Bre yetiş bak Evliyâm {Dede} gitmesin" dedikde ardı sıra seğirdüp nâm [u] nişânından ne bevvâblar, ne ehl-i sûk ve ne hakîr bir nişân görmedik. Âhir hakîr paşaya gelüp bu ahvâli dedikde iki yüz altun ve iki Keşmirî şâl verüp "Tiz Evliyâm, ol cânı kande bulursan bizden selâm edüp bunları ver. Lûtf eylesin, her bâr bize gelsin" deyü paşa ricâ edüp akîbince hakîri gönderdi. Bu abd-i kemter ata binüp sarây kapusundan taşra çıkıp "Bre ümmet-i Muhammed, şu eşkâlde bir torlak u parlak u mudallak ışık-ı âşık göndünüz mü?" deyü ona buna su’âl ederken Bayrâm Paşa Sarâyı önünde "İşte Ahûrkapu'ya doğru bir âşık boru çalarak gidiyor" dedikde hakîr at bırağup Ahûrkapu'dan taşra çıkup gördüm ki fi'l-hâl bir kayık ile tâ deryânın vasatında bâdbân-ı cenâhın açup uçarak gitmede. Hemân hakîr dahi beş çifte bir kayığa süvâr olup palpa ribaçsa kürek ve yelken edüp deryâ ortasına vardıkda Dedemin kayıkçılarına makrama saldım. Anlar dahi âheste kürek çekdiklerinde varup mülâkât olup kayığına sürüp azîzin dest-i şerîfin bûs edüp "Paşa oğlunuz selâm eyleyüp şu iki yüz altunu harc-râh eylesin ve bu iki Keşmirî şâlı ridâ eylesin ve gâhîce bize teşrif eylesin, dediler" dedim. Hemân "El-hedâyâ teşterük ve lev kâne müşterek, Hak berekât-ı Halîl versin. Şallar bizim, altunlar kayıkçılar ile sizin" dedikde "Lutf eyle sultânım, cümle sizindir" deyü ibrâm [u] ilhâh edince "Âh işte bu teklîf-i mâlâ-yutakdır" deyü hemân girîbân-ı tennûresinden cilbend-i muhabbetin çıkarup, "Destûr der, sok elin şu ummân-ı kerâmeye" deyü izin verdikde bu hakîr elim cilbend-i muhabbete sokup des-dırâzlık etdim. İçi mâl-â-mâl mümessek ve ıssıcak furûnî altun-ı bundukânî ve la‘l [u] yâkût ve elmas, zümürrüd-i Sudânî ile memlû bir cilbend-i kerâmedir. Hemân aklım gidüp eyitdim "İmdi sultânım, siz a‘lemsiz, bu hakîr size teslîmiz" dediğimde hemân cilbendine al al edüp bu hakîre bir avuç altun verüp cümle seksen yedi sikke-i hasene ve yedi taş yâkût u zümürrüd ve elmas [u] la‘l ve seylân ve pîrûze ve zeberced taşları verüp eydür, "Ey ömrüm Evliyâ, bu altunların her birin birer sene harc eylesen berekât-ı Halîl ile sana kifâyet edüp ömrün oldukça harc eyle" dedikde "Ha benim ömrüm seksen yedi sene ola" deyü hakîre gûnâ-gûn evhâm-ı garîbe vü acîbeler ârız oldu. Ba‘dehû paşanın iki yüz altunundan yüz altun dahi ihsân eyleyüp bâki yüz altunları on nefer kayıkçılarımıza onar onar 176b bezl eyledi. Ve şalın birin külâhı üzre sarup birisin gerdenine bend eyledi. Ve "Paşaya bizden selâm eyle. Biz gayri diyâr-ı Rûm'a kadem basmazız. Fer[d]âsı arz-ı mukaddeseye geçüp Mekke ve Medine câniblerine gitmeğe me’mûruz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 176a–176b ·
metinde göster ·
… Hazret-i Hasan el-Asker ibn (---)(---) hazretleri medfûndur. Bu kubbe-i âlînin
külâhı
evc-i âsumâna ser çekmiş zümürrüd-misâl yeşil kâşî ile mebnî bir kubbe-i münevv …
Ziyâretgâh-ı kal‘a-i Ma‘şûk: Bu harâbistânın hâricinde bir kubbe-i âlî içre merkad-i Hazret-i Hasan el-Asker ibn (---)(---) hazretleri medfûndur. Bu kubbe-i âlînin külâhı evc-i âsumâna ser çekmiş zümürrüd-misâl yeşil kâşî ile mebnî bir kubbe-i münevver-i nûrun alâ nûr'dur, ammâ bânîsi ma‘lûmum değildir. Ve dahi yine bu âsitâneye karîb,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 407b ·
metinde göster ·
… ir" deyü efkâra düşüp dururken anı gördüm. Altıkulac nâm bir sarıca-i dırâz kim
külâhı
başında bir kulac idi. Kendü de bir kadd-i bâlâ-yı dırâz-bâr olmağile Altıkulac …
Bu temâşâ-yı ibret-nümâları seyr ederken gerüye Hânbâğı'nın revzenlerine nazar etdikde pençereden bir beyâz kol nümâyân olup hakîre gel işâreti eder. Hakîr iğmâz edüp yine gulâmların kızak kaydıkları seyrânlarına mukayyed idim, ammâ yine gözlerim Hânbâğı {pençerelerinde idi}. Birkaç kerre acele ile mezkûr kol işâret eder. "Ayâ bu ne işâretdir" deyü efkâra düşüp dururken anı gördüm. Altıkulac nâm bir sarıca-i dırâz kim külâhı başında bir kulac idi. Kendü de bir kadd-i bâlâ-yı dırâz-bâr olmağile Altıkulac derlerdi. Dâ’imâ hânın öni sıra gidüp kolunda bir mehîb ü musanna‘ teber taşırdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 11b ·
metinde göster ·
Ve bu gâzînin yanında ziyâret-i (---)(---)(---) ser-i sa‘âdetinde Bektaşî
külâhı
üzre turna telleri ile müzeyyen bir sa‘îd ü şehîd mücâhid fî sebîlillâhdır kim …
Ve bu gâzînin yanında ziyâret-i (---)(---)(---) ser-i sa‘âdetinde Bektaşî külâhı üzre turna telleri ile müzeyyen bir sa‘îd ü şehîd mücâhid fî sebîlillâhdır kim ikisi de hâlâ erbâb-ı hâcâta ziyâretgâhdır ve subh u mesâ âyende vü revendegâna matbah-ı Keykâvûslarında bay u gedâya ni‘metleri firâvân bir imâret-i müsâfirândır. Andan yine cânib-i garba (---) sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 97b ·
metinde göster ·
… kubbe-i azîmin tâ ortasına bir küçük kubbe dahi inşâ edüp on iki terek Bektaşî
külâhı
gibi bir musanna‘ beyâz kubbe-i mücellâdır kim büyük kubbenin ortasına bu küçük …
Ammâ bu matbaha üstâd-ı bennâ bir gûne san‘at harc edüp âteş-gede olan mahal üzre bir kubbe-i azîmin tâ ortasına bir küçük kubbe dahi inşâ edüp on iki terek Bektaşî külâhı gibi bir musanna‘ beyâz kubbe-i mücellâdır kim büyük kubbenin ortasına bu küçük kubbe kalın zincir ile mu‘allâk asmış. Cümle âteş anda yanup tâ sultân-ı azîz zamânından berü bu âteş-gedede âteş-i sûzân aslâ sönmeyüp ol zamândan berü çorba kazanları şeb [ü] rûz âteşden inmeyüp cemî‘i âyende vü revendelerin müslim ü mugân u edyân-ı milel-i gûnâ-gûnlara sofra-i bî-imtinânı mebzûl olduğundan mâ‘adâ kilârında "Hayrü't-ta‘âm mâ-hazar" kelâmı üzre şîr-i hurma ve katr-ı nebât-ı Hamavî ve kuş südü, ya‘nî yumurta bile bulunur azîm âsitânedir, gülümün gülü.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 180b ·
metinde göster ·
… eymân Hân binâ olunup nûr olmuş ve bir kârgîr taş binâ bir minâre-i bâlâsı var,
külâhı
kurşumlu ve alemi kalaylıdır. Varoşu henüz ma‘mûr olmadadır, lâkin havâlîsi ola …
Derûn-ı hisârda ancak yigirmi şindire tahta ile mestûr hâneler ve bir câmi‘-i Süleymân Hân binâ olunup nûr olmuş ve bir kârgîr taş binâ bir minâre-i bâlâsı var, külâhı kurşumlu ve alemi kalaylıdır. Varoşu henüz ma‘mûr olmadadır, lâkin havâlîsi olan bayırlar serâpâ bâğlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 73a ·
metinde göster ·
… relerin billûr u necef ve moran câmlar ile ârâste ve niçe sivri sivri minârenin
külâhı
gibi sivri kıbâblar ile pîrâste olmuş üzerlerinde gûnâ-gûn altun haçlı alemleri …
Ve bu kullenin cânib-i erba‘asının içinde kat-ender-kat kemerler içre kârgîr binâ hücrelerin billûr u necef ve moran câmlar ile ârâste ve niçe sivri sivri minârenin külâhı gibi sivri kıbâblar ile pîrâste olmuş üzerlerinde gûnâ-gûn altun haçlı alemleri var ve birbirine nâ-müşâbih maksûreler ve şâhnişîn-i cihân-nümâları var kim cümle sarınç pirinç ve kalaylı demir teneke örtülü kıbâbları üzre haç alemlerine güneş 62a ursa ol haç alemlerin mutallâsı şa‘şa‘asından Hudâ hakkıyçün âdemin gözü hîrelenir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 61b–62a ·
metinde göster ·
… hi değil bir fedâyî kad sakalsız gulâmdır, ammâ evvelâ başı bi-emrillâh Mevlevî
külâhı
gibi yâhûd bal kabağı gibi surâhî kellesi var ve alnı tahta gibi yassı ve kaşla …
Evvelâ Nemse çâsârı inpirator kralın ismi (---) ve babası (---) dır. Henüz yigirmi ikisine bâliğ olup sene (---) târîhinde Ungurus kralı olmuşdur, ammâ Cenâb-ı Bârî bunu gerçi insân deyü halk etmişdir, ammâ orta boylu ince miyânlu ol kadar mülahham ve mücessem değil ve ol kadar kadîd-i mahz dahi değil bir fedâyî kad sakalsız gulâmdır, ammâ evvelâ başı bi-emrillâh Mevlevî külâhı gibi yâhûd bal kabağı gibi surâhî kellesi var ve alnı tahta gibi yassı ve kaşları kalın siyâh kaş, ammâ mâbeyni gâyet açık olup ügü kuşları gözü gibi müdevver aları gözlü ve kirpikleri uzun siyâh kirpikler ve yüzü Hacı Tilki(?) gibi uzun çehreli ve kulakları oğlancıklar pabucu kadar büyük kulaklı ve burnu bir koruk kadar kırık yarım akçe tahtası gibi yâhûd Mora batlıcanı kadar büyük kırmızı burunlu ve burnunun deliklerine üçer parmak sığar vâsi‘ burnu deliklerinin içinden otuz yaşında yiğidin bıyığı kılları gibi burnu deliklerinden bıyıkları çıkup dudağı bıyığına karışmış karış morış olmuş siyâh fos bıyığı var kim tâ kulaklarına varmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 66b ·
metinde göster ·
… e niçe kerre temâşâ etdim, Rûm'un buğday kîlesi kadar bir müdevver sivri Edhemî
külâhı
gibi {bir şeydir}. Allâhu a‘lem gönden ve telatinden ola, zîrâ sâfî murassa‘ ve …
Ve gorona ve tâc ve manlifke ve (---)(---)(---)(---)(---)(---) derler. Her lisânda birer gûne ismi vardır. Hakîr dikkatle niçe kerre temâşâ etdim, Rûm'un buğday kîlesi kadar bir müdevver sivri Edhemî külâhı gibi {bir şeydir}. Allâhu a‘lem gönden ve telatinden ola, zîrâ sâfî murassa‘ ve cevâhirinden üstü olmak ile içerisi ne idiği ma‘lûmum değildir. Ancak muşammâlı ve mukavvâlı kuka keçe külâh gibi tak tak öter katıdır. Zamân-ı kadîmde böyle musanna‘ ve murassa‘ değil imiş. Her gelen kral-ı dâll i‘tibâr edüp birer şey yapdırup sâfî cevâhirle zeyn olmuş kim bin Mısır hazînesi mâl değer ve ana bahâ yetişmez de derler. Hemân hakkâ ki on sekiz kral on sekiz aded zencîr edüp depesinde bir cevâhir halkaya zencîrleri bağlayup tâcı bir yere salb etmek içün bu silsileleri etmişler, ammâ bu zencîrin her birine bahâ yetişmez derler, ammâ her bâr bu zencîrler ile bu tâc durmazmış, zîrâ zencîrlerin çengâlleri geçmedir. Esbâb-ı ihtişâm günleri ve böyle bir âlî-kadr elçi günleri zencîrleri koyup tâcı yerine korlarmış, ba‘dehu yine Prak kal‘asına götürürlermiş. Ammâ bu tâc on iki terkdir. Her terki aralarında sıra sıra la‘l yâkût ve elmâs ve zümürrûd incüsü çokdur ve ağzının kenâreleri dâ’iren-mâdâr altı sıra fındık kadar dürr-i yetîm beyâz incüler mâbeyninde yeşil damla zümürrûd dizilüp beyâz ve yeşil tâca eyle hüsün vermiş kim çeşm-i insân hîrelenir. Bu gûne ve bu eşkâlde bir tâc-ı İskender'dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 67b ·
metinde göster ·
… nlığı olan hâlâ bânghâne-i Muhammedîdir, ammâ tâ bu minârenin zirve-i a‘lâsında
külâhı
İslâmbol'da bostâncı külâhı gibi bir turfe musanna‘ kurşumlu külâhdır. Mâ‘adâ m …
Andan bu varoşda cümle sekiz mihrâbdır. Cümleden büyük Eski câmi‘dir kim mâ-tekaddem bir deyr-i azîm imiş. Ba‘de'l-feth Süleymân Hân câmi‘ etmiş. Tûlı kâmil kırk adımdır ve arzı kâmil otuz adımdır. Zamân-ı kadîmde çanlığı olan hâlâ bânghâne-i Muhammedîdir, ammâ tâ bu minârenin zirve-i a‘lâsında külâhı İslâmbol'da bostâncı külâhı gibi bir turfe musanna‘ kurşumlu külâhdır. Mâ‘adâ mesâcidlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 79b ·
metinde göster ·
gibi bir turfe musanna‘ kurşumlu külâhdır. Mâ‘adâ mesâcidlerdir.
Andan bu varoşda cümle sekiz mihrâbdır. Cümleden büyük Eski câmi‘dir kim mâ-tekaddem bir deyr-i azîm imiş. Ba‘de'l-feth Süleymân Hân câmi‘ etmiş. Tûlı kâmil kırk adımdır ve arzı kâmil otuz adımdır. Zamân-ı kadîmde çanlığı olan hâlâ bânghâne-i Muhammedîdir, ammâ tâ bu minârenin zirve-i a‘lâsında külâhı İslâmbol'da bostâncı külâhı gibi bir turfe musanna‘ kurşumlu külâhdır. Mâ‘adâ mesâcidlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 79b ·
metinde göster ·
Hemân bostâncıbaşı Selîm Şâh'ın hâlet-i nez‘inde yüz bin yemîn billâh ile Sarı Süleymân'ı Kullebâğçesi'nde külâh-ı zeriyle ve elind[e] çapasıyla Selîm Şâh huzûruna bostâncıbaşı Süleymân'ı getirüp baba ve oğul birbirlerin bağrına basup hemân ol ân Selîm Hân kırk gün dahi sıhhat-i emân bulup bostâncıbaşıyı kubbe vezîri edüp kırkıncı gün Selîm Hân Arapça emriyle âhirete gidüp Süleymân Hân müstakil pâdişâh oldukda kul tâ’ifesi bir hayli güft ü gû edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 239a ·
metinde göster ·
… r. Ve minâresi yine eski çanlıkdır, ammâ tâ zirve-i a‘lâsı ortasında bir minâre
külâhı
binâ olunup bir şerîfesi var, gâyet musanna‘dır. 314b
Ve sağ tarafında bir âb-ı hayât su sarnıcı var. Ve câmi‘ içre mü’ezzinânların mahfili altın[d]a bir âb-ı hayât kuyusu var. Ve minâresi yine eski çanlıkdır, ammâ tâ zirve-i a‘lâsı ortasında bir minâre külâhı binâ olunup bir şerîfesi var, gâyet musanna‘dır. 314b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 314a–314b ·
metinde göster ·
… ler ve fukarâlar mahabbeti olmak ile bu vâdî-i çemenzâr içre yedi köşe bozdoğan
külâhı
kisbeti gibi yedi terk bir kasr-ı Havarnak-ı âlî şâd etdirmiş kim yedi iklîmden …
Cümleden biri ol meydân-ı mahabbetde Sultân Bâyezîd-i Velî velîler ve deliler ve fukarâlar mahabbeti olmak ile bu vâdî-i çemenzâr içre yedi köşe bozdoğan külâhı kisbeti gibi yedi terk bir kasr-ı Havarnak-ı âlî şâd etdirmiş kim yedi iklîmden nişân verir. Diller ile ta‘bîr ve kalemlerle tahrîr olmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 378b ·
metinde göster ·
… ve tesbîh ü asâsı ve na‘lin-i şerîfleri ve misvâkı ve bozdağanî yedi terk keçe
külâhı
mübârek ser-i sa‘âdetleri ucunda bir taht-ı âlî üzre durur.
Ve bizzât kendülerinin mübârek pâypûşları ve mübârek abâdan hırka-i peşmîneleri ve seccâde ve alem ve tuğ ve sancağ u bayrağ ve tabl [u] kudûmü ve nefîr ü nakkâre ve zîlleri ve tesbîh ü asâsı ve na‘lin-i şerîfleri ve misvâkı ve bozdağanî yedi terk keçe külâhı mübârek ser-i sa‘âdetleri ucunda bir taht-ı âlî üzre durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 379a ·
metinde göster ·
… ı elvân bez geyerler. Ve niçe bin fukarâları muhibb-i Mevlânâ olmak ile Mevlevî
külâhı
üzre destâr-ı Muhammedî sararlar.
Ve ekseriyyâ halkı çuka ferrâce ve serhaddî ve kontoş ve nâzik boğası elvân bez geyerler. Ve niçe bin fukarâları muhibb-i Mevlânâ olmak ile Mevlevî külâhı üzre destâr-ı Muhammedî sararlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y38b ·
metinde göster ·
… ûb u mahbûbesi gâyet memdûhdur. Ve cümle halkı garîb-dostlardır. Ekseriyyâ Teke
külâhı
üzre sarık sararlar. Ve dâ’imâ müsâfir ararlar. Ve çuka ferrâce ve mâvî ve neft …
Ve her evde birer âb-ı hayât mâ’-i tâhir zâhirdir. Ve bu şehir dâmen-i kûhda vâki‘dir. Ammâ şimâl cânibi küşâde olmak ile âb [u] hevâsı letâfetinden mahbûb u mahbûbesi gâyet memdûhdur. Ve cümle halkı garîb-dostlardır. Ekseriyyâ Teke külâhı üzre sarık sararlar. Ve dâ’imâ müsâfir ararlar. Ve çuka ferrâce ve mâvî ve neftî boğası haftan geyerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y132b ·
metinde göster ·
… Freng-pesend bir dervîş tasvîri etmişler gûyâ zîrûhdur. Elinde asâsı ve serinde
külâhı
ve belindeki pâlhengi üzre "Allâhlı" lafzı yazılmışdır. Ve bu tasvîrin başı ucu …
Ve limanın orta kapusu şarka nâzırdır. Ve bu kapunun kemeri üzre bir beyâz mermer üzre be-dürüstî âdem kaddînce Freng-pesend bir dervîş tasvîri etmişler gûyâ zîrûhdur. Elinde asâsı ve serinde külâhı ve belindeki pâlhengi üzre "Allâhlı" lafzı yazılmışdır. Ve bu tasvîrin başı ucunda yine ol mermer üzre üç satır Yûnân lisânınca evsâfın tahrîr etmişler. Ve ol hattın tercemesi oldur ki:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y135a ·
metinde göster ·
… bâğ u bâğçesi cihânı tutmuşdur. Ve cümle halkı kırmızı boyalı kuzu kürkü geyüp
külâh-ı
Mevlevî üzre beyâz destâr-ı Muhammedî sararlar.
Ve âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb u mahbûbesi meşhûrdur. Ve bâğ u bâğçesi cihânı tutmuşdur. Ve cümle halkı kırmızı boyalı kuzu kürkü geyüp külâh-ı Mevlevî üzre beyâz destâr-ı Muhammedî sararlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y146a ·
metinde göster ·
… et ederler. Acîb ü garîb perhîzkâr fukarâsı vardır. Bunlar dahi sultânü'l-ulemâ
külâhı
geyerler. Ve bu meydânın kapusu üzre celî hatt ile Arapça tenmîd olunmuşdur.
Ve bir azîm meydânı vardır. Anda her sabâh cümle fukarâ cem‘ olup evrâd [u] ezkârlarına müdâvemet ederler. Acîb ü garîb perhîzkâr fukarâsı vardır. Bunlar dahi sultânü'l-ulemâ külâhı geyerler. Ve bu meydânın kapusu üzre celî hatt ile Arapça tenmîd olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y173b ·
metinde göster ·
… t üzre sekiz kademe taş nerdübân ile çıkılır. lki tarafında kafesleri ve minber
külâhı
yokdur. Ancak bir va‘z [u] nasîhat içün sekiz kademe minberdir.
Ve minberi sünnet üzre sekiz kademe taş nerdübân ile çıkılır. lki tarafında kafesleri ve minber külâhı yokdur. Ancak bir va‘z [u] nasîhat içün sekiz kademe minberdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y321a ·
metinde göster ·
Bu minberin bâlâsında çâr sütûn-ı mevzûn üzre bir serâmed sivri
külâhı
var. Ve tâ zirve-i a‘lâsında bir âdem kaddi bir alemi var. Minberin kubbe külâh …
Bu minberin bâlâsında çâr sütûn-ı mevzûn üzre bir serâmed sivri külâhı var. Ve tâ zirve-i a‘lâsında bir âdem kaddi bir alemi var. Minberin kubbe külâhı ve alemi eyle musaykal ve mücellâ altundur kim çeşm-i huccâc hîrelenüp "Sübhânallâh" derler. Hakkâ ki minber-i bî-hemtâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y347b ·
metinde göster ·
… ülâhı var. Ve tâ zirve-i a‘lâsında bir âdem kaddi bir alemi var. Minberin kubbe
külâhı
ve alemi eyle musaykal ve mücellâ altundur kim çeşm-i huccâc hîrelenüp "Sübhâna …
Bu minberin bâlâsında çâr sütûn-ı mevzûn üzre bir serâmed sivri külâhı var. Ve tâ zirve-i a‘lâsında bir âdem kaddi bir alemi var. Minberin kubbe külâhı ve alemi eyle musaykal ve mücellâ altundur kim çeşm-i huccâc hîrelenüp "Sübhânallâh" derler. Hakkâ ki minber-i bî-hemtâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y347b ·
metinde göster ·
… beyt-i Fâtıma-misâl minâresi yokdur. Ve sağ tarafdaki kubbe içinde yine minber
külâhı
gibi levha-i münakkaş bir sivri kubbecik vardır. Serâpâ bu dahi zerbâf ile mest …
Beyt-i Hazret-i Alî ibn Ebî Tâlib Y 353a radıyallâhu anh: İki kubbeli bir küçük mesciddir. Ve bir küçük hareminde bir azîm nâbıka dırahtı vardır. Bunun dahi beyt-i Fâtıma-misâl minâresi yokdur. Ve sağ tarafdaki kubbe içinde yine minber külâhı gibi levha-i münakkaş bir sivri kubbecik vardır. Serâpâ bu dahi zerbâf ile mestûrdur. Anın içinde Hazret-i Alî ibn Ebî Tâlib mevlûd-ı Nebî'nin sene 30 târîhinde vücûda geldi. Sene 36 târîhinde Mu‘âviye bin Ebî Süfyân ile hilâfet husûsunda azîm ceng [ü] cidâlleri olması sebebi ile Medîne'den Kûfe'ye hicret edüp anda sâkinler idi. Bilâd-ı Irâk'da nâm-ı şerîflerine "Esedullâhi'l-Gâlib Alî ibn Ebî Tâlib kerremallâhu vecheh" dediler. Mesnevî:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y352b–Y353a ·
metinde göster ·
Ve üç minâresi var. Ammâ mihrâb üstündeki minâreye âdem çıkamaz, bir küçücecik minâredir, belki bir ma‘sûm çıksa olur. Ammâ iki minâresi kal‘a kulleleri gibi metîn minârelerdir. Aşağı tabakasına beş yüz âdem sığar, beden bedendir. Andan yukaru tabaka bir musanna‘ şerîfedir kim ta‘bîr olunmaz. Andan bir tabaka dahi küçükdür, bu dahi musanna‘dır. Andan külâhı Bektaşiyân külâhı gibi dilim dilimdir. Hâsıl-ı kelâm gâyet musanna‘ minârelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y92b ·
metinde göster ·
… z. Andan bir tabaka dahi küçükdür, bu dahi musanna‘dır. Andan külâhı Bektaşiyân
külâhı
gibi dilim dilimdir. Hâsıl-ı kelâm gâyet musanna‘ minârelerdir.
Ve üç minâresi var. Ammâ mihrâb üstündeki minâreye âdem çıkamaz, bir küçücecik minâredir, belki bir ma‘sûm çıksa olur. Ammâ iki minâresi kal‘a kulleleri gibi metîn minârelerdir. Aşağı tabakasına beş yüz âdem sığar, beden bedendir. Andan yukaru tabaka bir musanna‘ şerîfedir kim ta‘bîr olunmaz. Andan bir tabaka dahi küçükdür, bu dahi musanna‘dır. Andan külâhı Bektaşiyân külâhı gibi dilim dilimdir. Hâsıl-ı kelâm gâyet musanna‘ minârelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y92b ·
metinde göster ·
… çıkdıkda Merzûk-ı Kifâfî hazretlerinin başında bir murassa‘ ve mücevher deveci
külâhı
görürler.
"Ene levîs ve ene levîsî ve keysî" deyüp feryâd ederek piyâde mahmel-i şerîfi Ka‘be-i şerîfe götürüp Y 201b Medîne-i münevvereye dâhil olup Ravza-i mutahharayı ziyâret edüp şebeke-i Resûlullâh'dan içeri girüp taşra çıkdıkda Merzûk-ı Kifâfî hazretlerinin başında bir murassa‘ ve mücevher deveci külâhı görürler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y201a–Y201b ·
metinde göster ·
es-Sultân Aybeğ et-Türkmânî câmi‘î: Yedi aded kuş gözü sütûn üzre münakkaş tavanlı ve minâresi münhedim olmuş câmi‘-i köhnedir. Ammâ minâresinin ortasındaki çam direği mîli üzre minârenin külâhı hâlâ turur, bir acâyib turfa minâredir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y372a ·
metinde göster ·