… ş dere ağızlarında niçe bin tüfeng-endâz âdemler birbirlerine tirkeşüp gûnâ-gûn
külbe
vü haymeler ile cümle dağlar zeyn olmuş idi.
Hakkâ ki Bitlîs derelerin derbend-i çalındır etmişler ve her kat meterislere kat-ender-kat benî Âdem doldurmuşlar. Hakkâ mukaddemâ Tahte'l-Van altında giriftâr olan dillerin sözleri sahîh imiş ve bu gûne muhîl Ekrâd'[da]n mâ‘adâ Bitlîs'in dere ve depelerde ve cemî‘i ser-i püşte ve püştelerde der-beste olmuş dere ağızlarında niçe bin tüfeng-endâz âdemler birbirlerine tirkeşüp gûnâ-gûn külbe vü haymeler ile cümle dağlar zeyn olmuş idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 265b ·
metinde göster ·
… i yüz fağfûrî tabak mümessek hamîreler ve emlec ve kebbât ve kâblı ve helîle ve
külbe
şeker mu‘amber ve hamîre-i benefşe ve hamîre-i zambak ve hamîre-i ıtrıfil ve ha …
Evvelâ Melek Ahmed Paşa Mehemmed Giray Hân'a Akkirmân'dan cevâhir ve murassa‘ eğerli ve cevâhir raht ve gaddâre ve altun zincirli bir siyâh küheylân at ile kethüdâsı ve dîvân efendisi ve kapucular kethüdâsıyla cümle üç bin aded güzîde pür-silâh küheyl atlı ağalar zırh [u] zereh-külâh ile ve yetmiş bayrak piyâde sekbân ve sarıca askeriyle Hân'a istikbâle gidüp Hân'ı getürürlerken Paşa dahi Yanık kal‘ası cânibine kendüye müte‘allık tevâbi‘leriyle Hân'ı karşıladıkda hemân Hân atdan piyâde olunca Paşa dahi piyâde olup birbirleriyle ağlaşup öpüşerek yine atlanup atbaşı berâber Hân ile Paşa'nın otağına gelüp Hân otakda meks eyleyüp Kalga ve Nûreddîn otakda kalup Sefer Gâzî Vezîr, kethüdâya kondu ve Hân'ın iç ağaları Paşa'nın iç ağaları içinde kalup Paşa kendü gulâmlarından Hân'a yüz aded pâk gılmân-ı hâssalar ta‘yîn eyleyüp Paşa kendünün gayrı otağına gidüp cümle Mansûrlu ve şîrînli ve Kapukulu ağaları ve cümle gayrı mirzâları cümle ağalara kondurup yüz elli aded münakkaş çergelere sâ’ir Badrak ve Karaçi ve Nogay Tatarların kondurup tatyîb-i hâtırlarıyla mukayyed olup Paşa hemân sâ‘at yine Hân yanına varup tahte'l-fütûr nâmında iki yüz fağfûrî tabak mümessek hamîreler ve emlec ve kebbât ve kâblı ve helîle ve külbe şeker mu‘amber ve hamîre-i benefşe ve hamîre-i zambak ve hamîre-i ıtrıfil ve hamîre-i şekakul ve yetmiş aded envâ‘-ı mümessek reçeller tenâvül olunup andan gûnâ-gûn maslûka çorbaları ve gûnâ-gûn mümessek pâdişâha lâyık hoşâblar içilüp ba‘de't-ta‘âm mücevher ileğen ve ibrikler ile eller yaykanup kahveler ve şerbet ve çay ve bâdyân içildikden sonra gülâb ve buhûrlar verilüp Paşa hazînedâra işâret etdikde ayağa kalkup {cümle hedâyâlar huzûr-ı Hân'a gelince Paşa} eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 50b ·
metinde göster ·
… mümessek hulviyyât ve zülbiyyât ve katr-ı nebât-ı hamevi ve mümessek hamîre ve
külbe
şekerler ve gûnâ-gûn emlec ve kâbülî ve mümessek ve mu‘amberîn reçel-i gûnâ-gûn …
"Beher yevm ikişer kerre yetmiş yerde {ta‘âm summât-ı Muhammedî'de} ellişer bin ekmek ve beş yüz koyun ve ellişer sığır ve onar at kulunu ve yigirmişer at eti kebâb pişirüp onar kazgan yahni ve onar kazgan pilav ve onar kazgan karanfilli aselî mümessek zerde ve onar kazgan pirinç çorbası ve onar kazgan herîse" pişmek içün vekîlharca tenbîh olup bunlardan mâ‘adâ {Tatar} Hân'a rûz-merre üçer kerre summât-ı Muhammedîler çekilüp Hân tevâbi‘lerine mahsûs otuz üç yerde summâtlar keşîde kılınup her summâtı üçer yüz matbah-ı Keykâvusî sahanları çekilmek içün fermân olunup Akkirmân şehrinden kâmil on yedi bin sahan defterle cem‘ olup üzerlerine dîdebânlar ta‘yîn olundu, zîrâ Tatar ba‘de't-ta‘âm yağmaya öğrenmişlerdir, ammâ Hân huzûruna ale's-sabâh yüz aded münebbet fağfûr tabaklar ile mümessek hulviyyât ve zülbiyyât ve katr-ı nebât-ı hamevi ve mümessek hamîre ve külbe şekerler ve gûnâ-gûn emlec ve kâbülî ve mümessek ve mu‘amberîn reçel-i gûnâ-gûnlar ile perhîz çorbaları ve maslûkalar ile nebâtî hoşâblar gelirdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 51a ·
metinde göster ·
… rşumludur. Bu hânın cânib-i şarkîsinde yüz mikdârı evkâf re‘âyâlarının kamışdan
külbe
hâneleri var. {Ammâ bu hânın taşra cânib-i şimâlîsinde yüz adım ba‘îd bir bayır …
Hân ile câmi‘ mâbeyninde yigirmi dükkânı ve bir hammâmı var. Cümle bu binâ-yı azîmler kurşumludur. Bu hânın cânib-i şarkîsinde yüz mikdârı evkâf re‘âyâlarının kamışdan külbe hâneleri var. {Ammâ bu hânın taşra cânib-i şimâlîsinde yüz adım ba‘îd bir bayırcık üzre bir hân-ı atîk var azîm dahi binâ olunmuşdur. (---) Paşanın hayrâtıdır. Asker ve müsâfirîn firâvân olsa bunda dahi meks ederler. Ammâ çârsû-yı bâzâr ve şâdumânlık yokdur. Bunda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y239a ·
metinde göster ·
ile esnâf-ı hıref haymeleri var idi. Ve rûz [u] şeb ziyâd-ber-ziyâd olup hemân …
Ve bu ordunun hâricinde beş bin çadır ve külbe ile esnâf-ı hıref haymeleri var idi. Ve rûz [u] şeb ziyâd-ber-ziyâd olup hemân cümleden üç yüz ekmekçi dükkânı ve aşbâz ve habbâz ve bezzâz ve gazzâz dükkânları var idi. Sâ’ir dekâkînler dahi ana kıyâs oluna.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y260a ·
metinde göster ·
Bu Nakrâveş'den ismi Mısrâyim olan yetmiş nefer ta‘allukâtıyla Kâbil zulmünden vâlid [ü] vâlidelerini karındaşı Tecbârîr ile terk-i diyâr edüp rûy-i arzda kendülere münâsib bir vatan bulmağiçün kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek âhir Mısır hâkinde cebel-i Küdemâs'a gelüp âb [u] havâsın ve dıraht-ı müntehâsın beğenüp anda ikâmet etmeğe mübâşeret edüp vatan tutdular. Zîrâ dedeleri Hazret-i Âdem Mısır'da çok durup bir eser-i binâdan bir şey etmedi. Ol asırda çalaş ve külbe içinde sâkin olurlardı. Ammâ mezkûr Nakrâveş'den Mısrâyim hâk-i Mısır'da tenâsül bularak hayli aşîret sâhibi olup ba‘zı binâlar ihdâs eylemeğe başladı. Ve her sene dedesi Âdem Safî'yi şâm'da ve Havrân ve Busrâ'da ziyâret edüp hayır du‘âsın alup Âdem Safî bu Nakrâveş'e Melik Mısrâyim deyü ad kodu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y5a ·
metinde göster ·
ve çadırlar içinde satarlar. Nefer yigirmi. Ammâ bu sıçan mevsimi vardır. Nîl k …
Esnâf-ı pişmiş sıçan satıcı: Dükkân değildir, Rûmeli meydânında külbe ve çadırlar içinde satarlar. Nefer yigirmi. Ammâ bu sıçan mevsimi vardır. Nîl kesimi zamânı oldukda sayyâdları sayd edüp Rûmeli meydânına getürüp bey‘ ederler. Küçük bir hayvândır, ammâ gûyâ tavşan sıfatlıdır. Bi-emrillâhi ta‘âlâ toprakdan hâsıl olur, nısfı toprak ve nısfı türâb. Çift sürerken saban demiri âşiyânına uğrayup kanı akarken hakîr görmek olmuşdur. Anıniçün mezâhib-i erba‘ada tenâvül olunması mubâhdır. Kâmil oldukda yeri köm köm kösdebek gibi yığın yığın eder, andan bilirler kim kâmil yer sıçanı vardır, yeri kazup çıkarırlar. Bir zincâbî tüğlü latîf-sûret hayvâncıkdır. Ve zindesi elli altmış dirhem gelir, ammâ gâyet semîndir. Lahm-ı şahmı hafîfdir ve mukavvîdir ve gâyet serî‘u'l-hazmdır. Hakîr Elvâhât'a giderken çok yedim. Ve zîr-i zemînde anın ekl [ü] şürbü nebâtât kökleri ve otlarıdır, zî-rûh kısmından bir şey yemez. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y179a ·
metinde göster ·
… lbeler yapup sâkin olur. Bir âdem bir kaz yâhûd bir ördek almak murâd edinse ol
külbe
içinde olan Arab'a varup,
Gümrük hâsıl olan mudhikenin biri dahi budur kim deryâda ve halîcler sâhilinde niçe fellâhlar külbeler yapup sâkin olur. Bir âdem bir kaz yâhûd bir ördek almak murâd edinse ol külbe içinde olan Arab'a varup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y228b ·
metinde göster ·