… k şeker ve zencebîl şeker ve fındık ve leblebi ve râzyâne ve kişmikiş ve nârenc
kabuğu
174a ve ûd-ı mülebbes ve kahve dâne mülebbesi ve bâdem mülebbesi ve Şâm fısdı …
Esnâf-ı şekerciyân-ı Galata: Bunlar dahi tahtırevânlar üzre dükkânlar niçe bin gûne bâdem şeker ve fısdık şeker ve zencebîl şeker ve fındık ve leblebi ve râzyâne ve kişmikiş ve nârenc kabuğu 174a ve ûd-ı mülebbes ve kahve dâne mülebbesi ve bâdem mülebbesi ve Şâm fısdığı mülebbesi ve sanavber fısdığı mülebbesi, bunun emsâli niçe bin elvân mülebbes sükker ni‘metlerin hâs u beyâz ve billûr ve necef [ve] moran câm katremîz şîşeler içre koyup dükkânlarında raflar üzre zeyn edüp ve niçe elvân atlas ve kemhâ ve hârâ ve dârâyîler ile dükkânların zeyn edüp âdâb üzre ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 173b–174a ·
metinde göster ·
… ı ve tereyağı bir diyârda yokdur. Çârsû-yı bâzârı serâpâ çam tahtasından ve çam
kabuğu
ile mestûr dekâkîn-i muhtasarlardır. El-hâsıl vasfında meddâhlar kâsırdır. Murt …
Bunun emsâli niçe yüz yaylaları Rûmeli'nde seyr [u] temâşâ etdik ammâ Erzurûm'un Bingöl yaylası gibi Adana'nın bu Ramazânoğlu yaylası gibi yaylağ-ı azîm görmemişim. Eğer bunda olan kabâyil-i Türkmân'ın aşâyir [u] kabâyilleri isimlerini tahrîr eylesek başka bir mücelled olur. Ammâ ekseriyya Adana ve Tarsûs ve Sis ve Misis ve Tartûs ve Silifke kavmleri yaylalanır kim her birinin hudûdları ve kadı ve nâ’ibleri ve hâkimleri ve câmi‘ ve yayla evleri ve bâğçe evleri ve çârsû-yı bâzârları ve hân ve hammâmları vardır. Yetmiş kerre yüz bin koyun yaylasına çıkup koyun hakkı alınır deyü meşhûrdur. Bunda olan âb-ı hayâtlar ve yayla kirazları ve yoğurdu ve kaymağı ve tereyağı bir diyârda yokdur. Çârsû-yı bâzârı serâpâ çam tahtasından ve çam kabuğu ile mestûr dekâkîn-i muhtasarlardır. El-hâsıl vasfında meddâhlar kâsırdır. Murtezâ Paşa efendimiz bir sâhib-i tabî‘at kimesne olmağıla üç gün burada zevk [u] safâlar edüp gûnâ-gûn şükûfe-i ezhârâtın râyiha-i tayyibesi dimâğlarımız mu‘attar edüp atlarımız yonca ve terfil ve ayrık nebâtât [u] giyâhâtı tenâvül etmeden ham-şikam olup üç günde her biri birer Dâbbetü'l-arz'a dönüp paşaya bu yayla halkından kâmil üç bin koyun ve yedi at hedâyâlar gelüp anda yine cânib-i kıbleye yokuş aşağı dere ve depeli sengistân ve sa‘b çengelistân yerleri aşup Çifte Hân nâm bir müfîd [u] muhtasar iki aded hanlardır. Bu mahalde bir dere içre,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 18b ·
metinde göster ·
Hâlâ ol Kamerü'l-Kum'da hurde yaylar ve oklar ve ceviz
kabuğu
kadar sahanlar ve tancereler ve niçe yüz bin hurde ecinne eşyâları bulunur. Âte …
Hâlâ ol Kamerü'l-Kum'da hurde yaylar ve oklar ve ceviz kabuğu kadar sahanlar ve tancereler ve niçe yüz bin hurde ecinne eşyâları bulunur. Âteşe bıraksan yanmaz ve suya bıraksan batmaz bir gûne ma‘âdîn-i ibret-temâşâ şeylerdir. İnşâallah mahalliyle ol Kamerü'l-Kum-ı Rûm mahalliyle tahrîr olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 320b ·
metinde göster ·
… r. Rûm'a Hind'den getirüp içinde yağlı meyvesin yeyüp gâyet mukavvîdir. Ba‘dehû
kabuğun
biber koyacak hokka ve fincân ve kâse ve kaşık yaparlar, âdem kellesi kadar ola …
Sitâyiş-i nahl-i hurma: Müverrihân-ı kudemâ-yı müfessirîn eyle tahrîr etmişler kim bu nahl-i hurmayı Cenâb-ı Rabbü'l-İzzet dest-i kudretiyle tahmîr etdüği Hazret-i Âdem'in tînından ziyâde kalın tîn-ı pâkden kil-i ser nâm bir şecere-i tayyibeyi halk etdi kim hâlâ Hind cezîrelerinde bî-hisâb hâsıl olur. Bu dırahtın kil-i ser nâm bir cevizi olur. Rûm'a Hind'den getirüp içinde yağlı meyvesin yeyüp gâyet mukavvîdir. Ba‘dehû kabuğun biber koyacak hokka ve fincân ve kâse ve kaşık yaparlar, âdem kellesi kadar olanı su kabağı gibi bir musanna‘ şey yaparlar siyâh-reng bir cevz-i müdevverdir. Bi-emri Hudâ ağzı ve burnu ve kaşları ve gözleri ve saçı ve bıyıkları vardır, azîm temâşâ-yı sun‘-ı Hudâ'dır. Bu mezkûr kil-i serün şeceresi tîn-i Âdem'den hâsıl olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 346a ·
metinde göster ·
… olup hâneler içün levha ve amûd ve giranlar olur. Diyâr-ı Mısır'da haşeblerinin
kabuğun
soyup niçe yüz gûne habl-i kavîler ederler.
Netîce-i hilkat-i nahl-i hurma: Çünki Cenâb-ı İzzet benî Âdeme hayât verüp civârına da‘vet etdikde tîn-i Âdem'den hâk-i amber-pâk-i zemîn-i Kûfe'de kalup emr-i Hak ile ibtidâ nahl-i hurma hâk-i Kûfe'de Tennûr suyu kenârında halk olunmuşdur. Anınçün hâk-i Kûfe ve Irâk'da ve Medâyin'de ve Ummân'da hurma ormanı cihânı zeyn etmişdir. Kaddi benî Âdem gibi serâmeddir ve başı vardır, bergleri târumâr olmuş kâkülleridir. Haşeblerin kat‘ etsen asla zarar etmez dahi ziyâde biter. Meselâ benî Âdem'in lıhye ve kâküllerin kat‘ etsen dahi dırâz olur. Ammâ hurmanın başın kat‘ etsen yahûd başında beynîsi var, anı kat‘ etsen âdem başı kat‘ etmiş gibi kanlı suyu akup ol nahl kurur. Ve bi-emri Hudâ hurma erkek ve dişidir. Erkek hurma aslâ meyve vermez ve erkek hurmadan bir haşebi dişi hurmanın kalıba sokulsa cimâ‘ etmiş kadar dişi hurma hazz edüp yigirmi ve otuz salkım hurma verir ve her hoşe salkımı kırkar ve ellişer batman gelir. Ve dişi hurma gûyâ nisâ gibi hayz görür. Ve üç bin sene hurma mu‘ammer olur, derler ve şecere-i zeytûn dahi eyle mu‘ammer olur. Ve hurma ağacının üç yüz aded menfa‘ati ve üç yüz hâssası vardır. Dıraht-ı hurmanın bir şey’i hebâya gitmez, niçe yüz elvân haşeb olup hâneler içün levha ve amûd ve giranlar olur. Diyâr-ı Mısır'da haşeblerinin kabuğun soyup niçe yüz gûne habl-i kavîler ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 346a ·
metinde göster ·
… nkârı yırtıcı kuş burnu gibi değil bir küçük kuşdur. Evc-i âsumânda gıdâsı elma
kabuğu
duhânıdır ve suyu çiğ ve kırağıdır derler.
Ve kavm-i murg-ı hümâ hâlâ vilâyet-i Çîn ve vilâyet-i Semenkân üzre ve cebel-i Kâf verâsı üzre çokdur. Aslâ yere konmaz, ber-hevâ bulutlar içre âşiyânları vardır. Beyzasın hevâdan zemîne bırağup beş yüz yıllık yoldan beyzası zemîne inince yavrusu zemîne inmedin âsumâna urûc eder. Aslâ vücûdu hayâtda iken kimse görmemişdir. Ammâ lâşesin bu hakîr Evliyâ-yı pür-taksîr diyâr-ı Acem'de Gencikulu Hân hazînesinde görmişim. Gûyâ ebâbîl kıt‘asında münakkaş bir murg-ı zeyrekdir. Kanatları kırlangıç cenâhları gibi sivridir ammâ kanatları ucunda birer karış kadar bükülmüş teller ucunda birer çengel-misâl tırnakları vardır ve ayaklarında dahi çengelli tırnakları var ve minkârı yırtıcı kuş burnu gibi değil bir küçük kuşdur. Evc-i âsumânda gıdâsı elma kabuğu duhânıdır ve suyu çiğ ve kırağıdır derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 396a ·
metinde göster ·
… ir câmi‘i ve bir hânı ve bir hammâmı ve birkaç dükkânı ve yüz aded tahta ve çam
kabuğu
örtülü fukarâ hânesinin amâr edüp mu‘âf u müsellem etdi, zîrâ bu yaylada küffâr …
Bu karye sene (---) târîhinde Gâzî Fazlî Paşa müceddeden bir câmi‘i ve bir hânı ve bir hammâmı ve birkaç dükkânı ve yüz aded tahta ve çam kabuğu örtülü fukarâ hânesinin amâr edüp mu‘âf u müsellem etdi, zîrâ bu yaylada küffâr beher sene niçe bin âdem esîr ederdi. Anıniçün cümle Bosna eyâletine mutasarrıf olan vüzerâlar bu yaylada on bin asker ile yaylayup çam kabuğundan niçe bin hâneler binâ edüp muhâfaza eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 134a ·
metinde göster ·
… na eyâletine mutasarrıf olan vüzerâlar bu yaylada on bin asker ile yaylayup çam
kabuğundan
niçe bin hâneler binâ edüp muhâfaza eder.
Bu karye sene (---) târîhinde Gâzî Fazlî Paşa müceddeden bir câmi‘i ve bir hânı ve bir hammâmı ve birkaç dükkânı ve yüz aded tahta ve çam kabuğu örtülü fukarâ hânesinin amâr edüp mu‘âf u müsellem etdi, zîrâ bu yaylada küffâr beher sene niçe bin âdem esîr ederdi. Anıniçün cümle Bosna eyâletine mutasarrıf olan vüzerâlar bu yaylada on bin asker ile yaylayup çam kabuğundan niçe bin hâneler binâ edüp muhâfaza eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 134a ·
metinde göster ·
gibi iç yüze eğridir kim hîn-i muhâsarada top gülleleri te’sîr etmemek içün rûy …
Ve cümle rûy-ı dîvârları kaplıbağa kabuğu gibi iç yüze eğridir kim hîn-i muhâsarada top gülleleri te’sîr etmemek içün rûy-ı dîvârların eyle eğri binâ etmiş, ammâ deryâ tarafındaki dîvârları eğri mi ve doğru mudur, göremedim ve cümle dîvârları üzre atlı küffârlar cirid oynar şeklinde birbirlerin kovup seğirdirlerdi, ya‘nî kal‘a dîvârlarımız bu mertebe vâsi‘ meydânlı dîvârlardır, demekdir ve cümle rûy-ı dîvârları beyâz incü gibi berrâk ve mücellâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 140b ·
metinde göster ·
sümüklü böcekler boynuzların çıkarup baş göstermiş. Bir gûne musanna‘ tasvîrler …
Evvelâ bu Sarây meydânında bir beyâz yekpâre mermerden bir havz-ı latîf var, anın içinde husrevânî küpler kadar kabuklu sümüklü böcek tasvîrlerin üstâd-ı Macar-ı füccâr tuçdan döküp kabuğundan sümüklü böcekler boynuzların çıkarup baş göstermiş. Bir gûne musanna‘ tasvîrler etmiş kim görenler gülmeden vâlih ü hayrân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 81b ·
metinde göster ·
… isi kesdiklerin çekerler ve niçe gâzîler palankanın çubuğun ve kimisi ağaçların
kabuğun
koparup ağaçlara neft ü katrân sürüp âteşe yakarlardı. Kal‘a içre olan küffâr-ı …
Ba‘dehu kal‘ayı dest-rese almağa kâbiliyyet-i küllî gelmek ile handak içre kubur nâm lağım yolları varup guzât-ı müslimîn ve cerâhor ve serâhorân kal‘anın esâsına karınca gibi girüp kimi kazıkların keserlerle keserler ve kimisi kesdiklerin çekerler ve niçe gâzîler palankanın çubuğun ve kimisi ağaçların kabuğun koparup ağaçlara neft ü katrân sürüp âteşe yakarlardı. Kal‘a içre olan küffâr-ı Hırvat u mühmelât u çepelâtlar cân u başdan geçüp ol kadar ihtimâm-ı cidd ü cehd edüp birbirlerinin üzerlerine bin cân verüp kal‘anın bir ağacına bin kan edüp bin cân verirlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 184a ·
metinde göster ·
Zîrâ bu hakîr bu mesîregâhda dahi bir âsârımız olsun içün sapanlarla(?) bu servin bir nihâline urûc edüp nevregân tilsiman ile "Seyyâh-ı âlem Evliyâ rûhiyçün el-fâtiha" deyü servin kabuğun oyup Karahisârî tarzı tahrîr etdim, ammâ inşâallâh istankö[y] cezîresindeki çınâr-ı müntehâ-yı ibret-nümâya kazdığımdan bu a‘lâ olup inkırâzu'd-devrân mü’ebbed olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 261b ·
metinde göster ·
… mle ağaçların kabuklarını yol yol kazıyup çuvallara doldururlar. Ammâ ağaçların
kabuğun
bütün kazımazlar ki kurur. Zîrâ ze‘âmetleridir, mahsûl alırlar. Ba‘dehu ol kabu …
Sığala yağı ta‘bîr etdikleri oldur kim kavak misâli bir küçücük ağaçlardır, dağı taşı tutmuşdur. Ol diyârın sağîr u kebîr re‘âyâsı ellerinde birer eğri keskin kızağı-misâl demirler ile cümle ağaçların kabuklarını yol yol kazıyup çuvallara doldururlar. Ammâ ağaçların kabuğun bütün kazımazlar ki kurur. Zîrâ ze‘âmetleridir, mahsûl alırlar. Ba‘dehu ol kabukları cenderelerde sıkup kabukların tulumlara doldurup yedi iklîme gidüp mübârek gecelerde buhûr yakarlar. Amber-i hâmdan latîf râyiha-i tayyibesi vardır. Yağı Atina balı misâli humret üzre bir yağdır. Tulumlar ve fıçılar içine doldurup Marmaris iskelesinden Mısır'a, andan Süveyis deryâsı ile Hindustân'a gidüp anda terbiyet edüp zebât misâli burunlarına ve yüzlerine ve kulaklarına sürüp cüzâm zahmetinden halâs olur. Ve hukemâlar andan asel-bend yapup yine Rûm'a gönderirler. El-hâsıl Hindustân'da altun ile berâber tartup satarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y128b ·
metinde göster ·
… mâlin buldukda araba tekerleği gibi tertîb ile dizilüp durur. Ba‘dehu kat‘ edüp
kabuğu
bî-te’essüf soyulup şekerle ve yâhûd şekersiz tenâvül olunur.
Ve meyvesi dahi bir turfa bârdır. Yılda bir kerre verir, gayri vermez. Ba‘dehu anı dibinden kat‘ edüp kamış gibi biri dahi dibinden zâhir olur. Meyvesi yaprağı yanında bir kol kalınlığı dalın ucunda bir sini cirminde bir sininin cânib-i erba‘asında iki yüz, üç yüz patlıcan ve hurde hıyâr gibi evvel yeşil, ba‘dehu sarı sarı hâsıl olup kemâlin buldukda araba tekerleği gibi tertîb ile dizilüp durur. Ba‘dehu kat‘ edüp kabuğu bî-te’essüf soyulup şekerle ve yâhûd şekersiz tenâvül olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y191b ·
metinde göster ·
ve sadefler ve mühreler ve yılancık taşları ve su tâsları kâse gâyet çokdur ve …
Ve bu Müveylah önünde gûnâ-gûn deryâ böcekleri kabuğu ve sadefler ve mühreler ve yılancık taşları ve su tâsları kâse gâyet çokdur ve gayri ve cevâhir makûlesi. Q 152b Ve abdâlân keşkülü-misâl sadef kabukları ve Bektaşiyân nefîri-misâl böcek kabuğu nefîrler ve cevâhir makûlesi minkale taşları olur kim bir diyârda olmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y375b ·
metinde göster ·
… 152b⟧ Ve abdâlân keşkülü-misâl sadef kabukları ve Bektaşiyân nefîri-misâl böcek
kabuğu
nefîrler ve cevâhir makûlesi minkale taşları olur kim bir diyârda olmaz.
Ve bu Müveylah önünde gûnâ-gûn deryâ böcekleri kabuğu ve sadefler ve mühreler ve yılancık taşları ve su tâsları kâse gâyet çokdur ve gayri ve cevâhir makûlesi. Q 152b Ve abdâlân keşkülü-misâl sadef kabukları ve Bektaşiyân nefîri-misâl böcek kabuğu nefîrler ve cevâhir makûlesi minkale taşları olur kim bir diyârda olmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y375b ·
metinde göster ·
Ve bâlâda tahrîr olunan yarım ceviz kabuğu gibi müdevver başlı yılanları kassâblar bellerinden cümle ikişer pâre edüp alaca derisiyle tuzlayup başları tarafın iplere asup kuyrukları tarafın yere gömdüler. Kırk gün dahi bunlar durup kırmızı kırmızı olup kurumuşlardı. Anları dahi alup kurşum hokkalar içinde hıfz etdiler, zîrâ karınca pek üşer, yılan eti ve insân eti gâyet lezîzdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y125b ·
metinde göster ·
… iki yüz elli dükkânları vardır. Bunlar tezek yakmazlar, bakla samanı ve leblebi
kabuğu
ve bıçkıcı talaşı ve bu gûne şeyler yakup bu fatîrleri bişirirler. Ve cümle fur …
Bu zikr olunan on beş hırefin iki yüz elli dükkânları vardır. Bunlar tezek yakmazlar, bakla samanı ve leblebi kabuğu ve bıçkıcı talaşı ve bu gûne şeyler yakup bu fatîrleri bişirirler. Ve cümle furunda cebr ü noksân iki bin âdemdir. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y169b ·
metinde göster ·
… patlıcan gibi tohumu yokdur, hemân leb-ber-leb bir ma‘cûn-ı mukavvîdir. Ucundan
kabuğu
soyulur. Ve şeker ile tenâvül olunsa dahi latîf olur. Dörd beş dânesi tenâvül o …
Evvelâ mevz: bir turfe şeydir. Ağac desen değildir, ammâ kaddi ağaç kadar vardır. Her sene yerden iki âdem kaddi kadar çıkup ve âdem uyluğu kalınlığında olup içi mâl-â-mâl sudur, sıkarsan suyu çıkar, bunun hakkındadır. Ve yaprakları yorkan kilim kadar yeşil yeşil filandıra bayraklar gibi yaprakları olur. Ve yapraklar mâbeyninde tâ zirvesinde birer salkım mevz verir. Ve her salkımı mûm sofrası gibi bir yeşil tekerlek kenârında ikişer kat sıra sıra dizilmiş iki yüz dahi ziyâde ve noksân sarı patlıcan-misâl mevzlerdir. Kemâlin bulunca sapsarı kehrübâr olur. Andan koparup Y 238a tenâvül ederler. İbtidâsı yeşildir. Gerçi sûretde patlıcan-misâl mevzûndur, ammâ içinde patlıcan gibi tohumu yokdur, hemân leb-ber-leb bir ma‘cûn-ı mukavvîdir. Ucundan kabuğu soyulur. Ve şeker ile tenâvül olunsa dahi latîf olur. Dörd beş dânesi tenâvül olunsa, lahm yemiş kadar gınâ verüp gâyet tok tutar. Serî‘u'l-hazmdır ve gâyet nâfi‘dir. Bedene kuvvet verüp menîyi ziyâde edüp kuvvet-i basarı dahi ziyâde eder ve tabî‘atı i‘tidâl üzre eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y237b–Y238a ·
metinde göster ·
… Her şehrinde ziyâde olur, ammâ gevşek olur. Lâkin Burlos karpuzu büyük olur ve
kabuğu
ince olur, içi ekseriyyâ burun kanı gibi la‘lgûn olup âbdâr olur. Ve,
Karpuz: Her şehrinde ziyâde olur, ammâ gevşek olur. Lâkin Burlos karpuzu büyük olur ve kabuğu ince olur, içi ekseriyyâ burun kanı gibi la‘lgûn olup âbdâr olur. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y238a ·
metinde göster ·
… âtları edüp nârları önüne koduk. Hemân yatdığı yerden nârın birin ol zehr-i mâr
kabuğu
ile tenâvül etdi ve fukarâlarına birer nâr ve cümlemize birer nâr verdi. Ammâ b …
Herbirimize birer lisân-ı hâl ile iltifâtları edüp nârları önüne koduk. Hemân yatdığı yerden nârın birin ol zehr-i mâr kabuğu ile tenâvül etdi ve fukarâlarına birer nâr ve cümlemize birer nâr verdi. Ammâ bizim getürdiğimiz cümle tokuz nâr idi, anlar on sekiz nâr taksîm etdiler. Ve her birimize birer parça yatan(?) taşları verdi. Bir büyük taş dahi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y247a ·
metinde göster ·
… dil-i tabî‘a bir şeker şerbeti çıkar. Ve cirm [ü] cismi mahv olup rakîk ü nazîf
kabuğu
vardır. Elhâsıl diyâr-ı Mısır'da Mellevî şekeri ve kasab kamışı gibi yokdur. Bu …
Ve bostânlarında kasabı ya‘nî şeker kamışı üç âdem kaddi ve kol kalınlığı olup her boğumu birer karış olur. Ve eyle lezîz âbdâr olur kim bir boğumun kat‘ edüp emsen bir kâse cüllâbı çıkup âdeme hayât verir. Mu‘tedil-i tabî‘a bir şeker şerbeti çıkar. Ve cirm [ü] cismi mahv olup rakîk ü nazîf kabuğu vardır. Elhâsıl diyâr-ı Mısır'da Mellevî şekeri ve kasab kamışı gibi yokdur. Bu şehirde meşhûr-ı âfâk bunlardır. Gayrı eşyâları dahi çokdur, ammâ memdûh-ı âlemi sükkeridir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y366a ·
metinde göster ·
… amdır. Ammâ lezzetde bir şeye müşâbeheti yokdur. Meğer bu beyzâ yerde bitermiş.
Kabuğu
beyâz, içi lâ‘lpâre-misâl kırmızı. Dahi içinde fındık kadar bir çekirdeği var. …
Ve bir gûne yumurta getirdilerdi, tavuk yumurtası gibi beyâz ve cirmde dahi ol kadar, ammâ bir tarafında kökü var, gûyâ şalgamdır. Ammâ lezzetde bir şeye müşâbeheti yokdur. Meğer bu beyzâ yerde bitermiş. Kabuğu beyâz, içi lâ‘lpâre-misâl kırmızı. Dahi içinde fındık kadar bir çekirdeği var. Kabuğun kırup içinden cüllâb-ı zülâlin nûş edersin. Gûyâ bi-emrillâh süd lezzetindedir. Tereyağı içinde tabh olup yenilse dahi lezîz, dahi mukavvî olur. Zerhar derler bir gûne yer yumurtasıdır, aceb lezîz ta‘âmdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y442b ·
metinde göster ·
… beyâz, içi lâ‘lpâre-misâl kırmızı. Dahi içinde fındık kadar bir çekirdeği var.
Kabuğun
kırup içinden cüllâb-ı zülâlin nûş edersin. Gûyâ bi-emrillâh süd lezzetindedir. …
Ve bir gûne yumurta getirdilerdi, tavuk yumurtası gibi beyâz ve cirmde dahi ol kadar, ammâ bir tarafında kökü var, gûyâ şalgamdır. Ammâ lezzetde bir şeye müşâbeheti yokdur. Meğer bu beyzâ yerde bitermiş. Kabuğu beyâz, içi lâ‘lpâre-misâl kırmızı. Dahi içinde fındık kadar bir çekirdeği var. Kabuğun kırup içinden cüllâb-ı zülâlin nûş edersin. Gûyâ bi-emrillâh süd lezzetindedir. Tereyağı içinde tabh olup yenilse dahi lezîz, dahi mukavvî olur. Zerhar derler bir gûne yer yumurtasıdır, aceb lezîz ta‘âmdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y442b ·
metinde göster ·