… ır, kırk ze‘âmetdir, bin altı yüz yigirmi yedisi tezkirelü tîmârlardır. Kânûn-ı
kadîm üzre
ümerâ ve zü‘amâ ve erbâb-ı tîmârının cebelüleri ile dörd bin beş yüz asker olur …
Bin altı yüz altmış yedi kılıçdır, kırk ze‘âmetdir, bin altı yüz yigirmi yedisi tezkirelü tîmârlardır. Kânûn-ı kadîm üzre ümerâ ve zü‘amâ ve erbâb-ı tîmârının cebelüleri ile dörd bin beş yüz asker olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 55b ·
metinde göster ·
yeniçeri ağaları kola bindikde Deli Çelebi pederi dahi bile kol dolaşup kendüle …
Sultân-ı melâmiyyûn ve büdelâ-yı mecâzibûn mahbûbü'l-kulûb-ı benî âdem ve mesîregâh-ı her dem Dîvâne Burnaz Mehemmed Çelebi ve eş-şehîr Sabâh Sabâh Delisi: Pederi, fâtih-i Eğre Mehemmed Hân'dan berü (---) ocağında çavuş kethudâsı olup kânûn-ı kadîm üzre yeniçeri ağaları kola bindikde Deli Çelebi pederi dahi bile kol dolaşup kendülere müte‘allik bir mücrim yoldaşları ele girse haps ederdi. Bir gün bu Deli Çelebi pederine elem-zede olup "sabâh ölürsün" der.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 115a ·
metinde göster ·
değşirme ağası alayıyla bizim alayımız da gidüp bizler dahi başka mehterhâne il …
Dördüncü ricâmız, kânûn-ı kadîm üzre değşirme ağası alayıyla bizim alayımız da gidüp bizler dahi başka mehterhâne ile ordu-yı Hümâyûn alayı edelim" deyü cümle ricâ etdikleri ricâları Süleymân Hân yanında hayyiz-i kabûlde vâkı‘ olup ellerine hatt-ı şerîf verilüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 195a ·
metinde göster ·
otağına nüzûl etdüğü sâ‘at cümle beldâr u çerâhora kırk bin mikdârı kazma ve kü …
{Der-beyân-ı muhâsara-i kal‘a-i Hanya} : Ba‘dehû fermân-ı serdâr ile cümle hayme ve hargâhları Hanya kal‘asının cânib-i şarkîsi ve garbîsi ve cenûbî tarafına top menzili ba‘îd ordu-yı İslâm kat-ender-kat kurulup cânib-i erba‘a içine karavullar ta‘yîn olunup cümle mîr-i mîran ve asâkir-i a‘yân-ı cüyûş-ı müslimîn hayme ve hargâhı ve bâr [u] bengâhıyla ta‘yîn olunduğu yerlerde meks edüp taraf taraf çavuşlar tenbîh edüp cümle guzât gusller eyleyüp herkes helâlleşüp Bismillah ile ibtidâ yeniçeri ocağı rûz-ı rûşende meterise girdiler. Ertesi ale's-sabâh deryâ-misâl asker ile mevc mevc ve fevc fevc ve gürûh gürûh müzeyyen ve müsellâh cüyûş-ı muvahhidîn ile Serdâr-ı mu‘azzam Yûsuf Paşa kal‘a altından küffâr-ı hâre karşu alâ rağmi'l-a‘dâ'l-a‘dâ bir alay olmuşdur kim cümle küffâr-ı dûzah-karâr havf [u] haşyet-i Âl-i Osmân'dan mebhût [u] mütehayyir kaldılar. Andan serdâr-ı mu‘azzam, kânûn-ı kadîm üzre otağına nüzûl etdüğü sâ‘at cümle beldâr u çerâhora kırk bin mikdârı kazma ve kürek verüp yedi koldan sıçan yollarına mübâşeret olunup yedi koldan kal‘a-i Hanya'yı kuşadup muhâsara etdiler. Evvelâ kal‘anın cânib-i cenûbunda yeniçeri kethüdâsı koluna serdâr-ı mu‘azzam girdi. Ve Anadolu eyâleti ile (---) Paşa on oda ile zağarcıbaşı girdi. Ve Rûmeli eyâletiyle (---) Paşa on oda ile samsoncubaşı girdi. Kapu tarafı ki cenûb tarafıdır, Sivas eyâletiyle (---) Paşa beş oda ile yeniçeriyle haseki ağa meterise ve cânib-i şarkîsinde gümüş tabyasına cümle Cezâyirli meterise girdi. Ve kal‘anın cânib-i garbîsinde Altuntabya tarafına Haleb eyâletine mutasarrıf (---) Paşa üç oda ile zenberekçibaşı meterise girdi. Netîce-i kelâm yedi koldan on yedi kat-ender-kat cümle guzât meterise girüp her tarafdan göz açdırmayup günden güne meterisler yürümede, ammâ sedd-i İskender-vâr bir çâr-kûşe kal‘a-i üstüvâr olmağıla cânib-i şimâlîsi liman ve deryâ vâkı‘ olup ol tarafında meterise girilmek muhâl-ender-muhâl olup ancak karada şarkî ve garbî ve cenûb tarafından meterise girildi. La‘în-i bî-dîn küffâr, Âl-i Osmân ile Kıbrıs gazâsından berü ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl etmemeğile askeri dinç ve cebehânesi gülünç ve sâ’ir mühimmatları mütekâsir ve soltatları vâfîr, şeb [u] rûz ârâm etmeyüp yedi gün yedi gice kırk bin top ve niçe kerre yüz bin tüfenk-i pür-renk ve niçe bin kazan kumbara atup şeb-i zulmânîde kal‘ayı meş‘al-i mu‘allaklar ile çerâğân ederdi. Yedi günde yedi bin âdem şehâdet câmın nûş edüp camadanları beytü'l-mâle teslîm olundu. Ammâ hamd-i Hudâ guzât-ı müslimîn zerre ve şemme havf etmeyüp serdâr-ı bâ-vakârın ihsân [u] in‘âmı sebebiyle ihtimâm-ı 271b tam edüp gice ve gündüz meterisleri ileri yürüdüp üçüncü gün handak kenarına varıldı. Ve yedi koldan balyemez toplar kal‘anın yedi yerinden rahneler verdi. Ammâ kal‘anın zerre mikdârı rûhunun haberi olmadı. Gûyâ bir kûh-ı Demâvend idi. Bu hâl üzre yigirmi gün yigirmi gice ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtâl olup mel‘ûn küffâr topa tutulmuş maymuna dönüp henüz hâbdan bîdâr olur gibi kudurmuş yılana dönüp eyle hıyel u şeytanat ve âteş-bâzlıklar edüp cümle guzât-ı müslimîni kebâb eyledi. Asker-i İslâm bu hıyel u mel‘ânetlerine bakmayup gün-be-gün ser-bâzlıkların ziyâde edüp Kumtabya cânibinden toprak sürmeğe eyâlet-i Şâm ve Mar‘ayş ve Karaman ve Tarabefzûn me’mûr olup toprak dağlar gibi gelirken küffâr-ı bed-girdâr [u] hilekâr kal‘a içinden el kumbarası ve kazan kumbarası ile erbâb-ı timarı yakup yandırdı. Âhir toprak sürmek mümkün olmayup taraf taraf lağımlara mübâşeret olunup kal‘anın garbî cânibi ki Nazarta tarafıdır, ol cânibden üç ağızlı bir lağm-ı sehm-gîn atılup kal‘anın yetmiş arşın mikdârı yeri hevâya perrân olup üzerinde olan küffârlar zâğ-ı gammâz-vâr hevâya pervâz urup dârü'l-bevâr-ı veylde karâr etdiler. Küffâr-ı dûzah-karâr bu lağım fennin görüp fi'l-hâl derûn-ı kal‘ada zîr-i handakdan güzer edüp bir lağım-ı sehm-gîn [ü] keyd-i mekîn atmışdır kim sürülen toprakla iki yüz mikdârı âdemleri evc-i hevâya münkalib edüp bir sâ‘at-i nücûmî gubar-ı türâb ile asker-i İslâm zulumât içre kaldılar. Niçe âdemler zîr-i türâbda bî-nâm u nişân olup bilâ-lahid ü bilâ tekfîn medfûn oldular. Guzât-ı müslimîn bu hâle dahi bakmayıp birbirlerin cenge tergîb edüp kal‘anın rahnedâr yerlerinden serdengeçdiler câbecâ kelleler ve diller getirmeğe başladılar. Hemân serdâr hazretleri kelle getirene elli altun, dil getirene yüz altun ve esîrin ihsân edüp niçesine timar u ze‘âmet bî-dirîğ ihsân oldukça guzât-ı müslimîn cân u gönülden cân ve baş verüp bir kaç kerre tâ derûn-ı kal‘adan kelle ve dil ve bir kerre ceneralin oğlun kayd-bend ile getirdiler. Ammâ ol gün mel‘ûn küffâr kudurdular ve hayli ceng edüp bî-nihâye yiğitleri şehîd etdiler. Ve bundan mâ‘adâ şeb [u] rûz görülmemiş âteş-feşânlık ederdi. Mâh-ı mezbûrun (---) günü derûn-ı kal‘adan bir küffâr resen-bâzlık ederek nüzûl edüp serdâr-ı âlî-tebârın huzûruna gelüp eydür "Sultânım! Eğer kal‘a içinde benim evimi ve ehl [u] iyâlimi bana ihsân edersen sana müjdem vardır" dedi. Serdâr "Hânenden ma‘a ziyâde murâd [u] maksudun her ne ise dîn-i Muhammedî hakk-içün sana ihsân edüp cümle re‘âyâya seni zâbit nasb edüp cümle tekâlîf-i örfiyyeden seni ve evlâdların mu‘âf ve müsellem edem" deyü yemîn billah ve kasem tallah edüp mezkûr keferenin gerdenine bir emân destmâlı bend edüp keferenin cümle ricâsın kabûl etdikde kefere eyitdi. "Sultânım: Küffâr içerde iki fırka olup Rûmlar kal‘ada kırılmakdan kal‘ayı Osmânlıya verüp harâc-güzâr re‘âyâ olalım derler. Venedikli, yok elbette imdâdımız gelince ceng edüp kırılırız, kal‘ayı virmeziz derler ve imdâdlarının gelmek ihtimâlleri vardır. Ve kendüler dahi top u tüfenk ve lağımdan helâk olup cümle küffâr liman tarafı emîn olmağıla anda cem‘ olmuşlardır. Şimdi tedârik oldur kim liman tarafına havâle taşrada bir tabya binâ edüp on pâre balyemez top ile liman tarafın döğesiz ve içeri Rûm mahallesinde bir kaç ok ile Rûmlara istimâlet kâğızları atasız, inşâallah böyle etseniz kal‘anın fethi müyesser olur" deyü kefere niçe gûne mütehassin tedârikler gösterdi ve vâfir sûret-i hak yüzünden telkîn edüp bir kaç ok ile Rûm mahallesine Rûmî lisânı üzre kâğızlar atup ol gice içerden on aded Rûm kefereleri çıkup İslâm ile müşerref olup isimlerine Burmalı fülân, Burmalı Sinân nâmında isimler kodular. Serdâr-ı zafer-şi‘âr bunların bu kelâm-ı dürûğlarına aslâ i‘timâd etmeyüp yevmen fe-yevmen göz açdırmayup kal‘ayı döğerdi. Ve kal‘anın cânib-i şarkîsinde Cezâyirli kolunda limana havâle bir tabya-i âlî binâ etmeği vech-i ma‘kûl görüp bir gicede evce ser çekmiş bir tabya-i âlî ihdâs edüp on pâre balyemez top-ı küp ile derûn-ı kal‘ada olan sarây-ı âlîlere ve emîndir deyü liman kenarında sâkin olan küffâra eyle top gülleleri uruldı kim derûn-ı kal‘adan 272a bir feza‘ u çeza‘ kopdu kim feryâd u figânları evce peyveste oldu. Ve ol gün cümle donanma-yı hümâyûn gemilerinde ve cümle deryâ beğlerine ve Cezâyirliye emirler gidüp rûy-ı deryâda gâfil olmayup hıfz [u] hırâsetler üzre olup on iki pâre mavunalar ile kal‘anın leb-i deryâdan olan yerlerin ve liman tarafların döğmeğe me’mûr etdiler. Anlar dahi kal‘a limanın döğmeğe mübâşeret edince derûn-ı kal‘adan bir vâveylâ kopdu. Ammâ deryâdan atılan top-ı kûplerin gülleleri niçe kerre bizim asker-i İslâma isâbet etdüğünden donanma topçubaşısına gayrı fermânlar gitdi. Ammâ yine bu mâbeynde küffâr-ı anîd-i pelîd inâdına musırr olup niçe bin gûne muhîl [u] şeytanat ve âteşbâzlık edüp ve niçe kayd [u] hâ’inlik ile âteş-feşânlık edüp günden güne yüz ve iki yüz âdem derece-i şehâdete kadem basdılar, bu kemîngâhda ömr-i gümânların yasdılar, ve sâ’ir guzât-ı muvahhidîn kılıçların arşa asdılar. Hulâsa-i kelâm şeb [u] rûz olan vekâyi‘âtları tahrîr eylesek tatvîl-i kelâm olup bir mücelled kitâb olur. Ancak merâm [u] maksûd-ı kelâm oldur kim küffâr-ı hîlekâr bu hücûm-ı mehcûmu görüp mâh-ı mezbûrun (---) günü bendler üzre çıkup gördü kim kırk bin eli kılıçlı ve çeğini kalkanlı serdengeçdi gâzîleri yürüyüş etmeğe âmâde olmuşlar. Ol gün küffâr bu hâli görüp bedenler üzre beyâz vereh bayrakları diküp "Aman, aman ey güzîde-i Âl-i Osmân" deyü feryâd u figân etdiler. Aslâ feryâd u vâveylâlarına nazar etmeyüp ma‘a'z-ziyâde kal‘a[yı] kûp toplar ile döğüp kumbara ve kurşumlar ve lağımlar atılup kal‘anın ba‘zı münhedim olan yerlerinden rehin nâmıyla bir kaç kapudan küffâr çıkup on gün mehil istediler. Serdâr eyitdi "Ale's-sabâh çıkarsınız, yohsa cümlenizi dendân-ı tîğdan bî-dirîğ geçiririz" deyü ta‘ahhüd etdiler. Hemân küffâr-ı dûzah-karârın birkaçı serdâr serâperdesinde kalup birkaçı derûn-ı kal‘aya gidüp "Kâbil ü imkân değildir. Cümle Türk yürüyüş edüp kırsalar gerekdir. Hemân cân u başımız ve ehl [u] iyâl ü yoldaşımız sağ iken sabâh çıkalım" deyü cümle ricâ edüp ma‘a-ziyâde bedenler üzre vere bayrakları zeyn edüp niçe mu‘temed küffârlar taşra rehne çıkup ol sâ‘at emân ile cümle yeniçeri ve sipâh ve cebeci ve topçu ocakları pür-silâh bedenler üzre zeyn olup cümle topları ve cebehâneleri kabza-i tasarrufa aldılar. (---) Ol gice cümle küffâr gemilerine dolup cezîre cezîre dârü'l-karâr-ı bevârlarına git(me)diler. Hamd-i Hudâ mâh-ı mezbûrun (---) günü burc u bârûlar üzre ezân-ı Muhammedîler kırâ’at olunup cümle guzât-ı müslimîn meterislerden çıkup kal‘anın der-i dîvârı üzre kat-ender-kat zeyn olup bir kerre gülbâng-ı Muhammedî ve bir yaylım top u tüfenk şâdmânın edüp üç gün üç gice donanma-yı hümâyûn olup şeb [u] rûz şâdmânîler olup sıyt u sadâ-yı top u tüfenk evkât-ı hamsede üç yaylım atıldığında zemîn ü âsumân ve deryâ-yı bî-pâyân cûş [u] hurûşa geldi. Küffâr gemileriyle Hanya'nın cânib-i şarkîsinde Suda kal‘asına ve Retime ve Apokorona ve Kandiye'ye giderlerken Hanya cenerali la‘în bu şâdmânîleri görüp ve ezân-ı Muhammedîleri istimâ‘ edüp ve nâkûshâneleri üzre haç alemleri ser-nigûn olup yerine yeşil alem-i Resulullah zeyn olduğun görünce ceneral-i mel‘ûn "Bu hâli görmemek yeğdir" deyü parmağıyla kendi gözün çıkarup la‘în oldu. Hemân ale'l-acele cümle donanma-yı hümâyûn limana girüp ıskarça olup sâ’ir şayka ve karamürsel ve cebehâne gemilerine destûr verilüp Âsitâne tarafına müjdeciler gitdi. Ve gayrı deryâ beğleri cümle yetmiş yedi pâre başdardalarıyla elli pâre Cezâyir ve Tunus ve Tarabulus gemileri lenger-endâz olup yatdılar. Andan cümle gemilerde olan mühimmâtları ve forsa pâyzenleri gemilerden çıkarup leb-i deryâya azîm surâhî ve serâmed ve musanna‘ toplar koyup ve niçe tabya-i azîmler edüp kirpi-misâl toplar ile müzeyyen edüp kal‘anın ibtîda handaklerin ve sürülen dağlar gibi toprakların deryâ-misâl asâkir-i İslâm ve beldâr ve çerâhôr ve teberdârân ve azebân ve forsa ve pâyzenânlar ile üç gün üç gicede handakleri mülevvesâtdan ve meteris sıçan yollarından pâk edüp kal‘anın rahne-dâr yerlerin metânet üzre mebnî edüp cümle asâkir-i İslâmı yerlü yerine nasb 272b edüp kal‘a evvelkiden bin kat ziyâde metânet ve istihkâm bulup cemî‘î kenîseleri ma‘bed-i müslimîn olup tâ‘at-ı Sübhânî olmağa başlandı. İbtidâ cum‘a Sultân İbrâhîm câmi‘inde kılınup cümle guzât fethinde bulunduklarına hamd-i Hudâ etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 271a–272b ·
metinde göster ·
mir-i lîvâ tahtı idi. Niçe kerre kızılbaş istîlâ edüp ülkesi harâb u yebâb olma …
Evsâf-ı kal‘a-i Moğazbird: Hâk-i Gürcîstân'da Kars eyâleti hükmünde kânûn-ı kadîm üzre mir-i lîvâ tahtı idi. Niçe kerre kızılbaş istîlâ edüp ülkesi harâb u yebâb olmağıla hâlâ Kars nevâhîleridir. Kal‘asın İrân-zemîn şâhları hânlarından Moğaz Hân binâsıdır. Ba‘dehû Akçakoyunlu destine, andan Şâh İsmâ‘îl destinden Süleymân Hân feth etmişdir. Hâkimi kal‘a dizdârıdır ve yüz elli neferâtı vardır ve niyâbetdir. Kal‘ası havâlesiz bir kaya üzre şekl-i muhammes Şeddâdî taş binâ bir küçük kal‘a-i ra‘nâdır. Lâkin küçük kal‘acıkdır. Cümle altı yüz kadar bâğlı ve bâğçeli ve taşra varoşlu hâneleri var. Câmi‘ ve hân ve hammâmı ve on aded dükkânı var. Gayrı imâret-i âlîlerinden bir âsâr-ı binâ yok bir serhaddir. Bu kal‘anın dibinden nehr-i Arpaçayı cereyân eder. İbtidâ tulû‘ı Gürcîstân câniblerinden gelüp bu mahalden ubûr ederek Araz'a altı sâ‘at karîb yerde kend-i Tekletî dibinde nehr-i Araz'a mahlût olur, ab-ı hayât Arpaçayı'dır. Ve bu Moğazbird, Acem'in Şorakil kal‘ası hâkiyle müşâdır. Lâkin Şorakil kal‘ası dest-i Acem'de kalup cümle Şurakil nevâhîleri Kars hükmünde kalmışdır. Mabeyne-hümâsında mezkûr Arpaçayı hâlâ hâli üzre hudûddur. Bu nehrin karşu şark tarafı Acem'dir. Beri, garb tarafı Kars hâkidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 325a ·
metinde göster ·
… ürdibehişt bir kûşe-i heşt-behiştdir. Niçe yüz mülûk mâlik olmak içün bu şehr-i
kadîm üzre
niçe bin ceng [ü] cidâl olup âhir-i kâr sene 855 târîhinde Âl-i (---) pâdişâhla …
Erzene'r-rûm şehrindendir. Azerbaycân'dan ve bilâd-ı Ermen'den değildir. Devlet-i Âl-i Osmân'da dörd "Erzen" şehri vardır. Biri şehr-i Erzen {Birecik kurbunda kal‘a-i Rûm derler} Cezîre-i Dicle içredir, ol kadar imâr değildir. İkincisi Erzen-i Ahlât'dır kim cümle tevârîhde musarrah şehr-i azîmdir. Üçüncüsü Erzene'r-rûm ki, galat-ı meşhûrı Erzurûm'dır. Dördüncüsü Erzen-i Erzincân'dır kim Rûm hâkinde gâyet sevâhil bâğ-ı İrem-misâl ürdibehişt bir kûşe-i heşt-behiştdir. Niçe yüz mülûk mâlik olmak içün bu şehr-i kadîm üzre niçe bin ceng [ü] cidâl olup âhir-i kâr sene 855 târîhinde Âl-i (---) pâdişâhlarından Sultân Zâhireddîn, Yıldırım Bâyezîd Hân'ın yıldırım gibi cânib-i erba‘asındaki düşmanlarından intikâm alup ne cânibe müteveccih olduysa mansûr [ve] muzaffer olduğun görüp mezkûr Sultân Zâhireddîn Amasiyye kal‘ası fethi gününde Amâsiyye'ye gelüp bu Erzincân kal‘asının miftâhların Yıldırım Bâyezîd Hân'a teslîm etdükde Yıldırım Hân kemâl-i kereminden yine Erzincân tahtın Sultân Zâhireddîn'e ihsân edüp sikke [ve] hutbeyi Yıldırım Hân nâmına okudup üçüncü senede Sultân Zâhireddîn merhûm olup Karakoyunlu pâdişâhlarından Kara Yûsuf destine girdi. Ol dahi yedi sene mutasarrıf olup Timur-ı bî-nûr havfinden Kara Yûsuf Şâh tâc [u] tahtı ve raht [u] bahtın terk edüp Bağdâd Hâkimi Ahmed Celâyir ile Kara Yûsuf Yıldırım Hân'a firâr edüp Yıldırım Hân'ın zıll-ı himâyesinde ikisi dahi sâyelendiler. Âhir Timur, bu Kara Yûsuf'u ve Ahmed Celâyir'i Timur Yıldırım Hân'dan taleb edüp vermedi ve "Şehrinden redd eyle" dedi. Yıldırım Hân Timur'un sözüne bakmayup Timur'un Yıldırım Hân üzre hurûcu ibtidâ bu Kara Yûsuf ve Ahmed Celâyir içün olmuşdur. Ba‘dehû Timur, deryâ-misâl asker ile Yıldırım Hân üzre gelirken Kara Yûsuf ve Ahmed Celâyir Adalya'dan gemilere süvâr olup Mısır diyârında Sultân Berkûk'a dahl düşdüler. Beri tarafda Kara Yûsuf'un dârü'l-mülkü olan kal‘a-i Erzincân'a Sultân Uzun Hasan mâlik olup ol diyârları kabza-i tasarrufa alup Azerbaycân şâhı iken Erzincân şâhı dahi olup sikke ve hutbe sâhibi dahi oldu. Hâlâ darbhânesi Mevlevîhâne kurbunda zâhirdir. Beri tarafda Timur-ı bî-nûr destinde bi-emri Hudâ Yıldırım Hân münhezim olup mahpûsen merhûm olup Erzincân'a Uzun Hasan müstakil pâdişâh oldu. Yıldırım Hân'dan sonra Devlet-i Âl-i Osmân şehzâdeleri İsâ Çelebi ve Mûsâ Çelebi ve Süleymân Çelebi ve Çelebi Şehzâde Mehemmed bunların asrında devlet helc ü melc olup âhir Çelebi Sultân Mehemmed, mezkûr şehzâde birâderlerinin üçünü de katl edüp müstakil pâdişâh oldu. Ammâ bu Erzincân câniblerin feth-i fütûh etmeğe iktidârı olmayup Erzincân'dan Uzun Hasan memâlik-i Âl-i Osmân'a el uzunluğu edüp tâ Ebü'l-feth Sultân Mehemmed asrına dek Uzun Hasan mu‘ammer olup hayli şekâvetler edüp niçe kal‘aları ve niçe yüz kurâ ve kasabâtları feth [u] teshîre alup istilâ eyledi. Âhir sene 878 târîhinde Ebü'l-feth Gâzî deryâ-misâl asker ile Uzun Hasan'ın istîlâ etdüğü kılâ‘ları istihlâs edüp sahrâ-yı Tercân'da Uzun Hasan'a bir satûr-ı Muhamedî-i Mehemmed Hân çekdiğine {târîhi "Butlânu keydi'l-hâ’inîn" [878]lafzı vâkı‘ olmuşdur}. Hasan-ı Tavîl, kasîr-kâmet ile tâ şehr-i Azerbaycân'a firâr edüp ömrü kasîr olup karâr etdi. Ebü'l-feth Gâzî cümle elin vilâyetin feth edüp kal‘a-i Erzincân'a bilâ-ceng ü cidâl mâlik olup Sultân Zâhireddîn'in binâ etdüğü kal‘ayı ta‘mîr u termîm edüp kifâyet mikdârı kul koyup Âl-i Osmân'ın ikinci fâtih-i Erzincân[ı] Sultân Mehemmed Hân'dır. Ba‘dehû Sultân Bâyezîd Hân asrında Selîm Şâh-ı Evvel, Tarabefzûn hâkimiyken Şâh İsmâ‘îl-i gümrâh bir takrîb ile Erzincân'a mâlik oldu. Ol dahi memâlik-i Osmâniyye'ye vaz‘-ı yed etmeğe başladı. Ba‘dehû Selîm Hân-ı Evvel'e Cenâb-ı Bârî yârî kılup müstakil pâdişâh oldukda ibtidâ gazâsı Şâh İsmâ‘îl üzre gelirken sene 921 târîhinde bilâ-ceng kal‘a-i Erzincân'ı emân ile Selîm Şâh'a kal‘ayı teslîm edüp fâtih-i sâlisi Selîm Şâh'dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 341a ·
metinde göster ·
… ûfdur, lâkin efendimizin fermânı üzre bu şehre hâkim olduğumuz cihetden kanûn-ı
kadîm {üzre}
kazâmızın cümle kurâ vü kasabâtlarından kendi kudûmiyyemiz içün ve Kili kal‘ası …
Menzil-i şehr-i ma‘mûr Saltık Bâğı, ya‘nî kal‘a-i Babadağı: Kal‘a-i kadîmi şehrin şarkında Tuna azmağı kenârında Yeni Salâ kal‘asıdır kim {Babadağı} şehrinden görünür. Bu dahi inşâ’allâh mahallinde vasf olunur, ammâ hâlâ yine Baba şehrinin kıblesinde bâğlar içre bir metîn kal‘a kullesi vardır. Mukaddemâ bu şehr-i Babadağı mevsûfdur, lâkin efendimizin fermânı üzre bu şehre hâkim olduğumuz cihetden kanûn-ı kadîm {üzre} kazâmızın cümle kurâ vü kasabâtlarından kendi kudûmiyyemiz içün ve Kili kal‘ası mismârı ve bennâsı ve çerâhoru mâlıçün ve Paşa'nın mukarreri gelüp yeni zahîre bahâ mâlları tahsîliyçün mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübînden mühürlü tezkireler alup ve keşşâf nâ’ib ve resûller ile,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 67a ·
metinde göster ·
… emîn ve yesârında ve kimi mesâfe-i ba‘îdede nümâyân kal‘alar var, ammâ mu‘tâd-ı
kadîm üzre
ilme'l-yakîn ve hakka'l-yakîn ve ayne'l-yakîn hâsıl etmeyince kal‘a evsâfların …
Andan 3 sâ‘atde dağlar ve bâğlar ve taşlar içre giderken bu semtlerde çok kal‘alar nümâyândır. Meselâ kal‘a-i Kopnik ve kal‘a-i Verbi ve kal‘a-i Yemruçe ve kal‘a-i Gırgorifçe ve kal‘a-i Baya ve kal‘a-i Lokay ve niçe kal‘alar dahi kimi Tuna kenârının yemîn ve yesârında ve kimi mesâfe-i ba‘îdede nümâyân kal‘alar var, ammâ mu‘tâd-ı kadîm üzre ilme'l-yakîn ve hakka'l-yakîn ve ayne'l-yakîn hâsıl etmeyince kal‘a evsâfların tahrîr etmemek dâ’im olmağ ile niçe kal‘aları alarkadan temâşâ edüp tahrîrinden dahi âciz olup ubûr ederdik, zîrâ bu Budin serhadlerinde dağdan dağa ve bâğdan bâğa ve niçe geçit başları iskelelerde kal‘alar çokdur. Andan mezkûr Babuniştıra palankasından 3 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 32b ·
metinde göster ·
… etmeyeceğine ben zâmin olup sene başı tamâm olmadan Eflak hazînesi içün kânûn-ı
kadîm üzre
üç yüz kîse pâdişâhıma bir günde poliçse kâğızıyla teslîm edeyim" dedikde Mehem …
"Eğer pâdişâhım, siz ihsân ediniz, eğer isyân ederse Âl-i Abbâsiyân'dan Hârûnu'r-reşîd tâ Bağdâd'dan Seydî Battâl Gâzî ile İslâmbol'a gelüp feth edüp Silivrikapusu'ndaki Zencîrliservi yanında Kızlar kenîsesin kal‘a yapup Ayasofya kilisesinin çanlığına Seydî Battâl Alina kralımızı asdığı gibi siz de beni ol ça[n]lığa asup ibret-i âlem olayım. Ve nitekim karındaşım beğdir, isyân [u] tuğyân etmeyeceğine ben zâmin olup sene başı tamâm olmadan Eflak hazînesi içün kânûn-ı kadîm üzre üç yüz kîse pâdişâhıma bir günde poliçse kâğızıyla teslîm edeyim" dedikde Mehemmed Hân bu sâdıkâne cevâb-ı hoş-edâlardan hazz edüp tîz bir yarlığ-ı şâhî yazup bıtrîkin karındaşın Bursa sicininden ıtlâk edüp geldikde görse kim bir pîr-i muğân sâhib-i zünnâr, yine Eflak beği olup vardıkda adl-i adâlet edüp ol ân hazîne-i pâdişâhı ılgar ile der-i devlete gönderüp şehr-i Bukreyş'i ve şehr-i Tirkoviş'i eyle ma‘mûr eder kim iki şehr-i azîm mânend-i Belgrad ve Edirne gibi olur. Ba‘dehu bir yıldan sonra koca beğ mürd olup veled-i pelîdi yine İslâmbol bıtrîkinin kefâletiyle müstakil beğ olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 101a ·
metinde göster ·
… lım tüfengler şâdımânları edüp Mizistre-i kadîm dizdâr ve ordu subaşısı kânûn-ı
kadîm üzre
bu kadar asâkir-i İslâmı Mizistre sahrâsı üzre her askeri yerlü yerlerine ve ko …
El-hâsıl bu kadar bin güzîde asker-i İslâmlar biri biri ardları sıra gelüp azîm gülbânglar çeküp ve birer yaylım tüfengler şâdımânları edüp Mizistre-i kadîm dizdâr ve ordu subaşısı kânûn-ı kadîm üzre bu kadar asâkir-i İslâmı Mizistre sahrâsı üzre her askeri yerlü yerlerine ve kollu kollarına kondurup herkes Manya gazâsına gitmeğe âmâde olup günden güne cüyûş-ı muvahhidîn Mizistre sahrâsın pür edüp ba‘dehu taraf taraf nevâhîler ve kazâlar ve sancaklardan salâhorân ve çerâhorân ve ırgat ve ummâller gelmeğe başlayup ellerinde ferhâdî külüngler ve kazmalar ve çapalar ve eyeler ve küsküler alay alay gelüp bir yol tathîr etmek içün Koçova dağları tathîrine Anapoli ve Mizistre 332b ve Ağrıboz kal‘alarının askerleriyle mezkûr ırgatlar ve çerâhorlar Serdâr Alî Paşa kethudâsıyla cümle pür-silâh on bin güzîde asker Manya'nın Koçova yolların pâk edüp top yolları açmağa gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 332a–332b ·
metinde göster ·
iri taşlar komuşlardır. Niçe bir kerre münâsebetile ahvâli terkîm olunmuşdur, a …
Elbasan şehri hâricinde (---)(---) nâm mahalde (---)(---) bir mesîregâh yerde medfûndur kim cemî‘i Arnavud kavimleri "Cedd-i ızâmımızdır" deyü ziyâret ederler. Kabri üzre zamân-ı kadîm üzre iri taşlar komuşlardır. Niçe bir kerre münâsebetile ahvâli terkîm olunmuşdur, ammâ şimdi bu mahalde medfûn olduğiyçün bir şemme sergüzeşt-i firârın tahrîr edelim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 367b ·
metinde göster ·
… re Rûmeli eyâletinde sancak beği tahtıdır kim başka hükûmetdir. Beğinin kânûn-ı
kadîm üzre
hâssı 235.299 akçedir. Ve ze‘âmeti 60 ve tîmârı 342 adeddir. Alaybeği ve çeriba …
Hâlâ Süleymân Hân tahrîri üzre Rûmeli eyâletinde sancak beği tahtıdır kim başka hükûmetdir. Beğinin kânûn-ı kadîm üzre hâssı 235.299 akçedir. Ve ze‘âmeti 60 ve tîmârı 342 adeddir. Alaybeği ve çeribaşısı vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 369b ·
metinde göster ·
beş yüz akçe mevleviyyet idi. Ammâ mesâfe ba‘îde olup bî-hâsıl olduğundan ⟦Y 27 …
Ve Medîne mevleviyyeti kânûn-ı kadîm üzre beş yüz akçe mevleviyyet idi. Ammâ mesâfe ba‘îde olup bî-hâsıl olduğundan Y 279b bî-i‘tibâr mevleviyyet idi. Ammâ yine Sultân Mehemmed Hân hazretleri,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y279a–Y279b ·
metinde göster ·
… ile tertîb ü tezyîn ederek ubûr ederler kim ta‘bîr olunmaz. Bu mahalde kânûn-ı
kadîm üzre
Mısır, şâm ve Mekke alayların ve âlâyiş-i dünyâ ziynetleri Y 314b ile Arafât' …
Andan huccâc-ı şâm ve asker-i cennet-meşâm dahi yine yevm-i terviyede telbiye-i "Lebbeyk allâhümme lebbeyk" diyerek bir alay-ı azîm ile Arafât'a giderler. Andan huccâc-ı şâm ve asker-i cennet-meşâm dahi yine yevm-i terviyede telbiye "Lebbeyk allâhümme lebbeyk" diyerek saf saf ve mevc mevc pür-silâh Mahmil-i şerîf ile ubûr ederler. Ammâ bu şâm askeri ve emîrü'l-haccı Mısır askerine rağmen ol kadar pâk müsellah ve mükellef alay ile tertîb ü tezyîn ederek ubûr ederler kim ta‘bîr olunmaz. Bu mahalde kânûn-ı kadîm üzre Mısır, şâm ve Mekke alayların ve âlâyiş-i dünyâ ziynetleri Y 314b ile Arafât'a revâne oldukları tamâm oldu. Geldik imdi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y314a–Y314b ·
metinde göster ·
cereyân etdirmeğe ihtimâm-ı tâm etmişdi. Ammâ kendüye Yemen fethi fermân olunup …
Nîl'in Süveys'e cereyân etdüği mahaller zâhirdir. Hâlâ azîm handaklardır. Ba‘zı yeri bir minâre kaddi amîkdir. Sehel şey ile tathîr olmak mümkindir. Ammâ zamânımızda Kethudâ İbrâhîm Paşa Mısır vezîri iken sa‘âdetlü pâdişâha arz edüp Benî Seyf mukâbelesinden Nîl'i ke'l-evvel zamân-ı kadîm üzre cereyân etdirmeğe ihtimâm-ı tâm etmişdi. Ammâ kendüye Yemen fethi fermân olunup Süveys benderinde kırk elli pâre kadırga yapılmağa mübâşeret olunup on pâre kadırga ve on pâre galyon inşâ olunup deryâda âmâde olmuşlar idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y385b ·
metinde göster ·
… emendine yüzler sürüp kullukda olup Selîm Şâh bu kullara hayr du‘â edüp kânûn-ı
kadîm üzre
vazîfe-i mu‘ayyenelerin ve me’kûlât [u] meşrûbâtların kemâkân ihsân etdi. Zîrâ …
Evvelâ Selîm Şâh Mısır'ı feth etdükde üç bin üç yüz on üç nefer azebân pâdişâhın pây-i semendine yüzler sürüp kullukda olup Selîm Şâh bu kullara hayr du‘â edüp kânûn-ı kadîm üzre vazîfe-i mu‘ayyenelerin ve me’kûlât [u] meşrûbâtların kemâkân ihsân etdi. Zîrâ Hazret-i Ömer ocağıdır. Amr ibnü'l-Âs hazretleri ile Mısır'a ibtidâ gelen İslâm askeri bunlardır kim cemî‘i zamânda mutî‘lerdir. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y64a ·
metinde göster ·
… eş bin yetmiş para, ve dîvân-ı Mısır'da vâki‘ olan masârîf-i lâzimeden mu‘tâd-ı
kadîm üzre
kırk bir paradan bir para kat‘ olunup tefâvüt-i lâzıme denmekle ma‘rûf olan mev …
Ve Muhâsebe kaleminden tahrîr olunan emvâl-i müteferrikadan yüz kîse ile beş bin beş yüz kırk sekiz para ve beher sene vâlî-i Mısır tarafından ber-vech-i maktû‘ tekmîl-i hazîne içün mahlûlâtdan vâki‘ olan hulvân kurâ tahtında matlûb kırk kîse mâl, ve Şecerüddür Hâtûn'un kisve-i şerîf evkâfı kurâlarından yigirmi iki kîse ile on beş bin yetmiş para, ve dîvân-ı Mısır'da vâki‘ olan masârîf-i lâzimeden mu‘tâd-ı kadîm üzre kırk bir paradan bir para kat‘ olunup tefâvüt-i lâzıme denmekle ma‘rûf olan mevâtdan senevî elli beş kîse ile on iki bin beş yüz para ki cem‘an senevî bâlâda tafsîl ve icmâli zikr olunduğu üzre ibtidâ-i Tût'dan âhirine değin harâc-ı arâzî ve küşûfiyyeler ve hulvân kurâlar ve yedi aded bender iskelelerden ve sâyir mukâta‘ât ve emvâl-i müteferrika ve gayrı mezkûr aklâmlardan tahsîl olunan emvâlin mecmû‘u üç bin tokuz yüz seksen bir kîse ile yigirmi dörd bin sekiz yüz kırk dörd para eder, kim vezîr-i mükerrem müşârun-ileyh hazretlerinin zamân-ı şerîflerinde bâliğ oldukdan sonra masârîf sene-i kâmile-i vâhidede ibtidâ-i Tût'dan âhirine değin ümerâ-yı Mısrıyyenin senevî sâlyâneleri ve mevâcib-i asâkir-i mansûreleri ve gayrıhâ iki bin yüz kırk iki kîse ve yedi yüz toksan dörd para mevâcibât ve Haremeynü'ş-şerîfeyn mâlı üç yüz kırk yedi kîse ile on yedi bin tokuz yüz yigirmi beş para eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y71b ·
metinde göster ·
… e meşâyih-i kirâm içün ve masârıf-ı bender-i İskenderiyye ulemâsı içün mu‘tâd-ı
kadîm üzre
sarf olunan âdât ve mürettebât ve otlakât ve cerâyât ve feddânât mâlları ve üme …
Ve vilâyet-i Mısır'da vâki‘ olan zevâyâ ve (...) ve ulemâ-yı izâm ve meşâyih-i kirâm içün ve masârıf-ı bender-i İskenderiyye ulemâsı içün mu‘tâd-ı kadîm üzre sarf olunan âdât ve mürettebât ve otlakât ve cerâyât ve feddânât mâlları ve ümerâ-yı Mısrıyye ve asâkir-i mansûre otlakâtları mâlı cümle ulemâ mâlları ile senevî yüz seksen bir kîse ile bin beş yüz para eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y71b ·
metinde göster ·
… şâallâh seksen dörd günden sonra Nîl kesimi ederiz. Cümle a‘yân-ı Mısır kânûn-ı
kadîm üzre
hâzır olsunlar. Bir azîm şâdumânlı Nîl kesimi olsun" deyü paşa tenbîh edince az …
"İnşâallâh seksen dörd günden sonra Nîl kesimi ederiz. Cümle a‘yân-ı Mısır kânûn-ı kadîm üzre hâzır olsunlar. Bir azîm şâdumânlı Nîl kesimi olsun" deyü paşa tenbîh edince azametullâh Mısır halkına sürûr [u] şâdumân etmeğe bahâne gerek. Der ceng-i evvel Eski Mısır'da yüz, iki yüz, beş yüz guruşa kirâ ile hâneler dutarlar. Ve Bulak ve Reşîd ve Circe'den niçe bin pâre gemilere mukaddem târîh ile yüzer ikişer yüz guruş büyük cerimlere kirâ verirler. Herkes gemileri ve hânelerini niçe bin bî-hisâb kanâdîller ile ziynet etmeğe başlayup şâhnişîn ve revzenleri münakkaş edüp der-i dîvârların beyâz kirec sıvayup Eski Mısır Ümmü Dünyâ'sın nev-arûs-ı dünyâ ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y150a ·
metinde göster ·
… re ile bu sorguc-ı sultânîye erzânî gördünüz. El-ihsân illâ bi't-tamâm. Kânûn-ı
kadîm üzre
sultânımın cemî‘i alay-ı bisâtları ve mataracılar ve tüfengciler ve şâtırlara v …
"Sultânım! Muhtesib kulunuz bu hil‘at-ı fâhire ile bu sorguc-ı sultânîye erzânî gördünüz. El-ihsân illâ bi't-tamâm. Kânûn-ı kadîm üzre sultânımın cemî‘i alay-ı bisâtları ve mataracılar ve tüfengciler ve şâtırlara ve yedekler ve cümle mehterhâne ve cümle ağavât kullarınızı alayına binmeği ricâ eder" deyü paşa kethudâsı yer öpüp ricâ eder. Paşa dahi ricâsın kabûl edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y165b ·
metinde göster ·
… tevzî‘ olur. Cümle hâkimler bu su kesimi mahallinde hâzır olmuşlar. Ve kânûn-ı
kadîm üzre
defter mûcebince vilâyete su salmasalar ahâlî-i vilâyet birbirlerin kılıcdan ge …
Bu tertîb üzre Feyyûm'a bu cisrlerden sular tevzî‘ olur. Cümle hâkimler bu su kesimi mahallinde hâzır olmuşlar. Ve kânûn-ı kadîm üzre defter mûcebince vilâyete su salmasalar ahâlî-i vilâyet birbirlerin kılıcdan geçirirler. Zîrâ herkes benim kurâm saky olsun deyü tama‘ edüp ceng [ü] cidâl olurdu. Zîrâ bu kurâların herbirinden beşer onar Mısrî kîse mâl matlûbdur. Bu mahalde paşa ağasına beş kîse hâsıl olur. Eğer cisrlerin birisinden mühür bozulup su uğurlamışlarsa paşa ağası ol kurânın direk şeyhlerin tahrîm ü ta‘zîr eder. Hâkim-i mûy, deyü herkes paşa ağasından havf ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·