… Karadeniz'de bu donanma-yı hümâyûnun hâli niçe olur ve nerede kışlar ve yüz bin
kadar asker-i
İslâm nerede cây-ı emn bulur. 261b Ve bir tarafdan imdâd gelmek ve zahîre gel …
Bu minvâl üzre kırk gün asâkir-i İslâmı eğlendirdi ve bu mahallerde asker içre câ-be-câ güft u gûlar istimâ‘ olmağa başladı ve küffâr artık firkateler ile imdâd göndermeden ferâğat edüp her gice beşer altışar yüz uryân küffâr nehr-i Tün ile şinâverlik edüp gavvâs-vâr dalarak şeb-i muzlimde niçe bin dîde-bânlar var iken vücûdların nehr-i Tün'e müstağrak edüp ağızlarında birer kamış ile nefes alarak ubûr edüp kal‘a-i Azağ'a niçe bin küffâr bu hîle ile girüp küffâr tâze cân bulup günden güne cengâverlik edüp meterisler basup şebhûnlar edüp kelle ve diller alup ka‘r-ı zemînde gâ’ib olurlardı. Ve ba‘zı âlât [u] silâhları ve mühimmâtların sığır tulumlarına koyup tulumları nehr-i Tün'e gark edüp nehr-i Tün ile tulumlar cereyân ederek kal‘aya bu gûne hîle ile zehâ’ir ve mühimmât [u] levâzımât gönderüp imdâd ederlerdi. Bu muhîl şeytanatların dahi guzât-ı müslimîn duyup nehr-i Tün içre gemi direklerin kazıklar kakup bend etdiler kim bir vukıyye mahi güzer edemeyüp niçe yüz bin guruşluk mâlı küffârdan bu hâl ile nehr-i Tün'den guzât-ı müslimîn alıp bây oldular. Bu hâl ile küffârın yine imdâdı gelmeyüp küffâr me’yûs oldu. Ammâ la‘în küffâr zir-i zemînde bî-bâk ü bî-pervâ gûnâ-gûn kemîngâhlar kurup ve niçe dâm-ı tezvîrler ve şarampav domuz delikleri idüp ileri varan ümmet-i Muhammed'i şehîd ide ide halkın yüzü döndü. Ve bu üslûb-ı rüsvây üzre ceng mümted olur deyü guzât-ı müslimîn havfe düşdüler. Ve efvâh-ı nâsda Moskov kralı iki kerre yüz bin küffâr ile geliyor deyü bu haber şüyû‘ bulup halkın aklı başından gitdi. Ammâ bu haber düşman sözü idi. Bu hâl üzre cümle vüzerâ ve vükelâlar mâh-ı mezbûrun (---) günü cümle a‘yân, sığâr u kibâr ve kâr-âzmûde iş erleri ale'l-‘umûm bir yire gelip meşveret-i azîm edüp dediler kim "Bu cengimiz günden güne gerü kalup kal‘adan nâm [u] nişân kalmayup yine fethi müyesser olımayıyor ve yeniçeri tâ’ifesi kırk günden ziyâde kalmak kânûnumuz değildir deyü bir gün guluvv edüp meterisden çıkarlar ve bir tarafdan kılıç gibi keskin kış gelüp Azak deryâsı iki kulaç mikdârı donar. Beş ay bend olup yollar ve beller dahi bend olur ve Kasım'dan sonra Karadeniz'de bu donanma-yı hümâyûnun hâli niçe olur ve nerede kışlar ve yüz bin kadar asker-i İslâm nerede cây-ı emn bulur. 261b Ve bir tarafdan imdâd gelmek ve zahîre gelmek muhâl-ender-muhâl bu kerre asker-i İslâm içre kaht [u] galâ olursa hâl neye müncer olur. Ve cebehâne-i pâdişâhîyi kime bırağırsuz ve ne cânibe gidersüz, bir cânibi deryâ, şimâl cânibi kâfiristân, şark ve kıble cânibi Heyhât Sahrâsı" deyü bu kadar müşâvere halkın her kafasından biner sadâ çıkup gûnâ-gûn müşâvereler etdiler. Âhiru'l-emr Koca Ken‘an Paşa ile Tershâne Kethüdâsı Piyâle Ağa buyurdular kim "Hemân re‘y u tedbîr oldur kim bu gün dellâllar nidâ edüp ale's-sabah yürüyüşdür. Timar ve ze‘âmet ve ibtidâ eyle sipâhîlik ve mâl-ı ganâ’im isteyen gelsin, deyü tenbîh olsun. Yedi koldan yedi bin âdem serdengeçdi ve salıcı yazılsın ve ana göre gayrı guzât-ı müslimînden niçe bin mücâhidîn dahi cem‘ olup cenge terğîb edin. Vermek Allah'ındır. Mısrâ:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 261a–261b ·
metinde göster ·
… racak ve ne yatacak yer vardır. Beddu‘â ana gerekdir kim bu kış ve kıyâmetde bu
kadar askeri
sizin üstünüze kondurmağa sebeb olan İslâmbol vezîri Ahmed Paşa'dır" deyince cü …
{Tetimme-i menâkıb-ı eş-Şeyh Hazret-i Bardaklı Baba}: Mezkûr beldenin kurbunda Bardaklı Baba nâm bir azîz-i hümâm ziyâreti var. Hacı Bayrâm Velî Kuddise sırruhu hulefâlarından imiş. Niçe keşf [u] kerâmetleri zâhir olmuşdur. Cümleden biri, kendiler kifâf-ı nefsleriyçün bardak yaparlarmış ve dâ’imâ tecdîd-i vudû’ içün bir bardak taşırlarmış. Cemî‘î fukarâları ol bardakdan âbdest alup yine bardak mâ’-i zülâl ile leb-ber-leb dururmuş. Hâlâ ol bardak kabr-i şerîfi âsitânesinde maslûb durur. Anınçün Bardaklı Baba derler. Hakîr türbedârın izniyle bardağı indirüp su ile pür eyleyüp teberrüken tecdîd-i vudû’ edem derken, anı gördüm ibrîk mâ’-i zülâl ile memlû. Ammâ üzerinde kırk yıllık gubâr var. Tekye-nişîn ve paşa imâmı ve niçe paşalı bu ibrîğin bu kadar seneden berü mâl-â-mâl durduğuna hayrân kalup türbedâra ve sâ’ir fukarâlara yemîn verdiler kim "Siz bu ibriğe su komadınız mı?" deyü yemîn etdirdiler. Anlar "Hâşâ ve kellâ, kırk elli seneden berü bu kubbede maslûb durur. İşte bu Evliyâ Ağa indirüp teberrüken âbdest alam derken hikmet-i Hudâ ve sırr-ı pîr ibriği dolu buldu". İmâm İbrâhîm Efendi ve gayrı ehibbâ "Evliyâ Çelebi, gel imdi, bu ibriği suyile yine yerine salb idelim" dediler. Taraf taraf ma‘kûldür, dediler. Hakîr tâzelik hasebiyle ta‘assub edüp "Elbette bu azîzin ibriğinden tecdîd-i vudû’ ederim" deyü Bismillah ile şurût [u] kuyûdıyla âdâb-ı vudû’ üzre sünnet-i Resûlullah ve alâ mâ ferazallah'ı icrâ edüp ibrîkden âbdest alup mâ’-i müsta‘meli leğen içinde burca burca âb-ı zemzem gibi kokardı. Ammâ ibrîk ke'l-evvel mâlâmâl durup hayretde kaldım. Paşa imâmı dahi cür’et edüp "Evliyâ Çelebi! Ben de teberrüken âbdest alayım" deyüp ol dahi tecdîd-i vudû’ etdi. El-hâsıl dörd kişi ol bardakdan âbdest alup yine ibrîk âb-ı tâhirle mâlâmâl durup cümlemiz mebhût [u] hayretde kalup yine du‘â ve senâ ile mezkûr ibrîği kubbede yerine salb eyleyüp leğen içre mâ’-i müsta‘meli Şeyh Bekir Dede alup hıfz eyledi. {Ammâ mezkûr ibrîk bir ahmerü'l-levn hâk-i pâkden inşâ olunup ibrîğin karnında âyet, sûre-i (---)Arapça âyeti tahrîr olunup dahi altında hurûf-ı erkâm ile 66622 ve dahi üç kâf ve iki cîm ve bir mîm ve bir kadeh tasvîri ve bir bardak tasvîri var idi}. 352a Hemân hakîr hasbeten lillah pîr-i azîzin rûh-ı şerîfiyçün bir hatm-i şerîfe şürû‘ edüp rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp âşinâlık kesb etdik. Zîrâ merâkıd-ı kibâr-ı kümmelîn ziyâreti hakkında Hazret-i mefhâr-i mevcûdât buyururlar kim hadîs Arapça buyurmuşlar. Hakkâ ki bu hadîs-i şerîf mazmûnunca azîzi ziyâret edüp rûh-ı şerîfinden isti‘ânet taleb edüp kalbim âyînesi jeng-i gamdan mücellâ oldu. Ânî gördüm, âsitâne-i sa‘âdetden taşra kapudan bir hâtûn zâhir olup bir ma‘sûm-ı pâki derâğûş eyleyüp kabr-i azîzin önüne koyup başın açup giysûların târmâr edüp gözün ve yüzün pâre pâre edüp "Oğul!" deyü feryâd etdi. Meğer harbendeler hâtûnun hânesine konup ma‘sûmunu kar üzre atup ol gice merhûm olur. Hâtûnun ardı sıra yine bu ziyârete niçe fukarâ ve zu‘afâlar, balta darbıyle zahmdâr ve ihtiyâr ve sâhib-i vakâr kimesneler hakîr ve hâr olup tekyeye gelüp kabr-i şerîfe girüp eyitdiler "Bak a Bardaklı Baba Sultân'ın Tanrısı! Eğer bunda yatan azîz pîr senin gerçek erin ise bunun yüzü suyuna olsun hey Çalap Allah ve âhir zamân Yalavacı Muhammedü'l-Mustafâ'nın aşkına olsun bize zulm eden bu paşalı celâlîlerini bu günde ve bu sâ‘atde bir belâya uğradup âvânlıklarından kurtulak" deyü ol kadar sağu sağılup Bardaklı Baba'nın kabr-i şerîfi üzre ağlayup tazarru‘ [u] nâlişler ile feryâd u figân eyleyüp bed-du‘âlar etdi kim hakîre bir dehşet gelüp bir bîm [ü] haşyet ârız olup vücûdum berk-i hazân gibi dir dir ditredim. Bildiği bed-du‘âları hedef-i icâbetde vâkı‘ olup bir kerre âh-ı serd çeküp hemân hakîr cümle fukarâ re‘âyâların yanına varup niçesinin destlerini bûs ederek, yüzlerine gülerek yanakların öperek eyitdim "Ey Ümmet-i Muhammed! Ben dahi ol askerdenim. Vallahi paşanın zulme rızâsı yokdur. Ammâ nâçâr baş kurtarmak içün başına bu kadar âdem cem‘ edüp kışda kıyâmetde ne konacak ve ne duracak ve ne yatacak yer vardır. Beddu‘â ana gerekdir kim bu kış ve kıyâmetde bu kadar askeri sizin üstünüze kondurmağa sebeb olan İslâmbol vezîri Ahmed Paşa'dır" deyince cümlesi "Bre gerçek eyitdi" deyü feryâdlar edüp hemân aralarından yüz yaşında bir pîr-i nâtüvân, tâbı ve tüvânı kalmamış ol pîr-i fânî baş açup "İslâmbol vezîri, Çalap Allah kılıcına dûş gele, râhatlığının ve kızanlarının ve kendinin devri döne. Bu yatan gerçek er demine hû diyelim hû" deyü kabir kurbunda sâkin oldular. Ol ihtiyârın hakîr, hakîrânice dest-i şerîfin bûs edüp eyitdim "Sultânım! Ben imâm efendinizin evine kondum. Âdemlerim ve atlarım kar üzre yatup ben bir hayat altında yatarım. Lütf eylen bana ve paşaya bed-du‘â etmen" deyü ricâ eyledim. "Seni biliriz. İmâm sana bulamaç ve yalamaç ve kölemeç aşı getirmiş, kabul edüp aşamışsın. Paşanı da seni de Allah kurudan kadadan ve yavunculu düşden ve aşup yordduğun yirde yaramaz işden sizi Allah saklasın. Ammâ ağaları ve sarıcaları ve sekbânları ve karakullukçulara hemân Çalap Allah belâların vire. Ne deyelim, kor giresi boğazları doydukdan sonra ıssı dama girüp şarâb hörpüldederler ve o kızıl kekremsi başlarına birer çanak çeküp ‘bre ev ıssı, bize kasık mancası getir’ deyü baltalar ile urup avret ve oğlan isterler. Cümle ehl [ü] evlâdlarımızı bir dama dıkdık. Giceyle damım kurdalayup bir yanından delüp avret ve oğlan çıkarmışlar. Hemân anları Allah'a saldık" deyü beddu‘â edüp gitdiler. Hakîr bu hâl-i diger-gûnu görüp "Yâ Rabbî! Sana sığınırım. Benim bu işlerden haber [u] âgâhım yokdur" deyü kabr-i şerîf üzre yine gelüp bir Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî kırâ‘at edüp ziyâret-i vedâ‘ edüp doğru Mehemmed Paşa efendimize gelüp bu vâkı‘ât-ı pür-melâli bir bir takrîr etdükde kethüdâsı Alî Ağa'yı çağırup eyitdi "Ne kadar bâr-ı bî-ma‘nî var ise onları bu kurâ halkına yediğimiz zehâ’ir mukâbelesine verüp tesellî-i hâtır eylen" deyü tenbîh ve te’kîd eyledi. Hakîkatü'l-hâl paşanın akrabâlarından Hazînedâr Alî Ağa, re‘âyâların maslahat-güzâr âdemlerin çağırup otak sokakları ve ba‘zı yağ deyyeleri ve niçe eme seme yaramaz taşra kilâr sandukları şekilli şeyler verüp tesellî-i hâtır olur şekilli oldular, ammâ mukaddemâ bed-du‘âları hedef-i icâbete te’sîr eyleyüp netîce-i kelâm Kızılırmak'da bu kadar mâl [u] menâl ve bu kadar halkullah [u] ibâdullah gark olmasının aslı Allahu a‘lem ol fukarâların Bardaklı Baba Sultân'da etdikleri bed-du‘ânın te’sîridir kim Kızılırmak geçidinde ol kadar hasâre ve ol kadar cân-ı azîz-i bî-çâre gark olmamışdır. Kulûb-ı ibâdullaha dokunup bed-du‘â almanın âkıbeti eyle olur, ne‘ûzü billah. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 351b–352a ·
metinde göster ·
… yüz bin atlarıyla kal‘adan top menzili ba‘îd gelüp meks etdiklerinde küffâr bu
kadar asker-i
İslâm'ı görüp kal‘adan,
Bir gün Çavuşzâde kolundan bir azîm lağım atıldı ve hayli {dîvâr} yıkılup açıldı velâkin kal‘anın rûy-ı dîvârı irtifâ‘ nihâyetinde olup içerden küffâr def‘-i a‘dâ etmeğile yürüyüşün gerüsü yürümeyüp dîvâr 124a üzre üç yüz aded cengâver serdengeçdi {Semendire} yiğitler kalup gördüler kim askerin gerisi gelmeyüp bunlar ortada kaldılar. Hemân cümlesi yek-dil [ü] yek-cihet olup dal kılıç şehir içre yürüyüp küffâr-ı murdârları şehir içre kovarak kırarak her bir yiğit birer ve ikişer kelle ile hırren fe-hırren ceng ederek bir gayrı gediklerden serdâr-ı mu‘azzam önüne geldiklerinde cümlesine belağan mâ-belağ ihsân [u] in‘âmlar ile tîmâr ve ze‘âmetler ihsân olundu. Bunların akabince derûn-ı hisârdan iki yüz aded kefere ve fecereler taşra amân ile çıkup gitdiler. Bunlara Tatar askeri râst gelüp esîr edüp ol gün bir alay-ı azîm ile seksen bin Tatar ve dör[d] kerre yüz bin atlarıyla kal‘adan top menzili ba‘îd gelüp meks etdiklerinde küffâr bu kadar asker-i İslâm'ı görüp kal‘adan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 123b–124a ·
metinde göster ·
… dik küffârı 138a Tekeli Mustafâ Paşa'yı Danilova nâm mahalde münhezim edüp bu
kadar asker-i
İslâm dendân-ı tîğdan geçüp küffâr-ı bed-girdâr Tekeli Paşa'nın otağın bu Kilis …
Ba‘dehû sene 943 târîhinde Süleymân Hân asrında Gâzî Hüsrev Paşa fethidir. Kanûn-ı Süleymân Hân üzre Kilis sancağı beğinin tahtı idi ve yüz elli akçe şerîf kazâ idi, lâkin sene (---) târîhinde Venedik küffârı 138a Tekeli Mustafâ Paşa'yı Danilova nâm mahalde münhezim edüp bu kadar asker-i İslâm dendân-ı tîğdan geçüp küffâr-ı bed-girdâr Tekeli Paşa'nın otağın bu Kilis kal‘ası altında kurup Ceneral nâm kapudan-ı bednâm Tekelü Paşa'nın mücevvezesin başına geyüp mehterhâne-i Âl-i Osmân çalarak dîvân-ı bed-âyîn etdikde Kilis kal‘asının a‘yânlarından dizdârı ve Sultânzâdeler ve Ca‘fer Beğzâdeler ve niçe ağazâdeler taşra dîvâna gelince görseler cümle küffâr askerleri içinde kaldılar. Hemân bunları kâfirler esîr-i bend-i zincir etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 137b–138a ·
metinde göster ·
… i zü'l-fecâm olup Murâd Hân-ı Gâzî'yi şehîd edince atına binüp firâr ederken bu
kadar asker-i
İslâm bu kadar silâh üşürürler, aslâ yıkamazlar.
Bir rivâyetde ba‘de'l-ceng [u] cidâl mezkûr kâfir elçilik takrîbiyle dest bûs-ı pâdişâhîye gelince dal hançer-i zü'l-fecâm olup Murâd Hân-ı Gâzî'yi şehîd edince atına binüp firâr ederken bu kadar asker-i İslâm bu kadar silâh üşürürler, aslâ yıkamazlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 167a ·
metinde göster ·
Hemân derûn-ı hisârdan bir gece yetmiş bin asker-i kefere ve Mehemmed Paşa'dan dahi bu kadar asker-i İslâm kal‘adan çıkup vakt-i şâfi‘îde Rakofçi la‘în-i bî-dîn üzre şeb-hûn edüp bir koldan Barçay Kral ve bir koldan Mehemmed Paşa Rakofçi askerin basup kıra kıra kemân-ı iktidârın yasup ve cemî‘i mâlların ganîmet edüp Rakofçi la‘în ancak yetmiş atlıyla cân ve baş halâsına düşüp firâr etdi. Ve Sibin kâfirleri esîr almayup Mehemmed Paşa askeri üç bin aded esîr ve bu kadar mâl-ı ganâ’imler ile sîr olup bu kadar cebehâne ile yetmiş aded balyemez ve düşmana amân u zamân vermez top-ı kal‘a-kûplar yerinde kalup cümlesin kal‘a-i Sibin'e korlar. Hâlâ kırmızı bir parankona çukalar ile mestûr altun-misâl toplar idiği cümle manzûrumuz olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 30a ·
metinde göster ·
İslâm pür-silâh kal‘adan çıkup salt [u] sebükbâr Budin'e geldiklerinde Budin ve …
Çâre olmayup derûn-ı hisârdan amân ile üç bin kadar asker-i İslâm pür-silâh kal‘adan çıkup salt [u] sebükbâr Budin'e geldiklerinde Budin vezîri Hasan Paşa Novigrad beğini "Niçün kal‘ayı kâfire verdin?" {deyü} çârsû başında {beği} salb eder, ammâ "Fuzelâyi'd-dehrden gâzî ve âlim ve zâhid bir mîr-i muhterem idi" deyü bu mîr-i merhûmun ve kal‘a-i Novigrad'ın ahvâlin böyle takrîr etdiler. Ve hakîr dahi eyle tahrîr etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 134a ·
metinde göster ·
… arnak ve Durobnak ve Bangan ve'l-hâsıl yedi aded nâhiye-i âbâdân kâfirlerini bu
kadar asker-i
İslâm ile urup bî-hisâb mâl-ı ganâ’im alup kâfire bir gûşmâl verin" dedikde hem …
"Sultânım, hamd-i Hudâ bu diyâra yigirmi bin askerle gelüp Kotur kâfirlerinden intikâmımız alup bu kadar esîrlerimiz kâfirden halâs etdin, ammâ el-ihsânu illâ bi't-temâm şu kadar bin asker ile bu mahalle gelmişken şu dağlar içre size ve bize ser-fürû etmeyüp eli vilâyeti nehb ü gâret eden Pive ve Nikşik ve Zatarnak ve Durobnak ve Bangan ve'l-hâsıl yedi aded nâhiye-i âbâdân kâfirlerini bu kadar asker-i İslâm ile urup bî-hisâb mâl-ı ganâ’im alup kâfire bir gûşmâl verin" dedikde hemân {Sührâb Mehemmed Paşa-yı şecî‘} Bismillâh niyyetü'l-gazâ deyüp cümle esîrleri ve kelleleri ve bâr-ı sakîlleri Risna kal‘asında koyup Yûsuf Beğ'i ve gayrileri kulağızlar alup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 158b ·
metinde göster ·
… keriyle iki bin aşağı bölük sipâhîleri ve topçular ve cebeciler ile yigirmi bin
kadar asker-i
İslâm ile Bobofça ve Berezense kal‘alarına gidüp ikisin de bir günde feth edüp …
Ve dahi Sokollu vezîr Seğitvar kal‘ası fethiyle iktifâ etmeyüp kal‘a ta‘mîr ü termîm olunup Sultân Selîm'den haber gelince kal‘a altında ârâm etmek iktizâ edince sancağ-ı Resûlullâh'ı ve cümle hazîne-i vakfullâhı kal‘a içine koyup mâh-ı mezbûrun yigirmi tokuzuncu günü vezîr-i hâmis Mustafâ Paşa'yı ve karındaşı Şemsî Paşa'yı umûmen Rûmeli askeriyle iki bin aşağı bölük sipâhîleri ve topçular ve cebeciler ile yigirmi bin kadar asker-i İslâm ile Bobofça ve Berezense kal‘alarına gidüp ikisin de bir günde feth edüp iki serdâr ordu-yı hümâyûna gelüp ba‘dehu Plevneli Gâzî Mihaloğullarına Kanije ve Komar ve Egirsek nâm kal‘aların câniblerine gönlünde olan yiğitler ile akın edüp kâfiristânı nehb ü gâret etmeğe revâne olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 174b ·
metinde göster ·
Bu kadar asker-i cemapuriyle İsmâ‘îl şehrinden kalkup ikinci menzilde hamd-i Hudâ Bucak Tatarıyla Mehemmed Geray Hân'ın mübârek Geray kalga sultânına kırk bin asker-i Tatar-ı sabâ-reftâra râst gelüp ol gün gece ılgar edüp hamd-i Hudâ Boğdan'ın Yaş şehri içre kapanan Burunsuz Kostantin'e mâh-ı (---)(---) gününde bir sâtûr-ı Muhammedî urup ân-ı sâ‘atde küffârın lâşe-i murdârları beyâz kar üzre beyâz kefere cesedleri ceste ceste olup bakıyyetü's-süyûfları dest ber-kafâ beste beste olup niçe bin aded firâr eden küffârların akîblerine kalga sultân ile düşüp bu hakîr dahi âlem-i fetâlığımız olmağile bile seğirdüp üç gün gece Eflak vilâyetine 100a kadem basup anda dahi üç gün gece çapul bırağup yaka yıka ale'l-gafle Bukreyş şehrini basup (---) esîr(?) mâl-ı ganâ’imler alup şehr-i azîmin âteş-i Nemrûd'a urup ol kadar şehr-i mu‘azzam bir ânda hâke berâber olup andan Tirkoviş şehrin urup hem-çünân ol kadar mâl-ı firâvân alup andan Yergöğü kal‘ası önünde Eflak beği olan mezkûr Mihne Cüvan'ın olan ol hîz-i bî-temîzin taburun bozup kırk bin askerin dendân-ı tîğdan geçirüp bakıyyetü's-seyf olan küffârları cân havlleriyle nehr-i Tuna'ya kendülerin urup cümle gark-ı âb oldukları bâlâda sene (---) târîhinde bu gazâlarımız mufassal tahrîr olunmuşdur, nazar oluna tekrâr terkîmi hâcet yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 99b–100a ·
metinde göster ·
… rak serâperde önünde alay ile ubûr etdiklerinde Manya keferelerinin elçileri bu
kadar asker-i
pür-silâhı bu kadar bârgâh-ı ordu-yı Âl-i Osmân'ı görüp engüşt ber-dehen edüp â …
Hikmet-i Hudâ ol gün Alî Paşa'nın askeriyle kethudâsı ve Eğriboz sancağının yedi bin aded pâk ve müsellah ve müretteb güzîde levendât askeri ol gün imdâd gelüp tabl-ı âsâyiş çalarak serâperde önünde alay ile ubûr etdiklerinde Manya keferelerinin elçileri bu kadar asker-i pür-silâhı bu kadar bârgâh-ı ordu-yı Âl-i Osmân'ı görüp engüşt ber-dehen edüp âlem-i hayretde kaldılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 332a ·
metinde göster ·
Ve cümle neferâtı (---) ve bu kadar asker-i İslâm kulun kal‘adan taşra evleri yokdur. Ve gayri kavmin kezâlik evleri yokdur, cümle şehir içindedir, taşrada varoş yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y117b ·
metinde göster ·
ile cümle ehl-i züvvârı şeb [ü] rûz ihâta edüp dîdebânlık ederler. Ve her kolda …
Ve iki kâşif bu kadar askeri ile cümle ehl-i züvvârı şeb [ü] rûz ihâta edüp dîdebânlık ederler. Ve her kolda yine Mısır a‘yânları tevâbi‘âtları ile nigâhbânlık ederler. Zîrâ cemî‘i mezâhib-i muhtelifenin ecnâs-ı haşerâtları ve Harâmî ve Cüzâmî ve sâ’ir aşâyir harâmzâdesi bu cem‘iyyet-i kübrâda hâzırlardır. Her gün bu meydân-ı Mel‘abe'de on on beş bin sırıklı Urbân-ı uryân orman-misâl mızrakları ile âmâde dururlar. Y 290b Ba‘zı zamân fursat bulup Benî Harâm ve Benî Cüzâm birbirleri ile bu arsada çalup alma birbirleri ile ceng edüp tarafeynden niçe yüz aşkıyâ mürd olur. Ammâ rûhâniyyet-i Bedevî ile tîz def‘ olur. Anıniçün cümle ehl-i züvvâr tınâb tınâba meks edüp haymelerden kal‘a olur. Ol ecilden kâşifleri askerleri ile âmâde dururlar. Zîrâ bu günlerde bu meydân-ı mahabbetde niçe yüz Mısır hazînesi mâl vardır. Böyle bir cem‘iyyet-i kübrâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y290a–Y290b ·
metinde göster ·
… çavuşlar kethudâsı Şerîf Ahmed Ağa'yı istemeziz" deyü feryâd edüp pür-silâh bu
kadar asker-i
fellâh askeri ve fellâh yukaru kal‘aya çıkup sâkıyelerden suları kesdiler. Hemâ …
"Biz paşayı endiririz ve şehir havâlesin ve çavuşlar kethudâsı Şerîf Ahmed Ağa'yı istemeziz" deyü feryâd edüp pür-silâh bu kadar asker-i fellâh askeri ve fellâh yukaru kal‘aya çıkup sâkıyelerden suları kesdiler. Hemân şehir havâlesi Mustafâ Ağa paşaya varup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·