… Hudâ içi pâlûde cüllâbı ile memlûdur. Cüssesi Lanka bostânının tohumluk hıyarı
kadar olur
, dahi büyük ve dahi küçük olup kar-ı atîk içinde tavattun edüp tenâsül eder bir …
Sıfat-ı zi’b-i âb-ı zülâl : Dut yaprağı tırtılı gibi kırk ayaklı ve zahrında kırk siyâh hûrde-haş nuhâs-misâl benli ve iki la’l-gûn mînâ gözlü bir hayvândır, ammâ bi-emrillahi Te‘âlâ yine cümle vücûdu buzdur ve ağzı vardır ammâ dehânı yokdur. Hemân ağzı sülük ağzı gibi ma‘lûmdur. Ve arkası yine sülük gibi mevc mevc ve zîh zîhdir. Bi-emri Hudâ içi pâlûde cüllâbı ile memlûdur. Cüssesi Lanka bostânının tohumluk hıyarı kadar olur, dahi büyük ve dahi küçük olup kar-ı atîk içinde tavattun edüp tenâsül eder bir gûne mahlûkdur,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 230b ·
metinde göster ·
, derler. Ve râyegân dört ayakları olup yine kar içinde tavattun edüp taşra çıku …
Hâssa-i âb-ı zülâl : Bir âdem cimâ‘dan ve bir hâtûn evlâddan kalsa âb-ı zülâl yiseler bi-emrillah evlâd hâsıl edeler ve cimâ‘a kuvvet verir, gâyet mukavvîdir ve kuvvet-i basarı ziyâde eder. Hulâsa-i kelâm, cemî‘î emrâz-ı muhtelifeyi def‘ edüp ol âdem rahm-i mâderden müştak olmuş gibi olur, ammâ bu zülâl bulunmada kimyâb-misâldir, meğer mülûk pâdişâhları murâd edüp bulalar, ammâ cebel-i kûh-ı Elburzda kelb kadar olur, derler. Ve râyegân dört ayakları olup yine kar içinde tavattun edüp taşra çıkup ân-ı vakt teneffüs edüp yine kar içre gider derler "el-uhdetü ale'r-râvî" hakîr, görmedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 230b ·
metinde göster ·
… paşanın mâl-ı ganâ’imine müstağrak olmuş leşker, tok arslanın mişvarı ancak ol
kadar olur
. Ve kilk-i kazâ eli ezelde eyle takdîr olunup tahrîr olunmuş. Beyt:
Hakîr yine kethüdâ haymesine varup paşaya götürdükde paşa "Hay Evliyâm! Yolun yakın oldu" deyince "Sultânım! Bir iş zuhûr edüp bu kulunuzu yine muhabbeten paşa oğlunuz hakîri gönderdi" deyü mektûbları ve paşaya Varvar katli hakkına gelen hatt-ı şerîfi verüp Niksârî Halîl Efendi'ye nihânîce kırâ’at etdirüp bizim paşanın kendi ile müttefik olduğundan hazz edüp bu hakîri obasına götürüp "Benim oğlum! Sakın söz burada kalsın. Bak bana koca vâlideden ve Cinci Hoca'dan Bektâş Ağa'dan ve Muslihiddîn Ağa'dan ve Kara Murâd Ağa'dan ve cümle yedi ocak ağalarından ve şeyhülislâmdan ve cümle harem-i hâsda ayakdaşlarımdan ve sâ’ir karındaş [ve] yoldaşlarımdan ve cümle sipâhî ve yeniçeri ve cebeci ocaklarından gelen mektûbları cümle önüme koyup "Gör oğlum beni İslâmbol'a gel diye niçe isterler" dedi. Hakîkatü'l-hâl niçe mektûblara nazar etdim. "Benim efendim, iki yerden gayret kılıcın kuşanup ayağın pek basup basîret üzre olup cümle vüzerâ ve vükelâ ve ulemâ ve sulehâ ve mîr-i mîrânlar ve cümle yedi ocak halkıyla söz etmişiz. Cümlesi isterler. Cümle Anadolu eyâletlerinde ma‘zûl vüzerâ ve mîr-i mîrân ve sâ’ir mîr-i livâ ve sipâh kethüdâyerin başına cem‘ edüp Bursa üstünden tâ Üsküdar'a gelesin" deyü cümle İslâmbol a‘yânı mektûb ve tezkereler göndermişler. "Elbette ve elbette Üsküdar'a gelesin. Tâ ki bir acâ’ib göresin ve ser-i kârda olan yetmiş nefer kimesneyi isteyesin kim pâdişâhımızı anlar başdan çıkarup irtişâya terğîb etdirüp nâ-şer‘î muharremât şeyler etdirmeğe sevk ederler. Elbette gelüp anları katl etdiresin" deyü niçe mektûblar yazmışlar. "Benim cânım Evliyâ Çelebi! Bak İpşir oğluma gelen hatt-ı şerîfi bana gönderdi. Varvar'ın başın alırsan edâ-yı hizmetin mukâbelesinde sana müft ü meccânen Şâm eyâletin ihsân etmişiz, demiş" deyü hatt-ı şerîfi hakîre gösterdi. "İpşir oğlum ise cümle Karaman eyâletiyle ve bu kadar Türk ü Türkmân ve bu kadar kapusu kulu askeriyle yarın değil öbür gün bana imdâda gelmek üzredir. Andan inşâallah bu başımla doğru Âsitâne'ye gideriz" dedikde kalbime bir ilhâm gelüp "Bu başımla İslâmbol'a gideriz" dediğinden bir nakş olup "Ayâ söyleyeni ko, söyledeni gör" dedikleri darb-ı mesel mi ki, deyü hâtıra gûnâ-gûn efkârlar hutûr etdi. "Meded Sultânım! Hemân bana mektûblar veriniz. Biz de ordunuzda bulunalım. Pâymâl-i rimâl ser-gerdân gezmeyelim. Zîrâ paşa oğlunuz bir fermânınıza muntazırdır. Bu bahâr mevsiminde çayır çimen üzre kat‘-ı menâzil ederek İslâmbol'a varalum. Hemân mektûblar verin" deyü dest-i şerîfin bûs etdim. Gûyâ eli kan kokardı. "Tiz Halîl Efendi! Mehemmed Paşa oğluma ve Bâkî Paşa'ya ve Seydî Ahmed Paşa'ya ve Ketağaç Paşa'ya ve Deli Dilâver Paşa'ya mektûblar yaz. Mehemmed Paşa oğlum anlara serdâr olup mu‘ayyenen geleler deyü tahrîr edin" deyü fermânlar etdi. Tiz hazinedârı çağırun, deyüp hakîre üç yüz mümessek altun ve yasdık üstünde bir sâ‘at ve bir mercân tesbîh ve bir çâr-kat tîrkeş ve bir kılıç ve hazînedârın bir semmûr paçası kürkün ihsân etdükde "Sultânım! Atlarım yoruldu. Üç küheylân ihsân eyle" deyince Emîr-i ahûr dörd at ve dörd rahtlı katır getür, dedi. 364b Der-akab üç küheylân at Çerkezî rahtlarıyla ve dörd katır raht [u] bisâtiyle ihsân edüp Köprülü Paşa mahlûlünden üç aded nâ-pâk Gürcî gulâmları ihsân edüp fi'l-hâl nâ-pâk iken bir tenhâca yerde üçünü de pâk edüp hazînedâr üçünü de pâk esbâblar verüp cümle ihsân olunan eşyâları katırlara yükledüp Çerkeş Hanı cenbinde yâr-ı gâr-ı kadîmimiz olan Kadı Nesîmî Efendi'ye Allah emâneti verüp mektûblar içün at ile yine otâğa gelüp gezerken otâk direğinde zincir-i belâ ile kayd-ı bend olmuş Köprülü Mehemmed Paşa'ya buluşup dest-i şerîfin bûs etdikde "Hay Hâfız Evliyâ oğlum! Hoş geldin" deyü paşa efendimizin hâl [ü] hâtırın su’âl etdi. "Kankırı semtinde hâlâ on bin asker ile serserî gezer" dedim. {Köprülü Mehemmed Paşa eydür:} "Başına bu kadar haşerâtı cem‘ edüp re‘âyâ vü berâyâ üzre konup zulm eylemesin" dedi. "Yâ sultânım! Başı korkusundan asker cem‘ etmişdir. Ma‘lûm-ı şerîfinizdir kim henüz cümle vüzerâları birbirine kırdırmak isterler" dediğimde "Gerçeksin amma" deyüp koynundan evrâdın çıkarup "Vallahi korkmasın. Elli âdem ile dahi günden güne gezsin. Kılına hatâ gelirse cemî‘î sözlerim kizb olsun. Bizden selâm eyle. Pâdişâha âsî olanlara tab‘iyyet etmesin, eğer mu‘ammer olam derse" deyü niçe nasîhat-âmîz kelimâtlar edüp "kalk imdi, var git" dedi. Yine dest-bûs edüp otâğın orta direğinde yine zencir ile bağlı Amasiyyeli Kör Hüseyin Paşa'ya ve öbür baş direkde bağlı Kara Sefer Paşa'ya ve bir kenarda zencirle bağlı Amasiyyeli Hacı Efendi oğluna cümle buluşup hâl hâtır soruşup Hudâ halâs ide, deyü du‘â etdim. Anlar da paşaya selâm edüp gitdim. Bunların cânib [u] etrâfın çatal tüfenkli sekbân ve sarıca haşerâtları ihâta edüp nevbet beklerlerdi. Bu mahalde bir iç gulâmı hakîre gelüp "Buyurun, sizi sâhib-i devlet ister" dedikde paşanın obasına varınca "Mektûbları aldınız mı?" dedi. "Hayır! Almadım" dedim. "Tiz şu mektûblar gelsin" der iken Varvar Paşa'nın kapucular kethüdâsı içeri girüp eydür: "Sultânım! İpşir Paşa oğlunuz tarafından âdemler gelüp bayraklar göründü" dedi. Paşa eyitdi "Ya yarın gelse gerek idi. Safâ geldiler, hoş geldiler. Tiz bizim öbür otâğı bir hoşca döşen ve kendilerin otâkların bir çemenzâr yire kursunlar ve ta‘âm hâzırlansın ve kethüdâsı kethüdâmıza ve kapucular kethüdâsı sana konsun" deyü kapucular kethüdâsına hitâb etdi. "Ve cümle bölükbaşılar bölükbaşımıza" deyü kethüdâsına bi'l-külliye İpşir Paşa askerin müsâfir vermeğe fermân edüp kethüdâya tenbîh etdi kim "sen cümle ağavâtlarum ile atlanup yetişdiğin yire varınca istikbâline çık ve biz dahi ordu kenarına dek at ile karşu çıkaram. Tiz at hâzır edin" deyü kılıcın kuşanup otâk içinde müte’ellim gûne gezerken "Evliyâm! Sen İpşir Paşa'yı bilirsin" "Belî bilirim" dedim. "Sabr eyle. İpşir oğlumla buluş. Ba‘zı sırra müte‘allık sözlerim vardır. Anı söyleşüp ne zuhûr ederse ana göre mektûblar yazup İpşir oğlumdan da mektûblar alup gidesin" deyü taşra otâğa çıkdı ve bir sandaliyyesi üzre karâr-dâde oldu. Ve alay çavuşları "İpşir Paşa hazretlerinin ağavâtların çadırlarınıza indirin" deyü nidâ ederlerdi. Varvar kethüdâsı askeriyle Çerkeş suyun karşu geçüp piyâde sarrâclarıyla istikbâle gitdiler. Beri tarafda huddâmlar ta‘âmlar ve tahte'l-kahveler ve şerbet ve buhûrlar hâzır etmede. Hakîr taşra çıkup iki gulâmlarımla atıma süvâr olup İpşir Paşa'nın istikbâline Alî Paşa ile gitmeğe muntazır olup İpşir ile Varvar ne mu‘âmele ederlerse yakîn hâsıl etmeğiçün âmâde idim. Ammâ âheste âheste ibtidâ yedi koldan asker nümâyân olup çarhacılar askeri alâmetin gösterir talî‘a-i askere bakdım. Bir incecik uzun filândıra gibi bir beyâz dil bayrak ileri gelür ammâ cümlesi top kümeden gelirler. Bir yiğide sordum "Bu ne bayrakdır" dedim. "Şehsüvâr oğlu Gâzî Beğ bayrağıdır" dedi. Hakîr eyitdim "Oğul! Bu gelen asker ibtidâ çarka göstermiş ve yedi yerde mehterhâne cengi harbîleri dögülüp zü'l-cenâheyn ceng askeri göstermiş" Ol yiğit "Hayır! İpşir Paşa'nın de’bi ve mu‘tâdı budur" dedi. Ammâ Varvar'ın istikbâle giden kethüdâsı askeri İpşir'in ileri gelen askeriyle cirid oynamağa başladılar. Ammâ İpşir'in askerî kümelerindeki olan âlât-ı silâhlara güneş şa‘şa‘ası urup benî Âdemin çeşm-i ibreti hîrelenirdi. Bu hâl ile bu asker Varvar ordusuna bir ok menzili yer kaldıkda beri tarafdan Alî Paşa kerr u ferr u dârât ile üç yüz müzeyyen ve müsellah ve mülebbes iç ağavâtlarıyla ve niçe taşra ağavâtlarıyla süvâr olup ordusu içinden suyun karşu tarafına geçmeğe teveccüh edüp gitmede. Hakîr haylice yer gidüp Cenâb-ı Bârî kalbime ilhâm verüp "Bu gird-i gubâr ve bu izdihâm içre nişlerim" deyü üç gulâmımla gine Varvar ordusuna gelüp kimi ta‘âm ve kimi kahve pişirüp İpşir Paşalı müsâfirlerine ri‘âyet ve ziyâfete çalışırlar. Hakîr Varvar ordusunda dahi durmayup Çerkeş Hanı ensesindeki püşte üzre çıkup niçe yüz piyâde olmuş temâşâcı âdemler ile Çerkeş sahrâsında zeyn olan 365a hayme ve hargâhları ve asâkir-i bî-günâh [u] pür-günâhları seyr [ü] temâşâ etmeğe başladık. Aşağı sahrâda zeyn olan deryâ-misâl nakş-ı bukalemûn hayemât ve deve ve katır ve tavla tavla küheylân atlar süheyl urup ordu-yı Varvar içre bir gird-i gubâr zâhir oldu. "Ayâ bu ne alâmetdir ve ne melâletdir. Rîh-ı şedîd yok iken böyle bir gird-i gubâr evce peyveste oldu. Hamd-ı Hudâ şöyle toz ve toprakda ve böyle şiddet-i hârda bulunmadık. Âhir onlar otaklarına gelüp iki vezîr bir yerde buluşup ba‘de'l-letî ve'l-letî vakt-i zuhr olur. Eğer bir mektûb dahi İpşir Paşa verirse tahrîr olunca vakt-i asr olur" deyü bu gûne mülâhazâlar ile mezkûr mürtefi‘ bayır üzre bu aşağıda orduyu ve bu kadar mahlûk-ı Hudâyı seyr [ü] temâşâ ederken İpşir'in ileri yürüyen çarkacı askeri Şeh Gâzî Paşa ile cümle sekbân ve sarıca askerleri dahi Çerkeş suyunun kenarına geldiler. Niçe piyâdeleri Varvar ordusuna girdiler. Sâ’ir İpşirli askeri su kenarından ba‘îd kat-ender-kat durdular. Gerüden İpşir askeri dahi kat-ender-kat at başı berâber olup âheste âheste gelmede. Varvar fakîr anlara varmada iken hemân ibtidâ su kenarına gelen tüfenk-endâz askeri Varvar ordusu içre bir yaylım kurşum serpüp gerüde İpşir askerinden dahi sadâ-yı Allah kopup zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp cümle İpşirli Varvar ordusuna at koyup dal kılıç cümle haymelerin tınabların kesüp içinde olan Varvarlı hayme altında kalup Bre! Bre! deyince Varvar askeri içre bir kılıç-ı Timurî girüp eyle bir ceng [ü] savaş-ı perhâş-ı nâgehânî oldu kim Timur-ı bî-nûr ile Yıldırım Hân cengi böyle olmamışdır. Ale'l-gafle iken Varvar askeri İpşir Paşa askerine bir satûr-ı Alî urdular kim gûyâ ceng-i Alî oldu, ammâ çi-fâ’ide gâfil asker ve üç paşanın mâl-ı ganâ’imine müstağrak olmuş leşker, tok arslanın mişvarı ancak ol kadar olur. Ve kilk-i kazâ eli ezelde eyle takdîr olunup tahrîr olunmuş. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 364a–365a ·
metinde göster ·
… seb‘ada yokdur kim ikisi bir bâr-ı şütür lahanası olur kim her biri fil şikemi
kadar olur
ve gâyet rakîk varakları olur, gûyâ berk-i bândır ve ma‘denüvâzı ve kerefisi ve …
Der-beyân-ı nebât-ı sebzevât: Evvelâ Van lahanası ekâlîm-i seb‘ada yokdur kim ikisi bir bâr-ı şütür lahanası olur kim her biri fil şikemi kadar olur ve gâyet rakîk varakları olur, gûyâ berk-i bândır ve ma‘denüvâzı ve kerefisi ve mevzûn su kabağı Van'da tenâvül olunur ve çiriş ta‘bîr ederler bir giyâhdır tabh olup gâyet lezîzdir ve teresi ve soğanı ve fûmı ve kırpısı ve harbuzası dahi memdûhdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 258b ·
metinde göster ·
… ederler. Eyle akreb olur kim her biri gûyâ Rûm'un bahrinde olan yengeç hayvânı
kadar olur
. Kaçan kim dümmin kec kılup zemînde olan haşerâtları sayd etmeğe gitdikde keler …
Ve tetimme-i şehrengîz-i külliyât: Evvelâ bu Kâşân'da akreb [ü] kejdüm vefret üzre olduğundan ba‘zı müverrihân-ı Acem şehr-i Kejdüm nâmıyla bu şehri yâd ederler. Eyle akreb olur kim her biri gûyâ Rûm'un bahrinde olan yengeç hayvânı kadar olur. Kaçan kim dümmin kec kılup zemînde olan haşerâtları sayd etmeğe gitdikde keler gibi seğirdüp şikâr alır. Katırı tırnağından ve deveyi tabanından soksa emân u zamân vermez, helâk eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 323a ·
metinde göster ·
… lahanası ol kadar çok ve ol kadar iri olur kim gûyâ her biri mîr-i mîrân tablı
kadar olur
. Bosnavîler bu lahanayı görüp,
Memdûhâtından, bâğçeleri bî-hisâb olup müşebbek bostânlarında lahanası ol kadar çok ve ol kadar iri olur kim gûyâ her biri mîr-i mîrân tablı kadar olur. Bosnavîler bu lahanayı görüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 91a ·
metinde göster ·
… ayş ve Niksâr nârlarından latîf ve hoş-hor rümmânı olup çekirdeği haşhâş dânesi
kadar olur
.
Memdûhâtından: Bâğ u bâğçesinin hadd [ü] hasrı yokdur. Hattâ bu Demirhisâr'da olan nâr-ı dânedâr bir dâr-ı diyârda yokdur kim gâyet âbdârdır. Acem diyârında Şehribân nârından ve Urfa ve Mar‘ayş ve Niksâr nârlarından latîf ve hoş-hor rümmânı olup çekirdeği haşhâş dânesi kadar olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 222b ·
metinde göster ·
… ı {ve kand-i nebâtı} ve kebbâtı meşhûrdur. Ve zeytûnu cihân ârâdır, cevz-i rûmî
kadar olur
. On dânesin tenâvül eden bir vukıyye lahm-ı kûsfend yemiş kadar gınâ bulur, mem …
Ve limon ve turuncu ve câ-be-câ hurmâsı ve reybâsı {ve kand-i nebâtı} ve kebbâtı meşhûrdur. Ve zeytûnu cihân ârâdır, cevz-i rûmî kadar olur. On dânesin tenâvül eden bir vukıyye lahm-ı kûsfend yemiş kadar gınâ bulur, memdûh-ı cihândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y251b ·
metinde göster ·
Timsâh eşi ile karada cimâ‘ edüp dişisi yumurtlar, devekuşu yumurtası
kadar olur
, lâkin müdevver değildir, sürâhîce ve münakkaşdır. Dişisi yumurtasın kum içine …
Timsâh eşi ile karada cimâ‘ edüp dişisi yumurtlar, devekuşu yumurtası kadar olur, lâkin müdevver değildir, sürâhîce ve münakkaşdır. Dişisi yumurtasın kum içine gömüp yine Nîl'e gider, her gün gelüp nazar eder. Ba‘zısı taşrada kalup şiddet-i hârdan yumurtanın içinde beyâzı pişer, sarısından kırkıncı günde sakankûr hâsıl olur. Ammâ timsâhın kum içinde kalan beyzalarından bi-emrillâh timsâh hâsıl olur. Timsâhın demâğında bir zar perdesi hâsıl olup Nîl içinde gezmeğe müsta‘id olur, ammâ sakankûrda ol zar bitmeyüp karada kalırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y163a ·
metinde göster ·
. Yetmiş pâre mîrî kurâları vardır, mültezimleri bu işle me’mûrlardır. Her hafta …
Hakkâ ki Mısır'ın bârûdu Bağdâd'dan a‘lâdır. Zîrâ güherçilesi gâyet latîfdir vi beyâz değirmen taşı kadar olur. Yetmiş pâre mîrî kurâları vardır, mültezimleri bu işle me’mûrlardır. Her hafta ikişer katar deve güherçile gelüp köslerin çalarak mültezimler cebecibaşıya teslîm ederler. Bu güherçileleri dahi her bâr paşaya gösterirler, eğer siyâh ise redd ederler yâhûd mültezime ta‘zîr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y214b ·
metinde göster ·
… âğında mahv olur. Ve bir nev‘i dahi andan kısadır, ammâ çekirdeği Y 236a arpa
kadar olur
, bu dahi nebât-ı hamavî gibi terdir. Ve biri dahi bayağı beyâzdır, misk râyihas …
Beyâz hûrmâ: Üç nev‘dir. Bir nev‘i Bağdâd'ın hastâvî hûrmâsı gibi mevzûndur, bi-emrillâh diş diş olup gûyâ sükkerdir ve gâyet terdir, âdemin demâğında mahv olur. Ve bir nev‘i dahi andan kısadır, ammâ çekirdeği Y 236a arpa kadar olur, bu dahi nebât-ı hamavî gibi terdir. Ve biri dahi bayağı beyâzdır, misk râyihası müşâhede olunur. Ammâ bu üç nev‘ hûrmâ şiddet-i hârdan kuruyup bir diyârdan bir diyâra gitmeğe tahammül etmez, zîrâ gâyet terdir, hemân ratb iken bey‘ olunur ve kesret üzre değildir. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y235b–Y236a ·
metinde göster ·
… yassı olur. Hûrmâsı yüzer dirhem ve yetmişer dirhem mikdârı olup cüssesi yumruk
kadar olur
. Çekirdeğinin içi boş olup içine biber korlar. Meyvesi lezîz değildir, fellâhla …
Ve İsvân ve Şellâle'de âsî hûrmâ dahi olur: cümle hûrmâ yekdâne serâmed nahiller olur, bu âsî hûrmâ çatal çatal olup bergleri yassı yassı olur. Hûrmâsı yüzer dirhem ve yetmişer dirhem mikdârı olup cüssesi yumruk kadar olur. Çekirdeğinin içi boş olup içine biber korlar. Meyvesi lezîz değildir, fellâhlar yerler. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y236a ·
metinde göster ·
. Bunun bir gûne şükûfesi olur, râyiha-i tayyibesi âdemin demâğın mu‘attar eder, …
Kınâ ağacı: Rûm'un erik ağaçları kadar olur. Bunun bir gûne şükûfesi olur, râyiha-i tayyibesi âdemin demâğın mu‘attar eder, bâğbânlar a‘yânlara hedâyâ götürürler. Ammâ meyvesi olmaz, hemân râyihası cânlara cân bağışlar. Ammâ bu Y 237b hâtûnlar hınnâsı değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y237a–Y237b ·
metinde göster ·
… incü çıkarırlar. Acîb ü garîb sun‘-ı Hudâ dürr-i yetîm incüler çıkar kim fındık
kadar olur
. Bu kavmin hâkimleri Habeş paşası tarafından bir ağa hükûmet edüp çıkan incüler …
dür. İskeleden nümâyândır. Bu cezîre içinde üç bin kamışdan ve sazdan re‘âyâ evleri var. Bir câmi‘leri ve bozahâneleri var, gayrı âsâr ve zirâ‘at edecek yer yokdur. Cümle halkı gavvâslardır. Süveys deryâsından gûnâ-gûn incü çıkarırlar. Acîb ü garîb sun‘-ı Hudâ dürr-i yetîm incüler çıkar kim fındık kadar olur. Bu kavmin hâkimleri Habeş paşası tarafından bir ağa hükûmet edüp çıkan incülerden öşür alup paşasına muhâsebe verir. Ve Donkalâb iskelesine gelen gemilerden dahi gümrük alır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y435a ·
metinde göster ·