[ü] kâmetde yüz zirâ‘ seng-i âlîyi ilm-i cerr-i eskâl ile üç yüz nefer âdem ile …
Ve bu mîlin bir cânibinde dahi bu kadd [ü] kâmetde yüz zirâ‘ seng-i âlîyi ilm-i cerr-i eskâl ile üç yüz nefer âdem ile kâ’im etdüğinin âlât sûretleri ve bocı ırgatları ve felenkleri tasvîrin etmiş. Ve hâlâ evce ser çekmiş on âdem dirâgûş edemez, çâr-kûşe bir amûd-ı müntehâdır kim çâr-kûşesinde birer tuç kürsî üzre sâbitdir kim ilm-i mi‘mârîden haberdâr olan gördükde âdem engüşt ber-dehen eder. Hâlâ temâşâgâh-ı ünâs-ı cihândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 17b ·
metinde göster ·
… râfîl ve biri Azrâ’îl sûretleridir kim hâlâ kanatların küşâde edüp dururlar kim
kadd
[ü] kâmetleri perr ü bâlleri ile ellişer zirâ‘ timsâl-i acîbelerdir, tâ Hazret- …
Bu eşkâllerden mâ‘adâ kubbe-i azîmin dörd pâye-i azîmlerinin tabaka-i âlîsi nihâyetinde dörd köşede birer melek sûreti vardır. Bilâ-teşbîh biri Cebrâ’îl ve biri Mîkâ’îl ve biri İsrâfîl ve biri Azrâ’îl sûretleridir kim hâlâ kanatların küşâde edüp dururlar kim kadd [ü] kâmetleri perr ü bâlleri ile ellişer zirâ‘ timsâl-i acîbelerdir, tâ Hazret-i Risâlet vücûda gelince bu ferişte sûretleri göbeğinde olan ağızlarından kelimât edüp Cebrâ’îl tasvîri cânib-i şarkda olup olacak alâ’imât ü vakâyi‘âtları ayân edermiş. Ve Mîkâ’îl sûreti cânib-i garbdan düşmen zuhûr eder ve kaht [u] galâ olur deyü haber verirmiş. Ve İsrâfîl sûreti cânib-i şimâlde olacak vakâyi‘âtdan haber verirmiş. Ve Azrâ’îl timsâli cemî‘i dünyâda müte‘ad[did] pâdişâhların mevti haberin verirmiş. Hâlâ ol zikr olunan dörd sûret-i mehîb râyegândır. Ammâ Hazret'den berü tılısmâtları bâtıl olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 35a ·
metinde göster ·
… vâhirden nâdire-i cihân kemyâb makûlesi amûd-ı mu‘azzamlardır kim her birisinin
kadd
[ü] kâmetleri kırkar zirâ‘-ı mekkîdir. Andan âlî olan ikinci tabakadaki amûdlar …
Ve derûn [u] bîrûn-ı câmi‘de sağîr ü kebîr cümle (---) aded serâmed amûd-ı bâlâlardır kim gûyâ her biri birer pâye-i kürsî-i vâlâlardır. Ve la‘l-gûn sommâkî sütûn-ı mücellâlar var kim zî-kıymet cevâhirden nâdire-i cihân kemyâb makûlesi amûd-ı mu‘azzamlardır kim her birisinin kadd [ü] kâmetleri kırkar zirâ‘-ı mekkîdir. Andan âlî olan ikinci tabakadaki amûdlar dahi bî-misâldir, ammâ kadd [ü] kâmetleri otuzar zirâ‘dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 35b ·
metinde göster ·
… râ‘-ı mekkîdir. Andan âlî olan ikinci tabakadaki amûdlar dahi bî-misâldir, ammâ
kadd
[ü] kâmetleri otuzar zirâ‘dır.
Ve derûn [u] bîrûn-ı câmi‘de sağîr ü kebîr cümle (---) aded serâmed amûd-ı bâlâlardır kim gûyâ her biri birer pâye-i kürsî-i vâlâlardır. Ve la‘l-gûn sommâkî sütûn-ı mücellâlar var kim zî-kıymet cevâhirden nâdire-i cihân kemyâb makûlesi amûd-ı mu‘azzamlardır kim her birisinin kadd [ü] kâmetleri kırkar zirâ‘-ı mekkîdir. Andan âlî olan ikinci tabakadaki amûdlar dahi bî-misâldir, ammâ kadd [ü] kâmetleri otuzar zirâ‘dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 35b ·
metinde göster ·
… k kitifleri vâsi‘ ve zahrı vâsi‘ ve mübârek miyânlarından aşağısı tavîl idi. Ve
kadd
[ü] kâmetleri pederi gibi kadd-i bâlâ idi. Ve bâzûları semîn ve yed-i mübârekle …
Hilye-i Sultân Mehemmed Hân-ı Râbi‘: Gerçi hîn-i cülûsda (---) yaşında gâyet za‘îf ü nahîf sabî idi. Ammâ gâyet reşîd ü necîb ve akl-ı Arasto ve halîm [u] selîm idi. Ba‘dehu yigirmiye bâliğ oldukda sayd [ü] şikâra mâ’il olup kesb-i hevâ etmeden tarâvet hâsıl edüp vasatü'l-hâl semîn ü cesîm olup cesedi cüssedâr ve sînesi ber-karâr ve mübârek kitifleri vâsi‘ ve zahrı vâsi‘ ve mübârek miyânlarından aşağısı tavîl idi. Ve kadd [ü] kâmetleri pederi gibi kadd-i bâlâ idi. Ve bâzûları semîn ve yed-i mübârekleri arslan pençesi gibi vâsi‘ idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 79a ·
metinde göster ·
Ammâ bu bâlâda tahrîr etdiğimiz sâzların ummâlleri ve sâzendeleri ve sâzları İslâmbol'a ve gayrı diyâra mahsûs olan sâzlardır kim anlar dahi şekl [ü] şemâyili ve kadd [ü] kâmet-i târlarıyla sûretleri tasvîrleriyle mahallinde yazılır. Zîrâ bir zamân deryâ-yı aşka gavvâs olduğumuz mahalde âlüfte ve âşüfteliğimiz hasebiyle cümle hânende ve sâzende ve mutrıbân ve kaşmerân ve meddâhânlar ile ihtilâ[t] etdiğimiz cihet ile cümle sâzlar ma‘lûmumuzdur. Zîrâ bu ednâ-yı garîb bir zamân hasırcı olup tel ehli geçinüp sâ’ir erbâb-ı ma‘ârifden gerü kalmamış idik. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 208b ·
metinde göster ·
… ir nigâh etse ol âşıkı şîrâne şikâr ederdi. Ve Yavru Habîb dahi levendâne kesim
kadd
[ü] kâmeti yerinde ve meralî ve gazâlî mükehhal nerkis gözlerin süzüp âşıka bir …
Evvelâ ser-çeşmeleri Pehlivân Laskari derler bir tâze veled-i cevâhirkâr dilberdir, çağanabâzlıkda ve pîşekârlıkda ve'l-hâsıl her lu‘bedebâzlıkda âb [ü] tâb veren bu cevâhircidir ve hûb-âvâz üstâd-ı kâmil hânende ve mukalliddir, ve karındaşı Üsküli Ermenî taklîdde sihirdir, Vasıloğlu Çingâne taklîdinde bî-bedeldir. Ve'l-hâsıl kırk yedi pâre taklîd îcâd edüp kâr-ı lu‘bedebâzlığa bir gayrı âb [ü] tâb verüp cemî‘i bisâtların mücevher edüp Cevâhir kolu demekle şân u şöhret bulmuşlardır. Her taklîdlerinde âdem gülmeden ensi ender. Ve mümtâz [ü] müstesnâ tersâ-pîçe ve muğ-pîçe rakkâs cüvânları var kim gûyâ her biri birer Muğân melikleridir. Cümleden Arslan Şâh bir mahbûb-ı bî-amândır kim gûyâ Yezîdî arslandır, saydına tâlib olan mahbûb dostlara kağan arslan gibi bir nigâh etse ol âşıkı şîrâne şikâr ederdi. Ve Yavru Habîb dahi levendâne kesim kadd [ü] kâmeti yerinde ve meralî ve gazâlî mükehhal nerkis gözlerin süzüp âşıka bir Süzebolı nazar etse kirpiği okuyla niçe mübtelâları urup mecrûh etmeden niçe dil-nüvâzlıklar edüp uşşâkı sayd ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 209b ·
metinde göster ·
… amân dağıstân yerdir. Bu kuyâğıstânda eyle gûnâ-gûn dıraht-ı müntehâlar var kim
kadd
[ü] kâmetleri eflâke ser çekmiş şecer-i azîmlerdir kim şems-i âteş-tâbın te’sîr …
Andan cânib-i şimâle cisri ubûr edüp nehr-i Sakarya kenarınca Ağaç denizi nâm çengelistân ve hıyâbân-ı ormanistândır kim ehl-i beled olmayan garîbü'd-diyâr âdemlerin niçesi gâ’ib olmuş vahşî canavarlara ve kuttâ‘u't-tarîk harâmîlere harem olmuş bir bî-amân dağıstân yerdir. Bu kuyâğıstânda eyle gûnâ-gûn dıraht-ı müntehâlar var kim kadd [ü] kâmetleri eflâke ser çekmiş şecer-i azîmlerdir kim şems-i âteş-tâbın te’sîri yokdur, eyle sâye-dâr dâğlardır. Tefne ve ardıç ve çam ve uhlamur dırahtlarının şükûfeleri râyihasından âdemin dimâğı mu‘attar {olur} bu kûh-ı hıyâbân içre niçe bin tahta biçecek bıçkı değirmânları ve niçe bin gemi kerasteleri kesici kâtı‘u'ş-şecer-i bî-merhemet Etrâkları vardır. Fursat bulurlarsa âyende vü revendeden benî Âdem dahi keser. Bu dağlar dörd sancak yer hudûdında vâkı‘ olmuş, hakkâ ki ağaç deryâsıdır. Bir tarafı Bursa sancağında nihâyet bulur ve İzmit sancağı ve Bolu sancağı ve Kocaili sancağı hadlerinde cümle ağaç denizi vardır. Dâiren-mâdâr bir ayda devr olunur, bahr-i şeceristândır. Ammâ güzîde yerleri bu Geyve yolu üzre vâkı‘ olmuşdur. Bu Geyve'den üçüncü sâ‘atde leb-i Sakarya'da bir yalçın kaya üzre,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 369a ·
metinde göster ·
… derler. Yaylalarda benî Âdem şeklinde merd ü zenli müşekkel şevârib ve lıhyeli
kadd
[u] kâmet sâhibi bir gûne haşayiş-i zîrûhdur kim hukemâlar edviye içün ka‘r-ı z …
âyeti nassı kâtı‘ı tefsîrinde Âdem ve Şîs ve İsâ ile tefsîr etmişler. Ammâ ba‘zı müverrihîn ve müfessirîn "Belî Hazret-i Âdem ihtilâm olup zemînde bir evlâdı zâhir oldu. Ammâ ana hukemâ-yı kudemâ "Abdüsselâ" ve Bî-rûhu's-sanem" derler. Yaylalarda benî Âdem şeklinde merd ü zenli müşekkel şevârib ve lıhyeli kadd [u] kâmet sâhibi bir gûne haşayiş-i zîrûhdur kim hukemâlar edviye içün ka‘r-ı zemînden çıkarırken niçesi denîsi ile cimâ‘ ederken bulunmuşdur. Kâküllerin taraklayup mahbûb çehre sağîr ü kebîr bir gûne mukavvî haşîşdir. Zîrâ menî-i Âdem Safî'den halk olunan budur, Hazret-i Şîs değildir deyü tahkîk ederler. Kavl-i sahîh, Hazret-i Âdem cezîre-i Serendil'de iken kırlangıç kuşu Âdem'e gelüp sakalı telinden Cidde'de Havvâ'ya götürüp Havvâ'nın geysûları telinden Âdem'e getirüp kırlangıç tayrı vâsıtalığiyle az müddetde Hazret-i Âdem Havvâ ana ile cem‘ olup Havvâ hâmile kalup ibtidâ edîm-i arzda rahm-ı mâderden müştakk olan Hazret-i Şîs Nebî'dir kim Âdem'den sonra nebî-yi sânî Şîs'dir ve cemî‘i enbiyâya eb-i sânîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 37a ·
metinde göster ·
… e vâki‘ olmağıla âbâdândır. Nehr-i Furât'ın şark tarafı kenarında evc-i âsumâne
kadd
çekmiş bir kızıl mehîb kaya üzre seng-binâ ve şekl-i murabba‘dan sehel tûlânîce …
Ba‘dehû niçe mülûke intikâl edüp âhir sene 922 târîhinde Gavrî-i Mısır elinden Selîm Şâh bâ-sulh eyle feth edüp Süleyman Hân tahrîri üzre (---) eyâleti hâkinde (---) lıkdır. Ve yüz elli akçe kazâdır, ammâ bî-hâsıldır. Dizdârı ve kal‘a neferâtı vardır ve kifâyet mikdârı cebehânesi vardır. Diyârbekir ve Mardin ve Musul'dan Haleb'e gider şâhrâh üzre vâki‘ olmağıla âbâdândır. Nehr-i Furât'ın şark tarafı kenarında evc-i âsumâne kadd çekmiş bir kızıl mehîb kaya üzre seng-binâ ve şekl-i murabba‘dan sehel tûlânîce vâki‘ olmuş burc [u] bârûları metîn ü müstahkem cânib-i (---) nâzır bir kapulu handaksız bir kal‘a-i bâlâdır. Dâ’iren-mâdâr cirmi ma‘lûmım değildir, ammâ küçükdür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 59a ·
metinde göster ·
… n ve çengelistân ve ormanistân-ı gülistân-ı bâğ [u] bostân içre iki aded eflâke
kadd
çekmiş kubbe-i mehîbli bir deyr-i Mığdısiyândır. Bânîsi Ermenîlerin dahi ma‘lûm …
Eşkâl-i deyr-i Çanlı: Muş sahrâsının şimâlinde bir sık hıyâbân ve çengelistân ve ormanistân-ı gülistân-ı bâğ [u] bostân içre iki aded eflâke kadd çekmiş kubbe-i mehîbli bir deyr-i Mığdısiyândır. Bânîsi Ermenîlerin dahi ma‘lûmları değildir. Ba‘zılar Şeddâd binâsıdır derler. Hakkâ ki Şeddâdî binâdan nişân verir. Havlısının cânib-i erba‘asında niçe yüz ruhbân u bıtrîk ve papas u kıssîs hücreleri ve imâretinde beher yevm niçe bin sahn-ı ta‘âmı âyende vü revendeye mebzûldür. Bed-nâm günlerinde yüz koyun ve beş sığır ve ellişer somar buğday pişüp misâfirine bezl olur. Üçyüzden mütecâviz ruhbânları ruhbânları ve mûğpeçeleri var kim her biri deyr-i Mesîh'de dem urup makâm-ı rehâvîde İncîl kırâ’at etdükde gûyâ dem-i Mesîh ile mürde diller ihyâ olup her dem, dem-i cân-bahş olur. Cemî‘i misâfirîne ol kadar ri‘âyet edüp şîr-hurmâ ve katr-ı nebât-i Hamevîler yedirüp her şeb niçe yüz dibâ ve şîb ve zerbâf câme-i hâbler getürüp misâfirîne hizmet ederler. Evkâf-ı azîmdir. Paşaya beş kîse ve hâna beş kîse ve Atak beğine iki kîse hizmet edüp bî-hadd hedâyâlar verirler. Ammâ her sene gelen âdemlerden bin kat o kadar ziyâde mâl tahsîl ederler ve cemî‘i kâfiristâna papasları giderler. Niçe bin gurûş nezerât dib-i Frengistân'dan tahsîl ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 87b ·
metinde göster ·
… i eflâke kad çekmiş müşk-bû serâmed serserî servler, garâbet bu kim birbirinden
kadd
u kâmetde ve kıyâfetde ve letâfetde aslâ farkları yokdur. 154a Ve birinin bir …
Ammâ bu harem kıbâbları Üçşerîfeli kubbeleri gibi derûnu münakkaş değildir. Hemân cümlesi sâde güzeli kıbâb-ı ebyazlardır. Ammâ bu harem tûlen ve arzen ikişer yüz kademe vâsi‘ haremdir. Ve tâ ortasında bir âbdest havzı vardır kim şadırvânı havz kubbesine pertâb eder. Ve dört aded sebz-gûn zümürrüd-misâl servler var kim bizzât Bâyezîd-i Velî dest-i şerîfleriyle dikildiklerinden nazar-ı şerîfleri ta‘alluk edüp her biri eflâke kad çekmiş müşk-bû serâmed serserî servler, garâbet bu kim birbirinden kadd u kâmetde ve kıyâfetde ve letâfetde aslâ farkları yokdur. 154a Ve birinin bir nihâl-i nâ-resîdesi ve şu‘beleri bir ser-i mû ser-i pâya {varınca} hâric ü âric değildir. Tâ bu mertebe kibâr-ı kümmelîn Mansûrî-dıraht servlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 153b–154a ·
metinde göster ·
… râmed minârelerdir. Hattâ üstâd-ı kâmil ve mühendis-i âmil âkıbet-endîş olup bu
kadd
[u] kâmetde ve bu nahîf ü za‘îf kıyâfetde olan minâreler ihtimâldir kim mürûr-ı …
Ammâ bu orta haremin tarafeyninde iki aded minâre-i mevzûnları birer kadeh-misâl şerîfelidir ammâ gâyet rakîk ü serâmed minârelerdir. Hattâ üstâd-ı kâmil ve mühendis-i âmil âkıbet-endîş olup bu kadd [u] kâmetde ve bu nahîf ü za‘îf kıyâfetde olan minâreler ihtimâldir kim mürûr-ı eyyâm ile zelzeleden ve âfât-ı semâvî ve âfât-ı dehrden münhedim olup câmi‘in kubbe-i nüh-tâkına rahne vere mülâhazasıyla merkûm minâreteynleri câmi‘den ba‘îd tarafeynde olan tâbhâneler beresesinde binâ edüp câmi‘e muttasıl etmemişdir. Ammâ hakkâ ki minâre-i serâmedlerdir. Kadd-i kâmetleri ve kıyâfetleri birbirinden cîr noksân {üzre} olmayup her biri yüz seksener kademe âlî iki gülbânghâne-i makâm-ı Bilâl'ı kârgîr seng-binâ minâre-i zîbâlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 154a ·
metinde göster ·
… dir. 155b Hesâb-ı perkâr ile bir çırpıda olup dördü dahi üç şerîfeleri ve bir
kadd
[ü] kâmette ve bir kıyâfetde on altışar terek hâne-i şeş-deh tarhlı minâre-i se …
Bu câmi‘-i bî-karîn ü ma‘bedgâh-ı behişt-âyîn eyle bir huld-ı berîndir kim bunun çâr-kûşesinde dörd aded minâre-i ibret nümâları çâr rükni azîm gibi vâki‘ olmuşdur. Ve kubbe-i kâse-i nîl-gûn çâr minârelerin tâ vasatında vâki‘ olmuşdur. Bir minâre bir minâreden ba‘îd değildir. 155b Hesâb-ı perkâr ile bir çırpıda olup dördü dahi üç şerîfeleri ve bir kadd [ü] kâmette ve bir kıyâfetde on altışar terek hâne-i şeş-deh tarhlı minâre-i serâmedlerdir kim birbirlerinden bir ser-i mû tefâvütleri yokdur. Bu dörd minârenin iki yan kapuları dibindeki minâreteyn üçer yolludur. Ya‘nî aşağıdaki kapudan üç mü’ezzin girüp her biri birer yola urûc edüp üç mü’ezzin üç tabakaya çıkup aslâ birbirlerin görmezler. Yine böyle iken eyle ince minârelerdir kim her birin ikişer fetâ âdemler derâğûş etseler kucaklamak mümkündür. Tâ bu mertebe rakîk u serâmed minârelerdir. Ammâ kıble dîvârı köşelerinde olan minârelerin ikisi sâdece birer yolludur lâkin kadd-i kâmetde ve kâr-ı san‘atda yektâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 155a–155b ·
metinde göster ·
… k ağalar, ne cüvân yiğit olacak imiş. Bakın kaşlarına ve âhû gözlerine ve bakın
kadd
[u] kâmetine" deyüp feryâd ederek "Âh yiğitliğine doymayan beğ oğlum, âh at bin …
Gördüm ki paşa haremden taşra çıkup elinde bir kutu kapağı içre mezkûr sıkıt vâkı‘ olup beğceğizin na‘şe-i pâkini cümle tevâbi‘ât u lavâhıkâtlara o ciğerpâre beğceğizi gösterince anlar da feryâd u figâna başladılar. Bu kerre paşaya Van mansıbının mübârek-bâdı gelen vüzerâ vü vükelâlar bu hâl-i pür-melâli görünce anlar dahi müteellim olup bükâ-âlûd oldular ve paşaya tesellî verdiler. Paşa dahi "Bak ağalar, ne cüvân yiğit olacak imiş. Bakın kaşlarına ve âhû gözlerine ve bakın kadd [u] kâmetine" deyüp feryâd ederek "Âh yiğitliğine doymayan beğ oğlum, âh at binüp kılıç kuşanmağa doymayan oğlum!" deyü hakîrin yanına gelüp kutu kapağı içre beğin vücûdun gösterdi. Anı gördüm bir kızıl ciğerpâre, gerçi kaşı gözü ma‘lûm ammâ dahi nâ-tamâm bir ciğerpâredir. Hemân hakîr eyitdim "Behey Sultânım! Ne şekil kaş ve göz sâhibi ve ne şekil kadd u kâmet sâhibi beğdir. Bunda rûh yokdur ve nâ-tamâm düşdü cân yok, alay mı bozdu, kâfir mi akdardı, kelle mi kesdi, ya dünyâya hayy mı geldi. Bu ne şekil yiğitliğine doymayan beğdir. Ancak bir et pâresidir. Tamâm yiğit olmağa dünyâya hayy gelse kırk yıl gerekdir. Bu hod henüz yedi aylık bir ciğerpâredir. Siz ise kırk sene mukaddem târîh ile sıkıt gelmiş bir kan pâresiyçün feryâd edersiz. El-hükmü lillah, hemân cenâbımız ile Kaya Sultân efendimiz sağ olsun" deyü paşaya tesellî-i hâtır verdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 184a ·
metinde göster ·
… ir. Hemân hakîr eyitdim "Behey Sultânım! Ne şekil kaş ve göz sâhibi ve ne şekil
kadd
u kâmet sâhibi beğdir. Bunda rûh yokdur ve nâ-tamâm düşdü cân yok, alay mı bozd …
Gördüm ki paşa haremden taşra çıkup elinde bir kutu kapağı içre mezkûr sıkıt vâkı‘ olup beğceğizin na‘şe-i pâkini cümle tevâbi‘ât u lavâhıkâtlara o ciğerpâre beğceğizi gösterince anlar da feryâd u figâna başladılar. Bu kerre paşaya Van mansıbının mübârek-bâdı gelen vüzerâ vü vükelâlar bu hâl-i pür-melâli görünce anlar dahi müteellim olup bükâ-âlûd oldular ve paşaya tesellî verdiler. Paşa dahi "Bak ağalar, ne cüvân yiğit olacak imiş. Bakın kaşlarına ve âhû gözlerine ve bakın kadd [u] kâmetine" deyüp feryâd ederek "Âh yiğitliğine doymayan beğ oğlum, âh at binüp kılıç kuşanmağa doymayan oğlum!" deyü hakîrin yanına gelüp kutu kapağı içre beğin vücûdun gösterdi. Anı gördüm bir kızıl ciğerpâre, gerçi kaşı gözü ma‘lûm ammâ dahi nâ-tamâm bir ciğerpâredir. Hemân hakîr eyitdim "Behey Sultânım! Ne şekil kaş ve göz sâhibi ve ne şekil kadd u kâmet sâhibi beğdir. Bunda rûh yokdur ve nâ-tamâm düşdü cân yok, alay mı bozdu, kâfir mi akdardı, kelle mi kesdi, ya dünyâya hayy mı geldi. Bu ne şekil yiğitliğine doymayan beğdir. Ancak bir et pâresidir. Tamâm yiğit olmağa dünyâya hayy gelse kırk yıl gerekdir. Bu hod henüz yedi aylık bir ciğerpâredir. Siz ise kırk sene mukaddem târîh ile sıkıt gelmiş bir kan pâresiyçün feryâd edersiz. El-hükmü lillah, hemân cenâbımız ile Kaya Sultân efendimiz sağ olsun" deyü paşaya tesellî-i hâtır verdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 184a ·
metinde göster ·
… emin zîr-i pâyinde pâymâl u rimâl olmadadır ve bunda olan eşcâr-ı gûnâ-gûnların
kadd
[u] kâmetleri âsumâna ser çeküp sâye-i zıll-ı himâyelerinden asla âfitâb-ı âlem …
Nehr-i Deyr-i Mesîh kenârında bir mesîregâh u teferrücgâh-ı ârâmgâhdır kim 196b bâlâda zikr olunan mesîregâh-ı bâğ-ı İremezâtlar bu Bınarbaşı'nın yanında bir gürglân ve gürdelân kânlarıdır. Ammâ bu Bınarbaşı eyle kuyağ u hıyâbândır kim gûyâ Çâr-bâğ-ı Isfahân-ı nısf-ı cihândır. Eyle çemenzâr u şükûfezâr u lâle-ızârdır kim gül ü sünbül ü zerrîn ü nerkis ü benefşe ve tutyası âdemin zîr-i pâyinde pâymâl u rimâl olmadadır ve bunda olan eşcâr-ı gûnâ-gûnların kadd [u] kâmetleri âsumâna ser çeküp sâye-i zıll-ı himâyelerinden asla âfitâb-ı âlem-tâbın zemîn-i sebze-zâra te’sîri olmaz ve niçe yüz bin aded bî-edeb zebân-dırâz andelîbânları hezâr-ı hezârân nevâhânlık etdiklerinde âdemin binâgûşları savt-ı hoş murgândan asamm olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 196a–196b ·
metinde göster ·
… nümâlar vardır ammâ bu cisr-i Batmân'ın binâsı ve tarzı tavrı ve vaz‘ı esâsı ve
kadd
u kâmeti ve metâneti bir cisrde yokdur. Bu nehr-i azîmin bir tarafı kayadır, bi …
Nehr-i zülâl Batmân: (---)(---)(---)(---) kurbünde (---)(---) dağlarından gelüp bu püll-i kûzahun altından ubûr edüp cânib-i şarka ve kâh kıbleye cereyân ederek (---)(---) altında nehr-i Şatt'a rîzân olur, ammâ bu cisr-i Batmân altından ubûr etdikde eyle darb-ı hiddet ile akar kim sâ’ikasından âdemin kulağı asamm olur. Zîrâ ol mahalle kûh-ı bî-sütûn pârelerinden nişân verir kayalar üzerinden ubûr eder ve bu mahal Diyârbekir ve Mefârikîn'den Hazzo'ya ve Bitlîs'e ve Van'a ve gayrı diyâr-ı Kürdistân'a memerr-i nâs olduğundan nesl-i Âl-i Abbâsiyân'dan (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) hazretleri helâl-i zülâl mâlından üç bin kîse masrûf edüp bu mahalle cemî‘i diyârın bennâ ü mi‘mâr [u] mühendislerin cem‘ edüp bir püll-i azîm binâ etdirmişdir kim Anadolu diyârında cisr-i Geyve ve cisr-i Çâşnigîr ve püll-i Osmâncık ve kantara-i Amasiyye ve Adana köprüsü ve Misis sırâtı ve Hasankeyfâ cisri gibi niçe yüz cisr-i ibret-nümâlar vardır ammâ bu cisr-i Batmân'ın binâsı ve tarzı tavrı ve vaz‘ı esâsı ve kadd u kâmeti ve metâneti bir cisrde yokdur. Bu nehr-i azîmin bir tarafı kayadır, bir tarafı rimâldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 219b ·
metinde göster ·
… mn olmağile cümle mâhîlere ma‘lûm olup rûy-ı mâda şinâverlik edüp reftâr ederek
kadd
[ü] kâmet gösterek asla âdemden kaçmayup gûnâ-gûn şîvekârlık ederek ubûr etdikl …
Nehr-i Bend-i Mâhî: Bârgîrî kal‘ası kurbünde Van deryâsı girer bir boğaz içre cereyân eder. Aşağıda şorcadır, ammâ yukaruda âb-ı zülâldir. İbtidâ hurûcu yine Bârgîrî dağlarından gelüp Bârgîrî altında Bend-i Mâhî mahallinde Van deryâsına mahlût olur. Bend-i Mâhî ol mahaldir kim yılda bir kerre mâh-ı (---)(---) Van deryâsında bir şîrînkârlık nâbûd-nâpeydâ iken ol gün bi-emrillahi Ta‘âlâ Van deryâsının balıkları râygân olup bu Bend-i Mâhî deresinden yukaruya kâmil bir ay niçe kerre yüz bin sağîr ü kebîr gûnâ-gûn mâhîler geçüp andan Bend-i Mâhî Sultân derler, bir ziyâretgâh vardır. Cümle semekeler ol ziyârete varup ol tarafın {su} otlarından ve eğir köklerinden otlayup ve ol sultânı ziyâret edüp bir ândan sonra cümle balıklar gerüye dönecek mahalde Bend-i Mâhî nâm mahalli Van defterdârı tarafından bir ağa bend edüp cümle balıklar yukaru derelerde mahpus kalup aşağı Van deryâsına geçmediklerinden Bend-i Mâhî derler. Ba‘dehû defterdâr ağası bâlâda mahpus kalan mâhîleri niçe yüz re‘âyâ vü berâyâ huddâmlarıyla balıkları sayd edüp tuzlar. Anda niçe bin Acem bâzergânları ve Gökdolak Ermenîleri bu mâhîleri mîrîden alup niçe yüz bin deve yükü tuzlu balığı diyâr-ı Acem'e ve Lahîcân ve Bakü ve Âzerbaycân'a götürürler. Gâyet lezîz ve semîn mâhîleri vardır. Bu semekelerden mîrîye dokuz yük akçe hâsıl olup Van kuluna ve Van deryâsı etrâfında olan kılâ‘ kullarına bu balık mâlından ulûfe verilir. Ammâ bu Bend-i Mâhî mahalli yılda bir ay bir temâşâgâhdır kim bir kimesne geçen balıkları sayd [u] şikâr etmeğe kâdir değillerdir. Emn olmağile cümle mâhîlere ma‘lûm olup rûy-ı mâda şinâverlik edüp reftâr ederek kadd [ü] kâmet gösterek asla âdemden kaçmayup gûnâ-gûn şîvekârlık ederek ubûr etdiklerinde el-azametullah ol günlerde niçe kerre yüz bin elvân mâhîlerin eşkâlleri ve elvânları temâşâ olunur. Sübhânu'l-Hallâku'l-Bâkî.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 237b ·
metinde göster ·
… ik kimi ber-pâ kimi münhedim olmuş durur. Hâlâ cümle şekl [ü] şemâ’illeriyle ve
kadd
[ü] kâmetleriyle âmâde dururlar. Üç bin yedi yüz seneden berü birine bir rahne …
İbret-nümâ-yı sanâyi‘-i Lem-yezel: Mukaddemâ zikri sebkat eden Van deryâsı zemîninde Nemrûd-ı la‘înin binâ etdüği kûh-ı bâlâya Nemrûdîler develer ile taş taşırlarken bi-emri Hâlık-ı Kahhâr yetmiş kadar develeri yükleri gibi taş eyleyüp şütürbânları dahi cümle seng-i hâr olup cümle develer katar katar tertîb üzre yükleriyle dizilmişler. Kimi çökmüş durur, kimi ber-pâ durur. Sârbânları kezâlik kimi ber-pâ kimi münhedim olmuş durur. Hâlâ cümle şekl [ü] şemâ’illeriyle ve kadd [ü] kâmetleriyle âmâde dururlar. Üç bin yedi yüz seneden berü birine bir rahne isâbet etmeyüp mesâfe-i ba‘îdeden bir kârbân-ı şütürbân cânib-i Revân'a revân olunur zann olur. Cümle seng-i hârâdan nişân verir çakmak taşlarıdır, ammâ garâ’ib andadır kim ol azamet ıssı Allah bunlara hışm etdikde sârbânlar develerin taş olduğun gördüklerinde keç gerdân ve keç rû olup yüzlerin hevâya çevirüp el açup dergâh-ı Hakk'a tazarru‘ [u] nâliş eder şekilli birer hey’et-i garîbe vü acîbe eşkâle varmışlar kim kimi secde etmiş, kimi ser-nigûn yatmış, kimi yan yatup bir gözüyle âsumâna nigerân eder şekilli seng-i hârâ olmuş âdemler var kim âdem em‘an nazar ile nazar etse hayrân kalup Hak Celle ve Alâ'nın gazabı ne idüği müşâhede olunur. Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 238a ·
metinde göster ·
{Bu bâlâda tahrîr olunan Âl-i Osmân ecdâdları kıbâblar içre serîrler ve mastabalar üzre katîfe eyvânlarıyla ve niçesi beyâz kefenleriyle saçları ve sakallarıyla cümle vücûdları ter ü tâze durup serîr üzre pâdişâhâne yaturlar. Birisi de türâb içre medfûn değiller. Niçesinin vücûdları pembe-misâl beyâz ve nermdir. Niçesi kurumuş, kadîd olmuşdur ammâ üzerlerinde esvâbları mukarrerdir. Kadd [ü] kâmetde tavîl ü cesîm âdemler ammâ cümlesi kubbe-i âliyesinin zîr-i zemîn-i muzlimde yaturlar. Hatta bir Zengi-çehre bir gulâmı elinde asasıyla ayağ üzre dîdebân gibi dîvâra dayanup durur. Ammâ gâyet mehîb ve mahûf çehredir. Türbedârları yokdur. Kapular yine fâtih-i Revân Murâd Hân ziyâret ideli mesdûdlardır. Cümle on bir aded kubbe-i âlîlerdir kim her biri eflâke ser çekmiş kubbe içre mermer sandûkaları etrâfında ve kapuları üzre esmâları mastûr olmağile tahrîr edüp pencere deliklerinden ipler ile zîr-i zemînlere inüp ziyâret etdim ve bu ebyâtı tahrîr etdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 241b ·
metinde göster ·
… kenârında Loncat şehri küffârları hikâye etdiler kim "Yeni dünyâda olan halkın
kadd
[ü] kâmetleri ve harekât [u] sekenâtları ve kelimâtları ve sûretleri ve reng-i …
Manzara-i Yenidünyâ: Hatta fetahtâ {889} târîhinde bulunan yeni dünyâda yetmiş gûne benî Âdem vardır kim "Bu eski dünyâ nüfûsuna asla müşâbehetleri yokdur", deyü Bahr-i Muhît kenârında Loncat şehri küffârları hikâye etdiler kim "Yeni dünyâda olan halkın kadd [ü] kâmetleri ve harekât [u] sekenâtları ve kelimâtları ve sûretleri ve reng-i rûyları ve birbirlerine nigerânları ve lehce-i mahsûsaları cümle bu dünyâ halkına mugâyirdir", deyü nakl etdiler. Hatta Cenâb-ı Allah bu dünyâda ne kadar bin milel halk var ise cümlesinin lisânları yigirmi dokuz aded hurûf-ı teheccâ üzre kelimât olunur, ammâ bu Yenidünyâ halkı kelimâtlarının niçesi Çerkes lisânı gibi boğazdan söylenir, kaleme gelmez elfâzları var imiş ve niçe kavmi hukemâ-yı kudemânın eşrâfiyânı gibi bî-zebân birbirlerine nazar etmeğile kelimât ederlermiş ve niçe kabîlesi bî-zebân el ele duduşmak ile söyleşirlermiş. Mâbeynlerinde asla kelâm-ı hurûf yok imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 241b ·
metinde göster ·
Müverrihân-ı Rûm u Arab u Acem ve bu bilâdları kırat be-kırat tahrîr eden Müverrih Mıkdısî-i kıdem kavillerince ibtidâ bu Van kal‘ası kayasında sâkin olan kavm-i Âd'dır. Zîrâ cemî‘i Kürdistân'da ve diyâr-ı Ermenîstân'da Nemrûdîler ve Âdîler sâkinler idi kim anlar kadd [ü] kâmet sâhibi olduklarında rîh-ı şedîde tahammül edemeyüp cümle Âd kavmi Kürdistân dağlarında ve gayrı diyârlarda ne kadar ulu dağlar var ise anda gâr-ı yetîmânlar ve kehf-i hânedânlar yapup sâkin olurlar idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 249a ·
metinde göster ·
… seriyyâ ünâsı ebyazu'l-levn ve kaviyyü'l-beden ve bisyârı gendüm-gûn halkı olup
kadd
[ü] kâmetleri vasatu'l-hâldir. Ve çoğu ankâ-yı sâhibü'l-menâldir. Ve ni‘metleri …
Reng-i rûy-ı pîr u cüvân: Hevâsı mu‘tedil olmağile ekseriyyâ ünâsı ebyazu'l-levn ve kaviyyü'l-beden ve bisyârı gendüm-gûn halkı olup kadd [ü] kâmetleri vasatu'l-hâldir. Ve çoğu ankâ-yı sâhibü'l-menâldir. Ve ni‘metleri mebzûl firâvândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 315b ·
metinde göster ·
[ü] kâmetleri çınar-ı bâlâlar gibi serâmed fidâyî yiğitlerdir. Başları Adana ka …
Kara Dağ nâm bir sengistân-ı bî-amân içinde çâr-kûşe bin seng binâ metîn ve burc [u] bârûları ve dendân-ı bedenleri sedd-i hasîn bir kapulu ve kesme kaya handaklı bir kal‘a-i cedîddir. İçinde dizdârı ve yedi yüz aded yarar ve bahâdır pâ-bürehne ve ser-bürehne kotur şehbâz ve dilâver ve zorâver u şehnâz yiğitleri var, şeb [ü] rûz Kotur kâfirleriyle ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâl etmede mücâhid fî-sebîlillâh gâzîlerdir, ammâ libâsları gâyet mudhikâne libâslardır, sevâhil diyâr olmağile âb [u] hevâsı letâfetinden halkının kadd [ü] kâmetleri çınar-ı bâlâlar gibi serâmed fidâyî yiğitlerdir. Başları Adana kabağı kadar büyükdür ve bâzûları tohuma gelmiş dolma kabağı kadar kalın bâzûları var ve sîne-i pür-kîneleri husrevânî küp gibi güm gü[m] sadâ verir vâsi‘ [ü] arîz sadr-ı mücessemleri var, ya‘nî merd-i kelâm bu mertebe cüssede olan gâzîler ol kadar ten-dürüst ve zinde ve cüst ü çapük ü çâlâkdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 35a ·
metinde göster ·
… arında rakam yazılıdır. Çemberleriyle her top tahtaları yığın yığın durur, ammâ
kadd
ü kâmetleri ol kadar uzun değildir. Gûyâ su varulları tahtası gibi perdâht olup …
Bu cebehâne içre dağlar gibi ağaç toplar var kim her birine birer âdem sığar ve kırkar ve ellişer ve yüz vukıyye taş atar ağaç topların envâ‘ları var kim hadd [ü] hasrların Hudâ-yı Bîçûn bilir, ammâ cümlesi kara ağaçdan ve palasanta ve dişbudak ve çemşîr ve sarma ağacından toplardır. Niçe bini hâzır ve müheyyâ durup niçe bininin tahtalarında rakam yazılıdır. Çemberleriyle her top tahtaları yığın yığın durur, ammâ kadd ü kâmetleri ol kadar uzun değildir. Gûyâ su varulları tahtası gibi perdâht olup rakamlı tahtalardır, ammâ kalınlığı âdem beli ve ennilikde direk gibi sarp dişbudak ağaçlarıdır. Hîn-i mahalde bir mesâfe-i ba‘îdeye dördünü ve beşini bir arabaya koyup fi'l-hâl meydân-ı ma‘rekede demir çemberlerin geçirüp yigirmi ve otuz kerre atılır. Ba‘zısı on kerre atılup ağzı ve falyası yanar, anı bırağup birin dahi atarlar. Niçe bin aded bu gûne ağaç toplar var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 69b ·
metinde göster ·
… lmaların mâ-vaka‘ üzre sıhhati ile tahrîr ederler. Hattâ yine bu dîvârda kralın
kadd
[ü] kâmetiyle eşkâl-i kabîha-i şütür-lebiyle bir kral tasvîri etmişlerdir. Göre …
Hakkâ ki cemî‘i tevârîhlerinde cümle bozmak ve bozulmaların mâ-vaka‘ üzre sıhhati ile tahrîr ederler. Hattâ yine bu dîvârda kralın kadd [ü] kâmetiyle eşkâl-i kabîha-i şütür-lebiyle bir kral tasvîri etmişlerdir. Gören anı zî-rûh zann eder. Bu tasvîri üstâd-ı nakkâş mâ-vaka‘ı üzre tahrîr etdiğiyçün kral bu âdemi nakkâş başı edüp birer kralıçka guruş ulûfe ta‘yîn etmişdir. (---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 71b ·
metinde göster ·
[ü] kâmetleri cümle bodur kad dirler. Aslâ yayan yürümeğe iktidârları yokdur. A …
Ve kadd [ü] kâmetleri cümle bodur kad dirler. Aslâ yayan yürümeğe iktidârları yokdur. Ammâ parmakları çınar gibi olup bâzûları kısa ve kalındır. Pençelerin aslâ âdem çeviremez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 176a ·
metinde göster ·
ü kâmet ve lahm u şahm ve câm-ı gümüş berrâk gerdân ve gözleri yed-i Kudret ile …
Bunda olan kadd ü kâmet ve lahm u şahm ve câm-ı gümüş berrâk gerdân ve gözleri yed-i Kudret ile mükehhal marâlî ve gazâlî Çîn âhûsu gözler ve şîrîn Çağataysi sözler var kim istimâ‘ edenin ciğerin hûn edüp hûnrîzlik etmez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 179a ·
metinde göster ·
Bu da Azak tarafındaki gibi Hünkâr kullesine müşâbihdir.
Kadd
[ü] kâmetde ve cebehâne ve zahîre ve metânetde ve neferâtda ve dervezelerde ve …
Bu da Azak tarafındaki gibi Hünkâr kullesine müşâbihdir. Kadd [ü] kâmetde ve cebehâne ve zahîre ve metânetde ve neferâtda ve dervezelerde ve aşağıda çimden tabur handaklı tabyalarıyla aslâ karşu tarafdaki kal‘a-i Şâhî'den farkı yokdur. Ammâ bu kulleden karşu kulle-i Şâhî'ye varınca nehr-i Ten üzre üç kat kol kalınlığı demir zencîrler çekerler, azîm dollâbları var. Ve zencîrleri kayd [u] bend edecek azîm somâkî direkleri var. Bu zencîrler gece ve gündüz nehr-i Ten üzre tirinka gerili durup bir Urus kayığı ve tomruk ve bir kütük geçmek ihtimâli yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 187a ·
metinde göster ·
… Sarı Ata Sultân'ı şehîd edüp bu mahalde defn ederler. Merkad-i pür-envârlarının
kadd
[ü] kâmeti kâmil yigirmi adımdır. Başı ve ayağı ucunda birer amûd-ı müntehâları …
Kavm-i Tatar bu azîze Sar Atay Sultân derler. Bunlar sahâbe-i kirâm-ı Resûlullâh'dandır kim Hazret-i Risâlet-penâh dâr-ı bâkîye intikâllerinden sonra bu Sarı Ata Sultân ve Mâlik Eşter hazretleri ve Baba Mansûr hazretleri üç nefer yarar tüvânâ pehlivânlar Salsâl-ı dâll-ı kral-ı bed-fi‘âl cengine geldiklerinde mel‘ûn Salsâl bu Sarı Ata Sultân'ı şehîd edüp bu mahalde defn ederler. Merkad-i pür-envârlarının kadd [ü] kâmeti kâmil yigirmi adımdır. Başı ve ayağı ucunda birer amûd-ı müntehâları var ve cânib-i erba‘ası handakdır kim sığır ve sıpalar girmesin içün parmaklı çitler örülmüşdür. Gayri kubâb ve imâretden bir alâmet yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 201a ·
metinde göster ·
… s olurlar. Lâkin âdemleri Bosna ve Mora diyârı halkı gibi iri tüvânâ ve sâhib-i
kadd
[ü] kâmet âdemleri olmaz. Ekseriyyâ iki endâze kaddli ademlerdir.
Ve cemî‘i halkı gâyet zekâvet üzre halk olunmuşdur kim on yıl içinde necîb ü reşîd sıbyânları müfessir ü muhaddis olurlar. Lâkin âdemleri Bosna ve Mora diyârı halkı gibi iri tüvânâ ve sâhib-i kadd [ü] kâmet âdemleri olmaz. Ekseriyyâ iki endâze kaddli ademlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 326a ·
metinde göster ·
Ve cümle on yedi mihrâbdır. Dördü câmi‘dir, mâ‘adâ mesâcidlerdir. Cümleden Ulu câmi‘dir kim Melik Balad Babık Beğ binâsıdır. Birisi bir kiremid (---) minâresi vardır kim misli meğer Sivas eyâletinde Niksar şehrinde (---) Melik Gâzî ibn Dânişmend câmi‘i ola, ammâ bu minâre Q 12aP 12a andan musannâ‘dır. Ve şerîfesinin cânib-i erba‘ası müşebbek demir kafes ile pîrâste bir serâmed minârei kadd [ü] kâmet makâm-ı ezândır. Ammâ câmi‘i tarz-ı kadîm toprak örtülü câmi‘-i atîkdir. Şehre havâle bir mürtefi‘ yerde vâki‘ olmuşdur. Evkâfı çokdur ve huddâmları firâvândır. Ve cemâ‘ati dahi bisyârdır. Ve kapusu üzre târîhi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y21b ·
metinde göster ·
… ve zenbûrî sütûnlar görülmüşdür ammâ mâvî amûd görülmemişdir. Ve bu sütûnların
kadd
[ü] kâmeti kırkar mi‘mâr arşını âlîdir ve üçer âdem ancak dirâgûş eder cüssedâr …
Ve câmi‘ içinde dörd aded nîlgûn mâvî sütûnları var kim edîm-i arzda misilleri yokdur, zîrâ beyâz mermer ve kırmızı sommâkî ve zenbûrî sütûnlar görülmüşdür ammâ mâvî amûd görülmemişdir. Ve bu sütûnların kadd [ü] kâmeti kırkar mi‘mâr arşını âlîdir ve üçer âdem ancak dirâgûş eder cüssedâr sütûnlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y68b ·
metinde göster ·
… enevir kettânı ve tohumu vefret üzre hâsıl olur. İçinde develer gezse kenevirin
kadd
[ü] kâmeti içre at ve katır dahi görünmez, bu mertebe âlî kendiri olur. Ve câ-b …
Ve mahsûlâtının memdûhu kenevir kettânı ve tohumu vefret üzre hâsıl olur. İçinde develer gezse kenevirin kadd [ü] kâmeti içre at ve katır dahi görünmez, bu mertebe âlî kendiri olur. Ve câ-be-câ bâğ u bâğçeleri vardır. Hudâ ma‘mûr eyleye.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y70b ·
metinde göster ·
[ü] kâmeti ne mikdâr ise bu perde-i Bâb-ı Şerîf dahi ol kadardır [[(---)(---) …
Her sene Mısır'dan cedîdi gelüp atîk kisveyi Y 342b şerîf hazretleri parça parça edüp cümle İslâm pâdişâhlarına hedâyâ gönderüp anlar dahi şerîfe surre ve atıyye gönderirler. Ve her diyârda parça parça vardır, teberrüken meyyit üzre koyup cenâzeyi garâfeye götürürler. Ammâ kânûn-ı Süleymân'dır, kaçan kim haccü'l-ekber ola, yâhûd fermân-ı şehriyârî sâdır ola, kisveyi ve kuşağı ve Bâb-ı şerîf perdesin Âl-i Osmân pâdişâhına gönderirler. Ammâ Bâb-ı Şerîf'in perdesin Âl-i Osmân pâdişâhına [[(---) (---) (---)]] tahrîr olunan Bâb-ı Şerîf'in kadd [ü] kâmeti ne mikdâr ise bu perde-i Bâb-ı Şerîf dahi ol kadardır [[(---) (---) (---)]] değildir. Rengâreng-i bûkalemûn ve cümle harîrdir. Ammâ zerre mikdârı nümâyân değildir. Serâpâ zer-ender-zerdir. [[(---) (---) (---)]] güzâf-ı şükûfe evsâf-ı perde-i bâb-ı sa‘âdetdir kim lâ-nazîrdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y342a–Y342b ·
metinde göster ·
… nde kadîd âdem cesedleri var. Kimi oturur ve kimi yatırlar idi. Bunlar cümleden
kadd
[ü] kâmetde kıyâmet âdemler idi. Yanlarında çürümüş bûriyâlar ve hûrmâ lîfinden …
Bu mahalde birkaç refîklerimiz bir iki fânûsu ile havflerinden rücû‘ eylemişler. Ammâ biz yine otuz beş âdem ile kalup cür’et ederek sehel eniş, kıble-nümâmız muktezâsınca kıble cânibine kâmil bir sâ‘at dahi gidüp tâk-ı Kisrâ'dan nişân verir kâ‘alar ve her birinde kadîd âdem cesedleri var. Kimi oturur ve kimi yatırlar idi. Bunlar cümleden kadd [ü] kâmetde kıyâmet âdemler idi. Yanlarında çürümüş bûriyâlar ve hûrmâ lîfinden bezler pâymâl-i rimâl idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y233a ·
metinde göster ·
… kîr lisân-ı hâlin anlayup dilim dilim olup âhir işim hâk oldu. Bu atı sultân bu
kadd
[ü] kâmet ile bu kadar zî-kıymet bisât ile görünce kâmil iki sâ‘at bakdı ve kin …
Andan pâk ü nazîf bisâtiyle koca hûrmâyî toru kebîşeyi getirdim. İki tarafından huddâmlar keşân-ber-keşân çeküp bu kadar zâğî askeri görüp bir vedâ‘ süheyli âvâz etdi kim görenler hayrân kaldı. Cânib-i erba‘asından kagan arslan gibi nigerân etdükde görenlerin zehreleri çâk oldu. Ammâ hakîr lisân-ı hâlin anlayup dilim dilim olup âhir işim hâk oldu. Bu atı sultân bu kadd [ü] kâmet ile bu kadar zî-kıymet bisât ile görünce kâmil iki sâ‘at bakdı ve kindi ezânları okundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y413a ·
metinde göster ·
Kepçe kuyruk dedikleri mel‘ûn hemân ceyrân sıfatlı ve
kadd
[ü] kâmetde dahi ol cüssede, ammâ kuyruğu salkım saçak bir mel‘ûn, dağlara çıku …
Kepçe kuyruk dedikleri mel‘ûn hemân ceyrân sıfatlı ve kadd [ü] kâmetde dahi ol cüssede, ammâ kuyruğu salkım saçak bir mel‘ûn, dağlara çıkup gitdi. Mezkûr herîfin yanına vardık, gûyâ pıhtı olup mahv-ı vücûd etmiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y434b ·
metinde göster ·