Ve kubbe-i âlî üzre olan alem-i kebîri tahdîd edüp kubbesine göre alemin
kaddin
elli zirâ‘ tavîl edüp elli bin mümessek zeheb-i hâlis ile mutallâ edüp iki fers …
Ve kubbe-i âlî üzre olan alem-i kebîri tahdîd edüp kubbesine göre alemin kaddin elli zirâ‘ tavîl edüp elli bin mümessek zeheb-i hâlis ile mutallâ edüp iki fersah yerden ve yüz mîl deryâdan nümâyân bir alem-i alâmet-i edyândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 36a ·
metinde göster ·
Amma beşinci ılıca-i kebîr tâ şehrin ayne'l-fi‘linde vâki‘ olup bir kubbe-i azîm câmekânı vardır. Bin aded âdem alur ortasında havz [u] şadırvanı var, andan içeri bir kubbe-i azîmi var kim âdem birbirin güç ile teşhîs eder. Kubbenin cânib-i erba‘asında altı aded kemerler vardır. Her kemer altında birer hanefî kurnaları kol kalınlığı suları cereyân etmededir. Ve iki halveti var, birine akhalvet derler bir kurnası var. Kurnasında bir kurbağı resmi var, ana işâretdir kim "Sen benî Âdem'sin, kurbağı gibi suda çok durma" demekdir. Ve halvet gâyet rûşen ve beyâz mermer-i hâmlar ile döşendiğinden "akhalvet derler. Ve birine "karahalvet derler, hakkâ ki muzlimdir. Ve bir kurnaya "diner kurna" derler, havz-ı kebîrin sol cânibindedir. Kurnaya ba‘îd dîvârda bir delik vardır, ol deliğe bir âdem parmağın soksa yâhûd ol deliğe ağzıyla üflese ol kurnanın suyu akmaz olur. Parmağın çeküp üflemese yine akmağa başlar, aceb temâşâdır. Bu kubbe-i azîmin ortasında halîc kadar bir havz-ı azîm vardır kim âdem kaddinde aşren fe-aşren pâk mâ-i suhn ile leb ber-lebdir. Dâ’iren-mâdârında altışar kademe nerdübânları var ve mermer ejder ve arslan kellelerinden âb-ı hayât sular cereyân edüp havza rîzân olur ammâ gâyet ıssıdır. Bu havz içre cemî‘i âşıkân-ı sâdıkân müştâkân-ı ma‘şûka ve yârân-ı bâ-safâlarıyla bilâ-vâsıta koç-kucağ olup mâlik-i bahr gibi şinâverlik edüp kimi perendebâzlık, kimi rakkâslık edüp el ele verüp semâ‘ ederler. Niçesi el ele olup turna katarı olup "kur kur" deyü turna sadâsı ederek deverân ederler. Kimisi bir yire cem‘ olup birbirlerin derâğûş edüp omuzlarına ayak üzre bir kat âdem dahi birbirlerin kucaklayup eyle semâ‘ ederler. Bir hây-hûydur kim ta‘bîr olunmaz. Hakîr bu havza "mecma‘-i dilberân" dedim. Zîrâ herkes dilber-i ra‘nâlar ile bîlâ vâsıta koç-kucağ ba‘dehû bir genc künci bucâğ isterse ol çağ; istemezse öbür çağ eder. Böyle bir havz-ı vâsıtadır. Ve niçe yüz garîb ü gurebâ kurnalarda câmekânda, câme vü câmehâbın gasl edüp pâk eder. Ve niçe yüz âdem dahi mahbûb dellâklare kese ve sabun sürdürüp kendi dahi dellâke sabun gibi sürünüp kimi pâk ve kimi şerâ’it-i guslü bilmeyüp nâ-pâk olur. Bir cah-cahûn hengâme-i hâl-i diyer-gûndur kim akl-ı kâsır hayrân olur. Ve bu ılıcada bây [u] gedâ birdir. Eğer peştemâlın var ise hammâmcıya bir akçe vermeden çıkarsın, meğer esbâbın hıfz edene bir penez veresin. Zîrâ Camâpur askeri gibi bî-hisâb ecnâs-ı mahlûkât haşerâtlar gelüp gitmededirler. Ve eğer peştemâlın yok ise hammâmdan peştemâl alup kise sabun sürünürsen iki akçe verirsin. Ve ba‘zı şehir a‘yânı şeb-i yeldâlarda yetmiş seksen aded yârân u pîr [ü] cüvân banayı halvet edüp niçe yüz aded kanâdiller ile ve gûnâ-gûn şem‘-i asel-i kâfûrîler ile çerâğân edüp âlem-i ağyârdan bî-haber tâ sabâha dek cân-ı cânân sohbetleri edüp gûnâ-gûn et‘ıme-i nefîse ve mümessek hoşâblar ve gülâb ü ûd-ı anberler ile derûn-ı hammâm hoş-bû olup hoşâb zevkleri ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 140a ·
metinde göster ·
… er biri hayal-i kârdır ve bu sırçaların altısı biri biri üzre durdukda bir âdem
kaddinden
âlî oldu. Müşkil işdir kim Perverdigâr yâver ola. Dest ber dâ’ire deyüp kırk el …
Ve mine'l-acâ’ib san‘at-ı diğer: Bu pehlivân meydân-ı muhabbete iki yerde üç dane sürâhî bâde şîşelerin biri biri üzre koyup karşu tarafdan "Yâ Allah!..." deyüp seğirderek bir perende atup bî-bâk u bî-pervâ bu şîşe-i sürâhîlerin üstünde karâr edüp kendüsü ne hareket etdi ve ne şîşe-i hayâller şikest oldu. Hemân şîşeler üstünden pertâb edüp zemîni kadem basup bu şîşe üzre üç şîşeler dahi koyup cümle on iki aded şîşeler oldu. Hatta bu şîşelere rüzgâr isâbet etdikde zücâclar hareket ederdi ve içleri boş eyle hayâl-i sürahî Ceneviz Firengî şîşeleridir kim her biri hayal-i kârdır ve bu sırçaların altısı biri biri üzre durdukda bir âdem kaddinden âlî oldu. Müşkil işdir kim Perverdigâr yâver ola. Dest ber dâ’ire deyüp kırk elli adım mikdârı gerüye gidüp hemân anda at gibi eşinüp bir süheyl urup "Yâ Ma‘bûd-ı bî-hemtâ!" deyüp yıldırım gibi şakıyup katı yaydan ok çıkar gibi seğirdüp şîşelerin dibine geldikde "Yâ Hay" deyüp pertâb edüp gûyâ bir meges-vâr bir ayağın altı şîşe ve bir pâyın şeş şîşe üzre koyup meks etdi. Hudâ âlimdir ol cüsse ile ne kendüsü ve ne şîşeler zerre kadar hareket etmeyüp biri dahi münkesir olmadı. Şîşeler üzre paşaya du‘â edüp yine bir pertâb ile zemîn bûs edüp bir tarafa durdu. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 231a ·
metinde göster ·
… n dîvâra yapışarak ayak üzre kalkup belinden çekici ve bir mismârı dahi çıkarup
kaddinde
anı dahi iki taş mâbeynine kakdı ve yine 233a çekici beline sokup ankebût-vâr …
Diğer pesendîde-i ma‘rifet-i pehlivânî: Yine huddâmları def [u] kudüme el urup pehlivân meydân-ı muhabbetde deverân [u] seyerân ve lu‘bedebâzlık ve perendebâzlık ederken cilbendinden bir çekiş ve iki mismâr enseri çıkarup eydür: "Ey hanım! Eğer izn-i şerîfin olur, bu seksen arşın kaddi âlî olan dîvârın yüzünden ta sütûha çıkayım" deyü izin taleb etdikde Hân eydür: "Destûr der, Hudâ âsân getire" deyüp dîvârın dibine varup hayır du‘â edüp eli yetişdiği yerde dîvâra enserinin birisin kakup çekici yine beline sokup ya Allah deyüp perende ile enserinin üstüne çıkup oturdu ve hayli ma‘rifetler icrâ etdi. Andan bu mismâr üstünden dîvâra yapışarak ayak üzre kalkup belinden çekici ve bir mismârı dahi çıkarup kaddinde anı dahi iki taş mâbeynine kakdı ve yine 233a çekici beline sokup ankebût-vâr ol mismâr üzre karâr edüp anda dahi niçe gûne lu‘bedebâzlıklar gösterdi. Ammâ garâbet bunda kim enserinin ikisi de birer buçuk karış ancak var, üçer parmak mikdârı dîvâra girdiği zamân beri tarafda icrâ-yı ma‘rifet idecek yer yok, âlet yok. Anı gördük, yukarıdaki mismardan yılan gibi süzülüp baş aşağı olup aşağıdaki mismâra berk yapışup yukaruda kalan mismâra ayağının üsteki mesh olacak yerlerin ve ayaklarının parmakların devirüp çengel edüp aşağı mismardan ellerin boş koyup baş aşağı ayağı üstünden asılup ser-nigûn niçe fünûnlar gösterirken belinden çekicin çıkarup ayağı üstünden asılmış iken aşağı mismârı çekiç ile ura ura çıkarup yine yukaru mismâra süzüldü.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 232b–233a ·
metinde göster ·
… n asılup yine aşağıdaki mismârı çıkarup yukarudaki enser üzre yine ayağa kalkup
kaddince
dîvâra mismârı kakup anda dahi niçe yüzden hünerler gösterdi. Bu mismâr mahalli …
Andan yine aşağıdaki mismâra ser-nigûn süzülüp yine ayağı meshi yerinden asılup yine aşağıdaki mismârı çıkarup yukarudaki enser üzre yine ayağa kalkup kaddince dîvâra mismârı kakup anda dahi niçe yüzden hünerler gösterdi. Bu mismâr mahalli zemînden dokuz âdem kaddi oldu. Bu mismârda iken belinden tütün kisesin çıkarup mismâr üzre kiseyi koyup tepesi üzre durup ayakları ber-hevâ hareket etdirirdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 233a ·
metinde göster ·
… ârında evc-i semâya ser çekmiş yed-i kurdet ile mebnî beş Süleymâniyye minâresi
kaddinde
bir sivri kaya üzre bir küçük kal‘adır. Allah'a ma‘lûm urûc edüp bu kal‘ayı tem …
Evsâf-ı misâl-i seng-i akîk, ya‘nî kal‘a-i Amîk: Be-kavl-i müverrihîn bunu kavm-i Âd binâ etmişdir. Zîrâ akîk-i Yemenî gibi sürh-gûn kayaları içre Âd kavmi gârları vardır kim midhatinde lisân kâsırdır. Kal‘ası Van deryâsı kenârında evc-i semâya ser çekmiş yed-i kurdet ile mebnî beş Süleymâniyye minâresi kaddinde bir sivri kaya üzre bir küçük kal‘adır. Allah'a ma‘lûm urûc edüp bu kal‘ayı temâşâ etmeğe cür’et edemedim. Zîrâ niçe bin kademe taş nerdübân ile bâlâsına çıkarken bir yalçın dîvâr gibi kal‘aya dayanmış ağaç nerdübân ile çıkılır. Andan yukaru ta kal‘anın zirve-i a‘lâsına yine taş nerdüban ile urûc olunur. Hîn-i muhâsarada mezkûr ağaç nerdübanı kemendler ile yukaru kal‘aya çeküp asla bir tarafdan urûc olunması muhâl olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 246a ·
metinde göster ·
… p tüfengler atılmağa başladı. Biz dahi Rahova sahrâsına çıkdık, ammâ kar minâre
kaddince
var, ammâ hele hakîr her gün binmeğile rûz-merre yığın karı yol üzre pâymâl edü …
"Bire hânı öldürdüler, sen ne durursun?" deyince aklı başından gidüp hemân ahurına inüp bir kantarma ile yaldak atına binüp hidmetkârı kılıcın tüfeğin verüp kürkün eğnine geyüp bin renc [ü] anâ ile Hüsrev Paşa çârsûsın karanlıkda geçüp şehr-i Bitlis ne kadar şehr-i mu‘azzamdır. Bir hayli zamânda şehri çıkup Kassâb çeşmesi nâm mahalle vardıkda henüz Hânbâğı'nda bir gırîv [ü] vâveylâ ve revşen kopup tüfengler atılmağa başladı. Biz dahi Rahova sahrâsına çıkdık, ammâ kar minâre kaddince var, ammâ hele hakîr her gün binmeğile rûz-merre yığın karı yol üzre pâymâl edüp beş altı huddâmlarımla yolları açardım. Hele dörd kişi gâh kurdlingî ve gâh eşdirme ve gâh segirdüp kara batarak her bâr karanlıkda ardımıza bakarak vakt-i şâfi‘îde Van deryâsı kenârında Taht-ı Van nâm hâna vardık.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 13b ·
metinde göster ·
… rdir. Kenâreleri havz içine enecek beş tabaka vâsi‘ nerdübânlardır kim her kişi
kaddine
göre tabakalarda gasl eder. Gavvâs-ı bahr-i ma‘ârif olanlar havzın tâ ortasına …
Tavsîf-i germâb-ı Yeşil Direkli: Tabahâne varoşu içinde nehr-i Tuna kenârında sekiz aded tâk-ı Kisrâ'dan nişân verir âlî kemerler üzre bir serâmed kubbe-i müdevveri var, serâpâ la‘lgûn kırmızı kiremit örtü[lü] kubbe-i ser-nigûn-ı azîmdir kim mezheb-i Hanefî'den ziyâde aşren fe-aşren değil belki erba‘a işrîn kırât ziyâde bir şekl-i müdevver buheyre-vâr bir havz-ı dâr-ı medârdır. Gird-â-girdi kâmil iki yüz aded ayak ihâta eder pâk ve pâkîze bir havz-ı müdevverdir. Kenâreleri havz içine enecek beş tabaka vâsi‘ nerdübânlardır kim her kişi kaddine göre tabakalarda gasl eder. Gavvâs-ı bahr-i ma‘ârif olanlar havzın tâ ortasına pertâb edüp şinâverlik edüp herkes âşık ma‘şûk ve yârân-ı bâ-safâlarıyla kuç kucağ olup tâzelik çağlarında gülüşüp oynaşup zevk u safâlar ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 85a ·
metinde göster ·
… aded top çitleri var kim yaban asmalarından örülmüş her birinin kaddi üçer âdem
kaddinden
bâlâ çitlerdir ve her birinin içleri horasân ve kireç ve alçı ile rıhtım olmuş …
Ve bu dîvâr üzre iki yüz aded top çitleri var kim yaban asmalarından örülmüş her birinin kaddi üçer âdem kaddinden bâlâ çitlerdir ve her birinin içleri horasân ve kireç ve alçı ile rıhtım olmuş siper çitlerdir kim kal‘a dîvârından metîn çitlerdir kim her biri hammâm kubbesi kadardır. Bu çitler mezkûr Depedelen havâlesine karşu durup bu çit [ve] sepetler mâbeynlerinde kâmil elli pâre balyemez ve kâfire amân u zamân vermez top-ı serâmedleri dâ’imâ âmâde olup her topun yanlarında mühimmât [u] levâzımâtları ve huddâmâtları fitilleri ellerinde ve kılıçları bellerinde pür-silâh şehbâz u şehnâzlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 93b ·
metinde göster ·
… Bu yalçın kayayı iki çatal halk eyleyüp her biri üçer kad Süleymâniyye minâresi
kaddinde
iki çatal serâmed ve ince mîl minâre-misâl kayalardır. Birbirlerinden mâbeynler …
Diğer sun‘-ı Hudâ-yı iber: Bu yaylağ-ı vâcibü's-seyrin cânib-i garbîsinde Gerdek kayası, bir sahrâ-yı bâlâ-yı azîme var kim içinde niçe yüz gûne kehifler vardır. 222a Hâlık-ı kevneyn (...)(...) ol Hallâk-ı âlemdir. Bu yalçın kayayı iki çatal halk eyleyüp her biri üçer kad Süleymâniyye minâresi kaddinde iki çatal serâmed ve ince mîl minâre-misâl kayalardır. Birbirlerinden mâbeynleri ikişer ve üçer zirâ‘ kadar vardır, ammâ kadleri dörder yüz zirâ‘ kadar bâlâdır, ammâ bu kayanın tâ zirve-i a‘lâsında bir tengetir haymecik kurulsa yeri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 221b–222a ·
metinde göster ·
sekiz küçük mağâralar vardır. Herbirinde birer İbrâhîm isimli sultânlar var imi …
Ve bu meydânın etrâfında âdem beli kaddince sekiz küçük mağâralar vardır. Herbirinde birer İbrâhîm isimli sultânlar var imiş. İbrâhîm-i Edhem ile uzlet-nişînler imiş. Bi-emrillâh şol mertebe kuvvet-i kudsiyyeye mâlik olmuşlar kim meşhûr-ı âfâkdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y181a ·
metinde göster ·
… a vâki‘ olmuş, dehân-ı çâhda bir beyâz mermer ağızlıkdır. Kaddi bir âdem memesi
kaddince
bir büyük kuyu ağızlığıdır. Dâ’iren-mâdâr on iki âdem ihâta eder, kuyu ağzıdır. …
Ve Bi’r-i Zemzem bu binâ-yı âlînin ortasında vâki‘ olmuş, dehân-ı çâhda bir beyâz mermer ağızlıkdır. Kaddi bir âdem memesi kaddince bir büyük kuyu ağızlığıdır. Dâ’iren-mâdâr on iki âdem ihâta eder, kuyu ağzıdır. Ve bu kuyu ağızlığı dâ’iren-mâdâr demir belâzîkdir. Zîrâ bu âb-ı Zemzem halk olaldan beri şeb rûz niçe kerre yüz bin kova su çekilir. Böyle hadîd belâzîk olmasa kuyu ağzı pâre pâre olur. Ol ecilden dehân-ı çâh-ı Zemzeme demir ağızlık etmişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y346b ·
metinde göster ·
… lemtırâş sapı kalınlığı her yılanın Q 205aP 203a arkasında yılanın kesilen
kaddince
eyle uzun ipler çıkar, gûyâ bir sicim ipdir, işte tiryâk-ı fârûk kursu deyü ta‘ …
Hâsıl-ı kelâm hekîmbaşı bu yılan maslûkasın cemî‘i ibâdullâha bezl edüp bişirdikleri yılan yahnîleri siniler içre sovuyup Y 125a hekîmbaşı ve telâmîz ve halîfeleri sinilerin başına oturup cümlesi ellerin pâk yaykayup ve kolların sıvayup mezkûr yılan yahnîlerin birer birer ellerine alup yılanın arkasında onurka kemiği ta‘bîr etdükleri bel kemiğinin iki cânibinde kalemtırâş sapı kalınlığı her yılanın Q 205aP 203a arkasında yılanın kesilen kaddince eyle uzun ipler çıkar, gûyâ bir sicim ipdir, işte tiryâk-ı fârûk kursu deyü ta‘bîr etdikleri budur kim tiryâk-ı a‘zam bu ip gibi etden hâsıl olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y124b–Y125a ·
metinde göster ·