… ü bu İslâmbol kal‘ası amârıyla âhir olup murg-ı dili, bâz-ı ecelden kurtulmayup
kafes-i
tenden tayerân edüp bir hâkim-i âdil ve dîn-i Îsâ'da kâmil olduğundan ehl-i cen …
{Netîce-i kelâm Kostantîn'in ömrü bu İslâmbol kal‘ası amârıyla âhir olup murg-ı dili, bâz-ı ecelden kurtulmayup kafes-i tenden tayerân edüp bir hâkim-i âdil ve dîn-i Îsâ'da kâmil olduğundan ehl-i cennetdir, derler. Cümle saltanatı (---) sene olup yerine oğlu Mikra Kostantîn kıral olup ol dahi dîn-i Îsâ üzre şân u şöhret ve şevket verüp Ayasofya anın zamânında binâ olunup hamd-i Hudâ ma‘bedgâh-ı müslimîn olup bâng-i Muhammedî verilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 14b ·
metinde göster ·
Iztırâbı kogil ey murg-ı revân sabr eyle / Eskiyüp işte harâb olmada bu ten
kafesi
/ Kârbân-ı reh-i iklîm-i adem menzilinin / Tokınur oldu katı sem‘ime bâng-i çer …
Iztırâbı kogil ey murg-ı revân sabr eyleEskiyüp işte harâb olmada bu ten kafesiKârbân-ı reh-i iklîm-i adem menzilininTokınur oldu katı sem‘ime bâng-i çeresi
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 29a ·
metinde göster ·
… bu mahallin cânib-i selâsına müzehheb ü mutallâ şebeke kafesler inşâ edüp gûyâ
kafes-i
huld-i berîn oldu. Ammâ mihrâbı ve minberi ve mü’ezzinân mahfili mermer-i hâmda …
Ba‘dehu sene (---) târîhinde Sultân İbrâhîm Hân bu mahallin cânib-i selâsına müzehheb ü mutallâ şebeke kafesler inşâ edüp gûyâ kafes-i huld-i berîn oldu. Ammâ mihrâbı ve minberi ve mü’ezzinân mahfili mermer-i hâmdan sâde güzelidir. Ve mihrâb üzre Hattât Şeyh hattıyla (---) tahrîr olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 41b ·
metinde göster ·
… klar ile minkârıyla ve nâhunuyla su çeküp kovadan nûş eder. Mankır kuşu kezâlik
kafesinin
içinden mankır taşır bir turfe kuşdur. Ve sâ’ir kuşların herbiri birer 191b g …
Esnâf-ı sayyâd-ı serçeciyân ve gayrı murgân: Bunların dükkânı yokdur, hemân bâğ u bâğçeler kenârında dâm [ü] duzahlar ile ve dutkal gibi ökseleri çalılara sürüp serçe ve iskete ve filorunya ve başdankara ve ispinoz ve saka kuşu ve işlibe ve ferye ve kuyruk atan ve kara bülbül ve bokluca bülbül ve bülbül-i gûyâ-yı hezâr ve mankır kuşu ve pozbakal ve İshâk kuşu ve sarı asma ve kara tavuk ve kârvân kuşu ve üğeyik ve hakkuran ve Yûsuf Mısır'da satıldı ve beyâz kumru, bu makûle murgân-ı hoş-nevâları sayd edüp kafesler içre mahbûs edüp giderken saka kuşları kafesleri altındaki kâseler içinden yüksük kadar kovacıklar ile minkârıyla ve nâhunuyla su çeküp kovadan nûş eder. Mankır kuşu kezâlik kafesinin içinden mankır taşır bir turfe kuşdur. Ve sâ’ir kuşların herbiri birer 191b gûne nevâhânlık edüp feryâd ederek sayyâdları dahi gûnâ-gûn şakalar ederek ubûr ederler. Bunlar dahi garâyib esnâfdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 191a–191b ·
metinde göster ·
el-Mevlâ Bağdâdîzâde Hasan Çelebi b. Yûsuf el-Bağdâdî: Kebûter rûhu ten
kafesinden
pervâz edüp Bursa'da Zeynîler'de meks edüp anda âşiyân etdi. Ol makâm hâlâ ziyâ …
el-Mevlâ Bağdâdîzâde Hasan Çelebi b. Yûsuf el-Bağdâdî: Kebûter rûhu ten kafesinden pervâz edüp Bursa'da Zeynîler'de meks edüp anda âşiyân etdi. Ol makâm hâlâ ziyâretgâh-ı ünâsdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 240a ·
metinde göster ·
… pu mâbeyninde asma demir kafesler âmâde olup demir zincirler ile maslûbdur. Her
kafesin
demirleri bazu kalınlığı kadar vardır. Hîn-ı muhâsarada kal‘a dîvârı içinden aş …
Eşkâl-i kal‘a-i Ankara: Evvelâ bir kûh-ı bâlânın tâ zirve-i a‘lâsında dörd kat beyâz seng-binâ bir kal‘a-i ra‘nâ, hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn bir hisâr-ı Kahkahâ-vâr-ı sûr-üstüvârdır. Her katı biri birinden âlî vâkı‘ olmuşdur. Her tabakasının mâbeyni birbirinden üç yüz adımdır ve her katı dîvârının kaddi altmışar arşın âlî dîvârdır ve her dîvârın vüs‘ati onar zirâ‘-ı melikî arîzdir. Esâslarının altı dâiren-mâdâr kemer binâlar ile boşdur, derler ammâ görmedim. Zîrâ hîn-i muhâsarada düşman zîr-i kal‘aya girüp lağım atmasın deyü kal‘anın temeli altı boşdur. Ve bu iç kal‘a kıbleden tarafa yanbükü durup şarkdan garba tûlânîce vâkı‘ olmuşdur. Cânib-i garba dörd kat birbirinden geçme demir kapulardır kim bir kal‘ada bu gûne hadîd bâb-ı kavîler yokdur. Ve her kapu mâbeyninde asma demir kafesler âmâde olup demir zincirler ile maslûbdur. Her kafesin demirleri bazu kalınlığı kadar vardır. Hîn-ı muhâsarada kal‘a dîvârı içinden aşağı kapular önüne bırağup siper ederler. Ve bu kal‘ada olan atebe-i âlî ve atebe-i süflî seng-i ahmer-gûnları bir kal‘ada görülmemişdir. Ve en taşra kapu kim Atbâzârı yerine nâzırdır kim cânib-i garba mekşûfdur, atebe-i âlîsi kemeri üzre selef pehlivânlarının gürzleri ve ibret-nümâ mâhî üstühânları ve niçe acâ’ibâtlar maslûbdur. Şeb [u] rûz bu kal‘a kapusu dâhilinde ve hâricinde kal‘a neferâtları şeb [u] rûz pâsbânlık ederler. Ve kal‘a dizdârı bu kal‘adan taşra çıksa katl eylerler yâhûd azl edüp nefy ederler. Zîra cemî‘î düşman bu kal‘anın bir taşına bin baş verüp yüz bin savaş etmeğe cân-baş oynadır. Hattâ sene (---) târîhinde Erzurûm'da Abaza Paşa celâlî oldukda yüz bin askerle bu kal‘ayı muhâsara edüp aşağı varoş hisâra istîlâ edüp bu iç hisâra sarılmak sadedinde iken Abaza Paşa sarâyında otururken kal‘adan üstâd-ı top-bâz Abaza'ya bir gülle niçe urursa Abaza'nın kıçı sınup mecrûhen hâ’ib ü hâsir yine Erzurûm'a gitdi. Ol zamandan berü kal‘a dizdârı kal‘a kapusu önünden mesâfe-i ba‘îdeye gitmek memnû‘dur. Ve şeb [u] rûz kal‘a neferâtları derûn-ı kal‘adan münfekk olmayup her şeb "Allah yekdir yek" deyü nigâhbânlık ederler. Gerçi bu yukaru iç kal‘anın etrâfında handakı yokdur ammâ cânib-i etrâfı yalçın kanâre kayalardır. Bir cânibden zafer mümkün değildir. Ve lağım işlemek hod aslâ sehl değildir. Zîrâ kat-ender-kat cümle üç yüz altmış altı kullelerdir. Birbirine nâzır olup korudur. Bir tarz-ı garîb hendese üzre tarh [u] tarz olunmuşdur. Ve cümle dörd katında bin sekiz yüz dendân-ı bedendir. Ve dâiren-mâdâr bu iç hisâ[r] dörd bin adımdır. Cânib-i şarka Hıdırlık nâm bir püşte üzre ziyâretgâh vardır. Sehl bu kal‘aya havâledir. Ammâ aslâ andan zarar isâbet etmek ihtimâli yokdur. Zîrâ kal‘a ile bu Hıdırlık dağının mâbeyni bir top-ı dırâz menzilidir. Aşağısı gayyâ ve derk-i esfel ve câh-ı cahîmden nişân verüp andan kal‘aya urûc etmek emr-i asîrdir. Ve bu iç kal‘ada cümle sağîr u kebîr seksen altı pâre topları vardır, amma balyemez topları yokdur. Şâhî ve tarabzen ve kolomborna topları çokdur. Ve kifâyet mikdârı cebehânesi ve âlât-ı silâhı vardır. Ve bu kal‘a içre bâğsız ve bâğçesiz cümle altıyüz hâne-i zîbâlardır. Ve (---) câmi‘i andadır. Kadîm-i evvelde deyrden vely olunmuş câmi‘-i kadîmdir. Ve cümle hâneleri ve imâretleri serâpâ türâb-ı pâk ile mestûr hâne-i ma‘mûrlardır. El-hâsıl bu iç kal‘a binâ cihetinde ve şîrînkârlık ve mühendislik fenninde vâcibü's-seyr bir kal‘a-i ibret-nümâdır. Ammâ aşağı kal‘a sene (---) târîhinde celâlî havfinden Cenâbî Ahmed Paşa i‘ânet-i âhâlî-i eyâlet ile bir kat bir sûr-ı muhkemât binâ etmişdir. 357a Dörd kapusu vardır. Ve dâiren-mâdâr üç tarafı altı bin adımdır. Bir tarafında yukaru iç kal‘adır kim anı ihâta etmiş aşağı hisârdır. Bu hisârın cânib-i şarkîsinde yukaru hisârdan kayalar içre Hızırlık deresine nüzûl olunur. Kayalar içre su yolları vardı. Ve iç kal‘ada su sarnıçları ve buğday anbârları vardır. Ammâ bu aşağı hisârda âb-ı revânları firâvân olmağıla su sarnıçları yokdur. Cümle yüz yetmiş çeşme-i mâ’-i zülâldir ve üç bin çâh-ı mâ vardır. Ve kal‘a etrâfında olan kapuları evvelâ Cânib-i
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 356b–357a ·
metinde göster ·
… ir kapu arasında yukaru kemerde bir demir kafes asılıdır kim hîn-i ma‘rekede bu
kafesi
koyverüp kapu önüne siper ederler.
Ve bu hattın üst yanında bir taşı oyup bir münakkaş İznik çanağını ayağından dîvâra yapışdırmışlar, ammâ gâyet üstâd işi, içi mâvi nakş-i bukalemûn çanağ-ı nîlgûndur. Ve bu demir kapu arasında yukaru kemerde bir demir kafes asılıdır kim hîn-i ma‘rekede bu kafesi koyverüp kapu önüne siper ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 37b ·
metinde göster ·
Andan imâm ve mü’ezzinân ve kapucular kethüdâsı ve telhîsî ve andan Köpürlü Mehemmed Paşa ak sakallı ve beyâz sûfa siyâh semmûr kürk kaplı nûrânî sâhib-i vakâr şeyh-sûret, ammâ hûnhâr-sîret niçe yüz bin hânedân söndürmüş ve niçe yüz bin cânı ten kafesinden uçurmuş ve niçe 82a hânedân sâhiblerin hâne berdûş edüp hânesinden kaçırmış. Min indillâh tasîh-i âlem etmeğe me’mûr bir sâhib-zuhûr pür-nûr kimesne idi. Yemîn ü yesârında mataracıları ve tüfengcileri ve zertaslar üzre ablak telli şâtırları dîbâ ve şîb u zerbâf kantura ve etekliklere müstağrak şâtırların tellerinde debdevî ve dehdehî ve zil [u] bem ve murassa‘ kemerler ve zerrîn seyf-i miczemler ve ellerinde teber-i Müslimîleri ile ârâste olmuş şâtırlar idi. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 81b–82a ·
metinde göster ·
… müşebbek korkuluk revzenler ve kafesler eylemiş kim gören âdemin aklı enderûn-ı
kafes-i
tende dem-beste olur. Ve revzen-i zîbâlarında hod ol kadar müşebbek ve murakka‘ …
Cümle pesendîde ma‘rifetlerinden biri bu mahfel-i şerîfe bî-sütûn bir nerdübân-ı ibret-nümûn etmiş kim âdem üzerine basmağa havf eder, zîrâ bu nerdübânın bir tarafında sütûnları yokdur. Hemân kûh-ı bî-sütûn mânend bir nerdübân-ı bî-mânend musanna‘ taş nerdübândır kim her kademe taşların birer uçları câmi‘ dîvârına muttasıldır. Mâ‘adâ basamak yerleri cümle mu‘allakdır. Ve bu nerdübânın câmi‘ içi tarafına bir demir parmaklık etmiş kim nerdübâna bu demir parmaklık dahi bir metânet verüp üstâd-ı haddâdı bunda dahi yed-i tûlâsın ayân etmiş kim ol dahi makdûr-ı beşer değildir. Ve bu mahfel-i münîfin kenârelerine üstâd-ı harrâtîn ahşâbât-ı palasanta ve sindiyân ve âbinûş ve çemşîr ve servî haşeblerinden müşebbek korkuluk revzenler ve kafesler eylemiş kim gören âdemin aklı enderûn-ı kafes-i tende dem-beste olur. Ve revzen-i zîbâlarında hod ol kadar müşebbek ve murakka‘ ve murassa‘ fusûskârî pençere kubâbları var kim vasfında cihân meddâhları lâl [ü] bî-zebândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 95a ·
metinde göster ·
"İlâhî havl-i kuvvet ve kudret ve nusret senindir. Bu taşıdığım Kur’ân-ı azîmin ve Furkân-ı mecîdin kâfire nasîb etme ve Kelâm-ı kadîmin yüzü suyuna beni kâfire esîr etme ve bu varta-i kübrâdan murg-ı cânı kafes-i tenden uçurmadan maskıt-ı re’simize sâlimîn ü gânimîn vâsıl eyle" deyü derûn-ı dilden ve cân u gönülden yüz yigirmi dörd bin peygamberi şefî‘ dutup ve yetmiş yedi bin kibâr-ı kümmelînlerin rûhâniyyetlerinden istimdâd taleb edüp bu gûne derûnî teveccühler edüp bir çemenzâr-ı hâmûn-ı ibret-nümûnda serserî gezüp cân-ı cinden nâm u nişân yok, ammâ yine karşu ma‘reke meydânında câ-be-câ tüfeng sadâsı istimâ‘ olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 125a ·
metinde göster ·
Bânîsi (---)(---)(---) dir. Vech-i tesmiyesi lisân-ı Rûm-ı Yûnân'da kuş
kafesi
demekdir. Hâlâ Rûm, kavm-i Rûm kuşlara pulya derler. Ta‘rîf-i tasğîr ile poliçs …
Bânîsi (---)(---)(---) dir. Vech-i tesmiyesi lisân-ı Rûm-ı Yûnân'da kuş kafesi demekdir. Hâlâ Rûm, kavm-i Rûm kuşlara pulya derler. Ta‘rîf-i tasğîr ile poliçse derler. Sene (---) de dest-i Venedik'den Kâsım Paşa fethidir. Hâlâ Mora paşasının voyvadalığıdır ve yüz elli akçe pâyesiyle kazâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 278a ·
metinde göster ·
… oyması-misâl sihr-i i‘câz demir kafesdir kim gûyâ kâr-ı Hazret-i Dâvûd'dur. Bu
kafesin
misli Medîne-i münevverede şebeke-i Resûlullâh'dır.
Ve minberin sağ tarafında çâr-gûşe bir demir kafes içre paşalara mahsûs namâzgâhdır. Bu şebeke eyle musanna‘ kafesdir kim gûyâ Fahrî oyması-misâl sihr-i i‘câz demir kafesdir kim gûyâ kâr-ı Hazret-i Dâvûd'dur. Bu kafesin misli Medîne-i münevverede şebeke-i Resûlullâh'dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y99a ·
metinde göster ·
çıkarup kanatlarına mektûb bağlayup uçururlar. Bir sâ‘atde ve beş sâ‘atde deryâ …
Ve hamâm-ı tayyârı gâyet meşhûrdur. Tüccârlar dâ’imâ Mekke'den güvercinin bir eşin Kınâ şehrine getirüp hîn-i mahallinde kafesinden çıkarup kanatlarına mektûb bağlayup uçururlar. Bir sâ‘atde ve beş sâ‘atde deryâ üzre pervâz urup Mekke'ye varır. Andan dahi birin koyverirler, Kınâ şehrine gelir. Tüccârlarının dâ’imâ kârları böyle olduğundan beyne'l-halk darb-ı mesel olmuşdur kim bir âdem bir yere tarfetü'l-ayn içre varup gelse,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y380b ·
metinde göster ·
… Ve bir redab [erdeb??] altun tibri ve on gâv boynuzu zebât ve beş zebât kedisi
kafesiyle
ve on kafes tûtî-i gûyâ ve bir kutu misk ve bir kutu anber ve bir kutu pânzehir …
"Bunlardan gâyet ihtirâz üzre olun, hâyinlerdir ve firâr ederler. Kayd-bend edüp her gece Berâbire kavmine verin, anlar hıfz [u] hırâset etsinler" deyü nasîhat etdi. Ve bir redab [erdeb??] altun tibri ve on gâv boynuzu zebât ve beş zebât kedisi kafesiyle ve on kafes tûtî-i gûyâ ve bir kutu misk ve bir kutu anber ve bir kutu pânzehir ve bir hecîn yükü kakule-i kebîr verüp bu kadar ihsân u in‘âmlardan sonra vâfir i‘tizârlar edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y402a ·
metinde göster ·
… si dîvâna gelse, melikin kâ‘asına muttasıl bir hücre vardır, anın kamış örülmüş
kafesi
ardından arzuhâl eder. Yohsa bu diyârda avret taşra nâ-mahrem huzûrunda gezmek …
Ve bir âdeme katl îcâb etse, cümle a‘yân-ı eşrâf meşveretiyle yâ katl veyâhûd nefy-i beled ederler. Ve nisvân tâ’ifesi dîvâna gelse, melikin kâ‘asına muttasıl bir hücre vardır, anın kamış örülmüş kafesi ardından arzuhâl eder. Yohsa bu diyârda avret taşra nâ-mahrem huzûrunda gezmek memnû‘âtdandır. Ve yedi sekiz aylık yerden gelen şakîler içün başka müsâfirhâneleri vardır. Me’kûlât [u] meşrûbâtların melik tarafından verirler. Müsâfirîne gâyet ikrâm ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y413b ·
metinde göster ·