… ya‘nî altun toprağı buldular, ve fîl dişi ve gergerdân karnı ve müşk ü zebât ve
kakule-i
kebîr ve amber buldular kim hisâbın muhtesib bilür.
Ammâ bu kavm bu kal‘anın derûn [u] bîrûnun ol kadar kazmalar ile kazup harâb [u] yebâb edüp hadden bîrûn tibr çıkardılar, ya‘nî altun toprağı buldular, ve fîl dişi ve gergerdân karnı ve müşk ü zebât ve kakule-i kebîr ve amber buldular kim hisâbın muhtesib bilür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y400b ·
metinde göster ·
… gûyâ ve bir kutu misk ve bir kutu anber ve bir kutu pânzehir ve bir hecîn yükü
kakule-i
kebîr verüp bu kadar ihsân u in‘âmlardan sonra vâfir i‘tizârlar edüp,
"Bunlardan gâyet ihtirâz üzre olun, hâyinlerdir ve firâr ederler. Kayd-bend edüp her gece Berâbire kavmine verin, anlar hıfz [u] hırâset etsinler" deyü nasîhat etdi. Ve bir redab [erdeb??] altun tibri ve on gâv boynuzu zebât ve beş zebât kedisi kafesiyle ve on kafes tûtî-i gûyâ ve bir kutu misk ve bir kutu anber ve bir kutu pânzehir ve bir hecîn yükü kakule-i kebîr verüp bu kadar ihsân u in‘âmlardan sonra vâfir i‘tizârlar edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y402a ·
metinde göster ·
… l nâ-şüküfte ve şîrîn-güfte kızlar ve iki hecîn yükü fîl dişi ve iki hecîn yükü
kakule-i
kebîr gönderdi. Ve Fûnc pâdişâhının hedâyâsına ve kendü cânibinden gidecek hedâ …
Bunları ziyâret edüp hânemize geldikde Berberistân meliki hânemize gelüp müşerref edüp on iki deve ile fîl-i siyâh dişi belâ yükü enva‘-ı zahîre ve on heccân üzre yigirmi siyâh-çerde gılmân ve altı aded nisvân ve on tavûsî hecîn ve bir sîm şem‘dân ve bir hokka-i kübrâ içre seylân taşlı herbiri gûyâ la‘l-i Bedahşân'dır. Huddâmlarımıza dahi üç hecîn deve verdi ve özür diledi. Ve bir kal‘a kanın bin askeri ile tâ Fûncistân'a varınca bizim hıfz [u] hırâsetimiz içün ta‘yîn eyleyüp sarâyına gidecek mahalde huzûruna bir top sof ve iki cûdî destâr ve bir bâlîn-i kalemkâr ve iki makrama-i halkâr verdiğimizde derûn-ı dilden haz edüp safâsından raks etdi. Zîrâ anlar bu gûne Rûm metâ‘ın görmemişlerdir. Bunları kabûl edüp sarâyına gidüp der sâ‘at beş aded bî-nazîr kâmil nâ-şüküfte ve şîrîn-güfte kızlar ve iki hecîn yükü fîl dişi ve iki hecîn yükü kakule-i kebîr gönderdi. Ve Fûnc pâdişâhının hedâyâsına ve kendü cânibinden gidecek hedâyâlara şehir kadısı Hamdullâh ibn Celâl hazretlerin on bin âdem ile Fûnc'a gitmeğe me’mûr eyledi. Ale's-sabâh melik ile vedâlaşup azm-i râh eyleyüp cânib-i cenûba Nîl kenârınca sekiz sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y405b ·
metinde göster ·
… dendân-ı fîl ve şâha-i gergerdân ve keler derisi ve fîl kalkanları ve zebât ve
kakule-i
kebîr ve sâdec-i Fûncî ve sakankûr-ı berrî ve tûtî ve âbinûş ve palasanta ve sa …
Ve altun guruş yokdur, ve muhtâc değillerdir. Âbâ ve ecdâdlarından böyle görmüşlerdir. Tüccârların getirdikleri metâ‘ı deve ve koyun ve sığır ve câmûs ve dendân-ı fîl ve şâha-i gergerdân ve keler derisi ve fîl kalkanları ve zebât ve kakule-i kebîr ve sâdec-i Fûncî ve sakankûr-ı berrî ve tûtî ve âbinûş ve palasanta ve sac ağacları makûlesi tahrîr olunan mâl [ü] menâl ile tüccârların metâ‘ın değiş dokuş ederler, aslâ bey‘ [ü] şirâlarında altun ve guruş yokdur. Ve tibrleri gâyet çokdur, ammâ kal edüp altun sikkeli etmeğe bilmediklerinden sikkeleri yokdur. Y 414b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y414a–Y414b ·
metinde göster ·
… rî ve bir kutu dühn-i seğsebân ve bir hokka dühn-i kibrît ve altı kutu-yı kebîr
kakule-i
sagîr verüp bu cümle makbûzumuz olup nâmeler içinde tahrîr olundu.
Ertesi gün paşanın hedâyâları geldi. Yüz tâvûsî hecîn-i müzeyyen üzre elli siyâh memlûk ve ellisi siyâh-çerde pâkîze kızlar ve elli deve yükü defteriyle fîl dişleri ve gergerdân boynuzları ve iki yüz fîl kalkanı ve bin çift kargı ve yüz çift kaplan postu ve yüz çift bebr postu ve bir yük keler derisi ve beş yük misk kedisi postu ve on yük âbnûs ve on yük sindiyân ağacı ve iki yük tibr ve bir denk zebât ve bir denk zımrân ve bir kutu misk ve altmış aded şemâme anber ve bir kutu hannebân —bir gûne siyâh nebâtâtdır, âdemin demâğın râyihası mu‘attar eder; ve bir kutu-yı kebîr karçıdan— bu dahi bir ot köküdür, râyihası benefşeden mü’essirdir; ve bir kutu sakankûr-ı berrî ve bir kutu dühn-i seğsebân ve bir hokka dühn-i kibrît ve altı kutu-yı kebîr kakule-i sagîr verüp bu cümle makbûzumuz olup nâmeler içinde tahrîr olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y418b ·
metinde göster ·
… n ve rikâbında kelleleri pençâl olsun. Bana bir at ve beş deve yükü fîl dişi ve
kakule-i
kebîr ve beş memlûk-i sagîr ihsân eyle. Yohsa şimdi bu şehr-i Apşuka'yı sidiğim …
"Ey melik, ömrün mezîd ve düşmenin Yezîd olsun ve rikâbında kelleleri pençâl olsun. Bana bir at ve beş deve yükü fîl dişi ve kakule-i kebîr ve beş memlûk-i sagîr ihsân eyle. Yohsa şimdi bu şehr-i Apşuka'yı sidiğim seyline gark ederim" dedikde melik ricâsın kabûl edüp vezîrine tenbîh Y 420b eyleyüp vezîr dahi "Ale'r-re’si ve'l-ayn" deyince gayrı şey’i istemez oldu ve pehlivânâne meydânda lu‘bedebâzlıklar ederek yârdâhları deff ü dâyire ve kudümler turralar ile darblar ururlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y420a–Y420b ·
metinde göster ·
… çalaşdan üstü topraklı hânelerdir. İki câmi‘i ve bozahâne ve dükkânları önünde
kakule-i
kebîr ve fîl dişi ve sindiyân ve palasanta ve âbinûş ağacları dağlar gibi yığıl …
Bu dahi Dumbiye hükmündedir. Cerhac nâmında bir Zengî hâkimi vardır. Kırk bin asker-i uryâna mâlikdir. Kal‘ası evc-i semâya peyveste olmuş, ammâ yukaru çıkmağa kâdir olmadığımızdan temâşâ edemedik. Ancak aşağıda varoşu iki bin mikdârı kamışdan ve çalaşdan üstü topraklı hânelerdir. İki câmi‘i ve bozahâne ve dükkânları önünde kakule-i kebîr ve fîl dişi ve sindiyân ve palasanta ve âbinûş ağacları dağlar gibi yığılmışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y434a ·
metinde göster ·
… vardır. Cemî‘i girânbahâ eşyâlar bu mahzenlerde bulunur. Hattâ misk ü amber ve
kakule-i
kebîr yük ile pâymâl yatır. Zîrâ bu mahzenler Şeddâdî taş-binâ olmağile emîn ma …
Bu âsârlardan gayrı hân hammâm ve medrese ve imâret ve sebîl ve çeşme misilli binâlar yokdur. Ve cümle yüz kadar dükkânları vardır. Cemî‘i zî-kıymet Hind ü Sind tefârûkları anda bî-kıymet bulunur. Ammâ bezzâzistânı yokdur. Ve iskele başında yüz mikdârı hân gibi Banyân mahzenleri vardır. Cemî‘i girânbahâ eşyâlar bu mahzenlerde bulunur. Hattâ misk ü amber ve kakule-i kebîr yük ile pâymâl yatır. Zîrâ bu mahzenler Şeddâdî taş-binâ olmağile emîn mahzenlerdir. Ve bu cezîrede aslâ bâğ u bâğçe yokdur. Ammâ altun ve guruş gâyet çokdur. Hudâ hakkı Q 336aP 333a mahzenlerde cevâhir murassa‘ât ve altun guruş kîsesi yığın yığın yatır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y438b ·
metinde göster ·
… derisi ve âbinûş ve minkâr-ı koknos ve lâşe-i tuyûr-ı hümâ ve dehnec-i a‘mâ ve
kakule-i
kebîr ve amber-i hâm anîr [abîr?] ve pânzehr-i sagîr ve kalkan-ı fîl ve kırbac- …
Elçi kâmil cenûb cânibine bizim geldiğimiz yollar ile bir ayda varırlar, hedâyâları sultâna teslîm edüp elçilere ve Bânyân'lara i‘zâz u ikrâm edüp ol dahi paşaya kırk elli Habeşî nevreste gulâmlar ve kırk elli Habeşe mahbûbe-i cihâne duhterler ve zebât ve fîl dişi ve gergerdân boynuzları ve zebât kedisi ve keler derisi ve âbinûş ve minkâr-ı koknos ve lâşe-i tuyûr-ı hümâ ve dehnec-i a‘mâ ve kakule-i kebîr ve amber-i hâm anîr [abîr?] ve pânzehr-i sagîr ve kalkan-ı fîl ve kırbac-ı pîl, el-hâsıl bu makûle hedâyâlar ile paşaya ve nısfı kadar hedâyâ ile gelen elçi ağaya verüp paşaya gönderir. Andan sonra vilâyetinde ne kadar bâzergân var ise cümlesin metâ‘ları ile paşaya gönderüp paşa dahi gümrüğün alup Habeş diyârı ganîmet olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y439a ·
metinde göster ·
… ra Zengî Urbânları kara obalar ile meks etmişler. Ve bu kavmin kârları dağlarda
kakule-i
kebîr ve ba‘zı mümessek râyihalı nebâtât u giyâhât cem‘ ederler. Ve her haymele …
Ve kal‘adan taşra Zengî Urbânları kara obalar ile meks etmişler. Ve bu kavmin kârları dağlarda kakule-i kebîr ve ba‘zı mümessek râyihalı nebâtât u giyâhât cem‘ ederler. Ve her haymelerinden beşer onar kalyemisk kedisi besleyüp kâr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y441a ·
metinde göster ·
… r kutu akîk ve bir kutu pânzehir ve bir kutu misk ve üç şemâme amber ve bir yük
kakule-i
kebîr ve elli fîl dişi ve beş gergerdân boynuzu ve altı fîl kalkanı ve altı kar …
"Sübhânellâh, bu âna dek bu diyâra bu kadar vüzerâ vükelâ gelüp gitdiler, böyle bir Kelâm-ı İzzet ve böyle bir sâ‘at bağışlamadılar" deyüp hemân yerinden kalkup içeri hareme girüp der-ân dörd mahbûbe bürüncük gömlekli bâkire Habeşe kızlar ve dörd aded kulakları menkûşlu esmerü'l-levn mahbûb(e) sıbyân gılmânlar ve bir kutu incü ve bir kutu seylân ve bir kutu akîk ve bir kutu pânzehir ve bir kutu misk ve üç şemâme amber ve bir yük kakule-i kebîr ve elli fîl dişi ve beş gergerdân boynuzu ve altı fîl kalkanı ve altı kargı sırık ve iki at ve altı hecîn ve on deve yükü me’kûlât [u] meşrûbât verüp özür dileyüp, ma‘zûr olsun, deyüp bu ihsânları kabûl edüp huddâmlarımıza teslîm etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y442b ·
metinde göster ·
Ve bu şehirde deve ve hecîn ve siyâh köle ve kızdan kâmil bin guruşluk bâr-ı sakîller bey‘ etdik. Zîrâ bu Habeş karasından Mısır selâmetine çıkmak yiğitrek(?) pehlivânlıkdır. Ve iki yüz guruşluk kakule-i kebîr fürûht eyledik. Ammâ guruş yerine Hindistân pâdişâhının sikkesiyle memsûkleri verdiler. Sırma gümüşünden çubuk çekilmiş teldir. İki başı bir yerde üzerine sikke urulmuşdur. Gâyet latîf nerm hâlis nazîf sîmi vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y442b ·
metinde göster ·