ceng-i Alî ede ede cümle şehîd olup sadrıa‘zam yine metânet eyleyüp ol gün ol g …
Ve gelen gark olup sahrânın ma‘reke mahallinde kalanlar ceng-i Alî ede ede cümle şehîd olup sadrıa‘zam yine metânet eyleyüp ol gün ol gece sâbit-kadem eyleyüp ertesi gün cümle balyemez toplar ve cebehâneler ile (---) günde kal‘a-i Ustolni-Belgrad altına andan Üstürgon'a ve andan tekrâr kal‘a-i Uyvar'a varup sene (---) târîhinde Nemse çâsârı sulha rağbet edüp sadrıa‘zam cümle asâkir-i İslâm ile Belgrad'da meştâ verilüp küffâr-ı Nemse'den elçiler gelüp Âl-i Osmân tarafından Elçi Kara Mehemmed Paşa Rûmeli pâyesiyle Nemse çâsârına teveccüh etdikde bu hakîri devlet tarafından fermân-ı şerîf ile ta‘yîn edüp kat‘-ı menâzil ederek Nemse çâsârına anda sulh [u] salâh mün‘akid olup hakîr çâsârın papinta hattıyla Alman diyârına andan Donkarkız vilâyetine andan Danimarka vilâyetine andan Felemenk vilâyetinde Amıstırdam'a andan İsfeç vilâyetine andan Çeh vilâyetine andan Leh vilâyetine andan Krakov vilâyetine kâmil üç buçuk senede bu yedi kıral kâfiristânda pâdişâh-ı vakt-misâl Cenâb-ı Allâh'ın mülkünü seyr [ü] temâşâ edüp Rabbü'l-âlemîn böyle müyesser etmiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 86b ·
metinde göster ·
… tâ şehbâzlar at boynuna düşüp sâhil-i nehr-i Çoruğ ile kayıkları kova kova girü
kalanları
alıkoyup karşu tarafdan ve beri tarafdan kayıkları kurşuma dutup tâ vakt-i ışây …
nass-ı kâtı‘ı üzre cümle gark olup niçesi nehr-i Çoruğ içre şinâverlik edüp karşu tarafa selâmetle çıkdım zann edüp beri tarafdan dalyan tüfenkler ile cüyûş-ı muvahhidîn halâs olanlara kurşumlar urup anlardan dahi bir cân halâs olmayup cân ber-cehennem oldular. Kenar-ı Çoruğ'da kalan keştîlerinden yedi adedini ihrâk-bi'n-nâr edüp bakıyyetü's-seyfden mâ‘adâ ikiyüz aded küffâr kal‘aya dâhil olamayup cümle giriftâr-ı bend-i hicrân oldular. Küffâr kal‘adan bu hâl-i diyer-gûn-ı pür-melâli görüp dibelik cânların halâsdan kat‘ edüp cân [u] gönülden cenge âheng etdiler. Bu üç kerre hücûm-ı cengde yetmiş aded guzât-ı müslimîn şehd-i şehâdet câmından nûş edüp mest [ü] medhûş-ı âhiret oldular. Âhir Seydî Ahmed Paşa bu hâli görüp Batum sancağı nevâhîlerine gerüden gelüp yetişen kapucubaşıların nâhiye nâhiye fermânlar ile asker sürmeğe gönderüp azamet-i Hudâ etrâf [u] eknâfda karîb olan nevâhilerden eli harbalı ve tüfenkli ve Kazin fuğulu ve matra kaykulu Laz tâ’ifesi ve Giresin ve Kalipravoli'den ve Şena ve Çiho'dan niçe bin Laz tâ’ifesi dangiyu boruları ve ziğola nâm düdüklerin çalarak beyâz bayraklar ile alay alay gelüp Seydî Ahmed Paşa'ya buluşup nehr-i Çoruğ kenarında meks etdiler. Ol sâ‘at anlara ârâm vermeyüp "Koma kardaşlar, gayret sizindir. Dîn uğuruna çalışın. Allah'ım hem seni kerîmdir, hem beni kerîmcidir" deyü Çerkes lisânı üzre Koca Gâzî Seydî Paşa cümle guzâtı cenge terğîb edüp va‘de-i kerîmeler edince azamet-i Hudâ cânib [u] etrâfdan dağî ve taşî ve bâğî ve râğî, yakın ve ırağî asker-i deryâ-misâl mevc ve mevc olup herkesin ellerinde birer demet çalı ve birer tobra tezek ve birer demet lazot darısı ve gügüm çalısı ve pasda darısı sapı demetleri ile gelüp kal‘anın cânib-i erba‘asına demetleri yığarken kimi şehîd ve kimi mecrûh olup bu hücûmda dahi yetmiş aded adem şehîd olup mertebe-i şehâdete yetmişlerdi. Derhâl bu aralıkda Seydî Ahmed Paşa gemi direkleri ve kürekleri nerdübânların kal‘a dîvârlarına bî-bâk u bî-pervâ dayayup cümle guzât-ı müslimîn bir yire cem‘ olup bir ağızdan cümle gülbâng-ı Muhammedî çeküp sadâ-yı Allah Allah evc-i âsmâne peyveste olup Batum dağları ve bâğları ra‘d-vâr gürleyüp sıyt u sadâ-yı velvele-i benî Âdem evc-i âsumâna urûc etdikde cümle guzât dahi darı ve çalı demetlerinden ve nerdübânlarından İspir keçisi gibi ve ankebût-vâr tırmaşup kapudan tarafa yığınlara dahi âteşler urup alev-ber-alev küffâr-ı dûzah-karâr âteş-i Nemrûd içinde kalup yine cân havliyle guzât-ı müslimîne kurşum ururken hemân Gâzî Seydî Paşa dal-kılıç kal‘anın cânib-i şarkî kûşesindeki kulle üzre iç ağalarıyla çıkup elinde dal-kılıç "Bre koman şehbâzlarım" deyü feryâd edince guzât-ı müslimîn Seydî Paşa'yı görüp mûr-ı siyâh, mâr-ı ejdehâya üşer gibi kal‘aya üşüp her tarafdan hücûmlar edince derûn-ı kal‘ada olan küffâr gördî kim der-i dîvâr üzre guzât-ı müslimîn kılıç urup gelir, hemân cân-ı habîslerin nâr-ı sa‘îre atar gibi atup ıhrâk-bi'n-nâr olup niçesi kılıç havfinden kal‘adan pertâb edüp dest [ü] pâları şikeste olup bî-per ü bâl olup kaldı. Kimi nehr-i Çoruğ'a düşüp gark-ı âb oldu. El-hâsıl ol gün vakt-i Şâfi‘î'den tâ vakt-i asra dek Hudâ âlimdir cümle Seydî Ahmed Paşalı ve gayrı guzât-ı müslimîn bir nân-pâre tenâvül etmeyüp iş bu sene mâh-ı (---) günü vakt-i asrda kal‘a-i Gönye feth olup hamd-i Hudâ hakîre ibtidâ feth ezânı kırâ’at etmek müyesser oldu. Ve cümle guzât-ı müslimîn kal‘aya leb-ber-leb olup yedi yüz küffâr esîr ve sekiz yüz kelle kat‘ olunup cümle kelleler kulleler üzre ârâyiş-i nîze olup mukaddemâ feth olunan altmış yedi pâre kefere firkatelerin kal‘a altına getirüp cümle mühimmâtların yerli yerine koyup âmâde durdu ve dellâllar nidâ edüp üç gün üç gice top u tüfenk şâdmânları olup ve her şeb kanâdîl ve meş‘ale çerâğânları olup gicemiz Kadr, rûzumuz rûz-ı ıyd-ı adhâ olup hamd-i Hudâ ile feth-i fütûhda bulunduk. Hemân kal‘a feth olup ezân-ı Muhammedî kırâ’at olunurken kal‘anın cânib-i şarkîsinden tarafa nehr-i Çoruğ kenarından berü niçe bin reng-â-reng bayrağ u sancağ ve alay-ı Muhammedî ile niçe bin asker kal‘ada şâdmân içün atdığımız 330a top-ı kûblerin sadâsın istimâ‘ edüp cümle guzât-ı müslimîn tekbîr-i Muhammedî getirüp tâ kal‘a altına dek at bırakdılar. Gördiler kim kal‘a feth olup Seydî Ahmed Paşa derûn-ı kal‘ada âlât [u] mühimmât görmede. Meğer bu asâkir-i kerrâr Erzurûm Valisi Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimiz tarafından Erzurûm eyâleti askeriyle Kars Paşası Ketenci Ömer Paşazâde Bâkî Paşa cümle askere serdâr-ı zafer-şi‘âr olup Erzurûm sahrâsından beş günde Gönye altına yedi bin güzîde asker gelüp kal‘a-i Gönye altında nehr-i Çoruğ sâhilinde salt sebük-bâr hayme ü hargâhsız çıtâçıt meks etdiler. Bir cânibde Pasin sancağına mutasarrıf Ketağaç Paşa kondu. Bir tarafa Pasin sancâğının erbâb-ı timarı ve erbâb-ı zü‘amâları ve kal‘a neferâtlarının nısfıyla cümle iki bin asker meks etdiler. Ve Ahıçka kal‘asının muhâfazasına me’mûr olan Ketenci Ömer Paşazâde Tavîl Mehemmed Paşa mutasarrıf olduğu Urfa eyâleti askeriyle ve Birecik Beği Alî Merdân Beğ livâsı askeriyle ve gayrı gönüllü fedâyî askerler bir tarafa meks etdiler. Ve Malazgird Beği Mehemmed Beğ iki bin be-nâm-ı nâmdâr, güzîde, yarar, dilâver erler ile nehr-i Çoruğ kenarına kondular. Kiğı sancağına mutasarrıf Deli Hüsâm Beğ, Tabanıyassı Mehemmed Paşa çerâğlarından nâmdâr [ve] server bin mikdârı livâsı askeriyle zîr-i kal‘ada sâhil-i Karadeniz'de feth olan Kazak-ı Ak kayıkları muhâfazasına me‘mûr olup meks etdi. Ve'l-hâsıl Kemâh ve Erzincân ve Tercân [ve] Kelkik ve Koylıhisâr ve Hacı Murâd kal‘ası ve Gümüşhâne ve Bâyburd ve Hınıs ve İspir ve Tekmân ve Kuzucân ve Tortum ve Mecingird ve Mamrevân sancaklarının ve gayrı kılâ‘ ve kasabâtlarının cümle sancakbeğleri ve alaybeğleri ve çeribaşıları ile gelüp kal‘a-i Gönye altında meks etdiler. Dahi akîblerince Şebin Karahisârı sancâğı, Ahıska paşası olan vezîr-i rûşen-zamîr Koca Sefer Paşa'nın ber-vech-i arpalığı idi. Kethüdâsı olan Müsellem Sarı Dervîş Ağa, Şebin Karahisârı'nın erbâb-ı zü‘amâsı ve erbâb-ı timarıyla cümle iki bin mikdârı güzîde asker ile bâlâda tahrîr olunan sancak askerlerine dündâr olup ol dahi nehr-i Çoruğ kenarında meks edüp zîr-i kal‘ada bir azîm dîvân-ı pâdişâhî olup ikinci serdar-ı imdâd-kâr olan Bâkî Paşa-yı nâmdârda Defterdârzâde tarafından bir zer-ender-zer hil‘at-i fâhire ve bir sorguç-ı şâhâne var imiş, ol dîvân-ı şehriyârîde Bâkî Paşa ayak üzre kâ’im olup "Gazân kutlu olsun, Erzurûm Vezîri serdâr-ı mu‘azzamım. Defterdârzâde Mehemmed Paşa, size selâm edüp bu zerdûz hil‘ati ve bu semmûr lipâçeyi ihsân etdi" deyü Seydî Ahmed Paşa'nın zahrına giydirüp başına bir mücevher otâğa sokup hayr du‘â ü senâ olundu. Hikmet-i Hudâ vakt-i asrda yine leb-i nehr-i Çoruğ ile bir kırk elli pâre Laz meneksile kayıkları zâhir olup cereyân ederek gelirken gördüler kim derûn-ı kal‘ada ümmet-i Muhammed mâl-â-mâl ve bîrûn-ı kal‘ada hem-çünân hayme ve hargâh-ı asâkir-i Âl-i Osmâniyân deryâ-misâl meks etmişler, hemân cümle kayıklar gerü dönüp firâra yüz dutdular. Hemân Seydî Paşa tarafından ve gayrı kollardan cânı başı yerinde olan zübde-i fetâ şehbâzlar at boynuna düşüp sâhil-i nehr-i Çoruğ ile kayıkları kova kova girü kalanları alıkoyup karşu tarafdan ve beri tarafdan kayıkları kurşuma dutup tâ vakt-i ışâya dek bir ceng-i azîm savaş-ı perhâş olup hamd-i Hudâ kırk yedi pâre kayık giriftâr-ı dâm ve Mikril kâfirlerinin üç yüz mikdârı esîr (---) ve altı yüz mikdârı gark-ı âb-ı nehr-i Çoruğ (---) olup hamd-i Hudâ bir seferde üç gazâ oldu. İbtidâ kayıkları feth oldu. Sâniyen kal‘a feth oldu. Sâlisen yine bu Mikril kâfirlerinin kayıkları feth oldu. Meğer bu mel‘ûnlar kal‘aya istilâ eden Kazak-ı Ak'a imdâda gelen Mikrilistânın âsî Aznavur gavurları imiş. Gemileri mâl-â-mâl ve leb-ber-leb me’kûlât ü meşrûbât imiş. Seydî Paşa bu zahâ’irin cümlesin imdâda gelen guzât-ı müslimîne bezl edüp Ordu-yı İslâm ganîmet oldu. Ol gice yine derûn [u] bîrûn-ı kal‘ada ol kadar top u tüfenk ve fişenk şâdmânlıkları oldu kim şeb-i muzlim rûz-ı rûşen-misâl olup tâ vakt-i sehere dek kâh gülbâng-ı Muhammedî, kâh tabl-ı Âl-i Osmânîlere turralar urulup sabâha dek çerâğânlar oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 329b–330a ·
metinde göster ·
… kızlarağası ve müftî ile bostâncıbaşı kayığına süvâr olup gitmede. Beri tarafda
kalanların
cânib-i erba‘asın sekbân u sarıcalar muhâsara etdiler. Bu kerre cümle a‘yân bil …
Andan İpşir Paşa tecdîd-i vuzû‘ eder şeklinde gelüp Melek Ahmed Paşa'ya ve Nişâncı Paşa'ya ve Dellâk Mustafâ Paşa'ya ve Moralı Paşa'ya (---)(---)(---)(---)(---) ve ulemâlardan (---)(---) zâdeye ve Şâmîzâde'ye ve niçe a‘yân-ı devlete "Siz bunda oturun. Sa‘âdetlü pâdişâhdan gelüp sizinle müşâveremiz vardır. Sizi Hudâ'ya ısmarladım" deyince Melek Ahmed Paşa eydür "Çünki bizleri Hudâ'ya ısmarladın. Yaverimiz ol azîmü'ş-şân Allah'dır. Biz de seni Allah'a emânet verdik. Yürü Cenâb-ı İzzet mu‘în ü zahîrin ola" deyüp kızlarağası ve müftî ile bostâncıbaşı kayığına süvâr olup gitmede. Beri tarafda kalanların cânib-i erba‘asın sekbân u sarıcalar muhâsara etdiler. Bu kerre cümle a‘yân bildiler kim nezâketle İpşir'in yerine rehin kalmışlar. Bu kerre du‘âya başlayup "İlâhî İpşir'e pâdişâh, bre mel‘ûn niçün Haleb'den yedi ayda bu kadar bin asker ile geldin, deyü ıtâb [u] şitâb olunmaya!" deyü teveccüh-i tâm ile cümle rehn kalanlar du‘âya meşgûl olup İpşir Paşa Sarâyburnu'da Sinân Paşa köşküne vâsıl olduğu nümâyân oldu. Ammâ iki sâ‘atde bir haber zuhûr etmedi. Beri tarafda vüzerâlardan
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 179a ·
metinde göster ·
… r ile geldin, deyü ıtâb [u] şitâb olunmaya!" deyü teveccüh-i tâm ile cümle rehn
kalanlar
du‘âya meşgûl olup İpşir Paşa Sarâyburnu'da Sinân Paşa köşküne vâsıl olduğu nüm …
Andan İpşir Paşa tecdîd-i vuzû‘ eder şeklinde gelüp Melek Ahmed Paşa'ya ve Nişâncı Paşa'ya ve Dellâk Mustafâ Paşa'ya ve Moralı Paşa'ya (---)(---)(---)(---)(---) ve ulemâlardan (---)(---) zâdeye ve Şâmîzâde'ye ve niçe a‘yân-ı devlete "Siz bunda oturun. Sa‘âdetlü pâdişâhdan gelüp sizinle müşâveremiz vardır. Sizi Hudâ'ya ısmarladım" deyince Melek Ahmed Paşa eydür "Çünki bizleri Hudâ'ya ısmarladın. Yaverimiz ol azîmü'ş-şân Allah'dır. Biz de seni Allah'a emânet verdik. Yürü Cenâb-ı İzzet mu‘în ü zahîrin ola" deyüp kızlarağası ve müftî ile bostâncıbaşı kayığına süvâr olup gitmede. Beri tarafda kalanların cânib-i erba‘asın sekbân u sarıcalar muhâsara etdiler. Bu kerre cümle a‘yân bildiler kim nezâketle İpşir'in yerine rehin kalmışlar. Bu kerre du‘âya başlayup "İlâhî İpşir'e pâdişâh, bre mel‘ûn niçün Haleb'den yedi ayda bu kadar bin asker ile geldin, deyü ıtâb [u] şitâb olunmaya!" deyü teveccüh-i tâm ile cümle rehn kalanlar du‘âya meşgûl olup İpşir Paşa Sarâyburnu'da Sinân Paşa köşküne vâsıl olduğu nümâyân oldu. Ammâ iki sâ‘atde bir haber zuhûr etmedi. Beri tarafda vüzerâlardan
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 179a ·
metinde göster ·
… kuşu gibi sarılmışlar, kimisi sarây dîvârına çıkmışlar. Uryân u büryân meydânda
kalanlara
paşa ve hân ve gayrı a‘yân gülmeden mebhût oldular. Fakîr herîfler hicâblarında …
Andan yine Monlâ Muhammed harârından bir tıhtab tas çıkarup tasa bir taş ile urdukda tasdan sâ‘at çanı gibi bir sadâ istimâ‘ olup bu meydânda ne bir katre su ve ne Monlâ Muhammed'e zeker ve kuburdan bir nişân yok. Ancak bu meydânda bu kadar bin âdem şellak u mellak ve uryân, kimi sarâyın pencerelerine yarasa kuşu gibi sarılmışlar, kimisi sarây dîvârına çıkmışlar. Uryân u büryân meydânda kalanlara paşa ve hân ve gayrı a‘yân gülmeden mebhût oldular. Fakîr herîfler hicâblarından kimi uryân yere çöker, kimi halk arasına pinhân olup "Bre esbâblarım, bre bıçağ u hançerim!" deyüp feryâd edenin hadd [ü] pâyânı yok. Bu hâl-i pür-melâlde bir şaka-yı pür-meâl olmuşdur kim bin sene seyâhat eden bu temâşâ-yı ibret-nümâyı görmemişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 231b ·
metinde göster ·
… cümleye akîb Bitlîs hânı cümle askeriyle kazan dibi kalup dündâr olur kim geri
kalanları
indire ve bindire ve hastaları gözleye, gerüye firâr edenleri kırmağa me’mûrdur …
Ba‘dehû Van paşasının akîbince Âl-i Osmân vüzerâları Van'dan bizzât pâdişâh-ı cem-kişver veyahûd serdâr-ı mu‘azzam olan vezîr-i server gider. Andan sonra cümle mîr-i mîrânlar, andan sonra cümleye akîb Bitlîs hânı cümle askeriyle kazan dibi kalup dündâr olur kim geri kalanları indire ve bindire ve hastaları gözleye, gerüye firâr edenleri kırmağa me’mûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 255b ·
metinde göster ·
… ta‘kîb ederken niçe bini cisirden düşüp gark-ı âb olurlar. Cisri geçemeyüp gerü
kalanları
cümle kırarlar.
Bir tarafdan dahi Rûmeli eyâleti gâzîleri Kosdaniçse sırıkların toplarından bagallarında zabt edüp anlar da hücûm ederler. Kızılbaş görse kim iki askerin mâbeyninde kalmış ve Kızılbaş'ın çoğu şaşmış. Hemân Kızılbaş cân u baş halâsı kaydına düşüp Halîl Paşa üstüne düşer. Halîl Paşa da anlara girişir. Kızılbaş bu beş yerden asâkir-i İslâm'ın hücûmuna tâkat getiremeyüp sahrâ-yı Mihribân'da nehr-i Mihribân üzre Şâh Cisri'ne cân havliyle uğrarlar. Akîblerince asker-i İslâm kovup kırarlar ve merkûm cisrden asker-i Acem birbirlerin ta‘kîb ederken niçe bini cisirden düşüp gark-ı âb olurlar. Cisri geçemeyüp gerü kalanları cümle kırarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 318a ·
metinde göster ·
… akı kazup içinden nehr-i Turla'yı geçirirler. Bunların kimi merhûm ve kimi sağ,
kalanlar
el açup du‘â ederler kim,
Bu Akkirmân handakın Salsal kırk aded sâdât-ı kirâma kazdırup "Eğer bu handak içinden Turla suyın geçirirseniz sizi âzâd edeyim" deyüp bunlar da ecdâd-ı izâmları rûhâniyetlerinden istimdâd taleb edüp niçe mücrim esîrler dahi çalışarak kırk aded sâdât-ı kirâmlar kırk yılda bu handakı kazup içinden nehr-i Turla'yı geçirirler. Bunların kimi merhûm ve kimi sağ, kalanlar el açup du‘â ederler kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 36a ·
metinde göster ·
… dek bednâmlık ile anılırız. Ve eğer bizi celâlîler kırmayup kal‘ayı alırsa sağ
kalanlarımız
Âl-i Osmân pâdişâhına ne cevâb verelim?" dediklerinde, birkaçı eyitdi:
"Nice olsa gerek? Eğer bu geceyi savarsak yarın gece celâlîler ale'l-gafle şebhûn edüp cümlemiz kırup Karayazıcı ve Sa‘îd Arab ve Cânpoladoğlu Haleb'e ne etdi ise bunlar dahi edüp Âl-i Osmân'a karşu durup istediklerin edüp her biri zor bâzûlarıyla birer mansıb-ı âlî ile birer vilâyete gidüp Devlet-i Âl-i Osmân tavâ’if-i mülûk gibi olur. Erzurûm'da Abaza Paşa kıssası dahi karîbü'l-ahddir. Ne aceb ferâmûş etdiniz? Bunlar dahi cümle Abaza değil midir ve bu Hasan Paşa Abaza ile âsî olup Erzurûm'da kapanan Kara Hasan değil midir? İşte Haleb'i dahi eyle istîlâ etmeğe kasd etmişlerdir. Hemân bu gece tedârik görmek gerek. Yohsa Haleb elden giderse evlâd [u] ensâbımız ve bizlerin cümle başları gidüp devr-i kıyâmete dek bednâmlık ile anılırız. Ve eğer bizi celâlîler kırmayup kal‘ayı alırsa sağ kalanlarımız Âl-i Osmân pâdişâhına ne cevâb verelim?" dediklerinde, birkaçı eyitdi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 74a ·
metinde göster ·
Çünki asâkir-i İslâmdan meydân-ı ma‘rekeyi hâlî görüp "Mâl cândandır" deyüp hemân altı bin kadar güzîde kâfir ile dağdan tomuz topu olup çıkup hazîne zabtına me’mûr olanlarla cenge âheng etdiklerinde asâkir-i İslâm'ın geride kalanları bu hâli görüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 105b ·
metinde göster ·
… er birbirinin lâşe-i murdârların sürümeden ceng etmeğe başları kaygulu olup sağ
kalanlar
hemân gûl-beyâbânîler gibi Lara dağlarına ve Lak bâğlarına yüz dutup giderlerdi …
Tâ ki cevânib-i erba‘aya giden asâkir-i bî-pâyân gelüp cem‘ olup tekrâr kâfire yedi koldan hücûmlar edüp bizim İbrâhîm Paşa piyâdeleri dahi kâfir piyâdeleri az kalmağile anlara sataşup birbirlerine bağlı küffâra bizim yayalar kırkar ve ellişer dirhem dalyan uzun tüfengler ile küffâra kurşumu bârân-ı la‘net gibi yağdırırlardı. Ammâ ne tüfeng, her biri birer muşkat-misâl tüfeng-i pür-rengler, avuç saçmasıyla atdıkları zamân küffârı demet demet hâke yeksân edüp bağlı olan kâfirler birbirinin lâşe-i murdârların sürümeden ceng etmeğe başları kaygulu olup sağ kalanlar hemân gûl-beyâbânîler gibi Lara dağlarına ve Lak bâğlarına yüz dutup giderlerdi. Ve sahrâda kalan cengâver kâfirleri tüfeng ile helâk ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 105b ·
metinde göster ·
"Vallâhi devletli vezîr, kefere-i hîlekârın kâğız-ı dür[û]ğunda(?) eyle 178b tahrîr etmiş kim ‘Bire hey Türk sizin pâdişâhınız atdan tekerlenüp ölmüş, vezîria‘zamınız Edirne'ye gitmiş, vezîrinizin dahi va‘desi yetmiş güne dek yetmiş. Siz kimin içün bu kal‘a-i Kanije'de aç uyuz ve kan kuduz olup ceng edersiz. Hemân bir gün evvel amân ile kal‘adan çıkup gidin. Yohsa İsvet Nikola sultânımız hakkı yarın bir gün bu Kanije'ye yürüyüş edüp sizin cümlenizi dîn-i kadîmimiz sâhibi Hazret-i Îsâ ve Meryem Ana aşkına sizi kırmadan dipdiri kebâb edüp sağ kalanlarınıza kebâblarınız yediririz’ deyü hîle ile şeytanatlı kâğızların guzât bulup kırâ’at olundukda kizb-i mahz olup hîle ile tahrîr olduğuna haml edüp yine cenge ma‘a'z-ziyâde âheng edüp devletli vezîr her gün her gece kâfire göz açdırmayup top u kumbara ve kurşumu bârân-ı la‘net gibi yağdırırlar, ammâ hemân devletli vezîr derdimiz açlıkdandır. İşte cümle kal‘a ağalarının arz [u] mahzarları ve paşamızın feryâdnâmeleri" deyüp bu ebü'l-kelâm yiğit arzları Sadrıa‘zamın dest-i şerîfine verüp Âsaf-ı münşî-i dilîr feza‘nâmeyi kırâ’at etdikde mefhûmu ma‘lûm-ı şerîfleri olup bir âh edüp eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 178a–178b ·
metinde göster ·
… pup cümlesi giriftâr-ı kayd-ı bend oldular ve bakıyyetü's-seyf olup mahzenlerde
kalanlar
ıhrâk bi'n-nâr oldular. Ve bu yevm-i şûmun şeb-i zulmeti gidüp mâl [u] menâle m …
Ba‘dehu kal‘ayı yetmiş seksen yerden âteşe urduk. Meğer derûn-ı kal‘adaki zîr-i zemînlerde küffâr mâl-â-mâl imiş. Hemân küffâr-ı dûzah-karâr âteş-i Tatar'ı görünce cân havliy[l]e cümle evlâd [u] iyâlleriyle taşra çıkup âteş-i Nemrûd içinde bir feza‘ u çeza‘ ve vâveylâ kopup cümlesi giriftâr-ı kayd-ı bend oldular ve bakıyyetü's-seyf olup mahzenlerde kalanlar ıhrâk bi'n-nâr oldular. Ve bu yevm-i şûmun şeb-i zulmeti gidüp mâl [u] menâle mâlik olan gâzîlerimize leyle-i Kadr oldu, rûz-ı r[û]şenleri îd-i ekber oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 186a ·
metinde göster ·
… dar küffâr dahi ileride Raba suyu kenârında asker-i İslâmın ardın kollayup gerü
kalanları
kırup geçirirken bir bölüğüne biz râst gelüp biz ey ceng edüp âhır küffâr bize …
"Vallâhi Balatin gölü kenârı ki bugün sizin geçecek yerinizdir, dör[d] bin küffâr bir yerde ve elli bin kadar küffâr dahi ileride Raba suyu kenârında asker-i İslâmın ardın kollayup gerü kalanları kırup geçirirken bir bölüğüne biz râst gelüp biz ey ceng edüp âhır küffâr bize gâlib gelüp bu kadar yiğitlerimizi kırup bu kadarımız mecrûh edüp şimdi bî-cân kal‘aya geldik. Sakının ol yola gitmen, zîrâ Balatin gölü kenârında olan metîn kal‘alardan ibtidâki sarp kal‘adan evvelâ kal‘a-i Torba ve kal‘a-i Küçük Kapornok ve kal‘a-i Şimek ve kal‘a-i Marçil, andan kal‘a-i Tabyasa ve kal‘a-i Köprü ve kal‘a-i Kilatiş ve niçe(?) varoş-ı azîm kal‘a-misâl bir kilisesi var, andan kal‘a-i azîm Sarvaş ve kal‘a-i Nadaş ve kal‘a-i Mihalo ve kal‘a-i Lovik ve kal‘a-i Senbetre ve kal‘a-i Çenarvaş ve kal‘a-i Hunaron ve vilâyet-i İslovin'den dahi kal‘a-i Taboç ve kal‘a-i İslançe ve yine Kopan sancağına tâbi‘ şark {tarafına 5 sâ‘at karîb palanka-i Tomastin bunu nehr-i (---) kenârına nâzır olup olup zemîni bir bayır üzre şekl-i murabba‘dan tûlânîce handaklı ve bir kapulu ve dizdârı ve üç yüz kulu ve bir câmi‘i var, ammâ bâzârı ve gayri imâretleri yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 10a ·
metinde göster ·
… merd nazar etmeyüp anlar gelmeğe cân atdılar, ammâ cümlesin küffâr gerüde hasta
kalanları
kırdılar.
Ve bu menzilde tûl-ı dırâz yol olmak ile niçe yüz mecrûh ve za‘îf ve bî-dermân hüddâmân-ı ehl-i îmân hıyâbân-ı çengelistân içre kaldılar. Anlara bir hâkim merd nazar etmeyüp anlar gelmeğe cân atdılar, ammâ cümlesin küffâr gerüde hasta kalanları kırdılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 24b ·
metinde göster ·
… atar kırmadan arabalar hurd-ı hamîr ederek kırmada. Tatar dahi anlara gelüp sağ
kalanları
esîr edüp arabaları atları ve mâllarıyla ganîmet etmede.
Küffâr bu kerre cümle top ve tüfenglerin hebâya attılar. Bir dahi top ve tüfeng sıkılamağa kalmadı. Hemân Tatar askeri yedi günden berü kanıkmış asker aç kurd gibi koyuna ve koyun tuza sunar gibi sunup Tatar küffâra tâ‘ûn-ı ekber girir gibi eyle girdiler kim ileri gelen küffârlardan bir cân kurtulmayup kanları ve cânları çıkup piyâde olan birbirlerine bağlı küffârlar toplar yanlarında kalup toplar arabaları altlarına yaya kâfirleri girüp cenge âheng edelim deyü cür’etler edüp, ammâ kimi arabalara girir ve kimi çıkar, kollarında bağlı olan zencîrleri kırmağa çalışırlarken arabaların kürelenmiş kâfir atları kimi okdan ve kimi tüfeng ve kılıç zahmından zahmdâr olup bu sahrâ-yı arsagâhda cümle arabaları atlar çekerken zahmlarından ve hây hûy figân-ı ürkündüden arabaları atlar piyâde olan zencîrle bağlı küffârlar üzre arabalar uğrayup bu piyâde küffârları Tatar kırmadan arabalar hurd-ı hamîr ederek kırmada. Tatar dahi anlara gelüp sağ kalanları esîr edüp arabaları atları ve mâllarıyla ganîmet etmede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 115a ·
metinde göster ·
Şeremet taburunda alınan Maskov vezîrlerin ve kapudanların Hân elinden zorâ-zor …
Ve cümle Şîrîn beğlerinin bâkî kalanları Şeremet taburunda alınan Maskov vezîrlerin ve kapudanların Hân elinden zorâ-zor alup Kırım'a dönüp gitdiler. Hân-ı fakîr dahi bunlara el kaldırup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 154b ·
metinde göster ·
… lar. Anıniçün bu ka‘beye çok kısrak baytal götürürüz. Ol baytallar ka‘bede gebe
kalan[la]rdan
doğan atlar yüz yıl yaşap, anın kulunları zor atlar olurlar kim bir at ana yetm …
Ve bizler dahi ka‘bemiz yanında aslâ bir et ve talkan ve balık şeylerinden bir şey yemeyüp cümle ka‘be yemişi yeriz ve alaca sularından içeriz. Ve cümle atlarımız çiçeklerinden yeyüp eyle semiz olup erkek atlarımız birbirlerine aşmağa başlar, ya‘nî çiftleşmeğe başlar. Anıniçün bu ka‘beye çok kısrak baytal götürürüz. Ol baytallar ka‘bede gebe kalan[la]rdan doğan atlar yüz yıl yaşap, anın kulunları zor atlar olurlar kim bir at ana yetmez ve düşman ursa ölmez at olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 177b ·
metinde göster ·
… eğer atlav seğirde seğirde beri geçüp selâmet buldular, ammâ arabalarıyla gerü
kalanlardan
on beş araba ve yigirmi kadar âdemler buza coyulup gark oldular. Ve ba‘zısına a …
Ve mine'l-âfât-ı yeh-pâre: Hemân buz üstünde bulunup aklı başında olan çâpük cânlardan Tatarlar eğer piyâde ve eğer atlav seğirde seğirde beri geçüp selâmet buldular, ammâ arabalarıyla gerü kalanlardan on beş araba ve yigirmi kadar âdemler buza coyulup gark oldular. Ve ba‘zısına arkan ipler atup âdemleri çıkardılar. Ve niçesi gark-ı âb olup beynehu [ve] beynellâh şehîd oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 194b ·
metinde göster ·
… olundu ise anı kâr [u] kisb edüp kimisi yollarda mâldan ve başdan ayrılup bâkî
kalanlar
bu ıyd-ı adhâ-misâlden sonra herkes vatanlı vatanlarına gidüp bu cem‘iyyet yeri …
El-hâsıl bu kârhâne-i bâzârda herkese ne takdîr olundu ise anı kâr [u] kisb edüp kimisi yollarda mâldan ve başdan ayrılup bâkî kalanlar bu ıyd-ı adhâ-misâlden sonra herkes vatanlı vatanlarına gidüp bu cem‘iyyet yerinde bir âdem âdemî-zâd kalmayup suyu sovulmuş değirmene dönüp "Âyâ bu meydânda âdem ve âdemî-zâd var mıydı?" deyü âdem ibret alacakdır, gûyâ hemân bu dünyâ bir kârhâne-i hayâl-i hâbdır. Hemân ârif-i billâh olan fânî dünyânın hâlin bu mahalde dahi anlayup âlâyiş-i dünyâdan el çeker. Bir temâşâ-yı garîbe ve acîbe seyrângâh-ı cihândır kim amâristânı da böyledir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 376a ·
metinde göster ·
Ve huccâc-ı müslimînin at ve devesi ve katırı ve çemenderi
kalanlar
cümle yeniden hayvânâtlar alup râha tedârük görürler. Ve Mısır'dan cümle huccâc …
Ve huccâc-ı müslimînin at ve devesi ve katırı ve çemenderi kalanlar cümle yeniden hayvânâtlar alup râha tedârük görürler. Ve Mısır'dan cümle huccâca ahibbâlarından ol kadar me’kûlât [u] meşrûbât ve hulviyyât gelir kim sahrâ-yı Ezlem helvâ vâdîsi olup cümle şütürbân ve harbendegân helvâ delisi olurlar. Ve ba‘zı müte‘addid kimesnelere boğça boğça hedâyâ esvâblar getirirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y374a ·
metinde göster ·
Ve eğer vakt-i sabâh karîb ise ol şeb-i zulmetde konağa varup konmazlar. Zîrâ gece karanlığında konarken asker içre bir vâveylâ vü vâveledâ kopup herkes kollu kolun bulmada ve ileri geri kalanlar katârın bulmada usret çekilmek mukarrer olduğundan sabâha karîb cümle develeri yükleriyle çökürüp rada ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y376b ·
metinde göster ·
… ştemâl peştemâl nebât-ı hamavî ve nebât-ı akîde ve şeker şerbetleri mebzûl olup
kalanlara
nisâr olarak ûd-i mâverdîler ihrâk olarak sabâha dek ihyâ ederler.
Andan ba‘de'l-asr Mısır'ın cemî‘i ulemâsı ve sulehâsı ve e’imme ve hutebâsı ve meşâyih-i izâmı gelüp bir azîm ziyâfet-i hâs olur kim ta‘bîr olunmaz. Zîrâ ulemâ gelince Ümmü'l-kıyâs câmi‘i içinde mâl-â-mâl olan avâm-ı nâs yeniçeriler cümle birer yaylım kurşum atup başçavuşdan iki Mısrî kîse ihsân alup iki bin mikdârı odabaşılar ve dayılar cümle giderler. Ammâ ol gece leyle-i cum‘a olmağile ulemâ aslâ gitmeyüp sabâha dek ihyâ edüp mevlûd-ı şerîf tilâvet olunup yine başçavuş mevlûd-ı şerîf okunurken peştemâl peştemâl nebât-ı hamavî ve nebât-ı akîde ve şeker şerbetleri mebzûl olup kalanlara nisâr olarak ûd-i mâverdîler ihrâk olarak sabâha dek ihyâ ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y145a ·
metinde göster ·
… r arz-ı kâlâ ederek Âdiliyye'ye varup hayme ve hargâhlarında meks edüp Mısır'da
kalanlar
ile vedâlaşup kalan kalır, giden gider.
Mukaddemâ emîr-i hac alayı ile altı pâre toplar gitmiş idi. Bu alayda toplar yokdur, bu askerî tâ’ifesi Mısır içinden tüfengler atarak gülbâng-i Nebî çekerek ubûr ederler. Ammâ bu askerin izdihâmından Mısır'ın alayı yollarında âdem âdemi söküp ubûr edemez. Bu tertîb üzre cümle asker arz-ı kâlâ ederek Âdiliyye'ye varup hayme ve hargâhlarında meks edüp Mısır'da kalanlar ile vedâlaşup kalan kalır, giden gider.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y205b ·
metinde göster ·
… er. Meğer bu manzûrumuz olan haşerât eşkâlleri asâ-yı su‘bânın dendânından bâkî
kalanlarmış
, ba‘dehu bi-emrillâh taş olmuşdur. Acîb ü garîb temâşâgâhdır.
emri üzre elinden çatal başlı asâsını zemîne bırağınca bir su‘bân olup Fir‘avn'ın cemî‘i seherelerin ve kehenelerin ve sihrile yapdıkları bu gördüğümüz aslan ve kaplan ve bebr [ü] peleng ve ejderhâlar asâ-yı Mûsâ tenâvül edüp Fir‘avn münhedim olup firâr eder. Meğer bu manzûrumuz olan haşerât eşkâlleri asâ-yı su‘bânın dendânından bâkî kalanlarmış, ba‘dehu bi-emrillâh taş olmuşdur. Acîb ü garîb temâşâgâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y390a ·
metinde göster ·
… yle medfûn olduklarının sebebi bu gazâda şehîd olanlardır ve ba‘de'l-feth sâkin
kalanlardır
. Cümlesinin himmetleri hâzır ola.
Netîce-i merâm bu kal‘a-i azîm Behnîsâ altında Rûm küffârı ve Kıbtî keferesi ile yetmiş gün yetmiş gece ceng-i azîm olup beş bin Sahâbe-i kirâm ve Erbâb-ı soffa şehîd olup bu kal‘ayı yine cebren ve kahren kuvvet-i bâzû-yı İslâm ile feth oldu. Bu feth-i fütûh cemî‘i tevârîhlerde mastûrdur. Zîrâ Behnîsâ Şâm ve Mısır gazâsı gibi bir gazâ idi. Hâlâ Behnîsâ'da kibâr-ı Sahâbe-i kirâm ziyâdesiyle medfûn olduklarının sebebi bu gazâda şehîd olanlardır ve ba‘de'l-feth sâkin kalanlardır. Cümlesinin himmetleri hâzır ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·