… pârelenen top kırıkların yerleşdirüp kubbelerden taşra alarkada niçe bin kantâr
kalay
hâzır ederler. Kâtibleri dahi ne kadar bakır ve ne kadar kalay hâzır olduğu def …
Evsâf-ı furun-ı tuç: Bu furun mezkûr kârhâne içre iki yerde binâ olunmuş kubbe furunlardır kim cânib-i erba‘ası (---) cezîresinde hâsıl olur âteş taşıdır. 131a Gayrı taş ol âteş-i Nemrûd'a tahammül etmek ihtimâli yokdur. O cezîreye mahsûs hacer-i sebiz-gûndur. Bu ocağın altı boşdur ve üzeri kubbedir. Bu kubbelerin içine kırkar ellişer bin kantâr bakırı ve mâye içün kadîm-i eyyâmda binâ olunmuş pârelenen top kırıkların yerleşdirüp kubbelerden taşra alarkada niçe bin kantâr kalay hâzır ederler. Kâtibleri dahi ne kadar bakır ve ne kadar kalay hâzır olduğu deftere kayd olur. Zîrâ bakırına göre top kâlıbları hâzır ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 130b–131a ·
metinde göster ·
… niçe bin kantâr kalay hâzır ederler. Kâtibleri dahi ne kadar bakır ve ne kadar
kalay
hâzır olduğu deftere kayd olur. Zîrâ bakırına göre top kâlıbları hâzır ederler.
Evsâf-ı furun-ı tuç: Bu furun mezkûr kârhâne içre iki yerde binâ olunmuş kubbe furunlardır kim cânib-i erba‘ası (---) cezîresinde hâsıl olur âteş taşıdır. 131a Gayrı taş ol âteş-i Nemrûd'a tahammül etmek ihtimâli yokdur. O cezîreye mahsûs hacer-i sebiz-gûndur. Bu ocağın altı boşdur ve üzeri kubbedir. Bu kubbelerin içine kırkar ellişer bin kantâr bakırı ve mâye içün kadîm-i eyyâmda binâ olunmuş pârelenen top kırıkların yerleşdirüp kubbelerden taşra alarkada niçe bin kantâr kalay hâzır ederler. Kâtibleri dahi ne kadar bakır ve ne kadar kalay hâzır olduğu deftere kayd olur. Zîrâ bakırına göre top kâlıbları hâzır ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 130b–131a ·
metinde göster ·
… na "Bismillâh" ile atup ol ân uzun ince çam gemi serenlerin tuç deryâsına sokup
kalay
ve altun guruşları karışdırdıkça çam direkleri mahv olup yine gayrı direkler il …
"Sultânım dîn-i mübîn aşkına zekât [u] sadakanızdan altun ve guruş tuç deryâsına bırağın" dedikde sadrıa‘zam bir kaç kîse altun ve pâdişâh tarafından hazînedârbaşı bir kaç kîse altun ve sâ’ir vüzerâlar birer ikişer kîse altunu dökücübaşıya teslîm edüp alâ-mele’i'n-nâs tuç deryâsına "Bismillâh" ile atup ol ân uzun ince çam gemi serenlerin tuç deryâsına sokup kalay ve altun guruşları karışdırdıkça çam direkleri mahv olup yine gayrı direkler ile niçe sâ‘at karışdırup (---) sâ‘atde tuç deryâsının yüzü kaymaklanmağa başladıkda üstâdlar bilirler kim tuç deryâsı kâmil kal oldu. Ol ân dahi ziyâde âteş atmağa başlayup üstâdlar tenbîh edüp ol kârhâne içre bir katre su komazlar. Zîrâ tuç deryâsı akarken bir katre su râyihası duysa yolları pâre pâre olup Allâhümme âfinâ cümle huzzâr-ı meclis helâk olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 131a ·
metinde göster ·
… şîd-i pür-fünûn (---). Bunlar hâr [ü] hâşâkden ve alçak gümüşlerden ve bakır ve
kalay
[ve] kurşumdan gümüş tahsîl edüp kal ederler.
Esnâf-ı gümüşhâneciyân: Kârhâne 40, neferât 105, pîrleri Kârûn ve Cemşîd-i pür-fünûn (---). Bunlar hâr [ü] hâşâkden ve alçak gümüşlerden ve bakır ve kalay [ve] kurşumdan gümüş tahsîl edüp kal ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 187a ·
metinde göster ·
… üz bin at ganâ’imiyle ve bî-hadd ü bî-kıyâs zî-kıymet mâl-ı firâvân ve bakır ve
kalay
âvânî makûlesi ile ve hadden efzûn semmûr ve balık dişi ve sâ’ir akmişe-i fâhir …
deyüp bu meşveret üzre cümle Fâtiha tilâvet edüp cemî‘î guzât içre bir sürûr [u] şâdmânlar olup cebehâne-i âmireden yedi bin kılıç ve iki bin kalkan ve iki bin müsellah tüfenk ve beş bin yay ve kırk bin ok ve altı bin harbe ve beş bin şişe el kumbarası ve elvân u elvân âlât-ı silâha müte‘allık niçe bin mühimmâtları cemî‘î asâkir-i İslâma defter ile tevzî‘ olunup mâh-ı mezbûrun (---) günü sa‘d-sâ‘atde yedi koldan top ve tüfenklere âteşler olunup derûn-ı askerden sadâ-yı Allah kopup gülbâng-i Muhammedî ile Deşt-i Kıpçak pür oldu ve âlem sıyt u sadâyıla doldu. El-azametullah top u tüfengin dûd-ı siyâhından ve cünûd-ı müslimînin pây-ı gubârından âlem zulmânî olup gerd-i siyâh evc-i âsumâna peyveste oldu. Bu hâlde iken Cenâb-ı Bârî, yarı kılup bir rîh-ı tayyib zâhir olup gubâr-ı siyâhı ref‘ edüp dost u düşman birbirlerin görünce cümle guzât-ı müslimîn dal-satûrî-i Muhammedî olup derûn-ı kal‘aya varınca küffâr-ı bed-girdârın akîblerince kovarak, kırarak tâ iç kal‘ada karâr edüp alem-i Resulullah'ı burc [u] bârûları üzre diküp ezân-ı Muhammedîler tilâvet olundu. Ve top u tüfenk sadâsı munkatı‘ olup ancak ümmet-i Muhammed destinde şemşîr-i âteş-tâb kalup yedi buçuk sâ‘at-i nücûmî derûn-ı kal‘ada küffâr-ı hâksâra eyle satûr-ı Muhammedî urdular kim gûyâ aç kurd koyun kırar gibi kırdılar. Ve cümle guzât kassab-ı cömerd köçekleri gibi kızıl kana müstağrak oldular ve küffâr ile yaka yakaya gelüp bir mertebe ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl olmuşdur kim küffâr ile guzât-ı dîn kızıl kâna müstağrak olduklarından fark olunmadan kalmışlardı ve cû‘ [u] atşândan bî-tâb u bî-mecâl kalmışlardı. Netîce-i merâm, sekiz sâ‘at-i nücûm hücum, ceng [u] savaş-ı perhâş olmuşdur kim gûyâ ceng-i Çıldıran ve yâhûd ceng-i Kosova'dır. Devlet-i Âl-i Osmân'da böyle bir gazâ-yı alî olmamışdır, meğer Süleymân Hân'ın Budin kurbunda Mohaç gazâsı ola. Küffâr-ı dûzah-karâr bu hâli görüp bakıyyetü's-seyfi zîr-i zemînlerde olan domuz damlarına ve tırkarları ve kemîngâhlarına girüp pinhân oldular. Derûn-ı kal‘ada küffârdan nâm [u] nişân kalmadı, ammâ mel‘ûn küffâr niçe yerden lağımlar atup asker-i İslâm'ı tayr-ı ebâbîl-misâl hevâya perrân edüp muhîl [u] şeytanât ile tasnîf olunmuş çarh-ı felekler ve domuz ayakları ve paçarizler döküp cümle serdengeçdilerin pâylarına pâ-bend olup gâzîlerin bir cânibe hareket eylemeğe iktidârları kalmadı. Yine bu hâl ile mücâhidîn var kuvveti bâzûya getirüp küffârın mazgal delikleri önüne varanları küffâr kurşum ile helâk edüp sâ‘at-be-sâ‘at asker-i İslâm şehîd olmada, gerü tarafdan imdâd dahi gelmemede. Âhiru'l-emr, cemî‘î gâziyân gördüler kim vakt-i asr oldu ve cân u başdan olduklarından mâ‘adâ açlıkdan batîü'l-hareke olup susuz şiddet-i hârda harâretden helâk mertebesine vardılar. Vakt-i gurûb karîb olunca bir ceng-i sultânî olmuşdur kim felekde melekler engüşt ber-dehen edüp hayrân olmuşlardı. Ba‘dehû kol kol alay çavuşları "Dönün gerü gâzîler, dest [u] bâzûnuza kuvvet, vakt-i gurûbdur, geliniz ta‘âm tenâvül edüp ale's-sabâh, olmaya illâ hayr" deyüp bu gûne tenbîh ile cümle guzât-ı 262a müslimîn küffârın bu kadar mâl-ı ganâ’imiyle ve niçe bin tüfenk, âlât-ı silâhlarıyla üç bin kelle ve bin altmış esîr alınmış ve cümle guzât-ı müslimînden şehîd olanları üsârâlara tahmîl edüp bu kadar mâl-ı firâvân ile herkes kollu kollarına çıkup bir yaylım tüfenk ve bir yaylım top şâdmânîleri olup cemî‘î şühedâların bir yerden namâzların kılıp defn edüp mecrûhlara tekâ‘üd vazîfeleri ihsânlar olup cerrâhlar ta‘yîn olundu. Ve kelle getirenlere yüzer guruş in‘âm ve dil getirenlere esîrlerden ihsân edüp serlerine gümüş çelenkler ve terakkîler ve timar ve ze‘âmetler sadaka olunup yeniçeriden yedi yüz şühedâ camedânı beytü'l-mâle teslîm olundu. Ve sâ’ir yedi koldan bin iki yüz âdem şehd-i şehâdet câmından nûş edüp rûh-ı pür-fütûhları evc-i ıllıyyinde karâr etdiler. Ol gice küffâr-ı dûzah-karâr karârgâhında tâ sabâha dek Ferhâd-vâr çalışup kal‘anın münhedim olan der-i dîvârların eyle metîn ve müstahkem edüp zemînden su zâhir olunca handak-i azîmler kazup taburlar çatup köşebendlere saçma toplar koyup ve niçe poso mazgalları inşâ edüp kal‘anın esâsın gûyâ sedd-i İskender etmiş. Bu hâli guzât-ı müslimîn görüp cümle müte’ellim oldular. Ne çâre eylesünler "el-abdu yudebbiru vallahu yukaddiru" deyüp cemî‘î umûrların Cenâb-ı Bârî'ye tefvîz eyleyüp yine câ-be-câ cenge âheng ederlerdi. Ammâ evvelki gibi derûn-ı dilden ve cân [u] gönülden değil idi. Lâkin yine gayret [u] hamiyyeti elden komayup şeb [u] rûz germâ-germ cengden hâlî değiller idi. Ve rûz-ı Kâsım'a kırk gün kaldı. "Ayâ! Hâlimiz neye müncer olur" deyü cümle vüzerâ ve vükelâlar, cemî‘î iş erleri bir yire cem‘ olup Arapça " mâ-sadakı üzre müşâvere edüp Bahâdır Girây Hân'ı yetmiş bin askeriyle ve sekiz kerre yüz bin atlarıyla Moskov diyârın nehb ü gâret etmeğe fermân edüp on üçüncü günde Moskov kralının (---) nâm şehrini gâret ve alan ve talan ve küffârların esîr-i nâlân edüp Ulu Nogay ve Kiçi Nogay ve Şıydak Nogay ve Urümbet (?) Nogay ve Çobanili ve Deveyili ve Arslan Beğili ve Nevrûzili ve Kırım askerinden Mansûrlu ve Şîrînli ve Sincivitli ve Arkınlı ve Dayirli ve Çikişkeli ve Arbatlı ve Mankıtlı ve Badraklı ve Sultânzâde olanlar ve'l-hâsıl cümle Tatar-ı sâbâ-reftâr-ı adüv-şikârlar on dördüncü gün Azak kal‘ası altında ordu-yı İslâma kırk beş bin esîr ile ve iki kerre yüz bin at ganâ’imiyle ve bî-hadd ü bî-kıyâs zî-kıymet mâl-ı firâvân ve bakır ve kalay âvânî makûlesi ile ve hadden efzûn semmûr ve balık dişi ve sâ’ir akmişe-i fâhireler ile gelüp vâsıl olunca asker-i İslâmın mürde dilleri tâze cân bulup mâh-ı (---) günü cümle esîri pây-beste ve dil-haste haçlı bayrakları ser-nigûn ve tablların döğerek Kal‘a-i Azağ'ın top altında bir alay-ı Tatar güzer etmişdir kim Âl-i Cengîz Hân'dan berü böyle bir ganâ’im-i azîm olmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 261b–262a ·
metinde göster ·
… edi bin esvâk-ı şâhîdir kim çoğu Haleb tarzı kârgîr kâbdır kim cemî‘î emti‘a ve
kalay
bu bâzâr-ı hüsünde füruht olunur azîm bezzâzistânı vardır kim ankâ hâcegiyân an …
Aded-i çârsû-yı bezzâzistân: Cümle yedi bin esvâk-ı şâhîdir kim çoğu Haleb tarzı kârgîr kâbdır kim cemî‘î emti‘a ve kalay bu bâzâr-ı hüsünde füruht olunur azîm bezzâzistânı vardır kim ankâ hâcegiyân anda kâr [u] kesb ederler {bir kârgîr yek kubbe-i azîm bezzâzistânı vardır kim rub‘-ı meskûnda nazîri yokdur}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 299b ·
metinde göster ·
eridüp lehem akıdup kumkumanın kapusun sedd edüp gitdiler. Ve cümle evlâd-ı Ken …
Andan tesellî-i hâtır olup Nûh Necî bu gamdan fâriğ olup Tûfân'dan necât ricâsında oldu. Öte tarafda Nûh, evlâdı Ken‘ân-ı mürîd bed-gümân bir tuç-ı kumkuma içre üç aylık me’kûlât [u] meşrûbâtla kumkuma içre girüp evlâdları kumkuma ağzın âteş ile kalay eridüp lehem akıdup kumkumanın kapusun sedd edüp gitdiler. Ve cümle evlâd-ı Ken‘ân âb-ı zulumâtdan gark oldular. Ken‘ân bu hokka içre yine içine tebevvül ve takayyuz ide ide necâset içinde kaldı. Yanında bir âleti dahi yokdur kim kumkumanın lehimli yerin kal‘ edüp kendi taşra çıka. Ve çıkarılır Tûfân-ı Nûh'da gark olam deyü havfinden kumkuma-i müdevver içre kalup kendi necâseti ile âlûde olup dururken bi-emri Hayy-ı Kadîr Tûfân-ı Nûh gün be-gün müşted olup talattum-ı deryâ Ken‘ân'ın kumkumasını galtân ide ide Ken‘ân-ı bî-amân necâseti içinde gark olup temevvüc-i deryâ-yı zulumât kumkuma-i dehlîz[e] habs olan Cürce diyârının cânib-i garbîsinde Elvâhât diyârında Elvâh-ı kebîr-i Kalimun'da kumkuma-i Ken‘ân kalup Tûfân-ı Nûh âsûde olunca benî Âdem zemîn-i dünyâya {bu cebel-i Cûdî şehrinden bu Cezîretü'l-Arab şehrinden} müstevlî olup Ken‘ân'ın kumkumasın bulup kırarlar ve Ken‘ân'ı kumkumadan çıkarup necâsetiyle Ken‘ân'ı Kalimun Elvâhının cânib-i garbında bir gâr içre Ken‘ân'ı defn ederler. Hâlâ ziyâretgâh-ı Kıbtîlerdir kim be-kavl-i Kıbtî ba‘de't-Tûfân rûy-ı arzda defn olunan ibtidâ Ken‘ân ibn Nûh'dur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 384a ·
metinde göster ·
… lüp hâlâ bunlar polad-ı Nahşivânî'dirler. Tuç ise iki şeyden mürekkebdir. Nısfı
kalay
ve nısfı bakır ola, hâlis tuç olur ve tuç-ı esferü'l-levn olsun deyü içine tuti …
Kıssîs eydir: "Bunların ibtidâ ma‘denleri diyâr-ı Acem'de Nahçuvan'dan gelüp hâlâ bunlar polad-ı Nahşivânî'dirler. Tuç ise iki şeyden mürekkebdir. Nısfı kalay ve nısfı bakır ola, hâlis tuç olur ve tuç-ı esferü'l-levn olsun deyü içine tutiya korsan sarı altun-misâl tuç olur. Ve hâlâ cümle kâfiristânda ve bizim bu Vârat kal‘asında olan üç yüz aded toplarımız bu terkîb ile dökülmüş altun gibi berrâk ve sarı toplardır kim ibtidâ bu toplar döküldükde germâ-germ otuz altı sâ‘at göyner çam ile âteş edüp kaynar kal olur. Ba‘dehû top dökerler. Yine hîn-i mahalde âteşde ol top kırıkların eritmek kabildir, ammâ bu bizim Vârat'da Alî Ağa'nın kılıç ile urduğu sûretler polad-ı Nahşivânî tucu olmağile ne âteşden ve ne eğeden ve ne çürümeden bâk [u] pervâsı yokdur, ammâ bu Alî Ağa niçe çalım ile bu putları kılıç ile çaldı" deyü bu ahvâl-i timsâlleri nakl eden ruhbân engüşt ber-dehen edüp nakl ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 126b ·
metinde göster ·
… â-mâl durup hazînesinde kal‘a kralının dahi bakır sinileri ve niçe bin bakır ve
kalay
suhûnları ve niçe bin bisât-ı âvânî makûlesi gûnâ-gûn bî-hisâb eşyâlar ile mahz …
Hâlâ cebehânesi kâfir zamânından berü mâl-â-mâl durup hazînesinde kal‘a kralının dahi bakır sinileri ve niçe bin bakır ve kalay suhûnları ve niçe bin bisât-ı âvânî makûlesi gûnâ-gûn bî-hisâb eşyâlar ile mahzenleri leb-ber-lebdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 168b ·
metinde göster ·
… ahrâ içre bir sevâd-ı mu‘azzam gibi kiliseleri ve manastırları ve kat-ender-kat
kalay
tenekeli ve pirinç teneke ve gûnâ-gûn sırça kiremitli bir şehirdir kim âfitâb-ı …
Ya‘nî çâsâr şehri demekdir. Bu şehr-i müzeyyen Kinah dağlarının dâmeninde bir düz vâsi‘ mahsûllü sahrâ içre bir sevâd-ı mu‘azzam gibi kiliseleri ve manastırları ve kat-ender-kat kalay tenekeli ve pirinç teneke ve gûnâ-gûn sırça kiremitli bir şehirdir kim âfitâb-ı âlemtâbın şu‘lesi bu şehre urup şa‘şa‘asından merdüm-i dîdeler hîrelenir. El-hâsıl cümle on bin evdir ve iki bin dükkândır ve cümle kırk manastırdır ve bâğ u bâğçesi bî-hisâbdır. Eğer mâ-vaka‘ı üzre bu şehrin evsâfın tahrîr etsek tatvîl-i kelâm olur. Lâkin bunda paşaya azîm hedâyâlar verüp ve ziyâfetler edüp andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 50a ·
metinde göster ·
… ursa mukaddemâ nezr etdiği eşyâları getirüp ol kadar altun ve gümüş ve bakır ve
kalay
suhûn ve tancere ve sînîler ve tebsiler ve şem‘dânlar var kim her tîmârhânede o …
Evvelâ her kim bu tîmârhânelerde şifâ bulursa mukaddemâ nezr etdiği eşyâları getirüp ol kadar altun ve gümüş ve bakır ve kalay suhûn ve tancere ve sînîler ve tebsiler ve şem‘dânlar var kim her tîmârhânede onar Mısır hazînesi değer altun ve gümüş âvânları vardır ve ol kadar altun ve gümüş kebâb şişleri köşe be-köşe dayalı durur ve her marîzin illetine göre altun ve gümüş ve bakır tancere ta‘âm-ı gûnâ-gûn tabh edüp hastalara bezl-i ta‘âm ederler. Kilarlarında kuş südü ve şîr-i hurmâ ve katr-i nebât-ı Hamavî misilli me’kûlât [ü] meşrûbâtılar mevcûddur. Ve eyle üstâd-ı kâmil aşbâzları var kim kaçan kral bir krala ve bir vezîre ve bir elçiye ziyâfet etse bu aşbâzlar tîmârhâneden varup ta‘âm-ı gûnâ-gûn pişirirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 63b ·
metinde göster ·
… un ve gümüş kazganlar ve tencereler ve kebâb şişleri ve ol kadar gümüş altun ve
kalay
ve bakır ve âvânî şeyler yapdırup bu deyre vakf etmişler kim ta‘bîr ü tavsîfden …
Ve niçe bin vâcibü's-seyr ibret-nümâ bu Yoranda deyrinde mevcûd olup bu dâru'ş-şifâda şifâ bulanlar bu tîmârhâneye ol kadar altun ve gümüş kazganlar ve tencereler ve kebâb şişleri ve ol kadar gümüş altun ve kalay ve bakır ve âvânî şeyler yapdırup bu deyre vakf etmişler kim ta‘bîr ü tavsîfden müberrâdır. Ve bu deyrin cânib-i etrâfı gûyâ bâğ-ı Merâmlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 75a ·
metinde göster ·
… ap eder cıldırak tavlardır kim kim kimi altundan kimi gümüşden ve kimi bakır ve
kalay
ve kurşum ve demir ve polad ve tıhtâb ve kükürd ve tuç ve somâkî ve dehnec ve i …
"Ammâ bir kerre ka‘bemizin güneş çıkduğu tarafındaki dağlar cümle yalap yalap eder cıldırak tavlardır kim kim kimi altundan kimi gümüşden ve kimi bakır ve kalay ve kurşum ve demir ve polad ve tıhtâb ve kükürd ve tuç ve somâkî ve dehnec ve isfîdâc ve şâb-ı Süleymân ve semm-i fâr ve hacer-i semm-i helâhil ve hacer-i semm-i kâtı‘ ve hacer-i zücâc ve zîbakdan, ya‘nî civadan donmuş ale't-tertîb dizilmiş dağlardır kim cümle yalap yalap etdiklerinden 178b biz bu dağlara cıldırak tav deriz. Bir kerre Özdemiroğlu çağında bu tavların ardındaki kavimden bir sadâ geldikde ka‘bede olan dedelerimizin atlarının ve kendilerinin ol sadâ-yı mühlikden başları çatlayup atlarının ve kendilerinin beynileri cümle kulaklarından akup ol yıldırak tav dibinde dedelerimiz cümle kırılup seksen bin âdemden kırk âdem ve beş kerre yüz bin atlardan beş yüz at halâs olup vilâyetimiz olan Çîn'e ve Hıtâ ve Hoten'e selâmet gelirler. Meğer ol dedelerimiz yıldırak dağ ardına varup anda olan nice kavimdir, görmek içün ol altun ve gümüş dağlarına çıkmışlar. Cümlesi ol sadâdan helâk olmuşlar. Ol zamândan berü yetmiş yıl olmuşdu. Ka‘bemize gitmeğe havf ederdik, ammâ şimdi bu yıl inşâallâh elli bin âdem olsak, elli bin dahi olsun ka‘bemize gideriz" deyü nakiller edüp âh-ı derûn çekerlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 178a–178b ·
metinde göster ·
… andûka-vâr bir mu‘allak şey oldu, andan niçe bin kantâr nühâs-ı hâs ve rusâs ve
kalay
ve nühâs a‘vânî her ne kadar var ise bahâları ile cem‘ edüp bu cümleyi âteş-i a …
Der-akab hücrelerin basdurup Y 255a lağım yolunda yedi âdem dahi kazma ve kürekleri ile meydân-ı mahabbete çıkarup bunları birer birer söyledüp tokuzun dahi katl edüp Hazret-i Risâlet'in kabr-i şerîfi etrâfın kazup cânib-i erba‘asın üskündürelere alup altından dahi lağım-misâl kazup ıskaralar üzre alup bizzât hemân Hazret-i Risâlet'in ol hâk-i müşk-i amber-fâmı sandûka-vâr bir mu‘allak şey oldu, andan niçe bin kantâr nühâs-ı hâs ve rusâs ve kalay ve nühâs a‘vânî her ne kadar var ise bahâları ile cem‘ edüp bu cümleyi âteş-i azîm ile eridüp uyûn-ı câriye-misâl cereyân etdirüp ol hafr içi leb ber-leb olup Hazret-i Risâlet-penâh bir tuç kal‘a içinde hâlâ âsûdedirler, gûyâ pûlâd-ı Nahcivânî'dir, bu mezkûr tuç sandûkanın üstün dahi parça parça tuçlar ile pûşîde edüp yine dahi taşradan bir kat dahi demir kafesler kim herbiri kol kalınlığı demirler ile ihâta etdirüp vücûd-ı şerîfleri üzre hâlâ bu kubbe-i âlîyi binâ P 107b edüp Medîne-i münevvere'yi kal‘a içine aldı. İbtidâ kal‘a-i Medîne Hazret-i Nûreddîn-i şehîd'in binâsıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y254b–Y255a ·
metinde göster ·
… le mebnî bir havz-ı azîm etdiler. Ba‘dehu ol havz içre niçe bin kantâr nühâs ve
kalay
ve rusâsı âteş-i azîm ile kal edüp bu havz içre tucu akıdup cümle rûy-i arza çı …
Ba‘dehu cemî‘i üstâdlar cem‘ olup ibtidâ su içre rıhtım ıskaralar edüp Horasân kireç ile mebnî bir havz-ı azîm etdiler. Ba‘dehu ol havz içre niçe bin kantâr nühâs ve kalay ve rusâsı âteş-i azîm ile kal edüp bu havz içre tucu akıdup cümle rûy-i arza çıkınca ol havuz, yekpâre tuc ile leb-ber-leb olup Hazret-i Risâlet-penâh refîkleri ile gûyâ bir tuc kal‘a içinde kaldı. Anıniçün hâlâ Urbân-ı fassâh mâbeyninde Hazret-i Risâlet'e yâ sâhibe'n-nühâs ve ba‘zılar yâ molla'n-nühâs derler. Hâlâ bu yekpâre pûlâd-ı Nahcivânî içre Hazret-i Habîb-i Hudâ âsûdedirler. Üzerlerin dahi pâre pâre kilim cirminde tuçlar ile pûşîde edüp dahi üstüne kurşum akıtdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y286a ·
metinde göster ·
… ar kim anda münderic niçe Mısır hazînesi mâl-ı hazâyin değer bakır ve kurşum ve
kalay
ve demir ve mismâr ve top ve gülle ve gayrı âlât-ı keştîler ile leb-ber-lebdir.
Tershâne-i Sultânî andadır. Cânib-i erba‘ası kal‘a dîvârı gibi bedensiz bir dîvârlardır. Dâyiren-mâdâr iki bin adımdır. İçi niçe kerre yüz bin Q 208b kereste ile mâl-â-mâldir. Zîrâ Yemen mühimmâtı içün Rûm'dan gelmiş mâl-ı pâdişâhîdir. Süveys kapudanı hükmünde emîni ve kırk nefer küttâbları ve nâzırı ve havâleler ve anbârcısı ve dîdebânları ve bevvâbları vardır. Tûlânî vâki‘ olmuş üstü mekşûf bir binâ-yı azîmdir. Derûnu bî-had ü bî-kıyâs gûnâ-gûn âlât [u] mühimmât-ı ibret-nümûn ile memlûdur. Ve mahâzinler var kim anda münderic niçe Mısır hazînesi mâl-ı hazâyin değer bakır ve kurşum ve kalay ve demir ve mismâr ve top ve gülle ve gayrı âlât-ı keştîler ile leb-ber-lebdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y135a ·
metinde göster ·
düğmeci Q 225a ve kurşum berber kösüresi ve kurşum tahtacı dükkânları dahi yo …
Ve kalay düğmeci Q 225a ve kurşum berber kösüresi ve kurşum tahtacı dükkânları dahi yokdur. Ammâ Hacı Nâsır nâmında bir reşîd âdem hakîrin ta‘lîmiyle dezgâh ve kâlıbın peydâ edüp bin mikdârı kurşum tahta dökülüp Mekke-i Mükerremede Hâsekî Sultân imâreti ve dârü'ş-şifâsına su kuburları yapup gönderildi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y180a ·
metinde göster ·
… ının Zeyla‘ şehri benderinden Portakal küffârları hedâyâ vererek bu âb-ı nâbdan
kalay
ve kurşumlu cerre makûlesi niçe bin kumkumaları doldurup Hindistân'a ve Frengis …
Ammâ bizimle giden âdemler şiddet-i hârda üşüp eyle nûş etdiler, havzı boş etdiler. Hakîr dahi şifâ niyyetine bir fincân nûş etdim, hakkâ ki mâ-i zülâldir. Ekseriyyâ Nîl'in cenûb tarafından yâhûd Habeş diyârının Zeyla‘ şehri benderinden Portakal küffârları hedâyâ vererek bu âb-ı nâbdan kalay ve kurşumlu cerre makûlesi niçe bin kumkumaları doldurup Hindistân'a ve Frengistân'a götürürler kim cüzâm zahmetine ve Freng zahmetine mübtelâ olanlara içirüp dürr-i beyza dönerlermiş, gâyet nâfi‘dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y406a ·
metinde göster ·