… ayacıyân ve ağılcıyân ve tokatcıyân ve sürüciyân bî-amân âdemler dağlarda yatup
kalmak
ile İslâmbol'dan mâlıyla cevâhiriyle firâr etmiş köle ve câriyeleri katl edüp m …
Bu bâlâdâ tahrîr oluna[n] altı aded kim mandıracıyân ve çiftlikciyân ve sayacıyân ve ağılcıyân ve tokatcıyân ve sürüciyân bî-amân âdemler dağlarda yatup kalmak ile İslâmbol'dan mâlıyla cevâhiriyle firâr etmiş köle ve câriyeleri katl edüp mâlın rızkın almışlardır kim hadd [ü] hisâbın Hudâ bilür. Ba‘zısın Eflâğ u Boğdan'a andan Azağ'a ve Kazağ'a götürüp bir bayrak Kazak-ı âk ederler, gâyet mel‘ûn kefereler vardır. Müslimleri dahi anlara tâbi‘dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 167a ·
metinde göster ·
… ve bayrağ ve niçe na‘şe-i şühedâlar anda kalup bi'l-cümle bu feth yevm-i âhira
kalmak
mukadder imiş, deyü cemî‘î guzât kendülere tesellî-i hâtır verüp yine kol kol c …
Evsâf-ı menzil-i liman-ı Balısıra; 260a Anda cümle keştîler lenger-i ikâmet bırağup cemî‘î keştîleri limanlara bağlayup cemî‘î âlât, mühimmât, cebehâneleri ve me’kûlât ü meşrûbât [u] zahâ’irleri cümle sandallara ve firkate ve çekelve ve zarbûne ve tonbâzlara tahmîl edüp Azak Kal‘ası altına varınca otoz, altı milde gitmede. Zîrâ bu Balısıra nâm mahalden içeri kadırga ve şayka gemileri beşer arşın su sökmeğile gidemez, zîrâ ikişer üçer arşın sığlık deryâdır. Bu Balısıra nâm mahal, Taman cezîresi hâkine karîb Heyhât Sahrâsı'nın garbîsi nihâyetinde sâhil-i bahrde bir beyâbân yerdir. Lâkin asker-i deryâ-misâl gelmeğile niçe bin sazdan ve kamışdan ve çalâşdan mahzenler ve niçe bin sazdan dükkânlar binâ edüp bir şehr-i mu‘azzam gibi olmuş, zîrâ Azak'ın iskelesidir. Bu mahalde Kefe Beğlerbeğisi Bekir Paşa eyâletinde olan Çerkezistân'dan kabîle-i Şağak'dan ve kabîle-i Jana'dan ve Mâmşuh'dan ve Takaku'dan ve Bozok'dan ve Boltakay'dan ve Hatukay'dan ve Besni ve Kabartay'dan ve Tavustan'dan ve Dağıstân pâdişâhı Şamhâl Sultân Mahmûd'dan kırk bin güzîde asker ve yedi bin arabalar gelüp mezkûr Balısıra iskelesinden cümle cebehâne ve mühimmât-ı hafîfeleri arabalar ile Azağa götürdüler. Mâh-ı mezkûrun (---) günü cümle guzât-ı müslimîn Kal‘a-i Azak meterisine girüp göz açdırmayup yedi koldan muhâsara edüp şeb [u] rûz ceng-âşûb olmağa mübâşeret olundu. Mâh-ı mezkûrın (---) günü Anadolu tarafından yedi vezîr, on sekiz mir-i mîrân ve yetmiş aded mir-i livâ ve iki yüz alaybeği ve cümle erbâb-ı ze‘amet ve erbâb-ı timar kânûn üzre cebelîleriyle kırk yedi bin asker Azak altına imdâda gelüp azamet-i Hudâ bir gûne tüfenk ve top şâdmânı oldu kim gûyâ ebr-i kebûd evc-i semâda pâre pâre olup zemîne düşdü. Bu mahalde Tatar Hâna karavul fermân olunup Kırım askerinden Ulu Nogay ve Kiçi Nogay ve Şıydak Nogay Urümbet Nogay ve ve Şîrînli ve Mansûrlu ve Sincivitli ve Mankıtılı ve Nakşivanlı ve Çikişkeli ve Erbatlı ve Özili ve Olanlı ve Badraklı kavmleriyle ve Arslan Beğili ve Çobanili ve Deveyilik ve Nevrûzili bu illerin cümle sadaklu ve savatlu ve küpeli askerleriyle Hân hazretleri asker-i İslâm'ın cânib-i erba‘asın muhâfaza edüp karavul beklerdi. Ol gice kal‘ada mahsûr olan Kazak-ı Ak bir tüfenk şâdmânı edüp Kal‘a-i Azak mürg-i semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kaldı. Ve tabllarına rehâ buldurup "Yâ Juj yâ Juj" sadâsıyla kal‘ayı pür etdiler. Kal‘anın cümle burc [u] bârûların haç-peykerler ile zeyn etdiler. Meğer ol şeb-i muzlimde nehr-i Tün ile on bin kâfir kal‘aya imdâd girüp sabâha dek ârâm etmeyüp top u tüfenk atmadan hâlî olmayup yedi yüz âdem şehîd oldu. Ertesi ale's-sabâh Tatar Hânı ve Silistre Paşası Ken‘an Paşa'yı nehr-i Tin sâhiline karavula kodular kim bir dahi küffâr kal‘aya imdâda gelmeye. Ve taraf taraf çeteciler ve otlak ve zahîreciler fermân olunup cümle mîr-i mirâna kol kol yer gösterilüp yeniden meterise girüp yedi kat meteris değişdirüp Yoğurdcu Baba Türbesi tarafında Handak kenarına varıldı. Küffâr-ı hâksârın zarabât-ı topundan cümle ordu-yı İslâm bir top menzili ba‘îd meks etdiler. Ertesi ale's-sabâh deryâ-misâl asker ile Serdâr-ı mükerrem Hüseyin Paşa, Yoğurdcu Baba tarafından meterise girüp on iki pâre balyemez toplara siper edüp âmâde oldu. Ol gün deryâ tarafından yüz pâre firkate ile Kapudan Siyâvuş Paşa karaya asker döküp su kullesi tarafından meterise girüp firkateleri Ulu Tün ve Diri Tün ve Kanlıca Özeği ve Timurlenk cezîresi tarafların muhâfaza edüp azmak azmak gezerlerdi. Su kullesinden yukaru kıble tarafına Anadolu eyâletine mutasarrıf (---) Paşa, eyâleti askeriyle ve sekiz balyemez, on oda yeniçeriyle meterise girdi. Ve Karaman eyâleti ile (---) Paşa altı oda ile kıble cânibi dîvârında meterise girüp altı balyemez hâzır etdi ve garb tarafında Karatayak varuşı cânibinde Silistre eyâletiyle Ken‘an Paşa on oda yeniçeri ve bir oda cebeci ve bir oda topcu ve on balyemezle meterise girdi. Ve Rûmeli eyâletiyle (---) Paşa, Gözcü kullesi 260b tarafından on oda ve on balyemez top ile meterise girdi. El-hâsıl yedi koldan yetmiş pâre top-ı kal‘a-kûb ile kolomborna ve şâhî darbuzenler ile deryâ-misâl asker dahi yetmiş kat meterisler ile dâiren-mâdâr kal‘ayı kuşadup derûn-ı kal‘adan küffâr-ı hâk-sâr, bîrûn-ı kal‘adan asâkir-i nusret-şi‘âr cenge âheng edüp azamet-i Hudâ tarafeynin top u tüfenk sadâsından zemîn u âsumân ra‘d-vâr gürleyüp yedi sâ‘at-i nücûmî tâ vakt-i Şâfi‘îye dek bir ceng-i âşûb olmuşdur kim çeşm-i rûzgâr ana mânend bir kâr-zâr görmemişdir. Ale's-sabah yedi koldan yedi yüz âdem şehd-i şehâdet câmın nûş edüp cümle camedânları beytü'l-mâle teslîm olundu. Ve yine vakt-i seherde du‘â vü senâ ile yedi koldan toplara âteşler verilüp kal‘anın der-i dîvârların harâb u yebâb, hânelerin berbâd [u] türâb etdi, ammâ burc [u] bârûları Ceneviz keferesi binâsı olmağıla metîn u müstahkem olanları bâkî kaldı. Ve zarabat-ı top-ı küpden münhedim olan yerleri küffâr-ı dûzah-karâr, karâr-dâde olmağiçün bir gicede ale'l-fevr çitler ve şarampavlar ve domuz damları çatup siperlendi ve yeniden cenge âheng etmeğe başladı. Ve yedi gün bu uslûb-ı sâbık üzre ale't-tevâlî kal‘a döğülüp yine mücedded gedikler açıldı. Serdâr-ı mu‘azzam ise bir küşâde hunük-hande, lâübâlî kimesne olmak ile meteris-be-meteris gezüp guzât-ı müslimîne takviyet verüp cenge terğîb etdirerek ihsân [u] in‘âmiyle herkese dildârlık ve keremkârlık ve hâtır-nüvâzlık ederdi. Ve her bâr cebehâne-i âmireden mühimmât [u] levâzımât verirdi. Ve cümle kollardan ziyâde kendi kolu kal‘aya rahne verirdi. Ve her ne tedbîr etse meşveretle edüp isâbet ederdi. Ve mâh-ı mezbûrun (---) günü kal‘aya tarabâb-ı top-ı nûbden müstevfî gedikler zâhir olup ale'l-gafle guzât-ı müslimîne haber etmeden yürüyüşe hücûm etdiler. Çün kal‘anın münhedim olmuş gedikleri üzre ba‘zı guzât çıkup bayraklar zeyn etdiler. Gördüler kim mülâhaza olunduğu minvâl üzre serdengeçdilerin gerisi gelmedi ve mübâlağa ile küffâr-ı hîlekâr müctemi‘ olmuş. Derhâl Kazak-ı Ak bu serdengeçdi guzâtına eyle kurşum serpdi kim ân-ı vâhidde niçe yüz âdem şehd-i şehâdet câmından nûş edüp serpilüp yatdılar. Bakıyyetü's-süyûf olan guzât-ı müslimîn, beyne'l-akrân gerüye dönmeğe nâmûs-ı Muhammedîdir deyü kal‘anın burc [u] bârûları üzre kefere ile küşte-girâne yaka yaka, alt üste ve üst alta olup üç gün üç gice bu minvâl üzre bir ceng-i perhâş savaş olmuşdur kim vech-i semâda şems u kamer bu devrânda deverân ideli çeşm-i felek bu savaşı görmemişdir. Hâh-nâ-hâh kal‘a üzre yedi yerde alem-i ejdehâ-peykerler dikilüp ezân-ı Muhammedîler tilâvet olundu. Ammâ içerden küffâr-ı mu‘ânnidkâr bu hâli görüp cümlesi domuz topu olup, "odri ne buysa", deyerek zeber-dest karâvana serhoş küffârlar domuz sürüsü gibi hücûm edüp guzât-ı müsliminlerüne tüskürdüler. Ahırü'l-emr gaziyan ceng ede ede avdet edüp kal‘a bedenleri üzre niçe sancağ ve bayrağ ve niçe na‘şe-i şühedâlar anda kalup bi'l-cümle bu feth yevm-i âhira kalmak mukadder imiş, deyü cemî‘î guzât kendülere tesellî-i hâtır verüp yine kol kol cenge âheng etdiler. Altı gün dahi küffâra göz açdırmayup kal‘anın dâiren-mâdâr handakları kabza-i tasarrufa girdi. Ol gün küffârın kırk pâre firkâtesiyle dörd bin ceng-âver-i dilâver Kazak-ı Ak'ı nehr-i Tün ile cereyân edüp kal‘a-i Azağ'a imdâd girmek sevdâsıyla gelirken hikmet-i Hudâ, Silistre Valisi Ken‘an Paşa kolunda kemîngâhda âmâde olan guzât-ı müslimîn küffâr-ı hâksârın gemilerin görünce suya berâber balyemez toplara âteş ile rehâ buldurup cümlesi mecrûh [u] mahrûkan gark-ı âb olup halâs oldum deyü kenara çıkan küffârın cümlesin mücâhidîn der-kenar edüp binden mütecâviz küffâr pây-beste ve dil-haste ve şikeste-beste olup mâl-ı firâvânlar ile cüyûş-ı 261a muvahhidîn muğtenim oldular ve ol gün nâdîler nidâ edüp "Cümle ganâ’im guzât-ı müslimînindir" deyince Sübhanu'l-Hallâk ol gün cümle gâziyân [u] mücâhidâna ıyd-ı adhâ olup giceleri leyle-i Kadr, rûzları rûz-ı ıyd olup ol gice pâk gasl edüp herkes halâlleşüp sabâha dek ihyâ etdiler ve "İnşâallah sabâh yürüyüşdür" deyü birbirlerine haber etdiler ve cümlesi âlât [u] silâhlarıyla âmade oldular. Ve bu günlerde kal‘anın der-i dîvârlarından ancak Tün kenarında bir kulle kalmışdı. Ve kara tarafında Yoğurdcu Baba cânibinde bir kulle ve garb tarafında bir kulle kalmışdı. Mâ‘adâ yedi koldan yetmiş pâre balyemez ve çöldutmaz toplar ile kal‘ayı döğe döğe hâke yeksân olunmuşdu. Ammâ kal‘a içinde mahsûr olan küffâr-ı dûzah-karâr dîv-dest ve pîl-ten Ferhâd-vâr kûh-ken olmağıla ka‘r-ı zemîne girüp anda cây-ı karâr edinüp diri dirliklerinde hâk-ı mezelletde gûnâ-gûn muhîl şeytanatlar ile mazgal delikleri ihdâs edüp sademât-ı top-ı kûpden halâs olup kal‘adan ziyâde metânet buldular. Ne cânibden bunların üzerlerine lağım ile türâb sürmek ile varıldıysa lağımları köstebek gibi bulup sürülen toprakları serîka edüp nehr-i Tün'e dökerlerdi. Bir hafta renc [u] anâ ile sürülen toprağı bir gicede gâ’ib ederlerdi. Âhir-i kâr cümle iş erleri lâ-ilâc kalup lağıma mübâşeret etdiler. Anlar lağım fenninde yer sıçanından üstâd san‘atlar etdiler kim âdemin aklı perîşân olur. Hatta nehr-i Tün altından ziftli ve katranlı kayıklar ile su içinde lağım atma hünerin gösterdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 259b–261a ·
metinde göster ·
… kalmayup yine fethi müyesser olımayıyor ve yeniçeri tâ’ifesi kırk günden ziyâde
kalmak
kânûnumuz değildir deyü bir gün guluvv edüp meterisden çıkarlar ve bir tarafdan …
Bu minvâl üzre kırk gün asâkir-i İslâmı eğlendirdi ve bu mahallerde asker içre câ-be-câ güft u gûlar istimâ‘ olmağa başladı ve küffâr artık firkateler ile imdâd göndermeden ferâğat edüp her gice beşer altışar yüz uryân küffâr nehr-i Tün ile şinâverlik edüp gavvâs-vâr dalarak şeb-i muzlimde niçe bin dîde-bânlar var iken vücûdların nehr-i Tün'e müstağrak edüp ağızlarında birer kamış ile nefes alarak ubûr edüp kal‘a-i Azağ'a niçe bin küffâr bu hîle ile girüp küffâr tâze cân bulup günden güne cengâverlik edüp meterisler basup şebhûnlar edüp kelle ve diller alup ka‘r-ı zemînde gâ’ib olurlardı. Ve ba‘zı âlât [u] silâhları ve mühimmâtların sığır tulumlarına koyup tulumları nehr-i Tün'e gark edüp nehr-i Tün ile tulumlar cereyân ederek kal‘aya bu gûne hîle ile zehâ’ir ve mühimmât [u] levâzımât gönderüp imdâd ederlerdi. Bu muhîl şeytanatların dahi guzât-ı müslimîn duyup nehr-i Tün içre gemi direklerin kazıklar kakup bend etdiler kim bir vukıyye mahi güzer edemeyüp niçe yüz bin guruşluk mâlı küffârdan bu hâl ile nehr-i Tün'den guzât-ı müslimîn alıp bây oldular. Bu hâl ile küffârın yine imdâdı gelmeyüp küffâr me’yûs oldu. Ammâ la‘în küffâr zir-i zemînde bî-bâk ü bî-pervâ gûnâ-gûn kemîngâhlar kurup ve niçe dâm-ı tezvîrler ve şarampav domuz delikleri idüp ileri varan ümmet-i Muhammed'i şehîd ide ide halkın yüzü döndü. Ve bu üslûb-ı rüsvây üzre ceng mümted olur deyü guzât-ı müslimîn havfe düşdüler. Ve efvâh-ı nâsda Moskov kralı iki kerre yüz bin küffâr ile geliyor deyü bu haber şüyû‘ bulup halkın aklı başından gitdi. Ammâ bu haber düşman sözü idi. Bu hâl üzre cümle vüzerâ ve vükelâlar mâh-ı mezbûrun (---) günü cümle a‘yân, sığâr u kibâr ve kâr-âzmûde iş erleri ale'l-‘umûm bir yire gelip meşveret-i azîm edüp dediler kim "Bu cengimiz günden güne gerü kalup kal‘adan nâm [u] nişân kalmayup yine fethi müyesser olımayıyor ve yeniçeri tâ’ifesi kırk günden ziyâde kalmak kânûnumuz değildir deyü bir gün guluvv edüp meterisden çıkarlar ve bir tarafdan kılıç gibi keskin kış gelüp Azak deryâsı iki kulaç mikdârı donar. Beş ay bend olup yollar ve beller dahi bend olur ve Kasım'dan sonra Karadeniz'de bu donanma-yı hümâyûnun hâli niçe olur ve nerede kışlar ve yüz bin kadar asker-i İslâm nerede cây-ı emn bulur. 261b Ve bir tarafdan imdâd gelmek ve zahîre gelmek muhâl-ender-muhâl bu kerre asker-i İslâm içre kaht [u] galâ olursa hâl neye müncer olur. Ve cebehâne-i pâdişâhîyi kime bırağırsuz ve ne cânibe gidersüz, bir cânibi deryâ, şimâl cânibi kâfiristân, şark ve kıble cânibi Heyhât Sahrâsı" deyü bu kadar müşâvere halkın her kafasından biner sadâ çıkup gûnâ-gûn müşâvereler etdiler. Âhiru'l-emr Koca Ken‘an Paşa ile Tershâne Kethüdâsı Piyâle Ağa buyurdular kim "Hemân re‘y u tedbîr oldur kim bu gün dellâllar nidâ edüp ale's-sabah yürüyüşdür. Timar ve ze‘âmet ve ibtidâ eyle sipâhîlik ve mâl-ı ganâ’im isteyen gelsin, deyü tenbîh olsun. Yedi koldan yedi bin âdem serdengeçdi ve salıcı yazılsın ve ana göre gayrı guzât-ı müslimînden niçe bin mücâhidîn dahi cem‘ olup cenge terğîb edin. Vermek Allah'ındır. Mısrâ:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 261a–261b ·
metinde göster ·
Ve derûn-ı kal‘ada olan imâretleri beyân eder: Evvelâ kal‘anın cümle dîvârında olan taşları cümle fil cüssesi kadar çâr-kûşe taşlardır kim hâlâ zamânemiz benî Âdemleri ol taşın bir dânesin elli âdem ilm-i cerr-i eskâl ile kaldırmağa kâdir değillerdir. Ve derûn-ı kal‘ada cümle hak-i pâk ile mestûr bâğ u bâğçesiz bin iki yüz hâne-i tarz-ı kadîmdir. Lâkin kal‘anın cenûb tarafındaki dîvâra muttasıl bir sarây-ı azîm vardır kim bunda olan ilm-i hendese üzre mi‘mâr-ı bennâ hurdekârlığı İrân-zemînin bir sarâyında yokdur. Ve bu sarâya muttasıl bir câmi‘-i kebîr var. Minâresi münhedim olmuşdur. Bu dahi ibret-nümâ bir câmi‘-i ra‘nâdır. Ve bu câmi‘ kurbunda âb [u] hevâsı latîf bir hammâmı vardır. Osmânlı tarzı binâ olunmuş ammâ bânisi ma‘lûm değildir. Ve bir çeşme-i âb-ı hayâtı var. Ve cânib-i şarka mekşûf Kayık kapusu kurbunda Özdemiroğlu câmi‘i ve hânları ve dükkânları vardır. 317b Ve kal‘adan taşra bir varoş-ı müzeyyeni vardır. Cümle bin mikdârı hâne-i zîbâlardır. Cânib-i selâsında bâğ u bâğçesi çokdur ammâ dârü'l-it‘âmı, imâreti yokdur. Câmi‘ ve hân ve hammâm ve çârsû-yı bâzârı çokdur. Gûnâ-gûn ehl-i sanâyi‘i vardır. Ammâ ekseriyyâ halkı gûnâ-gûn ibrişim mebrûm edüp kifâflanırlar. Ve câ-be-câ Kumuk halkının çoğu göbe gerevge zırh düzerler. Ekseriyyâ cümle halkı Sünnî ve Şâfi‘î-mezheblerdir. Muhteşem ve sâhib-i dârât ankâ kimesneleri yokdur. Ammâ âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb ve mahbûbesi çokdur. Zirâ İbn Havkal (?) kavli üzre on sekizinci ıklîm-i örfiyyedendir. Ammâ yedinci iklîm-i hakîkînın ıklîm-i hâmisi vasatında ve bahr-i Haraz kenarında vâkı‘ olmağıla hevâsı sevâhile karîbdir. Anınçün mahbûb ve mahbûbesi memdûhdır. Arz-ı beledî (---) ve tûl-ı nehârî on yedi sâ‘at ve yedi derece ve iki dakîkadır. Karşu cânibi deryâ aşrı garb tarafına Moskov hükmünde üç yüz mil ba‘îd Heşdek ve Kazan ve Alatar vilâyetleridir, dahi anların mâverâsı Deşt-i Kıpçak ve Heyhât sahrâlarıdır kim hâlâ ol sahrâ-yı ferah-fezâlara yigirmi sâldir kim Kılmah Tatarlarından Taysı Şâh ve Moyoncak Hân ve Koba Kalmah Hân beşer altışar kerre yüz bin kavm ile sahrâ-yı Heyhât'da konup göçerler. Ba‘zı sene tâ Kırım diyârına ılgar edüp şebhûn salanlar Azak kal‘ası kurbunda Gügümlü Suyu kenarında Mısır'dan ma‘zûl Gürcî Mustafâ Paşa'yı şehîd etdiler. Bu mezkur Kalmak küffârlarıdır. Gerçi küfr [ü] dalâlet ve dîn [ü] diyânet nedir bilmezler, ammâ böyle bir behâ’im makûlesi bâğî ve dağî sahrâ-nişîn mahlûk-ı pîl-tenlerdir. Ekser evkâtda bâzârlığa Bahr-i Haraz kenarında Moskov'un Kazan ve Heşdek şehirlerine gelüp emân ile yağların fürûht edüp niçeleri Moskov tüccârlarıyla gemilere süvâr olup bu Demirkapu'ya gelmeğe başladılar. Ve bu Demirkapu bender-i iskele olmağıla ta Çîn [u] Mâçîn'den ve Hıtâ vü Hoten'den ve Fağfûr u Moskov diyârlarından her sene niçe bin keştî gelüp azîm gümrük hâsıl olur. Al-i Osmân hükmünde iken iskelesinden ve eyâlet-i Şirvân'dan senevî iki yüz kırk yedi yük akçe tahsîl olup cümle nökerlerine ve eyâlet-i Şirvân'da yedi sancak sultânlarına ve sulh [u] salâh içün Dağıstân pâdişâhına hâslar ve ulûfeler verilir. Hâlâ bu nizâm [u] intizâmı Özdemiroğlu Osmân Paşa fethinde Dal Mehemmed Efendi tahrîri üzre zabt edüp adâlet ederler. Hâlâ ol tahrîr üzre eyâlet-i Şirvân yetmiş kazâdır ve yedi hânlık ve on iki sultânlıkdır. Ammâ Osmân Paşa tahrîri üzre timar ve ze‘âmet yokdur, ammâ sultânların ve gayrı hâkimlerin hâslarına vaz‘-ı yed olmayup gâyetü'l-gâye ma‘mûr u âbâdân diyâr-ı Şirvândır. "Allahu Te‘âlâ yine Âl-i Osmân'a müyesser ide" deyü cümle ahâlîsi du‘â ederler. Hattâ biz bu Demirkapu'da iken Âsitâne-i Sa‘âdet tarafından bir Gökdolak çaşıt hâna gelüp eydür: "Hânım! Geçen sene Osmânlı Akdeniz içinde cezîre-i Girid'de Yûsuf Paşa nâm serdâr eliyle Hanya derler nâm bu kal‘a-yı benâmı alup asker koyup feth-i meserreti haberi Kayser Şâha gelüp azîm şâdmânlar oldu. Ve İbrâhîm Hânlarının Şehzâde Mehemmed nâm evlâdı dünyâya gelüp yine azîm şâdmânîler olup yedi gün yedi gice azîm çerâğân-ı Kayser-zemîn oldu" deyince kızılbaşlar hazzitmeyüp Şirvân [ve] Şamâkî ve Gîlânî sünnîler zevk [u] safâ edüp raks etdiler. Zîrâ Âl-i Osmân'ın bir yeşil alem-i Resûlullah'ıyla bir serdâr-ı mu‘azzam gelmesine muntazırlardır. Allah müyesser eyleye.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 317a–317b ·
metinde göster ·
… şehirlerinin mâbeynine vâkı‘ olmuş şehr-i kadîmdir. Lâkin üç serhad mâbeyninde
kalmak
ile ol kadar imâristân değildir. Ve hevâsı burûdet üzre olmağıla bâğı ve bâğçes …
Evsâf-ı kal‘a-i şehr-i Serîrü'l-lân: Kadîm-i evvelde kal‘ası Hürmüz-i Tâcdâr ibn Enûşirvân binâsıdır. Bu şehr üzre niçe mülûk mâlik olmağiçün ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl ide ide Dağıstân şâhı elinden Acem Şâhı Kör Hudâbende istîlâ etdikde bir dahi Dağıstân ve Gürcîstân ve Âl-i Osmân tama‘ edüp istîlâ etdükde mütehassın olmasınlar deyü kal‘asın münhedim edüp hâlâ şehri dest-i Acem'de Eriş kal‘ası hâkimi hükmünde kûh-ı Elburz dâmeninde zamân-ı kadîmde Dağıstân pâdişâhının taht-ı kadîmi bu şehr-i azîm idi. Tevârîh-i Dağıstân'da bu şehri ibtidâ Hazret-i Süleymân kûh-ı Elburz'u Belkıs Hâtûn ile ve yer götürmez ins [u] cîn ve cemî‘î emrine râm olan mahlûkât ile kûh-ı Elburz'u seyr [u] temâşâya geldikde ber-hevâ tayarân eden serîrin bu şehrde koyup andan kûh-ı Elburz'ı temâşâ edüp bu şehri imâr edüp serîri bunda kalmağile şehr-i Serîrü'l-lân deyü tesmiye olunmışdır. Ya‘nî serîr-i taht-ı Süleymân'dır. Lân, luğat-i Fârisî'de yuva'dır, bir lüğatde serîr seyrân idicidir. Ya‘nî "Gezici yuva" şehri demek ola. Anın içün şehr-i Serîrü'l-lân derler. Hâlâ bir püşte-i hevâdâr üzre hıyâbân-ı Acem bir mesîregâh yerdir, serîr-i Süleymân'ın yeridir, derler, sahîhdir. Bâbü'l-ebvâb ve Şemahı ve Niyâzâbâd şehirlerinin mâbeynine vâkı‘ olmuş şehr-i kadîmdir. Lâkin üç serhad mâbeyninde kalmak ile ol kadar imâristân değildir. Ve hevâsı burûdet üzre olmağıla bâğı ve bâğçesi azdır. Cümle üç bin hâk-ı pâk ile mestûr hânelerdir. Câmi‘leri vardır, lâkin dest-i Acem'de olmağıla cemâ‘atden garîb câmi‘lerdir. Yedi hammâm ve on bir kârbânsarâyı ve yetmiş aded çârsû-yı bâzâr dükkânları vardır. Bir şeb müsâfir olmağıla ol kadar temâşâ edemedik. Ammâ yine hânlıkdır ve kadılıkdır. Kelenteri ve münşî ve darûgası ve bin mikdârı nökeri ve dizçökeri ve şâhçöreği yiyüp bende-i şâhdırlar, lâkin Sünnî âdemleri çokdur. Cümlenin kâr [u] kesbleri pembe bezi cüllâhlarıdır. Ammâ âb [u] hevâsının letâfetinden Serîrü'l-lân mahbûbu gâyet memdûhdur. Cümle pembe mezâri‘lerini ve müşebbek bostânlarını rey edecek âb-ı hayâtları cânib-i garbîsinde kûh-ı Elburz'dan tulû‘ edüp cereyân ederek nehr-i Kür'e rîzân olur. Âb-ı hayâtdan nişân verüp niçe yüz âsiyâbları vardır. 318b Andan yine cânib-i kıbleye (---) sâ‘at gidüp
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 318a–318b ·
metinde göster ·
… Mısır cezîresinde on iki melik hükmünde Karalar kavmi çokdur. Biri de bu kavm-i
Kalmak
çokdur. İnşâ’allah mahalliyle bu Kalmak kavimleri dahi tahrîr olunur. Hemân Cen …
Bu Türkmân'ın niçe yüz gûne lehce-i mahsûsaları vardır kim birbirlerinin lisânlarını tercümân ile anlarlar, ammâ cümleden lisân-ı Etrâk-ı Çağatay fasihdir. Kavm-i Moğol ve kavm-i Boğol ve kavm-i Etrâk-i Kozak ve kavm-i Heşdek ve kavm-i Dağıstân ve kavm-i Lezgi ve Kumuk ve kavm-i Tatar-ı Buhârâ ve kavm-i Noğay-i Urumbat ve kavm-i Ulu Noğay ve kavm-i Kiçi Noğay ve kavm-i Şıdak Noğay ve kavm-i Haydak ve kavm-i Badrak-ı Kırım ve kavm-i (---)(---)(---) bunlar cümle lisân-ı Türk-i Tatar'dır. Türkmân ve Âl-i Osmân cümle bunlardandır. Ammâ Kalmuk Tatarı Çin ve Fağfûr ve Hıtâ ve Huten ve Moskov mâverâsında karanlık dünyâya varınca kavm-i Kalmuk başka Tatar'dır. On iki tâ’ifesi şâhları ve pâdişâh şehzâdeleri olup on iki aded lisânları var kim birbirlerinin lisânların anlamak ihtimâlleri yokdur. Cihânı dutmuş bir alay kavimdir. Moskov kralı ve Fağfûr ve Kozak tâ’ifesi bu Kalmah kavminden bîzâr olmuşdur. Rûy-ı arzda Cenâb-ı Allah iki kavmi bî-hesâb halk etmişdir. Biri Mısır cezîresinde on iki melik hükmünde Karalar kavmi çokdur. Biri de bu kavm-i Kalmak çokdur. İnşâ’allah mahalliyle bu Kalmak kavimleri dahi tahrîr olunur. Hemân Cenâb-ı Bârî sıhhât-ı beden, seyâhat-ı tâm, âhir nefesde îmân müyesser ede! Ba‘dehû bu Mar‘aş şehrin seyr [u] temâşâ etdigimizden sonra Mar‘aş'dan cânib-i garba (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 62b ·
metinde göster ·
… Karalar kavmi çokdur. Biri de bu kavm-i Kalmak çokdur. İnşâ’allah mahalliyle bu
Kalmak
kavimleri dahi tahrîr olunur. Hemân Cenâb-ı Bârî sıhhât-ı beden, seyâhat-ı tâm, …
Bu Türkmân'ın niçe yüz gûne lehce-i mahsûsaları vardır kim birbirlerinin lisânlarını tercümân ile anlarlar, ammâ cümleden lisân-ı Etrâk-ı Çağatay fasihdir. Kavm-i Moğol ve kavm-i Boğol ve kavm-i Etrâk-i Kozak ve kavm-i Heşdek ve kavm-i Dağıstân ve kavm-i Lezgi ve Kumuk ve kavm-i Tatar-ı Buhârâ ve kavm-i Noğay-i Urumbat ve kavm-i Ulu Noğay ve kavm-i Kiçi Noğay ve kavm-i Şıdak Noğay ve kavm-i Haydak ve kavm-i Badrak-ı Kırım ve kavm-i (---)(---)(---) bunlar cümle lisân-ı Türk-i Tatar'dır. Türkmân ve Âl-i Osmân cümle bunlardandır. Ammâ Kalmuk Tatarı Çin ve Fağfûr ve Hıtâ ve Huten ve Moskov mâverâsında karanlık dünyâya varınca kavm-i Kalmuk başka Tatar'dır. On iki tâ’ifesi şâhları ve pâdişâh şehzâdeleri olup on iki aded lisânları var kim birbirlerinin lisânların anlamak ihtimâlleri yokdur. Cihânı dutmuş bir alay kavimdir. Moskov kralı ve Fağfûr ve Kozak tâ’ifesi bu Kalmah kavminden bîzâr olmuşdur. Rûy-ı arzda Cenâb-ı Allah iki kavmi bî-hesâb halk etmişdir. Biri Mısır cezîresinde on iki melik hükmünde Karalar kavmi çokdur. Biri de bu kavm-i Kalmak çokdur. İnşâ’allah mahalliyle bu Kalmak kavimleri dahi tahrîr olunur. Hemân Cenâb-ı Bârî sıhhât-ı beden, seyâhat-ı tâm, âhir nefesde îmân müyesser ede! Ba‘dehû bu Mar‘aş şehrin seyr [u] temâşâ etdigimizden sonra Mar‘aş'dan cânib-i garba (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 62b ·
metinde göster ·
… ndüyi pâk etmek içün nâpâk esbâbların yıkamak ve kendüyi yıkanmak ve bir köşede
kalmak
içün esbâbların boğçalayup niçesi fânûs ile niçe bini şeb-i muzlimde banaya gid …
Diğer şekl-i hasene lâkin bid‘at-i seyyi’e-i berây-ı nisvân-ı sâhib-isyân: Bu şehr-i Sofya'nın havâtinlerinin ehl-i perde olan mestûre zenâneleri aslâ şâhrâha çıkmazlar. Meğer muztarr-ı hâl olup sûk-ı sultânîye çıkalar. Ammâ her gice niçe bin zenâne ve zâniye kirlenüp kendüyi pâk etmek içün nâpâk esbâbların yıkamak ve kendüyi yıkanmak ve bir köşede kalmak içün esbâbların boğçalayup niçesi fânûs ile niçe bini şeb-i muzlimde banaya giderim, deyü ehl-i nâ-ehlinden me’zûn olup kimi banaya kimi gayri hâneye gidüp kirlenen esbâbların yıkarlar. Bu şehre mahsûs bir ayıb şeydir. Efendimiz Melek Ahmed Paşa men‘ edem zann edüp cümle a‘yân-ı vilâyet rızâ vermediler. Her şeb bu gûne nisvânlar tâ sabâha dek gürûh gürûh gelmede ve gitmede ve gezmededir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 140b ·
metinde göster ·
… Hânı'ndan ihsân [u] in‘âmlar alup eğer ölürler ise oğullarına ocaklu ulûfeleri
kalmak
üzre hân ile ahd [ü] mîsâklar edüp da‘vâ-yı merd ile serdengeçdilik edüp paşayı …
Meğer mezbûr herîfler Bitlîs Hânı'ndan ihsân [u] in‘âmlar alup eğer ölürler ise oğullarına ocaklu ulûfeleri kalmak üzre hân ile ahd [ü] mîsâklar edüp da‘vâ-yı merd ile serdengeçdilik edüp paşayı şehîd etmeğe gelmişler. Hakkâ ki paşanın yoluna şehîd-i mey oldular. Paşa bu hâli Mehemmed Beğ haymesinde istimâ‘ edüp artık haymeden haymeye gezmez oldu ve şeb [u] rûz eyninden zırhın çıkarmaz oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 265b ·
metinde göster ·
… bâdân olmuş bir belde-i mu‘azzam idi. Niçe mülûkdan mülûka harâmîlik ile alınup
kalmak
ile kal‘a-i Lusûs ya‘nî Harâmî kal‘ası derler. Ammâ aslında ismi Pervîz-âbâd ka …
Sene (---) târîhinde zamân-ı Pervîz Şâh'da âbâdân olmuş bir belde-i mu‘azzam idi. Niçe mülûkdan mülûka harâmîlik ile alınup kalmak ile kal‘a-i Lusûs ya‘nî Harâmî kal‘ası derler. Ammâ aslında ismi Pervîz-âbâd kal‘asıdır. Timur Hân harâb etmezden mukaddem bu kal‘a evsâfın müverrihân-ı Acem eyle tahrîr ü terşîd eylemişler kim, "Bu kal‘a hemân bir kasr-ı azîm olmak içün binâ olunup on iki tabaka imiş kim beş menzil yerde Kabr-i Hazret-i Alî nümâyân olmak içün eyle âlî binâ olunmuş ve cümle tabakâtında on iki bin revzenleri var idi." deyü tahrîr etmişlerdir. Hâlâ eser-i binâları âşikârdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 317a ·
metinde göster ·
Ve yine ber-hevâ mahlûk-ı Hudâ kavm-i ukâb dahi kavm-i kadîmdir. Hâlâ kûh-ı Elburz dağında ukâb kuşları var kim Heyhât sahrâsına şikâra nüzûl edüp tırnaklarına birer yaban atları yahûd yaban develerin alup bir sığın dahi minkârına alup yine kûh-ı Elburz'da âşiyânına gidüp piçelerine {ya‘nî yavrularına} şikâr götürür. Ekseriyyâ Heyhât sahrâsında sâkin olan Kalmak kavmi bu ukâblardan korkarlar. Hakîr Moskov diyârında Dağıstân Pâdişâhı Şamhal Şâh'a gelirken birkaç ukâb görüp zehrelerimiz çâk olup ba‘zı yerde bıldırdan kalmış otları yaka yaka ubûr ederdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 396a ·
metinde göster ·
… u kuluyla cebehâne ve toplar ile aşağı bölük sipâhîleri cümle kal‘a-i Bender'de
kalmak
fermân olunup ancak Melek Ahmed Paşa seksen yedi bin altmış aded güzîde asker i …
Evvelâ kal‘a-i Bender'den seher vaktinde kös-i rıhletler çalınup üç aded mîr-i mîrân askeriyle ve yalı ağası Sefer Gâzî oğlu İslâm Ağa kırk yedi bin aded güzîde sadaklı ve savatlı ve koş atlı bahâdır-ı Bucak Tatarı ileri çarkacı olup kös-i kebirgeler çalup ileri gitdiler, ammâ cümle kapu kuluyla cebehâne ve toplar ile aşağı bölük sipâhîleri cümle kal‘a-i Bender'de kalmak fermân olunup ancak Melek Ahmed Paşa seksen yedi bin altmış aded güzîde asker ile kal‘a-i Bender'den "Tevekkülen-alallâh" deyüp cânib-i garba Turla kenârınca gidüp mukaddemâ Eflâk ve Boğdan memleketine gönderdiğimiz çaşıtlarımız Paşa'ya gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 38b ·
metinde göster ·
Eğer bu bâğçe-i Hürrem-binânın evsâfını mâ-vaka‘ı üzre tahrîr etsek seyâhatden
kalmak
iktizâ eder. Hemân yine cümle yârânlar ile Rûmeli hisârına gelüp,
Eğer bu bâğçe-i Hürrem-binânın evsâfını mâ-vaka‘ı üzre tahrîr etsek seyâhatden kalmak iktizâ eder. Hemân yine cümle yârânlar ile Rûmeli hisârına gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 94a ·
metinde göster ·
… Mustafâ Paşa elinden alup ol zamândan berü Kilis sancağı kal‘ası kâfir destinde
kalmak
ile bu Hilevne kal‘ası Kilis beğlerinin tahtı olmuşdur. Beğinin hâss-ı hümâyûnu …
Hâlâ yine Bosna eyâletinde Kilis sancağıdır, ammâ sene 1056 târîhinde Venedik kâfiri Kilis kal‘asıyla yetmiş altı pâre kal‘amız Tekeli Mustafâ Paşa elinden alup ol zamândan berü Kilis sancağı kal‘ası kâfir destinde kalmak ile bu Hilevne kal‘ası Kilis beğlerinin tahtı olmuşdur. Beğinin hâss-ı hümâyûnu 142.500 akçedir. Tîmâr 927 ve ze‘âmet 48. Kanûn üzre cebelüleri ile iki bin aded müsellâh asker olup beğiyle me’mûr oldukları sefere giderler. Alaybeği ve çeribaşı ve yüzbaşıları vardır. Yüz elli akçe şerîf kazâdır. Nâhiyesi cümle seksen beş aded kurâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 134b ·
metinde göster ·
… ve'den cem‘ olup amelî göldür. Eğer murâd olunsa gölün suyun kesüp kal‘a karada
kalmak
emr-i seheldir.
Kal‘ası bir fecc-i amîk göl içinde olduğıyçün kavm-i Ervâm Gölhisâr derler, ammâ lisân-ı Latince ismi (---)(---) mezkûr göl içinde bir alçacık dîvârlı şekl-i murabba‘ taş binâ bir sûr-ı ra‘nâdır. Bir cânibinden zafer mümkün değil bir sa‘b ve metîn kal‘adır kim bir vech ile yanına varılmaz. Ancak cânib-i şimâle nâzır bir küçücük demirli iki kat kavî kapusu var. Ana dahi zemberekli asma cisr ile varılup her gece dîdebânlar cisri makaralar ile çeküp kaldırup kapuya dayarlar. Kal‘a bir cezîre içre kalır. Bu göl yine nehr-i Pileve'den cem‘ olup amelî göldür. Eğer murâd olunsa gölün suyun kesüp kal‘a karada kalmak emr-i seheldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 152b ·
metinde göster ·
… r kurup sabâhısı cümle bin beş yüz yiğit olmuşuz. Anı gördüm, Maslovin kapudanı
kalmak
ister. Kapudana,
"Kral sizlere selâm eyledi. ‘Sabâhın vilâyet uğur ile ayak yüzüm üstüne basa gelsinler’ dediler" deyü bir gûne kulunc şekline benzer hatlar, ammâ bir hatlara müşâbeheti yok. Yola gelen kefere beğzâdesin künc-i kâşânemiz içre yer kurup sabâhısı cümle bin beş yüz yiğit olmuşuz. Anı gördüm, Maslovin kapudanı kalmak ister. Kapudana,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 161a ·
metinde göster ·
… üvân-baht Ahmed Giray ibn sâhib-i taht {hemân} koynundan cemî‘i Kırım a‘yânının
Kalmak
kâfirinden feryâdnâmelerin dest be-dest Sadrıa‘zama verdikde sâhib-i sadr-ı âlî …
"Vallâhi'l-azîm ve billâhi'l-kerîm babam da ve ben kulun da abd-i memlûkunuz gibiyiz, lâkin kendilerinin gelmediğine sebeb oldur kim geçen ayda yetmiş seksen bin Kılmah Tatarı Çigişke ve Arbat ve Orağzı nâm kal‘alarımız arasından Kırım'a girüp beş on bin ümmet-i Muhammed'i esîr edüp bu kadar kurâ vü kasabâtlarımız harâb u yebâb ve halkını kebâb edüp gitdi. Şimdi yine Kırım'a girmek üzre iken fermân-ı pâdişâhî gelüp sefer fermân olmuş. Cümle Kırım eyeleri ve cümle Kırım erenleri ve cemî‘i kadıları ve Kefe vezîri Ak Mehemmed Paşa ile cümle müşâvere edüp ‘Hânım sen sefere gidersen, cezîre-i Kırım elden gider. Elbette oğlun gönder’ deyüp müşâvere edüp efendimin kulluğuna beni bir iç gulâmı pâyesiyle gönderüp huzûr-ı şerîfine gelüp hamd [ü] senâ ol Allâh'a kim mübârek cemâl-i bâ-kemâliniz görüp pâypûş-ı bûsınızla şeref-yâb oldum" dedikde Köpürlüzâde bu kadar kelimât-ı piyâz-ı nâz [u] niyâzdan hazz edüp tebessüm-künân oldukda hemân Şehzâde-i cüvân-baht Ahmed Giray ibn sâhib-i taht {hemân} koynundan cemî‘i Kırım a‘yânının Kalmak kâfirinden feryâdnâmelerin dest be-dest Sadrıa‘zama verdikde sâhib-i sadr-ı âlî-kadr ol ân arzları kırâ’at edüp mefhûmu ma‘lûmları olunca,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 113b ·
metinde göster ·
Kırım'ı urup bu kadar mâl ve tavar sürüp ve bu kadar ibâdullâh esîr olup bî-bâk …
"Vallâhi sultânım, biz Kırım'da iken iki kerre Kalmak Kırım'ı urup bu kadar mâl ve tavar sürüp ve bu kadar ibâdullâh esîr olup bî-bâk ü bî-pervâ Kırım'dan çıkup gitdiler" deyü çavuşbaşı şehâdet etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 113b ·
metinde göster ·
… m ve iki bâkire kız elime girdi, ammâ bu varoş-ı azîm ıhrâk olup kal‘a meydânda
kalmak
ile cümle asâkir-i Tatar'ın bir cây-ı menâsı kalmadığından hemân derûn-ı hisârd …
Hamd-i Hudâ bu hakîrin destine yedi at ve altı kefere ve bir gulâm ve iki bâkire kız elime girdi, ammâ bu varoş-ı azîm ıhrâk olup kal‘a meydânda kalmak ile cümle asâkir-i Tatar'ın bir cây-ı menâsı kalmadığından hemân derûn-ı hisârdan küffâr-ı hâksâr-ı dûzah-karâr bir fitilden niçe yüz pâre toplarına âteş edince bir ânda iki yüz aded Tatar gâzîlerimiz sademât-ı topdan şehîd oldular ve altı yüz kadar yiğitler dahi mecrûh oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 129b ·
metinde göster ·
… Defterdâr Ahmed Paşa efendime bir mahbûbe câriye hedâyâ verüp salt [u] sebükbâr
kalmak
içün bu ganîmetden hemân üç esîr alıkoyup mâ‘adâsın atlar ile ve kelepür mâl-ı …
Ale's-sabâh ertesi gün Sadrıa‘zam kethudâsı efendime bir mahbûb gulâm ve Defterdâr Ahmed Paşa efendime bir mahbûbe câriye hedâyâ verüp salt [u] sebükbâr kalmak içün bu ganîmetden hemân üç esîr alıkoyup mâ‘adâsın atlar ile ve kelepür mâl-ı ganâ’imler ile cümle fürûht edüp âsûde-hâl oldum.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 130a ·
metinde göster ·
ile tenbîhi üzre kethudâsı hakîre iki kîse ve üç gulâm 160b ve beş re’s müsel …
Ve Pıraçalı Mustafâ Paşa Çemerne yaylasında kalmak ile tenbîhi üzre kethudâsı hakîre iki kîse ve üç gulâm 160b ve beş re’s müsellah Taşlıca bârgîrleri ve beş tazı ve beş zağar ve iki doğan ve beş dâne Hersek atmacası verdi kim bir diyârda misli yokdur ve beş çuka ve beş donluk Ciniviz katîfesi ihsân aldık.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 160a–160b ·
metinde göster ·
… 'dan gayri nehr-i Raba ve nehr-i Rabçe'yi gayri yerlere akıtmak ve kal‘a kuruda
kalmak
mümkindir. Ve Raba ile Rabçe'nin mâbeyni bir ok menzili yerdir ve bu iki nehir …
Evsâf-ı eşkâl-i zemîn-i kal‘a-i Yanık: Eyle bir Sedd-i Ye’cûc u Me’cûc'dur kim bizim Budin ve Üstürgon toprağındadır, Tuna'nın karşu tarafında değildir, beri bizim hâkda Ustolni-Belgradı kurbundadır. Şimâl tarafında nehr-i Tuna garbdan gelüp şarka doğru cereyân eder ve kıble tarafında nehr-i Kanlı Raba cereyân eder kim bizim asker-i İslâm münhezim olduğu sudur kim kal‘a-i Yanığ'ın handakından ırakda olan tabyaların handakları içinde mezkûr nehr-i Raba Tuna'ya karışır. Ve mağrib cânibinde nehr-i Rabçe Senmartin kal‘ası dağlarından gelüp Yanık varoşunun handakları içinde cereyân ederek tabya handakları içind[e] nehr-i Raba ve nehr-i Rabçe bir olup Tuna'ya mahlût {olur}, ammâ kal‘a handakların ve varoş handakların deverân edüp iki nehr-i azîm maşrıka nâzır kal‘anın dîvârı dibinde Tuna'ya karışırlar. Gerçi bu Yanık kal‘ası adada değildir, ammâ bu mezkûr üç aded nehr-i azîmin mâbeynlerinde cezîre-misâl yerde kalmışdır, ammâ bu kal‘a muhâsara olunsa nehr-i Tuna'dan gayri nehr-i Raba ve nehr-i Rabçe'yi gayri yerlere akıtmak ve kal‘a kuruda kalmak mümkindir. Ve Raba ile Rabçe'nin mâbeyni bir ok menzili yerdir ve bu iki nehir kal‘a altına amelî akmışdır. Mukaddemâ akan yerleri zâhir ü bâhirdir. Hakîr im‘ân-ı nazar ile pek takayyüd etdim. Mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 47b ·
metinde göster ·
… ırım içinden taşra esîrler firâr etmeğe başlayup taşradan Kazak-ı âk ve Tatar-ı
Kalmak
dahi Kırım'a girmeğe râh-ı âsân buldular. Hemân efendimiz Mehemmed Geray Hân se …
Ammâ bu Kırım'ın Or handakı mürûr-ı eyyâm ile dolup Kırım içinden taşra esîrler firâr etmeğe başlayup taşradan Kazak-ı âk ve Tatar-ı Kalmak dahi Kırım'a girmeğe râh-ı âsân buldular. Hemân efendimiz Mehemmed Geray Hân sene (---) târîhinde vilâyet-i Kırım'ın âdem deryâsın ve dör[d] kerre yüz bin esîr keferelerin bu Or mahalline cem‘ edüp mukaddemâ Or handakının iç yüzünde yığılı olan toprağı üzre handakın toprağın şarkdan garba bir sâ‘atlik yerün handakın tathîr edüp iç yüzde handak toprağı dağlar gibi yığıldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 109a ·
metinde göster ·
… vilâyet-i Kazan'a ve vilâyet-i Ejderhân'a hân olup ol diyârda Moğol ve Boğol ve
Kalmak
ve Mesköv keferelerinden nâm [u] nişân komamışlardı.
Ve Hulâgû Hân'ın babası Kubilay Hân'dır kim bu Kubilay Hân'ın yedi oğlu Irâk-ı Dâdyân ve vilâyet-i Kazan'a ve vilâyet-i Ejderhân'a hân olup ol diyârda Moğol ve Boğol ve Kalmak ve Mesköv keferelerinden nâm [u] nişân komamışlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 131a ·
metinde göster ·
İskender gibi Sedd-i Ye’cûc'a ve kûh-ı Kâf'a yetmiş seksen yılda bir gitdikleri …
Kavm-i Kalmak İskender gibi Sedd-i Ye’cûc'a ve kûh-ı Kâf'a yetmiş seksen yılda bir gitdikleri müsbetdir. Hattâ Mehemmed Geray Hân'da bu şehrimizde rehin olan Buloş nâm koca Kalmık "Ben üç kerre Cıldırak tavda atamız ka‘besine varanmın", ya‘nî "Kûh-ı Kâf'da ka‘bemize vardım" deyü deyü hikâyet ederler. Hattâ Kalmık ne küffâr ne müslim bir alay mecûsî kavimdirler, ammâ anlarda kizb ü bühtân olmazdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 159a ·
metinde göster ·
"Evliyâm! Aşıkmasana benimle bunda birkaç yıl tursana, sana ben bunda bâğlı ve bâğçeli mülk emlâkler ve bânû perî-misâl Çerkes kızları ve pençe-i âfitâb gulâm-ı mehtâblar hâzırladım. Elbette kalmak gereksin" dedikde yine Hân'a baş urup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 165b ·
metinde göster ·
… â ki mühmelât mel‘ûnât çepelât haşerât bir alay kavm-i nâpâklardır. Bu tâ’ifeye
Kalmak
ve Kalmık ve Kılmak ve Kılmah ve Kılmağ, cemî‘i müverrihân bunlara Benî Asfer k …
Hakkâ ki mühmelât mel‘ûnât çepelât haşerât bir alay kavm-i nâpâklardır. Bu tâ’ifeye Kalmak ve Kalmık ve Kılmak ve Kılmah ve Kılmağ, cemî‘i müverrihân bunlara Benî Asfer kavmi derler. Hattâ kelâm-ı cifr-i Hazret-i Alî'de: "Yâ bilâde'r-Rey ve's-Sol‘ât ihzer ‘an sığâri'l-‘uyûn min nefsihi" buyurmuşlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 175a ·
metinde göster ·
gibi göçer evlileri azdır. Cümle şehr-i mu‘azzamlarda sâkinlerdir. İçlerinde Mo …
Der-sitâyiş-i Çakar Taysı Şâh: Nehr-i Cayığ'ın Bahr-i Harez'e mahlût olduğu mahallerde sâkinlerdir, ammâ sâ’ir Kalmak gibi göçer evlileri azdır. Cümle şehr-i mu‘azzamlarda sâkinlerdir. İçlerinde Moğol ve kavm-i Boğol re‘âyâları olup üç kerre yüz bin askere mâliklerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 179a ·
metinde göster ·
: Bunlar balık dişi çıkan göl yanlarında sâkin olup ac [u] zâc gezüp üç kerre yü …
Der-fasl-ı Gökdelen Taysı Şâh-ı Kalmak: Bunlar balık dişi çıkan göl yanlarında sâkin olup ac [u] zâc gezüp üç kerre yüz bin leşkere ve iki kerre yüz bin re‘âyâya mâlik zebûn kavimdirler. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 179a ·
metinde göster ·
… yri bu makûle hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn kal‘alar leb-i deryâda kefere elinde
kalmak
üzre Cuci Hân ile kefere kralı sulh edüp cezîre-i Kırım'ın sahrâlarında Tatar a …
Ammâ cezîre-i Kırım'da Ciniviz Frengi berren ve bahren bir büyük kral-ı dâll-i bed-fi‘âl olmak ile Cuci Hân'a ser-fürû etmeyüp cezîre-i Kırım üzre Cuci Hân azîm leşker çeküp amân u zamân vermeyüp Kırım memleketin sene (---) târîhinde Ciniviz küffârı elinden hâh nâ-hâh zor â-zor ibtidâ feth edüp leb-i deryâda olan kal‘alardan İnkirmân ve Sarkirmân ve Balıklağa kirmân ve Menkûb kirmân ve Kefe kirmân ve Kerç kirmân ve Çikişke kirmân ve gayri bu makûle hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn kal‘alar leb-i deryâda kefere elinde kalmak üzre Cuci Hân ile kefere kralı sulh edüp cezîre-i Kırım'ın sahrâlarında Tatar askeri sâkin olup ilâ yevminâ hâzâ cezîre-i Kırım dest-i Tatar'da kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 198a ·
metinde göster ·
… l olup bu esnâda vakt-i şitâ ve şiddet-i sermâ erişmeğile alâ tarîkı'l-muhâfaza
kalmak
müşâvere olunup meterisler handak kenârlarında karâr-dâde olup cemî‘i meterisle …
Evvelâ hamd ol Hâlık-ı Bîçûn'a kim bu sene-i mübârekde Kandiye kal‘asının fethi müyesser olup der-i devlet-masîre bu yüzden fetihnâme-i küstâhâne tahrîr olundu kim hâliyâ cezîre-i Girid ahvâl-i hasret-me’âli istihbâr olunur ise zîr-i nîlgûn tâk-ı lem-yekün mislühâ fi'l-âfâk olan Kandiye kal‘asının ibtidâ muhâsarasından 326b kemend-i feth-i teshîre gelince vâki‘ olan cidâl ü harb [ü] kıtâl ve darb ma‘lûm-ı cümle-i âlem ve mefhûm-ı kâffe-i ümem olup lâkin ol kal‘a-i metîne Deryâ-yı Sefîd'in sedd-i sedîdi ve umûmen Frengistân'ın âhenîn kilîd-i mekîni olmağla vâki‘ olan gazâ-yı kebîreyn ve cihâd-ı azîmeyn nakl-i takdîr-i bedîde gelüp muvahhidîn tahsîl-i sürûr-ı lâ-yuhsâ ve cünûd-ı zafer-karîn tekmîl-i hubûr-ı gayr-i ihsâ etmek muhakkak olmağla bir ay ceng-âşûbdan mıkatta-ı husûmet ü adâvete değin sûret-pezîr olan harb ü darbdan mümkinü't-takrîr olan vech üzre ihtisâr-ı ahbâr olunup ve'l-hâsıl kal‘a-i mezbûre bin yetmiş yedi senesinde vâki‘ olan mâh-ı Zilhicce'nin gurresinde cevânib-i erba‘asında muhâsara ve ma‘rûf olan Yüksek tabyadan garb (garb) tarafında leb-i deryâda vâki‘ olan metânet ile iştihâr bulan Kızıl tabyaya varınca meterislere mübâşeret ve mevâzı‘ adî(?) sekiz yerden mütecâviz kal‘a-kûb ra‘d-âşûb balyemez toplar tabya dîvârlarına havâle olup yevmen fe-yevmen meterisler handaklara doğru sürülüp ejder-dem ve âteş-fem top-ı serâmedler ile leylen ve nehâr kal‘a dîvârı ve tabyaları döğülüp lâkin kal‘a-i üstüvârın cânib-i berrîsi husûsan meterisler önünde nakş-ı dîvâr-ı kal‘anın esâs-ı ibret-nümâsı ekseriyyâ kemerler üzre mebnî olunup âlât-ı harb ile müştemil sanâyi‘-i garîbeler ile memlû olduğundan mâ‘adâ handakı iki yüz zirâ‘-ı Mekkî'den mütecâviz âriz ve kemâl mertebe amîk olup ale'l-ittisâl parmaklık cengleri vefret üzre olup kal‘adan munfasıl ve handak-ı kebîrden hâric tabya-i azîmeler dahi birbirlerine mukârin olup her birisi birer kal‘a-i metîn ve kûh-ı Demâvend-vâr temkîn mânendi olup cehâresin ve ka‘r-ı zemînlerin feth [u] teshîre her dirsek tabyaları mâni‘ olup ale'l-husûs sa‘âdetlü sadr-ı âlî-mikdâr hazretlerinin kolunda vâki‘ metânet ve istihkâm ile meşhûr [u] müte‘ârif olan Kanlı tabyanın etrâf [u] cevânibi kat-ender-kat parmaklıklar ve şaranpavlar ve domuz damları ve zîr-i hâkde cengci tabyaları ve ka‘r-ı zemînde beşer altışar kat lağımları âteş-i harbile memlû ve mâ-fevki top ve kumbaralar ile meşhûn olup vech-i meşrûh üzre mevâni‘-i garîbelerin ta‘tîl ü teshîr ve zîr-i hâkde olan düşmen-i dînin lağımları ibtâl ve mânend-i kal‘a-i metîn olan Kanlı tabya lağımlarıyla ma‘dûmu'l-eser ve zemîni zabt [u] rabta girüp handaklarına duhûl müyesser olunca vâki‘ olan ceng [ü] cidâl ve tarafeynden atılan lağım ve kazan kumbaraların tahrîr [ü] tavsîfi kalem-i serî‘u'l-beyân kendü lâl ve kemâ yenbağî takrîri emr-i muhâl olup bu esnâda vakt-i şitâ ve şiddet-i sermâ erişmeğile alâ tarîkı'l-muhâfaza kalmak müşâvere olunup meterisler handak kenârlarında karâr-dâde olup cemî‘i meterislerde i‘tidâl-i hevâ olunca meks ü ârâm ve ikdâm [u] ihtimâm ile meterislerde kıyâm olunup cünûd-ı muvahhidîn hiddet-i sermâda ve şiddet-i bürûdetde bilâ-hâ’il nâzil olan berf ü bârân leyl [ü] nehâr meterisler içre revân-ı seyl-i bî-pâyân meşakkatlerin uğur-ı dîn-i mübînde mahz rahmet bilmek[l]e ale'd-devâm peykâr olup bu hâl-i pür-melâl üzre mürûr-ı sermâ ubûr edüp sürûr-ı i‘tidâl-i hevâ mukârin olmağile asâkir-i deryâ-mevc fevc fevc ikdâm-ı cenge kıyâm ve ahz-ı intikâm ve kal‘anın feth [ü] teshîrine bezl-i ikdâm olunup cânib-i bahrden leb-i deryâ ile iki koldan meterislere girilmesin savâb-dîd-i cumhûr-ı asâkir-i zafer-mezâhir olmağla Kızıl tabya mukâbelesinde kadîmî meterislerden leb-i deryâya varınca meterisler ve medd ü tertîb olunup ve şark cânibinde Aktabya kurbunda Göllük ta‘bîr olunduğu mahalde leb-i deryâ ile tershâneye doğru ve ma‘rûf olan Kumlu tabyaya varılmak üzre meterisler mübâşeret olunup lâkin Kızıl tabya câniblerinde vâki‘ olup sa‘âdetlü sadrıa‘zam hazretlerinin kolunda vâki‘ olan meterisler önünde leb-i deryâ ile Taşlık ve Göllük tarafında kumluk olmağile iki koldan gayri dahi leb-i deryâ ile meterisler mübâşereti emr-i muhâl iken mücâhidân-ı gâziyân-ı dîn-i mübîn ve mübârizân-ı zafer-karîn uğur-ı dîn-i mübînde gayret ü hamiyyeti devlet-i uzmâ ve meşakkat ü zahmeti sa‘âdet-i ukbâ müşâhedesiyle cümle huzûr-ı râhatı vücûdlarına harâm mesâbesinde edüp cümle guzât hâb u râhat-ı istirâhati terk ü bî-ârâm edüp iki koldan meterisler içün mesâfe-i ba‘îdelerden zahrlıklarıyla toprak nakliyle meterisler i‘mâl olunup mavâzi‘-i gayriden ra‘d-gerdân-ı su‘bân-demâr balyemez top-ı kal‘a-kûblar getirüp tabya siperlerine vaz‘ edüp kal‘anın rû-yı dîvârlarına ve cümle tabyalarına topları havâle edüp kal‘anın dîvâr-ı tabyaları günden güne vîrân ve ser-nigûn olup limana gemilerinin hurûc [u] duhûlüne toplar mâni‘ olup lâkin a‘dây-ı dîn-i dûzah-karîn dahi zikr olunan iki koldan asıl dîvârdan gayri handaklardan hâric ve leb-i deryâda vâki‘ olan zîr-i hâkde ceng tabyaların püskürme lağımlar ile memlû ve mükemmel edüp bâ-husûs Kızıl tabyayı sanâyi‘-i ebniye ile metânet üzre edüp sedd-i râh olacak hiyel-i harbi müştemil mevâni‘-i acîbeler ile müretteb etmeğile cânibeyn-i mezkûreynde bir mertebe sanâyi‘-i acîbe ve garîbeler ihdâs ve bir derece mevâni‘-i takrîbe 327a îcâd eylemişdir kim zu‘m-ı fâsid ve hayâl-i kâsidleri üzre humâre dîn ve kumâre nusret-i karîn olup guzât-ı dîn yanına varmak ve karîb yanaşmak değil ejder-dehân âteş-feşân topların kesretinden ve lağım ve kumbaraların vefretinden nerre-i dîv-i Süleymânî yanına varmak değil bir hayli mesâfe-i ba‘îdeden mürûr etmek emr-i muhâl olup zi-dehşet-nişân lağımlar ve kumbaralar vefretinden ankâ-yı lâ-mekân evc-i a‘lâda tayerân-ı adem muhâl tasavvur ile kasd-ı guzât-ı islâmîden bî-bâk ve âheng-i kümât-ı Rahmâniyyeden bî-pervâ olup lâkin cünûd-ı müslimîn-i sâhib-kırân ve asâkir-i gîtî-sitân
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 326a–327a ·
metinde göster ·
… ib-i erba‘asında müsâfirhâneler ihdâs etdiler. Bu ise memnû‘âtdandır, hâli üzre
kalmak
gerekdir, tâ ki harâb ola, ihdâs binâ olmaya. Ve bunun dahi bilâ-teşbîh kıblesi …
Ve cânib-i erba‘asında müsâfirhâneler ihdâs etdiler. Bu ise memnû‘âtdandır, hâli üzre kalmak gerekdir, tâ ki harâb ola, ihdâs binâ olmaya. Ve bunun dahi bilâ-teşbîh kıblesi cânib-i şarka nâzırdır ve nîm kubbededir. Y 226b Ve cânib-i erba‘asında câmları yokdur. Ammâ içi cemî‘i melik-i nasârâ ile mâl-â-mâldir. Ammâ kıblesinin sağında Q 96b on iki kademe taş nerdübân ile nüzûl olunur bir gârdır. Beytü'l-lahm dedikleri mağâra budur. Üç köşe bir gârdır. İçine beş yüz âdem sığar, hayli vâsi‘dir. Nerdübânı dibinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y226a–Y226b ·
metinde göster ·
… lâzımdır. Eğer ol rûzgâr-ı muvâfıklar esmeyüp gayri eserse ol girdâbda bir sene
kalmak
mukarrerdir. Cenûb tarafında Habeş, şimâl tarafında hâk-i Mekke berr-i beyâbân …
Bir senede iki rûzgâra mevkûfdur. Biri Süveys'den Cidde'ye Yemen'e vâsıl eder, garbî rûzgâr-ı zorkârı lâzımdır. Biri Yemen ve Cidde'den gelmeğe şarkî rûzgârı lâzımdır. Eğer ol rûzgâr-ı muvâfıklar esmeyüp gayri eserse ol girdâbda bir sene kalmak mukarrerdir. Cenûb tarafında Habeş, şimâl tarafında hâk-i Mekke berr-i beyâbân ve çöl [ü] çölistân ve kara kara kayalı çengelistân ve bî-emân yerlere düşme havfinden re’îs ve mellâhlar suları zabt edüp ihtiyâten tedrîc ile suyu bezl ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y370a ·
metinde göster ·
kâfirlerin beyân eder. Evvelâ devlet-i Taysı şâh ve Moyinçak şâh ve Kuba Kalmah …
Ve deşt-i Kıpçak'da ve gayrı yerde sâkin olan Kalmak kâfirlerin beyân eder. Evvelâ devlet-i Taysı şâh ve Moyinçak şâh ve Kuba Kalmah şâh ve Çakar Kalmah ve Gökdelen Kalmah ve Urumbet Kalmak ve Sakar Kalmak; bunların kimisi Maskov kralına tâbi‘lerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y452b ·
metinde göster ·
… e Moyinçak şâh ve Kuba Kalmah şâh ve Çakar Kalmah ve Gökdelen Kalmah ve Urumbet
Kalmak
ve Sakar Kalmak; bunların kimisi Maskov kralına tâbi‘lerdir.
Ve deşt-i Kıpçak'da ve gayrı yerde sâkin olan Kalmak kâfirlerin beyân eder. Evvelâ devlet-i Taysı şâh ve Moyinçak şâh ve Kuba Kalmah şâh ve Çakar Kalmah ve Gökdelen Kalmah ve Urumbet Kalmak ve Sakar Kalmak; bunların kimisi Maskov kralına tâbi‘lerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y452b ·
metinde göster ·
… e Kuba Kalmah şâh ve Çakar Kalmah ve Gökdelen Kalmah ve Urumbet Kalmak ve Sakar
Kalmak
; bunların kimisi Maskov kralına tâbi‘lerdir.
Ve deşt-i Kıpçak'da ve gayrı yerde sâkin olan Kalmak kâfirlerin beyân eder. Evvelâ devlet-i Taysı şâh ve Moyinçak şâh ve Kuba Kalmah şâh ve Çakar Kalmah ve Gökdelen Kalmah ve Urumbet Kalmak ve Sakar Kalmak; bunların kimisi Maskov kralına tâbi‘lerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y452b ·
metinde göster ·
… ânlar ve mirzâlardır. Kırım ve Dağıstân ve Moğol [u] Bogol [ve] Kumuk ve Kalmık
Kalmak
Kalmuk dahi on iki taysıdır, ya‘nî pâdişâhdır. Her taysı onar kerre yüz bin ask …
Tevârîh-i Mîrhân'da cülûs-ı Cingiz Hân sene 579. Bunlar on iki fırka pâdişâhlardır. Her sınıfı onar, on beşer hânlar ve mirzâlardır. Kırım ve Dağıstân ve Moğol [u] Bogol [ve] Kumuk ve Kalmık Kalmak Kalmuk dahi on iki taysıdır, ya‘nî pâdişâhdır. Her taysı onar kerre yüz bin askere mâlikdir. Ve kavm-i Kazak ve Özbek ve Nogay ve Heşdek ve Maskov ve Çîn ve Hıtâ vü Hoten ü Fağfûr ve Libka ve Badrak [ve] Hind ü Sind ve Acem ve Etrâk-i Türkmân ve âl-i Osmân dahi cümle Tatar'dan müteferriklerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y22b ·
metinde göster ·
Ve yine Hazret-i Yûsuf'un bir bıçağı ve sicinde hapis iken vakt-i salâtı bilmek içün yapdığı sâ‘at ve bisâtları görüp sandûkasında mühr ururlar. Sonra Yûsufî destâra göre destâr sarup zamân-ı hilâfetlerinde Yûsufî sarığile gezerlerdi. Sonra Selîmî destâr îcâd etdiler. Anıniçün Selîmî derler. Zîrâ Ebü'l-feth ve babası Bâyezîd-i Velî mollâ örfü geyerlerdi. Kendiler Yûsufî ve Selîmî geyerlerdi. Ammâ bu hazîne-i İskenderiyye'de kallâvî sarık buldular. Meğer Sultân Kalavân'dan kalmak ile kallâvî derler imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y56a ·
metinde göster ·
… inde mastûrdur. Hattâ Selîm Hân ol sürûr [u] şâdumânı görüp Mısır'ı taht edinüp
kalmak
murâd edindi, cümle ulemâ ve a‘yân-ı devlet rızâ vermediler.
Selîm Hân dahi İskenderiyye'de hayâtda olan kimesnelerin ziyâretine varup du‘â-i hayrların alup merhûmların ruhâniyetlerinden istimdâd taleb edüp yine akabe ve firkateler ile Mısır'a bir şâdumân ile gelüp ol hafta Ümmü'l-kıyâs'da Nîl kesimi edüp bir şâdumânî olmuş kim hâlâ Mısır tevârîhlerinde mastûrdur. Hattâ Selîm Hân ol sürûr [u] şâdumânı görüp Mısır'ı taht edinüp kalmak murâd edindi, cümle ulemâ ve a‘yân-ı devlet rızâ vermediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y56b ·
metinde göster ·
ile cümle der-i dîvârının kara tûbları nümâyândır, kirec sıvalı değildir. Ve mi …
Ve bu câmi‘ nâ-tamâm kalmak ile cümle der-i dîvârının kara tûbları nümâyândır, kirec sıvalı değildir. Ve minâresi yokdur. Ve kıble kapusunun iki cânibinde yan soffalar üzre sekiz aded mermer ve sommâkî amûdlar var kim misli yokdur. Ammâ evkâfları harâb olmağile câmi‘ garîb kalmışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y306a ·
metinde göster ·