geydirirlerdi. Ammâ her bâr Silâhdâr Melek Ahmed Ağa ile {görüşürdüm. Zîrâ} vâl …
Ve gâhîce ayakdaşlarımız sıbyânlar ile semmûr kalpak geydirirlerdi. Ammâ her bâr Silâhdâr Melek Ahmed Ağa ile {görüşürdüm. Zîrâ} vâlidemiz tarafından karâbetimiz olması cihetiyle dâ’imâ hakîri yoklayup hâtırım su’âl edüp ihsânlar ederdi. Ve Harem-i hâssa girmemize sebeb anlar ile Rûznâmeci İbrâhîm Efendi ve Hattât Hasan Paşa olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 69a ·
metinde göster ·
… ir gayrı kürk hakîre ihsân eyledi ve mübârek dest-i şerîfiyle serime bir semmûr
kalpak
geydirdiler. Niçe zamân Tatar-pîçe-misâl kalpak ile gezerdim. Andan buyurdular …
"Bu kürk sana uzundur babana gönder, bizi hayır du‘âdan ferâmûş etmesin" deyü bir gayrı kürk hakîre ihsân eyledi ve mübârek dest-i şerîfiyle serime bir semmûr kalpak geydirdiler. Niçe zamân Tatar-pîçe-misâl kalpak ile gezerdim. Andan buyurdular kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 70a ·
metinde göster ·
"Bu kürk sana uzundur babana gönder, bizi hayır du‘âdan ferâmûş etmesin" deyü bir gayrı kürk hakîre ihsân eyledi ve mübârek dest-i şerîfiyle serime bir semmûr kalpak geydirdiler. Niçe zamân Tatar-pîçe-misâl kalpak ile gezerdim. Andan buyurdular kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 70a ·
metinde göster ·
… yetlerdir kim cümlesi altmış darbhâne kaldı. Mâ-tekaddem dahi ziyâde idi. Sikke
kalp
olmasın içün niçe yerde olan darbhâneleri ref‘ etdiler. Hakîr ekseriyyâ mezkûr …
Niçe yerlerde dahi darbhâneler vardır ammâ sikkesin görüp ma‘lûmumuz olan bu vilâyetlerdir kim cümlesi altmış darbhâne kaldı. Mâ-tekaddem dahi ziyâde idi. Sikke kalp olmasın içün niçe yerde olan darbhâneleri ref‘ etdiler. Hakîr ekseriyyâ mezkûr vilâyetlerin derâhimlerini görüp ve niçesine teberrüken nâ’il olduk. Ammâ hâlâ zamânımızda İslâmbol darbhânesi'nden hâlis ayâr işler darbhâne yokdur, meğer Bağdâd ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 177a ·
metinde göster ·
… e niçe yüzü serâpâ kaplan ve bebr ve arslan ve kurd postlu ve başlarında semmûr
kalpak
tâclar ve ellerinde kosdaniçse ve harbeler ile atlarının cümle bisâtları hayvân …
Ba‘dehu Mahmûdpaşa çârşûsunda Urum kürkcüleri başka bir alay-ı azîm olup niçe yüz kürkleri ters geyüp başlarında ayu postlarından ucbe külâhlar ve çakşırları cümle postdan ve niçe yüzü serâpâ kaplan ve bebr ve arslan ve kurd postlu ve başlarında semmûr kalpak tâclar ve ellerinde kosdaniçse ve harbeler ile atlarının cümle bisâtları hayvânât derilerine müstağrak olup geçerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 193a ·
metinde göster ·
Esnâf-ı semmûr kalpakcıyân: Dükkân 80, neferât 105, pîrleri nâ-ma‘lûm olup tâc-ı Âl-i Cingiziyân'dır. Bunlar dahi dükkânların semmûr kalpaklar ile zeyn edüp niçe dâne semmûrların içlerin pembe ile doldurup bir köşede ipler ile çeküp hareket etdirüp bu tarz ile geçüp giderler. 193b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 193a–193b ·
metinde göster ·
… îrleri nâ-ma‘lûm olup tâc-ı Âl-i Cingiziyân'dır. Bunlar dahi dükkânların semmûr
kalpaklar
ile zeyn edüp niçe dâne semmûrların içlerin pembe ile doldurup bir köşede ipler …
Esnâf-ı semmûr kalpakcıyân: Dükkân 80, neferât 105, pîrleri nâ-ma‘lûm olup tâc-ı Âl-i Cingiziyân'dır. Bunlar dahi dükkânların semmûr kalpaklar ile zeyn edüp niçe dâne semmûrların içlerin pembe ile doldurup bir köşede ipler ile çeküp hareket etdirüp bu tarz ile geçüp giderler. 193b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 193a–193b ·
metinde göster ·
… dan sonra cümle kürkcülerin Urum ve müselmân dilberleri serâpâ şıpırtma mirzâyî
kalpaklar
geyüp hemisi pür-silâh olup avcıbaşı ve parscıbaşı ve arslancıbaşı kethudâsı ve …
Bundan sonra cümle kürkcülerin Urum ve müselmân dilberleri serâpâ şıpırtma mirzâyî kalpaklar geyüp hemisi pür-silâh olup avcıbaşı ve parscıbaşı ve arslancıbaşı kethudâsı ve kürkcübaşı esbâb-ı ihtişâmiyle mülebbes rikâb rikâbe licâm licâme berâber gidüp ardı sıra dilberânları ve sekizer kat mehterhâne ile şâdumânlar ederek ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 193b ·
metinde göster ·
… mağlûteler(?) ve kontuş-ı serhaddî esbâblar geyüp başlarında serbend ve semmûr
kalpak
ve gûnâ-gûn destâr-ı şedd ü şâşlar sarınup sâ’ir sakallı Yahûdîleri dahi cümle …
Esnâf-ı meyhâneciyân-ı Yahûdân: -Dükkân 100, neferât-ı bî-dîn 600, pîrsizleri yine Cemşîd'dir. Ammâ bu mel‘ûnlar sâ’ir Urum meyhânecilerine rağmen cümlesi tebdîl-i câme edüp ne kadar Yahûdî-pîçe mahbûb cüvânlar ve ne kadar pençe-i mehpâre isrâ’îl-pîçe rakkâslar ve gayrı meşhûr dilberler var ise cümlesini zer-ender-zere müstağrak edüp Acemâne ve levendâne esbâblar ve aşkıyâ tarzı husrevânîler ve cübbe ve mağlûteler(?) ve kontuş-ı serhaddî esbâblar geyüp başlarında serbend ve semmûr kalpak ve gûnâ-gûn destâr-ı şedd ü şâşlar sarınup sâ’ir sakallı Yahûdîleri dahi cümle âriyetî zî-kıymet mücevher esbâblar ile başka başlarına altı yüz meyhâneci Yahûdî alay edüp ellerinde billûr ve necef, moran ve mücevher fağfûrî kadehler ile halka ellerinde olan destiler ile şarâb-ı nâb yerine şeker şerbeti bezl ederek ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 215a ·
metinde göster ·
… a dayayup geleni geçeni temâşâ edüp tebessüm etmededir. Bu kelleye kelle-pûş ve
kalpak
ve gulpûş ve sarık ve kavuk-ı terpûş olamadığından mutâflarda dokunmuş bir gûne …
Diğer ve-mine'l-acâ’ib-i sun‘-ı Hudâ: Bu şehr-i Karahisâr'ın bir berber dükkânı önünde bir ma‘sûm-ı pâk gördüm. Babası yanında durup âyende vü revendeye arz-ı hâcât edüp ol ma‘sûm-ı nâ-resîde içün sadaka ricâ eder. Ammâ ol ma‘sûm tahmînen sekizinde ve tokuzuna bâliğ idi. Sâni‘-i Ezel hikmet-i kudretin izhâr içün bu gulâma bir baş halk etmiş kim Âd [u] Semûd kavminden berü eyle bir baş meğer Akkirmân'da Salsal'in başı halk olmuş ola. Ol kadar büyük başdır kim gûyâ Adana kabağı ve Van lahanası ve husrevânî küp kadar var ve gerdeni ol kadar rakîkdir kim gûyâ kol kalınlığıdır. Bu nahîf gerden bu kellem seri dutmağa iktidârı olmaduğundan iki aded çatal çubuğun çatallarına keçeler sarup ma‘sûmun kellesinin iki cânibine çatal ağaçları destek edüp dayamışlar. Ağaçların uçları demir temrenli yire sancmışlar, durup gulâmın kellesin ol çatal ağaçlar zabt eder. Yohsa bir vech ile ol devletlü başı ol gerden-i nahîf dutmak mümkün değildir. Ol gulâm ensesin berber dükkânına dayayup geleni geçeni temâşâ edüp tebessüm etmededir. Bu kelleye kelle-pûş ve kalpak ve gulpûş ve sarık ve kavuk-ı terpûş olamadığından mutâflarda dokunmuş bir gûne at çulundan kâr-ı gazâlî bir gûne at tobrası gibi çuldan başına bir arakıyye etmişler. Tâ bu mertebe kazan kadar kellesi var. Kaşları iki parmak enli ördek zülüfü gibi büklüm büklüm siyâh kaşı tâ kulaklarına dek varmış ve kulakları yine benî Âdem gûşu gibi ammâ Kürd kavmi çarığı kadarlar. Ve gözleri; uğu kuşu gibi müdevver elâ gözleri var, gâyet büyükdür. Ve kirpikleri, tîr-i müjgân gibi siyâh kirpikleri var. Ve burnu, asma bir gûne minkârı var kim gûyâ Mora patlıcanı kadar var. Nefes alup verdikçe sakağı olmuş bârgîr burnu gibi burnunun kılâğları varup gelirdi. Ve ağzı ol kadar vâsi‘dir kim dehânın küşâde etse bir karış açılup bir hûrde karpuzu hora geçirüp tenâvül ederdi. Ammâ hikmet-i Hudâ yine otuz iki dişi vardır. Lâkin iki dişi dudaklarından aşağı üst çenesinden sarkmış, iki dişi aşağı çenesinden yukaru dudağından taşra çıkmış dişleri var. Dördü dahi sivri, keskin dişlerdir. Ve dudakları la‘l-gûndır ammâ gâyet şütürlüdür. Dâ’imâ ağzından salyârı akar ve dâ’imâ halka güle güle bakar. Tatarî ve Kalmağî çehre-i kebîri var. Saçı kıvrak Arab geysuları gibi kıvırcık saçlıdır. Kolları ve sînesi yine sekiz yaşında ma‘sûm gövdesi gibidir. Ammâ parmakları incecik ve ayakları nâne çöpü gibi bir ma‘sûm idi. Âyet:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 343b ·
metinde göster ·
Andan azline mâdde-i sânî: Sene (---) târîhinde Karadeniz nihâyetinde kal‘a-i Azak'ı Kazak-ı Ak, Moskov u Potnak, Yunak, [u] Boynak muhâsara edüp Mehemmed Girây Hân imdâdıyla kal‘a-i Azak küffârın muhâsarasından halâs olup kal‘a-i Azak'dan cümle iş erlerinden feryâdcılar gelüp "Zahîre ve cebehâne ve cerâye ve alîkımız kalmayup bir senedir mevâcib yüzü görmedik. Elbette vazîfe-i mu‘ayyenemiz gelmezse kal‘a-i Azak-ı adâyı hâli üzre bırağup târmâr oluruz" deyü kırk yedi bölük ağalarından feryâdcılar gelince Melek Ahmed Paşa cemî‘i erbâb-ı dîvânın ihtiyârlarıyla meşveret-i azîm edüp netîce-i kelâmları oldur kim "Eğer zahîre ve cebehâne ve ulûfelerin Karadeniz'den göndersek, deryânın fırtına hâli dâ’imâ tehlikedir ve Karadeniz'de Azak Kazağı ve Özü Kazağı hâli istîlâ edüp iki yüz pâre kayıklar ile gezmededirler. Azağ'a imdâd etmek müşkildir. Hemân cümle zâhire ve cebehâneyi Kefe eyâletine mutasarrıf İbrâhîm Paşa'ya fermân edüp Kefe'den âsân vech ile Azağ'a vâsıl olur. Mevâciblerin bunda hazîne-i pâdişâhîden yetmiş bin guruş çıkarup cemî‘i ehl-i hırefe akçe tevzî‘ edüp râyic-i sûk-ı sultânî üzre şerîfî altun cem‘ edüp kırk elli aded ulakları bu mahaldan Kırkkilise beğine vâsıl ederiz. Anlar da Özü vezîrine, anlar da Özü beğine, anlar da Kırım hânına, hân dahi Tatar-ı sâbâ-reftâr-ı adüv-şikâr ile Azağ'a vâsıl olduğu haberi arz-ı muhzırlarla yiğirmi beş günde gidüp geldikleri haberi gelir. Bu re’y-i tedbîr ahsendir" deyü Fâtiha tilâvet olunup hazîne-i pâdişâ 102a hîden yetmiş bin guruş çıkarup cümle ehl-i hırefe ve meşâyihleri ve kethüdâlarına tenbîh edüp Kudde Kethüdâ ve Defterdâr Emir Paşa ve Gümrük Emîni Hasan Çelebi ve Moralı Mustafâ Çelebi ve gayri ser-i kârda olan efendi hâ’inleri yetmiş bin aded hazîne guruşların tebdîl edüp maksûs kuş gözü kalp Moralı akçesi esnâfa verüp Kudde Kethüdâ Diyârbekir Çermik'inden olması sebebiyle yetmiş deve yükü kırmızı Diyârbekir bezi ve kuyumcu şâbı ve Kayseriyye'nin sarı sahtiyânın cemî‘i esnâfa döküp üçer kat bahâların taleb edüp kuş gözü akçe ile ehl-i sûkdan altın yüz seksen akçeye iken hurde akçe ile yüz yiğirmi akçeye istediler. Cemî‘i ehl-i hırefin ihtiyârları Melek Ahmed Paşa efendimizin kendi dîvânına gelüp hâk-i pâyine yüz sürüp "Sultânım, bize zulmdür. Diyârbekir bezin üç kat bahâsına üzerimize dökdüler. Ve şâb ve sahtiyân döküp kuş gözü akçeyle yüz yiğirmiye Azak mevâcibi deyü altun isterler. Azîz başın içün bu fukarâ-yı sûka zulm-i Haccâc-ı Yûsuf'dur. Men‘ [u] def‘ eyle" deyü ricâ eylediklerinde paşa eydür "Âdemler! Biz size Diyârbekir bezi ve şâb ve sahtiyân vermedik. Yetmiş bin Sivilya riyâl guruş verüp esvâk-ı sultânîde râyic olduğu gibi altun isteriz" deyüp Defterdâr'a ve Kudde'ye Paşa eydür: "Bu ibâdullaha niçe kırmızı bez ve şâb ve sahtiyân vermişsiz" dedikde Defterdâr ve Kudde eyitdiler "Sultânım! Hoca Hânı'nda bir bâzergân âhirete intikâl edüp bu kadar mâlı mîrîye kabz olunup bu aralıkda bezleri ve şâb ve sahtiyânın bu esnâfa seyrü'n-nâs verdik. Ne var, Azak askerine imdâd etseler, ne olur" dediklerinde paşa dahi anların sözlerine tebe‘iyyet edüp eydür: "Yürün ümmet-i Muhammed ile olsun, guzât-ı müslimîne imdâd edin. Azağ'a ulûfe gönderdim" dedikde hemân cümle ehl-i hıref "Vâveylâ ve vâveledâ! Nedir bu zulm, ümmet-i Muhammed, yok mu" deyü cemî‘i ak sakal, mün‘im ü muhteşem ihtiyârlar ve niçe yüz sâdât-ı kirâmdan kimesneler ileri gelüp "Etme vezîr! Bu zulmü def‘ u ref‘ eyle!" dediklerinde hemân paşa tehevvüre gelüp çavuşbaşı elinden hezârân deyeneği kapup bir alay ibâdullahı Dîvânhâne'de önüne katup anı anda urarak kimi kendüyi nerdübândan aşağı atarak, kiminin eli ayağı kırılarak firâr edüp cümle sâdât-ı kirâm "İhtiyâr müzevir herîfler, şâhid olun, bre Yahûdî deyüp üzerimize gelüp asâ ile urup mecrûh edüp zulmümüzü def‘ etmedi. Bunun vezâret [ü] hükûmeti câ’iz değildir. Emr şer‘-i Resûl-i mübînin!" deyü doğru nakîbü'l-eşrâfa ve Şeyhülislâm Azîz Efendi'ye varup murâd [u] merâmları üzre fetvâlar aldılar kim paşanın üzerine küfr isbât etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 101b–102a ·
metinde göster ·
… boğası giyerler. Ve ednâ hâlli kimesne hâline göre esbab giyüp başlarına Tatar
kalpağı
giyerler. Zîrâ re‘âyâsı ekseriyyâ Çıtak kavmidir ve Eflâk ve Boğdan ve Bulkardı …
Ve cümle bin aded ma‘mûr u müzeyyen dükkânlardır. Ve gâyet izdihâmdır. Zîrâ bender şehirdir. Ve bir metîn bezzâzistânı vardır. Cemî‘i ehl-i hıref mevcûddur. Ammâ derzileri çokdur ve üstâd-ı kâmillerdir. Çerkezî tarzı kırık esbâb biçerler. A‘yân eşrâfı atlas ve kemha ve prankon çuka giymeğe mâyillerdir. Vasatü'l-hâl kimesneleri cümle elvân boğası giyerler. Ve ednâ hâlli kimesne hâline göre esbab giyüp başlarına Tatar kalpağı giyerler. Zîrâ re‘âyâsı ekseriyyâ Çıtak kavmidir ve Eflâk ve Boğdan ve Bulkardır. Ve cümle halkı fasîh Eflâk ve Bulkar lisânı tekellüm ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 114a ·
metinde göster ·
… l olan fukarâları hâline göre elvân bezlere kaplı kürkler giyüp başlarına Tatar
kalpağı
giyerler. Askerî tâ’ifesi yine Tatar gibi eğerli atlara süvâr olup sadak taşırl …
Ve mahbûb u mahbûbesi meşhûrdur. Çağatayî ve Rûm Nogayı gözlü, çıtak sözlü, beyâz Bulgar yüzlü dilberânları olur. Ekser vasatü'l-kâme tüvânâ ve zeberdest ve ehl-i zevk âdemleri olur. A‘yânı akmişe-i fâhire ve çuka-i gûnâ-gûn giyerler. Ve ekseriyyâ cümle halkı Eflâk ve Boğdan tüccârlarıdır. Vasatü'l-hâl olan fukarâları hâline göre elvân bezlere kaplı kürkler giyüp başlarına Tatar kalpağı giyerler. Askerî tâ’ifesi yine Tatar gibi eğerli atlara süvâr olup sadak taşırlar. Bunlar Tatar seferinde yortarlar Tatar-şeh kavmidir. Ammâ bunlar başka Dobruca kavmidirler. Tatar ve Bulkar ve Boğdan ve Eflâk'dan mütevellid olmuş kavm-i Çıtak'dır. İbtidâ Âl-i Osmân'da Orhân Gâzî evlâdı Süleymân Şâh askerlerinden tenâsül bulup kalmışlardır. Andan Yıldırım Bâyezîd Hânî’de Tatar ile şehir müzeyyen olup vâlideleri Tatar ve Bulgar ve Eflâk ve Boğdan olup bir gûne Çıtak kavmi olmuşlardır. {Aşağı altıncı kâğızda yazılmışdır, tekrâr yazılmaya}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 120a ·
metinde göster ·
… mâ ulemâsı yokdur. Vasatü'l-hâl olanları boğasıya kaplı kuzu kürkü ve başlarına
kalpak
giyüp Tatar ile sefer eşerler. Zîrâ Dobruca halkı derler, şecî‘ ve yarar nâmdar …
Ve bu Hacıoğlu'nun hevâsı gâyet latîfdir. Hamd-i Hudâ âbı dahi latîf olup mahbûb u mahbûbesi çok oldu. Halkı ekseriyyâ çuka ferrâce ve kontuş giyüp sipâh ve yeniçerisi çokdur, ammâ ulemâsı yokdur. Vasatü'l-hâl olanları boğasıya kaplı kuzu kürkü ve başlarına kalpak giyüp Tatar ile sefer eşerler. Zîrâ Dobruca halkı derler, şecî‘ ve yarar nâmdar yiğitleri vardır. Ticâret ve gazâ ile kâr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 122b ·
metinde göster ·
… i hırefi ve tüccârı elvân bogasiyeya kuzu kürkü kaplı ton giyüp başlarına Tatar
kalpağı
şıprıtma çalma börk geyüp her sene Bucak Tatarlarıyla sefere atlanup adüv-şikâr …
Ve şehr-i Baba'nın âb [u] hevâsı gâyet latîfdir. Ammâ şiddet-i şitâsı gâyet şedîd olur. Lâkin mahbûb u mahbûbesi çokdur. Ekseriyyâ a‘yânı semmûr ve zerdeva ve zincab u kakum ve tilki boğazı kürkler giyerler. Vasatü'l-hâl olan ehl-i hırefi ve tüccârı elvân bogasiyeya kuzu kürkü kaplı ton giyüp başlarına Tatar kalpağı şıprıtma çalma börk geyüp her sene Bucak Tatarlarıyla sefere atlanup adüv-şikâr ederler. Gâyet er ve bahâdır, server-i hünerver fetâları olur. Ve ganîmet şehir olmağıla âyende vü revende müsâfirîne ni‘metleri mabzûldür. Ve kış giceleri sıra sohbetlerinde her gice ziyâfetleri meşhûrdur. Ve cümle halkı gâyet garîb-dost ve muhibb-i fukarâ ve muhibb-i hânedânlardır. (---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 127b ·
metinde göster ·
… arı şıpırtma ve börklü ve çalmalı ve Nogay ve Şirînî ve Mansûrî ve Avlatî tarzı
kalpaklı
zor batır yiğitler ubûr etdiler.
Sol tarafımızda Van'ın Akkirpi dağları âvâz-ı dühül sadâsından lerzenâk olurdu. Bu hâl üzre paşa-yı zîşân kânûnnâme-i vüzerâ üzre ibtidâ alây-ı serdâr-ı mu‘azzam Melek Ahmed Paşa, evvelâ bin beş yüz aded çatal kuş atlı, küpeli Tatar {askeri kim} cümle sadaklı ve savatlı ve elleri şıdak kamçılı ve başları şıpırtma ve börklü ve çalmalı ve Nogay ve Şirînî ve Mansûrî ve Avlatî tarzı kalpaklı zor batır yiğitler ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 247a ·
metinde göster ·
… ve gönüllü askerinin binden ziyâde dahi enselerinde çifte çifte müsellah semmûr
kalpaklı
pençe-i âfitâb süd gibi beyâz mahbûb köçekleri ile ubûr ederken sağ kolda deli …
Ve cümle atları al ve ala kına ile Hasanî ve Hüseynî gerdânlarında ve karınlarında hınnâlı kızıl kana müstağrak olmuş Tunageçdi kınalı atları yancıklı ve bahrî hotaşlı ve sineleri demir kalkanlı ve alınları demir harballı ve sırtları kaplan ve bebr postlu küheylân atlar üzre mezkûr müsellah iki bin deli ve gönüllü askerinin binden ziyâde dahi enselerinde çifte çifte müsellah semmûr kalpaklı pençe-i âfitâb süd gibi beyâz mahbûb köçekleri ile ubûr ederken sağ kolda deli askeri ve sol kolda gönüllü cündî at başı berâber rikâb rikâba zânû-be-zânû olup âdâb üzre ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 247a ·
metinde göster ·