Ba‘dehu Kostantîn bu amûd-ı âlî üzre bir sığırcık kuşu timsâli tılısm edüp yılda bir kerre ol murg kanat kakup sayha urdukda cemî‘i tuyûr minkâr [u] nâhunları ile üçer dâne zeytûn getirdikleri bâlâda münâsebetiyle tahrîr olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 16b ·
metinde göster ·
… biri şimâle, biri cenûba müteveccih dururlardı. Yılda bir kerre Cebrâ’îl sûreti
kanat
kakup sayha ursa şark cânibi ganîmet olur derlerdi. İsrâfîl sûreti kanat ursa g …
On dördüncü tılısmât-ı acîbe: Ayasofya deyrinin cenûbunda dörd aded amûd-ı müntehâ beyâz mermerler üzre bilâ-teşbîh Cebrâ’îl ve İsrâfîl ve Mîkâ’îl ve Azrâ’îl kerrûblarının timsâlleri var idi. Biri cânib-i şarka, biri garba, biri şimâle, biri cenûba müteveccih dururlardı. Yılda bir kerre Cebrâ’îl sûreti kanat kakup sayha ursa şark cânibi ganîmet olur derlerdi. İsrâfîl sûreti kanat ursa garbda kaht [u] galâ olur derlerdi. Mîkâ’îl sayha ursa şimâl cânibinde bir sâhib-hurûc zuhûr eder derlerdi. Azrâ’îl sayha ursa cemî‘i dünyâda tâ‘ûn olur deyü havf ederlerdi. Bu timsâller Hazret-i Fahr-i âlem vücûda gel[dik]de ser-nigûn olup hâlâ mezkûr amûdlar Ayasofya Çukurçeşmeleri kurbünde dörd aded mermer amûdlar râyegân temâşâgâhdır. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 17a ·
metinde göster ·
… sûreti kanat kakup sayha ursa şark cânibi ganîmet olur derlerdi. İsrâfîl sûreti
kanat
ursa garbda kaht [u] galâ olur derlerdi. Mîkâ’îl sayha ursa şimâl cânibinde bir …
On dördüncü tılısmât-ı acîbe: Ayasofya deyrinin cenûbunda dörd aded amûd-ı müntehâ beyâz mermerler üzre bilâ-teşbîh Cebrâ’îl ve İsrâfîl ve Mîkâ’îl ve Azrâ’îl kerrûblarının timsâlleri var idi. Biri cânib-i şarka, biri garba, biri şimâle, biri cenûba müteveccih dururlardı. Yılda bir kerre Cebrâ’îl sûreti kanat kakup sayha ursa şark cânibi ganîmet olur derlerdi. İsrâfîl sûreti kanat ursa garbda kaht [u] galâ olur derlerdi. Mîkâ’îl sayha ursa şimâl cânibinde bir sâhib-hurûc zuhûr eder derlerdi. Azrâ’îl sayha ursa cemî‘i dünyâda tâ‘ûn olur deyü havf ederlerdi. Bu timsâller Hazret-i Fahr-i âlem vücûda gel[dik]de ser-nigûn olup hâlâ mezkûr amûdlar Ayasofya Çukurçeşmeleri kurbünde dörd aded mermer amûdlar râyegân temâşâgâhdır. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 17a ·
metinde göster ·
Ve mine'l-acâ’ib-i ibret-nümâ-yı hârık-ı âde: Bir gün bu şehr-i Eski Zağra'da sâkin iken niçe ahibbâ vü dostândan Armağânzâde ve Mismârîzâdeler eyitdiler: "Evliyâ Çelebi! Bizim şehrimizde bir acâ’ib temâşâgâh-ı ibret-nümâ vardır kim görmeğe muhtâcdır. Kalk sana ol vâcibü's-seyri seyr etdirelim" dediklerinde hakîr dahi anlara teba‘iyyet edüp şehri seyerân u deverân ederek Tahtalkal‘a nâm mahalle varup anı gördüm, şâhrâh üzre bir sakka kuşu per ü bâllerin küşâde kılup sâyebân-âsâ edüp yatar. Meğer kanadı altında bir kancık sarı köpek yatarmış. Bu yârânlarımız ile bir berber dükkânında oturup bu sakka kuşuyla kelbin mu‘âmelelerine mukayyed olduk. Anı gördüm, sakka kuşu burnuyla kelbin postunu bitlemeğe başladı. Ammâ sakka kuşunun minkârının bir yanı ve sağ taraf cenâhı mecrûh. "Bu neden mecrûhdur" deyü su’âl etdim. "Vallahi bu sakka kuşunu sayyâdlar kanadın mecrûh edüp bu şehir içre bırakdılar. Bu mürg-ı hayvân-ı hevâ günden güne ifâkat bulup şikeste-per kaldı. Ammâ giderek şehir halkıyla ve kilâb-ı akûr-ı sarîhler ile üns [ü] ülfet edüp bu dişi kelbe mukârin olup böyle bitleyerek çarsû-yı bâzârda bile gezerek bir ân kelbin yanından cüdâ olmazdı. Âhir dişi kelb kızup erkek kelbler dişi kelbin yanına geldikçe bu sakka kuşu anlarla ceng edüp kovarak dişi kelbi himâye ederdi. Ammâ kancık kelbin murâdı erkek kelblerde. Anı gördük, bir gün şehir içre ne kadar yüz kelb var ise cümlesi bir nefesden uluyarak seğirdüp soluyarak bu Tahtalkal‘a meydânına gelüp kelbler sakka kuşuna hücûm etdiler. Hemândem mürg-ı zeyrek kanat kakup minkâr-ı dehânın açup bu kelblere niçe hamle eylediyse ikisin katl eyledi. Ve dörd beş aded kelb mecrûh olup uluyarak firâr etdiler. Hemân bir hayli kelb yine mürga sarılup bir azîm arbede edüp temâşâcı ehl-i beled bunları birbirinden ayırmak mümkün olmayup ol günde minkârın meksûr u cenâhın mecrûh etdiler. Ammâ hâh nâ-hâh dişi kelbi kelb-i akûrlara vermeyüp ol zamândan berü dişi kelbi kabza-i tasarrufa alup yanına bir erkek kelb gelmek ihtimâli yokdur" deyü bu sergüzeşt-i mürg-i sakkayı hikâye ederken anı gördüm sakka kuşu kanadının sâyebânın 133b kaldırup meydânda bir hayli cevelân ü deverân ü seyerân etdi. Kelb dahi sâye-i cenâhdan çıkup bir hayli esnedi ve gerindi ve sündü. Hemân Berber Ali nâmında bir kimesne kelbe fahfara nânpâreleri kelb-i acûz tenâvül ederken sakka kuşu kassâblar içinde üstühânlar bulup fi'l-hâl kelbe getirdi. Kelb üstühânı da yeyüp yatdıkda mürg-i sakka cenâheynin küşâde kılup minkârın kec edüp horos-misâl merdânelik ederek yatan kelbin üstüne çıkup edebde ördek zekeri gibi bir karış var kîr-i mühmele-i kec-kârın çıkarup hâh nâ-hâh be-dürüstî kelbe bir fetîle salup çıkardıkda bir hayli kanat kakup reftâr etdi. Kelb-i fakîre yalanup kaldı, aslâ "haf haf" ve vağ vağ" demeyüp râm oldu. Meğer beher yevm böyle beş altı kerre cimâ‘ ederlermiş. Aceb sırr-ı temâşâgâh idi kim bu hakîrun kendi müşâhede etdüğü meşhûr-ı âfâk temâşâdır kim Hudâ âlimdir böyle olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 133a–133b ·
metinde göster ·
… kârın çıkarup hâh nâ-hâh be-dürüstî kelbe bir fetîle salup çıkardıkda bir hayli
kanat
kakup reftâr etdi. Kelb-i fakîre yalanup kaldı, aslâ "haf haf" ve vağ vağ" deme …
Ve mine'l-acâ’ib-i ibret-nümâ-yı hârık-ı âde: Bir gün bu şehr-i Eski Zağra'da sâkin iken niçe ahibbâ vü dostândan Armağânzâde ve Mismârîzâdeler eyitdiler: "Evliyâ Çelebi! Bizim şehrimizde bir acâ’ib temâşâgâh-ı ibret-nümâ vardır kim görmeğe muhtâcdır. Kalk sana ol vâcibü's-seyri seyr etdirelim" dediklerinde hakîr dahi anlara teba‘iyyet edüp şehri seyerân u deverân ederek Tahtalkal‘a nâm mahalle varup anı gördüm, şâhrâh üzre bir sakka kuşu per ü bâllerin küşâde kılup sâyebân-âsâ edüp yatar. Meğer kanadı altında bir kancık sarı köpek yatarmış. Bu yârânlarımız ile bir berber dükkânında oturup bu sakka kuşuyla kelbin mu‘âmelelerine mukayyed olduk. Anı gördüm, sakka kuşu burnuyla kelbin postunu bitlemeğe başladı. Ammâ sakka kuşunun minkârının bir yanı ve sağ taraf cenâhı mecrûh. "Bu neden mecrûhdur" deyü su’âl etdim. "Vallahi bu sakka kuşunu sayyâdlar kanadın mecrûh edüp bu şehir içre bırakdılar. Bu mürg-ı hayvân-ı hevâ günden güne ifâkat bulup şikeste-per kaldı. Ammâ giderek şehir halkıyla ve kilâb-ı akûr-ı sarîhler ile üns [ü] ülfet edüp bu dişi kelbe mukârin olup böyle bitleyerek çarsû-yı bâzârda bile gezerek bir ân kelbin yanından cüdâ olmazdı. Âhir dişi kelb kızup erkek kelbler dişi kelbin yanına geldikçe bu sakka kuşu anlarla ceng edüp kovarak dişi kelbi himâye ederdi. Ammâ kancık kelbin murâdı erkek kelblerde. Anı gördük, bir gün şehir içre ne kadar yüz kelb var ise cümlesi bir nefesden uluyarak seğirdüp soluyarak bu Tahtalkal‘a meydânına gelüp kelbler sakka kuşuna hücûm etdiler. Hemândem mürg-ı zeyrek kanat kakup minkâr-ı dehânın açup bu kelblere niçe hamle eylediyse ikisin katl eyledi. Ve dörd beş aded kelb mecrûh olup uluyarak firâr etdiler. Hemân bir hayli kelb yine mürga sarılup bir azîm arbede edüp temâşâcı ehl-i beled bunları birbirinden ayırmak mümkün olmayup ol günde minkârın meksûr u cenâhın mecrûh etdiler. Ammâ hâh nâ-hâh dişi kelbi kelb-i akûrlara vermeyüp ol zamândan berü dişi kelbi kabza-i tasarrufa alup yanına bir erkek kelb gelmek ihtimâli yokdur" deyü bu sergüzeşt-i mürg-i sakkayı hikâye ederken anı gördüm sakka kuşu kanadının sâyebânın 133b kaldırup meydânda bir hayli cevelân ü deverân ü seyerân etdi. Kelb dahi sâye-i cenâhdan çıkup bir hayli esnedi ve gerindi ve sündü. Hemân Berber Ali nâmında bir kimesne kelbe fahfara nânpâreleri kelb-i acûz tenâvül ederken sakka kuşu kassâblar içinde üstühânlar bulup fi'l-hâl kelbe getirdi. Kelb üstühânı da yeyüp yatdıkda mürg-i sakka cenâheynin küşâde kılup minkârın kec edüp horos-misâl merdânelik ederek yatan kelbin üstüne çıkup edebde ördek zekeri gibi bir karış var kîr-i mühmele-i kec-kârın çıkarup hâh nâ-hâh be-dürüstî kelbe bir fetîle salup çıkardıkda bir hayli kanat kakup reftâr etdi. Kelb-i fakîre yalanup kaldı, aslâ "haf haf" ve vağ vağ" demeyüp râm oldu. Meğer beher yevm böyle beş altı kerre cimâ‘ ederlermiş. Aceb sırr-ı temâşâgâh idi kim bu hakîrun kendi müşâhede etdüğü meşhûr-ı âfâk temâşâdır kim Hudâ âlimdir böyle olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 133a–133b ·
metinde göster ·
… dem bu Amîk kayasındaki âşiyânından bir karakuş süzülüp bu câmûs kellesin kapup
kanat
kakup âşiyânına çıkarup beççelerine fedâ eder. Ol ukâb murgda ne kuvvet olmak g …
Cânib-i erba‘asında niçe bin şahin ve karakuş ve kartal murglarının 246b âşiyânları vardır. Hatta bir kerre aşağı şehirde kassâblar bir Van câmûsun boğazlayup yüz vukiyye gelür kelle-i câmûsu meydânda korlar. Hemândem bu Amîk kayasındaki âşiyânından bir karakuş süzülüp bu câmûs kellesin kapup kanat kakup âşiyânına çıkarup beççelerine fedâ eder. Ol ukâb murgda ne kuvvet olmak gerekdir kim yüz vukıyye gelir câmûs kellesin ber-hevâ semâya berâber âşiyânına çıkara. Zîrâ Van câmûsıyla Adana câmûsu Rûm u Arab u Acem ü Tus'da meşhûrdur. Hâlâ ol kelle murg-ı zeyreğin âşiyânında beyâz sandûka gibi râygân durur. Bu kal‘ayı dahi Süleymân Hân feth etmişdir. Be-dest-i Rüstem Paşa sene 940. Hâlâ Van eyâletinde paşa hâssıdır ve voyvodalıkdır ve Van kadısının hükmünde ve niyâbetdir. Dizdârı ve elli aded kal‘a neferâtları vardır. Gayri hâkimleri yokdur. Ammâ aşağıda varoşu cümle bâğlı u bâğçeli yüz aded hâneli kasaba-i ma‘mûrdur. Bir câmi‘i ve hân ve hammâmı ve esvâk-ı muhtasarı vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 246a–246b ·
metinde göster ·
… bir kâr-ı cedîd edüp mülk-i emlâklar ve çerâğ-ı efrûhteler edüp her tarafa kol
kanat
salup zemîne bîhler uralım, iş görelim, durma hemân cümle ocak ile söz edelim v …
Burnâz Müftî nâm şakî paşaya gelüp eydir: "Bire birâder, durma hemân cülûs idelim. Bu Mehemmed Hân sabîdir, bilmez. Necîb ü reşîd değildir. Ya Selîm'i, ya Süleymân'ı veya Ahmed'i veya Orhân'ı pâdişâh edelim. Anlar bu devlete vukûf-ı tahsîl edince zamân geçer, sen mü’ebbed vezîria‘zam ol. Bir müstakil şeyhülislâm olup bu kârhâne-i atîkde bir kâr-ı cedîd edüp mülk-i emlâklar ve çerâğ-ı efrûhteler edüp her tarafa kol kanat salup zemîne bîhler uralım, iş görelim, durma hemân cümle ocak ile söz edelim ve elbette bir iş görelim" dedikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 18a ·
metinde göster ·
Mukaddemâ kefere zamânında bu kapu üzre bir kulle-i bâlâ var imiş. Ol kulle üzre bir mutalsam tuç horos var imiş. Kaçan kim bu kal‘aya bir yağî ve dağî bağî gelse be-hükm-i tılsım ol horos kanat kakup "Kukırı ku" deyü ötüp kal‘a ahâlîsin âgâh edermiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 118b ·
metinde göster ·
… , hem nice giderler bir haber alın" dediğimde, ol sâ‘at kapudanın ardı sıra bir
kanat
çelenk ve bir semmûr-ı serhaddî gönderüp hakîre dahi bir semmûr-ı serhadli ve b …
Hakîr eyitdim: "Banım, vallâhi kapudana bir şahin kanadı çelenk gönderin, hem nice giderler bir haber alın" dediğimde, ol sâ‘at kapudanın ardı sıra bir kanat çelenk ve bir semmûr-ı serhaddî gönderüp hakîre dahi bir semmûr-ı serhadli ve bir kat esvâb ve bir at verdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 162a ·
metinde göster ·
"Kaçan Budin üzre bir yağı ve bâğî düşman gelir olsa bu tuç horos
kanat
kakup sayha urmağa başlar. Andan bilirlermiş kim kal‘a üzre bir düşman gelir" d …
"Kaçan Budin üzre bir yağı ve bâğî düşman gelir olsa bu tuç horos kanat kakup sayha urmağa başlar. Andan bilirlermiş kim kal‘a üzre bir düşman gelir" deyü tedârik görürlermiş ve her sâ‘atde üçer kerre bâng-ı horos edermiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 87a ·
metinde göster ·
Der-kâr-ı musanna‘: Yine demirden çâr pâye üzre çarhları var ve gûnâ-gûn kuş yeleklerinden gûyâ yelpâzeye benzer ba‘zı kanat değildir tirşe deriden yâhûd güderiden yelpâzelerdir, hemân mezkûr bisâtun çarhların kurup şiddet-i hârda yanına kosan ol mirvaha döndükçe oda içinde rûzgârdan oturulmayup belki kürk geymek iktizâ eder bir çarhlı musanna‘ yelpâzedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 58a ·
metinde göster ·
… vûs sûreti vardır. Kaçan ki vakt-i zuhur oldukda tâvûs bir kerre bir sayha urup
kanat
kakup mezkûr bakır sînînin kenârında on iki kerre deverân u seyrân etdikçe on i …
İbret-nümâ-yı âhar: Bir köşe başında sehel vâsi‘ce meydânda bir somâkî kırmızı amûd-ı müntehâ üzre bir sofra-i azîm kadar bir bakır sînî içre bakırdan altun yaldızlı bir tâvûs sûreti vardır. Kaçan ki vakt-i zuhur oldukda tâvûs bir kerre bir sayha urup kanat kakup mezkûr bakır sînînin kenârında on iki kerre deverân u seyrân etdikçe on iki kerre kanatların birbirlerine urdukça sâ‘at sadâsı âdem kulakların asam eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 58b ·
metinde göster ·
… inde olan kuşların kanatları ve kuyrukların kâ’immakâma gösterüp ol dahi hakîri
kanat
kuyruklar ile buyruklayup pâdişâh-ı âlempenâhın huzûruna varup zemîn-bûs edüp h …
Âhır-ı kâr Çerkez vilâyetinde olan kuşların kanatları ve kuyrukların kâ’immakâma gösterüp ol dahi hakîri kanat kuyruklar ile buyruklayup pâdişâh-ı âlempenâhın huzûruna varup zemîn-bûs edüp hayr du‘âlar ve senâlardan sonra kuşların cenâhların gösterüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 204b ·
metinde göster ·
… tup koyah olmuşdur. Ve ba‘zı dalları cânib-i erba‘asına iki yüz üç yüz adım kol
kanat
misâli yayılup ba‘zı evlerin ve dükkânların ve câmi‘in damları üzre perîşân olm …
Hikmet-i Hudâ ba‘zı dalları ol sütûn-ı müntehâlar üzre dura dura mezkûr dalların ağırlığından mermer sütûnlar dalların vücuduna gömülüp mezkûr dallar dahi cüssedâr oldukça hevâya münkalib olup mezkûr sütûnları kucaklayup hevâya mu‘allak dururlar. Sâhib-i hayrlar dahi âyende vü revendeden kimse helâk olmak ihtimâli ola deyü mu‘allak sütûnların altına mermer tabanlar binâ etmişler. Ammâ yine her sene mezkûr çınâr mu‘ammer oldukça ol mermer sütûnları hevâya kaldırup bu hâl üzre bir meydân-ı azîm sâyesi dutup koyah olmuşdur. Ve ba‘zı dalları cânib-i erba‘asına iki yüz üç yüz adım kol kanat misâli yayılup ba‘zı evlerin ve dükkânların ve câmi‘in damları üzre perîşân olmuşdur. Lisân-ı hâl ile geysûların âşıkân üzre sâyebân etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y105b ·
metinde göster ·
… nâzil olup Medîne tarafına ol kayadan giderken yolun sol tarafındaki kayaya bir
kanat
urup iki şakk edüp "Yâ cibâle ıhfız hâzihi nâkatullâh" deyince kaya iki pâre ol …
Bu kayaların mâbeyne-hümâsı kâmil elli adım bir enli yoldur. Zamân-ı kadîmde bu kayalar mâbeyninde kapu var imiş, zîrâ Mısır'dan tâ Hicâz'a varır. Bu dağlar sedd olmuşdur, gayri yerden usret ile güzer olunur. Ve bu kayalar eyle mücellâdır kim bir tuyûr ve bir zenbûr tırnak ilişdirecek yer yokdur. Ancak Hazret-i Cibrîl-i Emîn taraf-ı Hak'dan nâzil olup Medîne tarafına ol kayadan giderken yolun sol tarafındaki kayaya bir kanat urup iki şakk edüp "Yâ cibâle ıhfız hâzihi nâkatullâh" deyince kaya iki pâre olup devenin köçeği içeri mağârada kalup hâlâ mübârek kanadıyla kayayı şakk etdüği zâhir ü bâhirdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y270a ·
metinde göster ·
urup bir tur‘a açup Nîl'i Feyyûm buhayresine cârî edüp hâlâ bir buhayre-i fecc- …
Ve Sa‘îd-i âlî'den bir kanat urup bir tur‘a açup Nîl'i Feyyûm buhayresine cârî edüp hâlâ bir buhayre-i fecc-i amîkdir kim içinde niçe kerre yüz bin ecnâs-ı mahlûkât, haşerât-ı bahr vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y8b ·
metinde göster ·
gürüldüsünden bir vehm târî olup ol havuzdan ileri bir kadem atmağa iktidârımız …
Netîce-i kelâm cümlemize bu ukkâb kuşların kanat gürüldüsünden bir vehm târî olup ol havuzdan ileri bir kadem atmağa iktidârımız olmayup ale'l-ittifâk avdet edelim, derken kuşlar tarafından bir rîh-i akîm kopdu kim şiddet-i şitâsından helâk mertebelerine varup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y233b ·
metinde göster ·
kakup bu cebelden kalkup ber-havâ olup bir gûne sayha-i hazîn koparup istimâ‘ e …
Ve'l-hâsıl cemî‘i tuyûrân kanat kakup bu cebelden kalkup ber-havâ olup bir gûne sayha-i hazîn koparup istimâ‘ eden cânların cânları ve cân-ı cânânları bile râhat olup kâmil bir sâ‘at-i nücûmî bu cebel üzre hoş-havâ esvât-ı latîf ile yedi kerre gürûh gürûh deverân etdiklerinde evc-i âsumânda güneş gâyib olup perr ü bâl-i tuyûrdan zemîn şeb-i muzlim gibi olur. Yine bir sâ‘atden sonra alay alay remmâ remmâ cemî‘i murgân-ı Hudâ cümlesi turna katarı olup cenûb cânibine diyâr-ı Fûncistân'a andan Nîl'in başın ubûr edüp bu Mısır cezîresinden çıkup Bahr-i Muhît üzre yine cenûba doğru gitdiklerin Portakal ve Hind gemilerindeki âdemler görmüşlerdir, ammâ andan öte ne cânibe gitdikleri ma‘lûm değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y370a ·
metinde göster ·
… şân edüp sağ elinde bir doğan kuşu vardı. Bu doğana üstâd-ı mermerbür bir tülek
kanat
yelekler göstermiş [kim] âdem hayrân olur. Ve elinde olan mahbûb bu doğana naza …
Ammâ bu serâperde-i Süleymânî içre niçe bin eşkâl-i pesendîdelerin içinde sihr-i i‘câz bir ma‘rifet gördüm: bir mahbûb gulâm kâküllerin perîşân edüp sağ elinde bir doğan kuşu vardı. Bu doğana üstâd-ı mermerbür bir tülek kanat yelekler göstermiş [kim] âdem hayrân olur. Ve elinde olan mahbûb bu doğana nazar edüp doğan gibi bu anadan doğan şâhbâz dahi bâza bakup tebessüm etmiş. Eyle tasvîr etmiş kim hıtâyî Y 427b kâğız üzre Mânî ve Bihzâd bu sûreti yazmağa kâdir değildir, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y427a–Y427b ·
metinde göster ·