… a rû-be-rû söylerim, yüz elli âdem ile bu İpşir Paşa lalan Van'a vardıkda kal‘a
kapuların sedd
edüp kal‘aya komayup ‘zâlimsin’ deyü redd etdiler. Zîrâ intihâ-yı serhad bir ce …
"Pâdişâhlar huzûrunda ve cemî‘i edyânda kizb harâmdır. İşte lalana rû-be-rû söylerim, yüz elli âdem ile bu İpşir Paşa lalan Van'a vardıkda kal‘a kapuların sedd edüp kal‘aya komayup ‘zâlimsin’ deyü redd etdiler. Zîrâ intihâ-yı serhad bir cezîre yerdir, iki yüz âdemle varmağa tahammülü yokdur. Ve cevz-i ma‘dâdu yedi bin guruşdan mâ‘adâ bir îrâdı yokdur. Ol vilâyete beni hakâret içün gönderüp pâdişâhıma hilâf anlatmışlar" deyince hemân pâdişâh devât kalem getirdüp mübârek hatt-ı şerîfiyle "Üsküdar'dan Mısır'a ve Bağdâd'a ve Erzurûm'a varınca cümle Anatolu vilâyetlerinin menâsıb-ı âlîlerinin azl [u] nasbları elinde olup Van üzre serdâr-ı mu‘azzamımsın" deyü yarlığ-ı belîğ-i şâhî ile harc-ı râh beş kîse altun ve yüz katar deve ve yüz katar katır ve bir serâperde-i Süleymânî ihsân edüp iki semmûr hil‘at-ı fâhire ihsân edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 80b ·
metinde göster ·
… . Başka bevvâbları ve odabaşıları vardır. Her gice ba‘de'l-ışâ tablları döğülüp
kapuları sedd
olur. Taşrada kalan giremez ve giren merd ü ferd ve ehl-i derd çıkamaz. Tâ ki s …
Evsâf-ı hân-ı mücerredân: Cümlesi (---) aded bekâr ve garîbü'd-diyâr sâhib-i kâr kimselerin odalarıdır. Başka bevvâbları ve odabaşıları vardır. Her gice ba‘de'l-ışâ tablları döğülüp kapuları sedd olur. Taşrada kalan giremez ve giren merd ü ferd ve ehl-i derd çıkamaz. Tâ ki sabâh olunca kapusu küşâde olup herkes kârına ve dükkânına gidüp meşgûl {olurlar}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 281b ·
metinde göster ·
etdirüp yeniçeri ağasına ve cemî‘î çorbacılara ve a‘yân-ı vilâyete haber olup p …
Ez-în-cânib Erzurûm sahrâsında efendimiz Mehemmed Paşa ile Revân derneği içün deryâ-misâl asker cem‘ olmuşken rûz-ı Kasım gelüp şiddet-i şitâdan cem‘iyyet-i asâkir târmâr olup Sâlih Paşa'nın katli haberi gelmeğile paşa dahi müte’ellim olup mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübînde rûz-ı Kâsım sicille kayd edüp paşa efendimiz cümle eyâlet livâlarına destûr verüp herkes sancaklarına gidüp paşa efendimiz dahi kendi tevâbi‘iyle kal‘a-i Erzurûm'a dâhil olup yanında ancak Seydî Ahmed Paşa kaldı. Lâkin Âsitâne tarafından Hezârpâre Ahmed Paşa tarafından gûnâ-gûn ta‘n-âmiz mektûblar ve emirler gelmeğe başladı. Bir gün bir ulak Âsitâne tarafından gelüp Koca Vâlide'den ve Uzun Alî Ağa'dan ve Rodosî Mehemmed Efendi'den ve Kuşcu Mahmûd Ağa'dan niçe yüz gûne mekâtibler gelüp "Paşa efendim! Başına tedârik gör. İşte Sâlih Paşa merhûmun ibtidâ hazînedârı ve ba‘dehû kethüdâsı olan Bağdâd valisi İbrâhîm Paşa katline âdem gitdi. Sen dahi Sâlih Paşa çelebisisin ve ma‘lûmunuzdur kim hâlâ Sadrıa‘zam Ahmed Paşa, Bâkî Beğ ve Mestân Beğ oğullarıyçün sana ne kadar adâveti vardır. Gâfil me-bâş, başına asker cem‘ edüp başına bir tedârik gör. Sana da elbette ma‘zûlluk mukarrerdir. Ana göre amel idesin ve Varvar Alî Paşa, İpşir Paşa'nın karısın İbrâhîm Hân'a nâ-şer‘î vermedüğü içün Sivas'dan Varvarı ma‘zûl edüp katline âdemler gitmişdir. Sakın hâ! Tenbîhü'l-gâfilîndir, başına tedârik gör" deyü bu gûne nasîhat-âmiz mektûblar gelince paşa-yı âkıbet-endîş bu haberleri güm edüp âlem-i ağyârdan bî-haber iken ziyâfet tarîkıyle bir gice niçe umûr-dîde ağalarıyla kasembillah billah edüp Kelâm-ı İzzet'e ve tuza,-ekmeğe, levendânca sır saklamak içün ahd-i emân edüp paşa eydür: "Ağalar, hâlim budur kim ben Erzurûm'da Abaza Paşa gibi bu kış-kıyâmet diyârda celâlî olup Anadolu hazîneleri ve hizmetlerin zabt etdirüp bu kal‘ada kapanmak isterim, ne dersiz" dedikde cümle ağavât "semi‘nâ ve eta‘nâ" deyü bir gicede kemendler ile iki yüz çengâlli nerdübânlar ve iki bin serdengeçdi yarar, benâm nâmdârlardan Nakışlı Bölükbaşı ve Acem Bölükbaşı ve Kürd Bölükbaşı ve Saçlı Bölükbaşı cümlesi âmâde pür silâh olup vakt-i Şâfi‘î'de cümle serdengeçdiler nerdübânlar ile şeb-i muzlimde iç kal‘aya gitmek üzre iken derûn-ı kal‘ada müstahfızân yeniçeriler haberdâr olup bir ağızdan cümle "Allah yekdir, yek" deyüp "Alarka! Vura-dura-duta" deyü feryâd [u] fiğânlara başlayup kal‘anın cânib-i erba‘asında der-i dîvârların meş‘aleler ile çerâğân edüp gülbâng-i Muhammedîler çekdiler. Ve iç kal‘ada cümle topları sarâya havâle kılup taşra varoşda olan yeniçerileri cümle iç hisâra alup taşra kal‘anın kapuların açmayıp paşanın cümle askeri ve hizmetlerde olan ağavâtları taşrada kalup paşa ancak iki bin mikdârı âdemleri ile sarâyda kaldı. Hikmet-i Hudâ cümle tedbîrimiz taksîr olup kal‘adan sarây tuyulmağa şürû‘ edecek mahalde ale's-sabâh Ali Çorbacı mâbeyne bir kaç a‘yân [u] eşrâfdan muslihîn girüp "Bre aslı yokdur" deyü yeniçeri ağasına ve niçe yeniçeri çorbacısına ve elli bir cemâ‘at Halîl Ağa çorbacıya hil‘at-i fâhireler ve on kîse hakk-ı sükût ihsânlar edüp def‘-i fesâd oldu. Bu ma‘reke on gün mürûr edüp sene (---) târîhinde mâh-ı Zilka‘de'nin onuncı gününde bir âdem Erzincân kapusundan içeri keçe külâhıyla ve bir hımâr yükü pürçüklü 338b ya‘nî havucuyla mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübîn olan Emîr Buhârî şeyhi dâmâdı el-mevlâ fazîletlü Molla (---)(---) Efendi huzûruna girüp "Sultânım! Bir hımâr yükü havuç getirdim. Eşeğim bağırmadan, kal‘adan yeniçeriler çağırmadan, paşa kulların başına kığırmadan, benim şu kızıl ağacıma narh ver" deyince Molla ve gayrı huddâm-ı mahkeme end-bend olup "Âdem! Murâdın nedir?" "Sultânım! Murâdım bu Erzurûm'u müsellemliğile zabt etmekdir" deyince hemân Kadı "Safâ geldiniz Müsellim Ağa, hoş geldiniz" deyü ayağa kalkup der-akab Erzurûm kal‘asının kapuların sedd etdirüp yeniçeri ağasına ve cemî‘î çorbacılara ve a‘yân-ı vilâyete haber olup paşaya haber etdiler. Zîrâ paşadan havf ederlerdi kim gelen müsellimi salb edüp eyâlet-i Erzurûm'u zabt ide. Andan havf [u] haşyete düşmüşlerdi. Ba‘dehû müsellimi havuccu re‘âyâsı kılığından çıkarup bir kat semmûr libâslar bulup esbâb [u] ihtişâmıyla cümle yeniçeri ocağıyla paşa dîvânına gelüp hatt-ı şerîf ve emr-i pâdişâhlar tilâvet olunup eyâlet-i Erzurûm'u Gürcî Koca Mehemmed Paşa'ya ihsân buyurulmuş. Paşa "Allah mübârek eyleye" deyü müsellime hil‘at-i fâhire giydirüp fakîr müsellim mü’eddebâne gerü gerü giderken hil‘atin eteğine basup tepesi üzre zîr-i zeber oldukda garîb müsellim "Amân sultânım! Ben bir emir kuluyum. Benim suçum yokdur. Azîz başunçün beni makaraya asup katl etme" deyü feryâd etdi. Meğer Paşa dîvânhâne kemerlerinde bir makara ihdâs edüp her şeb anda kırk elli kanâdiller çerâğân olurdu. Âsitâne tarafında böyle istimâ‘ olunur kim varan müsellimi paşa salb etmek içün dîvânhâne vasatında bir makara icâd etdi, haberi şâyî‘ olmağıla fakîr müsellim tebdîl-i câme mahkemeye hımâr ile havuccu kıyâfetiyle gelmesinin aslı ol imiş. Hemân Paşa "Kaldırın müsellim ağayı" deyince Müsellim "Amân! Amân!" deyü feryâd etdi. Müsellimin koltuğuna girüp yine ri‘âyetler etmişken müsellim gördü kim kendi düşdü, hemân aklı başına gelüp eydür: "Hemân Sultânım! Yarın ale's-sabâh kal‘adan taşra çıkup üç günde tedârik görün. Elbette bu şehirden çıkarsız" deyince hemân paşa "Bre vurun şu kahbe hîz gidiyi" bu kerre fakîr müsellim gerçekden düşüp cânı azm-i bevâr ide yazdı. "Bak a mel‘ûnun teklîf-i mâlâ yutâkına. Ben düstûr-ı mükerrem olam, bana böyle ibrâm [u] ilhâh eder" deyü gâyetü'l-gâye gazab-âlûd olup elli bir cemâ‘at çorbacısı Halîl Ağa mâbeyne girüp paşa derûn-ı kal‘ada kâmil bir hafta tekâ‘üd edüp cânib-i erba‘a hizmetlerinde olan cümle bayraklar ve ağavâtlar gürûh gürûh gelüp cümle ma‘ûnetler görülüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 338a–338b ·
metinde göster ·
… erîf ile hünkâr kapucubaşılarından Mustafâ Ağa kırk kapucuyla gelüp cümle kal‘a
kapuların sedd
edüp nefîr-i âm dellâlların nidâsın etdirir. Hikmet-i Hudâ, paşa ol gice bir mu …
nassı böyle nâzil olmuşdur. Ve cümle bâr-ı sakîllerimi ve âmedânı ve Cenâb-ı Bârî'nin hazâ’in-i gaybından harâmîler yatağı mezkûr Hacı Baba yediyle ihsân etdüğü eşyâları cümle hânemiz sâhibi veliyyü'n-ni‘am Kederzâde efendimize Allah emâneti koyup yedi aded memlûk-i pür-silâh ile ve bir aded sebük-bâr seyishâne ile kalup ale's-sabâh göç olacak mahalde ânî gördük, sabah namâzında şehr içre bir velvele ve bir gulgule ve bir feryâd u feza‘ u çeza‘ kopup bir Allah Allah ve bir hay-hûy kim zemîn u âsumân dir dir ditredi. Bre nedir aslı, derken hemân bu kadar âdem ayağa kalkıp "Biz paşadan hoşnuduz, cürmü yokdur" derler. Bir fırkası dahi "Emîr pâdişâhındır. Varvar ile birlik olmuş celâlîlerdir, tevâbî‘leri harâmîlerdir". Meğer Paşanın katline hatt-ı şerîf ile hünkâr kapucubaşılarından Mustafâ Ağa kırk kapucuyla gelüp cümle kal‘a kapuların sedd edüp nefîr-i âm dellâlların nidâsın etdirir. Hikmet-i Hudâ, paşa ol gice bir muhavvif ve muhâtara vâkı‘a görüp bir sarrac ile tebdîl-i câme olup birer esb-i tâzîye süvâr olup Seydî Battâl Gâzî pederi Hüseyin Gâzî ziyâretine kal‘a kapusu açılınca tebdîl-i kıyâfet giderler. Ekseriyyâ mu‘tâdı bu idi. Bu kadar halk kapucubaşıyla paşanın sarâyın basup bulamadılar. Şehrin enderûn [u] bîrûnunu ol kadar tecessüs etdiler kim mümkün olup nâm [u] nişânından haberdâr olamadılar. Bu haberi paşa istimâ‘ edüp gayrı şehr-i Engürü'ye dâhil olmayup şehrin şimâli tarafında Erkeksu nâm mahalle varup bir re‘âyâ ile Kethüdâ Alî Ağa'ya bir kâğıd gönderüp bayrak askerlerin 359b istemiş. Berü tarafda paşayı bulmayıcak kal‘a kapuları açılup şehr içre dellâller nidâ edüp "Vây ol paşalının hâline kim bu sâ‘atden gayrı bulunurlarsa mâlları garet olunup kendileri katl olunmasına fermân-ı şehriyârî sâdır olmuşdur" deyü cümle paşalıyı mübâşirler ile nefy-i beled etdiler. Paşalının dahi cân-ı azîzine minnet kim minâreli şehre girmeyeler. Hakîr dahi hâne sâhibimizle vedâlaşup Hacı Bayrâm-ı Velî ve Er Dede Sultân'ı dahi vedâ‘-ı ziyâret edüp Engürü'den cânib-i şimâle 7 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 359a–359b ·
metinde göster ·
Ba‘de'l-ışâ kârbânsarâyın mehterhânesi çalınup demir
kapuları sedd
ederler. Ale's-sabâh yine mehterhâne çalınup cümle yolcuları âgâh edüp kapuları …
Ba‘de'l-ışâ kârbânsarâyın mehterhânesi çalınup demir kapuları sedd ederler. Ale's-sabâh yine mehterhâne çalınup cümle yolcuları âgâh edüp kapuları meftûh ederler. Bu hân bir kârbânsarây-ı revândır kim gûyâ kal‘a-i Azerbaycân'dır. Her şeb gûnâ-gûn cân ile memlû bir hâne-i bî-minnetdir. Ve hânın taşra hareminin şimâl tarafı köşesinde haşeb tahta ile mebnî bir sâ‘at kullesi var. Evkât-ı hamse ve nısfu'l-leyli hemîşe i‘lân eder bir mehîb sadâlı sâ‘atdir. Ammâ Allahu a‘lem sâhibü'l-hayrât İbrâhîm Paşa makbûl iken maktûl oldukda bu hân-ı sedd-i imân nâ-tamâm kalmışdır. Zîrâ demir kapusunun atebe-i ulyâsı üzre târîhi böyle tahrîr olunmuşdur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 136a ·
metinde göster ·
… [ü] belâ çekerek Van'a revâne olup alay-ı azîm ile kal‘aya gireyim derken kal‘a
kapuların sedd
edüp iki yüz kadar balyemez alarka topları atup dörd yüz âdem ile şehri harâb m …
Ezîn-cânib ve min te’sir-i ta‘bîr-i rü’yâ-yı sâliha, hikmet-i Hudâ, alimallah ve şehidallah u kefâ billahi, Muhammedün Resûlullah, böyle olmuşdur. Bu vâkı‘ayı bu gûne ta‘bîr etdiğinin sabâhısı bir muhteşem İpşir Paşa ağası bir kıt‘a hatt-ı şerîf ile ve bir kıt‘a yarlığ-ı belîğ-i emr-i pâdişâhî ile mezkûr ağa gelüp bî-bâk u bî-pervâ paşanın halvethânesine girüp hatt-ı şerîf-i emr-i pâdişâhîyi paşanın destine sundukda paşa ayağa kalkup hatt-ı şerîfi bûs edüp ber- ser koyup kırâ‘at etdi. Ve "Fermân pâdişâhımındır, el-emru emrüküm" ve "Tiz tuğlar dîvânhânemize çıksın" dedi. Ve gelen ağaya bir kîse altun ve bir semmûr kürk ihsân etdikde almağa me’mûr değiliz. Hemân sultânımı tâ Van kal‘asına varınca götürmeğe me’mûruz. Zîrâ fermân-ı şehriyârî ve hükm-i sadrıa‘zam-ı pâdişâhî böyle sâdır olmuşdur" dedikde paşa-yı halîm u halûk eydür "Ey ağam, bizim ednâ hâtırımız içün İpşir Paşa karındaşımıza varup selâmımızı teblîğ edüp bize bir hafta mehil vereler. Tâ ki tedarük-i râhımız görüp fermânları üzre Van'a değil tâ Isfahân-ı nısf-ı cîhâna gidelim" deyü cevâb etdikde ağa-yı âkıbet-endîş bir kîse altun ve bir semmûr kürk ile huzûr-ı İpşir Paşa'ya varup Melek Ahmed Paşa'nın tevâzu‘la "emr pâdişâhın" dediği kelimâtları ale't-tafsîl bir bir İpşir Paşa'ya takrîr eder. Hemân İpşir Paşa, Kara Hasan Paşa'ya ve Kürd Kara Mehemmed Ağa'ya eydür "Allah belânız versin, şöyle bir halîm vezîri Van gibi bî-fâ’ide eyâlete gönderdiniz. Hâtırımız içün Van'ın cümle mahsûlün Van mukarrerün götüren ağamıza bir semmûr kürk ile vermiş ve yedi ay kâ’im-i makâmım olmuşken lâyık değil idi ki anı Van'a süreydik. İnşâallah akîbince yâ Bağdâd'ı yâ Diyârbekir'i ihsân ederim" dedikde Abaza Hasan Paşa {eydür} "Hey sultânım, aşîretimizden olsa gerek, zamân-ı sadâretinde Türkmân ağalığın elimden alup ocak ağaları ve Kudde Kethüdâsı iğvâlarıyla ağalığım Ak Alî Ağa'ya verüp kîsem kapu arasında kaldı. Yine böyle iken beni Üsküdar'da katl etmeğe sipâh ocağı ağaları ile Zühdî Efendi'sini gönderüp beni nâhak katl etse gerek idi. Biz dahi Üsküdar'dan firâr edüp Haleb altında sultânıma gelüp güc ile cân kurtardım. Melek Paşa'ya Van değil ana Mar‘aş Karsı bile çokdur" dedikde İpşir Paşa eydür "Hele mezâ mâ mezâ olmaya illâ hayr" deyüp hâmûşbâş olur. Ezîn-cânib hemân paşa ol şiddet-i şitâda seksen toksan merhale menâzilleri kat‘ edüp çekeceği âlâm-ı şedâ’idi fikr edüp derhâl "At!.." deyüp huzûr-ı pâdişâhîye bilâ telhîs müteveccih oldukda bu hakîr bile idim. Ol mahalde pâdişâh-ı Cem-cenâb sa‘âdetle Çemensoffa nâm {mahalde} idi. Hemân bizim paşa seğirderek huzûr-ı pâdişâha varup zemîn-bûs etmeden "Es-selâmu aleyk 183a pâdişâhım!" deyüp du‘â ederek pâdişâhın dâmenin bûs etdi. Hemân hünkâr "Bak a Melek lala. Sana ben Van'ı ihsân eyledim. Sekiz yüz kîse dutar bir eyâlet-i azîm olup otuz altı sancağı ve dörd hükûmet hânlığı ve yetmiş aded ocak beğliği ve yetmiş altı pâre kal‘alı bir eyâlet-i azîm imiş. Niçün gitmezsin" deyü hitâb etdükde "Belî pâdişâhım, sahîhdir. Cümle sancakları mevcûddur ammâ Kürdistân olmağıla Van kal‘asının top altından gayri yerde paşaların hükmü nâfiz değildir. İntihâ-yı serhadd-i bî-amân yerdir. Anda vâliler mudârâ ile geçinirler. Pâdişâhım beni garazan ol serhadde atarlar. Sekiz yüz kîse değil seksen kîse dutmaz. Zîrâ bir cezîre yerdir. Hattâ İpşir Paşa lalan pederin tâbe serâh İbrâhîm Hân asrında Van eyâleti ihsân olundukda derd [ü] belâ çekerek Van'a revâne olup alay-ı azîm ile kal‘aya gireyim derken kal‘a kapuların sedd edüp iki yüz kadar balyemez alarka topları atup dörd yüz âdem ile şehri harâb mı edersin deyü top urup kal‘aya uğratmayup ili vilâyeti harâb edersin deyü eyâleti zabt etdirmeyüp kodılar" deyince meğer İpşir Paşa bizim paşanın {pâdişâh} huzûruna gitdiğin haber alup topalca ayağıyla sehel aksayarak gelirken hemân sa‘âdetlü pâdişâh "İşte İpşir lalam geliyor" buyurdular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 182b–183a ·
metinde göster ·
Menzil-i kal‘a-i Hekimhânı: Mısır diyârından Hâkim Bi-emrillah'ı Hısn-ı Mansûr'a nefy-i beled etdiklerinde bu mahalle memerr-i nâs emn [ü] emân olsun deyü Hâkim Bi-emrillah bu hânı binâ etdiğinden Hâkim hânı'ndan galat Hekimhânı derler. Sivas hâkinde yine Türkman yaylağı içinde bir hân-ı atîkdir ammâ derbend-i çalındır mahallidir. Yanında âbâdânı ba‘îd olduğundan yüz iki yüz âdem konmağa havf ederdi. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Sultân Mehemmed Hân-ı Râbi‘in vezîr-i âsaf-re’yi olan Köprülü Mehemmed Paşa bu mahalle bir kal‘a-i metin binâ edüp içine cebehâne ve üç yüz neferât ve dizdâr koyup demir kapuların sedd edüp âyende vü revendeyi kal‘a neferâtları Malatıyye ve kasaba-i Ulaş'a ulaşdırmağa me’mûrlardır. Ve üç yüz hâne binâ edüp cümle ahâlîsi kamu tekâlîf-i şâkkadan mu‘âf u müsellemlerdir kim bu şâhrâhlar emn [ü] emân olalar. Bir câmi ve bir hân ve hân-ı atîki âbâdân ve bir hammâm-ı dilsitân ve yüz mikdârı dükkân inşâ edüp üzerlerine mütevellîyi hâkim nasb edüp günden güne imâr olmada. Bâğlı ve bâğçeli, âb [u] hevâsı latîf kal‘a-i cedîddir. Hudâ dahi ziyâde imâr ide. Andan yine şark tarafına 7 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 192b ·
metinde göster ·
… bâne sâkin olurlar. Başka bevvâbları vardır ve ba‘de'l-ışâ bevvâblar tabl çalup
kapuların sedd
ederler. Ve ba‘de'l-fecr yine davul çalup herkesi âgâh edüp bâbları küşâde eder …
Cümle (---) aded bekâr odalarıdır kim bunlarda cemî‘i memâlik-i mahrûselerden gelmiş tüccâr ü züvvâr ve esnâf-ı sanâyi‘ ve ehl-i hıref-i garîb ve gurebâlar birbirlerine mütekeffil olup bu odalarda mü’eddebâne sâkin olurlar. Başka bevvâbları vardır ve ba‘de'l-ışâ bevvâblar tabl çalup kapuların sedd ederler. Ve ba‘de'l-fecr yine davul çalup herkesi âgâh edüp bâbları küşâde ederler. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 202b ·
metinde göster ·
… n dahi ve aşağıdaki temâşâcılar seyir çalsınlar." deyince hân tenbîh edüp cümle
kapuları sedd
etdiler kim cânib-i erba‘ası kal‘a dîvârı gibidir. Monlâ Muhammed harârı içinde …
Nev‘-i diğer-i ibret-nümâ: Monlâ Muhammed eyitdi: "Hanım! Sarây meydânı kapuların ve yukaru nerdübân kapuların cümle kapasınlar.Ta ki sen dahi ve aşağıdaki temâşâcılar seyir çalsınlar." deyince hân tenbîh edüp cümle kapuları sedd etdiler kim cânib-i erba‘ası kal‘a dîvârı gibidir. Monlâ Muhammed harârı içinden biraz çaput ve pembe ve şarmut pâreleri çıkarup huddâmlarıyla kapuların menfez deliklerin cümle dıkayup yine meydâna gelüp harârından bir bardak çıkarup suyundan bir pâre nûş etdi ve bardağı yine harârına pinhân etdi ve yine zekerin eline alup bu halk-ı âleme karşu ol kadar işedi kim selesi'l-bevle mübtelâ olan ol kadar teşâşür idemez. Hemân ol sarây meydânına monlânın sidiği istîlâ edince nehr-i Darb ve nehr-i Batmân ve nehr-i Çerka ve Dicle gibi akup bu anda sarây meydânı bir buhayre olmağa başlayınca bu kadar bin benî Âdem havfe düşüp bir hây [u] hûy-ı vâveylâ ve vâveledâ deyüp feyâd u figân edenlerin hadd [u] pâyânları ve bir cânibe firâr etmeğe cây-ı menâs yok, hemân monlâ harârının üstüne süvâr olup bu buhayre içre şinâverlik etmeğe başlayınca halk gördüler kim gark oluyorlar. Hemân cümlesi bir ağızdan "Amân hey Melek Ahmed Paşa! Amân kapuları açsınlar, bizi bu gark-ı âbdan halâs etsinler!" deyü feryâd [u] enîn etdiklerinde paşa "Bu ne hâldir, bu kadar ibâdullah, hey hân senin hânedânında gark-ı âb mı olsunlar?!" dedikde, hân paşanın destin bûs edüp "Sultânım, ma‘rifetdir, bunda helâk yokdur. Sehel sabr eyle." dedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 231b ·
metinde göster ·
Hemân bizim gâzîler atlarıyla deryâya urup yüzerek kâfirleri saçlarından yapışup taşra çıkarup kayd [u] bend esîr etdiler. Kara cânibine firâr eden kefereler {dahi} iskele başında olan buğday mahzenlerine girüp kapuların sedd edüp tarfetü'l-ayn içre mahzenlere mazgal delikleri edüp cenge âhenk edüp bizden hayli âdem hâke düşüp şehîd oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 29b ·
metinde göster ·
… ardır ve her kapuların önlerinde asma makaralı haşeb köprüleri vardır. Her gece
kapuları sedd
edüp cisirleri makaralar ile çeküp kapuların önlerine siper ederler. Evvelâ bâb …
Ve kal‘a-i Tımışvâr'ın cümle beş aded kapusu var, ammâ bu kapuları ancak kârgîr kemer binâlı ve ikişer kat metîn ve âlî ve vâsi‘ demir kapulardır ve her kapuların önlerinde asma makaralı haşeb köprüleri vardır. Her gece kapuları sedd edüp cisirleri makaralar ile çeküp kapuların önlerine siper ederler. Evvelâ bâb-ı garb iki kapudur kim anın târîhi budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 118b ·
metinde göster ·
… gece bevvâbdan izinsiz taşra kalanı ertesi hâna komazlar ve her şeb ba‘de'l-ışâ
kapuların sedd
edüp girüp çıkana rızâ vermezler.
Der-aded-i hân-ı gurebâ-yı mücerredân: Cümle sekiz aded bekâr odaları var kim bevvâbları bir âdemden kefîlin almayınca bu vekâlelere âdem komazlar. Gâyet mazbût hân-ı bekârânlardır. Bir gece bevvâbdan izinsiz taşra kalanı ertesi hâna komazlar ve her şeb ba‘de'l-ışâ kapuların sedd edüp girüp çıkana rızâ vermezler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 129b ·
metinde göster ·
Gâyetü'l-gâye cezîre yerlerdir. Ve her şeb bu mezkûr kullelerin demir
kapuların sedd
edüp nöbet beklerler. Artık bu cisrden beri İslâm tarafına küffâr geçemez. Gerç …
Gâyetü'l-gâye cezîre yerlerdir. Ve her şeb bu mezkûr kullelerin demir kapuların sedd edüp nöbet beklerler. Artık bu cisrden beri İslâm tarafına küffâr geçemez. Gerçi nehr-i Çetine deryâ-misâl bir nehr-i azîm değildir. Kâfirler murâd etse silâhların sallar ve potlar üzre koyup ubûr edüp geçerler, ammâ bir şikâr alup gelirken bu su kenârında İslâm askeri kâfirin girîbânın alırlar ve bu köprüde olan Baba Ahmed gâzîleri imdâd yetişirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 137b ·
metinde göster ·
… edân: Cümleden üç aded bekâr odalarıdır. Başka bevvâbânları vardır. Ba‘de'l-ışâ
kapuları sedd
olup ale's-seher bâbları açılup herkes kâr [u] kisbinde olurlar. Ekseriyyâ bu r …
Der-nişâne-i vekâle-i garîbân-ı mücerredân: Cümleden üç aded bekâr odalarıdır. Başka bevvâbânları vardır. Ba‘de'l-ışâ kapuları sedd olup ale's-seher bâbları açılup herkes kâr [u] kisbinde olurlar. Ekseriyyâ bu rablarda sâkin olan bir alay garîbü'd-diyâr ehl-i hıreflerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 141a ·
metinde göster ·
… rları ve soltat keferesi odaları var. Her gece müsâfirîn üzre dîdebân kefereler
kapuları sedd
ederler, ale's-seher yine feth ederler. Ve bu Nazarete'den taşra birkaç çingane …
Eşkâl-i mihmân-sarây-ı hân-ı Nazarete: Dobra-Venedik kal‘asının cânib-i garbîsi tarafında şehirden hayli mesâfe-i ba‘îde çâr-kûşe hân-misâl müte’addid kat-ender-kat ma‘mûr odaları ve matbah ve âhûrları ve soltat keferesi odaları var. Her gece müsâfirîn üzre dîdebân kefereler kapuları sedd ederler, ale's-seher yine feth ederler. Ve bu Nazarete'den taşra birkaç çingane ve fukarâ Lasman kefere evleri var. Ve cümle kâfirlerin gûrhâneleri ve bilâ-teşbîh Hazret-i Îsâ sûreti ve Hazret-i Îsâ halîfesi havâriyyûndan Şem‘ûn-ı Safâ bunda medfûndur derler. Leb-i deryâda bir taşlık yerde şekl-i murabba‘ bir hân-ı azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 151a ·
metinde göster ·
… gâret etmesin içün dâ’imâ merdüm-i hisârları âmâde dururlar. Ve her gece kal‘a
kapuların sedd
edüp beriden öteye ve öteden beriye bir kuş ancak uçar. Yohsa âdem âdemî-zâd ku …
Ve karşu karşuya iki kal‘ada dahi müstev[fâ] cebehâneler ve şâhî zarbuzan toplar ve gûnâ-gûn muşkatlar ile ârâste ve üç aded dirsekli ebrâclar ile pîrâste olup cümle dendân-ı bedenleriyle ma‘mûr u müzeyyen beyâz kuğu gibi münevver kal‘acıklar, ammâ sâ’ir kılâ‘lar gibi tabyalı ve handaklı kal‘alar değildir. Ancak cisir başın korutmak içün amâr olunmuş kal‘alardır. Gerçi kal‘a ikidir, ammâ dizdârı birdir, lâkin her birinde seksener aded pür-silâh ve âmâde neferâtları kapu arasındaki soffalarda oturup dîdebânlık ederler, zîrâ intihâ-i serhad yerdir. Belki Loboşka tarafından düşman olan uskuk kâfirleri Tabahâne kasabasından gelüp beri şehre kal‘alardan geçüp şehri düşman gâret etmesin içün dâ’imâ merdüm-i hisârları âmâde dururlar. Ve her gece kal‘a kapuların sedd edüp beriden öteye ve öteden beriye bir kuş ancak uçar. Yohsa âdem âdemî-zâd kuş olsa geçemez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 164a ·
metinde göster ·
… akîblerince kal‘aya girüp hamd-i Hudâ bir âsân vech ile kal‘a zabt olunup kal‘a
kapuların sedd
edüp kâmil yedi sâ‘at-i nücûmî bu kal‘a içinde meks edüp meymene vü meysereyi b …
Ve kal‘ada olan 4a küffârlar bu vâveylâyı işidüp niçe yüz aded toplar atmağa başlayup hemân kal‘adan küffâr hınzîr gibi çıkup cümlesi bize hücûm edüp biz dahi bir elbeşti kadarca ceng edüp ba‘dehu sahrâya doğru yan verince küffâr bî-haber bizi kovarak sahrâya çıkup atlıları ve yayanları bî-tâb u bî-mecâl kaldıkda cümlemiz bir kerre "Dönek kaytavul" deyü kâfir üzre dönüp der-akab bu sahrâ-yı vâsi‘de küffârı ortaya alup ân-ı vâhidde cümlesin tu‘ma-i şemşîr edüp bakıyyetü's-seyfleri kal‘alarına firâr ederlerken bizler dahi akîblerince kal‘aya girüp hamd-i Hudâ bir âsân vech ile kal‘a zabt olunup kal‘a kapuların sedd edüp kâmil yedi sâ‘at-i nücûmî bu kal‘a içinde meks edüp meymene vü meysereyi bî-bâk ü bî-pervâ vilâyet sâhibi gibi cümle kâfir karılarına ve kızlarına ta‘âmlar pişirdüp ba‘de't-ta‘âm bu şehr-i azîmden ol kadar sîm âvân ve ol kadar şem‘dân ve buhûrdân ve ol kadar akmişe-i fâhire ve ol kadar elbise-i nâdireler ve ol kadar kemyâb makûlesi cevâhir-i zî-kıymetler ve cemî‘i düyûr-ı gamâmelerden ol kadar mücevher putları ve zeheb-i hâlisden salîbeler ve yedi yüz aded hemân bıtrîk ve kıssîs ve ruhbânlar esîr oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 3b–4a ·
metinde göster ·
… riyyâ dükkânları kuyumcu dükkânlarıdır. Her gece bu kal‘ayı pâsbânlar berkleyüp
kapuların sedd
ederler. İçerden bir kimesne giremez.
Ba‘dehu sene (---) târîhinde Süleymân Hân vüzerâlarından Pertev Paşa dest-i küffârdan feth etmişdir. Hâlâ kal‘ası Segedin sancağı hâkinde bir sahrâ-yı azîmin cânib-i garbında çâr-kûşe palanka binâ kal‘a-i metîndir. İç hisârı bir kârgîr kulledir. İçinde ancak dizdâr hânesi var, gayri şey yokdur. Bu kullenin kapusu önünde handak aşırı Süleymân Hân câmi‘i ve hammâmı var, ammâ küçük kiremit örtülü câmi‘dir kim bu mahal taşra kal‘adır, ammâ içinde aslâ ve kat‘â şehir evlerinden nâm u nişân yokdur. Sâfî cümle iki yüz aded çârsû-yı bâzâr dükkânları ile müzeyyen olmuş ekseriyyâ dükkânları kuyumcu dükkânlarıdır. Her gece bu kal‘ayı pâsbânlar berkleyüp kapuların sedd ederler. İçerden bir kimesne giremez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 79a ·
metinde göster ·
… evleri ve cemî‘i hayvânâtları bu azbar havlılar içindedir. Her gece iki yerden
kapuların sedd
edüp arslan gibi köpeklerin bend-i zencîrlerin alup hâb-ı râhatda olurlar. Cemî …
Bu Şağake pişkövinin kıble cânibi Karadeniz bir merhale yerdir. Pişköv-i Şağake dağlarının dâmeninde bir vâsi‘ çemenzâr ve dırahtistân içre kırk ev bir kıranda ve on ev bir kıranda ve yigirmi ev bir kıranda oymak oymak, ya‘nî akrabâ ve ta‘allukâtlar bir yere konup etrâflarına çalıdan ve kalın dıraht-ı müntehâlardan azbar, ya‘nî çitden sarp kal‘a-misâl havlılar yapup evleri ve cemî‘i hayvânâtları bu azbar havlılar içindedir. Her gece iki yerden kapuların sedd edüp arslan gibi köpeklerin bend-i zencîrlerin alup hâb-ı râhatda olurlar. Cemî‘i Çerkezistân böyledir. Ammâ Şağake beği İncirok(?) Beğ seksen yaşında sakalı tırâş bir semiz kefere şekilli müslim de değil bir âdemdir. Mehemmed Geray Hân anın hânesine konup azîm vezni üzre Hân'a konakbânlık etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 147b ·
metinde göster ·
Kal‘ası zamân-ı kadîmde hâlâ bezzâzisten olan yerde imiş. Gâzî Turhân Beğ münhedim etmeğile dizdârı yokdur. Lâkin iki yüz nefere mâlik martolos ağası vardır kim şehri her gece muhâfaza edüp şehir etrâfında olan (---) aded kapuları sedd ederler, pür-silâh pandur askerdir. Zamân-ı kadîmde Leka'nın tahtgâhı olup kal‘ası münhedim oldukdan sonra cemî‘i kal‘a taşların câmi‘ ve mesâcid ve medrese ve hân ve imâretler binâ etmişler, zîrâ bu şehir yakınında aslâ taş yokdur. Lâkin münhedim olan kal‘a yerlerinin âsâr-ı temeli taşları zâhir ü bâhirdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 235b ·
metinde göster ·
edüp âlem ağyârdan bî-haber olup her biri birer köşede Fransa'nın ahvâlleri ney …
"İmdi siz Türk'ü kırup bozulmayacağınıza ve kal‘a kapusun üzerimize kapayup bozulursak bizi kal‘aya koman, dediğinize bizim elimize bir huccet-i Îsâ verin, ba‘dehu taşra Türk'ü kırmağa çıkın" dediğinde hemân cümle Fransa kapudanları ve cenerali ve Fransa kralzâdesi Venedikli eline huccet-i bâtılların verüp Venedikli de Kandiye nısfın ba‘de's-selâme verecek olacağı huccet-i bâtılaların verüp Venedikli de Kandiye nısfın ba‘de's-selâme verecek olacağı huccet-i bâtılaların verüp hemân ol gece derûn-ı kal‘adan (---) bin aded küffâr-ı Fransa piyâdesi pür-silâh ve (---) bin aded atlı Fransaları bî-felâh kal‘adan taşra nısfu'l-leylde çıkınca Venedikli kal‘a kapuların sedd edüp âlem ağyârdan bî-haber olup her biri birer köşede Fransa'nın ahvâlleri neye müncer ola deyü müterakkıb olup dururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 297b ·
metinde göster ·
… şında bezzâzistân-misâl ağaç kapuları vardır. Her gece pâsbân-ı nigâhbânları bu
kapuları sedd
ederler. Lâkin kapular kapandıkdan sonra aşağı varoşdan kal‘aya yol işlemez olu …
Ve kal‘anın şimâlinde kal‘a kayaları altında eski çârsûya Kal‘a çârsûsu derler. Cümle kırk aded dükkâncıklardır. İki başında bezzâzistân-misâl ağaç kapuları vardır. Her gece pâsbân-ı nigâhbânları bu kapuları sedd ederler. Lâkin kapular kapandıkdan sonra aşağı varoşdan kal‘aya yol işlemez olur, ancak Namâzgâh kapusundan işleyüp kal‘aya girüp çıkarlar. Ammâ dahi aşağı büyük varoşunda Memi Beğ çârsûsu nev binâdır kim bu mahaldeki varoşa Memi Beğ varoşu derler. Cümle yüz elli aded kayağan örtülü nev binâ-yı musanna‘ bâğlı ve bâğçeli varoş-ı ra‘nâ evlerdir ve mükellef sarâylardır. Ve mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübîn dahi bunda olup ol dahi Memi Beğ'in hayrâtıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 354a ·
metinde göster ·
… açılup hüddâmları silüp süpürüp beş on aded pâsbânlar Cum‘a namâzın kılup yine
kapuların sedd
edüp giderler. Ve hîn-i fethde Fethiyye câmi‘i bu idi, Hudâ amâr eyleye.
Bunda olan âsâr-ı kadîmeleri ve amûd-ı müntehâları birer birer ta‘bîr ü tavsîf etsem tazyî‘-i evkât olup ve vasfında lisân kâsır ve kalemler kâsirdir, ammâ garîb câmi‘ vîrâna yüz dutmuşdur. Niçe musanna‘ pirinc kapuları ve sadefkârî pençere kanatları fenâ bulmuşdur, zîrâ aslâ cemâ‘ati yokdur. Cümle kefere içinde kalmışdır. Eğer müstakillen kefere elinde kalsa bu câmi‘i ürd-i behişt ederlerdi. Ancak haftada bir kerre cum‘a gün kapuları açılup hüddâmları silüp süpürüp beş on aded pâsbânlar Cum‘a namâzın kılup yine kapuların sedd edüp giderler. Ve hîn-i fethde Fethiyye câmi‘i bu idi, Hudâ amâr eyleye.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 370a ·
metinde göster ·
… lendi hânı: Bir ardıçlı ve çamlı dere içinde Keyhusrev binâsı bir küçük hândır.
Kapuların sedd
edüp cümle memlûklarımız ile pür-silâh sabâha bî-dâr çıkdık. Andan yine şark câ …
Delendi hânı: Bir ardıçlı ve çamlı dere içinde Keyhusrev binâsı bir küçük hândır. Kapuların sedd edüp cümle memlûklarımız ile pür-silâh sabâha bî-dâr çıkdık. Andan yine şark cânibine,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y143a ·
metinde göster ·
… almayup Bolkar yaylasına çıkarlar. Şehirde ancak Paşa voyvadası beş on âdem ile
kapuları sedd
edüp âsûde-hâl dîdebânlık edüp şehri muhâfaza ederler. Ve bir şey zâyi‘ olsa ta …
Ve bu şehrin âb [u] hevâsı sakîl olduğundan bahârdan sonra şehirde bir ferd kalmayup Bolkar yaylasına çıkarlar. Şehirde ancak Paşa voyvadası beş on âdem ile kapuları sedd edüp âsûde-hâl dîdebânlık edüp şehri muhâfaza ederler. Ve bir şey zâyi‘ olsa tazmîn ederler, kânûnları budur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y153a ·
metinde göster ·
… mmâ tekâlîflerin tenzîl üzre alırlar. Anıniçün bu kal‘ayı muhâfaza edüp her şeb
kapuların sedd
ederler.
Ve bu iç kal‘anın altı serâpâ tâk-ender-tâk zîr-i zemînlerdir. Lâkin iç el olmağile dizdârı ve neferâtı Y 182a içinde sâkin olan bî-ulûfe kimesnelerdir. Ammâ tekâlîflerin tenzîl üzre alırlar. Anıniçün bu kal‘ayı muhâfaza edüp her şeb kapuların sedd ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y181b–Y182a ·
metinde göster ·
… miş seksen kerre aşağı şehre imdâd edüp savaş olurdu. Ve her hânedânların demir
kapuların sedd
edüp dam [u] bâmları üzre ve şâhnişînleri ve revzenlerinden tâ’ife-i nisvânlar …
Bu hâl üzre Tumanbay ve Kertbay ve (---) Bay yetmiş seksen kerre aşağı şehre imdâd edüp savaş olurdu. Ve her hânedânların demir kapuların sedd edüp dam [u] bâmları üzre ve şâhnişînleri ve revzenlerinden tâ’ife-i nisvânlar guzât-ı müslimîn üzre taş ve top ve ıssı su ve kül ve necâset atarlardı. Âhir-i kâr Selîm Hân Mısır havâtînlerine ulûfe ta‘yîn edüp aşağı şehir feth oldu. Hâlâ Mısır'da cevârî ulûfesi Selîm Hân'dan kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y52b ·
metinde göster ·