"Refîk, mukayyed olma demedim mi?" deyü cevâb eder. Hemân yine
karşu tarafdan
iki âdem zâhir olup bunları bir arslan kovarak meydâna getirüp âdemin biri şeyh …
"Refîk, mukayyed olma demedim mi?" deyü cevâb eder. Hemân yine karşu tarafdan iki âdem zâhir olup bunları bir arslan kovarak meydâna getirüp âdemin biri şeyhin ardında pinhân olup halâs olur. Birisini arslan paralayup tenâvül eder. Yine Gülâbî Ağa su’âl eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 38a ·
metinde göster ·
… p helâk eder. Ba‘dehu ma‘sûm bir köşede gâ’ib olur. Gülâbî Ağa şükr eder. Hemân
karşu tarafdan
üç âdem zâhir olup ikisini şeyhin izniyle salb edüp birin dahi salb ederken hem …
Andan yine bir âdem önünden bir oğlancık zâhir olup ardı sıra kurd ma‘sûmu kovarken seccâde-nişîn âdemin biri önündeki oku yayı alup kurda bir ok urup helâk eder. Ba‘dehu ma‘sûm bir köşede gâ’ib olur. Gülâbî Ağa şükr eder. Hemân karşu tarafdan üç âdem zâhir olup ikisini şeyhin izniyle salb edüp birin dahi salb ederken hemân Gülâbî Ağa'nın karârı kalmayup huzûr-ı şeyhe varup herîfi ricâ edüp afv ederler. Hemân yeniçeri Gülâbî Ağa'nın girîbânından yapışup yerinde oturdup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 38a ·
metinde göster ·
… srden ubûr ederken akîblerince asker-i İslâm dahi kovarak cisrden güzer ederken
karşu tarafdan
küffâr,
Ba‘de'l-feth târumâr olup esâsından münhedim olundu. {Bakıyyetü's-seyf olan küffâr kal‘adan nehr-i (---) üzre cisrden ubûr ederken akîblerince asker-i İslâm dahi kovarak cisrden güzer ederken karşu tarafdan küffâr,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 86b ·
metinde göster ·
… nuna düşüp sâhil-i nehr-i Çoruğ ile kayıkları kova kova girü kalanları alıkoyup
karşu tarafdan
ve beri tarafdan kayıkları kurşuma dutup tâ vakt-i ışâya dek bir ceng-i azîm sa …
nass-ı kâtı‘ı üzre cümle gark olup niçesi nehr-i Çoruğ içre şinâverlik edüp karşu tarafa selâmetle çıkdım zann edüp beri tarafdan dalyan tüfenkler ile cüyûş-ı muvahhidîn halâs olanlara kurşumlar urup anlardan dahi bir cân halâs olmayup cân ber-cehennem oldular. Kenar-ı Çoruğ'da kalan keştîlerinden yedi adedini ihrâk-bi'n-nâr edüp bakıyyetü's-seyfden mâ‘adâ ikiyüz aded küffâr kal‘aya dâhil olamayup cümle giriftâr-ı bend-i hicrân oldular. Küffâr kal‘adan bu hâl-i diyer-gûn-ı pür-melâli görüp dibelik cânların halâsdan kat‘ edüp cân [u] gönülden cenge âheng etdiler. Bu üç kerre hücûm-ı cengde yetmiş aded guzât-ı müslimîn şehd-i şehâdet câmından nûş edüp mest [ü] medhûş-ı âhiret oldular. Âhir Seydî Ahmed Paşa bu hâli görüp Batum sancağı nevâhîlerine gerüden gelüp yetişen kapucubaşıların nâhiye nâhiye fermânlar ile asker sürmeğe gönderüp azamet-i Hudâ etrâf [u] eknâfda karîb olan nevâhilerden eli harbalı ve tüfenkli ve Kazin fuğulu ve matra kaykulu Laz tâ’ifesi ve Giresin ve Kalipravoli'den ve Şena ve Çiho'dan niçe bin Laz tâ’ifesi dangiyu boruları ve ziğola nâm düdüklerin çalarak beyâz bayraklar ile alay alay gelüp Seydî Ahmed Paşa'ya buluşup nehr-i Çoruğ kenarında meks etdiler. Ol sâ‘at anlara ârâm vermeyüp "Koma kardaşlar, gayret sizindir. Dîn uğuruna çalışın. Allah'ım hem seni kerîmdir, hem beni kerîmcidir" deyü Çerkes lisânı üzre Koca Gâzî Seydî Paşa cümle guzâtı cenge terğîb edüp va‘de-i kerîmeler edince azamet-i Hudâ cânib [u] etrâfdan dağî ve taşî ve bâğî ve râğî, yakın ve ırağî asker-i deryâ-misâl mevc ve mevc olup herkesin ellerinde birer demet çalı ve birer tobra tezek ve birer demet lazot darısı ve gügüm çalısı ve pasda darısı sapı demetleri ile gelüp kal‘anın cânib-i erba‘asına demetleri yığarken kimi şehîd ve kimi mecrûh olup bu hücûmda dahi yetmiş aded adem şehîd olup mertebe-i şehâdete yetmişlerdi. Derhâl bu aralıkda Seydî Ahmed Paşa gemi direkleri ve kürekleri nerdübânların kal‘a dîvârlarına bî-bâk u bî-pervâ dayayup cümle guzât-ı müslimîn bir yire cem‘ olup bir ağızdan cümle gülbâng-ı Muhammedî çeküp sadâ-yı Allah Allah evc-i âsmâne peyveste olup Batum dağları ve bâğları ra‘d-vâr gürleyüp sıyt u sadâ-yı velvele-i benî Âdem evc-i âsumâna urûc etdikde cümle guzât dahi darı ve çalı demetlerinden ve nerdübânlarından İspir keçisi gibi ve ankebût-vâr tırmaşup kapudan tarafa yığınlara dahi âteşler urup alev-ber-alev küffâr-ı dûzah-karâr âteş-i Nemrûd içinde kalup yine cân havliyle guzât-ı müslimîne kurşum ururken hemân Gâzî Seydî Paşa dal-kılıç kal‘anın cânib-i şarkî kûşesindeki kulle üzre iç ağalarıyla çıkup elinde dal-kılıç "Bre koman şehbâzlarım" deyü feryâd edince guzât-ı müslimîn Seydî Paşa'yı görüp mûr-ı siyâh, mâr-ı ejdehâya üşer gibi kal‘aya üşüp her tarafdan hücûmlar edince derûn-ı kal‘ada olan küffâr gördî kim der-i dîvâr üzre guzât-ı müslimîn kılıç urup gelir, hemân cân-ı habîslerin nâr-ı sa‘îre atar gibi atup ıhrâk-bi'n-nâr olup niçesi kılıç havfinden kal‘adan pertâb edüp dest [ü] pâları şikeste olup bî-per ü bâl olup kaldı. Kimi nehr-i Çoruğ'a düşüp gark-ı âb oldu. El-hâsıl ol gün vakt-i Şâfi‘î'den tâ vakt-i asra dek Hudâ âlimdir cümle Seydî Ahmed Paşalı ve gayrı guzât-ı müslimîn bir nân-pâre tenâvül etmeyüp iş bu sene mâh-ı (---) günü vakt-i asrda kal‘a-i Gönye feth olup hamd-i Hudâ hakîre ibtidâ feth ezânı kırâ’at etmek müyesser oldu. Ve cümle guzât-ı müslimîn kal‘aya leb-ber-leb olup yedi yüz küffâr esîr ve sekiz yüz kelle kat‘ olunup cümle kelleler kulleler üzre ârâyiş-i nîze olup mukaddemâ feth olunan altmış yedi pâre kefere firkatelerin kal‘a altına getirüp cümle mühimmâtların yerli yerine koyup âmâde durdu ve dellâllar nidâ edüp üç gün üç gice top u tüfenk şâdmânları olup ve her şeb kanâdîl ve meş‘ale çerâğânları olup gicemiz Kadr, rûzumuz rûz-ı ıyd-ı adhâ olup hamd-i Hudâ ile feth-i fütûhda bulunduk. Hemân kal‘a feth olup ezân-ı Muhammedî kırâ’at olunurken kal‘anın cânib-i şarkîsinden tarafa nehr-i Çoruğ kenarından berü niçe bin reng-â-reng bayrağ u sancağ ve alay-ı Muhammedî ile niçe bin asker kal‘ada şâdmân içün atdığımız 330a top-ı kûblerin sadâsın istimâ‘ edüp cümle guzât-ı müslimîn tekbîr-i Muhammedî getirüp tâ kal‘a altına dek at bırakdılar. Gördiler kim kal‘a feth olup Seydî Ahmed Paşa derûn-ı kal‘ada âlât [u] mühimmât görmede. Meğer bu asâkir-i kerrâr Erzurûm Valisi Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimiz tarafından Erzurûm eyâleti askeriyle Kars Paşası Ketenci Ömer Paşazâde Bâkî Paşa cümle askere serdâr-ı zafer-şi‘âr olup Erzurûm sahrâsından beş günde Gönye altına yedi bin güzîde asker gelüp kal‘a-i Gönye altında nehr-i Çoruğ sâhilinde salt sebük-bâr hayme ü hargâhsız çıtâçıt meks etdiler. Bir cânibde Pasin sancağına mutasarrıf Ketağaç Paşa kondu. Bir tarafa Pasin sancâğının erbâb-ı timarı ve erbâb-ı zü‘amâları ve kal‘a neferâtlarının nısfıyla cümle iki bin asker meks etdiler. Ve Ahıçka kal‘asının muhâfazasına me’mûr olan Ketenci Ömer Paşazâde Tavîl Mehemmed Paşa mutasarrıf olduğu Urfa eyâleti askeriyle ve Birecik Beği Alî Merdân Beğ livâsı askeriyle ve gayrı gönüllü fedâyî askerler bir tarafa meks etdiler. Ve Malazgird Beği Mehemmed Beğ iki bin be-nâm-ı nâmdâr, güzîde, yarar, dilâver erler ile nehr-i Çoruğ kenarına kondular. Kiğı sancağına mutasarrıf Deli Hüsâm Beğ, Tabanıyassı Mehemmed Paşa çerâğlarından nâmdâr [ve] server bin mikdârı livâsı askeriyle zîr-i kal‘ada sâhil-i Karadeniz'de feth olan Kazak-ı Ak kayıkları muhâfazasına me‘mûr olup meks etdi. Ve'l-hâsıl Kemâh ve Erzincân ve Tercân [ve] Kelkik ve Koylıhisâr ve Hacı Murâd kal‘ası ve Gümüşhâne ve Bâyburd ve Hınıs ve İspir ve Tekmân ve Kuzucân ve Tortum ve Mecingird ve Mamrevân sancaklarının ve gayrı kılâ‘ ve kasabâtlarının cümle sancakbeğleri ve alaybeğleri ve çeribaşıları ile gelüp kal‘a-i Gönye altında meks etdiler. Dahi akîblerince Şebin Karahisârı sancâğı, Ahıska paşası olan vezîr-i rûşen-zamîr Koca Sefer Paşa'nın ber-vech-i arpalığı idi. Kethüdâsı olan Müsellem Sarı Dervîş Ağa, Şebin Karahisârı'nın erbâb-ı zü‘amâsı ve erbâb-ı timarıyla cümle iki bin mikdârı güzîde asker ile bâlâda tahrîr olunan sancak askerlerine dündâr olup ol dahi nehr-i Çoruğ kenarında meks edüp zîr-i kal‘ada bir azîm dîvân-ı pâdişâhî olup ikinci serdar-ı imdâd-kâr olan Bâkî Paşa-yı nâmdârda Defterdârzâde tarafından bir zer-ender-zer hil‘at-i fâhire ve bir sorguç-ı şâhâne var imiş, ol dîvân-ı şehriyârîde Bâkî Paşa ayak üzre kâ’im olup "Gazân kutlu olsun, Erzurûm Vezîri serdâr-ı mu‘azzamım. Defterdârzâde Mehemmed Paşa, size selâm edüp bu zerdûz hil‘ati ve bu semmûr lipâçeyi ihsân etdi" deyü Seydî Ahmed Paşa'nın zahrına giydirüp başına bir mücevher otâğa sokup hayr du‘â ü senâ olundu. Hikmet-i Hudâ vakt-i asrda yine leb-i nehr-i Çoruğ ile bir kırk elli pâre Laz meneksile kayıkları zâhir olup cereyân ederek gelirken gördüler kim derûn-ı kal‘ada ümmet-i Muhammed mâl-â-mâl ve bîrûn-ı kal‘ada hem-çünân hayme ve hargâh-ı asâkir-i Âl-i Osmâniyân deryâ-misâl meks etmişler, hemân cümle kayıklar gerü dönüp firâra yüz dutdular. Hemân Seydî Paşa tarafından ve gayrı kollardan cânı başı yerinde olan zübde-i fetâ şehbâzlar at boynuna düşüp sâhil-i nehr-i Çoruğ ile kayıkları kova kova girü kalanları alıkoyup karşu tarafdan ve beri tarafdan kayıkları kurşuma dutup tâ vakt-i ışâya dek bir ceng-i azîm savaş-ı perhâş olup hamd-i Hudâ kırk yedi pâre kayık giriftâr-ı dâm ve Mikril kâfirlerinin üç yüz mikdârı esîr (---) ve altı yüz mikdârı gark-ı âb-ı nehr-i Çoruğ (---) olup hamd-i Hudâ bir seferde üç gazâ oldu. İbtidâ kayıkları feth oldu. Sâniyen kal‘a feth oldu. Sâlisen yine bu Mikril kâfirlerinin kayıkları feth oldu. Meğer bu mel‘ûnlar kal‘aya istilâ eden Kazak-ı Ak'a imdâda gelen Mikrilistânın âsî Aznavur gavurları imiş. Gemileri mâl-â-mâl ve leb-ber-leb me’kûlât ü meşrûbât imiş. Seydî Paşa bu zahâ’irin cümlesin imdâda gelen guzât-ı müslimîne bezl edüp Ordu-yı İslâm ganîmet oldu. Ol gice yine derûn [u] bîrûn-ı kal‘ada ol kadar top u tüfenk ve fişenk şâdmânlıkları oldu kim şeb-i muzlim rûz-ı rûşen-misâl olup tâ vakt-i sehere dek kâh gülbâng-ı Muhammedî, kâh tabl-ı Âl-i Osmânîlere turralar urulup sabâha dek çerâğânlar oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 329b–330a ·
metinde göster ·
… ehbâzlara "Amân ey ümmet-i Muhammed, amân" deyü feryâd ederler. Paşa bu mahalde
karşu tarafdan
mehterhânesin döğerek gelüp bu hâli gördükde Kurdsarâyı kasabası re‘âyâlarına v …
Der-beyân-ı musîbet-i nehr-i Kızılırmak: Paşanın cümle iki yüz katar devesi ve yüz katar katırları ubûr edüp hakîr dahi katarımla ve kethüdânın katarıyla Allah Allah diyerek güzer edüp cümle ağırlıklar kasaba-i Kurdsarâyı'na gidüp hakîr ve paşa kethüdâsı Kızılırmak kenarında sâ’ir ağavâtların ağırlıkları ubûr etme(ğe)lerine muntazır olup vakt-i Şâfi‘î'de tahmîl olunan Paşa hazînesi katarı ve sâ’ir ağavâtların bâr [u] bengâhları ve katar mehârları sâhil-i nehr-i Ahmer'e gelüp kulağuzlarıyla nehre girince bî-emr-i Hudâ bir dipi ve boran ve zulumât ve ra‘d ve berk u sâika ve talattum-ı ırmak cûş [u] hurûşa gelüp paşa katarı ve bu kadar eşter ü üstür ve seyishâneler rûy-ı nehre yayılup Allah! Allah! diye yüz bin renc [u] anâ ile ubûr ederken kemer-i katarı nehr toparlayup kimi bâlâ, kimi zîr ve kimi gark-ı âb olup güzer ederken hikmet-i Hudâ Kızılırmak Kızılderyâ-misâl temevvüc edüp cûş u hurûş ederek harman cirmi buz pâreleri cereyân etmeğe başladı. Meğer Çâşnigîr Köprüsü kurbunda bir kaç gün imiş, ırmak donup sedd olmuş. Bi-emri Hudâ bu mahalde boşanup bu kadar hayvânât ve bu kadar benî Âdemi birbirine mahlut edüp hâr-ı hâşâk-vâr bu kadar nüfûsu torlayup ve toplayup götürmede. Böyle iken yine karşu tarafda ağırlıklar nehre girmede. Beri tarafda olan mâl sâhibleri cân ve baş oynadan şehbâzlara "Amân ey ümmet-i Muhammed, amân" deyü feryâd ederler. Paşa bu mahalde karşu tarafdan mehterhânesin döğerek gelüp bu hâli gördükde Kurdsarâyı kasabası re‘âyâlarına ve askerin eli ayağı dutanlarına ihsân [u] in‘âmı bezl edüp "Bre Gâzîler! Katar ve deve ve seyishâne kurtarana! Ve mâl u menâl halâs edene!" va‘de-i kerîmeler edüp askerin kimi beri tarafdan, kimi karşu tarafda nehr kenarınca piyâde ve atlı feryâd ederek seğirdirler. Niçe cür’et sâhibi yiğitler gavvâs-vâr ol şiddet-i şitâda yah-pâreler içre şinâverlik ve erlik ve server-i hünerverlik eder, kimi gark olup gider, deve, katar ve benî Âdem birbirlerine mülemma‘ olup kimi gark olup kimi bârından halâs olup bir kenara çıkar. Ol mahalde bir yiğit gördüm. Vekîlharc Ağa "Baban rûhîçün olsun bana bir kupa rakı ver. Soyunup suya gireyim" der. Ammâ ba‘zı Kürd ve Türkmânın server yiğitleri ol şiddet-i şitâda soyunup şinâverlik ederek niçe deve katar ve seyishâneler halâs {idüp} tarafeyne geçirdi. Ammâ karşu tarafa geçirenin esbabı beri tarafda kalup yanında esbâbın verir âdem bulunmayup çok âdemler buyup dondu. Ve niçe şehbâzlar atından ayrılup gark-ı âb oldu. Ancak buz pâreleri gelmeden ve Kızılırmak ummân olmadan mukaddem ubûr eden ağırlıklar halâs olup ba‘dehû güzer edenlerden çok cân ve çok hussân ve bî-hisâb katır yüküyle ga’ib olup develer çok halâs olup azı gark oldu. Yüz altmış âdem ga’ib olup gayrı devâbât makûlesi binden mütecâviz idi. 351b Hulâsa-i kelâm vakt-i seherden tâ vakt-i asra varınca bu kadar mâl-ı firâvân gark olup bu kadar benî adem nâ-bûd [u] nâ-peydâ olup bu kadar mâl [u] menâlden ve kul ve karavaşdan ayrılup fülûs-i ahmere muhtâc olup piyâde kalmış ağanın hadd [u] pâyânı yok idi. Ve ekseriyyâ gark olanlar karakullukçu ve harbende ve sekbân ve sarıca idi. Âb-ı revân ile rûh-ı revânları kimi firdevse, kimi hannâse revâne olup rûy-ı dünyâda cehennem şitâsından halâs oldular. Ammâ hikmet-i Hudâ bu kadar mâl u hayvânât ve benî Âdemler gark olup vakt-i asr ki oldu, şiddet-i şitâ ve temevvüc-i nehr ve buz pâreleri kalmayup ba‘de'l-asr ubûr eden tatar ve deli ve gönüllü ve vâcibü'r-ri‘âye ağalar bî-bâk u bî-pervâ selâmetle ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 351a–351b ·
metinde göster ·
nehr-i azîm Dirin-i derin ile mahlût olur. Ammâ bu hakîr [ü] fakîr-i pür-taksîr …
Manzara-i nehr-i azîm Sava: İbtidâ menba‘ı Bosna eyâletinde Karka sancağı hâkinde Zerrînoğlu diyârlarından ve Doduşka dağlarından cem‘ olup {kal‘a-i} Odvine, {kal‘a-i} Lika ve {kal‘a-i} Kurna ve {kal‘a-i} Bihke ve {kal‘a-i} Kosdaniçse nâmân kal‘alar kenarlarından ubûr ederek yetmiş aded sular dahi karışup Sirem sancağı kal‘alarından Raça nâm kal‘a dibine gelüp karşu tarafdan nehr-i azîm Dirin-i derin ile mahlût olur. Ammâ bu hakîr [ü] fakîr-i pür-taksîrin manzûrı olduğu üzre,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 115b ·
metinde göster ·
… meydân-ı muhabbete iki yerde üç dane sürâhî bâde şîşelerin biri biri üzre koyup
karşu tarafdan
"Yâ Allah!..." deyüp seğirderek bir perende atup bî-bâk u bî-pervâ bu şîşe-i sü …
Ve mine'l-acâ’ib san‘at-ı diğer: Bu pehlivân meydân-ı muhabbete iki yerde üç dane sürâhî bâde şîşelerin biri biri üzre koyup karşu tarafdan "Yâ Allah!..." deyüp seğirderek bir perende atup bî-bâk u bî-pervâ bu şîşe-i sürâhîlerin üstünde karâr edüp kendüsü ne hareket etdi ve ne şîşe-i hayâller şikest oldu. Hemân şîşeler üstünden pertâb edüp zemîni kadem basup bu şîşe üzre üç şîşeler dahi koyup cümle on iki aded şîşeler oldu. Hatta bu şîşelere rüzgâr isâbet etdikde zücâclar hareket ederdi ve içleri boş eyle hayâl-i sürahî Ceneviz Firengî şîşeleridir kim her biri hayal-i kârdır ve bu sırçaların altısı biri biri üzre durdukda bir âdem kaddinden âlî oldu. Müşkil işdir kim Perverdigâr yâver ola. Dest ber dâ’ire deyüp kırk elli adım mikdârı gerüye gidüp hemân anda at gibi eşinüp bir süheyl urup "Yâ Ma‘bûd-ı bî-hemtâ!" deyüp yıldırım gibi şakıyup katı yaydan ok çıkar gibi seğirdüp şîşelerin dibine geldikde "Yâ Hay" deyüp pertâb edüp gûyâ bir meges-vâr bir ayağın altı şîşe ve bir pâyın şeş şîşe üzre koyup meks etdi. Hudâ âlimdir ol cüsse ile ne kendüsü ve ne şîşeler zerre kadar hareket etmeyüp biri dahi münkesir olmadı. Şîşeler üzre paşaya du‘â edüp yine bir pertâb ile zemîn bûs edüp bir tarafa durdu. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 231a ·
metinde göster ·
… i yüz elli kadar pür-silâh yiğitlerle Rûmiyye sahrâsı içre giderken anı gördük,
karşu tarafdan
bir gird-i siyâh evce peyveste olup içinden bir asker zâhir olup kerrenay u nef …
Bir gün mukaddem Harmanşâhî nâm mahalden bir mütekellim ve sâhib-i vakâr âdemimizle Rûmiyye hânının kethudâsına haber gönderdikde âdemimiz buluşup dest-bûs edüp "Ale's-seher hareket buyurup teşrîf etsinler." deyü üç araba yükü me’kûlât u meşrûbât ve müsmirrât ü kutr-ı nebât makûlesi hedâyâlarıyla "Hayr-ı makdem!" deyü bir muhabbetnâmeleri gelüp gelen âdemine, riyâ olmaya ırz-ı Âl-i Osmân içün bir haylice şey verüp hakîr de bir destmâl-ı Kaya Sultân içre bir muhabbetnâme hâna gönderüp ale's-sabâh cümle tevâbi‘lerimiz âlât-ı silâha müstağrak olup cümle ıydiyyelerin giyüp hakîr ve Murtezâ Paşa ağası karındaşımız hem-çünân esbâb-ı ihtişâmımızla at başı berâber olup rikâb rikâba gidüp önümüz sıra üç yedek küheylân atlar çekilüp cümle iki yüz elli kadar pür-silâh yiğitlerle Rûmiyye sahrâsı içre giderken anı gördük, karşu tarafdan bir gird-i siyâh evce peyveste olup içinden bir asker zâhir olup kerrenay u nefîr ü surna ve balaban ve kös [ü] dühüller sadası âfâkı dutdu. Anlar gelmede biz varmada, anı gördüm, Acem askeri nümâyân karîb olıcak asker içinde beş on âdemle hân zâhir oldukda hakîr dahi Alî Ağa ile alâylarımızdan taşra anlara karşu at depüp meydân-ı muhabbetde at üzre hân ile öpüşüp görüşüp anlar bize biz anlara muhabbet üzre âşinâlıklar etdik. Hân eyitdi: "Safâ gelmişsüz ve hoş gelüp yüz basa gelmişsüz." dedikde hakîr "Yahşi esen emân bulup güler cemâlinizin şem‘-i münevverine muhabbet ile pervâne olmağa gelmişiz" dedim. Gördü kim Murtezâ Paşalı tarafından bir söz yok. Hakîr ile at başı berâber olup eydür: "Kânûn-ı İrân-zemîn değildir kim, hânlar akrânlarından gayre istikbâle çıkalar. Men Osmânlı'ya muhabbeten karşu çıkmışam." 290b dedikde bildim ki derûnunda gurûriyyet ve müdemmağlık alâmeti var, hemân "Hânım Hak seni hatâdan saklasın. Hazret-i Resûl-i Kibriyâ'nın Ekremu'z-za‘îfe hadîs-i şerîfine imtisâlen Müsâfirinize ikr[âm] etmeğe gelüp deryâ-dillik eylediniz." deyü niçe bin gûne kelimât ederek niçe askerleri çevgân oynayarak Toprak kal‘aya karîb vardıkda bir sâ‘at yire şehrin niçe bin benî Âdemleri istikbâle çıkup şâhrâhın yemîn ü yesârın kat-ender-kat pîr ü cüvân u ağavât selâma durmuşlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 290a–290b ·
metinde göster ·
… gemi direklerin Tuna'nın iki tarafından Tuna dibine çırpı ile hemvâr kaka kaka
karşu tarafdan
ve beri tarafdan kazık direkler kakarak Tuna nehri ortasına gelüp arasın yigirm …
Bu dalyan ta‘bîr etdikleri oldur kim nehr-i Tuna'nın Kili kal‘asından yukarusına Tuna'nın iki tarafında dağlar gibi yığılan yetmiş ve seksen arşın uzun gemi direklerin iki tarafdan iki yüz aded gemiler ile bin iki bin Eflâk ve Boğdan re‘âyâları gemiler içre girüp mezkûr gemi direklerin Tuna'nın iki tarafından Tuna dibine çırpı ile hemvâr kaka kaka karşu tarafdan ve beri tarafdan kazık direkler kakarak Tuna nehri ortasına gelüp arasın yigirmi direk kadar aralık korlar, zîrâ hîn-i mahalde Tuna üzre gidüp gelen gemilerin geçmesine mâni‘ olmaya. Ba‘dehû mezkûr kakılan direkler üzerlerine uzun yaban asmaların örüp uzun çatal ağaçlarla örülen asmaları tâ Tuna dibine itiverüp endirirler ve dahi asma ile öre öre tâ Tuna yüzüne örülmüş asmalar çıkup Tuna içi hasır ile örülmüş gibi olup bir karış balık geçmek muhâl olur. Gûyâ bu örülen asmalar gemi direkleriyle akçe tahtası gibi boğazı dar bir balık kapanı olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 65b ·
metinde göster ·
… her şeyleri metânet üzre mebnî olmağile kuvvet-i kalbleri var idi. Rûz [u] şeb
karşu tarafdan
cisir üzre imdâdları gelüp muhâsara olunmamış gibi olurlardı. Ol ecilden bî-bâk …
Ve kal‘aları cedîd olup her şeyleri metânet üzre mebnî olmağile kuvvet-i kalbleri var idi. Rûz [u] şeb karşu tarafdan cisir üzre imdâdları gelüp muhâsara olunmamış gibi olurlardı. Ol ecilden bî-bâk ü bî-pervâ ceng [ü] cidâl ederlerdi. Kapu tabyası üzre azîm toplar ve saçma toplar ihdâs eyledi. Def‘-i karîn etmek içün tabyalar üzre gûnâ-gûn şeytanatlı eşyâlar dizmiş. Andan içeri tabyalar üzre azîm üzre dâ’iren-mâdâr üçer âdem kaddi derin handaklar kazmış ve iç yüzüne büyük amûdlara harbalar ve demir çengeller dizmiş. Ve niçe gûne hiyel ü şeytanat ile paçarızlar ve çarh-ı felekler düzmüş ve niçe bin elvân lu‘bedebâzlıklar ile âteş-feşânlıklar edüp püskürme lağımlar etmiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 184a ·
metinde göster ·
cisri kat‘ edince cümle küffâr âlât-ı silâhlarıyla cümle suya gark olup rûy-ı n …
Hemân ki küffâr karşu tarafdan cisri kat‘ edince cümle küffâr âlât-ı silâhlarıyla cümle suya gark olup rûy-ı nehr-i Morava'yı kara şapka dutup âdem deryâsı cereyân ederdi ve bakıyyetü's-seyf-i küffâr-ı bed-girdâr dahi cümle cân bâzârına düşüp kendülerin suya pertâb edüp kimisi gark-ı âb olup kimisi şinâverlik ederek necât bulurken 188a beri tarafda bizim serhad gâzîleri ağızlarında kılıçları ile nehr-i Morava'ya düşüp niçe yüz küffârlara su içinde yetişüp kimin katl edüp niçe binini saçlarından beri tarafa çıkarup esîr etdiler. Ba‘zı küffârlar yüzerek karşu tarafa çıkdılar, ammâ beri tarafda bizim gâzîler uzun boylu dalyan tüfengler ile niçe bin tüfeng-i pür-rengleri bir fitilden atup suda şinâverlik edüp halâs olmağa çalışan küffârlara eyle kurşum urdular kim nehr-i Morava kurşum zarbından tancerede su nice kaynarsa eyle kaynayup kurşum yeyen küffârlar cümle gark olup lâşe-i murdârları kara şapkalarıyla cereyân edüp gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 187b–188a ·
metinde göster ·
Karşu tarafda cümle ümmet-i Muhammed âlem-i hayretde kaldılar ve kâfire
karşu tarafdan
bir top u tüfeng atmağa iktidârları olmayup kâfirden atılan top güllelerinden b …
Karşu tarafda cümle ümmet-i Muhammed âlem-i hayretde kaldılar ve kâfire karşu tarafdan bir top u tüfeng atmağa iktidârları olmayup kâfirden atılan top güllelerinden bir dâne gelüp Sadrıa‘zam otağında Sadrıa‘zamın İmrâhor ağası Şâhîn Paşa oğlunun gerdeni ve omuzlarından top götürüp beri tarafda niçe yüz âdemler dahi sademât-ı top-ı kûpdan şehîd olmağa başladı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 22a ·
metinde göster ·
… e Tuna gemilerine ve firkatelerine Süleymân Re’îs'i serdâr edüp ibtidâ küffârın
karşu tarafdan
kal‘aya imdâd getiren üç yüz pâre gemilerin feth edüp ve serdârları olan Paturi …
Hemân Süleymân Hân on iki bin aded serdengeçdi gâzîler yazup ve sekiz yüz pâre Tuna gemilerine ve firkatelerine Süleymân Re’îs'i serdâr edüp ibtidâ küffârın karşu tarafdan kal‘aya imdâd getiren üç yüz pâre gemilerin feth edüp ve serdârları olan Paturi nâm kapudanını esîr düşürüp on bin kadar küffâr esîr olunca hemân derûn-ı kal‘ada olan küffâr Süleymân Hân'ın geldiği günün yedinci gününde "El-amân ey Süleymân Hân" deyüp kal‘ayı vere ile verüp karşu Segedin taraflarına uryân u bî-silâh amân ile küffârları geçirüp seg ber-sahrâ-yı Segedin'e bî-dîn kâfirler gitdiler ve cümle yeniçeri kethudâlarını ve yeniçeri ağalarını ve şehîd olan vezîrleri ve cümle şühedâları Süleymân Hân defn etdirüp kal‘anın cümle elzem-i levâzımât-ı mühimmâtları ve meremmâtların görüp kal‘anın hükûmetin Sirem paşasının hâssı edüp yüz elli akçe pâyesiyle kazâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 32a ·
metinde göster ·
dahi kırk elli alay küffâr taburlarından çıkup domuz sürüleri gibi sürü sürü ib …
Karşu tarafdan dahi kırk elli alay küffâr taburlarından çıkup domuz sürüleri gibi sürü sürü ibtidâ piyâde tüfenglisi bayraklarıyla ve haçlı papaslarıyla meydâna çıkup taburları yanında durdular. Andan elli pâre topların taşra meydâna çıkarınca taburun yedi kapusundan cümle küffâr birbirlerine tirkeşüp nahır sürüsü gibi reme reme taburdan çıkup luturyânî boruları ve torompete ve erganon ve nâkûs ve tabl mizmerâtlarların çalarak ve ba‘zı küffârlar ellerinde kılıçlarıyla hora depüp oynayarak ve papasları İncîl okuyarak ve kimisi yırlayarak bir alay mest [ü] medhûş sarhoş Mesköv kâfirleri ve Çeh ve Leh ve Kazak-ı âk fâcirleri dûzah-karâr olmağa karârları kalmayup hınzîr topu gibi tortop olup onar onar yayaları birbirlerine zencîrler ile bağlanup cümle soltat ve mortatları yap yap gelüp cümle topları bu bağlı piyâdelerin ardları sıra zencîrler ile bağlayup ale't-tertîb durmuşlar ve cümle kefereler sahrâyı mâl-â-mâl etmişler. Ve cünûd-ı cünüb-i küffârlar domuz gibi suyun bataklığına arka vermişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 115a ·
metinde göster ·
Ammâ hakîr bârhânemden ırılmayup bir dahi botların
karşu tarafdan
bu cânibe gelmesine bakmayup niçe iş görmüş gâzî yiğitler ile yek dil [ü] yek c …
Ammâ hakîr bârhânemden ırılmayup bir dahi botların karşu tarafdan bu cânibe gelmesine bakmayup niçe iş görmüş gâzî yiğitler ile yek dil [ü] yek cihet olup hemân hakîr ol şiddet-i şitâda kılıcım ve sadağım ve kol tüfenglerim ve dahi gayri hafîf eşyâlarım keçi tulumlarına doldurup tulumları üfleyüp ağızların berk bağlayup her tulumları atların kuyruklarına bağlayup bu abd-i kemter ol yevm-i berzah-ı şitâda uryânen iki at arasında elimde şıdak kamçımla atlara yov yov diyerek nehr-i Kuban'ı hidmetkârlar ve atlarımla yaldayup karşu geçdim, ammâ hamd-i Hudâ dizlerime dek ıslandım. Niçe yiğitler dahi eylece nehr-i Kuban'ı beri selâmete ötdüler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 191a ·
metinde göster ·
… gûyâ mûy-misâl olup kadîd-i mahz olduk. Hamd-i Hudâ bir gün buz sökülüp ol gece
karşu tarafdan
gemiler gelüp zahîreler getirdiler. Ve fi'l-hâl atları karşu tarafa geçirdiler.
El-hâsıl kâmil bir hafta Ramazân-ı şerîfde bu kal‘a-i Kılburun'da eyle za‘îf ü nahîf olduk kim gûyâ mûy-misâl olup kadîd-i mahz olduk. Hamd-i Hudâ bir gün buz sökülüp ol gece karşu tarafdan gemiler gelüp zahîreler getirdiler. Ve fi'l-hâl atları karşu tarafa geçirdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 200b ·
metinde göster ·
… î‘i vüzerâ ve vükelâlar ve a‘yân-ı kibârlar cümle piyâdelerdir, zîrâ henüz dahi
karşu tarafdan
atlar kadırgalar ile geçemeyüp cümle asâkir-i İslâm piyâdelerdir. Ba‘dehu firka …
Ammâ at bâzârı yokdur, zîrâ cemî‘i vüzerâ ve vükelâlar ve a‘yân-ı kibârlar cümle piyâdelerdir, zîrâ henüz dahi karşu tarafdan atlar kadırgalar ile geçemeyüp cümle asâkir-i İslâm piyâdelerdir. Ba‘dehu firkateler ile atlar geçmeğe başladılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 288b ·
metinde göster ·
Bu taşı ziyâret etmenin Y 350b sebebi oldur kim Hazret-i Risâlet-penâh bu mahalden ubûr ederken karşu tarafdan bir alay Mekke müşrikleri mukâbele-i Resûl'e geldiklerinde hemân Hazret-i Risâlet-penâh bu hacere,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y350a–Y350b ·
metinde göster ·
… rda rada etdiğimiz yerlerde dahi cânib-i şarka mezkûr körfez sâhiliyle giderken
karşu tarafdan
bir azîm müsellah ü müzeyyen asker zâhir oldu. Meğer Mısır'dan gelen karşucı Ak …
Ba‘dehu Zahr-ı hımâr'dan kalkup vakt-i zuhurda rada etdiğimiz yerlerde dahi cânib-i şarka mezkûr körfez sâhiliyle giderken karşu tarafdan bir azîm müsellah ü müzeyyen asker zâhir oldu. Meğer Mısır'dan gelen karşucı Akabe askeri imiş. Anlar ile cümle huccâc görüşüp Zahrü'l-hımâr'dan 9 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y378b ·
metinde göster ·
… Mısır'dan on bin asker ve paşalıdan iki bin asker Tecride'ye ya‘nî sefere çıkup
karşu tarafdan
dahi Habîroğlu beş bin hayyâl ile imdâda gelüp Buhayre'ye varılup ol meydân-ı a …
Hattâ Buhayre vilâyetinde Behîce ve Hınâdî Urbânları kırk bin aşkıyâ-yı şakî ile Buhayre beledlerini nehb [ü] gâret etdükleri efendimiz vezîr-i dilîrin istimâ‘ları olup Mısır'dan on bin asker ve paşalıdan iki bin asker Tecride'ye ya‘nî sefere çıkup karşu tarafdan dahi Habîroğlu beş bin hayyâl ile imdâda gelüp Buhayre'ye varılup ol meydân-ı arsadede [arbedede] iki asker birbirine mukâbil oldukda ibtidâ der-ceng-i evvel Habîroğlu Behîce askeri içre girüp tarfetü'l-ayn içre târmâr etdi. Andan Mısır askeri Hınâdî üzre yürüyüp anlar dahi emân vermeyüp Hınâdî askerin bozup altı bin Urbân-ı uryân hâk-i mezellete düşüp lâşeleri pâymâl-i rimâl, kelleleri galtân-ı zîr-i pây-i hussân olup bî-had ü hasr mâl-ı ganâyimden mâ‘adâ hemân on iki bin deveyi Habîroğlu bir gün bir gece çölden getirüp İbrâhîm Paşa'ya hedâyâ çeküp Mısır içi deve ile mâl-â-mâl olup Habîrzâde hil‘at-ı Âsaf ile behremend oldu. Ya‘nî bu mertebe şecî‘ ü fetâ askeri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y361a ·
metinde göster ·