… mâ‘adâ vücûdu uryân, iki elinde birer çakmaklı kol tüfenkleri atup ubûr eyledi.
Karşuda
yine tüfenkler sıkılayup avdetde yine tüfenkleri atarak geldi. Andan Cirbeli Pe …
Kırk senede bir cümle resenbâzlar ale'l-ittifâk cem‘ olup birbirlerini yola çeküp imtihân etmekiçün bu Istanoz deresinde ve Anadolu'da Gedüz şehri kal‘ası kayasında kârhâne kurup resen-bâzlık ederler. Bizler dahi işsiz güçsüz âdemler bu dere içinde temâşâlarına varup ânî gördük, ebr-i kebûdlarda nihâyet bulmuş yalçın kayalı dar boğazda kayaların tâ zirve-i a‘lâsında bir kayadan bir kayaya Frengi habl-i metînleri kayd-bend edüp ipleri kayalar kesmesin deyü resenlerin iki başına postlar bağlayup mu‘temed âdemleri silâhlarıyla komuşlar kim üstâd icrâ-yı ma‘rifet ederken bir hasımı ipi kesmeye deyü nigehbânlar ta‘yîn etmişler. Kayaların tahtânîsinde ve fevkânîsinde niçe bin âdemler cem‘ olup kayalar benî Âdem ile pür-nakl olmuş ve aşağı şehr içinde cereyân eden nehir kenarında bir hafta mukaddem soffa ve serîr ve mastabalar yapmışlar ve küşâde yerlere hayme ve hargâhlar kurmuşlar, bu kadar bin mahlûk-ı Hudâ temâşâya durmuşlar. Ve tarafeynde Engürü paşasının mehterhânesi kütür kütür döğülüp du‘â ve senâdan sonra ibtidâ pehlivânlar birbirlerin meydân-ı muhabbete da‘vet edüp ser-çeşmeleri Üsküdarlı Cânbaz Sipâh Mehemmed Çelebi Bismillah ile koca ve irice eline terâzûsün alup kârhâne başına varup bir gülbâng-ı Muhammedî çekdirüp ol kayalar içre sadâ-yı Allah Allah evc-i âsumâna peyveste olup dağlar ra‘d-vâr güm güm sadâ verirken tabllara tarralar urulup bu kerre Koca Mehemmed Çelebi o incecik imtihân habli dedikleri resen üzre berk-i hâtif gibi seğirderek şakılayup eyle giderken hemân kârhâne reseninin ortasından tarfetü'l-ayn içre bir gûne gerü döndü kim gûyâ bir tâzî önünden tavşan döner gibi sihr-i halâl edüp döndükde cemî‘î âşıkân-ı sâdıkân sıdk-ı derûn ile "aleyke avnullah yâ pehlivân" deyüp cümle ehl-i teferrüc engüşt-ber-dehen edüp âlem-i hayretde kaldılar. Meğer cemî‘î pehlivânlar mâbeyninde yıldırım gibi giderken ip üzre gerü dönmek makdûr-ı beşer değil imiş. Netîce, üç kerre bu gûne arz-ı ma‘rifet edüp du‘â-i hayr [ü] senâ ile gıjlayup nüzûl edüp çergesine gelüp karâr etdi ve huddâmları pârsâ-yı Muhammedîye çıkup akçe devşirmeğe başladı. Andan Ispartalı Pehlivân Civelek Alî üstâd-ı atîklerden imiş. Pehlivânbaşı huzûrunda baş yire koyup du‘â ile ol dahi ser-i kârhâneye gelüp cemî‘î pehlivânların arz-ı ma‘rifetleri ellerinde terâzûyu mîzân-vâr berâber tutup gitmekdir ammâ bu Civelek Alî terâzûyu ucundan sağ eline alup bir ucun aşağı sarkıdup bir hâl üzre berk-i hâtif gibi ubûr etdi kim cümle pehlivânlar ve temâşâciyânlar "Bu dahi makdûr şey değildir" dediler. Menzil başına bu üslûb üzre varup andan terâzûyü yine ucundan sol eline alup yine bir ucun aşağı sarkıdır. Bu kerre avdet ederken gerü gerü gelirken cümle halk 360a "Allah âsân getire" deyü feryâd etdiler. Bî-bâk ü bî-pervâ halkın hüsn-i teveccühüyle gerü gerü yine menzilbaşına gelüp çârmıhdan sernigûn sıyrılup ser-çeşme önünde zemîn bûs edüp ser-çeşme "Bârekallah pehlivân" deyü bağrına basdı. Andan Harputlu Pehlivân Şücâ‘ terâzûsü iki destinde iki desti, mâ’-i zülâl ile mâl-â-mâl gidüp geldikde destiler destinde iken bir çârmıhdan kendüyü aşağı eyle uçurdu kim cümle ehl-i teferrüc "Vâh pehlivân" deyü acıdılar. Bi-emrillahi Te‘âlâ vücûduna bir zarar isâbet etmediğinden mâ‘adâ iki elindeki destileri bile şik[es]te olmadı. Meğer bir san‘at ile uçdu kim cümle âlem halkı hayretde kalup ser-çeşme huzûrunda el arkası yerde etdikde ser-çeşme "Hezâr ahsend ey pehlivân Şücâ‘" deyü elin bûs etdi. Andan Tokatlı Hasan-ı Tavîl Pehlivân, Hindistân pâdişâhı huzûrunda isbât-ı vücûd etmiş, sinni yetmişe yetmiş bir pîr-i merd-i hıredmend ve üstâd-ı zû-fünûn-ı derd-mend idi. Ol dahi ser-çeşme destin bûs edüp ayağında yeni kubâdî pâbuç ve başında mutallâ dülbend üzre bir kâse-i Mertebânî su ve eyninde kırmızı çuka-i muvahhidî ferâce, elinde terâzûsü yok. Muvahhidînin iki yenlerine terâzû gibi yapışup geçüp gerü döndü. Ammâ cümle temâşâcıların aklı gitdi. Andan Gergerli Pehlivân Sührâb, ayağında yüksek ayaklı avret na‘lini, omuzunda bir sığır danası, lâkin kolu üzre terâzûsü ile ubûr etdi ve avdet etdi. Hakkâ ki na‘lin ile ol rakîk habl üzre ubûr etmek pehlivânlıkdır. Andan Mağribli Pehlivân Nâsır, gözleri bağlı, omuzunda bir huddâmı tabıl çalarak ellerinde terâzû ile güzer etdi. Andan Arabgîrli Pehlivân Selîm, kisbetinden mâ‘adâ vücûdu uryân, iki elinde birer çakmaklı kol tüfenkleri atup ubûr eyledi. Karşuda yine tüfenkler sıkılayup avdetde yine tüfenkleri atarak geldi. Andan Cirbeli Pehlivân Nasreddîn, kâküllerinden kârhâne ipine asılup elinde karpuz gibi müdevver bir şey var, anı bir ip ile fırlak gibi dönderdikce pehlivânın perçeminde bağlı olan halka kârhâne ipinden kaya kaya pehlivân asılı perçemiyle gitmede. Ammâ ne terâzû var ve ne ayakları ip üzredir. Hemân saçından asılmış, elindeki karpuz gibi şey’i çevirdikçe karşu tarafa gidüp geldi. Buna bir ferd-i âferîdenin aklı ermedi. Andan ser-çeşme şâkirdi Galatalı Kızkapan Pehlivân Süleymân, kisbetiyle ser-çeşme önüne gelüp çârkûşe bir sandûk[a] girüp cümle halka gösterdi. İçinde aslâ bir şey yok. Bir tahta, içi kâğız kaplı küçücük sandûk idi. Ol sandûku bir demir halka ile kârhâne ipine asup kendüsü sandûk içine girüp gâ’ib olup sandûk ipde mu‘allak kaldı. Ânî gördük, berk-ı hâtif gibi sandûk karşu çete varup geldi ve Pehlivân Süleymân taşra çıkup ser-çeşme huzûrunda temennâ etdi. Bu kâra dahi bir zî-aklın idrâki irmedi. Hulâsa-i kelâm üç gün üç gicede yetmiş aded üstâd-ı resen-bâzlar arz-ı ma‘rifet etdiklerin tahrîr eylesek meddâh-ı resen-bâz olmuş oluruz. Ancak murâd [u] merâm bu kadarcıyla iktifâ edüp üç yüz kadar şâkirdlerin başka çıkarup pîr-perver etdiler. Bundan gayrı her halîfe niçe bin lu‘bede-bâzlık etdiler ve üç günde cümle halkdan ve kasaba Ermeniler'den altı yüz sûf ve bu kadar muhayyer kâr edüp paşa efendimizden bir kîse guruş ihsân aldılar, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 359b–360a ·
metinde göster ·
… p Çomar'ın önün almağa at bırağırlar. Zîrâ Çomar kendüyi deryâya atduğu yer ile
karşuda
çıkacağı yere varınca üç sâ‘atde ancak dolaşılır Vastân kal‘ası boğazıdır kim o …
Ve niçe yüz âdemler atlarıyla ve piyâdeleriyle Çomar'ın kendüyi deryâya atduğu yerden deryânın karşu tarafına üç sâ‘atde dolaşup Çomar'ın önün almağa at bırağırlar. Zîrâ Çomar kendüyi deryâya atduğu yer ile karşuda çıkacağı yere varınca üç sâ‘atde ancak dolaşılır Vastân kal‘ası boğazıdır kim ol boğaz kurbünde Hoşaf nehri deryâya karışır. Cümle Hakkarî askerleri Çomar'ı karşılamağa gitmede, ammâ hikmet-i Hudâ Çomar-ı yarar karşu tarafa yüz bin renc [ü] anâ çekerek at bürâderiyle çıkar. Ammâ bi-emri Hudâ bir bataklı ve çataklı kenâra çıkar, kendi yorgun ve atı durgun. Atdan inüp kâh atı kaldırır kendi batar ve kendi çıkar atı batar. Âhir çizmesi ve çakşırı bırağup pâbürehne atıyla bir sâ‘at kâmil ol bataklıkdan çıkmağa çalışırken Hakkarî'nin yüğrük atlılarının evvelleri gelüp yetişir. Çomar görür kim ne tüfengden ve ne de gedelecdeki yeleksiz okdan asla fâ’ide yok ve atında dahi dermân yok. Hemân bu ileri gelenlere dal satur olup yigirmi nefer Hakkarî'yi kaçırup yine kaya altından aziz atının yanına gelüp bir kerre "Yâ Hayy!" deyüp atı kaldırır. At dahi bir süheyl urup ayağı turâba basar. Hemân Çomar atına süvâr olup hasmına sunar, ammâ görse kim atta tâb u tüvân kalmamış, ammâ kazâ vü kader yine hasmları gitdikce çoğalup dörd yanından üşerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 282b ·
metinde göster ·
… azak-ı Ak basınca ân-ı vâhidde nehr-i Özü'yi yıldırup beri cânibe geçdik. Kâfir
karşuda
hâ’ib ü hâsir baka kaldı. Hudâ-yı Müte‘âl ihsân edüp bu Doğan'da ya Kırım hânla …
Menzil-i Doğan geçidi: Sarıkamış hâkinde bir mürtefi‘ yalçın kaya üzre bir harâb kal‘a yeri vardır. Sene (---) târîhinde Tohtamış Giray Hân asrında bu kal‘ayı Timur Hân harâb etmiş, ammâ bir amâr olacak yerdir, zîrâ Kazak vilâyetinden ganîmetle gelirken geçit başıdır. Bir kerre kâfir bizi bu mahalde basup hamd-i Hudâ cümle esîrleri beri Kırım cânibine şahinkirmân kal‘asına geçürüp salt âdemlerimizi Kazak-ı Ak basınca ân-ı vâhidde nehr-i Özü'yi yıldırup beri cânibe geçdik. Kâfir karşuda hâ’ib ü hâsir baka kaldı. Hudâ-yı Müte‘âl ihsân edüp bu Doğan'da ya Kırım hânları ya Âl-i Osmân bir kal‘a yasasalar cümle Tatar'a rahmet olurdu. Hattâ bir kerre bu Doğan geçidi yerinde çâr-kûşe beyâz mermer üzre hüsn-i hat ile "Fetahatâ" târîhini kazılmış buldum. Zamân-ı kadîmde kal‘a-i metîn imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 48b ·
metinde göster ·
… karşusunda Gabele kasabasında sâkin olur, zîrâ bender-i iskele ve hafta bâzârı
karşuda
durur, ammâ beri tarafda kal‘a semtinde kethudâyeri ve yeniçeri serdârı ve iki …
Lisân-ı Latin'de (---)(---)(---) demekdir. Nehr-i Neretva kenârında Hersek sancağı hâkinde cemî‘i tekâlîf-i şâkkadan berî mu‘âf u müsellem şekl-i murabba‘ bir kârgîr seng-binâ bir kal‘a-i ra‘nâdır kim bu serhadlerde nazîri yokdur, lâkin küçükdür. Dizdârı ve merdüm-i hisârı ve yüz elli akçe pâyesiyle kadısı olup kadısı kâh bunda ve kâhîce nâhiye kurâlarında gezüp kâhî Neretva karşusunda Gabele kasabasında sâkin olur, zîrâ bender-i iskele ve hafta bâzârı karşuda durur, ammâ beri tarafda kal‘a semtinde kethudâyeri ve yeniçeri serdârı ve iki kal‘a dizdârı ve muhtesibi ve bâcdârı ve mi‘mârı ve harâc emîni ve gümrük emîni vardır, ammâ müftîsi ve nakîbü'l-eşrâfı yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 162b ·
metinde göster ·
… ammâ bizi karşu tarafda âzâd etmen. Birkaç gün sizinle bile gezelim, zîrâ bizi
karşuda
âzâd etdiğiniz gibi bizi kâfirler görüp Türk'e geçidi siz gösterdiniz deyü bizi …
"Eğer bizi söyledüp âzâd ederseniz size Raba suyunun geçidin gösterelim ve ne kadar esîr ve esbâb [u] eskâl isterseniz alın, zîrâ cemî‘i katanalar ve askerî olan Hıristiyanlar cümle Yanık kal‘asına ve Ni‘met-Uğvar kal‘asına, ammâ bizi karşu tarafda âzâd etmen. Birkaç gün sizinle bile gezelim, zîrâ bizi karşuda âzâd etdiğiniz gibi bizi kâfirler görüp Türk'e geçidi siz gösterdiniz deyü bizi kebâb ederler" dedikde cümlemiz geçid başına varup nehr-i Raba'yı suhûletle geçüp derhâl dil olan kâfirlerin başlarına elvân makdem sarıklar sarup birer dâne atlara bindirüp tebdîl-i câme bunları kulağız edüp ol gün seğirdüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 3b ·
metinde göster ·
… ‘lûmları olup yetmiş şedde bârûd-ı siyâhı birer birer âteşe ururlardı kim kâfir
karşuda
görmeye ve niçe şeddesin çamura dökerlerdi. Ve iki kerre yüz bin ok ve iki bin …
Ve bu menzilde cebehâne-i âmireden iki bin ma‘dûd top güllelerin ka‘r-ı zemîne defn etdiler. Sâ’ir cebehâne ve gayri mühimmât [u] levâzımât ordu-yı İslâma vâsıl olmayacağı ümerâlar ve hükkâmların ma‘lûmları olup yetmiş şedde bârûd-ı siyâhı birer birer âteşe ururlardı kim kâfir karşuda görmeye ve niçe şeddesin çamura dökerlerdi. Ve iki kerre yüz bin ok ve iki bin yay ve niçe bin gûne âlât-ı mühimmâtları ihrâk bi'n-nâr edüp cebehâne arabaların da cümle âteşe yakup cebehâne 17b sehel hıffet buldu deyü Cebecibaşı Alî Ağa ve Fazlı Kethudâ şükr ederlerdi, ammâ fakîrlerin haberleri yok kim vakfullâhdan bir Mısır hazînesi mâl zâyi‘ oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 17a–17b ·
metinde göster ·
bu kadar yeniçeriler yalnız kırılsınlar mı? Kânûn-ı Süleymân Hân üzre kafâdârla …
"Baka cânım yâ karşuda bu kadar yeniçeriler yalnız kırılsınlar mı? Kânûn-ı Süleymân Hân üzre kafâdârları olan sipâh askeri karşu yeniçeriye imdâd geçsinler" deyü cevâb etdiklerinde taraf taraf,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 18b ·
metinde göster ·
sefer tâslarıyla tahta'l-kahve ister" deyü haber edüp haymeme gelüp atın yarası …
"Efendiniz karşuda sefer tâslarıyla tahta'l-kahve ister" deyü haber edüp haymeme gelüp atın yarasın yumurta ve tuz ve şab ile sarup bir gayri ata süvâr olup yine nehr-i Raba kenârında bir yüksek yere vardıkda karşu tarafa nazar etdim. El-azametullâhi te‘âlâ gördüm ki küffâr gâlib, bizim asker mağlûb şeklin gösterüp, ammâ yine küt-â-küt ve germâ-germ ceng-i savaş-ı perhâş, ammâ bizim asker kâhîce küffârın hovlamasına tâkat getiremeyüp niçe kerre yan verüp yine kâfiri sürerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 20b ·
metinde göster ·
… dahi inşâ edüp ismine kal‘a-i Siverin deyü nâm kor. Hâlâ bu Siverin kal‘ası ve
karşuda
Siverin kal‘a ve orta yerde nehr-i Tuna üzre on iki göz cisr-i ibret-nümânın ve …
Ba‘dehu bu Siverin kal‘asından Tuna'nın karşu câniblerinde zikr olunan varoşlara ve şehirlere geçmek içün Eflak banı Koca Mihalko Ban Tuna üzre on iki göz bir cisr-i azîm binâ eder kim her tâkleri Ayasofya deyri kemerleri kadar âlî ve arîz kantara-i azîm binâ edüp cisrin öte başında, ya‘nî Feth-i İslâm kal‘ası tarafında bir kal‘a-i azîm dahi inşâ edüp ismine kal‘a-i Siverin deyü nâm kor. Hâlâ bu Siverin kal‘ası ve karşuda Siverin kal‘a ve orta yerde nehr-i Tuna üzre on iki göz cisr-i ibret-nümânın ve iki kal‘anın ancak eser-i binâları kalmış, ammâ vâcibü's-seyr esâs-ı ibret-nümâları var, ammâ ol asırda bu üç aded kılâ‘eyn cisri nehr-i Tuna gibi su üzre on iki göz cisr-i azîm binâ etmek hayli kuvvet-i kâhire sâhibi olmak gerek.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 98b ·
metinde göster ·
… r ve refîkler alup cümle ahbâb ile vedâ‘laşup yine bir gemiye süvâr olup tekrâr
karşuda
Çul kullesine geçüp kulle dizdârından dahi refîkler alup
Sene (---) târîhinde Yıldırım Bâyezîd Hân-ı Gâzî fethi olup sancak beği tahtı tahrîr olunduğu bâlâdaki cild-i (---)nde mufassalan evsâfı tahrîr olunmuşdur. Ammâ şimdi Çelebi Hasan Paşalı Çerkes Ömer Ağa'da üç gün [üç] gece sohbetler edüp iki Ömer Ağalardan ve Nigebolı müsellimi Mehemmed Ağa'dan Eflak beğine hitâben mahabbetnâmeler ile hedâyâlar ve refîkler alup cümle ahbâb ile vedâ‘laşup yine bir gemiye süvâr olup tekrâr karşuda Çul kullesine geçüp kulle dizdârından dahi refîkler alup
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 99b ·
metinde göster ·
Meğer bir alaşa atım suyun sovuğundan suya girmeyüp karşu tarafda kalmış yâhûd sudan yine gerüye dönmüş karşuda kişneyüp durur. Hemân hakîr yine cür’et edüp Cenâb-ı Allâh'a sığınup karşu tarafda kimesne kalmamış iken ol "nefse nefsi" günde hakîr Kırım kadıaskeri olan Murtezâ Alî Efendi'nin ihsân etdiği boz al alaşa üstüne yine uryânen süvâr olup elimde şıdağımla ata urarak kendi ağırmak küheylân cıdav yerin ıslatmadan nehr-i azîm Kuban'ı bu[z]lap iken buzlar arasından yine karşu tarafa ötüp gerü dönen atı suya döğe döğe kovdum.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 191a ·
metinde göster ·
… edeyim, cümleniz âsân vech ile karşu yakaya ötüp bu yakanın açlığından kurtulup
karşuda
selâmete çıkasız" dedikde hemân fakîr Mehemmed Paşa,
"Sultânım, şimdi sizin başınıza rûzgârın kızıl kıyâmetin koparup bu kadar arabaları ve bu kadar çadırları bile götürdüp kıyâmet gösteren ben idim. İşde ol size ma‘rifetim bir şemme 193a kadarın sizlere gösterdim. Eğer bu suyu karşu geçmek isterseniz bana bir at ve bir sadak ve bir kürk ton ve yüz kuruş verin. Şimdi yine kızıl kıyâmet edeyim ve bu suyu tondurup buzlap edeyim, cümleniz âsân vech ile karşu yakaya ötüp bu yakanın açlığından kurtulup karşuda selâmete çıkasız" dedikde hemân fakîr Mehemmed Paşa,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 192b–193a ·
metinde göster ·