… işâmlarıyla önleri sıra hakîrin kırk aded tevâbi‘leri dahi önümüz sıra giderken
karşudan
deryâ-misâl bir asker nümâyân olup geldiler. Meğer Tebrîz hânının kethüdâsı ist …
Menzil-i kend-i Sehlân: Tebrîz hânı hâssıdır. Bir düz sahrâda bin hâneli ve bâğ u bâğçeli ve yedi câmi‘li ve hân [u] hammâmlı ve müfîd [u] muhtasar esvâk-ı şâhîli ve cümle bîd-i ser-nigûn, çınarlar ile müzeyyen râhlı kend-i müzeyyendir kim cümle Tebrîz halkının bu kend-i imâristânda bâğ u bostânda kasr-ı alîleri ve teferrücgâh hâneleri vardır. Lâkin bu kendin dahi ahâlîsi Şâfi‘iyyü'l-mezheb geçinirler ammâ bunlar dahi mel‘ûn Râfizîler'dir. Ammâ âb [u] hevâsı ve mahbûb u mahbûbesi memdûh-ı âlemdir. Bundan kalkup giderken sağ tarafımızda Şam-ı Gazan-ı Muhammed Şâh kubbesi eflâke ser çekmiş altı sâ‘at yerde nümâyân idi. Rûhiyçün bir Fâtihâ tilâvet edüp bir çemenzâr yerde sehl meks edüp Tebrîz'e âdem gönderdik. Üç sâ‘atden atlara süvâr olup pür-silâh Tebrîz elçisi ile at başı berâber olup 297b anın nökerleri esbâb-ı ihtişâmlarıyla önleri sıra hakîrin kırk aded tevâbi‘leri dahi önümüz sıra giderken karşudan deryâ-misâl bir asker nümâyân olup geldiler. Meğer Tebrîz hânının kethüdâsı istikbâlimize çıkup anınla rikâb rikâba 9 sâ‘atde alay-ı azîm ile şehr-i Tebrîz'e mâh-ı (---) günü dâhil olup şehrin çârsû-yı bâzârında niçe yüz bin benî Âdem deryâ-misâl temâşâya çıkup hakîr dahi onları temâşâ ederek şehrin bir ucundan Hân sarâyına kâmil iki sâ‘atde varup Hân-ı âlî-şân Kelp Alî Hân karşu çıkup dîvânhane-i âlîsinde zanû-be-zânû karâr edüp bir dîvân-ı azîm edüp kös-i hâkâniyân ve kerrenây-ı Efrâsiyâb ve nefîr ve sûrnây-ı Çemşîdî üç nevbet çalınup ber-dârât-ı azamet-ihtişâm kâlây [u] metâ‘ların arz etdiler kim başı cığalı ve serbend tâclı havârici pür-silâh, kat-ender-kat olup çâker-i gulâm-vâr dest-beste âmâde dururlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 297a–297b ·
metinde göster ·
… e ubûr edüp bir çemenzâr yerde sehl istirâhat edüp yine esb-süvâr olup giderken
karşudan
bir alay-ı azîm nümâyân olup geldiklerinde meğer Revân hânının kethüdâsı Elvend …
Menzil-i kend-i Tîlfirâk: Bin hâneli ve câmi‘ ve tekye ve hân ve hammâmlı ve çârsû-yı bâzârlı ve bâğ u besâtîn ve pirinc mahsûllü kend-i İrem'dir. Murâd Hân Revân'ı muhâsara etdükde bu kendden yetmiş bin dıraht-ı azîm kat‘ olunup Revân kal‘asına havâle olmağiçün tabyalar binâ etmişler ammâ ol zamândan berü bu kendin bâğlarında şecere-i müntehâlar hâsıl olmuş kim ta‘bîr olunmaz. Bu kendden Revân hânına âdemler gönderüp ertesi ale's-sabâh yine cânib-i şimâle gidüp bir âb-ı hayât çayını atlar ile ubûr edüp bir çemenzâr yerde sehl istirâhat edüp yine esb-süvâr olup giderken karşudan bir alay-ı azîm nümâyân olup geldiklerinde meğer Revân hânının kethüdâsı Elvend Akay imiş. Ba‘de'l-musâfaha rikâb rikâba olup bir alay-ı azîm ile Tebrîz'den (---) günde (---) konakda (---) el-mübârekde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 308a ·
metinde göster ·
… Kürd tâ’ifesi 234a olmak ile kesîrü'l-lıhye ve vecîhü'l-manzar âdemlerdir kim
karşudan
bir âdeme nazar etsen sekiz gûne sakalı vardır. Bir cânibi kumral ve bir tarafı …
On bin âdemi hân-ı âlîşân nökeridir kim bellerinde Şeyhânî ve Ma‘arravî kılıçları ve çepkenlerinde Halebî kalkanları ve ellerinde köpal çevgânları başları telli ve alaca serbendli ve gözü sürmeli ve çoğu semmûr u zerdevâ ve vaşak u zincâb ve kebûtî kürklü müte‘azzım âdemlerdir. Hân nökerinin vasatu'l-hâlli olanı serbendli ve başları turna ve şahin telli ve şal u şapikli ve beli çap tîrkeşli ve eli kûpâlli ve mavi ve sarı ve siyâh ve kırmızı ve zırnîhî ve hınnâ ile boyanmış sekiz elvân reng-i ebrî sakallı âdemlerdir ve kıllı Kürd tâ’ifesi 234a olmak ile kesîrü'l-lıhye ve vecîhü'l-manzar âdemlerdir kim karşudan bir âdeme nazar etsen sekiz gûne sakalı vardır. Bir cânibi kumral ve bir tarafı zerdeçavî ve bir yanı mavî ve ortası kırmızı gûnâ-gûn ablak ve palâk sakalları vardır kim Rûm âdemi anları gördükde hayrân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 233b–234a ·
metinde göster ·
bir ulu gird-i gubâr evc-i âsumâna peyveste olduğu nümâyân olup içinden bir ask …
Evvelâ sene (---) mâh-ı Zilhiccesinde şehr-i Rûmiyye'den çıkınca fakîr hânın gerdeninde tavk-ı la‘net var iken atına bindirüp eşik karnı altından hânın pâylarına demir zencîrler ile bend edüp kırk nefer kimesneyi dahi cümle atlar üzre silsile-i belâ ile gerdenlerinden kayd u bend edüp ol yevm-i nahs-ı müstemirde Rûmiyye'den cânib-i şimâle çıkdığımız mahalde karşudan bir ulu gird-i gubâr evc-i âsumâna peyveste olduğu nümâyân olup içinden bir asker zâhir olup anı gördük, bir azîm Acem askeri nefîr ü kerrenâyları ve köslerin ve dühüllerin döğerek bir azîmü'ş-şân hân-ı İrân gelüp eşik ağasıyla ve kayd ü bend olan Genç Alî Hân ile görüşüp ağlaşdılar. "El-hükmü lillah birâder, hemân güzelce şâh sağ olsun." deyüp alây-ı azîm ile Rûmiyye'ye girdiklerinde Rûmiyye'nin toprak kal‘asından ol kadar top u tüfeng şâdumânları oldu kim zemîn ü âsumân dir dir ditredi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 299b ·
metinde göster ·
… dem deryâsı pür-silâh olup âmâde durdular. Sehel zamândan Seydî Ahmed Paşa dahi
karşudan
nümâyân olup İsmâ‘îl Paşa otağı kapusundan içeri gürûh-ı askeriyle girüp Seydî …
İsmâ‘îl Paşa eydir:"Tîz elhamdülillâh şu kâfir Seydî geldi. Bir[e] tîz ip hâzırlan. Cümle ağavât ve levendât ve iç ağaları hâzır-bâş olsunlar" deyü İsmâ‘îl Paşa fermân edince derhâl otağının içi mâl-â-mâl âdem deryâsı pür-silâh olup âmâde durdular. Sehel zamândan Seydî Ahmed Paşa dahi karşudan nümâyân olup İsmâ‘îl Paşa otağı kapusundan içeri gürûh-ı askeriyle girüp Seydî Paşa esb-i sabâ-reftârıyla tâ otağın soffası üzre ibrişim haliçeleri pâymâl-ı esb ederek Seydî Paşa atından orta direk [di]bine nüzûl edüp bir yasdık üzre Rüstemâne karâr edüp ne selâm ve ne aleyke demeyüp cânib-i erba‘asın kat-ender-kat pür-silâh nebtîz semm-i helâhil kırkar kerre ecel destinden girîbânların çâk edüp rehâ bulmuş Seydî'nin kağan arslan kafâdâr yiğitleri içinde Seydî kalup feth-i kelâmı bu olur kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 184b ·
metinde göster ·
… , ammâ mâhtâb mahalli olmak ile hemân bizim ordudan gâzîlerimiz atlı ve yaya bu
karşudan
gelenlere bir yaylım Tatar okları ve bir yaylım serhad gâzîlerinin kurşumların …
Hemân kim sabâha üç sâ‘at kaldıkda kal‘a-i Pojaga'dan berü bir alay atlı ve yayan kütürdüsü zâhir olup ordumuza hov hov etdiler, ammâ mâhtâb mahalli olmak ile hemân bizim ordudan gâzîlerimiz atlı ve yaya bu karşudan gelenlere bir yaylım Tatar okları ve bir yaylım serhad gâzîlerinin kurşumların bunlar yeyüp zîr-i zeber olup niçe yüzü firâr edeyim derken hemân mukaddemâ pusuda olan gâzîlerimiz de bunlara hücûm edüp ol mâhtâbda bu harâmîleri ortaya alup tâ vakt-i Hanefî mahalli olunca yedi yüz âdemi kılıçdan geçirüp bir cân halâs olmadı. Ale's-sabâh cümlesinin leşlerinde esbâbları vü eskâlleri ve silâhları ve atların alup cümle leşlerinden başların kesüp kellelerin ârâyiş-i nîze edüp ikinci günde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 187a ·
metinde göster ·
… aded talar guruşa ve Semartin kapudanının oğlunu beş bin guruşa kesişdiğimizde
karşudan
bir yârân kâ’il olma işâreti etdi, ammâ ben de bildim on bin guruş eder kâfir i …
"Biz Komaranlıya karışmazız. Eğer bizim kal‘ada olaydı, şimdi köleni getirdirdik, ammâ Komaran serhaddinde alâkamız yokdur" deyü şâfî haber verdiklerinde hâh nâ-hâh mâbeyne serhad gâzîleri muslihîn girüp hamd-i Hudâ yüzbaşı kâfiri bin aded talar guruşa ve Semartin kapudanının oğlunu beş bin guruşa kesişdiğimizde karşudan bir yârân kâ’il olma işâreti etdi, ammâ ben de bildim on bin guruş eder kâfir idi. Lâkin mâ-beyninde Hacı Paşa olduğundan hicâb edüp beş bin guruşa rızâ verdim ve keferelerin atların ve silâhların ve sâ’ir mâl-ı ganâ’imlerin isteyüp atlar içün dahi cümle bin Sivilye guruş verdiler ve yedi nefer gulâmlarıma da beş yüz guruş verdiler. Cümle yedi bin yedi yüz guruşu alup esîrleri Hacı Mustafa Paşa'ya teslîm edüp ol dahi kâfirleri tekrâr zindâna koyup haps etdikde hakîr cümle on üç kîse guruş karındaşlığım Budin Ağası Ömer Ağa'ya cümle ocak ağaları yanında teslîm edüp Ömer Ağa Budin'e revâne oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 27b ·
metinde göster ·
… etrâfına şarampavlar etmişler kim hîn-i muhâsarada ol tabyalar içine gemilerle
karşudan
gelen imdâdları girüp andan kal‘aya gireler, gûyâ geçit başı tabyalarıdır. Ammâ …
Ve Tata cânibinde Tuna aşırı üç aded toprakdan tabyalar ve etrâfına şarampavlar etmişler kim hîn-i muhâsarada ol tabyalar içine gemilerle karşudan gelen imdâdları girüp andan kal‘aya gireler, gûyâ geçit başı tabyalarıdır. Ammâ Uyvar tarafından Tuna üzre cisir yapup bu adaya geçüp adayı urup kal‘ayı muhâsara etmek âsândır. Hattâ biz asker-i İslâm ile Uyvar'ı 46b döğerken on bin mikdârı Tatar askeri bu Komaran cezîresinin azacık Tuna suyundan atlar ile yıldırup adayı nehb ü gâret edüp altı bin kadar esîr ve bu kadar mâl-ı ganâ’im çıkardılar. Cenâb-ı Bârî yârî kılup fethin müyesser ede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 46a–46b ·
metinde göster ·
… tertîb ile şehr-i Enderey'e girecek mahalde şehr-i Enderey hânı Ulubeğ Hân dahi
karşudan
azîm leşker ile iki pâdişâhın istikbâline çıkdıkda ol dahi yigirmi bin cebeli v …
Andan bu tertîb ile şehr-i Enderey'e girecek mahalde şehr-i Enderey hânı Ulubeğ Hân dahi karşudan azîm leşker ile iki pâdişâhın istikbâline çıkdıkda ol dahi yigirmi bin cebeli ve cevşenli ve kübeli ve zırh ü zereh-külâhlı ve serpenâhlı ve Dağıstân'ın kerevke nâm zırh ve tuğulkalarına müstağrak olmuş piyâde tüfeng-endâzlar ve niçe bin piyâde kemendârlar ve gûnâ-gûn âlât-ı silâhlar ile mülebbes küheylân es-sâfinâtü'l-ciyâd misilli atlara süvâr olmuş ve niçe bin aded alaca karaçubuk(?) atlarına binmiş askerle bezenüp Ulubeğ Hân'ın ensesinde nefîr ü sûrnây ve kös-i hâkânî ve kerrenây-ı Efrâsiyâbî ve dühül-ü İskenderî ve tabl [u] kudûm (---) ların çalarak Ulubeğ alay-ı azametle geldikde atından piyâde olup iki pâdişâhın pây-i semendlerine yüz sürüp yine karaçubuk atına bilâ-rikâb süvâr olup iki pâdişâhı selâmlayup anlar yine talî‘a-i asker olup cümle leşker saf saf ve mevc ü mevc alay ile şehr-i Enderey'e dâhil olup ziyâfet-i azîmler oldu. Ve bizim Hân hazretlerine bir sarây-ı azîm döşenüp zevk u safâya meşgûl olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 163b ·
metinde göster ·
… r-i fâsid-i hâm ile giderken Sarı Şa‘bân nâm kasabaya girirken bir alay âdemler
karşudan
gelirler. Hakîrin ise yüzünde siyâh nikâb poşu ile giderdim.
"Âyâ şu vâkı‘amızda ve re’yen yaş gözüyle gördüğüm azîzin nutk-ı dürerbârlarından ne zuhûr ede" deyü ale's-sabâh endîşe-i fikr-i fâsid-i hâm ile giderken Sarı Şa‘bân nâm kasabaya girirken bir alay âdemler karşudan gelirler. Hakîrin ise yüzünde siyâh nikâb poşu ile giderdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 214a ·
metinde göster ·
… ar mı?" deyince cümle erbâb-ı dîvân yemîn ü yesâr merkezinde hâmûş-bâş dururken
karşudan
Mekke ve Medîne havâlelerinden altı kimesneler zâhir olup içlerinden bir maslah …
"Da‘vâcılar ve maslahatlılar var mı?" deyince cümle erbâb-ı dîvân yemîn ü yesâr merkezinde hâmûş-bâş dururken karşudan Mekke ve Medîne havâlelerinden altı kimesneler zâhir olup içlerinden bir maslahat-güzâr mustalıh kimesne ileri gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y189b ·
metinde göster ·
… aşiyândan iki kalender-simâ ve iki zarîf zinde tüvânâ ve ârifân u âşıkân-ı Hudâ
karşudan
nümâyân olup yakın oldukça sûra rehâ buldurup makâm-ı mu‘aşşerde(?) zemzemeler …
İşte geldiler, ikisi de beyâz âdemlerdir, ammâ süvâr oldukları hayvânları aslâ gördüğümüz yokdur, deyince hemân bir nefîr-i Bektaşî zemzemesi sadâsı gelüp hakîr ayağ üzre kalkup bu cânlara nazar etdim. Gördüm ki abdâlân-ı Bektaşiyândan iki kalender-simâ ve iki zarîf zinde tüvânâ ve ârifân u âşıkân-ı Hudâ karşudan nümâyân olup yakın oldukça sûra rehâ buldurup makâm-ı mu‘aşşerde(?) zemzemeler edüp ferah sûrların çalarak yanıma gelüp ba‘dehü's-selâm süvâr olduğu dâbbelerden nüzûl edüp birbirlerimiz ile öpüşüp görüşüp licâm-ı dâbbeleri ellerinde iken oturdular. Hemân hakîr,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y411a ·
metinde göster ·
bir arık kara kuru kadîd-i mahz âdem zâhir olup pâ-bürehne ve ser-bürehne, ammâ …
Anlar fasılların tamâm edince karşudan bir arık kara kuru kadîd-i mahz âdem zâhir olup pâ-bürehne ve ser-bürehne, ammâ yine siyâh deriden avret yerine bir kisbet geymiş, eyle daracık kim kelpedân ile yapışılmaz, yâdest kemiğine benzer bir kadîd cüst ü çâlâk ve zinde, ammâ ayyârlık alâmeti yüzünde, pehlivânlık kelâmları sözünden sâdır olup bir gûne reftâr ederek meydân-ı ma‘rekeye geldi kim gûyâ ayağı altında karınca vardır. Hemân ki huzûr-ı melike geldikde "Yâ Hayy" deyüp havâya pertâb urup beş âdem kaddi gûyâ tayerân edüp zemîne endikde âdâb-ı pehlivân-vâr melike varup zemîn-bûs edüp melike ve hakîre hayli du‘â etdi. Ve geri geri gidüp karâr edüp eyitdi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y419b ·
metinde göster ·