… yup reftâr ederdi. Koynu ve koltuğu mâl-â-mâl koyun ve sığır ve keçi ve kuzu ve
karaca ve
sığın ve ceyrân boynuzları ile mâl-â-mâl idi.
"Şalla Ka‘be'ye gidesin Ahmed çebu, şalla Ka‘be'ye gidesin Mehemmed çebu" deyü söz atardı. Garâbet bunda kim ömründe görmediği âdemi görünce ism [ü] resmiyle fülân çebu deyü âşinâlık arz ederdi ve yigirmi sene mürûr etmiş âdemi gördükde "Fülân kadının oğlu fülân çebu hoş geldin" deyü ayağa kalkup sıçrayup reftâr ederdi. Koynu ve koltuğu mâl-â-mâl koyun ve sığır ve keçi ve kuzu ve karaca ve sığın ve ceyrân boynuzları ile mâl-â-mâl idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 114b ·
metinde göster ·
… çeri ocağı avcıları Istıranca dağlarında sayd [ü] şikâr etdikleri sığınların ve
karacaların ve
tablalıların lahmını bu Yeniköy'e getirüp pâdişâh içün pasdırma yapup mezkûr Ha …
Ve Hacı Ömer hânesi önünde yeniçeri ocağı avcıları Istıranca dağlarında sayd [ü] şikâr etdikleri sığınların ve karacaların ve tablalıların lahmını bu Yeniköy'e getirüp pâdişâh içün pasdırma yapup mezkûr Hacı Ömer hânesi önündeki çemenzâr fezâda perverde ederler. Zîrâ bu rabtanın âb [u] hevâsı latîfdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 137b ·
metinde göster ·
… mete cân ve baş ile hizmet ederler ulu âsitânedir. Bunlar pâdişâh içün sığın ve
karaca ve
tablalı avlayup pasdırma ederler. Ve Karadeniz Boğazın hıfz [u] hırâset ederler …
Mesîregâh-ı Istıranca dağları: Bir ucu Alman dağlarında nihâyet bulur çengelistândır. Bunda yeniçeri ocağından bir oda yeniçeri avcıları vardır, âsitâne-i Bektaşiyân'dır. Cümle huddâmları her hidmete cân ve baş ile hizmet ederler ulu âsitânedir. Bunlar pâdişâh içün sığın ve karaca ve tablalı avlayup pasdırma ederler. Ve Karadeniz Boğazın hıfz [u] hırâset ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 146b ·
metinde göster ·
… ve fitirnevcikleri ve balacıkları olur, hınzîrın dahi sekiz ve on aded alaca ve
karaca ve
sarıca çoçkaları, bocukları ve hırcaları olur, kelb ve hınzîr cihânı dutmak ger …
Garâbet bu kim bir kelb ve hınzîr yılda iki kerre yavrulayup sekizer onar enikleri ve göblezleri ve fino ve fitirnevcikleri ve balacıkları olur, hınzîrın dahi sekiz ve on aded alaca ve karaca ve sarıca çoçkaları, bocukları ve hırcaları olur, kelb ve hınzîr cihânı dutmak gerek idi. Ammâ bi-emrillâh koyun seher-hîz olduğundan rîh-i rahmete nâ’il olup Hak celle ve alâ dölüne ve döşüne berekât verir. Ammâ hınzîr bütün gece burnuyla yeri nadaz nadaz yarup yerden kök çıkarup yer, sabâh vakti hınzîr gibi hor hor hâblar ve kelb dahi tûl-ı nehârda van van uluyup vakt-i seherde burnun kuyruğu altına sokup muşıl muşıl uyur. Ol ecilden göblezleri ve hınzîr bocukları mu‘ammer olmaz, aceb hikmetullâhdır. Netîce-i merâm bu celeb-keşân askeri dahi cümle küheylân atlar üzre pür-silâh ubûr ederler. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 169b ·
metinde göster ·
… ş aded mahsûlâtları vardır. Koyunu ve keçisi ve hınzırı ve dağlarında sığını ve
karacası ve
tablalısı çok olur ve küheylân atları vardır, ammâ cümle Tataristân'da ve Gürcî …
333a Bu Mikrilistân'da niçe bin aşâ’ir [u] kabâ’iller vardır ve niçe gûne lisânlar vardır. Zîrâ azîm ülke-i vâsi‘dir. Yetmiş aded mahsûlâtları vardır. Koyunu ve keçisi ve hınzırı ve dağlarında sığını ve karacası ve tablalısı çok olur ve küheylân atları vardır, ammâ cümle Tataristân'da ve Gürcîstân'da ve Mikrilistân'da aslâ eşek ve katır yokdur ve Mikril diyârında zerdeva çokdur. Ve sansar ve tilki ve yaban kedisi ve kur tavuğu çok olur. Buğday ve arpası azacık ekdiklerinden az olur ammâ lazudi ve pasta darısı çok olur. Kûh-ı bâlâlarında balı ve cevzleri ve çimşîr dırahtları ve çam ve ardıçları firâvândır, ammâ servi ağacı nâdirdir. Ve bu Mikrilistân, Abaza ve Çerkes diyârının halkı gibi dağlar içre sâkin olup köyleri dâ’imâ sâbitedir, konup göçmezler. Bâğlı ve bâğçeli ve kenîseli ma‘mûr kal‘alı köyleri vardır. Zîrâ millet-i kadîm ve diyâr-ı azîmdir. Netîce-i kelâ[m] yetmiş yedi günde Gönye'den ba‘de'l-feth bu Mikrilistân-ı Gürcîstân'ı deverân edüp mâh-ı mezbûrun (---) günü cânib-i kıbleye Erzurûm tarafına cümle guzât-ı müslimîn ile avdet edüp üçüncü günde
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 333a ·
metinde göster ·
… argûş ve eğer tilki ve çakal ve kurd ve sırtlan ve andık ve sığın ve tablalı ve
karacalar ve
yağmurca ve ayu ve hınzîr ve toy ve kaz ve turna ve ördek ve balıkçıl ve anıt v …
Bu dahi ibret-nümâ bir temâşâdır ve şeyhi Mustafâ Dede sayd [u] şikâra mâ’il bir cândır. Doğan yerine karakuşlar besleyüp atının sağrısında teğelti üzre karakuşlar oturup şikâr gördükde karakuşları salup eğer hargûş ve eğer tilki ve çakal ve kurd ve sırtlan ve andık ve sığın ve tablalı ve karacalar ve yağmurca ve ayu ve hınzîr ve toy ve kaz ve turna ve ördek ve balıkçıl ve anıt ve yeşilbaş ve devlengeç, hattâ kaplıbağayı ve Kızılırmak'dan sazan balıkların alup şeyhin önüne getirir karakuşları vardır. Bu dahi azîzin bir kerâmat [ü] tasarrufudur. Andan kalkup yine Kızılırmak kenarıyla 2 sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 362b ·
metinde göster ·
… ) Âl-i Osmân ve Âl-i Selçukiyân ve Âl-i Çobaniyân ve Âl-i Dânişmendiyân ve Âl-i
Karacakoyunlu ve
Âl-i Akçakoyunlular ile habîbi Muhammedü'l-Mustafâ dînini inkırâzu'd-deverân âş …
İşte Cenâb-ı Hâlık-ı Eflâk-ı Kevneynin irâdet-i ezeliyyesi böyle imiş kim bu edîm-i arzı {mezkûr akvâmlar ile ve} Arab u Tatar-ı gûnâ-gûnlar ile müzeyyen edüp diyâr-ı (...) Âl-i Osmân ve Âl-i Selçukiyân ve Âl-i Çobaniyân ve Âl-i Dânişmendiyân ve Âl-i Karacakoyunlu ve Âl-i Akçakoyunlular ile habîbi Muhammedü'l-Mustafâ dînini inkırâzu'd-deverân âşikâre ve mü’ebbed olmasiyçün mülûk-ı merkûmlar ile Rûm u Arab u Acem'i ecnâs-ı mütenevvi‘a-i benî Âdem ile imâr etdi. Ammâ bu tahrîr olunan selâtîn-i ümerâ ve kay u bay misilli mülûklerin cümle tulû‘ları Belh [u] Buhârâ ve Mâverâ ve diyâr-ı Mâhân'dan hurûc etmişlerdir. Zîrâ diyâr-ı Arab'dan sonra şa‘şa‘a-i Muhammedî Mâverâü'n-nehir'den kopdu. Hatta ba‘de'l-hicreti'n-Nebeviyye sene 446 târîhinde bu bâlâda tahrîr olunan şehr-i Ahlat'da medfûn olan beş fırka mülûkun cümlesi diyâr-ı Mâhân'dan gelmişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 241b ·
metinde göster ·
Andan paşa cümle mîr-i mîrânlar ile cemî‘i kibâr u a‘yânlar ile hânların teferrücgâhlarına ve saydgâhlarına ve çiftlikler ve şikârgâhlarına ve şehir etrâfında olan niçe hâmûn-ı telâli ve vâdî-i cibâli seyr ederek hânın zağanos ve bâzları ile turna ve kazları sayd ederek ve tola ve tarraş ve zağarlar ile atmaca ve karagözler ile keklik ve bıldırcınlar şikâr ederek ve Urfa Göçüğü ve Muş ovası cücüğü seri‘u's-seyr cerî yetken yeken tazı-yi kelb-i mu‘allemler ile hargûş-ı sahrâyî ve gûsfend-i yabanî ve sığın u karaca ve tablalı gazâlları sayd [u] şikâr edüp köşe köşe ziyâfetler olup hedâyâ-yı firâvânlar gelüp yine otağa gelinüp cümle mîr-i mîrânlara ve Van a‘yânlarına Paşa-yı bâ-vakâr kapucubaşılarıyla birer av şikârı gönderüp anlar da her varan ağalara birer küheylân at ve niçe elvân bârçe-i Gücürât verüp paşaya dahi birer hedâyâ gelmesi mukarrer idi. Ve her gün ale's-sabâh hanım tarafından yüz sahan futûr ta‘âmı ve hân tarafından iki yüz sahan öyle ta‘âmı gelmesi mukarrer idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 280b ·
metinde göster ·
… enzâr fezâda haymelerimizle meks edüp ol gice ahâlî-i kurâ cümle askere kuzu ve
karaca ve
sığın ve yaban koyunları getirüp ziyâfet etdiler, ammâ süd ve darı ve tereyağıy …
Menzil-i karye-i Davdan: Mahmûdî hükmünde yüz hâneli ve bir câmi‘li Kürd köyüdür. Bir çemenzâr fezâda haymelerimizle meks edüp ol gice ahâlî-i kurâ cümle askere kuzu ve karaca ve sığın ve yaban koyunları getirüp ziyâfet etdiler, ammâ süd ve darı ve tereyağıyla bir ta‘âm getirdiler. Meğer "Pohın" derlermiş, ol pohından cümlemiz yedik, ammâ lezîz pohın imiş. Gerçekden safâ etdik. Meğer bu diyârda pohın mu‘teber ta‘âm imiş. Anınçün her müsâfire ikrâm içün pohın yedirirlermiş. Ammâ ba‘zı Kürd veled-i zinâları, "Pohın yer misiz?" deyü pohından sormağa başladıklarından bizim asker dahi bed ismi var deyü pohından yemez oldular. Ammâ hakkâ ki lezîz ta‘âm idi. Andan yine cânib-i şimâle meyyâlce,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 286b ·
metinde göster ·
… udâ Subhânü'l-Hallâk fîl cüssesi kadar sığınların şâhaları çatal-misâl olmuş ve
karaca ve
tablalı ve yağmurca ve sinhale(?) nâm hayvânların her biri Kastamonu'nun çâlâk …
Der-fasl-ı sayd [u] şikâr: Zirinoğlu kâmil yedi sâ‘at bizim serhadlerimiz tarafında olan zikri sebkat eden kırıntıların iç yanında bir azîm kasr-ı âlî var. Anda çıkup karâr-dâde olduğumuz gibi dağlar ve ormanlar içinden taraf taraf top sadâsı kopup el-azametullâh meğer mukaddemâ tâ Çakatorna'dan re‘âyâlara âdemler gitmiş. Âdem deryâsı bir hay huy sayha-i azîm ile âdem deryâsı gelmede ve toplara ârâm olmayup atılmada, ammâ cemî‘i dağların vahşî canavârları sürü sürü gelüp Kırıntı nâm mahalde yığılup cân bâzârına düşmede, ammâ azamet-i Hudâ Subhânü'l-Hallâk fîl cüssesi kadar sığınların şâhaları çatal-misâl olmuş ve karaca ve tablalı ve yağmurca ve sinhale(?) nâm hayvânların her biri Kastamonu'nun çâlâk katırlarına benzer. Ve bir gûne kırmızı yünlü ayu geldi kim her biri Bağdâd aslanına {benzer} mehîb, mefret ve azulu hınzîrları hımârdan büyük ve yaban keçisi ve yaban koyunu sığır kadar ve gele gele ol kadar tilki ve çakal ve kurd ve sırtlan ve tavşan geldi kim hisâbın Hallâk-ı âlem bilir. Bu hâl üzre cümle kâfir topları atarak ve sâ‘ika-i topdan mahlûkat kaçarak bir yere gelüp lâ-yu‘ad ve lâ-yuhsâ hayvânâtlar ortada kalınca kral ve hakîr köşkden temâşâ edüp, "Bire vurun" deyince el-azametullâh 163a kassâb-ı kazâ-yı ecel bu kadar yüz bin cânın içine girüp kırmağa başladılar, ammâ hınzîr ile ayu beş yüz mikdârı kefereleri helâk etdiler. "Bire vardı" ve "Bire geldi" derken gerüden dağlar içre gere gere getirdikleri katrânlı Firengî ipden seyrek balık ağı gibi örülmüş ağlar gelüp gerildikde aslâ hayvânâtlar firâr edemeyüp be-dürüstî kırmağa başladılar, ammâ hınzîr ve kurd cânları acısından önlerine râst gelen hayvânları eyle paraladılar kim cümle mahlûk anlardan havf ederlerdi, ammâ ayular bir yere gelüp ellerine budağ birer ağac pârelerin alup insân gibi ayağ üzre kalkup hınzîra ve kurda sopalar urup depelerdi. Mehîb ve mefret Alman ayıları olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 162b–163a ·
metinde göster ·
… urğânları mevcûd olduğundan mâ‘adâ ceyranlar ve hımâr-ı beyâbânîler ve sığın ve
karacalar ve
tablalılar ve yağmurcalar ve geyikler ve kebş-i beyâbânîler ve teys-i kûhîler v …
Ve bir tarafında dahi eğer berrî ve eğer bahrî olan hûş u tuyûrun envâ‘ı mevcûddur kim Mısır'dan Menzile nâm vilâyetden ve Funcistân pâdişâhı vilâyetinden niçe bin gûne kuşlar ve kaz ve ördek ve an[g]ıt ve güvercinlerin envâ‘ları ve her diyârın ecnâs-ı mahlûk murğânları mevcûd olduğundan mâ‘adâ ceyranlar ve hımâr-ı beyâbânîler ve sığın ve karacalar ve tablalılar ve yağmurcalar ve geyikler ve kebş-i beyâbânîler ve teys-i kûhîler ve Alman ayıları var kim fîl kadar, ve'l-hâsıl cenâb-ı Kibriyâ bu edîm-i arzda ne halk etdiyse zî-rûh kısmından bu bâğda mevcûd olduğundan mâ‘adâ Yenidünyâ mahlûkları dahi bî-hisâb mevcûddur, zîrâ bu Nemse çâsârı cemî‘i milel-i Nasârâ üzre tasaddur edüp şehinşâh olduğundan bu gûne eşyâlar âsitânesinde bulunmak ünvân-ı esbâb-ı ihtişâmından ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 52b ·
metinde göster ·
… olmak ile beyâz kal‘a değildir, ya‘nî kesîf kal‘a-i atîkdir kim der-i dîvârları
karaca ve
ba‘zı yerleri alaca, rahnedâr yerleri var. Ammâ Semendire kal‘ası gibi acîb ü g …
Bir kal‘a-i Köylüc dahi Bosna eyâletinde Hersek sancağı hâkinde leb-i deryâda olan Nova kal‘asının şimâlinde Gaçka sahrâsı nihâyetinde bir kûh-ı bülend üzre vâki‘ olmuş Köylüc kal‘ası var, ammâ bu Tuna Köylücüdür. Sene (---) târîhinde Ebü'l-feth Mehemmed Hân asrında be-dest-i Gâzî Balı Beğ dest-i Sırf kralı elinden dest-i kahr ile feth edüp hâlâ Budin eyâletinde Semendir[e] sancağı hâkinde voyvadalıkdır ve Semendire kadısı niyâbetidir. Kal‘ası leb-i Tuna'da bir dü[z]lük yerde şekl-i muhammes üç kat Şeddâdî taş binâ kal‘a-i ra‘nâdır kim dâ’iren-mâdâr cirmi kâmil bin altı yüz germe adım olup kıble tarafına büyük kapusu ve liman tarafına su kapusu var. Eski binâ olmak ile beyâz kal‘a değildir, ya‘nî kesîf kal‘a-i atîkdir kim der-i dîvârları karaca ve ba‘zı yerleri alaca, rahnedâr yerleri var. Ammâ Semendire kal‘ası gibi acîb ü garîb on yedi aded sivri tahta külâhlı kubbeleri var, ammâ iç kal‘ası taşra kat kal‘adan yüksekdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 93b ·
metinde göster ·
… ûyâ Mısır'da İskenderiyye limanlarıdır, ammâ bu limanların etrâfındaki dağların
karaca ve
sığın ve kebş-i beyâbânîleri bir diyârda yokdur. Ve eyyâm-ı şitâda limanlar içr …
Memdûhâtından, niçe bin elvân mâhîleri var kim gûyâ Mısır'da İskenderiyye limanlarıdır, ammâ bu limanların etrâfındaki dağların karaca ve sığın ve kebş-i beyâbânîleri bir diyârda yokdur. Ve eyyâm-ı şitâda limanlar içre kaz ve ördek ve kuğu ve balıkçıl ve karabatak ve sürhâb [ve] sakka kuşlarının hisâbların Hâlık-ı Kevneyn bilür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 120b ·
metinde göster ·
sığın ve tablalı şikârların dahi böyle pişirirler. Ve dağlarında keklik ve tura …
Ve dağlarında karaca ve sığın ve tablalı şikârların dahi böyle pişirirler. Ve dağlarında keklik ve turaç ve kor tavuğu nâm tavukları ve kaz ve ördekleri kebâb edüp yerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 150b ·
metinde göster ·
… ahrâsı içre olan yaban koyunu ve kuzusu ve geyiği ve yağmurcası ve tablalısı ve
karacası 190b ve
yünlü Çîn âhûsu ve yaban gûru ya‘nî arkası siyâh elifli yaban eşeği ve kurd ve …
Ve yine bu Heyhât sahrâsı içre olan yaban koyunu ve kuzusu ve geyiği ve yağmurcası ve tablalısı ve karacası 190b ve yünlü Çîn âhûsu ve yaban gûru ya‘nî arkası siyâh elifli yaban eşeği ve kurd ve çakal ve tilki ve hınzîr ve ayular ve gayri mahlûklar otav otav ya‘nî bini iki bini bir yerde sürü sürü gezüp birbirlerin yeyüp geçinirler. Bu sahrâda anıniçün hayvânât kemiklerinden geçilmez. Ve Azak nâfesi dedikleri kırmızı tilki kürkleri cümle bu Heyhât'dan gelir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 190a–190b ·
metinde göster ·
… e oğlak keçisi her dem tâzedir. Ve dağlarında keklikleri ve çilleri ve sığın ve
karaca ve
yağmurca ve tablalıları ve sığınları bî-hisâb sayd [u] şikârlı kûh-ı bülendler …
Ve dahi eyyâm-ı vakt-i şitâda kuzusu ve oğlak keçisi her dem tâzedir. Ve dağlarında keklikleri ve çilleri ve sığın ve karaca ve yağmurca ve tablalıları ve sığınları bî-hisâb sayd [u] şikârlı kûh-ı bülendler vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 212a ·
metinde göster ·
… i şikâr ederken bu dağlarda 376b günde kırk elli aded sığır kadar sığınlar ve
karacalar ve
tablalı ve yağmu[r]calar ve bu kadar tavşanlar sayd [u] şikârlar edüp kanlı keb …
Husûsan sene 1062 târîhinde Melek Ahmed Paşa efendimizle Sofya-i sâfiye vâlîsi iken Kemalî Halîl Ağa ile ol dağlara on bin aded re‘âyâlar ile pür-silâh olup hayduk kâfirleri şikâr ederken bu dağlarda 376b günde kırk elli aded sığır kadar sığınlar ve karacalar ve tablalı ve yağmu[r]calar ve bu kadar tavşanlar sayd [u] şikârlar edüp kanlı kebâblar yeyerek beher yevm kırk elli mikdârı hayduk kâfirleri dahi davulları ve zurnaları ile kefereleri sayd edüp mezkûr Petriç kasabasında ve Köstendil şehrinde ve Dobniçse kasabasında ve Samakov şehrinde ve Sofya şehrinde sayd olunan kâfirleri cümle köşe köşe salb edüp gazâlar etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 376a–376b ·
metinde göster ·
… âm-ı A‘zam hazretlerinin evlâd-ı zevi'l-ihtirâmıdır. Ve Şeyh Nâsıreddîn ve Şeyh
Karaca ve
Şeyh Alîyyü'l-Me‘âzî ya‘nî südcü. Bir sığırı var imiş. Kendü kifâf-ı nefsinden …
Ve Azez'in şimâlinde Şeyh Hazret-i İlyâs ve Azez'e karîb Şeyh Alîyyü'l-Yemânî ve Şeyh Abdullâh Nu‘mânî, İmâm-ı A‘zam hazretlerinin evlâd-ı zevi'l-ihtirâmıdır. Ve Şeyh Nâsıreddîn ve Şeyh Karaca ve Şeyh Alîyyü'l-Me‘âzî ya‘nî südcü. Bir sığırı var imiş. Kendü kifâf-ı nefsinden mâ‘adâ herkesin kapusu önüne sığırıyla varup cümle şehir halkına süd bezl edermiş. Ulu ziyâretgâhdır. Ve Şeyh Hâmid hazretleri Kilis yolu üzredir. Ve Hurme Hâtûn.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y168a ·
metinde göster ·
… ve Mısır'ın niçe yüz meydânlarında niçe bin salıncak ve dollâb ve beşik ve atlı
karaca ve
çıkrık ta‘bîr etdikleri sıbyân-ı cüvânân muhibbân binüp iki üç kolan ile bir câ …
Ve bu ıyd-ı şerîfde üç gün üç gece eyle şâdumânîler olur kim geceleri Kadir, rûzları rûz-ı ıyd olduğu bu günlerdir. Rûmeli meydânı ve Kara Meydânı ve İmrahor Mahallesi meydânı ve Eski Mısır meydânı ve Bulak'da ve Bâb-ı Nâsır'dan taşra ve mahalle-i Âbidîn'de ve Mısır'ın niçe yüz meydânlarında niçe bin salıncak ve dollâb ve beşik ve atlı karaca ve çıkrık ta‘bîr etdikleri sıbyân-ı cüvânân muhibbân binüp iki üç kolan ile bir cânibe salınırlar, bir temâşâgâhdır. Beyit:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y183b ·
metinde göster ·