… lar binâ edüp her dükkânları zer [u] zîvere gark edüp pâk dilberân huddâmlar el
kavuşup her
dükkânda zî-kıymet kâseler ve fağfûrî tabaklar ve mertebânî-i Gavrîler ve mutal …
Bu esnâf-ı makbûl, cümlesi pâk libâslar ile ve pâk müsellah ve müretteb saf saf ubûr edüp arabalar ve tahtırevânlar üzre orta peşkinli beşer altışar tancere ta‘âmlı ocaklar binâ edüp her dükkânları zer [u] zîvere gark edüp pâk dilberân huddâmlar el kavuşup her dükkânda zî-kıymet kâseler ve fağfûrî tabaklar ve mertebânî-i Gavrîler ve mutallâ leğen ve ibrîk ve harîr peşkîrler ve koknusu ve gücügen cenâhından yelpâzeler ile huddâmlar âmâde durup âşbâzlar ellerinde kepçeler ile ta‘âm kotararak giderken ba‘zı ehl-i cû‘ ol izdihâmda dükkâna girince âşcılar çavuşu feryâd edüp eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 171a ·
metinde göster ·
… ve'l-hâsıl Cenâb-ı Allâh bu edîm-i arzda ne kadar mahlûk halk etdiyse bu ecinne
kavminde her
mahlûk uzvundan birer eşkâl mukarrer idi, ammâ bedenleri cümle vücûd-ı insân gi …
Andan ecinne askeri yürüdü kim ne 69a gûne nümâyân oldukların birbir tahrîr etsem tûl-ı dırâz-ı kelâm olur. Ancak cümlesi Mısır alacaları esbâb geyüp ellerinde birer kamış ve hasır pâreleri olup gözleri müdevver kimi sıçan kulaklı ve kimi kedi kulaklı ve kimi âdem başlı ve kuş başlı ve balık başlı ve arslan ayaklı ve'l-hâsıl Cenâb-ı Allâh bu edîm-i arzda ne kadar mahlûk halk etdiyse bu ecinne kavminde her mahlûk uzvundan birer eşkâl mukarrer idi, ammâ bedenleri cümle vücûd-ı insân gibi ve niçe bininin başları yine insân başı gibi olup gözleri insân gibi açılup kapanmayup yanına açılup kapanır müdevver gözleri var. Ve burunlarının orta direkleri yok, yüz kerre yüz bin gûne eşkâl ile görünmüş kavm-i ecinneler birbirleriyle boğuşarak ve kovuşarak ve gûnâ-gûn mashariyyât ederek bunlar dahi bir tarafa ubûr etdiler. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 68b–69a ·
metinde göster ·
… vâmdan gûnâ-gûn memâlik kavmidir. Cenâb-ı Kibriyâ'nın takdîriyle bu zikr olunan
kavimlerin her
biri birer takrîb ile Mısır'a gelüp Hazret-i Yûsuf gibi esîr deyü satılup her b …
Evvelâ bu bilâd-ı Ümmü Dünyâ-yı Kâhire-i Mısır a‘yân [u] eşrâfının ıstılâhât [u] ibârâtları gûnâ-gûndur. Ammâ ekseriyyâ ehl-i Mısır kavm-i Çerâkese-i Hâşimî ve kavm-i Abaza-i Kureyşî ve kavm-i Sadşe ve kavm-i Gürcî ve Mikril ve Dâdyân ve Açıkbaş ve Rûs ve gayrı akvâmdan gûnâ-gûn memâlik kavmidir. Cenâb-ı Kibriyâ'nın takdîriyle bu zikr olunan kavimlerin her biri birer takrîb ile Mısır'a gelüp Hazret-i Yûsuf gibi esîr deyü satılup her biri birer hânedâna düşüp ilm-i kemâl [ü] ma‘rifet tahsîl edüp vak‘ [u] vakâr sâhibi olarak ihtiyâr olup azîz-i Mısır olurlar. Ammâ diyâr-ı Mısır Arabistân olmağile herbiri öz lehçe-i mahsûsaların terk edüp lisân-ı Arabî'de tekellüm ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y73a ·
metinde göster ·
… îh'e gönderdi. Ol la‘în dahi Mısır meydânında galtân etdirdi. Fir‘avnî cebbârîn
kavminden her
kim İmâm Hüseyn'in re’s-i şerîfine püşt-i pâ urduysa birer ayakları tulum gibi …
Ba‘dehu İmâm Hüseyin hazretlerinin ser-i sa‘âdetlerin şâm'da Yezîd'e getirdiler. Ol dahi şâdumânîler edüp re’s-i şerîfi Mısır'da Mu‘âviye ibn Cerîh'e gönderdi. Ol la‘în dahi Mısır meydânında galtân etdirdi. Fir‘avnî cebbârîn kavminden her kim İmâm Hüseyn'in re’s-i şerîfine püşt-i pâ urduysa birer ayakları tulum gibi oldu. Hâlâ Mısır'da niçe bin âdemin birer ayağı tulum gibi şişmişdir. Andan bi-emrillâh bir hâtûn evlâdının başın kesüp meydâna koyup İmâm Hüseyn'in re’s-i şerîfin hıfz eder. Tâ ki Mısır hâkimi Sarîh ma‘zûl olup yerine bir mü’min ü muvahhid muhibb-i hânedân gelüp ol hâtûn ol münevver vech-i Hüseyn'i çıkarup hâlâ meşhed olan âsitânede defn ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y269a ·
metinde göster ·
… leri bilâ-hisâb kara nahıra benzer sürü sürü piyâde eli harbeli ve beli kırbalı
kavmlerin her
biri gûnâ-gûn lehce-i mahsûsları ile tegannî ederek azm-i râh ederlerdi. Ve mel …
Ertesi ale's-sabâh cümle asâkir-i Berberî pâk libâsların geyüp âlât-ı silâhlariyle iktidârlarına göre kendüleri tezyîn edüp melik-i Berberistân dahi asâkir-i sâhib-sinânların yemîn ü yesâra cenâheyn-vâr tertîb edüp bî-hisâb eli hıştlı esb-süvâr ve hecîn-süvâr askerin dahi talî‘a Q 320aP 317a edüp dahi ileri bilâ-hisâb kara nahıra benzer sürü sürü piyâde eli harbeli ve beli kırbalı kavmlerin her biri gûnâ-gûn lehce-i mahsûsları ile tegannî ederek azm-i râh ederlerdi. Ve melik dahi kendi tevâbi‘leri ile yüz altmış boybeğleri ve kal‘a kanları kûs [u] kebürgelerin çalarak âvâze-i tabl [u] dühül ve kûs [u] makrafa sadâsı evce peyveste olurdu. Bu hâl üzre Nîl kenârınca cânib-i cenûba yedi sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y403b ·
metinde göster ·