… ngistân dereli yerde yüz evli bir köyü vardır. Re‘âyâları cümle Yarmeni'dir. Bu
kayada
zamân-ı kadîmde bir kenz var imiş. Mağarasının kapusundan içeri bakdukda cümle …
Evsâf-ı mutalsamât-ı Zağapa Deresi: Bu dere cânib-i erba‘asındaki dağlardan cem‘ olup nehr-i Kerkük'e mahlût olur. Bir sengistân dereli yerde yüz evli bir köyü vardır. Re‘âyâları cümle Yarmeni'dir. Bu kayada zamân-ı kadîmde bir kenz var imiş. Mağarasının kapusundan içeri bakdukda cümle cevâhir ve altun ve gümüş avânî râyegân imiş. Ammâ bâb-ı gârda iki dâne kılıç, biri inmede ve biri çıkmada. Niçe kerre kılıçlar önüne gemi direkleri koyup ol ân direği iki pâre edermiş. Ârif-i billahın biri gelüp ilm ile dahme-küşâlık edüp ana müyesser olur. Hâlâ ol gâr zâhirdir, ammâ genci nâ-zâhirdir. Bu Zağapa deresinde bir mutalsam-ı acîb dahi vardır derler, ammâ hakîr görmedim. Andan kalkup 5 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 284a ·
metinde göster ·
… aslâ bir tarafdan zaferi mümkün değil havâlesiz bir kal‘a-i bî-misâldir. Aşağı
kayada
ağaç cisr ile ubûr olunur. Ancak bir kapusu var, andan içeri minâre yolu gibi k …
Eşkâl-i kal‘a-i Mekü: Nehr-i (---) kenarında dibi ince, yukarısı sahrâ-yı azîm gûyâ mantar gibi yâhûd zencef ütücüsü mermeri gibi ince belli, evc-i âsumâna ser çekmiş aslâ bir tarafdan zaferi mümkün değil havâlesiz bir kal‘a-i bî-misâldir. Aşağı kayada ağaç cisr ile ubûr olunur. Ancak bir kapusu var, andan içeri minâre yolu gibi kayadan kesmeli yokuş yukaru çıkılır. İçinde yedi yüz hâne kadar imâr olmada hâneleri var, dahi ol kadar ma‘mûr değildir. Eğer imâr olursa Kahkaha-âsâ bir kal‘a-i bî-misâl olur. Revân hânlığı hükmünde bir sultânlık olup içinde iki bin Mâzenderânî tüfenk-endâz komuşlar. Ve her gice nehr üzre cisrin kaldırup kal‘anın kayası cezîre-misâl kalup kal‘anın tâ zirve-i a‘lâsından yüz kulaç iplerin dollâblarıyla kal‘aya su çeküp def‘-i atşân ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 292b ·
metinde göster ·
… nâ olunup arz-ı Hicâz ile hudûd-ı Şâm bu kapu imiş. Hâlâ ol kapu yerleri mezkûr
kayada
nümâyândır. Ve bu kaya içre pinhân olan deve köşeğinin böğürdüğünün sadâsın huc …
{Mu‘cize-i Hazret-i Sâlih aleyhis-selâm}: Hazret-i Sâlih Semûd kavmin îmâna da‘vet etmeğe me‘mûr olup aslâ îmân kabûl etmeyüp gûnâ-gûn mu‘cizeler istediler. Niçeleri "Şu karşuki kara kayadan bize bir deve çıkar, görelim ve yanına erkek deve gelmeden hâmile kalup andan bir köçek deve tevellüd eylesin. Dişi devenin südiyle kifâflanalım. Andan sana îmân getürelim" diye böyle niçe gûne mu‘cizeler istediler. Hemân ol demde Sâlih Nebî el açup du‘â etdikde bi-emrillahi Te‘âlâ ol yalçın kızıl kaya şak olup bir nâka âşikâre olup sehel vakt içinde nâka vaz‘-ı haml edüp andan bir mahbûb köçecik tevellüd edüp kâmil otuz sene bu develer sahrâda otlayup südünü cümle Semûd kavmi 43a sağup kifâflanırlardı. Yine böyle iken "Yâ Sâlih, aceb üstâd-ı kâmil sehhâr imişsin kim şöyle kızıl kayadan bir deve çıkardın" deyü bir âdem îmâna gelmeyüp âhir dişi deveyi katl edüp du‘â-yı Sâlih Nebî ile yine kaya iki şakk olup devenin köçeği kaya içine girüp gâ’ib oldu. Hakîr Şâm râhıyla hacc-ı şerîfe gitdükde bu Nâka Kayası nâm mahalli görüp temâşâ etdik. Evc-i âsumâne kad çekmiş bir kızıl kayadır. Bi-emri Hayy [u] Kadîr ol kaya iki şak olup deve zâhir olduğu yer ve yine köçek deve girüp gâ’ib olduğu kaya yed-i kudret ile şak olduğu eyle nümâyândır kim, gûyâ üstâd-ı hakkâk Yemenî taşı ve silânı ve elması niçe hakkedüp musaykal u mücellâ ederse eyle berrak yarıklı kayadır ve iki cânibi dar boğaz semâya ser çekmiş kayalardır. Zamân-ı kadîmde bu mahalde kayadan kayaya bir bâb-ı azîm binâ olunup arz-ı Hicâz ile hudûd-ı Şâm bu kapu imiş. Hâlâ ol kapu yerleri mezkûr kayada nümâyândır. Ve bu kaya içre pinhân olan deve köşeğinin böğürdüğünün sadâsın huccâc-ı müslimînin develeri istimâ‘ edüp ol mahalden bir hatve ileri gitmek ihtimâli yokdur. Ol kayalar mâbeyninde deve üstühânlarından geçilmez bir dayyık mahaldir. Âhir-i kâr develerimiz bu Sâlih devesinin feza‘ [u] ceza‘ın bu kayalar mâbeyninde işitmesin deyü cümle Şâm huccâcı bu Nâka kayası dibine karîb geldikde yetmiş huccâc bir ağızdan sadâ-yı Allah Allah'a rehâ buldurup sıyt [u] sadâ-yı gülbânk-ı Muhamedî'den dağlar güm güm gümleyüp cemî‘i halka dehşet ârız olup bu kayalar arasında niçe yüz bin tüfenkleri ve emîr-i huccâcın altı pâre topların üç nevbet bu kayalar mâbeyninde atup niçe bin develeri böyle feryâd-ı hây hûy ile ubûr etdirirler. Tâ huccâcın âhiri temâm olunca bu sadâ-yı Allah Allah kesilmez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 42b–43a ·
metinde göster ·
… tâ’ifeleri kulağız olup bu yayladan inerken bir ihtiyâr Yürük eydür: "Bunda bir
kayada
çeşme vardır, ana tâli‘ çeşmesi derler. Varın anda tâli‘ dutun" deyü bizi ol de …
Netîce-i merâm köşe köşe oba ber-oba Yürükân ve Çıtakân kavmi içre kırk gün tamâm zevk edüp yine Yürük tâ’ifeleri kulağız olup bu yayladan inerken bir ihtiyâr Yürük eydür: "Bunda bir kayada çeşme vardır, ana tâli‘ çeşmesi derler. Varın anda tâli‘ dutun" deyü bizi ol dere içine götürdü.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 142b ·
metinde göster ·
Anı gördük, evc-i semâya ser çekmiş bir yalçın yalama ve mücellâ
kayada
bir berrâk âb-ı nâb cereyân etmede. Yârân birbirine teklîf edüp köşe be-köşe mü …
Anı gördük, evc-i semâya ser çekmiş bir yalçın yalama ve mücellâ kayada bir berrâk âb-ı nâb cereyân etmede. Yârân birbirine teklîf edüp köşe be-köşe müşâvereye başladılar. Kimesne cür’et edüp su almağa varamadılar. Âhir Şefî‘î Çelebi "Hamd-i Hudâ, âlem-i sabâvetimden berü her cihetde kendümü ma‘sûm-ı pâk bilürüm" deyü Bismillah ile ileri varup bî-bâk ol mâ-i pâkden alup nûş etdi. Mü’ezzinzâde Alî Çelebi cür’et edüp eline ağaç keşkülü alup su alam derken hemân su kesilüp cümle yârân şaka ile tebessüm edüp "Bre sen mef‘ûlmüşsün" dediklerinde garîb herîfin rûyunda kan kalmayup dem-beste ve hayrân kaldı. Ey imdi ben aldım, sizler alamazsız, deyü cümle yârân "siz bu arada kala" deyü yemîn billah edüp çeşmeden su almağa başladıklarında Şefî‘î Çelebi'nin birâderi varup ayn-ı cârîye el uzatdığı gibi kesildi. Yine cümle yârân gülüşmeğe başladılar. Andan Şeyhzâde Çelebi'nin Hımhım Mehemmed Çelebisi çeşmeye on adım ba‘îd kaldıkda çeşme kesildi. "Hay bunu çok if‘âl bâbına çekmişler" deyü azîm handeler etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 142b ·
metinde göster ·
… çinde, kal‘a dibinde Hâtûniyye cisri başındaki hân-ı azîmin içindeki bir yalçın
kayada
bir gâr-ı ibrenümâ vardır. Ol kehfin kapusu üç âdem kaddi âlîdir. İçinde bir gü …
Vâcibü's-seyr-i sâlis: Şehir içinde, kal‘a dibinde Hâtûniyye cisri başındaki hân-ı azîmin içindeki bir yalçın kayada bir gâr-ı ibrenümâ vardır. Ol kehfin kapusu üç âdem kaddi âlîdir. İçinde bir gürüldü istimâ‘ olunur, ammâ kimesne ana dahi muttali‘ olamamışdır. Ol gâr ise Târîh-i Mıkdısî tahrîr etdiği üzre mukaddemâ tahrîr olunan İskender bu kal‘a-i Bitlîs'i muhâsara etdükde bu gârdan arı askeri çıkup İskender'i bozan zenbûr mağarasıdır. İlâ hâze'l-ân küşâde bâblı bir gâr-ı yetîmândır. Bu gâra bir merd girmeğe kâdir değillerdir. Hattâ Mihmân Kulı ve Seyf Alî nâm yârânlarımız ve huddâmlarımız ile bu gârı temâşâ ederken hân içre bir tula çapar lâşesi var idi. Ya‘nî bir zağar kelb leşi idi. Seyf Alî refîkimizin bir sefîh gulâmı bu gâr bir mu‘attal kehfdir, deyü kelbin leşin alup gârın kapusundan içeri niçe atdı ise ol ân tarfetü'l-ayn içre lâşe-i kelb-i bî-cânı taşra pâre pâre ve dilim dilim ve şilim şilim ve çilim çilim taşra atıldı. Hemân hakîrin aklı başından gidüp hândan taşra firâr etdim, ammâ zehrem çâk oldu. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 226a ·
metinde göster ·
… . Hakkâ ki deve gerdânı gibi birkaç kaya üzre deve kellesine müşâbih bir yalçın
kayada
bir kal‘a-i sağîredir.
{Ta‘rîf-i kal‘a-i Kesik ve Deveboynu derler}: Bu kal‘adan mâ‘adâ cânib-i şarkda mukaddemâ deve boynuna benzer dediğimiz mahalde Kesik derler bir kal‘a-i sağîr vardır kim gûyâ deve kellesi üzre bir kulle-i azîm vardır. Ammâ yukaru Yeniçeri kal‘asından aşağıca vâki‘ olmuşdur. Lâkin yine büyük kal‘adan kayalar içre varılur yolları vardır kim başka dizdârı ve başka neferâtları ve başka cebehâneleri ve başka mağaraları vardır kim Tebrîz kapusuna hâ’il başka bî-hâ’il kal‘acıkdır. Buna hod asla bir vecih ile zafer mümkin değildir. Hakkâ ki deve gerdânı gibi birkaç kaya üzre deve kellesine müşâbih bir yalçın kayada bir kal‘a-i sağîredir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 251b ·
metinde göster ·
Diğer mutalsam-ı gayr: Bu şehr-i Nihâvend'in garbında bir
kayada
bir çeşme-sâr var kim kaçan dihkânîlerin zirâ‘at mahalleri geldikde cümle re‘ây …
Diğer mutalsam-ı gayr: Bu şehr-i Nihâvend'in garbında bir kayada bir çeşme-sâr var kim kaçan dihkânîlerin zirâ‘at mahalleri geldikde cümle re‘âyâ vü berâyâ-yı zürrâ‘ ol çeşme 308a kayası dibine varup bir sığır ve bir deve ve bir at ve bir üştür ve bir çemender ve bir koyun ve bir keçi ve'l-hâsıl kırk gûne zî-rûh hayvânâtdan birer danesin boğazlayınca hemân bi-emrillah bu kadar zamândan berü mu‘attal çeşme kırk gün kâmil cereyân edüp cümle bâğ u bâğçe ve tarlalar kırk günde reyy olup yine çeşmeden su munkatı‘ olur. Bu mutalsamlar aceb hikmetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 307b–308a ·
metinde göster ·
… a Rûmeli kıyısında iki cânibi depeli bir sivri burun üzre sivri bir yalçın kara
kayada
Şeddâdî seng-i mutarraş binâ bir hisâr-ı üstüvâr-ı ra‘nâ metîn ve müstahkem Fey …
Eşkâl-i zemîn-i kal‘a-i Kavala: Akdeniz kenârında Rûmeli kıyısında iki cânibi depeli bir sivri burun üzre sivri bir yalçın kara kayada Şeddâdî seng-i mutarraş binâ bir hisâr-ı üstüvâr-ı ra‘nâ metîn ve müstahkem Feylekos hakîm tahtı olup şekl-i bâdemî vâki‘ olup iç kal‘ası kaya üzre dâ’iren-mâdâr kâmil üç bin adım ihâta eder bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn kal‘a-i ibret-nümâdır, ammâ bu sûr-ı zîbâ bu kaya üzre cânib-i cenûbdan taraf-ı şimâle tûlânîce vâki‘ olmuşdur kim bu evc-i âsımâna berâber olan iç kal‘a kapusu cânib-i kıbleye nâzırdır. Bunda dizdâr sâkin olup cemî‘i cebehâne ve mühimmât ve levâzımât bu iç kal‘ada olup her gece bunda mehterhâne-i pâdişâhî faslı olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 216a ·
metinde göster ·
alnı secdeye geldüğü yerde hâlâ bir mücellâ çuku[r] kayacıkdır. Bârân-ı rahmet …
Ve bu kapu önünde makâm-ı Fâtih Mehemmed Hân var. Kal‘ayı feth etdikde derûn-ı dilden secde-i şükr etdikde bir yalçın seng-i hârâ kayada alnı secdeye geldüğü yerde hâlâ bir mücellâ çuku[r] kayacıkdır. Bârân-ı rahmet cem‘ oldukda masrû‘ ve mahmûm olan âdemler ol matar-ı rahmetden nûş edüp bi-emrillâhi te‘âlâ şifâ bulurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 274b ·
metinde göster ·
bir musaykal ve mücellâ delik vardır. gûyâ hakkâk elinden henüz çıkmış, eyle be …
Ve bu zindânın garb cânibinde yalçın kayada bir musaykal ve mücellâ delik vardır. gûyâ hakkâk elinden henüz çıkmış, eyle berrâkdır. Andan bir leyle-i Kadir'de ol mezkûr kaya iki şakk olup Mısır'dan Seyyid Ahmedü'l-Bedevî'nin dest-i şerîfleri zâhir olup kırk esîrin bend-i zencîrlerin alup kırkı dahi halâs olurlar. Hâlâ ol mahal ziyâretgâhdır. Koca Süleymân Hân feth edüp ibâdullâhı halâs etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y114b ·
metinde göster ·
… nın yalçın kayası eyle mücellâdır kim âdemin reng-i rûyları anda nümâyândır. Ol
kayada
bi-emrillâhi ta‘âlâ Yed-i Kudret ile nakş olmuş bir pîr-i râhib-siyâb var kim g …
Ve bu Hazret-i Risâlet'in secdegâhı mahallinde bir köşede mücellâ kayalardır. Anda bir acîb ü garîb sun‘-ı Hudâ var kim diller ile ta‘bîr ve kalemlerle tahrîr olunmaz. Hazret-i Îsâ beşiği olan taşın cenbinde mağâranın yalçın kayası eyle mücellâdır kim âdemin reng-i rûyları anda nümâyândır. Ol kayada bi-emrillâhi ta‘âlâ Yed-i Kudret ile nakş olmuş bir pîr-i râhib-siyâb var kim gûyâ zî-rûhdur. İki ellerin dizine komuş tebessüm-künân durur. Hazret-i Îsâ beşikde yatırken bu pîre nazar ederek avunup bükâ eylemez imiş. Ba‘dehu Hazret-i Îsâ âlem-i kemâliyyetde havâriyyûnlara buyururlarmış kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y227a ·
metinde göster ·
… rahmetden cem‘ olur, kesme kayalı sarnıcdır. Ve Hazret-i Yûsuf'un cülûs etdüği
kayada
mübârek zânûları yeri âşikâredir. Ve bir yerli kayacıkdır.
Ve bu çâhın suyu aslî değildir. Bârân-ı rahmetden cem‘ olur, kesme kayalı sarnıcdır. Ve Hazret-i Yûsuf'un cülûs etdüği kayada mübârek zânûları yeri âşikâredir. Ve bir yerli kayacıkdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y236b ·
metinde göster ·
köçek deve sadâsın işitmişlerdir. Artık bu develerden bize fâ'ide yokdur" deyü …
"Kayada köçek deve sadâsın işitmişlerdir. Artık bu develerden bize fâ'ide yokdur" deyü huccâcın nihâyetinde paşa geldikde paşa uğruna cümlesin kurbân etdiler. Ve tarfetü'l-ayn içinde lahmin yağmâ etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y270b ·
metinde göster ·