… a nahır gibi kara çadırlarla konup tarfetü'l-ayn içre etrâflarına tabur handakı
kazmağa
başladılar. Meğer Rakofçi kralın Erdel memleketinden çıkup geliyorduğun haber a …
Ammâ bu kal‘a asker-i İslâm'ı görünce azîm top şâdumânları edüp zîr-i kal‘ada meks olunup gerüde kalan kırk elli bin arabalar ile bize imdâd gelen kefereler dahi gelüp kara nahır gibi kara çadırlarla konup tarfetü'l-ayn içre etrâflarına tabur handakı kazmağa başladılar. Meğer Rakofçi kralın Erdel memleketinden çıkup geliyorduğun haber almışlar. Gerçi Tatar askeri dahi haber aldılar, ammâ cümlemiz yağmurluklardan çadırlarımız kurup donlarımız çıkarup cümle atlarımız soyup arkanlarla çayırlara salup atlar dahi bizim gibi râhat olmada.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 41b ·
metinde göster ·
… ek şöyle gerek" deyü müşâvereler ile şekl-i müsebba‘, ya‘nî yedi köşe bir temel
kazmağa
elli bin re‘âyâ cem‘ olup ibtidâ ipler ile kal‘anın zemînin tarh edüp andan taş …
"Düşman bu kal‘ayı muhâsara ederse bu kal‘a şu resimde gerek, böyle gerek şöyle gerek" deyü müşâvereler ile şekl-i müsebba‘, ya‘nî yedi köşe bir temel kazmağa elli bin re‘âyâ cem‘ olup ibtidâ ipler ile kal‘anın zemînin tarh edüp andan taşra handakları ve tabyaları ve kapuların tarh ederken azîm temâşâlar edüp temelleri kazdıklarının tozu ve toprağı eflâke peyveste olup hafirler kazarlardı. İçinde henüz dahi imâretden bir ev yok idi, ancak Tuna kenârında beş bin kadar soltat olacak sazdan ve kamışdan odalar ve azîm toprak tabyaları müfîd [ü] muhtasar yapup kırk elli pâre toplar koyup mukaddemâ ma‘mûr olan gümrükhâne köy bu kal‘aya varoş kalmış olur, ammâ eğer bu kal‘a itmâm bulursa gâyetü'l-gâye metîn kal‘a-i üstüvâr olur. İki yüz yerde hemân dağlar gibi kırmızı tula pişirüp âmâde dururdu. Bu kal‘a cümle tuladan olsa gerek. Bu kal‘anın üssü hafirlerin seyr-i temâşâ edüp yine şimâl tarafına sahrâlar ve ma‘mûr [u] âbâdân kurâlar içre 3 sâ‘atde gidüp, 74a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 73b–74a ·
metinde göster ·
… mühimmât u levâzımâtlar taşıyup yeri göğü toz dutmuş. Niçe bin küffâr handaklar
kazmağa
ve kal‘a temellerin hafr etmeğe çalışırlardı. Hattâ kal‘a temeli bir âdem kaddi …
"İzn-i pâdişâhîyle Nemse hudûdunda çâsârın bir kal‘a yapalım" dedüği nev binâ bu kal‘a-i nâ-tamâmdır kim nehr-i Pojon ile nehr-i Vak mâbeynindeki cezîre içre nehr-i Vak kenârında ve nehr-i Vak ile nehr-i Pojon bir yere mahlût olduğu mahalde hâlâ kırk elli bin kadar küffâr deryâ-misâl olup niçe bin arabalarıyla taş ve kireç ve keraste ve sâ’ir mühimmât u levâzımâtlar taşıyup yeri göğü toz dutmuş. Niçe bin küffâr handaklar kazmağa ve kal‘a temellerin hafr etmeğe çalışırlardı. Hattâ kal‘a temeli bir âdem kaddi kârgîr ve rıhtım binâ rûy-ı arza çıkmış ve yigirmi arşın kadar dahi dîvâr-ı âlî olursa kifâyet eder derlerdi. Tâ ol kadar metîn ve derin handakı içre deryâ-misâl nehr-i Pojon ve nehr-i Vak cereyân ederdi. Ve temeli serâpâ sâfî hurde hurde kemerler olup dîvârı kâmil elli adım enli Şeddâdî tula rıhtım binâdır. Ve Uyvar gibi şekl-i müseddesdir, ammâ kâmil iki Uyvar kal‘ası kadardır. Ve kal‘a handakından taşra bir kat handak dahi kazmağa işâret edüp çizmişler ammâ dahi kazmamışlar. Lâkin yüz elli adım enli ve vâsi‘ handak tarh etmişler. Bu hisâb üzre bu kal‘a eğer itmâmı müyesser olursa Uyvar kal‘asından sarp ve metîn olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 76a ·
metinde göster ·
… âmil iki Uyvar kal‘ası kadardır. Ve kal‘a handakından taşra bir kat handak dahi
kazmağa
işâret edüp çizmişler ammâ dahi kazmamışlar. Lâkin yüz elli adım enli ve vâsi‘ …
"İzn-i pâdişâhîyle Nemse hudûdunda çâsârın bir kal‘a yapalım" dedüği nev binâ bu kal‘a-i nâ-tamâmdır kim nehr-i Pojon ile nehr-i Vak mâbeynindeki cezîre içre nehr-i Vak kenârında ve nehr-i Vak ile nehr-i Pojon bir yere mahlût olduğu mahalde hâlâ kırk elli bin kadar küffâr deryâ-misâl olup niçe bin arabalarıyla taş ve kireç ve keraste ve sâ’ir mühimmât u levâzımâtlar taşıyup yeri göğü toz dutmuş. Niçe bin küffâr handaklar kazmağa ve kal‘a temellerin hafr etmeğe çalışırlardı. Hattâ kal‘a temeli bir âdem kaddi kârgîr ve rıhtım binâ rûy-ı arza çıkmış ve yigirmi arşın kadar dahi dîvâr-ı âlî olursa kifâyet eder derlerdi. Tâ ol kadar metîn ve derin handakı içre deryâ-misâl nehr-i Pojon ve nehr-i Vak cereyân ederdi. Ve temeli serâpâ sâfî hurde hurde kemerler olup dîvârı kâmil elli adım enli Şeddâdî tula rıhtım binâdır. Ve Uyvar gibi şekl-i müseddesdir, ammâ kâmil iki Uyvar kal‘ası kadardır. Ve kal‘a handakından taşra bir kat handak dahi kazmağa işâret edüp çizmişler ammâ dahi kazmamışlar. Lâkin yüz elli adım enli ve vâsi‘ handak tarh etmişler. Bu hisâb üzre bu kal‘a eğer itmâmı müyesser olursa Uyvar kal‘asından sarp ve metîn olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 76a ·
metinde göster ·
… yçün bir tabur-ı azîm kazup cümle asâkir-i İslâm girüp nehr-i Edil'in bir kolun
kazmağa
başlayup kâmil sekiz ay Edil ile nehr-i Ten'in beynlerin kazup yemîn ü yesârına …
Bu mahalle Türk Or'u, ya‘nî Osmânlı handakı denmesinin vech-i tesmiyesi oldur kim sene 976 târîhinde Sultân Selîm-i Sânî asrında Sokollu vezîr-i a‘zamın re’y [ü] tedbîriyle Acem şâhından intikâm alup Şirvân ve Şamâkî ve Demirkapu ve Bakü kal‘alarında muhâfazada olan Özdemiroğlu Osmân Paşa'ya ve Hâdım Ca‘fer Paşa'ya ve Cığalzâde'ye ve Koca Ferhâd Paşa'ya imdâd ve mühimmât u levâzımât gitmesi âsân olmak içün Karadeniz'den gemiler cebehâne götürüp Azağ'a gide, andan nehr-i Ten ile şayka gemiler nehr-i Ten'in nehr-i Edil'e yakın yerine gemiler varup nehr-i Ten ile nehr-i Edil'in mâbeynleri bir günlük, iki nehri birbirlerine mahlût etmek içün Kefe paşası Çerkes Kâsım Paşa'yı ve Kırım hânı Semiz Mehemmed Geray'ı ve Eflak ve Boğdan askerlerin cümle 175a yüz bin kadar yer götürmez asker olup bu kadar kerre yüz bin aded kazma ve tahta ve balta ve külüng ve kürek ve niçe gûne mühimmât ve cebehâne ve yüz aded şâhî toplar ve gayri yüz bin gûne levâzımâtlar ile yüz bin asker ile bu şimdi bizim konduğumuz Türk Or'u nâm mahalde nehr-i Edil kenârında asker-i İslâm meks edüp ibtidâ düşmandan emîn olmalarıyçün bir tabur-ı azîm kazup cümle asâkir-i İslâm girüp nehr-i Edil'in bir kolun kazmağa başlayup kâmil sekiz ay Edil ile nehr-i Ten'in beynlerin kazup yemîn ü yesârına dağlar gibi handakın türâbların yığmışlar ve nehr-i Ten'i kâmil iki konak yere deryâ gibi getirmişler. Hemân iki nehrin arası birbirlerine kavuşmağa iki sâ‘atden eksik yer kalmışken hemân Tatar kavmi bizim askere fıs verüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 174b–175a ·
metinde göster ·
… vc-i semâdan bârân-ı la‘net gibi yağup bir ferd-i âferîde bir kırât bir meteris
kazmağa
kâdir olmayup cümle guzât târumâr-ı misâl-i mûr-ı mâr olup her biri bir kaya al …
"Herkes bu gece meterislere girsinler" deyü fermân olunca el-azametullâh ol gece ol şeb-i târîk-i zulmetde âdem deryâsı Kandiye kal‘ası görünmeyen yerlerden ibtidâ bism-i İlâh ile meterise başlayup küffâr-ı hâkisâr derûn-ı kal‘adan İslâm leşkerinin kazmaları ve kürekleri sâ‘ikasın istimâ‘ edince allâhümme âfinâ mel‘ûn küffâr tobrasında yılan bulmuş hekîme dönüp tâ vakt-i sabâha dak ân-ı vâhid ve derîce ve dakîka durmayup ale'l-ittisâl niçe kerre yüz bin tüfeng ve niçe bin top ve niçe bin havân ve kazan kumbara ve niçe kerre yüz bin aded havân taşı evc-i semâdan bârân-ı la‘net gibi yağup bir ferd-i âferîde bir kırât bir meteris kazmağa kâdir olmayup cümle guzât târumâr-ı misâl-i mûr-ı mâr olup her biri bir kaya altında siperlenüp ordu-yı İslâmda niçe kerre yüz bin hayme vü hargâh bâr [u] büngâhdan bir sağ çetr-i mülemma‘ kalmayup niçe bin at ve katâr u mehâr dağlara firâr etdiklerinden mâ‘adâ niçe kerre yüz bin hımârlar kerrenây-ı Acem-vâr segâh makâmında âğâze ederek anlar dahi deşt-i Hâmûn kûhları penâh edinüp anırarak birer tarafa gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 288a ·
metinde göster ·
Netîce-i merâm cümle esnâfât-ı ehl-i hırefe dellâlbaşı tevâbi‘leriyle ordu-yı hümâyûn içre nidâ edüp herkes cebehâne-i pâdişâhîden demir kazmalar ve demir kürekler ve Ferhâdî külüngler ve küsküler ve varya demirleri alup cemî‘i ibâdullâh âlât-ı silâhlarıyla ordu-yı İslâm başından tâ Kandiye kal‘ası altına sıçan yolları kazmağa âdem deryâsı çalışırken mel‘ûn küffâr-ı sâhib-i zü'n-nâr dûzah-karârın karârı kalmayup üç gün üç gece dahi âteş-feşânlık edüp kal‘adan atdığı top ve tüfengin ve taş kumbara ve fişengin hisâbın Cenâb-ı Bârî bilüp pey-ender-pey şeb [ü] rûz ardı arası kesilmeyüp erbâb-ı ehl-i hırefden üç gün gecede üç bin âdem diyâr-ı ademe kadem basdılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 289a ·
metinde göster ·
… zemînden kal‘aya doğru gidüp henüz bir buçuk yıldan sonra asâkir-i İslâm lağım
kazmağa
mübâşeret etdiler.
Andan cümle guzât bildiler kim "Küffârın evvel atdıkları püskürme lağımlar imiş, bu şimdi atılan büyük lağım imiş" deyü cümle guzât âgâh olup cümle guzâtın iş erleri ve ser-i kârda olan dilâverân-ı serverleri cümle bir yere gelüp Sadrıa‘zam huzûrunda müşâvereler edüp on yedi koldan ka‘r-ı zemîne on bin aded lağımcılar ta‘yîn olunup yer sıçanları gibi ka‘r-ı zemînden kal‘aya doğru gidüp henüz bir buçuk yıldan sonra asâkir-i İslâm lağım kazmağa mübâşeret etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 292a ·
metinde göster ·
… s Nebî Tûr-ı Zeytâ'ya münâcâta varup du‘âsı kabûl olup bu bi’ri ibtidâ kendüler
kazmağa
mübaşeret edince bi-emrillâh yerden bir âb kaynayarak kuyu cirminde toprak taşr …
"Bu mahalde bir kuyu kazalım, vakt-i sabâh suyu âb-ı hayât ola, vakt-i zuhur ekşi ola, vakt-i gurûbda acı ola. Bizim harâretlerimize dermân ola. Böyle mu‘cize gösterirsen sana îmân getirelim", dediklerinde Yûnus Nebî Tûr-ı Zeytâ'ya münâcâta varup du‘âsı kabûl olup bu bi’ri ibtidâ kendüler kazmağa mübaşeret edince bi-emrillâh yerden bir âb kaynayarak kuyu cirminde toprak taşraya pertâb edüp hâlâ yedi zirâ‘ bir çâh-ı mâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y220a ·
metinde göster ·
başlar. Zîrâ bu yigirmi zirâ‘ kalın pâk türâb içinde Hazret-i Ebâ Bekir ve Hazr …
Ba‘dehu Hazret-i Nûreddîn-i şehîd şâm'dan getürdüğü üstâd bennâları Mekke-i mükerremeden cümle ehl-i fennâları cem‘ edüp Mekke ve Medîne'den ve şâm u Haleb'den niçe bin kantâr nühâs ve kalây ve rusâs getirüp ve niçe bin kantâr ve katar hadîd ve gayri mühimmât-ı cedîd getirdüp mukaddemâ Çâryâr-ı Güzîn'in inşâ etdüği kubbe-i Resûl'ü münhedim edüp bir musattah zemîn kaldıkda bizzât Hazret-i Risâlet-penâh'ın defn olunduğu hâk-i amber pâkin tûlen ve arzen yigirmişer zirâ‘-ı mekkî alıkoyup cânib-i erba‘asından handaklar kazmağa başlar. Zîrâ bu yigirmi zirâ‘ kalın pâk türâb içinde Hazret-i Ebâ Bekir ve Hazret-i Ömer ve Hazret-i Fâtıma dahi medfûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y286a ·
metinde göster ·
… yre olur ve altı ay kara olup defîne kazıcılardan kavm-i Mağâribe ilâ-hâze'l-ân
kazmağa
çalışırlar, ve's-selâm.}
"Bak yüzüme. Kaz dibimi. Âkıl kande ise mâl andadır", demiş. Bu hattı istihrâc edüp çalışan âdemlerden niçe âdem helâk olmuşdur. Âhir bu amûd dibinden su çıkup her sene altı ay buhayre olur ve altı ay kara olup defîne kazıcılardan kavm-i Mağâribe ilâ-hâze'l-ân kazmağa çalışırlar, ve's-selâm.}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y133b ·
metinde göster ·