… bir yerden bir şehre su gideceğin ilm-i hendese ile dağları yetmiş seksen kulaç
kazup anda
âb-ı hayât su var idiğin bilüp ka‘r-ı zemînde dörd beş konak yerler kazup yüzer …
Su yolların dağlarda kazıyup bir yerden bir şehre su gideceğin ilm-i hendese ile dağları yetmiş seksen kulaç kazup anda âb-ı hayât su var idiğin bilüp ka‘r-ı zemînde dörd beş konak yerler kazup yüzer adımda bir kuyu ağzı menfez açup kuyu ağzına yelken bezlerinden bâdgîrler yapup andan su yollarına rûzgâr girüp ka‘r-ı zemînde üstâdlar rûzgârda işleyüp suları bir yere cem‘ edüp murâd edindikleri yere lağımlarla ve terâzûlarla suları götürürler, acâyib ma‘rifetdir. Bunlar dahi
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 205b ·
metinde göster ·
… e derûn-ı câmi‘den çıkarup bîrûn-ı kal‘ada eski gûristânlarında bir hafr-i amîk
kazup anda
ilkâ etdiler.
Ve Sadrıa‘zam ve cümle vüzerâ ve a‘yân-ı dîvân kal‘a-i Uyvar içre seyr [ü] temâşâ-yı deverân ederek bizzât pâdişâh-ı âlem-penâh içün bir câmi‘ inşâ etmek içün tecessüs ederek cümleden ma‘mûr u müzeyyen vâsi‘ ve mükellef ve münâsib çârsû-yı bâzâr yerinde âyîn-i millet-i Mesîhiyye edecek düyûrların metîni Macarların kenîsesi cümleden binâ-yı azîm olmağile ale'l-ittifâk pâdişâh-ı âlîcâh içün câmi‘ olmasın elyak görüp ol ân bu ma‘bedgâh-ı muzlimi çirk-i şirkden ve televvüsât-ı müşrikden pâk ü pâkîze edüp zîr-i zemînlerinde olan cîfe-i murdârların cümle derûn-ı câmi‘den çıkarup bîrûn-ı kal‘ada eski gûristânlarında bir hafr-i amîk kazup anda ilkâ etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 121a ·
metinde göster ·
Ba‘dehu âhûr halîfeleri varup merhûm atı {şehîd} Çerkez'in atı önünde bir hafir
kazup anda
defn etdiler. Ve cümle halk bu ata engüşt ber-dehen etdiler.
Ba‘dehu âhûr halîfeleri varup merhûm atı {şehîd} Çerkez'in atı önünde bir hafir kazup anda defn etdiler. Ve cümle halk bu ata engüşt ber-dehen etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 66b ·
metinde göster ·
… rmaklı ağaç kapular yapmış. Bu taburun tâ ortasında bir küçük tabur-ı azîm dahi
kazup anda
avret ve oğlanları ve cebehâne ve mâl-ı hazâ’inleri koyup kamanup durur.
Ve cümle asker tarfetü'l-ayn içre küffârın taburuna çatdı. Hân hazretleri ise deryâ-misâl asker ile âheste âheste bir çapul yerden gelmede. Ammâ biz küffârı sahrâda coluguruz {râst geliriz} zann ederdik. Meğer küffâr havfinden Süd nehrine arka verüp cümle cünûd-ı anîd velîd-i pelîdiyle ol sahrâya konup üç kat handaklı bir tabur-ı azîm kazup kırk elli bin arabaların ve yigirmi bin hınto arabaların dâ’iren-mâdâr cümle kanad kanada ve tekerlek tekerleğe çitüp tabur etrâflarına arabaları dizüp cümlesin birbirlerine kalın zencîrlerle bağlayup arabaların iç yüzlerine derin handaklar kazup cümle handak toprakların dağlar gibi iç yüzlere yığup üstlerine balyemez ve şâhî topları koyup kırk yerde kûh-ı Demâvend-misâl toprakdan tabyalar ihdâs edüp durur ve yedi yerde bu tabur-ı azîme şarampavlı sarp parmaklı ağaç kapular yapmış. Bu taburun tâ ortasında bir küçük tabur-ı azîm dahi kazup anda avret ve oğlanları ve cebehâne ve mâl-ı hazâ’inleri koyup kamanup durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 113a ·
metinde göster ·